NO’LA MUHAMMEDÎ (Mersiyye) (İlahi) (video)

*

Sultan I. Ahmed’in Hazreti Peygambere Mersiyyesi

 

N’ola tacum gibi başumda götürsem daim

Kademi resmini ol hazret-i şah-ı resulün

Gül-i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir

 Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün

Sultan I. Ahmed

                                             

NO’LA MUHAMMEDΠ 

(Hz. Peygambere Aşık Ahi Kul Ahmedin Mersiyyesi)

 

N’ola başım gibi seni de taşısam

Beni hardan alan nuru Muhammedî

Gülşeninim güllerim seninle koksam

Ahmedî kul üzre yüzün Muhammedî

 

N’ola canım gibi seni de sevseydim

Beni hare sokan narı Muhammedî

Didarımın bağları seninle gülsem

Ahmedî kul üzre gülün Muhammedî

 

N’ola sözüm gibi seni de bilseydim

Beni senden alan nuru Muhammedî

Cennetimin köşkleri görüp bilseydim

Ahmedî kul üzre sözün Muhammedî

 

N’ola yarim gibi seni de sarsaydım

Beni candan eden canı Muhammedî

Cananımsın köşkleri verince gülsem

Ahmedî kul üzre köşkün Muhammedî

 

N’ola halim gibi seni de ağlatsam

Beni kuldan eden birr’i Muhammedî

Resulüsün ümmeti verince gülsem

Ahmedî kul üzre gül sen Muhammedî

 

N’ola gülüm gibi seni de dileseydim

Beni bülbül kılan gülü Muhammedî

Türkülerin neşvesi kârınca yağsam

Ahmedî kul üzre türkün Muhammedî

 

N’ola yıllar gibi seni de içseydim

Beni yorgun kılan ahı Muhammedî

Gözlerimin yaşları tövbede Hakşen

Ahmedî kul üzre makam Muhammedî

 

N’ola zikrim gibi seni de ansaydım

Beni cezbe salan şah’ı Muhammedî

Döndüğümün nirengi yıkılsa yansam

Ahmedî kul üzre ölsem Muhammedî

 

N’ola aşkım gibi senide yar saydım

Beni derde koyan aşk’ı Muhammedî

Sadıkınım mihengim yıkılsa düşsem

Ahmedî kul üzre kalksam Muhammedî

 

N’ola bilgin gibi seni de çözseydim

Beni bir de bulan dahi Muhammedî

Sorulanın şifresi verilse çözsem

Ahmedî kul üzre bilsem Muhammedî

 

N’ola halim gibi seni de sorsaydım

Beni hapse koyan hakkı Muhammedî

Mahpusların kapısı açılsa kalsam

Ahmedî kul üzre assam Muhammedî

 

N’ola cahil gibi seni de sorsaydım

Beni ilme iten “oku, Muhammedî”

Alimlerin imamı olup kıldırsam

Ahmedî kul üzre ezan Muhammedî

 

N’ola sırrım gibi seni de açsaydım

Beni ele veren yad-ı Muhammedî

Gizlerinin çırası yansa da görsem

Ahmedî kul üzre gizin Muhammedî

 

N’ola dişim gibi seni de sıksaydım

Beni sünnete koşan şer’i Muhammedî

Tarikatının yolunu söyle de bilsem

Ahmedî kul üzre erin Muhammedî

 

N’ola elim gibi seni de tutsaydım

Beni biat eden nebi Muhammedî

Hakikatının hükmünü bildir de ölsem

Ahmedî kul üzre hakkın Muhammedî

 

N’olaydı da n’olaydı hükmüm n’olaydı

Yedi düvel hükümranım hal olaydı

Resulü Zişan hükmüne ram olaydı

Ahmedî kul üzre şahın Muhammedî

 

Kul ahmed’im sultanın kim Ahmet midir

İki cihan üzre şahın gül gülşen midir

Bu adaşların Rahman’ı Rahim midir

Ümmetî kul üzre şaf’i Muhammedî

 

ilk kıta şiir Sultan 1. Ahmedin kendi şiiri olup İstanbul Sultan Ahmed meydanındaki türbe kabristanının giriş kısmının üst içe bakan tarafında beyaz mermer üzerine altuni renkte yazılı olan kıtadır. kendisi 14 yaşında tahta çıkmış, 14 sene tahtta kalıp hastalık nedeniyle vefat etmiş, 12. padişah olup 14. sırada (önceki iki defa tahta çıkış dolayısıyla) tahta çıktığı için 14 şerefeli Sultan Ahmed Camii’ni yaptırmış ve açılış ikindi namazına denk gelince cemaate dönüp “ey cemaat, içinizde ikindi namazının sünnetini ömründe hiç terketmeyen her kim var ise gelsin bu namazı kıldırsın” diye nida etmiş,

 

bir süre bekledikten sonra etrafındaki mollalar da dahil olmak üzere hiç kimseden ses çıkmadığını görünce öne geçip ” Elhamdülillah biz ömrümüz boyunca bu sünneti de hiç terketmedik” deyip imamete geçmiştir. Sultanın bir türlü namaza başlamadığını gören alimler mollalar sultana “Sultanım cemaat bekleyip duruyor, huzursuzlaştı, biraz acele edin” deyince Sultan Ahmed’in cevabı şöyle olur. “Bre Molla, siz benim kabeyi görmeden namaza duracağımızı mı sandınız” der. b

 

ir müddet sonra da namaz eda edilir. bu cami bir ihtiyaçtan ziyada Ayasofya Camii’ne kinaye olarak üstünlüğümüzü ilan etmek için onun tam karşısına yapılmıştır. kubbesi Ayasofyadan bir karış da olsa geniştir. ayasofyanın hantallılığına göre daha zariftir. konumu daha isabetli ve görünür bir yerdedir. iç direkleri de aynı şekilde zarif ve içi çini kaplama olup yabancılar “mavi cami” olarak anarlar.

Bu fakir geçtiğimiz ramazandan üç gün önce Temmuz 2011’de İstanbul’da idi ve hem eserini hem eser sahibini ziyaret edince (muhabbeti bir başka oldu mübareğin) ve yukarıdaki şiiri de görünce hemen onu not edip İstabnul-Ankara yolunda aşağıdaki mersiyyeyi kaleme almak nasib oldu. yazdırana hamdolsun.

 

 

aşık ahi kul ahmede nasibdir.

3 Ocak 2014
Okunma
bosluk

Aşktan yane

Dosttan name gelir imiş

Seni gerek seni gerek

İman ile uçmağ imiş

Seni gerek seni gerek

 

Bir gün görem seni deyu

Sefer kılsam gerek neyu

Senden yana dönsem eyi

Şeriate iman gerek

 

Elim verdim elim verdim

Elden âlâ kulun oldum

Günahları burda kodum

Kullarına tövbe gerek

 

Kerim ile Gani yazsam

Günah üste sevap versen

Ahirette bizi görsen

Tövbekara Kerim gerek

 

Yoldaş eyle iman kânı

Ahir dirsin şu zamanı

Ümmet içun birdir canı

Canlarına şafi gerek

 

Doğan bilmez ölem demez

Ömür sürer akça etmez

Ayruk durmak neden gelmez

Kaderine kaza gerek

 

Rahman ile Rahim sensin

Yananları yakmam dersin

Muhammed’e varsın desin

Yollarına uymak gerek

 

Edep gerek aşkın kula

Söz derleye dosttan yana

Meğer himmet düşmüş ola

Yeldirene rıza gerek

 

Sen yarattın Mevla elim

Muhammed’li yolda ölim

Kafir ile yakma canım

Ateşine iman gerek

 

Bile bilur günah kuldan

Tövbe yakar azdan çoktan

Şeytan ırmaz çıkmaz candan

İmanına nefes gerek

 

Muhammed’ün nuru yaşın

Göçe durur ümmet kaşın

Güller açar gönül peşin

Salatına kıble gerek

 

Derdim seni dünya kulu

Güle dönmez benli malı

Ardı sıra çöker yazı

Niyetine sorgu gerek

 

İman ile canı yazdım

Didarına gönül koydum

Senden ayrı nedir derdim

Bahasına canım gerek

 

Taşar yüreciğim taşar

Varır dost kapısın açar

Cümle ümmete nur saçar

Muhammed’e  eller gerek

 

Bilmez bilmez cahil kişi

Şeytan ile pişer beşi

Doğru derim eğri kişi

Tapasına eyler gerek

 

Arif  kişi zordan geçe

Taatları kabul gece

Eni sonu bir can vere

Cananına candan gerek

 

Sana açtım ellerimi

Uzak etme didarını

Muhammed’in yollarını

Geçtiğime halden gerek

 

Seni senle zikir etsem

Halden hale göçüp gitsem

Muhabbetten kavi düşsem

Öldüğüme canan gerek

 

Hakkın sazı beni alır

Benden geçen onu bulur

Ayruk yerde şeytan olur

Beyatına hüsün gerek

 

Ahi ahmed öldün öldün

Ölmekte bir karar kıldın

Canevine onu aldın

Cananına seni gerek

 

Ahi kuldan ahmed gelir

Ahmed ağlar ümmet gelir

Arşa yazdım aşık gelir

Aşığına seni gerek

 

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur.

22 Ekim 2012
Okunma
bosluk

Allah yoluna – 2

Haydi varalım

Allah yoluna

Doğru gidelim

Allah yoluna

 

Bir gün gelecek

Cümle ölecek

Doğru çıkacak

Allah yoluna

 

Dünya metaın

Çeker yaranın

Doğru beyanın

Allah yoluna

 

Gelen gidiyor

Giden demiyor

Kuran yetmiyor

Allah yoluna

 

Şerik koşmayam

Yolum şaşmayam

Yare açmayam

Allah yoluna

 

Gönül yareli

Yarim sürmeli

Zülfü kınalı

Allah yoluna

 

Ahmedin halı

Duttandır sazı

Gönüldür yazı

Allah yoluna

 

Derdine düşen

Aşkile yanan

Rahmandır canan

Allah yoluna

 

Kararım kati

Dönmezem sahi

Dinimdir baki

Allah yoluna

 

Emmaredir halim

Bilmeye benim

Zevk ile canım

Allah yoluna

 

Yarimin ili

Uzaktır yolu

Goncadır gülü

Allah yoluna

 

Besmele başı

İkra’dır aşı

Sözlerin hası

Allah yoluna

 

Kalemden düşer

Kuran’da yazar

Erlerde nazar

Allah yoluna

 

Salatım sana

Beratım bana

Can verdim hele

Allah yoluna

 

Kuran’ın sözü

İllallah özü

Muhammed yolu

Allah yoluna

 

Kulların Rabbi

İşlerler haddi

Tövbedir dahi

Allah yoluna

 

Kaderdir yazar

İyilik bozar

Duadır bazar

Allah yoluna

 

Muhammed ağlar

Ümmeti çağlar

Doğrusu güler

Allah yoluna

 

Yarattın alem

Bilinmendir hem

Ateştir cehlem

Allah yoluna

 

Suret-i adem

Can eyler benem

Aşk iman saram

Allah yoluna

 

Kuran sazıyla

Hakkın sözüyle

Nebi haliyle

Allah yoluna

 

Arif sorulmaz

Aşık darılmaz

Cahil sarılmaz

Allah yoluna

 

Aşka yazmaya

Cehlim yumaya

Sırrı açmaya

Allah yoluna

 

Arifi halden

Cahili sözden

İblisi şerden

Allah yoluna

 

Dostun elinden

Sabır çekinden

Varım yoğumdan

Allah yoluna

 

Nefis kal’asın

Yıkam burçların

Açar didarın

Allah yoluna

 

Yanar dururum

Aşktır gururum

Hakk’tır kararım

Allah yoluna

 

Aşkı cefadan

Canı revadan

Kalbi riyadan

Allah yoluna

 

Ahmağın hali

Salağın yari

Aşktan beri

Allah yoluna

 

Aşkı yazarım

Canana canım

Hakk’tır yaranım

Allah yoluna

 

Ahi ahmed kim

Kime miraç hem

Can verir alem

Allah yoluna

 

Gelen erişur

Giden bakışur

Canan ayruşur

Allah yoluna

 

Yare gönülde

Gönül fetada

Günah çekide

Allah yoluna

 

Emanım Hakk’a

Çerağım aşka

Günahım yana

Allah yoluna

 

Hoştur didarın

Zatı nihanın

Gayri hicabın

Allah yoluna

 

Zikir işimdir

Zelil halimdir

Varım yoğumdur

Allah yoluna

 

Melül yanarım

Zelil yiterim

Yokluk içerim

Allah yoluna

 

Yakin aşığın

Levhe yazdığın

Didar açtığın

Allah yoluna

 

Şeriat benden

Tarikat bizden

Hakikat yoktan

Allah yoluna

 

Aşkla yanarım

Canım satarım

Ümmet ararım

Allah yoluna

 

Sırrından açar

Horlanan uçar

Cehlimi yuyar

Allah yoluna

 

Dara düşürür

Aklı yitirir

Gömlek giydirir

Allah yoluna

 

La mekanda aşk

Mecnun canı aşk

Leyla mahı yak

Allah yoluna

 

Kelamla yakar

Cemale yazar

Zatını saklar

Allah yoluna

 

Gayrinden gayri

Yoğundan arşı

Zatından aşkı

Allah yoluna

 

Aşık saymazlar

Ölsem yumazlar

Baha biçmezler

Allah yoluna

 

Kulum kulluğum

Arştır çıktığım

Halktır döndüğüm

Allah yoluna

 

Hakk’ın işidir

Ümmet kaşıdır

Aşık sazıdır

Allah yoluna

 

Ümitten korku

Mihraptır şavkı

İmandır dengi

Allah yoluna

 

Altundan gümüş

Hisaptan düşmüş

Orda geçmezmiş

Allah yoluna

 

Ahi ahmedsin

Ağlar gülersin

Eller horlasın

Allah yoluna

 

Yolun incedir

İnce incedir

İnce eliftir

Allah yoluna

 

   

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur…

 

 

19 Ekim 2012
Okunma
bosluk

Ramazan coşkusu

Sensin kerim sensin rahim

Allah sana verdim elim

Topraktaki gonca gülüm

Allah sana arzu halim

              

Ramazanın rahmetiyle

Şeytanları bağlarıyla

Nefislerin ıslahıyla

Allah geldi ramazanım

                

Recepten vardık şabana

Hayır kıla müslümana

Ulaştıra ramazana

Allah nasib kıla hayrım

               

Evvelinde rahmet ile

Ortasında mağfirete

Cehennemden azad ede

Allah size affı yazdım

              

Teravihler doldu taştı

Sahurlarda uyku kaçtı

Afiyetle yedi içti

Allah verdi taştı rızkım

                 

Hatim ile namaz kılam

Ayaklarım şişe ölem

Terler ile gömlek sıkam

Allah için miraç sayam

                

Fakir görsem sevinirim

Keşke ölsem sakınırım

Yokluk ile öğünürüm

Allah aça cennet kapım

                 

İftarında fakir varsa

Bereketler dola evde

Yediğinden arta sofra

Allah kulun yazdı kerim

                  

Ramazana erdi kullar

İbadetle uçtu ruhlar

Orucumuz nefsi kırar

Allah dedi giyin ihram

                

Gönül ağlar gözden akar

Namaz kılar sütre aşar

Secde eder yakın düşer

Allah bunla eyler kelam

                 

Tövbe etti dağlar kaşı

Cümle eller horlar kişi

Dizgin elde nefsin atı

Allah vere burak uçam

                

Emmarenin isyanına

İsyan dolu hallerine

Tövbe eden dillerine

Allah yaşı gözler kulum

                  

Pişman olsam günahlara

Yaşlar varır levvameye

Yazmaz hakkın hidayete

Allah çeke kendin kulun

                 

Günahımı bohçaladım

Dürüsünü hakka savdım

Hayra döndü suçlar karım

Allah kerim kerim gülüm

                 

Levvamede ağlar gözüm

Azgın nefsi ıslah ettim

Hidayeti anda buldum

Allah kapar gözler kulum

                 

Ay parıldar gönül dahi

İhlas kılan etti karı

Muhammed’e verdi sözü

Allah ahir bayram gözüm

                

Rahmetime gir kullarım

Haslarını bağışlarım

Suçun katre rahmet deryam

Allah gülsün gül kullarım

              

Selam versin hurilerim

Cennetime gir kullarım

Bilmez kimse giz nimetim

Allah rızam er kullarım

               

Bil dedimdi evvelinde

Kul yarattım ademinde

Kim erişti rahmetime

Allah güler kul güllerim

                 

Şeytan kurdu sofrasın

Kafir yedi zokasını

Çoktur çeri tapasını

Allah yakar künhün gülün

                  

Kabil habil Nuh şamil

Söke geldi suçlar cehil

Tövbe kapında bu cahil

Allah güler af güllerim

                 

Kul ahmed’im ümmet aşkın

Söyleşirsin Allah aşkın

Ümmete Muhammed düşkün

Allah bağış kılsın gülüm

                 

Kul ahmed ağlar, gül ağlar

Muhammed ağlar nur ağlar

Ey kaçınan dağlar ağlar

Allah gülsün gül kullarım

 

 

not: bu şiir geçen ramazandan 20 gün önce Hacı Bayram camiinin bahçesinde 20 dakikada yirmi kıtası hiç karalama olmaksızın yazıldı. geri kalan 5 kıtası ise bodrum yalıkavakta a bayram kısmını yazmamışız diye ayakta 5-10 dakika içinde yazılmıştır.

bu şiiri yalıkavakta tecrübeli bir din ve ahlak öğretmeni okumuş ve 5 yerde takılmış anlayamamıştır. böyle bir anlam zenginliği olan bir şiiri bir daha yazabileceğimi sanmıyorum. hele bu kadar dar zamanda ve karalama yapmadan.

hacı bayramda şiiri yazarken diyanet işleri başkanı sayın görmez üstümüze gelerek merhasba demiş, biz de selamün aleyküm sayın başkanım diye yüksek sesle doğru selamı kinayeli olarak söyledik..hayırlara vesile olur inşaallah..

lütfen bu şiiri dikkatli okuyunuz…

 

aşık ahi kul ahmede nasibdir

19 Temmuz 2012
Okunma
bosluk

Dağlar güzeli (Koşma)

Başına sarar buğulu dumanı

Kaşına çekermiş karını dağlar

Döşüme söyler tövbesiz gümanı

Günaha yazarmış bahayı dağlar

.

Yörük yaylasında yar yaylakladım

Şart eyledi bey tuza çuvalladım

Ar eyledim elden can pazarladım

Canıma yazarmış bahayı dağlar

.

Yağmurun bitmezmiş ağıt sayarım

Yel estikçe rayihalar kokarım

Lale sümbül gül bülbülüm öterim

Derdime yazarmış bahayı dağlar

.

Yağız ata bindim vurdum dağlara

Çifte suna sardım çöğ kucağıma

On gardaşı mavzer saldı sırtıma

Kurşuna yazarmış bahayı dağlar

.

Bağlarını anam babam işlesin

Yaylalarda nazlı yarim boylasın

Bir cerene sadak saldım düşmesin

Nasibe yazarmış bahayı dağlar

.

Yükseğin erişilmez ne zalımsın

Eteğin yarime yurt hoş çemensin

Söylenir Kuran’da yürür kazıksın

Kelama yazarmış bahayı dağlar

.

Bağrında kimler yatar aşk neferi

Şirin için Ferhat deler dağları

İman olmasaydı naçar dağlayı

Allah’a yazarmış bahayı dağlar

.

Benden selam eylen kaşı kemane

Kaçıp kaçıp yüreğimi döyene

Yükseklerde otağ kurmuş gelele

Börüme yazarmış bahayı dağlar

.

Erenler söyleyin biz de bilelim

Gönül düşen yar el olmaz belalım

Kelamı kadim der güzel sevelim

Aşığa yazarmış bahayı dağlar

.

Kışın bürün yazın aç perçemini

Güzeller suyundan içer nazlarını

Koç yiğitler su başında sunasını

Kaşına yazarmış bahayı dağlar

.

Efelerin yurdu musun yüksekte

Kaç kızanla bekler oldun Belek’te

Haraç salmış zalimlere dölekte

Ödüne yazarmış bahayı dağlar

.

Gider de yol üstüne otururum

Şeytan’la bazar eyler bölüşürüm

Saf kulu Hakk’a çeler sekinetim

Kafire yazarmış bahayı dağlar

.

ahi kul ahmed de ölse ölünür

Sevda bir ateştir dağla ölçülür

Aşk-ı iman yeldirdiğim kaşıdır

Kalbime yazarmış bahayı dağlar 

 

.

şart: yörükler kız isteyen yiğite ağır şartlar koşarlar.

tuza çuvallamak: tuz çuvalını ovadan yaylaya belli bir vakitte çıkaramadığı için çuvallamış, yani şartı yerine getirememiş oluyor.

ar eylemek: bu mahcubiyetten utanmak

can pazarlamak: şartı yapamayınca yayladan ayrılıp yarinin ve herkesin yanında ve yarinden umutsuz kaldığı için intihar edip canını karşılık olarak vermek. (bunun filmi yapıldı, Türkan Şoray oynadı-yer Toroslar- Yörük yaylaları genellikle oralardadır.- ayrıca annem de yörüktür)

mavzer: çanakkalede de kullanılan koldan sürmeli tek tek atan uzun harp silahı.

sadak: içinde 10 tane ok bulunan yuvarlak kutu.

-Dağların Kuran’da yürümesi ve yeryüzüne sağlamlık için kazık oldukları iki ayrı ayette yazılıdır (en doğruyu Allah bilir)

kelam: Kuran sözüne denir.

Ferhat gerçekten imanla dağları delmiştir. Kırşehirdeki kaleyi de bu kardeşiniz boydan boya delmişti – Batıdan doğuya doğru- Allahü alem- Bunun anlamını şöyle yorumladı bu fakir: zikir üç türlüdür. 1- dil ile zikir 2- Kalp ile zikir 3- Amele, işe, ahlaka, harekete dönüşmüş zikir.. işte bunlardan üçüncüsünü yapamazsanız düşman başınıza bombayı yağdırır durur. bu zikir her türlü ilerlemeyi ifade eder. işte bize iman gücümüzün çok güçlü olduğu bir dönemde (sanırım 1995′ten sonraydı) nasib edilen bu güzel olaydan, ”delmeyi” bir harekete dönüşmüş zikir, batıdan doğuya doğru olmasını ise Batı’nın tekniğini ele geçirmeyi, tekniğini almanın mesajı olarak algıladık. ancak bunun içinde laiklik ve benzeri sosyal kanunlar yoktu. sonuç ise: imanla bu iş olduğuna göre İSLAMLA BATININ TEKNİĞİNİ ALINIZ OLARAK ALGILADIK bu olağanüstü nasibi.

Aynı konuda Sultan I. Abdülmecid bir yabancı heykeltraşa bir heykel siparişi verir ve bunu yüksek bir kaide üzerinde İskenderun’a yönü Doğudan (arkası) Batıya (önü) olmak üzere planlamıştır. Yani Doğu olarak biz, siz Batı’yı aydınlattık demek istemiştir aslında..Fakat ömrü vefa yetmeyip de ölünce yarısı tamamlanıp parası da ödenmeyince heykeltraş tutar Amerika’lılarla anlaşır ve tamamlayıp onlara satar. heykel oldukça büyüktür ve gemi ile Amerika’ya, New York’a götürülüp Osmanlı’da I Abdülmecid’in düşüncesinin aksine, arkası Batıya önü doğuya olmak üzere dikilir. bunun anlamı Doğu bizi aydınlatmadı, biz batı olarak doğuyu aydınlattık demek istemişlerdir böylece. ve o heykel bugün New York’ta dikili olan HÜRRİYET HEYKELİDİR. bu heykel dava edilerek Amerika’dan alınabilir kanaatindeyim. itiraz edebilecek resmi veya özel şahıslara duyurulur…  

-dağla ölçülür: sözünde iki anlam vardır. birici mana hakiki dağ olup, yüksekliğin verdiği zorlukla sevdanın ölçülmesi olduğu gibi ikinci manası: dağlamak, ateşle dağlamak kastedilmiştir.

 

 

 

 

 

ahi kul ahmede nasibdir

19 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Zalim imamı ahi kul ahmedin hicvi (yermesi)

Kızgın Aşığın Hakk Ateşi (Hiciv şiiri)

 

Ey imam, işlersin günah, yoktur pişmanın

Hem sufi görünür postta yoktur çerağın

Bey imam,  geçirdin ömrü giryan olmadın

Hem sufi görünür, postta yoktur çerağın

 

Ey İmam, daima işin gaflet iledir

Hem tesbih elinde, hem dil gıybet iledir

Bey İmam, selle-i çilpeç nefs ket iledir

Hem sufi görünür dostta yoktur metaın

 

Ey İmam, isyanın aşar saflık serabın

Hem takva eyleyip abid kılsan namazın

Bey İmam  mahşerde düşme yalan ağıtın

Hem sufi görünür, dosta yoktur nazarın

 

Ey İmam, geceler kalkıp kan-ı revanın

Hem cefa çekerek, belin sağlam bağlasın

Bey İmam, severek söyle lafz-ı Celalin

Hem sufi görünür, dosta yoktur nihanın

 

Ey İmam, işlersin kibir riya kazancın

Hem ah-vah edersin dilde mağrur nidaın

Bey İmam, verirken can-ı nur mu imanın

Hem sufi görünür dosta yoktur amelin

 

Ey İmam, neylersin evde sufi işin yok

Hem sufi neylesin, halka vere aşı yok

Bey İmam ağlarsın, damla dahi yaşın yok

Hem sufi görünür dosta yoktur ağıtın

 

Ey İmam, sufilik eyler, kapı umudun

Hem bir şey gelir mi deyu kişi gözlersin

Bey İmam, Allah’ın lanet çarhı takarsın

Hem sufi görünür dosta yoktur emanın

 

Ey İmam, sufiyim dersin hani figanın

Hem aşk-ı surh’un, gözün yaşın suların

Bey İmam, mürşid-i kamil hani yolların

Hem sufi görünür dosta yoktur tebaın

 

Ey İmam, yürürsün gamsız, tesbih elinde

Hem mağrur oluptur, dünya dini ahirde

Bey İmam, korkasın Hak’tan şimdi huzurda

Hem sufi görünür, dosta yoktur sevabın

 

Ey İmam dünyaya postu serdin nihayet

Hem dahi zahirin, dünya batın sadaret

Bey İmam, habersiz ezel geldi nihayet

Hem sufi görünür, dosta yoktur cevabın

 

Ey İmam, tesbihle halkı boyar, sufisin

Hem dahi nefsine mağlub olmuş birisin

Bey İmam, kulluğun Hak mı, yazın küfisin

Hem sufi görünür, dosta yoktur yazanın

 

Hey İmam, yalnızca Allah tavrın ubudet

Hem dahi zübde-i alem içre şuhudat

Bey İmam, günahlar hata mahcub melamet

Hem sufi görünür, dosta yoktur tevbesin

 

Ey İmam, muhabbet sür de ol’ver divane

Hem dahi geçesin mal-mülk ev-bark avare

Bey İmam, kim Allah derse ol’ver pervane

Hem sufi görünür, dosta yoktur sabırın

 

Ey İmam, bizar ol şeyden aşka davacı

Hem uyku terkeyle, gece aşka duacı

Bey İmam, dertsizler yanmaz aşka metacı

Hem sufi görünür, dosta yoktur sefaın

 

Ey İmam, sufilik kolay değil neylersin

Hakk Rasül sufidir, dünya malı peylersin

Ey dünya sevenler insan değil neylersin

Ey İmamoğlu  dostla yoktur hoşluğun/ bilesin

 

Bu şiir adı geçenin böyle olduğu anlamında bir şey değildir. Elbette kimsenin kalbini yarıp bakmadık. Ancak aşıklar meseleleri hicvederken nefsi gailelerle hareket etmezler. Hiciv yapabilmek gerçekten zülfi yare dokunmadan hele bunu yapabilmek zor, beceri ve biraz da nasib işidir. Nitekim hicvi bu şiirde kişisel bir ifade olmadığına dikkat edilmelidir..  Kişinin karşı cevap hakkı elbette vardır ve adresimiz bellidir, mahkemelerde dava dahi açabilir. Ancak o bize 2000 kişinin önünde yüklenirken bizim sadece 3 yerde bu hicvi yaptığımızı da unutmamalıdır.

 

Yazının sert olmasının asıl nedeni ila-i kelimetullaha dokunulmasından dolayıdır. İkinci sertleşme nedeni ise bu hatayı yaklaşık 2 000 müslümanın huzurunda yapmasına rağmen artık bunun aynı ve aynı sayıda kişiler nezdinde düzeltilmesinin hemen hemen imkansız olmasından dolayı biz de haklı olarak 2 000 kişilik bir sertlikle yüklendik. Kastımız bir haksız yargılama da bizden olsun anlamında bir şey değildir. Sadece yaptığı zulmü bir de kendisi hissetsin ve bir daha uluorta, kendisine emanet verilen borazanı yanlış kullanmasın demekten ibarettir. Bizler, bize zulmeden hiç kimseye hak talebinde bulunmayız. Bu kardeşimize de şahsi haklarımızı huzurunuzda helal ve hoş olsun diyoruz. Ancak ila-i kelimetullaha dokunan zulmü bizim affetme yetkimiz olmadığını bilmekle bildirmekle beraber ona ahreti için dua ve kısmet olursa gözyaşı dökmek de isteriz. Bu perdenin sonunu şöyle bağlayalım isterseniz:

 

Aldım çaldım yere yıktım lakin gülümdür

Her bir ümmet aşk-ı ahmedin hoş dalıdır

Seni de ümmet yazdım lakin pek acıdır

Ey İmamoğlu dostla yoktur mahbubun /  bilesin

 

(ÖZET: ANKARA – Kızılay Metro camiinin dışındaki koridorda, bir hafta tevhid, bir hafta tevessül, bir hafta sosyolojik hiciv yazısı dağıttığımız için sayın imam efendi son cuma hutbesinde, kim olduğumuzu ve ne yazdığımızı ve nasıl dağıttığımızı araştırmadan 2000 kişilik halkın huzurunda hutbede bize çok ağır ifadelerle yüklenmiş ve halkı güvenlik kuvvetlerine başvurmalarına kadar kışkırtmıştır. bunun üzerine aşağıdaki mektup aynı şekil ve yer olmayabileceği için ağırlığı artırılarak yazılmıştır, ve kendisine, çankaya müftülüğüne ve diyanete gönderilmiştir. en doğruyu ALLAH bilir..)

 

 

Sayın Başkan veya sayın ilgili, (DİYANET, Çankaya Müftülüğü, Metro Şeyh Şamil Camii İmamı’na)

Aşağıdaki mektubu Metro içindeki Şeyh Şamil Camii imamına yazmak zorunda kaldım. Şüphesiz içinde bahsedilen konuda kusursuzluğumu iddia etmek için bunu kaleme almadım. Kusursuz olan Cenab-ı Hak olup kusurlu olmaktan da hoşnut olduğumu belirtmeliyim. Ancak konu yüce dinimiz ve onun muhterem tabileri olan Müslüman kardeşlerimiz olunca bu hataları en aza indirme sorumluluğu insanı tedirgin ediyor iyi ki…

Sizden ricam şudur..

Aşağıda anlatılan konuda gerek bana ve gerekse muhterem imamınıza önce prensibler dairesinde sonra da yapılanları tetkik tahlil ve düzeltme ile hatta uyarıdan daha ciddi uç sert ifade ve uygulamaya kadar görüş yorum ve tedbirlerinize talepkar ve itaatkar olduğumu kendi adıma bildirme isterim. Maksadımın kimseyi yormak veya cezalandırılmasını istemek olmadığının anlaşıldığını ve buna göre gereğini ümid ve arz ederim..

Şahsi Sitemiz: ahikirsehir.com (iletişim ve özgeçmiş- site içindedir.)

Tel. 0 507 7011025

 

Ey İmam Efendi, (Şeyh Şamil Camii İmamı)

Hep sazı diyanetin sazından mı çalarsın, Allah’ın sazının tek temsilcisi diyanet midir?

Bir başkası da ehil olup bu sazdan çalmak isterse onu Allah’ın bahçasından mı kovarsın,

Önce onu tuu kaka ilan eder sonra güvenliğin şerrini mi üstümüze salması için cemaati mi kışkırtırsın sana borazan verildiği hutbe-i amire’de?

Hele bir de ümmet olun şarkısını hasbel kader söylemene rağmen, bu sefer bir tek  tartışılabilir bir şikayet yüzünden, kin duyarcasına,  gözü kara bir şekilde bütün hışmınla ümmet kardeşliğini de terk edip “bizim o kişiyle alakamız yok” da diyerek bizi ümmeti muhammedin dışına çıkarman yok mu? Bravo doğrusu…kalbimizi yardın baktın ha.. sahabeye Rasulüllahın dediği gibi.

Hutbe sırasında “koluna tutuşturulan  kağıt” ya bir Kuran olsaydı? Ya kuran cüzü olsaydı? Ya Allah’a hoş gelen bir İslami yazı (Umudumuz budur) idiyse? Hiç mi bu kişi kim ve verdiği şey ne diye araştırmadan yargılamak sence Kurani bir hareket mi oluyor? Yoksa ben kuran okur fakat kafama göre yaşarım mı diyorsun çoğu cemaatin yaptığı gibi.

Üç ya da dört haftadır değişik sayıda (550-1500) arkalı önlü tek bir kağıt dağıttığımız doğrudur.  İlla eleştirmen gerekiyorsa yalnızca hutbenin dinlenmesinin farz  olduğudur.  Üstüne farz olmayan boyutlarınıda dahil edip cemaati üstümüze ateşlemenden doılayı seni Allahın ödüllendirmeyeceğini fakat ismini anmak istemediğim varlıkların seni öpeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Dini olmayan bir kağıdın cami uzantısında dağıtılamayacağını bu yaş ve bu bilgi seviyene göre zaten bilmen gerekmez mi? Burada iç çamaşırı reklamı mı yapıyoruz ki böylesine zalimce bütün hiddetinşle cemaati ateşledin üstümüze. Halbuki yapğacaksan bu ateşlemeyi küfre yapman gerekmez mi? Yoksa bizi de küfürden mi görüyorsun? Sana biraz da “cehalet” sunsam eminim reddedeceksin peşinen. Ama o seni kovalayacak elbette…

Bu  dört hafta dağıtımdan sadece birinde, yüksek tutarda çıktı aldığımız için makine süratindeki gecikme dolayısıyla geç kaldık ve sessizce hutbe sırasında kenardan tahmini onar tane verip geçtik. Okumak isteyen gençlere de tekrar dönüp o kağıtları katlayıp ceblerine koymalarını sessizce el işaretiyle anlattık.

Son haftada ise ezandan yaklaşık yarım saat önceden gelmemize rağmen cemaatin gelmediğini görüp zorunlu olarak gelmelerini beklemek zorunda kaldık. Cemaatin aktif geliş saati çalışıyor olmalarından dolayı sanırım son on dakikada geliyorlar. Bu demektir ki dağıtım için sadece 10 dakikanız var demektir.  İşte geçtiğimiz hafta hutbeye hemen hemen hiç isabet etmedi dağıtım saati denilebilir. Ama sizin zehir zembereğiniz hutbeye isabet etmeyen haftada  başımıza indi haksız olarak.

Konuştuğundas O zaman hutbede borazan senin elindeydi. Ama şimdi benim elimde. Lakin sen 2000 kişinin içinde haksızlık yaptın ve günahın katlamalı. Ben adalete seni davet ediyorum lakin okumayan ve dinlemeyen sadece bir kişi. O da sen..bu farkın zulmünü nasıl gidereceksin bakalım.

Sıkı dur bakalım..  buram buram şeriat makamı koktuğuna ilişkin üç beş kelam eyleyelim..

Birkaç ay önce hasbel kader müezzinlik yapmıştım da amenerrasülüyü  biz okuduk diye kalkıp “benimle yarışma” diye camiye gelen bu cemaati “Kuran okuduğu için” haşlamıştınız. Halbuki imamlık ve Cuma imamlığı dışında kimin Kuran okuyacağına ilişkin bir devlet tamimi de yoktur İslami bir belirleme de. Sadece ehil olma esası vardır.  Artık biraz da ehil sayılalım.

Siz namaz kıldırmakla bunu da kurasn okumayı da kendinize hak çıkarıyorsunuz. Bu konuda bir tamim genelge vs varsa lütfediniz bize de haddimizi bilelim.. elini yüzüne sürerken yavaş kaldığınızdan dolayı müezzinin kuran okuması, her nasıl sa  sizin nazarınızda abes oluyor. Kuran okumak nasıl abes bir davranışa dönüşüyorsa islamda? Okunan kuranı sizde elbet dinlediniz. 6 ay sadece hurufat çalışan imam hatip mezunu 100 islami araştırma makalesi yazıp yayınlamış risaleler yazmış 5 tane kitap çalışması olan birisi, herhalde sizden gelecek “ehil değilsiniz” suçlamasından da beri olmalıdır, değil mi?

Bundan birkaç ay öncesinde de biraz daha tevazulu olarak bir sahifesi İslami, bir sahifesi de bu aşık kardeşinizin (Hem şiirini kendi yazar hem yazdığını söyler) tasavvuf şiiri olarak dağıtmıştım da taaa kapıya kadar gelip zatı alileriniz de ondan bir tane arzu ifadesiyle beraber almıştı. O zaman böyle bir yasak her ne hikmetse hiç aklınıza gelmemişti.. biz bugün kötüysek o gün de kötü olmamız icabetmez mi? Eğer o gün iyiysek bugün de iyi olmamız gerekmez mi?

Bu tavır farklılığı, sizin karar yetersizliğinizi, şikayet edenlerden dolayı, gerçeği araştırmadan, soruşturmadan ulu orta cemaate hoş görünme zaafınızı göstermiyor mu? Hem de neleri yıktığının farkında olmadan. Siz gerçekten adalet dağıtabilecek bir basirete sahip görünmüyorsunuz imam efendi. Yetkim olsa anında sizi işten atarım. Çünkü bu davranış halka şirin görünmek adına dine zarar veriyor. Ama merak etme diyanet cemaatin olup dinin olmadığı için senin gibilerin daima alnından öpülecektir. Ahretine ben ipotek koyamam elbette. Sadece senin yeri,nde bir yükle ahrete gitmek istemem o kadar..

İşte yukarıdaki tavırlar açık bir şekilde sizin ŞERİAT makamınızı gösteriyor desem yine bana bir söz tokadı atacaksınız eminim. Şeriatçılar zaten öyle yapar.

Malüm hikayedir, abdest alanlardan ilkine ensesine bir tokat vurulunca o da döner ona bir tokat vurur. Ne farkınız varsa bundan bize iletin bakalım. Biz sizin gibi tek taraflı, yargısız infaz yapmayız.  Aslında bu basit bir adalet kuralı değil mi? Sadece yapacağın biraz bilgi ile olayın aydınlanmasını sağla ve iki tarafı dinle.. hepsi bu..  bunun için alim olmaya, imam efendi olmaya gerek yok ki.. ortaokul bilemedin lise talebesi bile birazcık tarafsız davranması halinde işin içinden çıkabilir.. hepsi bu..

Bu belirlemeden sonra işte şeriat makamında olduğu için ne yaptığını bilmeyen siz zatı muhtereme, yaptığının anlamını ve nereye gittiğini ve ne sonuçlar doğurduğunu anlamanız mechul olmak üzere anlatmaya çalışalım bakalım….

İlk olarak diyanetin devlet örgütü içinde ve halife konumundan uzak olmak üzere (en üst makam) orta alt bir makamla temsil edildiği, ve anayasada özellikle laikliğe aykırı söz ve davranışlarda bulunamayacağına ilişkin iki ayrı önemli madde bulunmaktadır. Bu şartlar altında diyanetin kritik mevzularda genellikle susmayı tercih ettiği de bilinmektedir, biraz aklı başında İslami bilgi ve şevke sahip birisi bunu bilir ve anlar zaten..

Bu örgütün kuruluş ve devlet içine alınışı iki yönden önemlidir.

Birincisi diyaneti “tek ehil makam” göstererek islamın öngördüğü cemaat , ümmet , gayret vasfını, diğer alimleri ve ümmeti dışlayarak seslerini kesmek ve zaptı rapt altına almak..

İkincisi de kafese giren kuşları istediği gibi yolmak.biçimlendirmek, kendi doğrularını bu kuruluş vasıtasıyla empoze etmek (istenilen sesin çıkmaması bile bir nevi özelliklerini azaltmadır).

Dolayısıyla diyanet bu iki fonksiyona bilerek veya bilmeyerek alet olmaktadır denilebilir. Bunu biraz merhametli olmak gerekirse kısmen diyelim ve bir açık kapı bırakalım…Elbette herkes suç işliyor diyemeyiz ve haksızlık yapamayız. Belki de onlar diyeceklerdir ki bu şartlar altında ancak bu kadar yapabiliyoruz diye bir mazeret de ileri sürebilirler beklide. Bu noktayı elbette bizler yargılamayız. Ancak şekil ve bazı göstergeler de ihmal edilemezler.

Şimdi gelelim bu makasta sizin yaptığınız ne anlama geliyor.

Sizin adaletsizce bizleri sormadığınızı atlayalım. Geriye eh kısmen ehil sayılabilecek bir kardeşinizin İslam adına cebinden para da harcayarak (borç içinde olmasına rağmen geçen hafta 1 500 çıktı maliyeti 75 tl dir) yaptığı Müslümanları dökümante etme çabasına  DARBE vurdunuz açıkça..  Böyle bir gayretin adı islamda cihad sayılmaz mı? Diyanetin  kontrol demeyim ama sınırlarının dışında temsili olarak her müslümanın cihad etmesi ya da emri bil mağruf nehyi anil münker yapma mecburiyetine zatı alinizin engelleyerek eh belki biraz da günah işlemiş sayılmaz mısınız?

Unutmayın ki siz yalnız benim İslam mücadelemin en etkili yeri olan 2000 kişiye ulaşmamı engellemekle kalmayıp bu 2000 kişide de diyanetin imamının dışında hiçbir İslami yazı, konuşma, sohbet, kağıt dağıtımı yapılamayacağını da ilan etmiş olmuyor musunuz? Çünkü borazan sizde, hutbeyi siz okuyorsunuz, ve hutbede zulüm yaptığınızda aslında bir müslümanın size bağırması gerekirdi.  Çünkü farz olan dinleme, zulüm yapıldığı ya da zalim savunulduğu anda biter, isyanın başlama anıdır o. Ancak siz bunları daha önceleri anlatmadığınız için Müslüman neye itaat edeceği ile neye bağıracağını bilemiyor diyanet kontrolü dolayısıyla. Çünkü DİN ANLATILMIYOR; DİNİN İTAAT KISMI ANLATILIYOR SADECE: HALBUKİ İSLAMDA HOŞGÖRÜ DE VARDIR; HORGÖRÜ DE:  HORGÖRÜ KALSIN HOŞGÖRÜDEN BAHSEDELİM DE AMAN NE GÜZEL GEÇİM OLSUN, SUKÜNET OLSUN DERSENİZ İŞTE BU OLAYDAKİ GİBİ SEN ZULÜM DE ETSEN HERKES SENDEN YANA ÇIKIYOR YANLIŞ BİR ŞEKİLDE.

O konuşmanızdan sonra toplu olarak duvar kenarına hem de toplu olarak bırakılmış yüzlerce kağıdı yerlerden tek tek topladım hem de üstlerine basılmış çamurlu olarak.  Halbuki önceki haftalardan beni şahsen tanıdıkları için ellerini taa uzaktan uzatarak isteklerini belli bile ediyorlardı aslında. YANİ SENİN ŞERRİNİN, DÜŞÜNCESİZ YETİŞTİRİLMİŞ İSLAMIN HOIRGÖRÜSÜNÜ BİLMEYEN HALKI ETKİLEMESİ DOĞRUSAL BİR KORELASYON OLARAK KAÇINILMAZDI BÖYLECE.  Namazdan sonra son sünneti bile kılmadan giden Müslümanlar yanımızdan geçerlerken bizi tanıdıkları için, üç beş lüzümsuz kelamı sanki suç işlemişiz gibi bize suratımıza çarpmaktan geri de kalmadılar. Bu demektir ki islama değil de sana itaatkar cemaatine, bize  biraz daha fazla verip veriştirseydin, önce dövmekten belki de biraz radikali bıçaklamaktan bile geri kalmayabilirdi.  

Bunun bir diğer anlamı hem sizin yönünüzden hem de halk yönünden emri bil mağrufun ters çevrilmesidir denilebilir kuvvetle. Sizde, halkın bir kısmı da, emri anil münker, nehyi mağrufa yöneldiniz desem ağırınıza gider değil mi?. İşte bu da Rasulüllah sav efendimizin bilinen hadislerinde buyurduğu  bu günleri de göreceğimize olan ifadeleriyle örtüşmüyor mu?

Sizin bir gün olsun İKRA emrine ilişkin oturduğunuz yerden bir hadis söylediğiniz oldu mu? İşte sizin gibi şeriat ehlileri bu Müslümanları cahil bırakıyor. Ondan sonra kendisi memur (Müfettiş) olduğu halde aman bir müslümanı uyarayım diye kıçını yırtan, bütün gücünü mali, ilmi, canını, Allah ve Onun garib dinine yöneltmiş ve kullanan bu acizin de üstüne üstlük yolunu kesiyorsunuz!!! Halbuki bir duyan olsa benim mesleğim bile tehlikeye girebilir. Üst düzey bir konumda çalıştığımı biliyor olmalısınız. Büyükçarşıdaki camide üç hafta arayla cumaya diyanet imamı gelmedi. Ne olacaktı. İki aydır zaten vakit namazlarını bu aciz götürüyordu. Atama yoktu çünkü. İlk hafta imam gelmeyince çıktım ve görevimi layıkıyla yaptım. Cuma Müslümanları başkana şikayet edince başkan sorgulamak istedi. Bu fakir ona da sana yazdığı gibi zehir zemberek hem yazdı hem yüzüne bir tek küfür etmediği kaldı. İşte bu Allah için bir karşı çıkıştı. Normalde Cuma imamlığı izin gerektirir. Fakat 1000 kişinin de bir fitneye gittiğini bir düşün bakalım. İşte basiret burada lazım. Üç hafta sonra imam gene gelmedi çıkıp gene yaptım. Hem de bir hutbe de cemaatin 5 vakit namazı, sünneti kılıp dua etmemesi, ve beş vakit kılanların bilgi ihlas ve şuuru üzerine irticalen ilave ettim. Herkes de kıçının üzerine oturdu. En son başkan “senle baş edilmez” demek zorunda kaldı. İşimde ise asla isyankar biri değilim. Burada ise dini aşağı düşürmedik o kadar.. sen ise din adına müslümana saldır…

Sonuç. Allah size evvela tövbe nasib etsin. Bu biiir.. Ben sizi elbette ümmetten çıkaracak yetkide değilim, lakin bir soran olursa ümmetin acısı budur demek zorunda kalabilirim. Bu da ikiii.

Geçen hafta dağıttığım yazı iki sahifelik, osuruk edebiyatıyla ilgili hiciv yazısıdır. Allah bilir bu sözdeki mana kuvvetini anlamak yerine cahillerin dediği gibi osuruk yazısı ayıp değil mi der çıkarsınız artık. Gönderiyorum, üüçç.

O yazıda site adı ve onun içinde iletişim ve özgeçmiş yazısı gereken şahsi bilgileri arzunuz halinde size sunacaktır. Bu dööört.

Artık selam vermemem grerektiğini anlıyacağınızı umuyorum. Sizin imametinize de zorunlu kalmadıkça gelmemeye çalışıyorum. Bundan kelli..

Sizin hutbenizde sahanda yumurta falan yok..  zulmü, iyilik ile aynı kapta pişiriyorsunuz.  Din anlatılmak isteniyor yarısı anlatılarak, fakat şevki yok şevki yok. Usturuplu, yakışıklı konuşmayla bu işler olsaydı, boyu posu yerinde sokakta bir sürü adam geziyor, onlar insanları daha çok etkilerdi.

HAL EHLİ OLMAK GEREKİYOR İMAM EFENDİ, HAL EHLİ.  İşte o zaman çifte sarılı yumurtalar “ALLAH” zikriyle pişer ve herkese de yeter…

ALLAH selamet versin sana da bana da… sana senin yaptığından, bana da benim yaptığımdan versin selameti, unutma ki, kişi yaptığının esiridir.  

 

 

Aşık ahi kul ahmed

(Ahmet Atik)

 

 

 

DAĞITIM

-Diyanet İşleri Başkanlığı

-Çankaya müftülüğü

-İlgili Ş. Ş. cami imamı

 

 

 

  

 

13 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Elif

Ben bir elif olsam başa

Kim hu dokur önden sona

Bir güzelce sunar Hakk’a

Hediyemi bilmez imiş

 

Ben bir aşk-ı elif kulum

Hakkın zatı arar kelim

Gayri olmaz O’nsuz ölim

Gördüğümü bilmez imiş

 

Güle yazdım elif bilmez

Baha kılsam nazın çekmez

Eller ile dirlik düşmez

Dostluğumu bilmez imiş

 

Yollar elif diye uzar

Baştan uca eğri gider

Ben bir yolcu olsam eğer

Muradımı bilmez imiş

 

Elif tekdir teke gider

Cana vursam uçar gider

Ben bir aşık olsam eğer

Çaldığımı bilmez imiş

 

Elif diye söyler sözüm

Ba’dan yana inler sazım

Aşık olan ağlar gülüm

Gülşenimi bilmez imiş

 

Kimler elif elif diye

Elif için canlar vere

Damdan düşen kullar öle

Öldüğümü bilmez imiş

 

Kullar ağlar elif içun

Elif olan kullar uçun

Saki olsam Rahman içun

Çakırımı bilmez imiş

 

Birim birdir elif birden

İki ben’dir sayar elden

Çalsam kapın yine senden

Kulluğumu bilmez imiş

 

Hakk’tan gayri bilmez kulum

Gayri desem yansır eşim

Hakk’ın zatı uğraş gülüm

Bazarımı bilmez imiş

 

Elif ba’ya er mi durur

Ba’yı Hakk’ın sazı bilir

Elif ba’sız ne mi olur

Hazanımı bilmez imiş

 

Eliflerin bostanıdır

Aşıkların destanıdır

Nazargahi ilahidir

İrfanımı  bilmez imiş

 

Elif benim sırrım yazar

Tövbe etsem ben’i düşer

Teke düştüm ölsem yeter

Yokluğumu bilmez imiş

 

Hakka çaldım elif sazım

Baha oldum candan geçim

Ben bu söze sırlar biçim

Açtığımı bilmez imiş

 

Sahralarda elif gezer

Çöller aşıp fizan düzer

Kaftan öte anka uçar

Mekanımı bilmez imiş

 

Musa oldum Turda elif

Yaka durdu nurla elif

Kelim deyu yazmış elif

Türabımı bilmez imiş

 

Rahman deyu yazar elif

Günah deyu kızar elif

Ölçe dursam kullar elif

Kendileri bilmez imiş

 

Kul ahmedim kullar aşkın

Elif yaz ki dünya düşsün

Muhammed’e ümmet yazsın

Eğriliği bilmez imiş

 

ahi kul ahmede nasibdir.

2 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Rasulüllah (sav) günahsız olduğu halde neden estağfirullaha devamlı devam ediyordu?

(Özgeçmişimize yorum yapan bir okuyucuya cevaptır)

Sevgili Hülya Hanımefendi, iyi ve hayır dualarını arşu alada görür gibi oluyorum. çünkü sen bana aşık değilsin, sadece tatlı bulduğun bir yaşam hayır noktasında ağır basınca senin kalbini çaldı.
keşke bu çalan ben olsaydım bu güzelliklerin devam ederek değişmesi ve artması daha önemli bile sayılabilirdi. senin tavrına göre hep ısıtıp ısıtıp kendi önüne getireceğin bir temcit pilavıyla idare etmek zorunda kalacak ve hiç yenilenmeyeceksin. elbette bu bile kötü sayılmaz zaten.

Fakat bir de şöyle düşün.. Peygamber efendimiz her gün 70 veya 100 defa tövbe ettiğini söylüyor. sana göre ismet sıfatı bulunan(Günahsız) bir peygamber ne diye tövbe etsin. elbette ümmetine bir örnek olma mecburiyeti yanında Allah tövbe ederek yüceltme ve bir miktar hatanın kabulü ile Allahı yukarıda tutma, yüceltme davranışı da olabilir belki.

Bir de şöyle düşün. Peygamber efendimiz iki gününün hiç eşit olmadığını ve sürekli makam çıktığını alimler söylüyorlar. işte buradaki ince nokta Hallacı Mansur’un gelip gelip de durunca sarhoş olduğunun aksine o hiç durmadı.

O halde sürekli çıkmak demek bir alt veya aşağı makamdan bir yukarı ve yüksek makama çıkmış olmuyor mu? o zaman yeni çıktığı daha doğru ve kamil ise önceki aşağıda olan daima düşük ve eksik belkide bir miktar hatalı sayılmaz mı? işte bu eksiklik bir estağfurullah gerektirmez mi? gerektirir elbette.

İşte onun için o güzel peygamber her çıkmasında daha güzelleşiyordu ve kamile gidiyordu. gelelim son noktaya… vakit tamam olup da Azrail aleyhisselam gelip izin isteyince şu soruyu ona sordu. Ya Rasulüllah Cenab-ı Hakkın yanı olan Refiki Ala’yı mı istersin yoksa bu dünyada bir müddet daha mı kalmak istersin   dedi.

Onun cevabı gökyüzüne diktiği gözlerde yatağında Refiki Ala’yı ameli olarak işaret ediyordu. neden bu tercihi yapmıştı. neden çok merhametli olduğu ümmetini hiç düşünmeden bırakıveriyordu?  birincisi Allah’a onun güzel isimlerini güller ile ördüğü sevgilisi hatırına ümmetini sevmişti. bu işaret ümmete de Allah’a uğramadan kullara uğramayın anlamında da bir işaretti aslında….

ikinci unsur ise dedik ye artık çıkacağı bir üst makam kalmamıştı. o adeta son noktada bile olsa durursa ümmete bir kemal seviyesi bildirmiş olur ki bu artık siz<de kemal noktalarınızın birinde durabilirsiniz ya da ölümünüzü bekleyebilirsiniz anlamına gelebilirdi.  işte onun bu prensip ve sözlerini iptal eden bir davranışa girmemesi için bu alemi terk etmesi gerekiyordu..

ÖYLE DE OLDU. ve RAHMETİ RAHMANA KAVUŞTU HİÇ BİR SÖZÜNÜ YEMEDEN:::::   bir mendil bile göndermiyorsun… kesmek zorundayım. özür dilerim

 

 

ahi kul ahmed

 

27 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Levhe yazılan aşk

Hakk fermanı ulaştı kudret elinden

Düştüm dipsiz denize yüzmek zorundan

 

Kadir-i mutlak ferman eyledi ânâ

Elhamdülillah salim çıkardı câna

 

Beş yaşında okudum elif ba’ya er

Altı yaşında şakıdım Yunus derler

 

On yaşımda içtim şarab pir elinden

Mevlana derler aşk-ı canan kulundan

 

On dördümde Hakk’ı sual ettik biraz

Hakikat vücud buldu iman et aymaz

 

Yirmiye erdim ömrüm gitti uçmuşum

Bağrım açtım aklım şaştı düşmüşüm

 

Çok vuruştum nefs ve şeytan hasım dura

Sabır ve rıza er durdum makam ola

 

Yirmibeş tam karışmağa meyil oldu

Meyil kim her yanım aşka zeyil oldu

 

Otuzumda çevrilmedim sağ yanıma

Öz nefse bekçi durdum fakr ve rızana

 

Otuz beşte “bela” diyen ruhlar kelam

Sır şerbetinin sakisi Rasul Selam

 

Kırkta daldım derya ne Rahmete bandım

Cevher-i Marifete ol sırdan erdim

 

Mum gibi eridim pervaneye döndüm

Aklım zayi oldu divaneye şaştım

 

Kırk beşte cehle çiğnetir toprak gibi

“Hu, Hu” aşkına döküldüm yaprak gibi

 

Bin paralık kıymeti bir pula sattım

Anka olup kaf dağına kanat çırptım

 

Ellide paralandı döndü dergaha

Her ne günah var ise şeytandan yana

 

Tövbekar oluptur Hakk’a boyun sundum

Ol günahı sevaba Kerim’i buldum

 

Hakk Rasul’ün vahyi Cebrail oluptur

“Zikr edesin” dedi Rahman, “kul” oluptur

 

Mevlana, Habib-i Neccar ve Hakk Rasul

Elli beşte tamam oldu üç el husul

 

Onca rahmet çoğ idi saldım ümmete

Kim dahi sıkışa koşturdu ahmed’e

 

Şeriat evladır bostan yaptım cevlan

Tarikat âlî oldu gülizar seyran

 

Hakikat anka’dır uçarmış kaf’larda

Marifet eşiğin geçermiş “kul”lar da

 

“Elest” bir şaraptır Mürşidi verirmiş

Kararınca içenler mürşid olurmuş

 

Canla canan bir oldu deyu harında

Aşkımı levhe yazdı “kul” der arşında

 

İmdi ahmed yandıkça can mı canan mı

Bir olmaya vardıkça candan geçen mi

 

Perdeler hicap senin gülün gülşen mi

Gül olmağa kim vardan yoğa göçen mi

 

Çok tamah kılma dünya çeker seni de

Sert düşersin hem cehle yazar teni de

 

ahi kul ahmed senin kararın nedir

Bir kararın yoktur aşkda zarın nedir

 

Ahi ahmed için dışın yanıverdi

Yanmak ne ki saç üstünde pişiverdi

 

not: dün Samsun’a hayırlı işe (Kız istemeğe) giderken ulusoy otobüsünde yazıldı sevgili dostlar. kız çok zorda çok zorda…

ahi kul ahmed

9 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Perdeler hicap güller eyvanda koksun, Rahman’ın derdi kullar arşında gülsün…

Riyaset eyle, talip aşık olasın

Teberrük eyle güzel sözüm tutasın

 

 Kan revan eyle, yaşlı gözler uykusuz

Teberrük demi kamil sözü bilesin

 

Bu ne iştir ki taliplerde yok ihlas

Teberrük ola kamil kim Hızır-İlyas

 

 Bir mürşide er durup deme gavs-gıyas

Teberrük şundan beri ol, ümmet kıyas

  

“Talibim” deyu ortaya çıkarlar hem

“Teberrük” der de namahreme bakar hem

 

Gönüllerde saflık a’raz olmuş kirden

Teberrük bilmez, kişi malı yemekten 

 

“Hizmetim kavi” deyip “talip” yazdırır

Teberük ne, haramı helal yazdırır

 

 Gözlerinde yaş yoğken ümmet saydırır

Teberrük etmez, halk içinde sövdürür

  

Zahidlik kime kaldı, ağlar yaşı yok

Teberrük kılmaz gönlü gamsız cevr-u yok

 

 Her hilesi bir çıkara vara dursun

Teberrük kılmaz, Hüda’ya çıkadursun

  

Gönül nur olmayınca “talibim” deme

Teberrük talibedir ki inci neme

 

 Ol taliplerin Hakk’a açılır sırrı

Teberrük sırradır ki aşktan olur nuru

  

Sufiye benzer de kıyametten korkmaz

Teberrük etmez de helal haram üzmez

 

 Riyadır tesbihi cümleyi kandıra

Teberrük için gözyaşı dökmez Hakk’a

 

 Hak rızası, aşk derdini bilseydiniz

Mahşerde rezil olup aşk neyleseniz

 

 Aşka düşen Hakk cemalin görür imiş

Sarhoş olup “Hu” zikri vuslatın imiş

  

Hakk’tan dilerim Hakk yoluna geleni

Şeytan yarandır şer yoluna varanı

 

 Şer yolundan çaldım Hakk yoluna saldım

Mustafa’ya müştak oldum biat sundum

  

Süslü evlerde ahir zaman ümmeti

Nefs ve heva bozar anın huy örfünü        

 

 Şan ve şöhretle dik tutarmış boynunu

Ten ve nefs bilmezmiş edep kıl kârını

 

Dünya fani bilmeyenler bu ümmetin

İbret almaz neyi olur gidenlerin

 

 Gözle görüp iliştirmez erenlerin

Nazara girip sakınmaz haramların

  

Doğru yolu kim terkeder şeytan yardır

Pîrim diye etek tutmak lanet şerdir

 

Sabah akşam lanet çarhı ile görüşe

Şeytan dost edinir kulunu işrete

 

İman ile İslam’a gül çiçek ahmed

Ölmem diye mevlaya bir kader rahmet

 

Ömür aktı gitti ey gafil zamandan

Kaç bahar yaşadın sen gül-ü çemenden

 

Vakt erişe emanet uçmağa dura

Can verende lanetli şeytan pir ola

 

İmana talep kılar rüşvetle şeytan

Gönül halini sormaya varmaz candan

 

 Tövbe yoktur gayri Mevla kabul etsin

Allah demek yetmez Rahman elin tutsun

 

İsyan ile cürme yol almakta başsın

Bu düğümü bir pire varmakla çözsün

 

Ey ahi ahmed kaç pirden el aldın sen

Kaçını zayi ettin şeytana gülşen

 

Perdeler hicap güller eyvanda koksun

Rahman’ın derdi kullar arşında gülsün

 

 “Kul ahmed” sözünü cehle açmaz imiş

Cahilin pulu “ahi”ye geçmez imiş

 

 ahi kul ahmed’e nasib

3 Ocak 2012
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç