Günlük yaşamda uyulabilecek bazı sünnetler

- yalan söylememek ve herkese ve herşeye merhametli olmak çok önemli bir sünnettir

 

1.Bölüm Yemekle İlgili Sünnetler

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.”[1]

Yemek Yeme Usûl Ve Âdâbı

Yemeğe Başlarken Besmele Çekmek, Sonunda Elhamdülillah Demek

Ömer İbni Ebû Seleme (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”[2]

Yemek Yemeğe Başlarken Besmele Çekmeyi Unutursa

“Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah / Bismillahi evveli vel ahir’ desin.”[3]

Eve Girerken Besmele Çekmek

“Kişi evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan adamlarına, “Burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz” der. Eğer o kimse eve girerken besmele çekmezse, şeytan adamlarına, “Geceyi geçirecek bir yer buldunuz” der. O şahıs yemek yerken besmele çekmezse, şeytan kendi adamlarına, “Hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz” der.”[4]

Yemekten Sonra Hamd Etmek

“Ey Rabbimiz! Sana tertemiz duygularla, eksilmeyip artan, huzurundan geri çevrilmeyip kabul edilen sayısız hamd ile hamd ederiz.”[5]

“Bir kimse yemek yedikten sonra: Bana bu yemeği yediren, sonucu etkileyecek bir güç ve kudretim olmaksızın onu bana nasip eden Allah’a hamd olsun, derse, geçmiş günahları bağışlanır.”[6]

Yemekte Kusur Aramayıp Onu Beğendiğini Söylemek

Resûlullah (s.a.v.) yemekte hiçbir zaman kusur aramazdı. İştahı varsa yer, canı çekmiyorsa yemezdi.[7]

Yemek Ne Olursa Olsun Küçümsemeyip Şükretmek

Bir gün Peygamber aleyhisselâm ev halkından ekmekle birlikte yiyeceği bir katık istedi. Onlar da: “Evde sirkeden başka bir şey yok” dediler. Resûl-i Ekrem onu getirmelerini söyledi. Sonra da: “Sirke ne güzel katık; sirke ne güzel katık!” diyerek yemeğini yemeye başladı.[8]

Oruçlu Bir Kimseye Yemek İkram Edildiğinde Yapması Gereken

“Biriniz yemeğe davet edildiği zaman gitsin; şayet oruçluysa yemek sahibine dua etsin; oruçlu değilse yesin.”[9]

Yemeği Kendi Önünden Yemek, Sofra Edebini Bilmeyene Öğretmek

Ömer İbni Ebû Seleme (r.a.) şöyle dedi: Ben Resûlullah (s.a.v.)’in himâyesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına giderdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

“Oğlum, besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”[10]

Yemeği Mutlaka Sağ Elle Yemek

Adamın biri Resûlullah (s.a.v)‘in yanında sol eliyle yemek yedi. Resûl-i Ekrem ona: “Sağ elinle ye!” buyurdu. Adam: “Yapamıyorum” diye cevap verdi. Resûlullah (s.a.v.) o adama: “Yapamaz ol!” diye beddua etti. Seleme’nin dediğine göre adam kibirinden dolayı böyle söylemişti. Resûlullah’ın bedduası üzerine elini ağzına götüremez oldu.[11]

Hurma Gibi Birer Birer Yenecek Meyveleri Sofradakilerin İzni Olmadan İkişer İkişer Yememek

Cebele İbni Sühaym şöyle dedi: İbni Zübeyr ile birlikte savaştığımız sene kıtlık oldu. Bize erzak olarak hurma dağıtıldı. Hurmayı yerken Abdullah İbni Ömer yanımızdan geçer ve bize şöyle derdi: Hurmayı çifter çifter yemeyiniz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) bize hurmayı çifter çifter yemeyi yasakladı. Sonra İbni Ömer sözlerine devamla: Fakat arkadaşı izin verirse, çifter çifter yiyebilir, derdi.[12] * Başkalarıyla birlikte yemek yiyen kimseler onların hakkına da riayet etmelidir. Oburluk ve açgözlülük müslümanın üstün şahsiyetiyle bağdaşmayan kötü bir huydur.

Yediğinden Doymayan Kimsenin Ne Söyleyeceği Ve Nasıl Davranacağı

Resûlullah (s.a.v)’in ashâbı: Yâ Resûlallah! Yemek yiyoruz, fakat doymuyoruz, dediler. Resûl-i Ekrem onlara: “Herhalde ayrı ayrı yiyorsunuz!” diye sorunca: Evet, öyle yapıyoruz, dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de: “Yemeği birlikte yiyiniz; besmele çekiniz; yemeğiniz bereketlenir” buyurdu.[13] * Toplu yemekler hep bir kaptan yenilmeli ki bereket hasıl olsun ve böylece herkes doysun. Yemeğe başlanırken de mutlaka besmele herkes tarafından söylenilmelidir.

Yemeğin Tabağın Ortasından Değil Kenarlarından Yeneceği

“Bereket yemeğin ortasına iner. Bu sebeple tabağın ortasından değil, kenarlarından itibaren yiyiniz.”[14]

Bir Yere Dayanarak Yemek Yemenin Mekruh Olduğu

“Ben bir yere dayanarak yemek yemem.”[15]

Üç Parmakla Yemek Yemek

“Biriniz yemek yediği zaman parmağını yalamadıkça (veya emmedikçe) silmesin.”[16] Resûlullah (s.a.v)’in üç parmağıyla yemek yediğini, yemekten sonra da parmaklarını yaladığını gördüm.30 * Yemekten önce eller güzelce yıkanmalıdır.

Yere Düşen Yemeği Temizleyip Yemek

“Herhangi birinizin lokması yere düştüğü zaman, onu alıp bulaşan şeyi temizledikten sonra yesin. Lokmasını şeytana bırakmasın. Parmaklarını yalamadıkça da elini beze silmesin. Zira yemeğinin neresinde bereket bulunduğunu bilemez.”31

Yalnız Yemek Yememek

“Bir kişinin yiyeceği iki kişiye, iki kişinin yiyeceği dört kişiye, dört kişinin yiyeceği de sekiz kişiye yeter.”32

Su Tulumunun Ağzından (Şişe ve Sürahiden) Su İçilmemesi

Resûlullalı (s.a.v.) su tulumu yahut kırbanın ağzından su içmeyi yasakladı.33

İçilecek Şeylere Üflememek Gerektiği

Peygamber (s.a.v.) kabın içine solumayı veya kaba üflemeyi yasakladı.34

Ayakta Bir Şey Yeyip İçmemek

Enes (r.a.)’dan; Resûllullah (s.a.v.) bir kimsenin ayakta su içmesini yasaklamıştır. Katâde: “Biz Enes’e, ya ayakta yemek nasıldır?” diye sorduk. O: “Ayakta yemek daha beter (veya kötüdür)” dedi.35

Zemzemi Ayakta İçmek

Peygamber (s.a.v.) zemzemi ayakta içti.3

Topluma Su Dağıtanın En Sonra İçeceği

“Halka su dağıtan kimse, suyu en sonra içer.”37 Diğer içecekler için de bu kural geçerlidir.

Gümüş ve Altın Kaplardan Yeyip İçmemek

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bize hâlis ipek ve atlas kumaştan elbise giymeyi, altın ve gümüş kaplarla su içmeyi yasakladı ve şöyle buyurdu:

“Bunlar dünyada kâfirlerin, âhirette de sizin olacaktır.”38

10 Müslim, Eşribe 131, 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 49; Tirmizî, Et’ime 11.

huzuruna çağırır ve onu iman ehlinin giyeceği elbiselerden dilediğini giymede serbest bırakır.”[17]

 

Orta Halli Elbise Giymek (Bir İhtiyaç Olmaksızın Ve Şer’î Bir Maksat Bulunmaksızın Alay Edilecek Derecede Basit Elbise Giyilmemesi)

“Şüphesiz ki Allah, verdiği nimetinin eserini kulunun üzerinde görmekten hoşlanır.”[18]

İpek Giymenin Erkeklere Haram Olduğu

“İpek giymek ve altın kullanmak ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kılındı.”[19] Resûlullah (s.a.v.) altın ve gümüş kaplardan içmemizi ve onların içinde yemek yememizi, ipek ve atlas giymemizi ve üzerinde oturmamızı bize yasakladı.[20]

Uyuz Hastalığı Olanın İpekli Giymesi Caizdir

Resûlullah (s.a.v.), Zübeyr ve Abdurrahman İbni Avf (r.a), yakalandıkları uyuz hastalığı sebebiyle ipek elbise giyme ruhsatı verdi.[21]

Kaplan vb. Yırtıcı Ve Vahşi Hayvan Derisi Kullanmamak

“İpek yüz geçirilmiş ve kaplan derisiyle kaplanmış eğer üzerine binmeyiniz.”[22]

Yeni Elbise Ayakkabı Ve Benzeri Bir Şey Giyince Nasıl Dua Edileceği

“Allahümme leke’l-hamdü ente kesevtenîhi, es’elüke hayrahü ve hayra mâ sunia lehü, ve eûzü bike min şerrihi ve şerri mâ sunia lehü: “Allah’ım! Hamd sana mahsustur. Onu bana sen giydirdin. Senden onu hayırlı kılmanı ve yapılışına uygun kullanmanın hayrını nasip etmeni dilerim. Şerrinden ve yaratılış gayesi dışında kullanılmasının şerrinden de sana sığınırım.”[23]

Elbise Giyerken Sağdan Başlamak

“Elbise giydiğiniz ve abdest aldığınız zaman sağ tarafınızdan başlayınız.”[24]

 

2.BöIüm Giyim Kuşamla İlgili Sünnetler

 

“Ey Ademoğulları! Size şeytanın açmak istediği çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve kıyafetler yarattık veya sizlere giyim kuşam yapma bilgisini öğrettik.”3

“Sizi sıcağa ve soğuğa karşı koruyacak elbiseler verdik…”40

Beyaz Renk Elbise Giymek (Erkekler İçin)

“Beyaz renk elbiseler giyiniz; çünkü elbiselerinizin hayırlısı beyaz olanlardır. Ölülerinizi de beyaz kefene sarınız.”[25]

Yeşil Renk Elbise Giymek (Erkekler İçin)

Ben, Resûlullah (s.a.v).’i üzerinde iki yeşil elbise ile gördüm.[26]

Siyah Sarık Sarmak

Resûlullah (s.a.v.) başında siyah bir sarık olduğu halde halka hutbe okudu.[27]

Giysilerin Uzunluk Ve Kısalığı

Resûlullah (s.a.v)‘in gömleğinin kolu bileğine kadardı.[28]

Giyilen Elbiseyle Kibirlenmemek

“Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onların yüzüne bakmaz ve kendilerini temize de çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azâb vardır. Bunlar; elbisesinin eteğini yerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve ticaret malını yalan yere yeminle satmaya çalışan kimsedir.”[29]

Kadınların Elbiselerinin Uzun Olması

“Bir kimse, kendini beğendiği için elbisesini yerde sürürse, Allah kıyamet gününde o kimsenin yüzüne bakmaz.” Bunun üzerine Ümmü Seleme: Kadınlar eteklerini nasıl yapacaklar? diye sordu. Resûl-i Ekrem: “Onlar bir karış aşağı uzatırlar” buyurdu. Ümmü Seleme: O durumda ayakları açılır, dedi. Peygamber Efendimiz: “Öyleyse bir arşın uzatırlar, daha fazla uzatamazlar” buyurdular.[30]

Tevazu Sebebiyle Lüks Elbise Giymemek

“Bir kimse, gücü yettiği halde mütevazı davranarak lüks elbise giymeyi terkederse, Allah kıyamet gününde o insanı yarattıklarının en başında

Ayakkabıyı İlk Önce Sağ Ayaktan Giymek Sol Ayaktan Çıkarmak

“Biriniz ayakkabısını giyeceği zaman önce sağ ayağından, ayakkabısını çıkaracağı zaman da önce sol ayağından başlasın. Böylece sağ ayak ilk önce giyilen, en sonra çıkarılan ayak olsun.”[31]

 

3.Bölüm Uyku İle İlgili Sünnetler

 

“Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.”[32] “O geceyi sizin için bir elbise uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır.”[33] “Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve Allah’ın lütfiından (nasibinizi) aramanız da O’nun (varlığının) delillerindendir. Gerçekten bunda, işiten bir kavim için ibretler vardır.”[34]

Yatmadan Önce Namaz Abdesti Almak

“Yatağına gideceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve şu duayı oku ve bu duanın sözlerini yatmadan önce son sözün

yap”[35]

Sağ Tarafa Yatıp Şöyle Dua Etmek

Resûlullah (s.a.v.) yatağına uzandığında sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: “Allahümme eslemtü nefsî ileyke, ve veccehtü vechî ileyke, ve fevvadtü emrî ileyke, ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee ve lâ mence minke illâ ileyke. Âmentü bi kitâbikellezî enzelte ve nebiyyikellezî erselte: “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.”[36]

Yatarken Sağ Elini Yanağının Altına Koymak

Resûlullah (s.a.v.) geceleyin uyumak istediği zaman elini yanağının altına koyardı…[37]

Uyumadan Önce ve Kalkarken Okunacak Dua

…Uyumadan önce: “Allahümme bismike emûtü ve ahyâ: “Allah’ım! Senin isminle ölür, senin isminle dirilirim” derdi. Uykudan uyandığı zaman: “Elhamdülillâhillezî ahyânâ min ba’di mâ emâtenâ ve ileyhin-nüşûr. ” “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Diriltmek sadece O’na mahsustur” buyururdu.61

Yüzükoyun Yatmamak

Mescitte yüzükoyun yatan birine Resûlullah (s.a.v.) “Bu, Allah’ın kızgınlığına sebep olan bir yatış tarzıdır” buyurmuştur.[38]

Yatağa Yatınca Allah u Teâlâyı Zikretmek

“Bir kimse bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ’nın ismini anmazsa, Allah’a karşı eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur. Bir kimse yatağa yatar da orada Allah Teâlâ’yı zikretmezse, yine eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur.”[39]

Rüya Gören Kimsenin Yapacağı Dua

“Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ’dandır. Bu sebeple Allah’a hamdetsin. O rüyayı sadece sevdiğine söylesin. Hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu hiç kimseye söylemesin. O zaman o rüya kendisine zarar vermez.”[40]

Kötü Bir Rüya Gören Kimsenin Ne Yapacağı

“Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah’a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanma dönsün.”[41]

Görülmeyen Bir Rüyayı Görmüş Gibi Anlatmak İftiradır

“En büyük iftiralar, bir kimsenin babasından başkasına neseb iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi ve Resûlullah (s.a.v)’in söylemediği bir sözü ona nisbet etmesidir.”[42]

Sabah Namazını Kılıktan Sonra Güneş Doğana Kadar Uyumamak

Resûlullah (s.a.v.), sabah namazını kıldıktan sonra güneş iyice doğuncaya kadar, yerinde bağdaş kurarak otururlardı.[43] *Bu oturuş zikir ve tefekkür içindir.

Herhangi Bir Meclisten Allah’ı Zikretmeden Kalkmamak

“Bir cemaat oturduğu mecliste Allah’ı anmaz ve peygamberlerine salât ve selâm getirmezlerse, bu meclis onlar için bir nedâmet (pişmanlık) olur. Allah dilerse onlara azâb eder, dilerse mağfiret eder.”[44]

 

5. Bölüm

 

Selam ve Selamlaşma İle İlgili Sünnetler

 

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, sahiplerinden izin almadan, selam vermeden girmeyin.” “Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından bolluk bereket ve esenlik dileyerek, birbirinize mutlaka selam verin.” “Bir selam aldığınızda daha güzel bir selam ile karşılık verin veya en azından benzeri ile”[45]

Müslümanın Selamı

Bir Müslüman başka bir Müslümanı gördüğü zaman “Selamün Aleyküm” şeklinde selam verir. Selamı duyan ise “Aleyküm selam ve rahmetüllah” şeklinde selam alır.[46]

Selam Alıp Vermenin Şekli

Nebî (s.a.v.)’e bir adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.1 Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebî (s.a.v.) – “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da: – es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Hz. Peygamber: – “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz. Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz: – “Otuz sevap kazandı” buyurdular.[47]

Önce Selam Veren                            

“İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.”[48]


Kim Kime Selam Verir

“Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana “küçük büyüğe” selâm verir.”[49]

4. Bölüm

Meclis Ve Oturma İle İlgili Sünnetler

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[50]

Kalkan Bir Kimse Geri Gclecekse Onun Yerine Oturmamak

“Sizden biriniz bir kimseyi oturduğu yerden kaldırıp sonra onun yerine kendisi oturmasın. Fakat açılarak halkayı genişletiniz.” İbni Ömer, bir kimse kendisi için oturduğu yerden kalktığında onun yerine hiç kimse oturmazdı.[51]

Meclise Giren Kimsenin Boş Bulduğu Yere Oturması

Câbir İ. Semüre (r.a)dan: Biz Nebiyy-i Ekrem (s.a.vj’n huzuruna vardığımız zaman, her birimiz nerede yer bulursa’oraya otururdu.[52]

Müsaade Edilmedikçe İki Kişinin Arasına Oturmamak

“Kendileri müsaade etmedikçe, iki kişinin arasına oturmak bir kimseye helâl olmaz.”[53]

Mecliste Yapılan Hataları Affettiren Dua

“Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânâsız sözlerle vakit öldürür de, o meclisten kalkmadan önce, Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfîruke ve etûbu ileyke: Allah’ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim, derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır.”[54]

Meclisten Kakarken Yapılacak Dua

“Allah’ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek güçlü iman ver. Allah’ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musibete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve gayemiz, ilmimizin sonu kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme.”[55]

Tanıdığın ve Tanımadığın Kimseye Selam Vermek

Bir adam, Resûlullah (s.a.v)’e: “İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır” diye sordu? Resûl-i Ekrem: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu.81

Selamı Yaymak

“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”82

Biz Selam Vermek(Sevap Kazanmak) İçin Çarşıya Çıkıyoruz

Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b, söylediğine göre Abdullah İbni Ömer’e gelir ve onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: “Biz çarşıya çıktığımızda, Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul veya zengin herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi. Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanma gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: “Çarşıda ne yapacaksın? Alış verişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmuyorsun? Şurada otur da, birlikte konuşalım” dedim. Bunun üzerine Abdullah: “Ey Ebû Batn!” Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir. Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.”83

Cennete Götüren Sünnetler

“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz” buyururken işittim.84

Yedi Emir Yedi Sünnet

Resûlullah (s.a.v.) bize şu yedi şeyi emretti: Hasta ziyaretini, cenâzeye iştirak etmeyi, aksırana hayır dilemeyi, zayıfa yardım etmeyi, mazluma yardımcı olmayı, selâmı yaygın hale getirmeyi ve yemin edenin yemininin yerine gelmesini temin etmeyi.85

 

Selâmı Tekrarlamak

“Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.”[56]

Evine Giren Kimsenin Selâm Vermesi

Enes(r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) bana: “Yavrucuğum! Kendi ailenin yanma girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu. [57]

Çocuklara Selâm Verilmesi

Resûlullah (s.a.v)çocuklara rastladığı zaman onlara selâm verirdi.[58]

Erkeğin Kadına Selâm Vermesi

Esmâ Binti Yezîd (r.a.)’â şöyle dedi: Kadınlarla birlikte otururken, Nebî (s.a.v.) yanımıza uğradı ve bize selâm verdi.[59] Erkek kendi hanımına, mahremlerinden bir kadına, haklarında fitne korkusu bulunmayan yabancı bir kadına veya kadınlara selâm verir. Ancak hiç tanımadığı ve fitne korkusu oluşabilecek durumlarda kadınlara selam vermez. Yine mecburi konuşma ortamının oluşacağı yerlerde Müslüman erkek ve kadının birbirine selam vermesi daha hayırlıdır.

îman Etmeyenlere Selâm Verip Almak

“Yahudi ve hıristiyanlara öncelikle siz selâm vermeyin. Yolda onlardan biriyle karşılaştığınız zaman, eziyet etmemek şartıyla, onları yolun kenarından yürümeye zorlayınız.”[60] *Hadislerin genel muhtevası ve İslam tarihindeki tatbikata göre Müslümanlar ehli kitap denilen hristiyan ve yahudilere selam vermemişler, onlar verirlerse “ve aleyküm” diye alınması uygun görülmüştür. Onlara saygı ifadesi olarak yol vermek uygun değildir. Allah’tan gelen son mesaja, İslam’a kulak vermedikleri ve kabul etmediklerinden dolayı oların yeryüzünün gerçek sahibi olan Müslümanlara da hürmet edip yol vermeleri gerekir. Müslüman olmamız hasebiyle yoldan ve umumi olarak istifade edilen yerlerden istifade hakkına ilk olarak Allah’ın son mesajına itaat edenler layıktır. Diğerleri kenara zorlanarak Müslümanlar yoldan geçerler.[61]

Ayrılırken Selâm Vermek

“Sizden biriniz.bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.”[62]

Bir Eve Girerken İzin İstemenin Gereği Ve Uyulması Gereken Edepler

“İzin istemek üç defadır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.”[63]

Rib’î İbni Hirâş şöyle dedi: Benî Âmir’den bir adamın bize haber verdiğine göre, bu zât, Nebî (s.a.v.) evde iken, “İçeri gireyim mi?” diye izin istemişti. Resûlullah (s.a.v.) hizmetçisine: “Çık, bu adama izin istemeyi öğret. Önce es-Selâmü aleyküm desin, sonra gireyim mi diye sorsun?”, buyurdu. Adam Peygamberimizin söylediklerini duyarak: es-Selâmü aleyküm, girebilir miyim? dedi. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.) ona izin verdi o da içeri girdi.[64]

İzin İsterken İsmini Söylemek, İzin İsteyene “Kim O?” Denildiğinde, Bilinen Adını Söylemek

Ebû Zer (r.a.) şöyle dedi: Bir gece dışarı çıkmıştım. Bir de ne göreyim, Resûlullah (s.a.v.) tek başına yürüyor. Ben de ay ışığında yürümeye başladım. Resûlullah başını çevirdi ve beni gördü: “Kim o?” diye seslendi. Ben: Ebû Zer, dedim.[65]

Câbir (r.a.) şöyle dedi: Nebî (s.a.v.)’e geldim ve kapısını çaldım. Resûl-i Ekrem: “Kim o?” dedi. Benim, diye cevap verdim. Hz. Peygamber: “Benim benim!” diye tekrar etti. Galiba bu cevaptan hoşlanmamıştı.[66]

Aksırana Yerhamükellah Demek

“Şüphesiz Allah aksıranı sever, fakat esneyeni sevmez. Sizden biriniz aksırır ve Allah Teâlâ’ya hamdederse, onun lıamdini işiten her müslümanın yerhamükellah demesi üzerine bir vecîbedir. Esnemeye gelince, o şeytandandır. Sizden birinizin esnemesi geldiği zaman, onu gücü yettiği kadar engellemeye çalışsın. Çünkü sizden biriniz esnediği zaman şeytan ona güler. “[67] “Sizden biriniz aksırdığı zaman: Elhamdülillah desin. Kardeşi veya arkadaşı da ona: Yerhamükellah desin. Aksıran da: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm = Allah sizi hidayette kılsın ve kalbinizi ıslah etsin, desin.”[68] “Sizden biriniz aksırdığı zaman elhamdülillah derse, ona yerhamükellah deyiniz. Şayet Allah’a hamdetmezse siz de yerhamükellah demeyiniz.”[69]

Musafaha Yapmak, El Sıkışmak

Ebü’l-Hattâb Katâde şöyle dedi: Ben Enes’e: Resûlullah (S.A.V)‘in aslıâbı arasında el sıkışma âdeti var mıydı diye sordum. O da: Evet, diye cevap verdi.”[70] “İki müslüman karşılaştıklarında el sıkışırlarsa, birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanır.”[71]

Musafahanın Şekli

Enes (r.a.) şöyle dedi: Bir adam: Yâ Resûlallah! Bizden bir kişi kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun için eğilebilir mi, diye sordu. Peygamberimiz: “Hayır eğilemez” buyurdu. Adam: Ona sarılıp öpebilir mi, diye sordu. Efendimiz: “Hayır” buyurdular. Bu defa adam: Elini tutup musâfaha edebilir mi, dedi. Peygamberimiz: “Evet” buyurdu.[72]

Sâlih Bir Kimsenin Elini Öpmek

İbni Ömer (r.a.), başından geçen bir olayı anlatırken şöyle dedi: Nebî (s.a.v.)’e yaklaştık ve elini öptük.[73]

Yolculuktan Dönenle Kucaklaşmak

Resûlullah (s.a.v.) benim evimde iken Zeyd İbni Hârise Medine’ye gelmişti. Sonra Resûl-i Ekrem’e gelip kapıyı çaldı. Nebî (s.a.v.) de elbisesini sürüyerek ayağa kalktı, onu kucakladı ve öptü.[74]

Güler Yüzlü Davranmak

“Kardeşini güleryüzle karşılamak şeklinde bile olsa, hiçbir iyiliği küçük görme” buyurdu.[75]

Çocuğunu veya Torunlarını Şefkatle Öpmek

Nebî (s.a.v.), Hz. Ali’nin oğlu Hasan (r.a.)’yı öpmüştü. Bunun üzerine Akra’ İbni Habis: Benim on tane oğlum var, fakat bunlardan hiçbirini öpmedim, dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” buyurdu.[76] Küçük çocukları sevgi ve şefkat gereği öpmek caizdir.

6.Bölüm Hasta Ziyareti Müslümanın, Müslüman Üzerindeki Hakkı Beştir

“Miislümanın, müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm almak, hasta ziyaret etmek, cenazenin arkasından yürümek, davete icabet etmek ve aksırana “yerhamükellah” demek.”[77]

Hasta Olanı Ziyaret Etmek

“Hastayı ziyaret edin, aç olanı doyurun, esiri kurtarın!”[78]

” Allah Teâlâ kıyâmet gününde şöyle buyurur: “Ey âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin”. Ademoğlu: Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun? Ey Âdemoğlu! Beni doyurmanı istedim, doyurmadın” buyurur. Âdemoğlu: Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl doyurabilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini benim katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, vermedin” buyurur. Âdemoğlu: Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su verebilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevabını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?” buyurur.[79]

Hasta Ziyaretinin Fazileti

“Bir müslüman, hasta bir müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, dönünceye kadar cennet hurfesi içindedir.” Ey Allah’ın elçisi, cennet hurfesi nedir? dediler. Resûl-i Ekrem; “Cennet yemişidir,” buyurdu.[80] “Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet okur. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder. Ve o kişi için cennette toplanmış meyveler de vardır.”[81]

Hasta Olan Kimseye Hayrı Tavsiye Etmek

Nebî (s.a.v)‘in hizmetinde bulunan yahııdi bir çocuk vardı. Bir gün hastalandı. Peygamber (s.a.v.) onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve ona: “Müslüman ol!” buyurdu. Çocuk, düşüncesini öğrenmek için, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebü’l-Kâsım’ın çağrısına uy, dedi. Çocuk da müslüman oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Şu yavrucağı cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun” diyerek dışarı çıktı.”2

Hastaya Dua Etmek

Bir kimsenin herhangi bir yeri ağrıdığında veya yara bere olduğunda Hz. Peygamber parmağıyla şöyle yapar – râvi Süfyân İbni Uyeyne, .şehâdet parmağını yere değdirip kaldırarak Hz. Peygamber’in nasıl yaptığını gösterdi- ve: “Bismillah, bu birimizin tükrüğüyle karışmış bizim yurdumuzun toprağıdır, Rabbımız’ın izniyle hastalarımıza iyi gelir” buyururdu.[82] Nebî (s.a.v), aile fertlerinden biri hastalanınca, sağ eliyle hastayı sıvazlar ve şöyle dua buyururdu: “Bütün insanların Rabbi olan Allah’ım! Bunun ıstırabını giderip, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Buna, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ihsan et!”[83] (Müslüman olduğundan beri) vücüdunda hissettiği bir ağrıdan dolayı Resûlullah (s.a.v.)’e şikâyette bulundu. Resûlullah (s.a.v.) de ona şunu tavsiye etti: “Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç kere “bismillah” de, yedi kere de ‘bendeki bu hastalığın şerrinden ve ileride yenileyip elem ve hüzün vermesinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım’ de!”[84] “Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun başucunda yedi kere; “büyük arşın sahibi yüce Allah’dan seni iyi etmesini dilerim” diye dua ederse, Allah o hastayı iyi eder.”[85]

Nebî (s.a.v), hasta bir bedevîyi ziyaret etti. Her hastayı ziyaret ettiğinde yaptığı, gibi ona da, “Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffaret olur inşallah” buyurdu.[86] Cebrâil aleyhisselâm, Nebî (s.a.v.)’e gelerek: Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. Hz. Peygamber de: Evet, dedi. Cebrâil aleyhisselâm: “Allah’ın ismiyle seni rahatsız eden her şeyden sana okurum. Her nefsin veya hasetçi her gözün şerrinden Allah sana şifa versin. Allah’ın adıyla sana okurum” diye dua etti.[87]

                                   Hastanın Kendi Yapacağı Dua

“Kim, Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah büyüktür”, derse; Allah onu doğrulayarak: “Benden başka ilah yoktur, ben büyüğüm” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur”, dediğinde, Allah Teâlâ, (o kulunu tasdik ederek) “Benden başka ilah yoktur, ben tekim, eşim-ortağım yoktur” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur. Mülk de O’nun, hamd de O’nundur”, dediğinde Allah Teâlâ: “Benden başka ilah yoktur, hamd de benimdir, mülk de benimdir” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur, güç kudret yalnız Allah’ındır”, dediği zaman Allah Teâlâ; “Benden başka ilah yoktur, kuvvet ve kudret ancak benimdir, benimledir” buyurur. Bu açıklamalardan sonra Resûl-i Ekrem (s.a.v.) sözüne devam ederek; “Bu duaları bir kimse hastalığında söyler de sonra ölürse, cehennem ateşi ona dokunmaz” buyurdu.”9

Hastanın Halini Yakınlarından Sormak

Ali İbni Ebû Tâlib (r.a.), Resûlullah (s.a.v)’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktı. Sahâbîler: Ey Ebü’l-Hasan! Resûlullah (s.a.v.) nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi ? dediler. O da: “Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı!” dedi.[88]

Öleceğini Anlayan Kimsenin “yapacağı Dua

“Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et ve beni refîk-i a’laya ilet!” diye dua ettiğini duydum.[89] Resûlullah (s.a.v.)’i, ölüm döşeğinde, yanıbaşındaki su kabına elini daldırıp yüzüne sürerken gördüm. O, böyle yapıyor sonra da “Allah’ım ölümün şiddet ve sıkıntılarına karşı bana yardım et” diye dua ediyordu.[90] ,

Allah’a İsyan Etmeden Hastanın Hâlini Anlatmasının Caiz Oluşu

İbni Mes’ûd (r.a.)’dan: Bir keresinde Nebî (s.a.v)in yanma girdim, kendisi sıtmaya yakalanmıştı, elimi vücuduna dokundurdum ve: Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz, dedim. “Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ıstırap çekiyorum” buyurdu.[91] Âişe (r.a.), bir keresinde şiddetli baş ağrısına tutulduğundan dolayı, “vay başım, ölüyorum” dedi. Nebî (s.a.v.r. “Asıl ben, ‘vay başım’ demeliyim” buyurdu.[92]



[1]   Bakara, 2/172

[2]   Buhârî, Et’ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 47; İbni Mâce, Et’ime 8.

[3]   Ebû Dâvûd, Et’ime 15; Tirmizî, Et’ime 47.

[4]   Müslim, Eşribe 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 15; İbni Mâce, Duâ 19.

[5]  Buhârî, Et’ime 54. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 52; Tirmizî, Daavât 55; İbni Mâce, Et’ime 16.

” Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Daavât 56. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 16.

[7]   Buhârî, Menâkıb 23; Et’ime 21; Müslim, Eşribe 187, 188.

[8]   Müslim, Eşribe 167-169.

[9]   Müslim, Nikâh 106. Ayrıca bk. Müslim, Sıyâm 159; Ebû Dâvûd, Et’ime l, Savm 75.

” Buhârî, Et’ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 8.

[11] Müslim, Eşribe 107.

[12]  Buhârî, Et’ime 44, Şirket 4, Mezâlim 14; Müslim, Eşribe 150.

2” Ebû Dâvûd, Et’ime 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 17.

[14] Ebû Dâvûd, Et’ime 17; Tirmizî, Et’ime 12. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 12.

2K Buhârî, Et’ime 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 16; Tirmizî, Et’ime 28; İbni Mâce, Et’ime 6.

25 Buhârî, Et’ime 52; Müslim, Eşribe 129. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 51; İbni Mâce, Et’ime 9.

[17] Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâmet 39. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Miisned, III, 338, 339.

411 Tirmizî, Edeb 54. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 14.

4<) Tirmizî, Libâs I. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 19.

5n Buhârî, Libâs 27. Pek çok rivayetten bir kısmı içiıı ayrıca bk. Buhârî, Et’ime 29, 32, Eşribe 27, 28.

[21] Buhârî, Libâs 29; Müslim, Libâs 24-25. Ayrıca bk. Bulıârî, Cilıûd 91; Ebû Dâvud, Libâs 9.

[22] Ebû Dâvud, Libâs 39. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 47.

” Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Libâs 28.                                                                           /

SJ Ebû Dâvûd, Libâs 41; Tirmizî, Libâs 37 (mânen). Ayrıca bk. İbni Mâce, Taharet 42.,

[25]  Ebû Dâvud, Tıb 14, Libâs 1; Tirmizî, Cenâiz 18, Edeb46.

[26]  Ebû Dâvûd, Libâs 19; Tirmizî, Edeb 48.

[27] Müslim, Hac 452-453.

[28] Ebû Dâvûd, Libâs 3; Tirmizî, Libâs 27.

[29]..Müslim, îmân 171. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 25; Nesâî, Büyü 5.

44 Ebû Dâvûd, Libâs 36; Tirmizî, Libâs 9. Ayrıca bk. Nesâî, Zînet I 05; İbni Mâce, Libâs 15.

[31] Buhârî, Libâs 39; Müslim, Libâs 67. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 41; Tirmizî, Libâs 37.

5” En’am, 6/60

[33] Furkan:25/47

sıi Rum: 30/23

5” Buhârî, Vudû 75; Müslim, Zikir 56.

[36]  Buhârî, Daavât 5. bknz. Buhârî, Vudû’ 75; Müslim, Zikir 56-58; Ebû Dâvud, Edeb 98.

[37]  Buhârî, Daavât 7, 8, 16. Ayrıca bk. Müslim, Zikr 59; Ebû Dâvûd, Edcb 98; Tirmizî, Edeb 28.

H Ebû Dâvûd, Edeb 95. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 21.

M Ebû Dâvûd, Edeb 25. Ayrıca bk. Alımed İbni Hanbel, Müsned, II, 422.

[40]  Buhârî, Ta’bîr 3, 46; Müslim, Rü’yâ 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 52; İbni Mâce, Rü’yâ 3.

[41]  Müslim, Rü’yâ 5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 88; İbni Mâce, Ta’bîr 4.

” Buhârî, Menâkıb 5. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Miisned, II, 118.

<8 Ebû Dâvûd, Edeb 26. Benzer rivâyetler için bk. Müslim, Mesâcid 286; Tirmizî, Salât 412.

[44] Tirmizî, Daavât 8.

[45] Nur: 24/ 27, Nur: 24/61, Nisa: 4/86

[46] Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân I; Müslim, Cennet 28.

[47] Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2.

[48] Ebû Dâvûd, Edeb 133. Benzer bir rivayet için bk. Tirmizî, İsti’zân 6.

[49]  Buhârî, İsti’zân 5, 6; Müslim, Selâm 1; Âdâb 46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 134.

[50] Al i İmran: 3/14

[51] Müslim, Selâm 31.

[52] Ebû Dâvûd, Edeb 14; Tirmizî, İsti’zân 29.

[53] Ebû Dâvûd, Edeb 21; Tirmizî, Edeb II.

71 Tirmizî, Daavât 39.

[55] Tirmizî, Daavât 80.

** Ebû Dâvûd, Edeb 135.

“Tirmizî, İsti’zân 10.

[58] Buhârî, İsti’zân 15; Müslim, Selâm 15. Bk. Ebû Dâvûd, Edeb 136; Tirmizî, İsti’zân 8.

Ebû Dâvûd, Edeb 137; Tirmizî, İst’zân 9. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 14.

[60] Müslim, Selâm 13. Bk. Ebû Dâvûd, Edeb 138; Tirmizî, İsti’zân 12; İbni Mâce, Edeb 13.

” Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 266.

[62]  Ebû Dâvûd, Edeb 139; Tirmizî, İsti’zân 15.

[63]  Buhârî, İsti’zân 13; Müslim, Edeb 33-37. Bk. Ebû Dâvud, Edeb 127, 130; Tirmizî, İsti’zân 3.

[64]  Ebû Dâvûd, Edeb 127. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 369.

[65]  Buhârî, Rikak 13; Müslim, Zekât 33.

[66]  Buhârî, İsti’zân 17; Müslim, Âdâb 38-39. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 128.

[67]  Buhârî, Edeb 125, 128; Bed’ü’l-halk 11. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 7.

[68]  Buhârî, Edeb 126. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 3; İbni Mâce, Edeb 20..’

w Müslim, Zühd 54.

m Buhârî, İsti’zân 27.

[71]   Ebû Dâvûd, Edeb 143. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 31; İbni Mâce, Edeb 15.

[72]   Tirmizî, İsti’zân 31. Ayrıca bk. ibni Mâce, Edeb 15; Ahıned İbni Hanbel, Müsned, III, 198.

0J Ebû Dâvûd, Cihâd 96; Edeb 148. Ayrıca bk. Tirmizî, Cihâd 36; İbni Mâce, Edeb 16.

IW Tirmizî, İsti’zân 32.

[75] Müslim, Birî 144. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 24; Tirmizî, Et’ime 30.

Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fezâil 65. Ayrıca, bk. Ebû Dâvûd, Edeb 145; Tirmizî, Birr 12.

[77] Buhârî, Ceııâîz 2; Müslim, Selâm 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 1.

Buhârî, Cihâd 171, Et’ime 1, Nikâh 71, Merdâ 4.

‘”"Müslim, Birr43.

“” Müslim, Birr 40-42. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 2.

[81] Tirmizî, Cenâiz 2. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd. Cenâiz 3; ibııi Mâce, Cenâiz 2.

[82]   Buhârî, Tıb 38; Müslim, Selâm 54. Ayr. bk. Ebû Dâvûd, Tıb 19; İbni Mâce, Tıb 36.

“-1 Buhârî, Merdâ 20, 38,40; Müslim, Selâm 46-49. Bk. Ebû Dâvûd, Tıb 18, 19.

[84]  Müslim, Selâm 67.Bk. Ebû Dâvûd, Tıb 19; Tirmizî, Tıb 29, Daavât 125; İbni Mâce, Tıb 36.

[85]   Ebû Dâvûd, Cenâiz 8; Tirmizî, Tıb 32.

1,7 Buhârî, Tevhîd 31, Menâkıb 25, Merdâ 10, 14.

[87] Müslim, Selâm 40.

[88]   Buhârî, Megâzî 83, İsti’zân 29.

[89]   Buhârî, Merdâ 19, Fezâilüs-sahâbe 5, Megâzî 83, 84, Rikâk42, Daavât 28; Müslim, Selâm 46.

[90]   Tirmizî, Cenâiz 7. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 64.

[91]   Buhârî, Merdâ 3, 13, 16; Müslim, Birr45.

24 Buhârî, Merdâ 16.

26 Nisan 2016
Okunma
bosluk

Safa Geldin Ramazan

Ey ramazan ramazan

Safa geldin ramazan

Ey güllerim ramazan

Safa geldin ramazan

 

Çok özledik gelmedin

Recep şaban bekledin

Hayır umar ümmetin

Safa geldin ramazan

 

İlan ettik geldiğin

Çarşı Pazar gezdiğin

Cümle kula dediğin

Safa geldin ramazan

 

Hayır senin elinde

Oruç tutan dilinde

Gazap duymaz halinde

Safa geldin ramazan

 

Aman yedim bozulmaz

Allah verir kızılmaz

İlkin kaza sorulmaz

Safa geldin ramazan

 

Dilim dursun konuşmaz

Belim çeksin karışmaz

Elim haram kokuşmaz

Safa geldin ramazan

 

Kimler oruç tutmazmış

Sokak ayıp bilmezmiş

Tutan ondan utanmış

Safa geldin ramazan

 

Avrat açmış açılmış

Evlat saçmış saçılmış

Sokak şeytan doğurmuş

Safa geldin ramazan

 

İftar ettik elliye

Dua sunduk Hadi’ye

Haydi kullar camiye

Safa geldin ramazan

 

Sofra düzdük ahiye

Hoşaf koyduk tas ile

Güllaç gelsin beriye

Safa geldin ramazan

 

Artsın sofra taşmasın

Niyet halis bozmasın

Kadir Mevlam çok versin

Safa geldin ramazan

 

Çıplak gezip gezinsem

Üç beş kuruş dilensem

Bunla çorba iç’versem 

Safa geldin ramazan

 

Obur paşa yumuldu

Börek çorba kazındı

Tatlı helva yok oldu

Safa geldin ramazan

 

Mahya yandı illallah

Safam olsun hayrullah

Gelen düşsün nurullah

Safa geldin ramazan

 

Haydi yallah camiye

Yedik içtik şükrüne

Kulluk etmek herkese

Safa geldin ramazan

 

Ramazanım ramazan

Sana gönül komazam

Bizi hakka çağıran

Safa geldin ramazan

 

Rahmet doldu taşmaz mı

Gönül yandı coşmaz mı

Nefsim öldü uçmaz mı

Safa geldin ramazan

 

Namaz kılıp duranım

Oruç tutan kullarım

Azad etsin rahmanım

Safa geldin ramazan

 

ahi kul ahmet

10 Haziran 2015
Okunma
bosluk

Merhaba Ramazan (Semai)

(Ve Nihayet Geldi Ramazan)…

                 

Haktan geldi rahmet ile

Müşkil oldu asan ile

Ramazanın ilki ile

Ey Ah-ı Sultan merhaba

               

Allah verdi seni bize

Rahmet kıldı ümmet kime

Sultan oldu onbir kele

Ey Mah-ı Sultan merhaba

                 

Haktan gelen ata sensin

Affın gani hadi şahsın

Cümle kullar Rabbi sensin

Ey Han-ı Sultan merhaba

                   

Lütfun bize verdi safa

Gönül gözü gördü vefa

Beden çeker zül-ü cefa

Ey Bari Sultan merhaba              

 

Mesrur ettin geldin bizi

Nura erdik namaz demi

İman ehli sever seni

Ey Naz-ı Sultan merhaba

                  

Müjde etti recep hemi

Sala saldı şaban emmi

Konakladık ramazanı

Ey Can-ı Sultan merhaba

 

 

ahi kul ahmet

10 Haziran 2015
Okunma
bosluk

Miraç hakkında bir kaç söz..!

Sevgili okurlarım,

miraç. Kandilimizi kutluyoruz.

Miraç yükselmek demektir. Gerçekten de KULU (Muhammedi) Mekke’de iken bir gece Cenab-ı Hak onu önce mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya oradan da ayetlerini bildirmek üzere Sidretül Münteha dediğimiz Allah ile görüşülen yere götürmüştür. İsra suresinin birinci ayetinde açıkça zikredilen bu hususta kalbinde hastalık olanlar itiraza kalbi selim olanlar itminana yönelmiştir. Adeta gaybi imanın bir çeşit tecellisi gibidir. Bu bir imanın şartı değildir. Lakin Kuran’da yer alması inanmayı zorunlu kılar. Aksi halde “din kuralları uygulanamaz” diyen kitabın dışına inanıp içine inanmamışlara dönersiniz. Dikkat. Yanarsınız sonra.

MİRAÇ BEDENEN Mİ RUHEN Mİ GERÇEKLEŞTİ?

Daha önce yazdığımız İlim aşka düştü yazısında böyle bir yükselişin bedenen dahi olabileceğinin sinyallerini vermiştik. Oraya bakabilirsiniz.  Necm suresindeki ayetler de miraç hakkında bazı gizli bilgiler sunar. Fakat ilimsiz alimler bilmezler bunu.

Kuran’da ledun ilmi olarak önce bir ifritten sonra da ilmi olan bir zat(veziri)’tan bahsedilir. Bu zat Saba melikesi Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirip üzerinde değişiklik yaptıktan sonra geri gönderen ve Belkıs’ın “buna kim bir şey yaptı” dediği olaydır. Aslında Kuran her ilmi gelişmenin sırlarını hikayelerle de olsa bildirmektedir. O ne mucize kitaptır.

Şöyle düşünün: konuştuğunuz ses saniyede 330 metre giderken telefon vasıtasıyla elektiriğe (yani dalgaya) dönüş müyor mu? Şimdi hangi hızla gidiyor? Işık hızına yakın. Sonuçta varsayın ki bir adam yürürken ata bindi, yahut hızlı trene. İşte sesi elektriğe bindirince böyle oluyorsa bedeni de ruha bindirince aynısı olabilir. Sadece bedeni sıfırlamanız lazım ki yük teşkil etmesin. İşte İsra 1. ayette “kulu” diye açıkca belirtilmesinin bir sırrı da budur. Çünkü kul makamı en üst makamdır ve nefsin en terbiye görmüş hizmet eder halidir ve hızlı bir yolculukta gereken en az yüktür.

Beyin gücüyle metali kıranlar var. Bu gücün ancak hak ilimle ruha bindirilmesi halinde bir veli maddeye tayyi mekan (aynı anda iki yerde olma veya yer değiştirtme) yaptırabilir. Kırşehirli emekli vaiz Hidayet Hoca babama anlatmış. Kuran’daki bilgiye göre kişi diyecek ki hediyeni gönderiyorum diyecek ve anında hediyesi yanında olacak demiş. Bugün Japonlar denemelerine ilkel maddeyi çözüp gönderiyorlar lakin gittiği yerde koordinatlarını oluşturamadıkları için aynı biçimi gidilen yerde oluşturamıyorlar.

MİRAÇTA KUL PEYGAMBER

Peygamber Efendimiz Sidretül Münteha’da Cenabı Hak’la karşı karşıya geldiğinde “yaklaş” hitabı üzerine yaklaştı. İkisi de nurdu. Ancak bir yay mesafesinde durdu. Konuşmadan mana ile kelam oldu. Dört bin türlü sır aldı. Ve orada da “ÜMMETİM” dedi. Döndüğünde daha yatağı soğumamıştı. Beden ayrılmayan yatak zaten soğumaz? Demek ki bedenen gitmiş.

Bu bir miktar geride durmanın manası kulluk ve edeptir. Bu edebi biz de hayatımızda büyüklerimize karşı uygulamalıyız.

Peygamber efendimizin Mescidi Aksa’daki yükselmeden önceki ayak izinin nur olarak hala durduğu söyleniyor. Bir de ayette zikredilen “çevresini mübarek kıldığımız” sözünün mescid-i Aksa’nın kubbesinin etrafı olduğu bu çerçevenin nur olarak görüldüğü  söyleniyor. Allahü alem.

KULLARIN MİRACI NASIL OLUR?

Hadiste “müminin miracı namaz” buyrulur. O ümmetin de yükselmesi için çıktı. Namaz kılan biri destursuz çıkamayacağı makama VIP yoluyla çıkar kabul görür. İnsan aciz ve zayıf olduğu için ezildiği zaman zillete düşmeye, kendisine güç verildiği zaman ise zalim olmaya meyillidir. Her sıkıntıda üstün bir güce sığınmak derdini talebini bir yerlere iletmek ister.

Yüce Rahman çok büyük kıyak geçiyor ve günde beş defa arzu ve isteğini iletmesi için destursuz huzura kabul ediyor. eğer davete icabet yoksa ya inanmıyorlar, ya da önemsemiyor=ZİYAN

Kulun miracı namazda, namazda miraç fatihada, fatihada miraç “iyya kenağbüdü…” de gerçekleşir. Kul bilmez lakin bu ayete geldiğinde huzura çıkarılır. O aptal gazlar gider olmadık işlere HAKKIN huzurunu feda eder. Namazda gözünüzü yummayın buyruldu. Gözünü yuman hayale gider. Halbuki Allah irade ister idrak ister. Bu da göz açık olmakla NE DEDİĞİNİ BİLMEKLE olur. O  oturup şu fatihanın manasını iyice bir ezber değil, idrak etmeliyiz. Allah günde kırk defa okutarak şartlandırma mı yapıyor haşa. İdrak ile huzurumda kabul gör ey kulum diyor.

Biraz sıkalım. Kişi Kuran gibi olmadıkça Mutmain seviyeye ulaşamaz. Ulaştıysa HUZUR içinde namaz kılar. Eğer namaz kılıp da Allah yerine kullardan bir şey istiyorsa o ne ermiştir ne de “iyya kenağbüdü” diyemez.

Namaz kıla kıla insan namazın kıymetini bilmez ve alışkanlığa döner. Halbuki sahabe-i Kiram her namazı yeni farz olmuş gibi bilir ve alışmanın verdiği düşüklükten şiddetle kaçınırlardı. Bu durumda bir şok lazım gelir. İşte regaip, miraç, berat, kadir, ramazan ayı, feyzi bereketi artırılmış şoklayıcı günlerdir.

DÜNYANIN KULLARI NE OLACAK

Dünyaya düşenler, israf ile giyim kuşam, gösterişli evler, son model arabalar, pahalı telefonlar, el aleme gözükmek için boyalı avratlar, doymayan nefsin kulları olurlar. Ya da Kuran’ın deyimiyle nefsini ilah edinenlerdir bunlar. Bunların miracı kendine, namazı da kendine olmaz mı? Biraz ileri gidelim. Camide müslüman, evinde zalim, siyasette ırkım, ya da laikim, ticarette kafir gibi zalim ve gaddar, sohbetinde hak sözü anmaz yalancı gıybetçi. Her yerde müslümanım diyemez. İlla bir ilave moda ve İslam dışı bir marka ile anılsın ister. Bunların miracı İbni Arabi’nın ayağının altındaki küpün içine olmaz mı? Lakin bir Yavuz Selim daha nereden bulacağız. Islah eyleye cümlesini rabbim, bizleri de böyle olmaktan koruya.

Her yeni gün yeni bir şeyler söylemek lazım diyor Mevlana. Kuran, evlerde “Kuran sofrası kurun” diyor nur suresinde. Evler ne iğrenilecek kadar kötü, ne de imrenilecek kadar lüks olmalıdır. Su akarken bile israf etme diyen peygamber paran olsa bile tasarruflu davranmaya mecbursun demiyor mu? İhtiyacı senin nefsin, nefsini başkası ve reklamlar belirleyemez arkadaş. İhtiyacı Kuran ve sünnet belirler. Hz. Peygamberin yaşayışı belirler. Örnek odur.

KURAN’IN YERİMİZİ BELLİ EDEREK MİRACIMIZIN KİME OLDUĞUNA İŞARET ETMESİ

Kur’ân’daki hizbullah kavramini “şi’atullah (allah’in taraftarlari)”, “ensârullah (allah’in yardimcilari”, “evliyaullah (allah’in dostlari” ve “cündullah (allah’in askerleri)” gibi deyimler adeta bir “benden yana olanlar kimlerdir” der gibidir.

Hizbullah, Allah’in ve Rasûlü’nün otoritesine boyun eğen, islâm’a teslim olan, içlerinden seçtikleri yöneticilere itaat eden, birbirleriyle yardımlaşan, dostluk ve dayanışma içinde bulunan diğer yandan da en yakin akrabaları da olsa, İslâm düşmanlarını sevmeyen, onlarla işbirliği yapmayan, onlara yardımda bulunmayan mü’minler topluluğudur. İşte bu dairede kalanların miracı HAKKA olabilir denilebilir.

İkinci din olan Tağut ve Hizbüşşeytan’ı; gerçek mü’minlerden, hizbullah’tan ayiran en temel özellik: Allah’ı rasülü’nû ve mü’minleri değil, onlarin karşisindaki kimseleri velî edinmeleridir. İşte kimi destekliyorsanız Miracınız ona olacaktır. Allah muhafaza buyursun.

*
ahi kul ahmed

14 Mayıs 2015
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 23 İHLAS (Niyet, İrfan, Kalp, Rıza)

Bismillahirrahmanirrahim

selamün aleyküm

İHLAS (Niyet, İrfan, Kalp, Rıza)

 

İhlas; Allah’a samimi ve içten bağlı olmak dini Allah’a has kılma olarak Kuran-ı kerimde zikredilir. Bu bir Kuranı ilkedir. Kuranı kerimde yüzden fazla ayeti kerimede “iman edenler ve Salih amel işleyenler ifadesi yer alır”. Cenabı Hak bu ifadesiyle imana yaptığı vurgu kadar güzel ve hayırlı işlere de vurgu yapmak da; iman ile birlikte kendi katında makbul amellere de dikkat çekmektedir. Bu yüzden bazı âlimler “ iman, salih amelsiz geçerli olmaz”, bile demişlerdir. Bir başka âlimlere göre “ amel imanının bir cüzü bir parçasıdır diyenler olduğu gibi değildir” diyenler de olmuştur. Yine bazı âlimlere göre “amel yoksa imanda yoktur” diyenlerde vardır. Bu çerçevede Salih ameli olmayan insanların cennete girip girmeyecekleri dahi tartışma konusu olmuştur. Ayetlerdeki salih amel olarak geçen kavramı yalnızca ibadetler olarak algılamak İslam’ın sınırlanmasına ve doğru anlaşılmasına büyük bir engel teşkil eder. Hâlbuki Salih amelden kasıt “güzel, hayırlı, faydalı iş”, anlaşılmalıdır. ihlas kul ile Allah arasında niteliği bilinemeyen bir sırdır ve Allah ibadeti ihlaslı olanlardan kabul edeceğini bildirmektedir..

İhlâs ve Niyet

İhlâsta niyetinde çok büyük bir önemi vardır. Niyet; kalpte sağlamca yerini alınca sahibinin yaptığı her işe kendi rengini verir. Yani “niyet eşyanın mahiyetini değiştirir ”.

Mekke’den Medine’ye Müslümanların hicret etmesi sırasında Müslümanlardan birisi ümmü kays adında bir kadınla evlenebilmek için hicret etmişti. Peygamber Efendimiz bunu öğrenince “ameller başka değil sadece niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise eline geçecek de odur. Kimin hicreti, Allah ve Resul’ü içinse, onun hicreti Allah’a ve resuledir. Kimde elde edeceği bir dünyalık nikâhlanacağı bir kadın için hicret ederse onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir” .

Başkaları görsün diye kılınan namaz, perhiz için tutulan oruç, cömertlik için yardım, gösterişli dua, gösterişli Kuran okumak, insana hiçbir sevap kazandırmaz. Çünkü İslam Allah için olmamıştır.

İhlâs ve İrfan

Amelin Salih olması onun canlılığına bağlıdır. Amelin ruhu ve canı ise ihlâstır. İhlâs Allah razısı yanına başka bir beklenti koymamanın adı ve unvanıdır.

İrfan da ihlâsın yakınıdır. Kısaca Allah bilgisi anlamına gelir. Kişideki ihlâsın derecesi onun irfan ufkuna göredir. İlk dereceyi Peygamberler ve onun varisi olan Alimler alır ve onların İslam dolayısıyla hiçbir beklentileri asla olmaz. Bundan sonra Hakk dostları gelir ki bunlarda mahşerin dehşeti önemli bir yer işgal eder. Son olarak cennet arzusu ve cehennemden uzak olma düşüncesi olmakla beraber ibadetten zevk duyma manevi lezzetlerle mutmain olma ve bir kısım dünyalık talepleri olmakla beraber zengin olmak ve şöhret gibi beklentiler yoktur. Tevhidin en derin biçimi sadece yüce Allah’ı dilemek ve bundan gayri kalbi bütün arzulara kapalı tutmak ise ihlâs kahramanlarının halidir.

İhlâs ve kalp

Hadisi şerifte “ Cenabı Hakk, sizin cesetlerinize ve suretlerinize bakmaz lakin o sizin kalplerinize bakar.”, buyrulmuştur. Bir başka hadisi şerifte ise; “İnsanda bir et parçası vardır ki o iyi olursa bütün vücut iyi olur, o kötü olursa bütün vücut kötü olur.”, buyrulmuştur.

Kalp tam ihlası yakaladığı anda doğrudan doğruya Cenabı Hakk ile bağlantıya geçer. Ancak bu dünyada o kadar çok bu bağlantıyı engelleyen şeyler vardır ki bu engellerin kulun kendi gayreti ile aşılması gerekir. Bunların en önemlileri nefsi emmarenin halleri, dünya sevgisi ve nefsin boşluğundan yararlanmak isteyen şeytanın müdahalesi başlıcalarıdır. Bu yüzden bu aşamaları geçmeye çalışmak bir fedakarlık ölçüsü olacağı için bu fedakarlık da Allah için olması gerektiği düşünüldüğünde gerek hedef ve gerekse hedefe varmak için uğraş ihlâsla bütünleşir ve Hakk rızasına uygun hale gelir. Arananda zaten budur.

İhlâstan Rızaya

Dini hayatta önce irade rol oynar, bununla tevhidi yakalar sonra gönülleri ile devam eder, ve gönüllerinde sakladığı niyetin temizliği ile yüksek hedefleri yakalar ve boşlukları kapatır. Kendisine (nefsine) zor gelen şeylerin sevabı daha fazla olduğu buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz “Cennet, “mekarih” denilen insanın kerih görüp beğenmediği şeylerde; buna mukabil cehennem de “şehevât”, denilen insanın hoşuna giden şeylerle kuşatılmıştır.” buyurmuştur.

İki kişi düşünelim. Bunlardan biri Cenabı Haktan bazı ilahi olağanüstü haller görmüş ve yaşamış olsun. Bir başka kişi düşünelim. O da hiçbir olağanüstü hallere vâkıf olmamış olsun. Her ikisinin de ibaretinde olduğunu düşünürsek hiçbir şeyi görmeden kendi halinde itikatla devam eden kişinin imanı bir şeyler görmüş olan diğer kişiye göre daha üstündür. Zira Cenabı Hakk bir şeyler gösterdiği kuluna bir ayrıcalık yapmış olmakla onun imanını bu şekilde artırmasına ve kendisine yönelmesine sebebiyet vermiştir. Sonuç olarak görmeden ihlâs ve iman daha kıymetli olmaktadır.

Ancak uygulamada öyle ki insanlar ya da yöneticiler İslam’ı İslam olarak değil, kişi, grup, şirket, kurum, kuruluş, cemaat, tarikat, mezhep, hükümet ve devlet çıkarları göz önünde bulundurularak benimsenmekte sonuç olarak din çıkar amaçlı bir kullanıma dönüşmektedir. İşte bu nokta ihlâsın Allah için olma özelliğini kaybetmektedir.

Yahudiler de mabetlerini birer ticarethaneye çevirmişlerdi. Hz. İsa ise Kudüs’e geldiğinde tapınağın avlusundaki satıcıları kovmaya başlayınca onlara “benim evim dua evi olacak diye yazılmıştır, ama siz burayı haydut inine çevirdiniz”, demiştir. Sıffin savaşında muaviye taraftarlarının süngülerin ucuna Kuran yapraklarını takıp aramızda Kuran hakem olsun iddiasıyla Hz. Ali taraftarlarının bölünmesini ve savaşı kaybetmesini sağlamışlardı.

Dinin her alanda öylesine istismarı söz konusu ki örneğin Tekbir giyim, hicap tesettür, iffet giyim, vb. kişisel şeyler olduğu gibi siyaset alanında ki ümmetin parçalanmasına sebebiyet verilmesi, statükoyu destek için yapılan beyanatlar 11 ay İslam’a aykırı gidip Ramazanda dindar görünmeye çalışan medya ve en nihayetinde dini kurum hutbeleri dahi aynı safta yer alabilmektedir. Dünyanın başka ülkelerinde de benzeri durumlar ziyadesiyle mevcuttur. İhlas adını verip para toplamak da bunlardan biridir. Böylece İslam her zaman için Allah’a has kılınamamakta, bilakis çok daha farklı amaçlarla istismar edilmekte olup “dini yalnız Allah’a has kılmak”, anlamına gelen ihlasın çağımızda hala önemini koruduğu görülmektedir.

5 Aralık 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 22 “İSLAM’DA İHSAN ŞUURU”

Bismillahirrahmanirrahim

selamün aleyküm

İSLAMDA İHSAN ŞUURU

 

Kültürün eşya ve hadiseleri algılama biçimi var. Hayatı algılayan ve biçimlendiren bir biçimi vardır. Böylesine bir bakış açısı hayatımızı da değiştiriyor. İnsan ister istemez Modern kültürün yansımalarından etkileniyor.

Modern kültür Kadim kültürü inançtan her türlü yeniliğe kadar etkiliyor. Modern kültürün yaşadığı kriz önce aileyi etkiliyor. Bu bir gerilim oluşturuyor ve aynı anlamdaki zıt kavramlar insan olarak genlerimizi değiştiriyor. Makul ve saf olarak görünen HAK kavramı öylesine genişledi ve öne çıktı ki gittikçe çatışmaların kaynağı oldu. İnsan hakları, kadın hakları, hasta hakları, işçi hakları, çocuk hakları gibi…

İslam da ise vazife ve sorumluluklar merkeze alınır. Modern kültürde ise bu haklar bir varoluş mücadelesinden çıkıyor denilebilir. Hasta doktordan, kadın kocadan mücadele ile bir şeyler koparmaya çalışıyor. Çünkü hayatın tanımı “hayat mücadeledir” şeklinde yapılıyor. Bu durum sınıfsal yapı ve çatışma ortamından etkileniyor. İslam ülkelerinde sınıfsal bir yapı olmadığını düşündüğünüzde bu durumun ne kadar sakat bir anlayış tarzı olduğu anlaşılır.

Modernlik temelde din karşıtlığı üzerine oturur. Sekülerleşme ile din alanını daralttı. Din hayatın arka planına atılınca düzeltip toparlayacak bir şey kalmıyor ve hayat paramparça bir şekilde devam ediyor.

Modern dünya da ahlaka ihtiyaç duyar aslında. Fakat yine kendisi ahlakı imkansız kılar.

Din; değer koyar. Ahlak yorumsal bir tavırdır. Dinden beslenmediği sürece nereye kadar gideceği belli olmaz.

Hukuk formel, maddi müeyyidesi olan kaideler koyar. Ancak bu kaideleri yine toplumsal ahlak belirler. Yine bu noktada da dini değerlerin belirleyiciliği olmazsa değer ve fıtrata uygun tanımlardan uzaklaşılmış olur.

Dinin ulaşmadığı bazı Eskimo kabileleri 70 yaşını geçen yaşlılarını köyün dışına atarlar ve beyaz ayının gelip onu diri diri yemesini beklerler. Ayı adamcağızı bağırttıra bağırttıra yedikten sonra “tamam, dedemizin ruhu beyaz ayıya geçti ve daha uzun yaşayacak ” derler. Din daima iyilikle sonuçlanan normlar oluşturur. Hz. ademden beri böyle olmuştur. Fakat onu bir kenara atarsanız çıplak kalırsınız çıplak…

Modern hayatta,

Dinin yerini ……… ilim aldı.

Allah’ın yerini…… İnsan aldı.

Vahyin yerini………akıl aldı.

Türkiyedeki entelektüeller batı dini anlayışı ile davranıyor.

Merhamet ve acımak Rum 21 ‘de şöyle sayılıyor.

Rahmet

Meveddet

Sekinet

Olarak sayılıyor. Rahmet, acımak değildir. Kim kime acıyacak?? Acımak dikeydir ve Allah’tandır. Merhamet ve acımak rahmet olmaz. Bu incelik İhsan’dır, İyiliktir, güzelliktir. Ancak iyilik, güzellik içten gelerek güzellikle yapılırsa İHSAN olur.

Peygamber efendimiz oğlu İbrahim’i kaybettiğinde bir sahabi mezarı düzeltmek için mezarın içine iner. Peygamberimiz başındadır. Boş kalan bir deliği görünce der ki; şu karşısındaki delik boş kaldı der. Sahabi de “ya Rasulüllah bunun cenazeye bir zararı yok ki” deyince “ölüye yok ama dirinin gözüne var” der. Arkasından da şu hadisi irad ederler. “Allah bir kulunun yaptığı işi iyi ve güzel yapmasından hoşnut olur” buyururlar. İşte ihsan şuuru bu kadar önemlidir.

Nezaket=

İhsandan=== MEVEDDET; karşılıklı sevgi doğar= bundan da SEKİNET=huzur doğar.

Hak nihai adalettir. Son noktadır. Tersi ise zulümdür.

Borçlu ödeyemezse “başkasını kendine tercih etme” prensibi gereğince bağışlama yapabilmelidir. Bu bir insan ahlakıdır.

Hakşinaslık—karşı taraf oluşturur.

“Hak verilmez alınır” diye bilinir yanlış bir şekilde.

“Her hak sahibine hakkını ver” HADİS. Bu hadis hak almaya değil sorumluluğu hitap ediyor.

Adaleti aşan değerler ne olacak? Örneğin merhamet gerektiren konular hak kavramıyla çözülemezler. Bu kırılgan ilişkiyi hak üzerine kurarsanız diğergamlık gibi erdemleri iptal etmiş olursunuz.

Peygamber efendimiz kızı Fatıma’yı çıkarırken ona şöyle diyor: “Kızım, ülfet ettiğin ortamdan bir başka ortama gidiyorsun. Sen kocana cariye ol, o da sana köle olsun”

Artık buna rağmen bütünleşme sağlanamıyorsa bunu sorgulamak gerekir. Kuran bir ayetinde “siz bütün oldunuz” diye buyurur. Onun hitabı zevc ve zevce kelimeleri üzerindendir. Öyle ki; zevc kelimesi; ayakkabı, mes veya çorabın teki demektir. Biri diğerine lazımdır ve parçasıdır. Aynı numaradan olması gerekir ve sağ mes solun yerine geçmez, sol mes de sağın yerine geçmez. Sol sola sağ da sağa giyilir. İşte Kuran’ın bu benzetmesi müthiş bir ilahi benzetme veya adlandırmadır denilebilir.

Halbuki batıda hırıstiyanlık değer üretmekten iyice uzaklaştığı için toplumsal cinsiyet rollerinin değiştirileceğine ilişkin sapık fikirler gelişiyor. Böylece roller karışıyor. Bunun akabinde haklar devreye giriyor ve toplum kesimleri karşı karşıya gelip iyice ayrışıyor. Arkasından “o benim hakkımı yedi” deyip kavga başlıyor.

Biz ne yapıyoruz derseniz; biz, “batıyı suçlayıp kendimizi beraat ettiriz” desek pek de yanlış olmaz sanırım.

Adamın son model jeepi var, yerde rahle ve megafonla ders yapıyor=zıtlık.

Batıdan fikir alırken ona bir parola sorabilmeli ve içini kendimize göre doldurup bize uygun hale getirmeliyiz.

Müslümanlar ya çok geride kalıyor ya da hayat budur deyip uyuyor. Hayatta gerilimler var. Yer bulmak için dik durmak gerekiyor. Boşanmalar, fikri çözülmeler ve bir çok yaşam problemleri yaşanıyor. Bu ortamda batının yaptığı gibi hakka temel bulmak son derece yanlış olup ayet ve hadislerde dikkat çekilen vazife ve sorumlulukları daha önemli olarak ön plana çıkarmalıyız.

Ülkemizde hak ve vazifenin içi boşaltıldı. Eşitlik kavramı öne çıkarılıyor. Halbuki eşitlik kavramı kadın ve erkeği karşı karşıya getiriyor. Halbuki İslam’da TAMAMLAYICILIK vardır. Kadın erkek eşit olmaz. İki farklı şeyi, tamamlayıcılığını öne sürerek bir elmanın birer yarısı gibi eşitlerseniz bu benzetme yanlış olur. Zira eşler zevc kelimesinde olduğu gibi iki farklının birbirinin yerine geçmeden birbirini tamamlamasıdır. Eşitlemek yerine erkeğin üstünlüğü ile kadını tamamlaması, kadın da kendi üstünlüğü ile erkeği tamamlar…

Böyle bir ortamda eşitlik değil de tamamlayıcılık olduğu için bir saygı düzeni ister istemez oluşur ve öfke ve hakarete yer olmaz. Şayet problem çıkarsa bu yapı o sorunu çözebilecek bir ortam sunar. Çünkü eşitliğin kavga ettiriciliği yoktur burada. (Veceale beyneküm meveddet) sevgi ve merhamet temelli bir yapı öngörüyor Kuran.. Temelde yatan şey kulların fiili davranışıdır. Yanlış davranışlar aşkı bitirir.

Rasulüllah veda hutbesinde “siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız” buyuruyor. Emanet=sığıntı değildir. Bu, sorumluluğun zirvesidir. Emanet= birisinin yanına bırakılan kişi ya da eşyanın aynen zarar vermeden geri vermesine denir. Allah diyor ki; “bir zarar verirseniz ona ihanet edersiniz” diyor. “Birbirinize takva elbisesisiniz” buyuruyor. Burada meseleye bütüncül bakılması gerekir. Buna göre kadın da erkeği, onu ilgilendiren özellikleri ile doyurarak da olsa koruması gerekir. İslam ailesi kendini nasıl görüyorsa ona göre hayatını kuruyor. Halbuki dinini bu inceliklerini bilmekten aciz. Biraz eğitim gerekli görünüyor.

Kız çocukları “ekonomik özgürlüğümü kazanmak istiyorum” diyor. Daha baştan aile olmak düşüncesi yok. Evlendiğinde kocasının peşinen dışarı atacağı varsayımına göre “ben kışa hazırlanayım da yaz gelirse bahtıma” hesabıyla en kötüsü için baştan uğraş veriyor. İş hayatı da görevlerde ihmal ve yorgunlukları getirince kavgalar ve gerçekten de beklendiği gibi boşanmalar kendini gösteriyor. Artık yumurta tavuk hikayesine dönüyor ve sol ayakta sağ ayakkabı ne yapıyorsa aynen öyle oluyor. Artık ailede eşitlikçi, tartışmacı, kaba davranışlar aile olmaktan uzak bir tartışma hayatını beraberinde getiriyor. Fertler artık fedakarlıklardan uzaklaşıyor baştan. Bireysellik öne çıkıp ego öne çıkınca kavga kaçınılmaz artık. Halbuki aile ben değil biz olmayı gerektiren bir yapıda olmalıdır. Rasulüllah efendimizi bir sahabe davet edince “aişe ile geleceksek gelelim” diyor davete.

Cibril hadisi, bildiğiniz üzere 4 temel soruya oturur. Sırayla İman nadir? İslam nedir? İhsan nedir? Ve kıyamet ne zaman kopacak sorularıdır bunlar.

İlk üç sorunun cevabından sonra kıyametle ilgili sorunun alametleri konuşulurken “cariyenin efendisini doğurmasıdır” buyrulur. Bu, öyle insanlar göreceksiniz ki meteliksizken-çobanken- birden zenginleşecekler ve aralarında yarışacaklar. Böylece statüye göre itibar öne çıkacak. Sizin gibi olmayan insanları dışlamaya başlıyorsunuz. Burada statü farkından dolayı ihtiyaç pompalanıp mal doldurmasını sorgulamak gerek.

Evimizde salon takımı genellikle 7 kişiliktir. Adeta misafire 5 kişi gelin fazla gelmeyin diyorsunuz.

Sabır ailede çok önemli. Ailede duygu yüklü tavırlar çatışabilir. Bunların kaynaşması, ülfeti kolay değil, süreç ve sabır istiyen şeyler bunlar. “sabırla koruk, helva olur” bu olmayınca boşanıyorlar. Temel sorun ise fedakarlığın değil de ben duygusunun öne çıkmasıdır denilebilir. Problemlerde bencillikten çocuğu bile düşünmüyorlar. Zira önemli olan kendisi. Değerlerimizi İSLAM İLE DOLDURMALIYIZ: EŞYA İLE DEĞİL.

Şunu alırsam daha rahat olurum diyor. Eşya ile alışveriş tatmini istiyor = boş meşguliyet = aile olmaktan kaçış.

Erkeğin de TV ve İnternete 5 saat seyretme zamanı ayırması da aile olmaktan bir kaçıştır denilebilir.

Şöyle bir düşünün. Rasulüllah’ın ev eşyası nasıldı? HAKİKATE MUHAMMED’LE GÖZ AÇMAK GEREK.

İnsan görevini zekat ve sadaka ile bol bol yerine getiriyorsa alacağının en iyisini alabilir. Ancak bunu da sonuna kadar kullanması gerekir. Bir Hadis’te şöyle buyruldu: “Allah, rahmetini kullarının üzerinde görmekten hoşnut olur.”

Günümüz insanı 3 ayda bir takım değiştiriyor. 30 çift ayakkabı. 50 çift elbise. 50 başörtüsü. Tüketim ve tesettür dahi teşhire dönüşüyor. Bir elbise alınca buna uygun ayakkabı ve çanta da alması gerekiyor. Böylece her renkle giyilebilecek elbiseler alınmadığı için gösterişli moda tüketimler diğer tüketimleri de beraberinde zorluyor.

Saç ektirme şu kadar. Bu şu kadar aç insanı doyurur halbuki.

Benim için israf yoktur, asla yapamam diye düşünerek “ela bi zikrillahi tatmeinnel kulüb- kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain (tatmin olur sukünet bulur) olur” ayetini hatırlamalıdır. Oysa biz bunu dolduracak başka şeyler arıyoruz. Şu soru önemli: eşyayı kullanıyor muyuz? Yoksa eşyaya tapıyor muyuz? Bir hadiste “ kumaşın kulları…” diye geçer. Bu hadis bugün aynen geçerli değil mi?

Batı’nın özgürlük anlayışı tanrıdan (Kilise temsil ediyordu) bağımsızlaşma olarak algıladı. Bu sefer tanrıdan kaçarken kendine (İnsana) tapar hale geldi. İlişkiler large hale geldi. Özgürlükler öylesine sınırsız ve fıtratsız hale geldi ki farklı evlilikler, eğer insan istiyorsa olabilir dediler. Namus ve iffet büyük yaralar aldı. Fıtrat bozuldu. Özgürlüğün tanımını batı : “İnsan, Allah’tan uzaklaştıkça özgürleşir” dedi.

Halbuki Kuşeyri: “ÖZGÜRLÜĞÜN HAKİKATİ, KULLUĞUN KEMALİDİR” dedi.

Halbuki İnsan ne kadar deniz suyu içerse içsin susuzluğu artar!!!!! yani ne kadar tüketirseniz tüketin tatmin olmayacaksınız demektir. Amerikalıların %70′i sakinleştirici kullanıyor ve mutsuzların oranı %70. Batılılar, gelirimiz üç kat arttı fakat mutluluğumuz %40 düştü diyorlar. bizde ise mahkemelerin asli görevi boşanma davaları oldu. üç kat arttı. aile bakanlığı aileyi kurtarmaz. İslam Bakanlığı aileyi kurtarır. Yukarıda Kuşeyri’nin sözünü okumadınız mı? “Özgürlüğün hakikati kulluğun kemalidir”

Daha çok kul olmalıyız. Kulluk edeptir evvelde. Sınırsız toplumlar edepsiz toplumlardır. Bu yüzden aşırı özgürlük ferdiyetçiliği getirdi. Ego ise hak sorununu, hak ise alınır denilerek kavgayı.

Bir müslüman kadın veya erkek hak adına hak kavgası yaparak feminizmin veya bilmem neyin telinden çalamaz. Müslüman, müslümanlığın içinde bir görevini yerine getirebilir ve arkasından başkasını görevini yapmaya davet edebilir.

Zekat, açın, komşunun, akrabanın doyurulması, işçinin alnının teri kurumadan ücretinin verilmesi hep görevdir. Allah fakiri zenginin merhametine bırakmadı, tavsiye etmedi. Emretti, vermezsen devlet toplasın dedi, daha da olmazsa malını eksiltirim dedi. Daha da olmazsa ahirette senin sırtını alnını dağlarım dedi tehdit etti. Bizler İslam’dan uzaklaştıkça görevlerimizi unutuyoruz. Bu yüzden zulme uğruyanlar da feministlerin ya da Allahsız bilmem kim olup hak arayıcıların kavgacıların kucağına düşüyorlar. Fertten aileye ondan da ülkeye sıçrıyor huzursuzluk.

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur..

4 Aralık 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 21

Etiketler:

Bismillahirrahmanirrahim

Selamün aleyküm

 

 

ALLAH kuldan intikamını yine kul ile alır. Cümle eşya Halikındır insan kul yaptı sanır. Bir yaprak dahi düşse ilmi ledün’dendir. Kendine iyi bak zübdei alem sendedir kainat sende dürülmüş bilinir. İnsanı küçük görmek yanlıştır. İnsanda alem dürülmüş bir haldedir. Zübdei alem=alemlerin özü’dür.

Cahille tarikat mücadelesi yapılmaz. Sadece ondan uzaklaşılır.

Zalimlerden uzak durmakla beraber mücadele de edilir. Zalime (zalim hükümdara) zulmünü yüzüne vurmak çok büyük sevaptır.

Şeytanın en büyük tuzağı kadındır. Bir defa bakmak olabilir, ikinci bakmak kişinin aleyhinedir.(lek/aleyk) Hazreti Rasulüllah Ali Efendimize şöyle dedi: ya ali ilk baktığın lek (senden yana) ikinci baktığın (aleyk) aleyhinedir.

Allah dildeki duayı kabul etmez. Kalpten yapılan duayı kabul eder.

Mazlumun duası reddolmaz. Mazlum ila Allah arasındaki perde kalkar.

Kimseye zulüm yapmayınız. Size yapılan zulme de rıza göstermeyiniz.

Hırstan daha yıkıcı bir fitne yoktur.

Mal bu ümmetin fitnesidir. Fitne: sınanmak demektir.

Salavat, ümmete rahmeti çeker.  …. “ve ala âli” ifadesine dikkat edilmelidir, atlanmamalıdır..

Adapazarı depreminde oradaki alim, imam ve halkın salvatı tam ve çok çekmedikleri müşahade edilmiştir. Ayrıcı fuhuş ve faiz ve fiziki zulmün orada çok arttığı anlaşılmıştır.

İnsan her yaptığına/yazdığına NASİB demeli. Ben yaptım dememeli. Benlik ifade eden şeylerden kaçınmalı. Başkasına ait bir şey ise sahibini hemen söylemeli. Aksi halde hırsızlık olur.

Erkek, karısının sırrını asla başkasına açmamalıdır. Büyük sorumluluk doğar ucu ahirete kadar gider.

 Üç tür rüya vardır. Aynî ile görülen rüya, bunu Allah gösterir ve rahmanidir.

Temsili rüya, bu, melekler vasıtasıyla gösterilir. Örneğin at görmek murattır.

Şeytani rüyalar.

kişinin rüyası kişiyi ilgilendirir. Kötü rüyaları anlatmayınız ve allah’a sığınınız buyurdu hz. Rasulüllah.

Rüya ile amel edilmez. Ancak sabah uyku ile uyanıklık arasında görülen rüyalar sahih olabilir. Ümmeti ilgilendiren rüyaların sahih olması beklenir..

Ümmetim yanlışta birleşmez, Hadis. Siyasi yelpazede ehven-I şerri aramak mecburi olmaktadır.

Bir ahırda inek ve öküz varmış. Öküz demiş ki, çabuk yemini ye de çifte gideceksin demiş. İnek de çabalayan çifte gider demiş.

Atın kazancı eşşek için mi ?

Siyasette daima Allah’ın bir hesabı vardır. Siz sadece sonucun ne olduğundan değil ne yaptığınızdan sorumlusunuz. Namaz kılmayan, ahlakı bozuk ve belli bir dalda uzmanlığı olmayan kişilere oy verilmez. Çoğunluk ahlaksız ise hükümet ahlaksız olur. İslamda şeriatın uygulanması esastır. Meclis şeriatı nasıl uygulayacağına karar verir. İslami bir meclis ictihad yapabilir.

Beşeri ideolojiler, milleyetçilik, liberalizm, sosyalizm, kapitalizm, determinizmin hepsi TAGUT’tur. Hükümleri Allah’ın hükümlerinin yerine geçerek ŞİRKE sebebiyet verir. Bu ideolojilerin yöneticilerinin müslüman olup namaz kılması durumu değiştirmez.

Bir kişi için ülkeyi kurtardı demek de Allah’ın sıfatını insana vermek olur ki bu büyük günahtır.

Hz. Rasulullah’ın Bedir savaşından sonra Allah’ın “Sen atmadın o attı” ayetinden çok etkilendi ve bu savaş için estağfurullah demek zorunda kaldı. Yani Allah bu savaşı ben kazandım dedi. Her savaş bir de siyasi sonuç doğurur. Özellikle bu sonuç da Takdir-i ilahidir. Hiç kimse hiç bir savaşı kazanamaz. Siyasi bir sonuç da doğuramaz.

İnsanların neyi sevdiği konusunda nasıl karar verdikleri çok önemlidir.

İmanı zayıf ailelerde çocuk ergenliğe girerken “ben kimim, kimdenim” demeye başlar. İslam ise tanışsa bile islamı asli değil ikincil tercihe indirir. Örneğin Türkiye’de ise “Ben Türküm” demeye başlar ve bunu tenennüm eden milleyitçi bir partiye gider, kaydolur ve sovenist bir taraftarlık yaparak bir örgüt içinde kendi kişiliğini arar. Bu çocuklardan kişiliği biraz dengeli ve düşünceli olanları ki bunlar öncekilerin yaklaşık yarısını oluşturur, otuzlu yaşlarda yaratılışını düşünmeye başlar. Allah’ın hidayeti bunlar üzerinde yüksektir.

Allah kullarını bir hakim gibi delille yargılar. Bu yüzden insanların yaptıkları kusuru başkalarına göstermeleri ya da anlatmaları yanlış olur. Allah’ın delille yargılaması onun şahit tutmasını önemsediğini gösterir. Bu bir adalettir. Hak yolcusu bu Dünya’ya şahit olarak geldiğini bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Malik olarak gelmek dahi yoktur.

Cuma günü cennetlikler cennette Allah’ı seyrederler. Allah Cuma günü 600.000 kişiyi azleder.

Kişi Cuma gününü günahsız geçirirse diğer günlerde günahsız olma olasılığı yüksektir.

Efendimiz Cuma günü bana çok selam ediniz diye, buyurmuştur.

Estağfirullahellezi la ilahe illallahüvel hayyül kayyüm derse günahları affedilir, manası şeriki olmayan hayy ve kayyum Allah’a tövbe ederim demektir.

Kim Cuma namazından sonra İhlas, Felak, Nas surelerini yedi kez okursa gelecek cumaya kadar korunur. Perşembe akşamı kehf suresini okuyan da bir hafta boyunca korunur.

Bir hak yolcusu en küçük sünneti dahi önemsemeye başlarsa bu onun iman ve makamının yüksekliğine dalalet eder.

Azrail, ömrü yaklaşmış bir adama görünür. Adam yalvar yakar biraz daha izin ister. O da peki der. Bir iki yıl erteler. Vakit bitince tekrar gelir. Adam bir uçağa binip uzaklaşmak istemiştir. Şöyle der. “ bak işte benden başka 140 k,işi daha var onlara yazık değil mi?” deyince. O da şöyle der” sen biliyor musun ben o 140 kişiyi nasıl birleştirdiğimi? der.

Katır bir gün at dayısına özenerek at yarışına katılmak istemiştir. Nihayet sahibi bir gün atlarla koşuya katılmasını sağlar. Sonuç hüsrandır ve artık eşek babasını hatırlamak zorunda kalır.

 

 

 

3 Eylül 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 20

Bismillahirrahmanirrahim

Selamün aleyküm

 

BATI’DA MUTLULUK ORANLARI DÜŞÜYOR

Batıdaki mutluluk oranları gittikçe düşmektedir. Batı milli gelirlerin birkaç kat arttığını fakat mutluluklarının da %40 oranında azaldığını söylemektedirler. Amerika’da ise sakinleştirici kullananların oranı %70ler seviyesindedir. Bu yüzden orada da mutluluk oranları çok azalmıştır. Temel sorun daha çok madde tüketerek mutlu olmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. İnsanda beden kadar bir de ruh vardır. Ruhun tatmini sapık bir hristiyanlıkla tatmin olmamaktadır. O yüzden ruhu tatmin edici şeyler bulunamayınca onun yerine sakinleştirici kullanma yoluna gitmektedirler. Hak yolcusu Allah’ı zikirle ruhunu tatmin edeceğini bilmelidir.

DÜNYAYA MALİK DEĞİL, ŞAHİT OLARAK GELİNİR 

Allah kullarını bir hakim gibi delille yargılar. Bu yüzden insanların yaptıkları kusuru başkalarına göstermeleri ya da anlatmaları yanlış olur. Allah’ın delille yargılaması onun şahit tutmasını önemsediğini gösterir. Bu bir adalettir. Hak yolcusu bu Dünya’ya şahit olarak geldiğini bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Malik olarak gelmek dahi yoktur.

RASUL MÜ HABİB Mİ? 

Peygamber efendimize Rasulullah denmesi zorunludur. Çünkü asıl görevlendirme elçilik nedeniyledir. Bunun yanısıra habibullah kelimesini kullanmak doğru değildir. İlahi huzurda bu kelime kabul edilmez. İnsanların kendi başlarına bir peygamber tanımı asla doğru olmaz. Sahabi salavat ayeti gelmezden önce sadece Rasulullah diye hitap ederlerdi. Bu ayetten sonra salat etmeye başladılar. Hak yolcusu Habibullah kelimesini asla kullanmamalı ve Rasurullah kelimesi üzerinde odaklanmalıdır.

İŞ AŞ ÇALIŞMA 

İş konusu en az ibadet kadar önemlidir. Helal kazanç için vaktinde gelmek ve dürüst çalışmak ve vaktinde çıkmak zorunludur. Çalışan çalıştığı işi düzgün ve kaliteli ve temiz yapma mecburiyeti vardır. Boşa vakit doldurmak kişiyi harama götürür. İşverenin kişiye verdiği mallar emanetten sayılır ve dikkat edilmesi zorunludur. İşverenin işçiye kaldırabileceği yük vermesi zorunludur. Şayet işçi kaldıramayacaksa işverenin fiziki olarak işçiye yardımı zorunludur. Alacağı ücreti hak ettiği kadar alıp zamanında ödenmesi gerekir. İşçi ücreti kişinin evlenmesi, ev alması ve araba almasına şamildir. Daha fazlasını isteyen ya hırsızdır ya haindir diye buyurmuştur, Hz. Rasulullah.

YEMEKTE KANAAT 

Bir hak yolcusu yemeği yerde yemelidir ve az yemelidir ve doymadan kalkmalıdır ve ortak kaptan yemek yenmelidir. Birisi su için sofradan kalkarsa diğerleri elini yemeğe sunmamalıdır. Yemeğe ev sahibinin başlaması beklenmelidir. Eûzu Besmele ve kısa bir dua olursa güzel olur. Yemekten sonra da dua elzemdir.

SONU İYİ OLAN İŞ İYİDİR 

Hak yolcusu hiçbir hayrı kaçırmamalıdır. Her iyi iş bir hayırdır. Sonu iyi olan iş iyidir. Herkesin kendi işini yapacağı ortamlarda yanındaki insanın işini yapmak bir hayra yol açar. Eğer herkes kendi işini yapsaydı iyiliklere gerek kalmazdı ve böyle olmakta doğru değildi. Alman yazar, şair Gothe şöyle söylüyor “Herkes kendi evinin önünü temizlerse , bütün şehir tertemiz olur” diyor. Fakat bizim peygamberimiz Hz. Rasurullah ise şöyle söylüyor “İman 68 küsür şubedir, bunun birinci basamağı yoldaki bir eza verici taş vb. şeyi kenara çekmektir.” Durum böyle olunca örneğin, hasta olan, yaşlı olan, sakat olan vb. imkansızlık içinde olan insanların işinide bir diğer müslümanın yapması gerekir. Fakat Gothe’ye göre davranırsak bu kişilerin evlerinin önü kirli kalmaya devam eder. İşte bir peygamberin üstünlüğü böyledir.

HER YERDE İSLAM KONUŞULMALI 

Hak yolcusu halkın içine çok girmeli, özel arabası varsa onu az kullanmalıdır. Bu şekilde insanlarla teması artırmalı ve onları hak yoluna davet etmeye çalışmalıdır. Basit bir hareketin örnek alınması bile büyük önem taşır. Otobüse binmeden önce yolda bir miktar kişiye selam vermeli ve otobüse binmeyi hak etmelidir. Otobüse binince sıradan şoförden başlayarak rastladıkları erkeklere ayrı ayrı hem ses ile hem göz ile selam vermelidir. Sonra içerideki gençlerden güler yüzlü hangisi görünüyor ise onunla muhabbet kurmaya çalışmalı ve sadece son on dakika içinde vurucu konuşmalar yapabilmelidir. Fakat önceki yirmi dakika içinde ise daima o kişinin sorunları konuşulmalı ve güven telkin edilmelidir. Minibüste ise önce yirmi kişiye birden selam verilmeli ve herkesin bu selamı duyması sağlanmalıdır. Hiç selam alan olmazsa ayaktaki bir erkek yolcunun kolundan tutarak “özür dilerim ben yanlış bir söz mü söyledim” gibisinden imâlı bir sözü söyleyerek, kişileri tahrik etmelidir. Bu yöntem başarılı olarak tarafımızdan denenmiştir. Zaten bunun arkasından bazı sorular gelmekte ve islam konuşuluyor olmaktadır. Aranan da budur.

SEBEPLERE AŞIRI BAĞLILIK TAKDİRİ İLAHİYİ İHMALE YOL AÇIYOR 

İnsanlar gittikçe sosyalist ve materyalist bir düşünce tekniğine kaymaktadır. İnsanlar ben doğru sebeplere sarılırsam doğru sonucu alırım diyerek, determinizm yoluyla takdir-i ilahi’yi yok saymaktadırlar. Halbuki sosyal olaylarda ki insan unsurunu Allah’ü Teala kalplerİ çevirerek ters yüz eder. İlmi olan insanların seçim sonuçlarını tahmin edememelerinin sebebi budur. Determinizim insan davranışlarında romanlarda ya da bazı işlemlerde kullanılırken kişi sebepsiz bir sonucu ulaşamayacağını düşünür ve o eksik sebep için gayret ederek onu her ne pahasına olursa olsun elde etmeye çalışır. Bu durum onu hırsızlık yapmaktan başlayıp her türlü haset, kıskançlık ve kin tutmaya kadar götürür. Halbuki müslüman makul ölçülerde sebeplere sarılır ve artık Allah’a tevekküle bırakır. Bu yüzden batı toplumlarında kavgacı zihniyet daha baskın bir gendir. Fakat islam toplumlarında Allah inancı sebeplerin harekete geçirilmesi için çok önemli bir etkendir ve insanı rahatlatır.

 

AHİ KUL AHMED

24 Temmuz 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 19 (Hacı Bayram Camiinde sabah namazında okunan toplu zikrin Arapçası ve Türkçe okunuşu) (İmam-ı Azamın zikri)

 

فَاعْلَمْ اَنَّهُ 

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ(Tehlil 11 defa)

حَسْبِى رَبِّى جَلَّ اللهُ مَا فِى قَلْبِى غَيْرُ اللهِ نُورْ مُحَمَّدْ صَلَّى الله

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ (Tehlil 11 defa)

حَسْبِى رَبِّى جَلَّ اللهُ مَا فِى قَلْبِى غَيْرُ اللهِ نُورْ مُحَمَّدْ صَلَّى الله

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ (Tehlil 11 defa)

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

إِنَّ اللهَ وَمَلَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا .

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اَلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَدَوَاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثِيراً .  (3 defa)

فَصَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى نُورِ جَمِيعِ اْلاَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ وَالِ كُلٍّ وَصَحْبِ كُلٍّ اَجْمَعِينَ وَاحْشُرْنَا مَعَهُمْ بِلُطْفِكَ وَكَرَمِكَ يَا رَبَّ الْعَالَمِين اَمِينْ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ .

عَلَى اَفْضَلِ الْعَالَمِينَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَوَاتْ

عَلَى اَشْرَفِ الْعَالَمِينَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَوَاتْ

عَلَى اَكْمَلِ الْعَالَمِينَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَوَاتْ

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ وَعَلَى اَلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ . (3 defa)

سُبْحَانَ اْلاَبَدِيِّ اْلأَبَدِ ، سُبْحَانَ الْوَاحِدِ اْلأَحَدِ ، سُبْحَانَ الْفَرْدِ الصَّمَدِ ، سُبْحَانَ رَافِعِ السَّمَاءِ بِغَيْرِ عَمَدْ ، سُبْحَانَ مَنْ بَسَطَ اْلأَرْضَ عَلَى مَاءٍ جَمَدْ ، سُبْحَانَ مَنْ خَلَقَ الْخَلْقَ فَأَحْصَاهُمْ عَدَدْ ، سُبْحَانَ مَنْ قَسَمَ الرِّزْقَ وَلَمْ يَنْسَ أَحَدْ ، سُبْحَانَ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلاَ وَلَدْ ،سُبْحَانَ مَنْ يَرَانِى وَيَعْرِفُ مَكَانِى وَيَسْمَعُ كَلاَمِى وَيَرْزُقُنِى وَلاَ يَنْسَانِى يَااَللهُ جَلَّ جَلاَلُهُ عَمَّ نَوَالُهُ وَلاَ اِلَهَ غَيْرُهُ اَلَّذِى لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ سُبْحَانَ الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدْ . 

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ  وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ  وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ .

 

Hacı Bayram Camiinde cuma sabahları imamın cemaatle yaptığı toplu zikrin Türkçe okunuşu (bu zikir imamı azam’ın yaptığı zikirdir)

                    

(Lütfen Kuran bilen birisine doğru okunuşunu okutunuz,  Türkçe ile Arapçadaki sesler tam uyuşmadığı için, mana bozukluğu olabilir)

 

Fağlem ennehu

la ilahe illallah (Tehlil 11 defa)

Hasbî Rabbî cellallah,

ma fî kalbî gayrullah,

nûr Muhammed sallallah

La ilahe illallah (Tehlil 11 defa)

Hasbî Rabbî cellallah,

ma fî kalbî gayrullah,

nûr Muhammed sallallah

La ilahe illallah (Tehlil 11 defa)

Muhammedur rasulüllahi sallallahü aleyhi ve sellem..

İnnellahe ve melaiketehü yusallüne alennebiyy.

Ya eyyühellezine amenü sallü aleyhi ve sellimu teslima.(Ayet)

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin

ve ala ali seyyidina muhammedin bi adedi külli dain

ve devain ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesiyra (3 defa)

fe salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin

ve ala nuri cemiil enbiyai vel mürselin, ve ali külli vesahbi

külli ecmaiyne vahşurna meahüm bi lütfike

ve keremike ya Rabbel alemiyn,

amiyn velhamdülillahi rabbil alemiyn.

Ala efdalil alemiyne seyyidina Muhammedin salavat   (salavat okuyunuz)

Ala eşrefil alemiyne seyyidina Muhammedin salavat    (salavat okuyunuz)        

Ala ekmelil alemiyne seyyidina Muhammedin salavat  (salavat okuyunuz)               

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmiyi

Ve ala alihi vesahbihi vesellim (3 defa)

Sübhanel ebediyyül ebed, sübhanel vahidil ehad,

Sübhanel ferdissamed, sübhane rafii semai bi gayri amed,

Sübhane men besetal arda ala main cemed,

Sübhane men halakal halka feahsaahüm aded,

Sübhane men kasemer rizka velem yense ehad,

Sübhanellezi lem yettehiz sahibeten ve la veled,

Sübhane men yerani ve yağrifu mekani

Ve yesmeu kelami ve yerzukni ve la yensani

Ya Allahü celle celalühü amme nevelühü

Ve la ilahe gayruhü ellezi leyse kemislihi

şeyun fil ardı ve la fissemai ve hüvessemiul alimü

sübhanellezi lem yelid ve lem yuled

ve lem ye küllehü küfüven ehad

sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun,

ve selamün alel mürselin

velhamdülillahi rabbil alemin               (el Fatiha)

Bu zikir seyru sülüki afaki olup tarikat ehli olmayan herkes kendi başına veya ailesiyle veya herhangi bir cemaatle çekebilir.  Latif, hoş ve tevhid dolayısıyla da etkili ve önemli bir zikir olarak görünüyor. Bu tür zikirlerde kişi şeytanın müdahalesine maruz kalmaz umudundayız. Ancak kendi başına 5 000 veya 10 000 gibi yüksek tutarda bir Allah zikri mutlaka bir gönül eri zattan onun kontrolünde alınmalıdır. Ancak bu zikir hafif bir zikir olup sabahları veya müsait olduğunuzda iş ve eşinizi ihmal etmeden hergün bile çekilebilir. Bu zikrin imanı güçlendirici bir etki yapabileceği umudundayız. Allah zikrinizi kabul etsin efendim. 

Ahi kul ahmed Türkçe okunuşunu yazmıştır.

 Zikirden ilahi aşka

(yukarıdaki zikrin arapçasını bize gönderen Müftü Yusuf Doğan Beye atfen Ümmeti Muhammed için kaleme almak ALLAH’tan nasib olmuştur)

Zikrimiz alındı muhterem hocam / Gülümüz kokar oldu bir ihtiram

Bilmez idik evvelde Hakk’tan fehim   /   Zikrile didarın açarmiş Rahim                              //  didar : gönül

Dileriz bir Allah demeyi zelil / Saf bir kalb ile de yanmayı melül

Baha kıldı Rahman biraz gayreti / Gayret kim ki halden hale geçmeyi

Dertlenmeyeni aşık saymaz imiş / Hakk içun aşka yaran yazmaz imiş

Gönül gözü ışımadan aşk olmaz / Hakikat sözleri bilmemek olmaz                     

Aşk ile canın satanlar ararmış  /  Aramak ne kendi canan yazarmış

Ders verir sırrından perdeler açıp  /  Zorluk cefa ve sıkıntı horlatıp         // horlanmayan kişi derviş olamaz

Aşk bir bela, canı dara düşürür / Ağıt, aklı siler gömlek giydirir

La mekanın arş mıdır bu Mecnun’a / Leyla’ya dert midir nazlar mahına                         //   mah : ay, ay yüzlü

Seherlerde kelam ile mahbub kıl  /  Cemaline seyran ile meftun kıl                                         mahbup:sevgili

Akıldan geçtim gömlekten giydim bil  / Zatına düştüm gayri’nden geçtim bil  // Gayri: Allahın sıfat tecellileri

Burda cefa yazarmış yoğa, cemal /  Mahşerde kul deyu çağırır cemal           // ilk yazılan cemal : Allahın yüzü

Kim ki aşık deyu yaratılırmış  / Ahdeyler, kul nurdan bezetilirmiş  /aşıklık biraz da takdirdir ve onlar nurludur   

Hakk ile yaran nider halka devran /  Kul olan canan yazar ümmet halktan  

Cemal dilersen sıkı dur cefaya / Celal ile yanasın komaz sefaya            // Cemal : Allahın güzel nurlu yüzüdür

Yad etmeye yaşlar salar vefalım / Yüz bin bela kılsan düşmem feryadım

Ümid ile korkun mihrab eyledim  / Şad olmaya delili yoğ peyledim    // dünya sevgisini atarak, yoğ peylemek

Aşık olmağ altın gümüş neylermiş  /  Bir kamilde toprak olmak eylermiş

Aşk yolunun kullarına derman mı /  Dermanı dertten sayar ölmen mi

Manası Hakk’tan kelamı kuldanmış/Ölenler “bela” dost imiş candanmış     // bela;evet/aşktan nefsin ölmesi

Yusuf kardeşi Doğan mı saymışlar / Doğan kim “ahi kul” şahin bilmişler

Bu kadar yarenlik Hakk nazıdır bil / Hakk içun “ahi”nin ”kul” sözüdür bil                 // En doğrusunu Allah bilir         

“Kul” olanlar tevhid ile uçarmış   /  Uçmağa Hakk burak ile yazarmış                        // tevhidle kul olurlar

Arşda yoğ imiş başka nebi ”Yusuf” / Züleyha’dan kaçmamış Doğan Yusuf  

Sen bir züleyha bul da gel mah cemal  /   Kaçmayam ben gel gör ki ahı cemal 

 

ahi kul ahmede nasib olmuştur

    

10 Haziran 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 18

Bismillahirrahmanirrahim

selamün aleyküm

 GÖRÜCÜ MÜ SEVEREK Mİ?

Gençlerin uzun süre arkadaşlık yaparak birbirimizi tanıyoruz demeleri her zaman olumlu netice vermez. Karşı karşıya gelen insanların öncelikle iyi tarafları öne çıkar. Üç defa bir kişi yanında olmak üzere konuşmaların da öne çıkan iyi yönler beklentinin %70-80’ini karşılaması durumunda “evet” denip yetinilmelidir. Daha sonraki tanımalarda kötü yönlerin öne çıkma olasılığı yüksektir. Kötü yönü olmayan insan olmaz. İnsan iyi yönü olağan görüp kötü yönü abartmaya meyillidir. Kötü yönler yükselince kavga olur ve ayrılık mukadder olur. Şayet evlilik içinde çıkacak kötü yönler “muhtaçlık” nedeniyle yumuşar. Allah’ın eşler arasında sevgi var etmesi de kötü yönleri izole eden bir etkendir.

 

Ailede sevgi, saygı ve güven üçlü saç ayağıdır. Her biri bir diğerini bozar. Karşı karşıya bakıp anlaşmaya çalışan insanlar değil “Aynı yöne bakabilen insanların uyumlu bir evlilik yapabileceği umulur”

DİKLENMEDEN DİK DURMAK 

İslam’da dik durmak vardır. Diklenmek yoktur. Diklenmek demek kavgaya zaten hazır adamın tuzağına düşmek demektir. Bu tür tartışmalarda kişinin nefsi hastalıkları öne çıkar ve söyleneni anlamaz. Halbuki dik durmak sizin sahabe’nin yaptığı gibi dininizi bilerek isteyerek fedakarlık yaparak imanınızı inşa ederek uygun yaşamanızdır. Bu şahane yaşam Allah’ın verdiği nurla ışıldar. Böylece parlayanı herkes görür. Parlayandan çıkan göz ve ses ve beş duyu da aldığı nurla ulaştığı kişide sevme – sevilme – ikna etme etkisine dönüşür. Aranan da budur. Dik durmak kadar doğru ihlaslı ve zor bir yol yoktur. Allah’ın yolu da budur. Bu yolun en kemali Namazın kıyamında olur. Kişi Allah için kendini inşa etmiş ve Allah için kıyamda ayakta durmaktadır ve Allah’ı savunacak cündullah, hizbullah olmuştur. Zulme karşı durmak ve Tevhit üzere olmak ve ümmet birliği içinde bütün olmak da cihat da aynı anlama gelir. İtikattan sonra ahlakın hedef alınması da muamelat, ibadet gibi diğer unsurlar üzerinde olumlu etki eder. Şayet ahlak 5. Unsura düşerse dik durmanın diğer insanlara yansıyan güler yüzü zayi olur.

DANIŞMA 

Bir müslüman zorlandığı bazı konularda müslümanlardan danışma yapabilmelidir. Danışma yapılacak kişinin ilmiyle amil, toplumda imani yeri olan, haset ve kıskançlık ve kin gibi topluma yönelik ve ahlaki olumsuzlukları olmayan ve sorulacak konuda bilgili uzman olan Allah korkusu yüksek kişilerden olması gerektir. İstiare ve Rüya’ya gereğinden fazla güvenmek yanlış olur. İslam’ın bilinen kurallarına uyularak makul bir danışma yaptıktan sonra karar verilerek bu kararın hayra hizmet etmesi, hayırlı olması için dua edilmelidir.

 

İnsan, kimin hükmünü uyguladığı ile mana kazanır. Kim, kimin hükmünü uygulayacaksa onu sevmesi gerekir. Kişi sevdiği ile beraberdir hadisi bütün ilişkiler yönünden geçerlidir. Bu yüzden kişi neyi sevdiğine dikkat etmelidir. İnsanın bazı hallerde gafletle yanlış bir şeyi sevdiği de olabilir. Temel olan şey sevme unsurlarının tamamının İSLAM’a uygun olmasıdır. En ufak bir kir, beyaz sahifeyi kirletir ve tamamı küfürden sayılır. Bir bardağa bir sivrisinek düşünce de aynısı olur.

ZENGİNLİĞİN GÖTÜRÜSÜ 

Zenginlik başlı başına bir doyum değildir. İslam’ın kazancı belli şekillerde dağıttırmasının nedeni onu alamayacağı zenginlik tatmininden uzaklaştırıp dağıtmaya tatmin vermektir. Bu tatmin hem kişinin hem toplumun çıkarları açısından önemlidir.

 

Zenginliği amaç edinen insanını zenginleşmesi zulmederek hırs boyutunda gerçekleşir. Zenginlik gerçekleşince kişi “Ben bunu ne yapacağım” demeye başlar. Bu taminsizliğe daha çok, parayı amaç edinen Yahudiler düşer. Bu sefer Yahudiler Kıbrıs’a, Türkiye’ye veya Amerika’ya kumar oynayarak belki bir tatminle elden çıkarırlar. Temel olan şey tatminsizliğe isyandır. Ahiler 13 dirhem gümüşten fazla para biriktirmezlerdi. Biriktiren hoş karşılanmazdı. Bu tutar 50.000 TL’ye denktir.

ALIŞ VERİŞ STANDARDI 

İnsanlarda pahalı alışveriş yaparak toplumsal standardını yükseltme hevesi gittikçe artıyor. Bir hak yolcusu ihtiyacı dışında bir şeyi almaması gerekir. Çocuk bile pahalı bir telefon ile toplumsal standardını yükseltmek istiyor. Sabır ve tevazu olmadan bunların düzeltilmesi mümkün değil.

DİKKATTEKİ AZALMA 

İnsanların dikkati toplumlar geliştikçe ve sıkıştıkça gittikçe azaldı. Az nüfuslu ortamlarda insan dikkati 30 saniyeye kadar varıyordu. Yani bir kamera kendi açısından yakaladığı bir olayı veya bakış yönünü 30 saniyeye kadar çekip insanlarla bu süreye denk olacak şekilde izleyebiliyor idi. Fakat zaman içerisinde bu dikkat toplama süresi 7 saniyeye kadar düştü. Bunun anlamı bir açıdan bakan kamera 7 saniyeden fazla o açıdan resim vermemesi gerekiyordu. Bütün bunlar toplumların dikkat seviyelerinin düşmesine yol açtığını gösteriyor. Bunun bir diğer anlamı insanda gittikçe oluşan ferdiyetçilik, bencillik ve maddi tatminden , tatmin duyamama  ve sıkılarak daima bir yenisine geçme iştiyakı artıyor denilebilir.

BAŞARI MI ERDEM Mİ? 

İnsanlar zaman içerisinde erdemler yerine başarıyla her şeyi ölçmek ister hale geldiler. Örneğin; dershanelerdeki ölçme bütünüyle başarıya endekslidir. Üniversite sınavı da aynıdır. Halbuki erdem daha uzun vadeli ve toplum karakterine ve kişinin kendisine olumlu etkiler yapan bir fazilettir. Aileler bile oğlum kazansında nereyi kazanırsa kazansın demekten öte erdemle ilgili hiç bir şey söylememektedir. Bu yüzden başarıya kilitlenme duygusu gittikçe yaygınlık kazanmaktadır. Başbakan bile 2023 hedeflerini söylerken hep maddi başarıları söylemekte fakat erdemle ilgili herhangi bir hedef göstermemektedir. Bunlar yanlıştır. Hak yolcusu kendi yolunu çizerken daima başarı ile erdemi birlikte değerlendirmek zorundadır.

DİN MERHAMETTİR 

Din merhamettir hadisi çok önemli bir hadistir. Kendini aşamayan insan başkalarına merhamet edemez. Bu yüzden merhamet ederken tek başına merhamet etmediğini hak yolcusunun bilmesi gerekir. Merhametin kaynağı Allah’tır. Kişiye kendi merhametinden bir cûz vermiştir. Bu yüzden merhamet eden kişilerin Allah’ı hatırlayarak zaman zaman da estağfurullah demesi uygun olur. Merhamet sevmekle bağlantılı bir fiildir. İnsan sevmeden hiç kimseye merhamet etmez. Bu yüzden öncelikle  sevme işlemini bütün mahlukata kadar kaydırmak gerekir. Sevgisi genişleyen insanın merhameti de genişler.

HOŞGÖRÜ 

Hoşgörü, İslam’ın temel ahlak kriterlerinden biridir. Hoş görülmesi gereken şeyler insanların kusurlarıdır. Kasti yapılan ve önemli haramları işleyen insanların durumu biraz farklıdır ve uyarıyı gerektirir. İnsan olmanın verdiği kusurlar daima bir hoşgörüyle karşılanmalıdır. Hoşgörü yayıldıkça kötülük yayılmaz. Hoşgörünün temeli Allah’ın yaratmasından dolayıdır. Hak yolcusu insanların kusurunu yüzüne vurmak yerine onları affedip doğruyu kendisi işleyerek ona göstermelidir. Yunus Emre “yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü” diye buyurmaktadır.

 

2 Haziran 2014
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç