Yörü bre sevdiğim (Koşma)

Yörü bre sevdiğim yörü bre

Ataş düştü de bağrımdaki yere

Seni bana dediler zalım diye

Doğru mu sevdiğim sevdana yeldim

 

Ak kolların sala sala yürüyen

Nasıl başedeyim senin ile ben

Seni bana dediler eller ilen

Doğru mu sevdiğim aşkına yandım

 

Hele bakın şu güzelin halına

Memeleri iz eylemiş başına

Kara kaş altında güzel hışmına

Doğru mu sevdiğim uğruna yandım

 

Taramış zülfün kulunca sallamış

Dökmüş ince bele kimler eylemiş

Kimseler bilmiyor on beşe basmış

Doğru mu sevdiğim gönlüne yandım

 

Hile yoktur kirpiğinde kaşında

Sala eder cümle alem kapında

Bir kul vardır selam eyler yapında

Doğru mu sevdiğim ömrüne yandım

 

Ak ellere elvan kına yakılmış

Saçlarına çifte gonca sokunmuş

Bir güzele on beş yiğit takılmış

Doğru mu sevdiğim derdine yandım

 

Siyah zülfü ak gerdana düzersin

Gonca gülü yanağına takarsın

Bir yiğitten on beş şaki ararsın

Doğru mu sevdiğim bendine yandım

 

Ahi Ahmet bunu böyle söyledi

Yandı aşkın deryasını boyladı

Zalim güzel aşıkını bilmedi

Doğru mu sevdiğim narına yandım

19 Temmuz 2018
Okunma
bosluk

Ya Allhü ya Allah (Semai)

Ya Allhü ya Allah

Kalbim sana ya Allah

Ya Rahmanü ya Allah

Gönlüm sana ya Allah

 

Gönüller sultanısın

Dertliler dermanısın

Yananlar yaranısın

Gönlüm kala ya Allah

 

İmanım sana olsun

Gönlüme dola dursun

Şeytanlar uzak olsun

Derdim sana ya Allah

 

Gel bana azap kılma

Af eyle şananına

Basıver didarına

Şükrüm sana ya Allah

 

Darda kalana yarsın

İnkara sen kızarsın

İki diyen kör olsun

Fikrim sana ya Allah

 

Musa’yı turda yazdın

İsa’yı göğe çektin

Muhammed’i şad ettin

Dinim sana ya Allah

 

Zikrimsin sabah diyek

Öğleye divan durak

İkindi akşam olak

Nazım sana ya Allah

 

Aşığım sana düştüm

Bağrımı sana açtım

Zemzemle seni içtim

Türküm sana ya Allah

 

Hamdü senam sanadır

Gönüller sultasıdır

Baharın gülleridir

Şükrüm sana ya Allah

 

Ahmede yar sen misin

Kul olduğunu bilsin

Seherde seni desin

Yazgım sana ya Allah

1 Şubat 2018
Okunma
bosluk

Bir Ben miyim (Varsağı)

Bahar oldu görünürsün

Saçı yerde sürünürsün

Beni derde düşürürsün

Düşmüş olan bir ben miyim

 

Hey bre mah yüzlü güzel

Çağın geçmeden gel gel gel

Sana yaktığım bu gazel

Yakmış olan bir ben miyim

 

Seni sevdim hem ezelde

Hem saz elde hem güzelde

Kimse bilmez bir tepede

Öpmüş olan bir ben miyim

 

Hata benim günah benim

Her sözümde niza benim

Akıl almaz hüda benim

Yanmış olan bir ben miyim

 

Derde deva imiş sevgin

Sazda neva imiş çalgın

Seni bana yazmış, algın

Baymış olan bir ben miyim

 

Kaşlarını kara yazmış

Gözlerini süze durmuş

Ben bu aşkı çeke durmuş

Sevmiş olan bir ben miyim

 

Dertli yazdım deva olur

Her güzelde sada olur

Üç gün geçmez heba olur

Ölmüş olan bir ben miyim

 

Takı taktım baha ile

Yar sözümde nida ile

Kimse bilmez heva ile

Şaşmış olan bir ben miyim

 

Eller elimde gerektir

Diller dilimde gerektir

Söyler sazımda gerektir

Sevmiş olan bir ben miyim

 

Kimse bilmez sevda budur

Yar sözünde hile yoktur

Aşık oldum hata çoktur

Süzmüş olan bir ben miyim

 

Ahi ahmed der no’laydım

Yar sözüne kal olaydım

Her diyeni yad edeydim

Saymış olan bir ben miyim

5 Ekim 2017
Okunma
bosluk

Peygamber Efendimize Salavat Getirmenin Faydaları

Yüce dinimizi bizlere öğreten, bize cennet kapılarının yollarını gösteren Peygamber Efendimiz (SAV)’e dua etmeyi ihmal etmeyelim

Peygamber efendimizi sevmenin bir alameti de O’na bolca selatü selam getirmektir. Bu hem O’nu sevmenin bir tezahürü hem de müminin menfaati için önem arz eder.
Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede;
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”(Ahzab 56) buyuruyor.
Peygamberimiz (sav) buyurur ki: “Her dua gökte asılı kalmıştır. Bana salat ve selam getirildiği vakit dua Allah’a yükselir.” Salat ve selam, esenlik ve dua demektir.
“Ya Rabbi, Muhammed’in (SAV) makamını, şanını, şerefini ve yanındaki itibarını yücelt” demektir. Dikkat ederseniz “Muhammed” adından sonra “SAV” diye bir rumuz yazarız.”Sallallahu aleyhi vesellem – O’na sonsuz salat (dua) ve selam (övgü) olsun” demektir bu.
Âlimlerin bir kısmı, O’nun adı her anıldığında bunu söylemeyi dini bir gereklilik (vücub) sayarlar. Çok sayıda salat ve selam türü vardır. Ama halkımız arasında en çok kullanılan ve yaygın olanı şudur: “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed – Allahım!
Efendimiz ve Peygamberimiz olan Muhammed’e ve O’nun akrabalarına (ehli beyt ve dostlarına) salat ve selam getiririm.
Übey bin Kab dedi ki: “Ya resulallah sana çok salat getiriyorum.
Kendime dua için ayırdığım vaktin ne kadarını sana ayırayım?” Resulullah (sav) “dilediğin kadar”, buyurdu. Ubey (ra) sordu:
“Dörtte biri.” Peygamberimiz “Dilediğin kadar… Daha fazla olsa daha iyi…”

Üçte biri ya Resulallah?
Dilediğin kadar… Daha fazla ayırsan daha iyi…
Yarısını?
Dilediğin kadar, daha fazla ayırsan senin için daha hayırlıdır.
Ubey (ra): “Ya Resulallah öyleyse kendime dua için ayırdığım vaktin tümünü sana salat ve selama ayırayım.” Efendimiz (sav): “Böylesi sana yeter, günahların bağışlanır” buyurdu.
Peki, Peygamberimize salat ve selamın faydaları var mıdır? Tabii ki vardır.
Hem de yüzlerce. Hatta bu konuda özel eserler kaleme alınmıştır. Biz bu faydalardan birkaçını belirtelim:
1- Salat ve selam getirene melekler de dua ederler.
2- Günahların affına vesile olur.
Peygamberimiz (SAV); “Bana salat ve selam getiriniz. Zira bu yolla günahlarınız bağışlanır” buyuruyor.
3- Sevap yazılmasına sebep olur.
4- Kişinin manevi derecesini yükseltir.
5- Yapılan selamlar kıyamet günü Peygamberimiz’e takdim edilir.
6- Peygamberimizin ahiretteki şefaatine sebep olur.
7- Kıyamet günü mahşerin korkularından kişiyi güvende kılar ve cenneti kolaylaştırır.
8- İçinde salat ve selam getirilen meclisler- sohbetler, manevi yönden süslenir.
9- Kıyamet günü sahibi için ışık ve nur olur.
10- Sohbetlerde işlenmiş küçük günahların affına vesile olur.
11- Kişinin münafıklardan sayılmasına engel olur.
12- Kişiyi ateşten korumaya çalışır.
13- Kişiyi şehitlerin makamına yaklaştırır.
14- Zor yaşantıdan ve fakirliğin sıkıntılarından kurtarır. Rızkı bollaştırıp bereketlendirir.
15- Peygamberimizin manevi makamında o kişinin adı anılır.
Peygamberimiz de o kişiye karşılık verir.
Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor:
“Yüce Allah’ın yeryüzünü dolaşan melekleri vardır. Onlar ümmetimden salat ve selam getirenleri bana iletirler.” (Nesai, 3/43; Ahmed, 1/387; İbn Hibban, 3/195)
16- Duanın önünde salat ve selam getirilir sonra dua yapılırsa, bu işlem duanın kabulüne sebep olur.
17- Salat ve selam, fakir Müslüman için sadaka vermek yerine geçer. Kişiyi cömertlerden saydırır.
18- Salat ve selam, namazın zekátı sayılır. Yani namazdaki ufak hataların temizlenmesine vesile olur.
19- Kişiyi yalnızlıktan kurtarır.
20- Ahirette terazi kurulduğunda sevap kefesini ağırlaştırır.
21- Kişinin ölmeden önce manevi müjdeleri almasına sebep olur.
22- Peygamber sevgisinin kökleşmesine sebep olur. Ahiretteki susuzluktan kişiyi kurtarır.
23- Sekerat (koma) halindeki kişinin rahat nefes vermesine vesile olur.

(Nihat Hatipoğlu)

8 Haziran 2017
Okunma
bosluk

Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e Nasihati

“Ey Oğul!.. Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül alma sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kem göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Ey Oğul!.. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Oğul!.. İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın hâ kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul.

Oğul! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgârında savrulup gidersin. Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmayasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sır vardır. Sırlar ki, ebedî muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken Cennet’in kapılarını aralayasın oğul.

Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Dâima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap.

Öfke ateş, öfke âfet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerekir. Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı›na sabırsız ulaşılmaz. Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde, ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına tâlip olmaktan kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaradan›ın kullarına ihsânıdır. Oğul, açık sözlü ol!.. Her sözü üstüne alma, gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme. Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asâletini dünyaya yeniden hâkim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul.

Ama altının değerini sarraf bilir; sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Câhilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez. Sağırdır, kem sözü işitmez. Dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu nâmusu bilir. (…) Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler! Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahâdır olsa da, muhabbete tuş olur” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dâir hedeflerin var oğul!.. Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tâcını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir. İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik, er kişinin kârı’ymış oğul! Ey Oğul!.. Üç kişiye acı: Cahillerin içindeki âlime… Zengin iken fakir düşene… Hatırlı iken itibarını kaybedene. Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Osman!.. Sen bizim rüyâmız, sen bizim devâmız, sen bizim duâmızsın oğul. Dâima başın dik, alnın ak, gönlün pâk olsun. Ey Oğul!.. Zümrüt-ü Ankâ’nı iyi seç ki, Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun. Ey Oğul!.. Yolun uzun, işin çetin, yükün ağır. Allah-û Teâlâ (cc) yardımcın olsun.”

29 Mayıs 2017
Okunma
bosluk

Karar ile karar ile (Varsağı)

Karar ile karar ile

Yar severim karar ile

Ben yarimi düzde buldum

Yar severim karar ile

 

Bahar ile bahar ile

Yar severim bahar ile

Ben çiçeği yazda buldum

Yar severim bahar ile

 

Diller ile diller ile

Yar severim diller ile

Ben nazlıyı anda buldum

Yar severim nazar ile

 

Gözler ile gözler ile

Yar severim gözler ile

Ben yarimi nazda buldum

Yar severim nehar ile

 

Selam ile selam ile

Yar severim selam ile

Ben yarimi dünde gördüm

Yar severim settar ile

 

Kelam ile kelam ile

Yar severim kelam ile

Ben yarimi közde buldum

Yar severim hey nar ile

 

Bi hal ile bi hal ile

Yar severim bi hal ile

Ben yarimi şöyle buldum

Yar severim seher ile

 

3 Şubat 2017
Okunma
bosluk

Selam salmaz yarim şimdi (Varsağı)

Hasta oldum hey ağalar

Halim bilmez yarim şimdi

Gurbet elde düşman gibi

Selam salmaz yarim şimdi

 

Karar etmem yare gayri

Niza etmem hale gayri

Gül çiçektir aça haydi

Gönül ister yarim şimdi

 

Dikensiz gül bitmez imiş

Gülsüz bülbül ötmez imiş

Sevda yarsiz olmaz imiş

Aşka düşe yarim şimdi

 

Ahi Ahmet söyler kelam

Divanına durur alem

Sevdiğine bir çift selam

Hemen yolla yarim şimdi

 

 

ahi kul ahmet

 

14 Ekim 2016
Okunma
bosluk

Gülü yarden ayrılanın (Varsağı)

Hey beylerim böyle m’olur

Dalı yarden ayrılanın

Solar goncası nazenin

Gülü yarden ayrılanın

 

Gökte güvercinler uçar

Uçarak damlara konar

Şu genç yaşında solar

Yüzü yarden ayrılanın

 

Ala gözlü benli dilber

Çok geç olmaz devri geçer

Evi barkı viran olur

Eli yarden ayrılanın

 

Yare hergiz uşak olsa

Yar beline kuşak olsa

Eğlim eğlim saçak olsa

Saçı yarden ayrılanın

 

Mendil yur pınar başında

Kurutur gülün dalında

Akşam sabah olmayınca

Canı yarden ayrılanın

 

Turnam gelir döne döne

Kanadı boyanmış kana

Yemin eder yalan yere

Hali yarden ayrılanın

 

Nazlı ahi ahmet nazlı

Kaması belinde gizli

Kavli uymaz bahar yazlı

Gönlü yarden ayrılanın

 

ahi kul ahmed

28 Eylül 2016
Okunma
bosluk

Beden dili neler söylüyor!..

Bir mesajın ancak yüzde 7′sinin sözlerle verildiğini belirten beden dili uzmanları, kalanının ise beden tarafından ifade edildiğini söylüyor.

Buna göre, eller, bakışlar ve duruş ruhun aynası. İnsanların ruh halini, vücut dilinin ortaya koyduğunu belirten uzmanlar, kişilerin karşısındakine mesajı yüzde 7 oranında sözlerle, yüzde 93′ünü ise ses ve beden diliyle verdiğini kaydediyor.

İşaret parmağını kaldırıp konuşanlar, gizli bir şekilde karşısındakini tehdit ediyor,

 

Elleri kenetli olanlar ise genel bir olumsuzluk ya da hayal kırıklığı yaşadıklarının mesajını veriyor.

 

Ellerini önde birleştirerek el pençe divan duranlar, karşısındakine ne isterseniz yaparım demek isterken,

 

ellerin arkada birleşmesi ise kendine olan özgüveni, meydan okumayı anlatıyor.

 

Parmak uçları birbirine yapıştırarak duruş ise konuya hakim olduğuna, bir elin yüzü kapatması ise endişe içinde bulunulduğuna ait detay veriyor.

 

Elin çeneyi okşaması bir kimsenin karar verme sürecinde olduğunu gösterirken,

 

Dinleyen kişinin eli yanaktayken, başparmağı çene altındaysa karşısındakine eleştirel, hatta rekabetçi yaklaşımını sergiliyor.

Diğer parmakların ağzı örtmesi ise iki şeyin ipucu olarak nitelendirilirken, “benim söyleyeceklerim var” veya ‘sana inanmıyorum’ olarak değerlendiriliyor.

 

Kişiler, kendilerini güvende hissetmek için genelde masa, kürsü gibi bir yerin arkasında olmak istiyor. Eğer bu yoksa savunma güdülerini bacak bacak üzerine atarak ya da kolları kavuşturarak gösteriyor. Özellikle yabancı ortamlarda bulunanlar, kollarını kavuşturarak savunmaya geçiyor,

 

Bu sırada başparmaklarını dışarda bırakanlar ise savunmadayım ama rekabete hazırım mesajı veriyor.

Bacak bacak üstüne atmak ise savunmanın diğer bir şekli. Daha çok kadınların tercih ettiği bu oturuş, içine kapanıklık ve savunmaya geçme duygusunun göstergesi kabul ediliyor.

 

Kişi kabuğuna çekiliyor ve fikrini açıklamaya karar verdiğinde bacak bacak üzerine atmaktan vazgeçiyor.

 

Bacağını dizden büküp diğerinin üzerine koyarak oturuş ise meydan okuma, hırs ve rekabetin işareti olurken, ayakları çapraz durumda olan kişilerin sakladıkları itirafları veya verebilecekleri tavizler bulunuyor.

 

Yalan söyleyen kişiler ise yüzüne dokunup, gözlerini kaçırıyor, erkeklerin büyük çoğunluğu yalan söylerken yakasıyla oynuyor ve gömleğini gevşetiyor.


2 Mart 2015
Okunma
bosluk

Affetmek!…

Bilge zat öğrencilerine “size bir hayat tecrübesi öğreteyim mi?” diye sorar. Öğrenciler hep bir ağızdan “evet” cevabını verince “peki der, bilge zat, dersin sonuna kadar ne dersem yapacaksınız! Sözünü vermenizi istiyorum!” öğrenciler söz verince derse başlar.

Yarın derse gelirken hepinizden beşer kilo patetes getirmenizi istiyorum.ertesi gün her öğrencinin önünde 5’er kg patetes vardır. Bilge zat”şimdi bu güne kadar affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patetes alın ve o kişinin adını bir kağıta yazıp torbanın içine koyun. “öğrenciler denileni yapar. Kiminin torbasında 5-10 kimininkisinde 30-40 patetes vardır. Bilge zat  “peki şimdi ne olacak” der gibi bakan öğrencilere ikinci açıklamayı yapar. “ bir hafta boyunca gittiğiniz her yere bu torbaları da götüreceksiniz!”

Aradan bir hafta geçer. Öğrenciler bilge zata şikayete başlar:

-Efendim bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor. Patetesler de kokmaya başladı. İnsanlar bize tuhaf tuhaf bakıyorlar!..

Bilge zat gülümser ve şu dersi verir:

-Görüyorsunuz affetmeyerek, düşmanlık duyguları besleyerek aslında kendimizi cezalandırıyoruz. Ruhumuzda ağır yüklerle hayatı yaşıyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir iyilik yapmak olarak düşünüyoruz, oysa “AFFETMEK EN BAŞTA KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ BİR İYİLİKTİR” Ruhumuzu ağırlıklardan kurtarmaktır.

29 Ocak 2015
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç