Peygamber Efendimize Salavat Getirmenin Faydaları

Yüce dinimizi bizlere öğreten, bize cennet kapılarının yollarını gösteren Peygamber Efendimiz (SAV)’e dua etmeyi ihmal etmeyelim

Peygamber efendimizi sevmenin bir alameti de O’na bolca selatü selam getirmektir. Bu hem O’nu sevmenin bir tezahürü hem de müminin menfaati için önem arz eder.
Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede;
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”(Ahzab 56) buyuruyor.
Peygamberimiz (sav) buyurur ki: “Her dua gökte asılı kalmıştır. Bana salat ve selam getirildiği vakit dua Allah’a yükselir.” Salat ve selam, esenlik ve dua demektir.
“Ya Rabbi, Muhammed’in (SAV) makamını, şanını, şerefini ve yanındaki itibarını yücelt” demektir. Dikkat ederseniz “Muhammed” adından sonra “SAV” diye bir rumuz yazarız.”Sallallahu aleyhi vesellem – O’na sonsuz salat (dua) ve selam (övgü) olsun” demektir bu.
Âlimlerin bir kısmı, O’nun adı her anıldığında bunu söylemeyi dini bir gereklilik (vücub) sayarlar. Çok sayıda salat ve selam türü vardır. Ama halkımız arasında en çok kullanılan ve yaygın olanı şudur: “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed – Allahım!
Efendimiz ve Peygamberimiz olan Muhammed’e ve O’nun akrabalarına (ehli beyt ve dostlarına) salat ve selam getiririm.
Übey bin Kab dedi ki: “Ya resulallah sana çok salat getiriyorum.
Kendime dua için ayırdığım vaktin ne kadarını sana ayırayım?” Resulullah (sav) “dilediğin kadar”, buyurdu. Ubey (ra) sordu:
“Dörtte biri.” Peygamberimiz “Dilediğin kadar… Daha fazla olsa daha iyi…”

Üçte biri ya Resulallah?
Dilediğin kadar… Daha fazla ayırsan daha iyi…
Yarısını?
Dilediğin kadar, daha fazla ayırsan senin için daha hayırlıdır.
Ubey (ra): “Ya Resulallah öyleyse kendime dua için ayırdığım vaktin tümünü sana salat ve selama ayırayım.” Efendimiz (sav): “Böylesi sana yeter, günahların bağışlanır” buyurdu.
Peki, Peygamberimize salat ve selamın faydaları var mıdır? Tabii ki vardır.
Hem de yüzlerce. Hatta bu konuda özel eserler kaleme alınmıştır. Biz bu faydalardan birkaçını belirtelim:
1- Salat ve selam getirene melekler de dua ederler.
2- Günahların affına vesile olur.
Peygamberimiz (SAV); “Bana salat ve selam getiriniz. Zira bu yolla günahlarınız bağışlanır” buyuruyor.
3- Sevap yazılmasına sebep olur.
4- Kişinin manevi derecesini yükseltir.
5- Yapılan selamlar kıyamet günü Peygamberimiz’e takdim edilir.
6- Peygamberimizin ahiretteki şefaatine sebep olur.
7- Kıyamet günü mahşerin korkularından kişiyi güvende kılar ve cenneti kolaylaştırır.
8- İçinde salat ve selam getirilen meclisler- sohbetler, manevi yönden süslenir.
9- Kıyamet günü sahibi için ışık ve nur olur.
10- Sohbetlerde işlenmiş küçük günahların affına vesile olur.
11- Kişinin münafıklardan sayılmasına engel olur.
12- Kişiyi ateşten korumaya çalışır.
13- Kişiyi şehitlerin makamına yaklaştırır.
14- Zor yaşantıdan ve fakirliğin sıkıntılarından kurtarır. Rızkı bollaştırıp bereketlendirir.
15- Peygamberimizin manevi makamında o kişinin adı anılır.
Peygamberimiz de o kişiye karşılık verir.
Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor:
“Yüce Allah’ın yeryüzünü dolaşan melekleri vardır. Onlar ümmetimden salat ve selam getirenleri bana iletirler.” (Nesai, 3/43; Ahmed, 1/387; İbn Hibban, 3/195)
16- Duanın önünde salat ve selam getirilir sonra dua yapılırsa, bu işlem duanın kabulüne sebep olur.
17- Salat ve selam, fakir Müslüman için sadaka vermek yerine geçer. Kişiyi cömertlerden saydırır.
18- Salat ve selam, namazın zekátı sayılır. Yani namazdaki ufak hataların temizlenmesine vesile olur.
19- Kişiyi yalnızlıktan kurtarır.
20- Ahirette terazi kurulduğunda sevap kefesini ağırlaştırır.
21- Kişinin ölmeden önce manevi müjdeleri almasına sebep olur.
22- Peygamber sevgisinin kökleşmesine sebep olur. Ahiretteki susuzluktan kişiyi kurtarır.
23- Sekerat (koma) halindeki kişinin rahat nefes vermesine vesile olur.

(Nihat Hatipoğlu)

8 Haziran 2017
Okunma
bosluk

Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e Nasihati

“Ey Oğul!.. Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül alma sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kem göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Ey Oğul!.. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Oğul!.. İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın hâ kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul.

Oğul! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgârında savrulup gidersin. Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmayasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sır vardır. Sırlar ki, ebedî muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken Cennet’in kapılarını aralayasın oğul.

Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Dâima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap.

Öfke ateş, öfke âfet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerekir. Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı›na sabırsız ulaşılmaz. Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde, ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına tâlip olmaktan kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaradan›ın kullarına ihsânıdır. Oğul, açık sözlü ol!.. Her sözü üstüne alma, gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme. Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asâletini dünyaya yeniden hâkim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul.

Ama altının değerini sarraf bilir; sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Câhilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez. Sağırdır, kem sözü işitmez. Dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu nâmusu bilir. (…) Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler! Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahâdır olsa da, muhabbete tuş olur” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dâir hedeflerin var oğul!.. Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tâcını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir. İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik, er kişinin kârı’ymış oğul! Ey Oğul!.. Üç kişiye acı: Cahillerin içindeki âlime… Zengin iken fakir düşene… Hatırlı iken itibarını kaybedene. Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Osman!.. Sen bizim rüyâmız, sen bizim devâmız, sen bizim duâmızsın oğul. Dâima başın dik, alnın ak, gönlün pâk olsun. Ey Oğul!.. Zümrüt-ü Ankâ’nı iyi seç ki, Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun. Ey Oğul!.. Yolun uzun, işin çetin, yükün ağır. Allah-û Teâlâ (cc) yardımcın olsun.”

29 Mayıs 2017
Okunma
bosluk

Karar ile karar ile (Varsağı)

Karar ile karar ile

Yar severim karar ile

Ben yarimi düzde buldum

Yar severim karar ile

 

Bahar ile bahar ile

Yar severim bahar ile

Ben çiçeği yazda buldum

Yar severim bahar ile

 

Diller ile diller ile

Yar severim diller ile

Ben nazlıyı anda buldum

Yar severim nazar ile

 

Gözler ile gözler ile

Yar severim gözler ile

Ben yarimi nazda buldum

Yar severim nehar ile

 

Selam ile selam ile

Yar severim selam ile

Ben yarimi dünde gördüm

Yar severim settar ile

 

Kelam ile kelam ile

Yar severim kelam ile

Ben yarimi közde buldum

Yar severim hey nar ile

 

Bi hal ile bi hal ile

Yar severim bi hal ile

Ben yarimi şöyle buldum

Yar severim seher ile

 

3 Şubat 2017
Okunma
bosluk

Selam salmaz yarim şimdi (Varsağı)

Hasta oldum hey ağalar

Halim bilmez yarim şimdi

Gurbet elde düşman gibi

Selam salmaz yarim şimdi

 

Karar etmem yare gayri

Niza etmem hale gayri

Gül çiçektir aça haydi

Gönül ister yarim şimdi

 

Dikensiz gül bitmez imiş

Gülsüz bülbül ötmez imiş

Sevda yarsiz olmaz imiş

Aşka düşe yarim şimdi

 

Ahi Ahmet söyler kelam

Divanına durur alem

Sevdiğine bir çift selam

Hemen yolla yarim şimdi

 

 

ahi kul ahmet

 

14 Ekim 2016
Okunma
bosluk

Gülü yarden ayrılanın (Varsağı)

Hey beylerim böyle m’olur

Dalı yarden ayrılanın

Solar goncası nazenin

Gülü yarden ayrılanın

 

Gökte güvercinler uçar

Uçarak damlara konar

Şu genç yaşında solar

Yüzü yarden ayrılanın

 

Ala gözlü benli dilber

Çok geç olmaz devri geçer

Evi barkı viran olur

Eli yarden ayrılanın

 

Yare hergiz uşak olsa

Yar beline kuşak olsa

Eğlim eğlim saçak olsa

Saçı yarden ayrılanın

 

Mendil yur pınar başında

Kurutur gülün dalında

Akşam sabah olmayınca

Canı yarden ayrılanın

 

Turnam gelir döne döne

Kanadı boyanmış kana

Yemin eder yalan yere

Hali yarden ayrılanın

 

Nazlı ahi ahmet nazlı

Kaması belinde gizli

Kavli uymaz bahar yazlı

Gönlü yarden ayrılanın

 

ahi kul ahmed

28 Eylül 2016
Okunma
bosluk

Beden dili neler söylüyor!..

Bir mesajın ancak yüzde 7′sinin sözlerle verildiğini belirten beden dili uzmanları, kalanının ise beden tarafından ifade edildiğini söylüyor.

Buna göre, eller, bakışlar ve duruş ruhun aynası. İnsanların ruh halini, vücut dilinin ortaya koyduğunu belirten uzmanlar, kişilerin karşısındakine mesajı yüzde 7 oranında sözlerle, yüzde 93′ünü ise ses ve beden diliyle verdiğini kaydediyor.

İşaret parmağını kaldırıp konuşanlar, gizli bir şekilde karşısındakini tehdit ediyor,

 

Elleri kenetli olanlar ise genel bir olumsuzluk ya da hayal kırıklığı yaşadıklarının mesajını veriyor.

 

Ellerini önde birleştirerek el pençe divan duranlar, karşısındakine ne isterseniz yaparım demek isterken,

 

ellerin arkada birleşmesi ise kendine olan özgüveni, meydan okumayı anlatıyor.

 

Parmak uçları birbirine yapıştırarak duruş ise konuya hakim olduğuna, bir elin yüzü kapatması ise endişe içinde bulunulduğuna ait detay veriyor.

 

Elin çeneyi okşaması bir kimsenin karar verme sürecinde olduğunu gösterirken,

 

Dinleyen kişinin eli yanaktayken, başparmağı çene altındaysa karşısındakine eleştirel, hatta rekabetçi yaklaşımını sergiliyor.

Diğer parmakların ağzı örtmesi ise iki şeyin ipucu olarak nitelendirilirken, “benim söyleyeceklerim var” veya ‘sana inanmıyorum’ olarak değerlendiriliyor.

 

Kişiler, kendilerini güvende hissetmek için genelde masa, kürsü gibi bir yerin arkasında olmak istiyor. Eğer bu yoksa savunma güdülerini bacak bacak üzerine atarak ya da kolları kavuşturarak gösteriyor. Özellikle yabancı ortamlarda bulunanlar, kollarını kavuşturarak savunmaya geçiyor,

 

Bu sırada başparmaklarını dışarda bırakanlar ise savunmadayım ama rekabete hazırım mesajı veriyor.

Bacak bacak üstüne atmak ise savunmanın diğer bir şekli. Daha çok kadınların tercih ettiği bu oturuş, içine kapanıklık ve savunmaya geçme duygusunun göstergesi kabul ediliyor.

 

Kişi kabuğuna çekiliyor ve fikrini açıklamaya karar verdiğinde bacak bacak üzerine atmaktan vazgeçiyor.

 

Bacağını dizden büküp diğerinin üzerine koyarak oturuş ise meydan okuma, hırs ve rekabetin işareti olurken, ayakları çapraz durumda olan kişilerin sakladıkları itirafları veya verebilecekleri tavizler bulunuyor.

 

Yalan söyleyen kişiler ise yüzüne dokunup, gözlerini kaçırıyor, erkeklerin büyük çoğunluğu yalan söylerken yakasıyla oynuyor ve gömleğini gevşetiyor.


2 Mart 2015
Okunma
bosluk

Affetmek!…

Bilge zat öğrencilerine “size bir hayat tecrübesi öğreteyim mi?” diye sorar. Öğrenciler hep bir ağızdan “evet” cevabını verince “peki der, bilge zat, dersin sonuna kadar ne dersem yapacaksınız! Sözünü vermenizi istiyorum!” öğrenciler söz verince derse başlar.

Yarın derse gelirken hepinizden beşer kilo patetes getirmenizi istiyorum.ertesi gün her öğrencinin önünde 5’er kg patetes vardır. Bilge zat”şimdi bu güne kadar affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patetes alın ve o kişinin adını bir kağıta yazıp torbanın içine koyun. “öğrenciler denileni yapar. Kiminin torbasında 5-10 kimininkisinde 30-40 patetes vardır. Bilge zat  “peki şimdi ne olacak” der gibi bakan öğrencilere ikinci açıklamayı yapar. “ bir hafta boyunca gittiğiniz her yere bu torbaları da götüreceksiniz!”

Aradan bir hafta geçer. Öğrenciler bilge zata şikayete başlar:

-Efendim bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor. Patetesler de kokmaya başladı. İnsanlar bize tuhaf tuhaf bakıyorlar!..

Bilge zat gülümser ve şu dersi verir:

-Görüyorsunuz affetmeyerek, düşmanlık duyguları besleyerek aslında kendimizi cezalandırıyoruz. Ruhumuzda ağır yüklerle hayatı yaşıyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir iyilik yapmak olarak düşünüyoruz, oysa “AFFETMEK EN BAŞTA KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ BİR İYİLİKTİR” Ruhumuzu ağırlıklardan kurtarmaktır.

29 Ocak 2015
Okunma
bosluk

İyi çocuk yetiştirebilmek için nasıl bir anne baba olmak gerekir!

Anne ve babanın çocuklarına karşı sıklıkla yaptığı bir hata var. Onlardan yaşlarının üstünde olgun davranış beklerler. Oysa çocuk adı üstünde çocuktur, belli bir yaşa gelinceye kadar giderek olgunlaşacaktır. İlkokul çocuklarında yapılan araştırmalarda hırsızlık yapan saldırgan davranışlarda bulunan tembellik yapan derslerde başarısız çocukların genellikle anne baba tarafından anlaşılmadığına inanan çocuklar olduğu görülmüştür.

 

İlgiden şefkatten yoksun çocuklarda ”antisosyal kişilik” gelişimi olmaktadır. Küçük yaşlarda iken kardeşinin oyuncaklarına kasıtlı olarak zarar veren bu çocuklar büyüdükçe problemlerinin çözümünü aile içinde değil, dışarıda yabancı kişilerde aramaktadır. Zamanla inatçı, içine kapanık, aşırı kıskanç, etrafına zarar veren bir insan haline gelmektedir. Anne baba olarak çocuklarımıza karşı şefkatli, ilgili ve tatlı dilli olmak gerekir. Çocuğa hitap şeklimiz çok önemlidir. Onlara önce güzel isimler vermeliyiz. Kötü isimler onların ruh dünyasında olumsuz etkiler bırakmaktadır. Afrika’da bir kabilede bazı çocuklara “yaramaz saldırgan “ anlamına gelen isimler verilen çocukların daha çok suç işledikleri görülmüştür.

 

Oysa değil insanın, bitkilerin bile sevgiye, ilgiye muhtaç oldukları bilinmektedir. Hatta su moleküllerinin bile konuşmaların olumlu ya da olumsuz olmasından etkilendiği bilinmektedir. Sahibi ölen kedi ve köpeklerin depresyona girdikleri, sulanırken sevgi sözcüklerine muhatap olan bitkilerin daha canlı ve parlak çiçek açtıkları bilinmektedir. İnsanın yemek içmek kadar takdir edilmek, sevgi ve şefkatle muamele edilmek gibi ihtiyaçları vardır. İlgisizlik çocuk ruh sağlığını çok etkilemektedir.

 

Anne ve babalar çocukları ile güç çatışmasına girmemelidirler. Bu kimin dediği olacak şeklinde bir çatışmadır ve çocuklar mağlup oluyor gibi yapsalar da asla pes etmezler ve bir şekilde intikam almaya çalışırlar. Tatlı dille onların olgunlaşmasına yardımcı olmalıyız. Sık sık kırılan çocuk zaman içinde kendine olan özgüvenini kaybeder, kendini değersiz, itibarsız ve yetersiz biri olarak görmeğe başlar.

 

Çocuk yetiştirmek büyük bir mesuliyet işidir. Sabır ister, iyi niyetli olmak, sevgi ve şefkatle beslenmek, ve çocuklarımızı bu duygularla beslemek ister.

 

İyi anne-baba olmak için bazı noktalara özellikle dikkat etmek gerekir:

 

Kararlı olmalıyız: Bazı kararlar aldığımızda çocuğun ağlaması, kendini yerlere atması ile kararımız değişmemelidir. Çocuk anne babam bir şeye karar vermişse benim huzursuzluk çıkarmamla kararından dönmez diye bilmelidir. Onları kararından döndürebilmem için onları ikna etmem gerekir diye düşünmesinin sağlanması gerekir.

 

Tutarlı olmalıyız: Bir gün ak dediğimize diğer gün kara dememeliyiz. Çocuk siz de düzgün, dürüst, tutarlı ve karakterli anne baba tipine şahit olmalıdır. Anne babası tutarsız davranışlar sergileyen çocuklarda iki yüzlü hareketler daha çok görülür.

 

Sabırlı olmalıyız: “sabırla koruk helva olur” demişler.. ekşi olan bir bitki bile zaman ve sabırla tatlanıyor demek ki.. Öyleyse çocuk da zamanla değişecek, gelişecek, olgunlaşacak demektir. Yeter ki biraz sabırlı olalım.

 

Evde sevgi olmalı: Anne babanın birbiriyle sık sık çatışma, sürtüşme hatta kavga yaşadığı ailelerde büyüyen çocuklar sorunlu olmaktadır. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Sevgi eken sevgi biçer. Arpa eken buğday hasat etmez.

 

Karşılıklı saygı: Saygı da sevgi kadar önemlidir. Çocuğun odasına girerken kapısını tıklatırsanız, o da sizin yanınıza girerken önce kapıyı vuracaktır.

 

Çocuklarımıza zaman ayırmalıyız: Çocukla beraber gezmek, onlarla vakit geçirmek aranızdaki sevgi saygı bağlarını güçlendirecektir. Bir çocuk nazlı kuş gibidir. Ev ister, ekmek ister, öpülüp okşanmak ister.

 

Bu ve benzeri hususlara dikkat ettiğimizde, daha olgun, daha kişilikli, problemlerini kendisi çözen, dışa açık, sosyal ve sağlam karakterli çocukları topluma hediye edeceğimiz görülecektir. Bütün bunlar anne ve babanın temel sorumluluklarıdır…     

 

 

3 Temmuz 2014
Okunma
bosluk

Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl mücadele ederlerdi?

Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl

mücadele ederlerdi?

 

“Kasablar dahi, keçi etini koyun etine haltetmeyüb ayrı ayrı satalar, semizin saklayıp arıgun boğazlamayalar.”

 

Esnaf ile insaf, aralarındaki kafiye benzerliğine rağmen öteden beri birbirleri ile uzlaşamazlar. İstanbul efendilerinin eli sopalı şöhreti de gösterir ki, esnaf bi insaf damgası, pek de sebebsiz yere, onların alınlarına çakılmamıştır. Eski devirde insafsız esnafla mücadele, bugünküne hiç benzemeyen usuller altında cereyan ederdi. Esnaf, insaftan uzaklaştıkça, en hafif bir ceza olmak üzere falakaya yaklaştığını bilir ve ayağını ona göre denk alırdı.

 

Bal küpünden çıkan fareyi dükkan sahibine davul zurna ile yutturan; muhtekir değirmenciyi değirmenin kanatlarına bağlatarak, havada fır dolayı döndüren ihtisap ağalarını, tarih bize henüz unutturmadı. Geçende sayın bir zatın delaleti ile bana eski bir kanun kitabından alınmış bazı parçalar gösterdiler. Edirne lisesi yurd bilgisi muallimi Osman Nuri Peremeci tarafından kısım kısım kopye edilen bu elyazısı kitab, (1060) Hicri yılında İstanbul muhtesiblerinin mucibince amel ettikleri bir nevi zabıtsi belediye talimatnamesidir. Bazı maddelerini size okuduğum zaman, muhakkak ki benim gibi:

-Şaşılacak şey… diyeceksiniz, aşağı yukarı üç yüz sene evvel, ihtiyaçların bu kadar iptidai olduğu bir devirde, her şeyi nasıl da inceden inceye hesablamışlar! Esnafın sapabilecekleri hile yollarını ne güzel keşfedip, bunlara karşı ne isabetli manialar vücude getirmişler!..

Talimatnamenin gereği gibi tatbik edilip edilmediği bahsimizin dışandadır. Fakat müspet düşündüğümüz takdirde esnafın yamanmış hali!.. talimatnameden size gelişigüzel bir kaç madde okuyayım:

Kassaban – …… ve kasablar dahi, keçi etini koyun etine halt etmeyip – demek eski kasablar da o haltı ederlermiş! – ayrı ayrı satarlar ve semizin saklayıp arığun boğazlamayalar. Her zaman halka et yetiştireler, taallül edip et bulmıyan kasabın muhkem haklarından geleler… (haklarından nasıl gelineceğinin ihtisab ağasının keyfi tayin ederdi) ve hapsedeler. Ta et bulmağa rıza verinceyedek. Ve her kişinin muradı olduğu yerden kesip, özür ve bahane etmiyeler.

Talimatnamenin bir de yemek pişirenler, yani bugünkü lokantacılar hakkında koyduğu hükümleri gözden geçirelim:

Ve aşçılar pişirdiği et, çiy olmıya. Ve aş dahi tuzlu ve tuzsuz olmayı. Ve kapları pak ola. Ve kazanları kalaysız ve çanakları sırsız ve eski olmayı. Ve belinde futası pak ola. Zikrolunanlara muhalif olursa haklarından geline. Ve tava püryanını suya ıslatıp pişireler. Ve kokmuş eti menedeler.

Yaş yemişlere gelince talimatname, manavların fiatları yükseltmek için bulabilecekleri bahaneyi peşinden kestirerek itirazlarını derhal ağızlarına tıkıyor:

Ve dahi yaş meyvaya narh verildikten sonra, yatırıp çürüdü diye tekrar narh talep etmeyeler. Ve müşteri elinde, eksik nesneyi veznedip satanın hakkından geline. Yük ile gelen kavun, karpuz ve üzüm, ve nar, ve turunç da gözlene (teftiş olunsun manasına) ve Pazar yerlerinde gayri yerde satılmıya.

Devrin biricik ışık vasıtası olan mum için de talimatnamede şu kaydı buluyoruz: ….. Ve mumcular gözlene… mumları çirkli ve kokar yağdan olmıya ve fitili yoğun (yumuşak) olmayıp ziyası ziyade ola.

(Yirmi dört saatlik ömrü olmayın bozuk ve sakat ampul satanların kulağı çınlasın!)

Sonra, bir ara boyacılara geçiyor: ….. Ve boyacılar gözlene. Her ne renk boyarlarsa, iyi edeler. Kalp etmiyeler. Ve bezi taş üzerinde döğerken zarar etmiyeler ve boyalı bezi yol üzerine asmıyalar. (Yeni boyanmış 939 modeli elbiselerei, dükkanın önüne asan kumaş boyacılarının dikkat gözüne!)

Müşterilerinin kostümlerini gününde hazır etmiyen terziler de, şu satırları ibretle okusunlar:

…. Ve terziler de gözlene. Ziyade iş alıp vadelerine hilaf etmiyeler ve illa siyaset edileler. (Siyasetin bir manası da, ipe çekilmek olduğu unutulmasın! Ve eğer bir kişinin esvabını sakat edip ve yahut iyi dikmeseler, kadı marifeti ile hakkından geleler…

Talimatname esircileri de gözden kaçırmıyor:

…. Ve esirciler, cariyenin yüzüne aklık ve kızıllık sürmiyeler (anlaşılan satılık bir malı, asli heyetinden başka şekilde göstererek talibleri iğfal etmiş olmamak için…)

Değermenciler hakkındaki hükümler de bir değirmentaşı kadar sert:

Değirmenlerde tavuk besleyip halkın ununa ve buğdayına zarar etmiye. Vaktini bilmek için ancak bir horoz tutalar ve unu iyice öğütüp illet etmiyeler. Ve kimsenin buğdayını değiştirmeyeler. Ve adetten ziyade hak taleb etmiyeler. Ve illa muhkem haklarından geline..

(Bu satırları okurken 914 Umumi Harbindeki bazı değirmencileri hatırlamamak kabil olmadı. Onların vakitlerini bilmek için horoza ihtiyaçları yoktu ama, dört uzun harp senesi milyonlarca insanın tepesinde baykuş öttürmüşlerdi).

Hubbazan (ekmekçiler) faslında bir madde var, dikkatle okumağa değer. Diyor ki:

…. Ekmekçilerin ehlihibresi, kat’a kendilerinden olmaya. Yiyici tayfasından ola. (Yiyici tayfasının kimler olduğu malum: Halk!… Yani bir ekmeğin matlub evsafta yapılıp yapılmadığını tesbit edecek olan ehli hibre heyeti, ekmeği yapanların değil, ekmeği yiyenlerin arasından seçilecek. Güzel değil mi?)

Talimatname, böyle daha nice esnafa vazifeler ve mes’uliyetler tayin edip her birine, kabahatinin cinsine göre cezalar kestikten sonra, şu neticeye varıyor:

…. Zirolunanlardan gayri Haliki müteal her nekim yaratmıştır. (Muhtesib) in ana nazarı lazımdır ve illa mes’ul ve muateb olmak mukarrerdir.

Allah her kimi yaratmışsa, Belediye Reisinin gözü onun üzerinde olacak!

Hele şükür ki, o zamanki devlet icraatının çoğu, kağıt üzerinde kalmağa mahkumdu. Yoksa, İstanbulun bir milyon şu kadar nüfusile ayrı yarı uğraşmak, hangi ihtisab ağasının haddine düşmüştü?..

(Cumhuriyet: 3/10/39)

 

24 Şubat 2014
Okunma
bosluk

Gülümse, Hep Gülümse, Sakın Unutma, Gülümse..!

Gülümsemek

 

 

Bir gülümsemenin insana çok bir maliyeti yoktur. Ama çok şey kazandırır taraflara. Hem de ikisine birden. Hiç bir zaman ödünç alınmaz veya ödünç satılmaz. Bazen bir anda oluşur fakat yıllar boyu anısı unutulmaz. Gülümseyeni fakirleştirmeden alanı zengin eder. Verene sadaka, alana itirazsız bir hoşluktur. Verenin evet’li gülümsemesi alana hayır dedirtmez.

 

 Bir orta yolda uzlaşmak gibi görünse de gerçekte bir makulde buluşmaktır aslında. Her gülümseme bir sevginin varlığına işaret eder. Her sevgi daima bir sevgiyi doğurur ya da hak eder. Size gülümsenmesini istiyorsanız önce siz gülümsemelisiniz. Mutlu olmak istiyorsanız mutlu etmelisiniz. Sevilmek istiyorsanız sevmeniz gerek. Gülümsemek o kadar saftır ki, şeytan bile buna müdahale edemez. İhsan şuuru, güzellikten anlama şuurudur ki her güzellikten anlayan mutlaka gülümser. Güzellikten anlamayanların gülümsemesi zordur.

 

İnsanların çirkinliği beğendiğine sadece çirkin gönüllerde rastlanır. İnsan kötü kalple kötülükleri de satabilir. İnanın kötülükler iyilikten daha çabuk yayılır. Öncelik kötülüğü temizlemesindedir. İyilik sonra gelir. Adalet ise hepsinden evla durur. Ehliyet ise adaletten de önce gelir. Kur’an böyle söylüyor. (Nisa ve Nahl 90. sureleri) Kötülük dışındaki diğer bütün sayılanlar bir gülümsemeyle sonuçlanır.

 

İyilik ve hakkın hakkı gülümsemektir. Gülümsemenin bir bedeli yoktur. Daima bir güzelliğe gülümsenir. Çirkinlik kötülerde gülümsemek iyilerde yaşar. Çirkinliğin zemini hep kötü hasletlerdir. Kin, nefret, hased, kıskançlık, dedikodu, gıybet çirkinliğin direkleridir. Fakat dayanıksızdırlar. Gülümsemeyi ise güzellik, iyilik, adalet, ayakta tutar. İnanın tatlı suyun başı kalabalık olur derler ve “ümmetin yanlışta ittifak etmez” buyurdu Allah’ın rasülü. “Allah’ı seviniz ve sevdiriniz” buyurdu ayrıca.   Allah ise “rahmetim gazabını örtmüştür, kuşatmıştır ” dedi.  Vedüd, Allah’ın sevgili anlamındaki çok önemli sıfatıdır.

 

Bu sevgiyi duyabilenlere Allah da gülümser. Allah’ın gülümsediği insan da O’na gülümser vesselam. Kötülerin kızgın yüzünü insanların beğendiği görülmemiştir. İnsan sadece kendini korumak ve Allah için gazaplı olabilir. Buna bir çeşit vakar denir ve yerinde yakışır. Fakat gereksiz gazap kişide çirkin düşer ve hiçbir gülümsemeyi hak etmez.

 

Gülümseme satın alınmaz. Rıza ve minnetle elde edilmez. Ödünç alınmaz, çalınmaz, emanet verilmez. Taş yerinde ağırdır. O geleceği gideceği yeri bilir. Kendiliğinden gelir. Zorla olmaz. Zorla kimsenin de işine yaramaz. Gülümsemek kişiye bir şey kaybettirmez fakat karşıya çok şey kazandırır. Bu noktada gülümseme cimriliğini  anlamak kabil değildir. Gülümsemek insanları kaynaştıran bir zamk gibidir.

 

Bilinçli ümmet olmak sevgiden gelen gülümsemeyle olur. Gülümseme cimriliğinde fitne çıkar. Toplum parçalanır. Huzur gider. Gülümsemek gerçekten huzur verir dostlara. Ve bütün dostluklar bittiğinde de insan ve toplumlar da biter. Gülümseme daima bir diyalogdur. Bir toplumu ifade eder ve bir teşekkür demektir. Bu bir fedakarlığa kadar gider. Bir içim su da gülümsemek yüzbin kazanç gibidir. Yalnız bir ömür sürecek kadar devamlı olmak gerekir:

 

Gülümse

Hep gülümse

Sakın unutma

Gülümse

Başına taş yağsa bile gülümse

Daha büyük yağmadı diye gülümse

İnerken de çıkarken de.. Gülümse

Hep gülümse ve insan ol

İnsan, insan oldukça gülümser gülünce…

Gülmek senden öte bir düşün

Sevince..

Sevdikçe gülümser

Gönüller bir olur

Gülünce…

 

 

aşık ahi kul ahmede nasib olmuştur.

21 Şubat 2014
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç