Miraç hakkında bir kaç söz..!

Sevgili okurlarım,

miraç. Kandilimizi kutluyoruz.

Miraç yükselmek demektir. Gerçekten de KULU (Muhammedi) Mekke’de iken bir gece Cenab-ı Hak onu önce mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya oradan da ayetlerini bildirmek üzere Sidretül Münteha dediğimiz Allah ile görüşülen yere götürmüştür. İsra suresinin birinci ayetinde açıkça zikredilen bu hususta kalbinde hastalık olanlar itiraza kalbi selim olanlar itminana yönelmiştir. Adeta gaybi imanın bir çeşit tecellisi gibidir. Bu bir imanın şartı değildir. Lakin Kuran’da yer alması inanmayı zorunlu kılar. Aksi halde “din kuralları uygulanamaz” diyen kitabın dışına inanıp içine inanmamışlara dönersiniz. Dikkat. Yanarsınız sonra.

MİRAÇ BEDENEN Mİ RUHEN Mİ GERÇEKLEŞTİ?

Daha önce yazdığımız İlim aşka düştü yazısında böyle bir yükselişin bedenen dahi olabileceğinin sinyallerini vermiştik. Oraya bakabilirsiniz.  Necm suresindeki ayetler de miraç hakkında bazı gizli bilgiler sunar. Fakat ilimsiz alimler bilmezler bunu.

Kuran’da ledun ilmi olarak önce bir ifritten sonra da ilmi olan bir zat(veziri)’tan bahsedilir. Bu zat Saba melikesi Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirip üzerinde değişiklik yaptıktan sonra geri gönderen ve Belkıs’ın “buna kim bir şey yaptı” dediği olaydır. Aslında Kuran her ilmi gelişmenin sırlarını hikayelerle de olsa bildirmektedir. O ne mucize kitaptır.

Şöyle düşünün: konuştuğunuz ses saniyede 330 metre giderken telefon vasıtasıyla elektiriğe (yani dalgaya) dönüş müyor mu? Şimdi hangi hızla gidiyor? Işık hızına yakın. Sonuçta varsayın ki bir adam yürürken ata bindi, yahut hızlı trene. İşte sesi elektriğe bindirince böyle oluyorsa bedeni de ruha bindirince aynısı olabilir. Sadece bedeni sıfırlamanız lazım ki yük teşkil etmesin. İşte İsra 1. ayette “kulu” diye açıkca belirtilmesinin bir sırrı da budur. Çünkü kul makamı en üst makamdır ve nefsin en terbiye görmüş hizmet eder halidir ve hızlı bir yolculukta gereken en az yüktür.

Beyin gücüyle metali kıranlar var. Bu gücün ancak hak ilimle ruha bindirilmesi halinde bir veli maddeye tayyi mekan (aynı anda iki yerde olma veya yer değiştirtme) yaptırabilir. Kırşehirli emekli vaiz Hidayet Hoca babama anlatmış. Kuran’daki bilgiye göre kişi diyecek ki hediyeni gönderiyorum diyecek ve anında hediyesi yanında olacak demiş. Bugün Japonlar denemelerine ilkel maddeyi çözüp gönderiyorlar lakin gittiği yerde koordinatlarını oluşturamadıkları için aynı biçimi gidilen yerde oluşturamıyorlar.

MİRAÇTA KUL PEYGAMBER

Peygamber Efendimiz Sidretül Münteha’da Cenabı Hak’la karşı karşıya geldiğinde “yaklaş” hitabı üzerine yaklaştı. İkisi de nurdu. Ancak bir yay mesafesinde durdu. Konuşmadan mana ile kelam oldu. Dört bin türlü sır aldı. Ve orada da “ÜMMETİM” dedi. Döndüğünde daha yatağı soğumamıştı. Beden ayrılmayan yatak zaten soğumaz? Demek ki bedenen gitmiş.

Bu bir miktar geride durmanın manası kulluk ve edeptir. Bu edebi biz de hayatımızda büyüklerimize karşı uygulamalıyız.

Peygamber efendimizin Mescidi Aksa’daki yükselmeden önceki ayak izinin nur olarak hala durduğu söyleniyor. Bir de ayette zikredilen “çevresini mübarek kıldığımız” sözünün mescid-i Aksa’nın kubbesinin etrafı olduğu bu çerçevenin nur olarak görüldüğü  söyleniyor. Allahü alem.

KULLARIN MİRACI NASIL OLUR?

Hadiste “müminin miracı namaz” buyrulur. O ümmetin de yükselmesi için çıktı. Namaz kılan biri destursuz çıkamayacağı makama VIP yoluyla çıkar kabul görür. İnsan aciz ve zayıf olduğu için ezildiği zaman zillete düşmeye, kendisine güç verildiği zaman ise zalim olmaya meyillidir. Her sıkıntıda üstün bir güce sığınmak derdini talebini bir yerlere iletmek ister.

Yüce Rahman çok büyük kıyak geçiyor ve günde beş defa arzu ve isteğini iletmesi için destursuz huzura kabul ediyor. eğer davete icabet yoksa ya inanmıyorlar, ya da önemsemiyor=ZİYAN

Kulun miracı namazda, namazda miraç fatihada, fatihada miraç “iyya kenağbüdü…” de gerçekleşir. Kul bilmez lakin bu ayete geldiğinde huzura çıkarılır. O aptal gazlar gider olmadık işlere HAKKIN huzurunu feda eder. Namazda gözünüzü yummayın buyruldu. Gözünü yuman hayale gider. Halbuki Allah irade ister idrak ister. Bu da göz açık olmakla NE DEDİĞİNİ BİLMEKLE olur. O  oturup şu fatihanın manasını iyice bir ezber değil, idrak etmeliyiz. Allah günde kırk defa okutarak şartlandırma mı yapıyor haşa. İdrak ile huzurumda kabul gör ey kulum diyor.

Biraz sıkalım. Kişi Kuran gibi olmadıkça Mutmain seviyeye ulaşamaz. Ulaştıysa HUZUR içinde namaz kılar. Eğer namaz kılıp da Allah yerine kullardan bir şey istiyorsa o ne ermiştir ne de “iyya kenağbüdü” diyemez.

Namaz kıla kıla insan namazın kıymetini bilmez ve alışkanlığa döner. Halbuki sahabe-i Kiram her namazı yeni farz olmuş gibi bilir ve alışmanın verdiği düşüklükten şiddetle kaçınırlardı. Bu durumda bir şok lazım gelir. İşte regaip, miraç, berat, kadir, ramazan ayı, feyzi bereketi artırılmış şoklayıcı günlerdir.

DÜNYANIN KULLARI NE OLACAK

Dünyaya düşenler, israf ile giyim kuşam, gösterişli evler, son model arabalar, pahalı telefonlar, el aleme gözükmek için boyalı avratlar, doymayan nefsin kulları olurlar. Ya da Kuran’ın deyimiyle nefsini ilah edinenlerdir bunlar. Bunların miracı kendine, namazı da kendine olmaz mı? Biraz ileri gidelim. Camide müslüman, evinde zalim, siyasette ırkım, ya da laikim, ticarette kafir gibi zalim ve gaddar, sohbetinde hak sözü anmaz yalancı gıybetçi. Her yerde müslümanım diyemez. İlla bir ilave moda ve İslam dışı bir marka ile anılsın ister. Bunların miracı İbni Arabi’nın ayağının altındaki küpün içine olmaz mı? Lakin bir Yavuz Selim daha nereden bulacağız. Islah eyleye cümlesini rabbim, bizleri de böyle olmaktan koruya.

Her yeni gün yeni bir şeyler söylemek lazım diyor Mevlana. Kuran, evlerde “Kuran sofrası kurun” diyor nur suresinde. Evler ne iğrenilecek kadar kötü, ne de imrenilecek kadar lüks olmalıdır. Su akarken bile israf etme diyen peygamber paran olsa bile tasarruflu davranmaya mecbursun demiyor mu? İhtiyacı senin nefsin, nefsini başkası ve reklamlar belirleyemez arkadaş. İhtiyacı Kuran ve sünnet belirler. Hz. Peygamberin yaşayışı belirler. Örnek odur.

KURAN’IN YERİMİZİ BELLİ EDEREK MİRACIMIZIN KİME OLDUĞUNA İŞARET ETMESİ

Kur’ân’daki hizbullah kavramini “şi’atullah (allah’in taraftarlari)”, “ensârullah (allah’in yardimcilari”, “evliyaullah (allah’in dostlari” ve “cündullah (allah’in askerleri)” gibi deyimler adeta bir “benden yana olanlar kimlerdir” der gibidir.

Hizbullah, Allah’in ve Rasûlü’nün otoritesine boyun eğen, islâm’a teslim olan, içlerinden seçtikleri yöneticilere itaat eden, birbirleriyle yardımlaşan, dostluk ve dayanışma içinde bulunan diğer yandan da en yakin akrabaları da olsa, İslâm düşmanlarını sevmeyen, onlarla işbirliği yapmayan, onlara yardımda bulunmayan mü’minler topluluğudur. İşte bu dairede kalanların miracı HAKKA olabilir denilebilir.

İkinci din olan Tağut ve Hizbüşşeytan’ı; gerçek mü’minlerden, hizbullah’tan ayiran en temel özellik: Allah’ı rasülü’nû ve mü’minleri değil, onlarin karşisindaki kimseleri velî edinmeleridir. İşte kimi destekliyorsanız Miracınız ona olacaktır. Allah muhafaza buyursun.

*
ahi kul ahmed

14 Mayıs 2015
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 16 (Bir güzel ahlak hazinesi olarak oruç)

Sevgili güzel ahlâklı insanlar,

 

Orucun İslam içinde ve Müslümanlar yanındaki değeri konusunda günümüzde bir yıpranmaya uğradığı muhakkak. Bu belki de İslam Alemi’nin içinde bulunduğu fetret devrinden de etkilenmiş olabilir. Her hikmeti akıllı bir sorunun arkasından dinin içinde aramak ve o hikmete binaen amel etmek, kişinin amelinde bir makbuliyeti olur umudundayız. Bu yüzden orucun tek başına hikmetini aramak yerine dinin her alanında bu hikmetleri araştırmak inanın bize daha tatlı gelmiştir.

 

Allah’u Teala neden orucu farz kıldı? İnsan ile ilişkisi neydi? Toplumsal yansımaları neler olabilirdi? Orucun ahlak içindeki önemi neydi? Neden Allah orucu bu kadar önemsemişti? İnanın bunları düşünmek zorundayız.

 

Cenab-ı Hakk kâinatı yaratırken bir Hadis-i Kutsi’de “Ben, bilinmeyi murat ettim (ahpettu = Muhabbet ettim) ve kâinatı ve insanı yarattım.” dedi. Burada ilk görünen şey aşk olarak görünmektedir. Bu aşkın arkasından aşk için yaptığı şeyde de bunu gerçekleştirecek bir ortamı yaratmasıdır. Yani kâinatın ve insanın yaratılması işlemi = .

 

İşte Allah’ın aşk duyması kendi zatınadır. Dolayısıyla Allah bizden kendi zatına sevgi duymamızı istemektedir. Mülk Suresi’nin ikinci ayetinde “Hanginiz daha güzel amel yapacak diye ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” Buyrulmuştur. Buradaki güzel amel bütün İslami amellerin girdiği en büyük torbadır. Öte yandan Zariyat Suresi’nin elli altıncı Ayetinde ise “Ben insanları ve cinleri beni tanısınlar ve bana itaat etsinler diye yarattım” buyrulmuştur. Bu ibadet bir kişinin bütün hayatını fasılasız bir şekilde kapsamaktadır denilebilir. Buna göre bir Müslüman oruç ve namaz gibi zamana ve sürece bağlı ameller yaptıktan sonra da ibadet etmesi gerekir bu ayete göre. O halde bu nasıl olacak dediğimiz zaman islamın şartları kelimesini öncelikle genişleterek unsurları deyip, hem adet olarak hem de süreç olarak ibadetleri bütün hayatımızın içine yerleştirmemiz gerekiyor. İşte ilmi ve ameli sadece cami içinde algılayıp evinde ve işinde islamı terk eden Müslümanlar gibi olmamamız gerekiyor. Her yanlış anlama, kişiyi önce ihlastan, sonra amelden, sonra faydadan ediyor.

 

Dinimizin bir güzel ahlak dini olduğunu unutmamamız gerekiyor. Efendimiz zamanında İslam’ın beş bölümünden biri olan ahlak en üstte yer alırken ne yazık ki bugün en altta yer alıyor. İşte orucun özellikle ahlaki tanımlamalarla beraber anılması onu İslam’ın şartları kavramından güzel ahlaka yükseltmektedir.

 

İnsan, aklı “aklı selim “ olarak çalışmaya başladığında neyin doğru neyin yanlış olduğunu üç aşağı beş yukarı bilir. Sorun olan şey, iradenin kullanılması sırasında bir takım duygu ve ön yargıların devreye girmesidir. İbadetlerin amacı kişiye bir tercih yaptırmak olmayıp kişinin kendi tercihini yaptıktan sonra iradesini güçlendirmek amacıdır. Ahlakın uygulama esaslarından var olan duyguları da törpülemesi orucun ahlak düzenleme özelliğini artırır Kişinin kendi ön yargılarının, korkularının veya meyillerinin farkına vararak bunları bilinçli bir şekilde islah etmesi, ibadetten beklenen faydayı artırır. Sorun olan şey aklı selimin emrettiğini kişinin irade edebilmesidir. Gerçekten nefisle mücadele dediğimiz şey ahlaki bir sorgulamadır. Bu sorguyu ibadet eşliğinde iyi yapan insanlar, güzel ahlaka ulaşabilen insanlardır. Namazın da münkerden nehyettiğinin belirtilmesi bir davranış düzeltmesi olarak ön plana çıkar. Sonuç, yine bir ahlak sorunudur

 

Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’ndeki Ayet’lerde ifade edilen “nefsin ıslahı” mevzuu doğrudan doğruya kişinin ahlaki kazanımları yönünden de önemlidir. Bu yüzden oruç ağırlıklı olarak güzel ahlakın hazinesidir diyebiliriz. Bu hazineyi güzel tutup güzel faydaya dönüştürmek her Müslüman’ın amacı olmalıdır. Zira Allah rızası kavramı bu ibadet içinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde Müslümanların bir kısmının geleneksel tarzda oruç tuttuğu rastladığımız gerçekler arasındadır. Zira kişi dinin direği olan namazı kılmamakta ancak ramazan orucunu tutmaktadır. Bunu başka türlü izah etmek gerçekten zor görünüyor. Ancak ümit ederiz ki riya olarak başlanan bir ibadetin zamanla İhlas’a dönüşmesini ümit ederiz. Oruç ibadetinin ramazan ayı bereketinin içine konulması onun tutulmasındaki kolaylıktan sağlanacak faydaya kadar güzelliğini artırmaktadır. Gerçekten Ramazan Ayı’na ulaşıp da affedilmemeyi beceremeyenin burnu sürtülsün.

 

Kayserilinin ineği hastalanmış. İyi olursa 10 gün oruç tutarım demiş. İnek sabaha iyi olunca 10 gün oruç tutmuş. Fakat 11. Gün inek ölmüş. Rabb’inin karşısına geçmiş başlamış konuşmaya. “zannetme beni kandırdın. Önümüz oruç 10 gün eksik tutarım. İneği de kurbana sayarım” demiş..

 

 ahi kul ahmede nasib oldu

6 Mayıs 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 14 Ey Oğul..! (Gazali’den öğütler)

Ey Değerli, Sevgili ve Sadık Oğul! Allah, onun emirlerine uymanı sürekli kılsın ve seni sevdiklerinin yolundan gidenlerden eylesin.

Bil ki, asıl nasihatler ancak peygamberlik kaynağından gelendir. Sana o kaynaktan bir nasihat ulaşmışsa eğer, benim nasihatlerimin sana ne faydası olabilir ki? Eğer bunca yıldır o kaynaktan herhangi bir nasihat elde edememişsen, söyle bakalım, o halde yıllardır ilim tahsili için didinip duruyor olmanın ne anlamı var?

Ey Oğul!

Rassülullah (sav), ümmetine yapmış olduğu nasihatlerin birisinde şöyle buyurmuştur: “Allahı’ın bir kuldan yüz çevirdiğine dair kanıt, o kulun boş şeylerle uğraşıyor olmasıdır. Bir kimsenin, ömrünün herhangi bir saatini yaratılış gayesi dışında geçirmiş olması, onun Kıyamet gününe dek pişman olmasını gerektirir. Her kim ki, kırkını geçtiği halde hayırları (sevapları) şerlerini (günahlarını) geçmemişse kendini Cehennem ateşine hazırlasın.”

Aslında gerçekten ilim ehli olanlara tek başına bu öğüt bile yeterlidir.

Ey Oğul!

Nasihat vermek kolay, zor olan, onları kabul etmektir. Çünkü nasihatı kabul etmek, nefsine uymuş kişilere tatsız gelir. Zaten günahlar onların kalplerine daha sevimli gelmektedir.

Nasihatleri kabul etmek, sadece gösterişe yarayacak bilgileri elde etmeye çalışan, sadece kendi iyiliğini isteyen ve de övgüler elde etmeye çalışanlara çok zor gelir. Bu kimseler uygulamaya dökmedikleri bu tür bilgilerinin, onlar için bir aracı olacağını ve onların sayesinde kurtuluşa ereceklerini düşünürler. Üstelik bu kimseler, sahip oldukları bilgileri uygulamaya hiçbir zaman ihtiyaç hissetmezler. Asılında onların bu tür düşünceleri, felsefecilerinkilerle aynıdır. Hayret, bu tür aldanmış insanlar, nasıl oluyor da pratiğe dökmedikleri bu bilgilerinin onların aleyhinde delil olacağını anlayamıyorlar? Çünkü Rasülullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü en şiddetli azabı görecek kişi, Allah’ın kendi ilminden bizzat kendisine hiçbir fayda nasip etmediği alimdir.”

Rivayet edildiğine göre ölümünden sonra Cüneyd el-Bağdadi, -Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun- birisinin rüyasına girer. Rüyayı gören kişi, “Ya Eba’l-Kasım, neyle karşılaştın, ne gördün, bize anlat” diye ona sorduğunda Cüneyd el-Bağdadi, “bütün o büyük iddialarımız ve söylediğimiz cafcaflı sözler uçuştu ve yok oldu. Geriye, fayda göreceğimiz şey olarak sadece geceleri kıldığımız birkaç rekat namaz kaldı.” Diye cevap verir.

Ey Oğul!

Bildiklerini yerine getirmeyen ve nefislerini terbiye etmeyi ihmal edenlerden olma sakın! Bil ki, pratiğe geçirmediğin bilginin sana hiçbir faydası olmaz. Bu, şuna benzer: Bir kara parçasında, üzerinde değişik silahlarla beraber on tane Hint kılıcı olan bir adam olsun. Üstelik bu adam cesur ve savaşçı birisi olsun. Diyelim ki, aniden bu adamın karşısına korkunç bir aslan çıksın ve ona saldırsın. Sence, o silahların sadece varlığı aslanı engelleyebilir mi? herkesin bildiği üzere, herhangi bir girişimde bulunulmadan yani silahlar kullanılmadan aslana karşı konulamaz. İşte bu örnekteki gibi şayet bir adam, yüz bin ilmi meseleyi öğrenmiş ve başkalarına öğretmiş olsun. Fakat onları kendi hayatına geçirmemişse, bunun ona hiçbir faydası olmaz. Zira ilmin faydası, ancak o ilim hayata geçirildiğinde ortaya çıkar.

Ey Oğul!

Bir adam yüksek ateş veya sarıhumma hastalığına tutulmuşsa, onun ilacı Sekencebin veya Keşkab’tir. Hasta, bu ilaçları kullanmadan iyileşemez.

[Bir şairin dediği gibi:]

“İki bin rıtıl şarap tartmış olsan da içmedikçe sarhoş olamazsın”

Sen de yüz sene ilim tahsil etsen ve bin kitap yazmış olsan da ancak yaptığın hayırlı işler sayesinde Allah’ın rahmetine ulaşabilirsin. Çünkü Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “İnsana, ancak çalıştığı vardır.” (en-Necm 53/38)

Ey Oğul!

Biri kalkıp bu ayetin hükmünün “Ademoğlu öldüğünde üç şey hariç sevabı kesilir…” hadisiyle kaldırılmış olduğunu iddia ederse, bu o kişinin bizzat kendi aklının hükmünün kalmamış olduğunu gösterir. Hadi diyelim ki, faraza bu ayetin hükmü kalkmış olsun, peki ya şu ayetlere ne demeli:

“Her kim ki, rabbine kavuşmak isterse, hayırlı işler yapsın.” (Kehf 18/11)

“kazandıklarından dolayı onlara karşılık olarak…” (Tevbe 9/82)

“Şüphesiz, inanıp hayırlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedi kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.” (Kehf 18/107-108)

“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır. Ancak tövbe edip inanan ve hayırlı işler yapanlar başka. Onlar cennete, Rahman’ın, kullarına gıyaben vaat ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.” (Meryem 19/59-60).

3 Nisan 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 1

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Selâmün Aleyküm

                              Hakk yolunda ilerlemek için yapılabilecek bazı mülahazalar:

 

 

-  Cuma günü mübarek bir gün olup, ibadet ve kul haklarında büyük hata olmazsa, iki cuma arasındaki günahlar affolur.

 

- Hırıstiyanlar kainatın yaratılış günü dediler gidip pazarı seçtiler. Yahudiler de cumaertesini seçtiler. Müslümanlar ise Medine’de Hz. Rasulüllah gelmeden toplu namaz kılmak istediler ve bunun için Cuma gününü seçtiler. böylelikle en bereketli doğru günü Müslümanlar bulmuş oldu. Haz. Rasulüllah da bunu doğru bulup uydu.

 

-Bu günde salavatı artırınız buyurdu Rasulüllah

 

-Cuma Müslümanlığı diye bir şey yoktur İslam’da. namaz her gün 5′er 5′er kılınır. kılmayanın borcu affolur diye bir şey yoktur. o ALLAH’a kalmış bir şeydir. Hadis’te ; 5 vakit düzenli kılıp büyük günahlardan ve kuyl haklarından kaçınanlara Allah’ın cennet sözü vardır. 5 vakit kılmayana sözü yoktur. dilerse affeder dilerse azap eder buyuruldu.

 

-       İtikad boyutunda Allah’ın işine karışmayınız. Sizin zulüm gibi gördüğünüz şeyin arkası hayır olabilir. Bu yüzden olayları yargılarken acele etmeyip sonunu bekleyiniz. her gamda bir nimöet, her nimette bir gam gizlidir. Hiç bir şey zuhur ettiği gibi değildir.(Kehf suresinde Musa as ile Hızır as ın yolculuğunu daima hatırda tutunuz.. Her hafta cuma günü bir defa Kehf Suresini okumak kişiyi bir hafta belalardan korumaya vesile olur. Bu sure korku çeken insanlara özellikle küçük çocuklara şifa olarak da okunabilir. Yalnız okuyanın da ağzı biraz temiz olmalı. Okuduğum çocuklar korkudan kurtuldu. siz de gayret edin, Allah duanızı boş çevirmez)

 

-        Seven sevdiğine tabi olur. Allah’ın ve Rasulünun her emrine itirazsız tabi olup yapmaya çalışınız. severek yapamıyorsanız iman kalbininize sinmemiş demektir. Hadisler bu yöndedir. dikkatli olunuz.Dininizi şikayet etmeyiniz. Yapabildiğiniz kadar yapınız. dine güç yetiremezsiniz.

 

-        Allah’ı seviniz. İnsanlara sevdiriniz. Allah’tan korkmak demek onun gazabından korkmak değildir. Allah’a muhabbet edenler Allah’ın muhabbetini kesmesinden korkarlar. İşte korku budur. Ben ömrü hayatımda gençlik dönemimde bir gün günah işledim. Rabb’im bana hiç gazabını göstermedi. sadece sevgisini rahmetini üstümden kesiverdi. O yıllarda da keşfim açık olduğu için bu eksikliği hemen hissettim. Rabb’im bana sırtını dönmüştü. Sevgilimin sırtını dönmesi o kadar çok ağırıma gitti ki yollarda perişan oldum. önce günahımdan dönüp düzenli ve gözyaşlı tövbelerim bir ay sürdü. bir aydan sonra dualarımın kabul olduğunu ve bu durumun sona erdiğini hissettim. bu durum bütün ömrümde bir defa oldu. buna rağmençok çeşitli anlamlar için günde 500 estağfirullah çekerim.

 

haz. Rasulüllah’ın günahsız olmasına rağmen günde 70 veya 100 defa çektiğini hatırlarsanız bunun yalnızca tövbe için olmadığını anlarsınız. hakk yolcuları yükseldikçe benlik zorlamasına uğrarlar. yaptıklarını kendinden bilme eğilimi artar. bu benliği kırmak için estağfirullaha ihtiyaç hasıl olur. bir de günü gününe eşit olmayacak derecede gayret ve ihlaslı olan kişi bugün ilerdeyse dün geride olmuştu. o halde o geriye bir estağfirullah demesi gerekmez mi? 

 

-        Allah’ın adını anmadan peygamberi dahi sevmeye kalkmayınız.

 

-        Allah’a dua ederken kendinizden çok ümmete dua ediniz. Bize verilen özel dua şöyledir. sizler de edebilirsiniz. (Allah’ım, Rahmanım, Sübhanım, Sultanım, Zülcelalim. Ya Rabbi Ümmeti Muhammed, Ya Rabbi Ümmeti Muhammed… diye sadece son tekrar eden kısmı tekrar  edeceksiniz. (100 ila 500 arası olabilir) kendinizi özel duadan biraz geri tutacaksınız. ve Ümmet sözünden 

payınıza ne düşerse ona razı olacaksınız. Bu fakir kardeşiniz şu geçtiğimiz 5 aydır kendisine verilen bu duayı gözyaşı ile yaptı. Hiç kendine dua etmedi. ümmete ettiği duadan ne payına geldiyse ona razı oldu. bundan 15 gün önce Rabb’im beni gökyüzüne çekti. Sonra bir kuşak nur içinde ayak tırnağımdan girip saçlarından çıktı. ve bana bu sağlıktır denildi. bu dualardan ümmete ne fayda ulaştı o bana bildirilmedi. bunun anlamını ümmete aynı iştiyakla dua edebilmem için olduğunu düşündüm. ancak çok faydanı Hakk rızasından sadır olduğunu kalbim söylüyor. bazı sırlar da beraberinde elbette.

 

-        Tevhid; Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla bitmez. Allah’a “Kural Koyucu” olarak “boyun eğmek” de gerekir. Laiklik, Kur-an’ın devlete olan hükümlerini inkâr etmek demektir. Bu durum, Kur-an’ı ve kitaplara imanı inkâr etmek olup, küfür anlamına gelir. Laikim diyen kâfir olur. Bu konu insanlarla konuşulurken aynen söylenmeli, ancak küfür kısmı söylenip kâfir kelimesi söylenmemelidir. Fikir hedef alınmalı fakat şahıs incitilmemeli. Bu prensip bütün konuşmalarda uyulması gereken İslâmi bir kuraldır.

 

-       Her beşerî ideoloji “TAĞUT”tur. Allah’ın görevleri TAĞUT’a verilerek şirk oluşturulur. Bu yüzden kimi sevdiğinize dikkat etmelisiniz. (bazı TAGUT’lar şunlardır. liberalizm, sosyalizm, komünizm, milliyetçilik, kemalizm, batıcılık, ulusçuluk, aşiretçilik, milliyetçi hareket partisi, cumhuriyet halk partisi - bu parti Cehennem partisi olarak görünmektedir ) bunlardan ve bunları savunan partilerden uzak durunuz.  Yukarıdaki TEVHİD yorumunu tekrar okuyunuz.

Mülk O’nundur. O halde Malik de O’dur. Hüküm koyma hakkı da Malikindir. O halde Allah’ın kanunları yeryüzünde geçerli olmalıdır. Kim bu amacın dışında bir amaca hizmet ederse küfre gider. kim başka bir ideoloji içinde yer alırsa TAGUT içinde ŞİRKE gider. Müslümanın bunu bildiği halde bulunduğu yerde İslam’ın, Allah’ın kurallarının geçerli olması için uğraşmazsa (cihad etmezse veya cihad arzusu olmadan) ve öylece ölürse münafıklığın bir şubesi üzere ölür (Hadis)

 

-        Hiç kimse bir ülke kurtaramaz. Allah’ü Teâlâ Bedir Savaşı’ndan sonra “Sen atmadın, O attı” diye ayet indirdi. Hz. Resûlüllah bu savaştan sonra “Esteğfirullah” dedi.

 

 

-       Başka insanların putlarına küfretmeyiniz. Ülkeyi kurtardı diyene kötü söz yok. Daima yapılan yanlışlığa dikkat çekilmeli. İnsanlar karşıya alınmamalı.

 

 

aşık ahi kul ahmed yaptı bu sohbeti

 

19 Kasım 2013
Okunma
bosluk

RAMAZAN VE ORUÇ RİSALESİ (ahi:,Okumadan bilmek, bilmeden amel, sevmeden ihlas, candan geçmeden aşk, yoğ demeden var olmaz, dünyayı terketmeden ahiret kazanılmaz, Hakk’ın rahmeti olmadan cennete girilmez, Arifleri sorgu etmez, Aşıklara huri vermez,Cahilleri iyi bilmez, Ölmeden ölenleri ateşe yakmaz, Zalimleri hayra yazmaz, Kafirlere cennet vermez, Cennette Allah rızası en yüce değerdir )

İÇİNDEKİLER

Sözbaşı………………………………………………………………………………….10

 

RAMAZAN VE ORUÇ RİSALESİ………………………………………………….12

I.BÖLÜM

RAMAZAN……………………………………………………………………………12

Merhaba Ramazan Şiir…………………………………………………………………13.

Kur’ân ayı Ramazan…………………………………………………………………….15

Okuduğun Kuran ola……………………………………………………………………17

Dua ayı Ramazan……………………………………………………………………….18

Zikir ayı Ramazan………………………………………………………………………19

II.BÖLÜM

ORUÇ RİSALESİ……………………………………………………………………..20

Oruç Kelimesinin Anlamı……………………………………………………………..21

Ramazan Orucunun Sağlıklı ve Mukim Olanlara Farz Olması…………21

Orucun Tarihçesi………………………………………………………………………22

Safa Geldin Ramazan şiiri.……………………………………………………………22

Oruç Hakkında………………………………………………………………………..25

Niyet………………………………………………………………………………….25

Oruç İftar Duası………………………………………………………………………26

Kabe’nin Kara Donu Şiiri…………………………………………………………….27

Orucun vakti………………………………………………………………………….32

Orucun sünnetleri……………………………………………………………………..33

Sofra adabı…………………………………………………………………………….33

Örnek bir sofra duası…………………………………………………………………34

Safa Geldin Ramazan Şiiri devamı…………………………………………………34

Oruç Tutma İle Fidye Verme Arasında Muhayyerlik………………………………36

Orucun Fecr-i Sâdık İle Güneşin Batması Arasında Tutulması Emri……36

Oruç ne zaman başlar ve bayram ne zaman olur?………………………………37

Oruç kimlere farzdır?……………………………………………………………………..39

Orucu terketmenin hükmü……………………………………………………………40

Oruç nasıl tutulur………………………………………………………………………40

Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Hâller……………………………………………….41

Orucu Bozup Bozmayan Şeyler……………………………………………………….41

Ramazan Coşkusu şiiri…………………………………………………………………44

Mazeretsiz Oruç Bozmak………………………………………………………………46

Mazeret Sebebiyle Orucu Bozmak……………………………………………………..47

Mazeret Sebebiyle Hiç Oruç Tutamayanlar……………………………………………48

Oruç ve Nefis Terbiyesi………………………………………………………………….48

Orucun farz olduğu bildirilen ayette şöyle buyrulmaktadır:………………48

Yüce Allah da hadisi kudside;…………………………………………………………..50

Ramazan Coşkusu şiiri devamı…………………………………………………………51

Teravih namazı…………………………………………………………………………..54

Kadir Gecesi……………………………………………………………………………..54

Kadir Gecesine Mersiyye şiiri……………………………………………………………56

Kadir Gecesine Mersiyye şiir……………………………………………………………59

Kadire Çaldı Gecem şiir………………………………………………………………….. 65

Bediuzzamanın kadir gecesi anlayışı…………………………………………………. 68

Kadir gecesinin alametleri……………………………………………………………. 69

İmam-ı gazaliye göre kadir gecesi……………………………………………………. 69

Ebu Hureyre der ki:…………………………………………………………………… 70

Bir hakikat sohbeti ………………………………………………………………………..71

İmanın beslenme kaynakları gittikçe zayıfladı…………………… ……….72

Niyetlere dikkat………………………………………………………………………… 73

Tefekkür…………………………………………………………………………………. 74

İnfak……………………………………………………………………………………… 79

ORUÇLA İLGİLİ MÜTEFERRİK KONULAR…………………………………………….. 81

Allah’a isyan. Ben kimim?…………………………………………………………………. 81

Eşek mi taşıyoruz, oruç mu tutuyoruz?………………………………………………81

Nefsini bilen Rabbini bilir……………………………………………………………… 83

Ramazan, oruç, teravih hakkında biraz sohbet edelim…………………………………84

İbadette fayda sağlamak için iman gereklidir………………………………………… 85

Uzak doğunun nefis terbiyesi…………………………………………………………………….86

Oruç Evrensel Bir İbadettir. Yahudi ve Hırıstiyanların orucu…………………………87

Farzı bırakıp sünnete koşanlar?……………………………………………………………..87

Vahiy mi önce, mutluluk mu önce? İbadete bakış açısı…………………………… 88

İlmi siyaset………………………………………………………………………………………….89

İslam bir yaşam biçimidir…………………………………………………………………….93

Fikir zamanla eskimez, çünkü insan aynı insandır. Akıl vahye muhtaçdır…………93

Ramazan Orucu; Gelenek olarak mı tutuyoruz? Yoksa Allah emrettiği için mi? Dikkat. ………………………………………………………………………………………….94

Oruç tutmayana müdahale doğru mu?……………………………………………………….. 95

İmam-ı Azamın namaz ve rüyası………………………………………………………………………….95

İbadette ihlas ve Allah’a güven…………………………………………………………………………….96

İyiliği yapmak kolay fakat korumak zordur………………………………………………………97

Her şey hizmet içindir………………………………………………………………………………………….98

Niyetteki sapmanın sonu cehennemde biter………………………………………………………..99

İ’tikaf…………………………………………………………………………………………………………………..99

SONUÇ……………………………………………………………………………………………………………..100

FITIR SADAKASI (FİTRE)……………………………………………………………………………..103

Bayram namazının sünnetleri…………………………………………………….103

NO’LA MUHAMMEDÎ ………………………………………………………….105

DİNİ BAYRAMLAR VE ADABI………………………………………………………………………108

Bayramların toplum hayatına etkisi………………………………………………………………………113

Bir Müslümanın Güzel Ahlaklı Davranışı Nasıl olmalıdır: İnsan-ı kamile giden yol

………………………………………………………………………………………….…………113

Sonuç………………………………………………………………………………………………………………….….116

III. BÖLÜM

ORUÇLA İLGİLİ KIRK HADİS……………………………………………………………………………………115

(1-40) Oruçla ilgili hadisler………………………………………………………………………………….115-129

 

 

 

 10

SÖZBAŞI

 

Sevgili güzel ahlâklı insanlar,

 

Elinizdeki bu risalede oruçla ilgili temel birçok bilgiyi bulacağınızı umuyoruz. Orucun İslam içinde ve Müslümanlar yanındaki değeri konusunda günümüzde bir yıpranmaya uğradığı muhakkak. Bu belki de İslam Alemi’nin içinde bulunduğu fetret devrinden de etkilenmiş olabilir. Her hikmeti akıllı bir sorunun arkasından dinin içinde aramak ve o hikmete binaen amel etmek kişinin amelinde bir makbuliyeti olur umudundayız. Bu yüzden orucun tek başına hikmetini aramak yerine dinin her alanında bu hikmetleri araştırmak inanın bize daha tatlı gelmiştir.

 

Allah’u Teala neden orucu farz kıldı? İnsan ile ilişkisi neydi? Toplumsal yansımaları neler olabilirdi? Orucun ahlak içindeki önemi neydi? Neden Allah orucu bu kadar önemsemişti? İnanın bunları düşünmek zorundayız.

 

Cenab-ı Hakk kâinatı yaratırken bir Hadis-i Kutsi’de “Ben, bilinmeyi murat ettim (ahpettu = Muhabbet ettim) ve kâinatı ve insanı yarattım.” dedi. Burada ilk görünen şey aşk olarak görünmektedir. Bu aşkın arkasından aşk için yaptığı şeyde de bunu gerçekleştirecek bir ortamı yaratmasıdır. Yani kâinatın ve insanın yaratılması işlemi = .

 

İşte Allah’ın aşk duyması kendi zatınadır. Dolayısıyla Allah bizden kendi zatına sevgi duymamızı istemektedir. Mülk Suresi’nin ikinci ayetinde “Hanginiz daha güzel amel yapacak diye ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” Buyurnuştur. Buradaki güzel amel bütün İslami amallerin girdiği en büyük torbadır. Öte yandan Zariyat Suresi’nin elli altıncı Ayetinde ise “Ben insanları ve cinleri beni tanısınlar ve bana itaat etsinler diye yarattım” buyrulmuştur. Bu ibadet bir kişinin bütün hayatını fasılasız bir şekilde kapsamaktadır denilebilir. Buna göre bir Müslüman oruç ve namaz gibi zamana ve sürece bağlı ameller yaptıktan sonra da ibadet etmesi gerekir bu ayete göre. O halde bu nasıl olacak dediğimiz zaman islamın şartları kelimesini öncelikle genişleterek unsurları deyip hem adet olarak hemde süreç olarak ibadetleri bütün hayatımızın içine yerleştirmemiz gerekiyor. İşte ilmi ve ameli sadece cami içinde algılayıp evinde ve işinde islamı terk eden Müslümanlar gibi olmamamız gerekiyor. Her yanlış anlama kişiyi önce ihlastan sonra amelden sonra faydadan ediyor.

 

Dinimizin bir güzel ahlak dini olduğunu unutmamamız gerekiyor. Efendimiz zamanında İslam’ın beş bölümünden ahlak en üstte yer alırken ne yazık ki bugün en altta yer alıyor. İşte orucun özellikle ahlaki tanımlamalarla beraber anılması onu İslam’ın şartları kavramından güzel ahlaka yükseltmektedir.

 

İnsan aklı “aklı selim “ olarak çalışmaya başladığında neyin doğru neyin yanlış olduğunu üç aşa beş yukarı bilir sorun olan şey iradenin kullanılması sırasında bir takım duygu ve ön yargıların devreye girmesidir ibadetlerin amacı kişiye bir tercih yaptırmak olmayıp kişinin kendi tercihini yaptıktan sonra iradesini güçlendirmek amacıdır ahlakın uygulama esaslarından var olan duyguları da törpülemesi orucun ahlak düzenleme özelliğini artırır kişinin kendi ön yargılarının korkularının veya meillerinin farkına vararak bunları bilinçli bir şekilde islah etmesi ibadetten beklenen faydayı artırır sorun olan şey aklı selimin emrettiğini kişinin irade edebilmesidir gerçekten nefisle mucadele dediğimiz şey ahlaki bir sorgulamadır bu sorguyu ibadet eşliğinde iyi yapan insanlar güzel ahlaka ulaşabilen insanlardır. Namazın da münkerden nehyettiğinin belirtilmesi bir davranış düzeltmesi olarak ön plana çıkar sonuç yine bir ahlak sorunudur

 

Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’ndeki Ayet’lerde ifade edilen “nefsin ıslahı” mevzuu doğrudan doğruya kişinin ahlaki kazanımları yönünden de önemlidir. Bu yüzden oruç ağırlıklı olarak güzel ahlakın hazinesidir diyebiliriz. Bu hazineyi güzel tutup güzel faydaya dönüştürmek her Müslüman’ın amacı olmalıdır. Zira Allah rızası kavramı bu ibadet içinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde Müslümanların bir kısmının geleneksel tarzda oruç tuttuğu rastladığımız gerçekler arasındadır. Zira kişi dinin direği olan namazı kılmamakta ancak ramazan orucunu tutmaktadır. Bunu başka türlü ziah etmek gerçekten zor görünüyor. Ancak ümit ederiz ki riya olarak başlanan bir ibadetin zamanla İhlas’a dönüşmesini ümit ederiz. Oruç ibadetinin ramazan ayı bereketinin içine konulması onun tutulmasındaki kolaylıktan sağlanacak faydaya kadar güzelliğini artırmaktadır. Gerçekten Ramazan Ayı’na ulaşıp da affedilmemeyi beceremeyenin burnu sürtülsün.

Aşık ahi kul ahmed

Ahmet ATİK

Mayıs 2013

H.1434

 12

ORUÇ RİSALESİ

RAMAZAN

Peygamberimiz (s.a.s.)’in, “evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem ateşinden kurtuluş” olarak nitelediği, “….bu aya ulaşıp da –kendi kusurundan dolayı- Cennetlik olmayı beceremeyenin burnu sürtülsün.” dediği Ramazan ayı, ilahi rahmetin müminlerin gönüllerini doldurduğu müstesna bir aydır.

 

Bir ibadet ve mağfiret ayı olması dolayısıyle gelişi özlemle beklenen, o sayılı günleri ilâhî bir neşve içinde geçen ve tatlı bir hüzünle uğurlanan ramazan ayının sosyal hayatımızda ayrı bir yeri vardır. Şüphesiz ki her anının ibadetle dolu olması, insanın varoluş sebeplerini bu ayda daha fazla idrak etmesi, özümüzde yer alan ancak çoğu kere farkına varamadığımız iyi­lik ve feragat hassamızın bu ay içinde kendisini fazlasıyla göstermesi, dikka­timizi ramazan ayına rapteden sebepler arasında sayılabilir. Bunun içindir ki inanan inanmayan herkes ramazan ayından nasibini mutlaka alır. Çünkü bu ay farklı tezahürleriyle farklı kesimlere hitap etmesini bilir. Kimine ibadetin coşkun hâllerini sunarken, kimilerine de kendisine has fidesinin sıcaklığı ile yaklaşır. Kısacası ramazan herkesin hürmetini kazanan, bunu da fazlasıyla hakeden kutlu bir aydır.

 

Ramazan ve bu ayı güzelleştiren, özelleştiren, pek kıymetli hale getiren oruç sayesinde, tüm İslam âleminde müstesna bir heyecan yaşanmakta, unutulan manevi değerlerimiz hatırlanmakta, körelen vicdanlarımız yeniden hayat bulmaktadır.

 

Büyük bir coşku ile kılınan 33 rekatlık teravih ve yatsı namazı bir bayram havası estirmekte rahmet ve bereketin doruk noktası ise kadir gecesinde hayat bulmaktadır. Son günlerdeki i’tikaflara katılanların duasının da o yöredeki bütün müslümanlara sirayet etmesi umulmaktadır. Camiye girerken bile sadece o namaz süresi için i’tikafa niyet etmek güzel olur.

 

Cebrail Aleyhisselam her yıl gelir ve Peygamber Efendimizle karşılıklı mukabele yaparlardı. Son yıl ise iki defa yapmışlardı. Allah c.c. adeta “onu biz indirdik ve yine biz koruyacağız..” emrine uygun bir çalışmaydı bu. Nitekim Kuran bu sayede bu güne kadar da değiştirilemedi.

 

Ama hadisler için aynı şeyi söylemedi. Bu yüzden hadisler konusunda hem usul bilgisine sahib olmak ve hem de kesin sınırlar içinde düşünmemek gerekir. Güvenilir olduğu kabul edilen altı sahih hadis kitabında bile hala şüpheli sayılabilen hadisler yer alabilmiştir. Artık bu işi ehline yani müctehid alimlere havale ederiz.

 

HZ. ÖMER’İN (RA) RAMAZAN SELAMI

“Hz. Ömer (r.a) Ramazan ayı geldiği zaman, şöyle derdi:

-Merhaba! Bizim günahımızı temizleyen mübarek ay.”

 

(Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, Sh:372)

 

Bu ayda bol bol Kuran (lafız ve manasını) okumak, farz ve nafile namaz kılmak (gece, kuşluk, ebvabin), tevbeyi hiç geciktirmemek, zikir ve şükürle meşgul olmak, hem oruç tutup hem fidye vermek, zekat ve hayırları bu ayda daha çok gerçekleştirmek, dul ve yetimlerin ihtiyacını gidermek, “güleryüz sadakadır” hadisi mucibince herkese güleryüz göstermek, affedici olmak, sılai rahime dikkat etmek, el dil göz ve kulağı haramdan sakındırmak, kötü alışkanlıklardan Allah’ın emrine hicret ederek iyi davranış değişikliği yapmak çok güzel olur.

 

Aslında bir müslümanın kapıya gelen bir öğrenciyi (burs), fakiri, cami ve benzeri hayır derneklerine yardımı geciktirmemesi uygun olur. Verdiklerini yıl içinde hesaplayıp, yıl sonunda hesap ettiği zekat miktarından düşerek eksik ya da noksanını tamamlayabilir. Bir yıl beklemek şart değildir. Ölme eşşeğim ölme yaz gelince yonca biçeyim der gibi kapıya gelmiş ya da haber aldığınız bir fakiri, bir öğrenciyi, küçük bir miktarla geçiştirerek Ramazanda gel der gibi göndermek asla doğru olmaz. Sanki sevap ticareti…Böylesi bana daha sevimli gelir.

 13

Merhaba Ramazan

(Ve Nihayet Geldi Ramazan)…

 

Haktan geldi rahmet ile

Müşkil oldu asan ile

Ramazanın ilki ile

Ey Ah-ı Sultan merhaba

.

Allah verdi seni bize

Rahmet kıldı ümmet kime

Sultan oldu onbir kele

Ey Mah-ı Sultan merhaba

.

Haktan gelen ata sensin

Affın gani hadi şahsın

Cümle kullar Rabbi sensin

Ey Han-ı Sultan merhaba

.

Lütfun bize verdi safa

Gönül gözü gördü vefa

Beden çeker zül-ü cefa

Ey Bari Sultan merhaba

Mesrur ettin geldin bizi

Nura erdik namaz demi

İman ehli sever seni

Ey Naz-ı Sultan merhaba

.

Müjde etti recep hemi

Sala saldı şaban emmi

Konakladık ramazanı

Ey Can-ı Sultan merhaba

 

Yardımlaşma ayı Ramazan

 

Enes ibni Mâlik Radiyallâhu Anh rivayet ediyor:

Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Veselleme “Hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu.

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan’a hür- meten Şaban a^nda tutulan oruç” diye cevap verdiler. Yine soruldu:

“En faziletli sadaka ne zaman verilendir?”

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan ayı i- çinde verilen sadakadır” buyurdu. (Beyhakî, 4:305)

Ramazan bir yardımlaşma ayıdır. Bu ayda kalpler yumu­şar, gönüller genişler, cömertlik hisleri canlanır. Varlıklı 0lanlar fakirlerin halini, ihtiyaçlarını, kendileri de aç kalınca daha iyi anlarlar. Oruç olmasaydı sadece kendi menfaatini düşünen bazı zenginler açlık ve fakirlik sıkıntısını bilmez, do­layısıyla ihtiyaç sahibi kimselerin yardıma ve şefkate muhtaç olduklarını akıllarına getiremezlerdi.

Böylece insan kendi cinsine karşı şefkatli davranmakla hakikî mânâda bir şükür kapısını açmış olur. “Hangi fert o- lursa olsun, kendinden bir cihette daha fakirini bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.”

Eğer oruç vasıtasıyla nefsine açlık acısını çektirme mec­buriyeti olmasaydı, insan şefkat ederek yapmakla vazifeli ol­duğu yardımı yapamazdı. Çünkü açlık sıkıntısını bilmeyen insan başkasının derdini nasıl bilecek, nasıl yardımına koşa­caktır? Atalarımız bile “Tatmayan bilmez” demişlerdir.

Bu açıdan Ramazan, fakir fukaranın gözetildiği, yoksulla­rın yardımına koşulduğu, yalnız ve kimsesiz insanların elin­den tutulduğu bir mevsimdir. Oruçlu mü’minler bu ayda yardım etme, infakta bulunma, hayır hasenat yapma, insan­lar hangi şeye ve neye ihtiyaç duyuyorlarsa o konuda destek­te bulunmada bir yarış içine girerler.

Hayır yaparken, sadaka ve infakta bulunurken, bu işi ya­panlar bundan çok büyük bir haz duyarlar ve ferah dolu bir zevk alırlar.

Râşid ibni Sa’d Radiyallâhu Anhm rivayet ettiği bir hadis­te Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem infakta bulunan­ları şöyle tarif ediyor:

“Ramazan ayında bol bol infakta bulunun. Çünkü o ayda infakta bulunmak, Allah yolunda infakta bulunmak gibidir.”

(Kenzül-Ummâl, 8:464)

 15

Kur’ân ayı Ramazan

 

Abdullah ibni Abbas Radiyallâhu Anhümâ rivayet ediyor:

“Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, hayır, iyilik, yardım yapma hususunda insanların en cömer­diydi. Ramazan ayında da Cebrail Aleyhisselâmla buluştuğu zaman çok daha cömert davranırdı.

“Cebrail her Ramazan gecesi Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemle bir araya gelir, tâ aym sonuna kadar Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem ona Kur’ân’ı okur, dinletirdi.

“Cebrail’le buluştuğu günlerde Resulullah Sallallâhu A- leyhi Vesellem hayır-hasenat hususunda esen rüzgârdan da­ha cömert olurdu.” (Beyhakî, 4:305)

Ramazan Kur’ân ayıdır. Kur’ân’ın indiği mevsimdir. Ra­mazan, kudsiyetini Kur’ân’dan alır. “Ramazan ayı ki, onda Kur’ân indirildi” (Bakara sûresi, 185) mealindeki âyet bu gerçeği ifade eder.

Ramazan, Allah kelâmının yeryüzüne inmeye başlaması­nın yıldönümüdür. Diğer vakitlere nazaran bu ayda Kur’ân’la daha çok meşgul olunur. Okunur, dinlenir, mânâsı tefekkür edilir. Kâinata, hâdiselere onun açtığı nurlu pencereden ba­kılır.

Her zaman Kur’ân’la iç içe olan Sevgili Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin bu ayda Kur’ân’la meşguliyeti daha da artardı. Hayatta bulunduğu süre içinde Ramazan girdiğinde vahiy meleği Cebrail, Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin huzuruna gelir. Birlikte Kur’ân’ı okurlar, mütalâa ederlerdi.

Bizler de bu mübarek hâli düşünerek Kur’ân’la meşgul o- lursak mânevi payımız o derece artacaktır.

Okurken, sanki Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemle birlikte okuyormuş gibi hayâlen o ânı yaşamak; sanki Kur’ân yeni inmiş de ilk defa biz okuyormuşuz gibi bir düşünceye dalmaktır.

Dinlerken de sanki Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Ve­sellem okuyor da ondan dinliyor, sanki Cebrail Aleyhisselâm- dan işitiyor, hattâ Cenâb-ı Haktan duyuyor gibi bir huşû i- çinde bulunmak, bu hisseyi artıran duygulardır.

Her Ramazan’da cami ve mescitlerde ve evlerde mukabele okunur. Böylece Peygamber Efendimizle Hz. Cebrail’in oku­yuş şekilleri taklit edilir ki, kudsî bir hava yaşanır.

Ramazan’da yapılan ibadetlerin sevabı bire bindir. Başka vakitler okunan her Kur’ân harfine bir sevap verilirken, bu ayda sevaplar binleri, on binleri bulur. Kadir Gecesinde otuz bini geçer.

 17

Okuduğun Kuran ola

 

Ne âlâdır şöyle kişi, okuduğu Kuran ola

Rahman ona rahmet kıla, kalbi dolu iman ola

 

Kendin bilen Kuran bilir, Allah onu kulu saya

Yüzbin huri karşı gele, selam vere mahbub ola

 

Derviş isen Kuran oku, cümle kula öğüt kıla

Rahmet yağar baştan sona, kamu alem hayran ola

 

Gafil bilmez Kuran nedir, bilse bürhan delil ola

Haşır günü oku derler, okur çıkar makam ola

 

Bilmez cahil cehli sarar, cehli ona azab ola

Kuran okur hoca mıdır, her bir melek yakin ola

 

Kuran sevap yaza durur, inci mercan yakut ona

Nuru yanar nazar içre, bağ-ı irfan kelam ola

 

Cennet için tapu gerek, köşke irfan Kuran ola

Veli isen ağıt kıl sen, Kuran ile seller ola

 

Kuran oku ey dost ey dost, gülşen sana sefa ola

Münker nekir sual eder, Kuran ile asan ola

 

Kuran bilmez cahil kişi, her bir işi müşkül ola

Okur gider arif kişi, yazı kışı seyran ola

 

Yiğit koca bilmez hece, ol dirliği yaman ola

Bir kişi Kuran bilmedi,  sanki cihan gelmez ola

 

Kuran bilmez bahtsız kişi, her bir derdi batman ona

Kuran neyler dünya kulu, dünü günü pişman ola

 

Ey kul ahmed aciz kuldur, Kuran oku hayır ola

Günahların katır yükü, afuv kılan Rahim ola

 

 18

Dua ayı Ramazan

 

Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Her oruç tutan kulun iftar vaktinde kabul olunacak bir duası vardır. Duasının karşılığı mükâfat olarak ya dünyada verilir veya âhirette ebedî bir surette ihsan edilir.” (Kenzül- Ummal, 3:328)

 

Ramazan dua ayıdır. Mübarek gecelerde, üç aylarda, bil­hassa Ramazan’da edilen dualar kabule yakın dualardır.

İftar saati ise kulun Allah’a yaklaştığı, Onun emrini yerine getirmenin sevincini yaşadığı bir zaman dilimidir.

Mü’min oruç tutarak hata ve kusurlardan temizlenmiş, bütün kalbiyle Yaratıcısına bağlanmıştır. İşte bu anda kul e- lini açıp, Rabbine yalvarırsa eli boş dönmeyecektir.

Arzularına ya aynen dünyada kavuşacak, mükâfatını peşin görecek veya daha güzel bir surette âhiretine ve ebedî haya­tına bir nur olarak gönderecektir.

Çünkü Cenab-ı Hak, kulunun ihtiyacını daha iyi bilir; hakkında nasıl hayırlıysa, duasını ona göre kabul eder.

 19

Zikir ayı Ramazan

Hz. Ömer Radiyallâhu Anhm rivayetine göre Resul-i Ek­rem Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ramazan günlerinde zikirle meşgul olanlar mağfiret edi­lir, o günlerde Allah’tan dilekte bulunanlar da eli boş dön­mezler.” (Kenzü’l-Ummâl, 8:464)

 

Ramazan, zikir ve duanın bol edildiği bir mevsimdir. Ra­mazan boyu oruç tutan mü’minler, gecelerini ve gündüzlerini zikirle geçirirler. Hem hal ve hareketleriyle, hem de ağız ve dilleriyle Allah’ı anarlar, kalp ve ruhlarını dinlendirirler.

Bu arada hem dünyaya ait ihtiyaçlarını, hem de âhirete ait beklentilerini istemek için Rablerine ellerini ve gönüllerini açarlar. Bilirler ki, bu ay dileklerin kabul olunduğu, ihtiyaçla­rın karşılandığı, beklentilerin cevaplandığı nurlu bir aydır.

Bu arada zikrin değişik ve çeşitli şekillerini farklı zaman ve mekanlarda arttırmaya çalışırlar.

İbni Ömer Radiyallâhu Anhümânm rivayet ettiği şu hadis- i şerifte Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem zikrin çe­şitlerini ifade ederler:

“Kim Ramazan ayında sessizlik ve sükunet içinde bir gün oruç tutarsa, tekbir getirir, kelime-i tevhit okur, Allah’a hamd eder, helali helal, haramı da haram bilirse, Allah onun bütün geçmiş günahlarını bağışlar.” (Kenzfii-Ummâl, 8:482)

Bu ayda oruçla melekleşen bir mü’min, meleklerin dille­rinden düşürmedikleri tekbirleri, kelime-i tevhitleri, hamd ve salavatları, teşbih ve istiğfarları tekrarlayarak hem manevî kir olan günahlarından temizlenirler, hem de Allah’ın rızasını elde etmeye çalışırlar.

Ayların efendisi Ramazan

Ebû Saîd Radiyallâhu Anhm rivayetine göre Resul-i Ek­rem Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ayların efendisi Ramazan ayıdır, günlerin efendisi de Cuma günüdür.” (Kenzü’l-Ummâl, 8:482) 

23 

 

II.BÖLÜM

ORUÇ

 

 

 

Nefis,

Tıpkı bir alev,

İçinde hem güzelliğin yüzünü

Hem de yıkıcı gizli bir huy barındırır.

Her ne kadar rengi çok çekici ise de,

Yakıcı mı yakıcıdır.

Sanki kişneyen azgın bir at.

İşte yuları oruç.

Onu iyi tut.

 

 

İslâm’ın beş temel esasından biridir.(müslim). Farz oluşu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Yüce Allah, “Ey mü’minler! (Kötülüklerden ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” (Bakara, 2/183) buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.s.) ise; “Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah ‘tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır(Buhari, Müslim). buyurmuştur.

 25

Oruç Kelimesinin Anlamı

Oruç kelimesi ayet ve hadislerde “savm” ve “siyam” kelimeleriyle ifade edilmiştir. Bu kelime sözlükte kişinin kendisini yeme, içme, yürüme ve konuşma gibi herhangi bir söz, eylem ve davranıştan alıkoyması anlamlarına gelir. Kur’an’da bu anlamda kullanılmıştır. (Meryem, 19/26) Dinî bir terim olarak savm; mü’minin ibadet niyetiyle imsak vaktinden iftar vaktine kadar kendisini yeme, içme ve cinsel ilişkiden alıkoyması demektir(Rağıb el-Isfehânî)

 21

Ramazan Orucunun Sağlıklı ve Mukim Olanlara Farz Olması

“…Sizden kim hasta ya da yolcu olur (da orucunu tutamazsa daha sonra) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar… ” (Bakara, 184)

 

“…(Bu ayda) kim hasta veya yolcu olur (da oruç tutamazsa) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun (kaza etsin). Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir. ” (Bakara, 185)

 

Bu ayetlerde yüce Allah, Ramazan ayına erişen sağlıklı ve mukim kimselerin oruç tutmaları gerektiğini, yolcuların ve hastaların daha sonra kaza etmek üzere oruç tutmayabileceklerini bildirmektedir.

 

Muâz b. Cebel, 185. ayetteki “Öyle ise sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun” emri ile Allah’ın, orucu sağlıklı ve mukim olan kimseler için farz kıldığını, hasta ve yolcular için oruç tutmama ruhsatı verildiğini, oruç tutmayıp fidye vermenin, oruca gücü yetmeyen yaşlılara özgü kılındığını bildirmiştir (Ahmed).

 

Bir mazeret sebebiyle Ramazan orucunu tutamayan kimse, orucunu kaza etmeden ölürse, bu kimsenin tutamadığı oruç sayısı kadar fidye verilir (Tirmizî).

 22

Orucun Tarihçesi

Sahabeden Muaz b. Cebel, oruç ibadetinin şu merhalelerde geldiğini bildirmiştir (Ahmed b. Hanbel)

 

a) Aşûra ve Eyyâm-ı Bîd Orucu

Hz. Âişe validemizin bildirdiğine göre İslâm öncesinde Mekke halkı ve Peygamberimiz “aşûra” orucu tutuyordu. Peygamberimiz Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin “aşûra” orucu tuttuklarını gördü, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sordu. Onlar, “bu gün hayırlı bir gündür, bu günde Allah İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.), bu günde oruç tuttu” cevabını verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.), “Biz Musa’ya sizden  daha evlâ ve lâyığız” dedi ve aşûra orucunu tuttu ve ashabına da tutmalarını emretti (Buhârî, Müslim, Tirmizî)

 

Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (s.a.s.), aşure orucunu tutmaya devam etmiş ve “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah ‘ın ayı olan Muharrem ayında tutulan aşûra orucudur” sözleriyle tutulmasını teşvik etmiştir (Tirmizî, Müslim, Ebû Davud). Sahabeden isteyen bu orucu tutmuş, isteyen de tutmamıştır (Buhârî, Müslim). Aşûra orucu, hırıstiyan ve yahudilere benzememek için Muharrem ayının 9-10 veya 10-11 veya 9-10-11 günlerinde tutulur (Tirmizî)

 

Ayrıca Peygamberimiz (s. a.s.), Ramazan orucu farz kılınmadan önce “eyyâm-i bîd” olarak nitelenen kamerî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde de oruç tutmuştur (Ahmed, Tirmizî) Peygamberimiz (s.a.s.) Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da bu orucu tutmuş ve “Her ay üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruçla geçirmek gibi olur” sözleriyle bu orucun tutulmasını teşvik etmiştir (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî)

 

Peygamber Efendimiz daha sonraları nafile olarak Pazartesi ve Perşembe oruçlarını tutmuş ve bunun için “ben amellerimin arzedildiği gün oruçlu olmayı tercih ederim” demiştir.

 

b) Ramazan Orucu

 

 22

Safa Geldin Ramazan

Ey ramazan ramazan

Safa geldin ramazan

Ey güllerim ramazan

Safa geldin ramazan

 

Çok özledik gelmedin

Recep şaban bekledin

Hayır umar ümmetin

Safa geldin ramazan

 

İlan ettik geldiğin

Çarşı Pazar gezdiğin

Cümle kula dediğin

Safa geldin ramazan

 

Hayır senin elinde

Oruç tutan dilinde

Gazap duymaz halinde

Safa geldin ramazan

 

Aman yedim bozulmaz

Allah verir kızılmaz

İlkin kaza sorulmaz

Safa geldin ramazan

 

Dilim dursun konuşmaz

Belim çeksin karışmaz

Elim haram kokuşmaz

Safa geldin ramazan

 

Kimler oruç tutmazmış

Sokak ayıp bilmezmiş

Tutan ondan utanmış

Safa geldin ramazan

 

Avrat açmış açılmış

Evlat saçmış saçılmış

Sokak şeytan doğurmuş

Safa geldin ramazan

 

İftar ettik elliye

Dua sunduk Hadi’ye

Haydi kullar camiye

Safa geldin ramazan

…………

 

 

Ramazan orucu, Bakara sûresinin 183-184. ayetleriyle hicretin ikinci yılında Bedir savaşı öncesinde şaban ayında farz kılınmıştır. Peygamberimiz (s.a.s.), hayatında dokuz sene Ramazan orucu tutmuştur.

 

183. ayette orucun mutlak olarak farz kılındığı bildirilmekte, ancak orucun ne zaman, nasıl ve kaç gün tutulacağı bildirilmemektedir. 184. ayette bu kapalılık kısmen giderilmiş, orucun “sayılı günlerde” tutulacağı beyan edilmiştir. “Sayılı günler” ile maksat Ramazan ayıdır (Taberî). Bakara sûresinin 184 ve 185. ayetlerinde şöyle buyurulmaktadır:

 

“(Oruç), sayılı günler (dedir)… “    “…Sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun… “

 

Allah, bu ayetlerle Ramazan orucunu tutmayı müslümanlara farz kılmıştır.

 25

Oruç Hakkında

Oruç, insana, tekliflerin en meşakkatlisi görünür. Bu sebeple, ilâhî hikmet gereği, önce tekliflerin en hafifi olan namaz, ikinci olarak zekât, üçüncü olarak da tekliflerin en zoru olan oruç teşri kılınmıştır. Hz peygamber Yemen’e vali tayin ettiği Muaz Bin Cebel’e, ya Cebel onlara önce namazı emret, şayet kılarlarsa bu kez zekatı emret demiştir. Üçüncü emir ise oruçtur.

Arzu ve ihtiraslarına esir olanlar, o kadar sabırsız, o kadar aç gözlü olurlar ki, bir gün aç kalmakla ölüvereceklerini zannederler; ve bu asılsız zanla, orucu za­rarlı imiş gibi telâkki ederler. Halbuki, oruç, ferdî ve içtimaî terbiyeyi sağlar. Mideyi ve bedenin diğer organ­larını dinlendirir. Tıbbî bir takım faydaları vardır.

Oruç tutan müslümanlar, genel olarak, Ramazan-ı Şerif’de çeşitli ve nefis yemeklerle hazırlanmış olan iftar sofrasına oturmakta ve diğer aylarda yemedikleri yemek­leri bu ayda yemeyi âdet edinmektedirler. Halbuki oruçtan maksat, takvayı gerçekleştirmek, dolayısıyla nefs-i emmâreyi terbiye etmek ve böylece aynı zamanda vü­cudun sağlıklı kalmasına zemin hazırlamaktır. Bu ise ancak az yemek suretiyle mümkün olur. Herkes birbirini nöbetleşe davet etmekte fakat sofralarda fakirler yer almamaktadır. Eskiden her mahallede hem zengin hem fakir birlikte otururdu. Şimdi ise toplum kastlara ayrıldı. Bir semt ya zengin ya da fakir insanlardan oluşuyor. Bu yüzden müslümana çok iş düşüyor. Yoldaki bir dilenciye üç beş kuruş atmak adeta nefsi bir tatmin. Araştırıp bulunmalıdır fakir. Zekat fakirin neden hakkıdır ve onun ayağında ödenmelidir bu düşünülmelidir. Gıda bankacılığı olsun diğer sivil toplum kuruluşları ülke sınırlarını aşıp yardımları ilgili yerlere ulaştırmaktadırlar. O kanallar denenebilir.

 25

Niyet

Oruca kalben (bilinç olarak) niyet etmek yeterlidir.

Oruç için sahura kalkılmış olması da otomatik olarak bir niyettir.

Niyetin dil ile de yapılması sünnettir.

Niyetin vakti, güneşin batışından kaba kuşluğa (öğle namazına yaklaşık yarım saat kala) kadardır. Bundan sonra niyetlenilemez.

Ramazan orucu için bir önceki günün iftarından itibaren niyet edilebilir.

de hatırlatan bir ibadettir. Hadis-i şerifte buyrulur:

 

“…Oruçlu için iki sevinç vardır: biri orucunu açtığı andaki diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir…”

(Müslim, Siyam, 164)

 26

Oruçlarımızı açmadan önce yaptığımız iftar duasında:

 

“Ey ALLAH’ım! Senin için oruç tuttum. Sana iman ettim. Sana tevekkül ettim. Sen’in verdiğin rızıkla orucumu açtım.” diyerek Hakk’a iltica ediyoruz, iftar duası, esasen orucun manevi cihetini de izah etmektedir. Yani orucun nasıl bir halet-i ruhiye ile tutulması gerektiğini de bildirmektedir. Buna göre:

 

“Ey ALLAH’ım! Sen’in için oruç tuttum.” Derken, oruçtaki kalbi seviyemizi yani riyadan uzak niyetimizi belirtmiş oluyoruz.

 

“Sana iman ettim” derken, ibadetlerin ana zemininin iman olduğunu beyan etmiş oluyoruz. Yani namaz ve oruç gibi ibadetleri bedeni zindelik ve sıhhat gibi tali faydaları için değil, sırf imanımızın bir gereği olduğuna inanarak ifa etmek gerekmektedir. Zira Hakk’a ibadet ve kulluğun manevi derecesi, imanın gücü nisbetindedir.

 

“Sana tevekkül ettim.” demek suretiyle de acziyetimizi itiraf etmiş, Rabbin sonsuz kudret ve azametine teslimiyetimizi ifade etmiş oluyoruz. Demek ki, fanilere değil, Baki olan Rabbimize tevekkül hislerimizi de güçlendirmek suretiyle ibadetlerimize ayrı bir manevi kıvam kazandırmamız gerekmektedir.

“Sen’in verdiğin rızıkla orucumu açtım.” derken de rızıktan çok “Rezzak”a yönelme şuuruyla, Rabbimizin mülkünde yaşadığımızı ve rızkın Allah’tan geldiğini kalben de itiraf etmiş oluyoruz.

 

Makbul bir oruç tutabilmek için dikkat etmemiz gereken esasların başında riyadan korunmak gelir. Riya ve gösterişten uzak, kalbî bir kıvam ile edâ edilen oruç ibâdeti, en faziletli kulluk tezâhürlerinden biridir. Fakat dünyevî gayelerle bulandırılmış, gösteriş ve gafletle kirletilmiş oruç ve namazlar hakkında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

 

Ramazan’da her günün orucu için ayrıca niyet edilmesi gerekir. Örneğin, Ramazan ayının başında “Niyet ettim bütün Ramazan’ı oruçlu geçirmeye” tarzında bir niyet geçerli değildir.

 

Oruçlu bir kişi orucunu bozmaya niyet etse ve fakat bu niyetini gerçekleştiremese, sadece bozma niyetiyle orucu bozulmuş olmaz. Yiyip içmesi şarttır.

Ramazan gününün sabah saatlerinde bayılan bir kişi öğle namazı vaktinden önce kendine gelip, oruca niyet ederse bu niyet geçerlidir.

Orucun geçerli olabilmesi için niyetin çok net ve kesin bir biçimde “ALLAH rızası” olması gereklidir. Rejim, sağlıklı olmak, zayıflamak gibi düşüncelerle tutulan orucun islami olarak bir geçerliliği ve değeri yoktur.

Bir kişi, Ramazan ayında ve Ramazan olduğunu bildiği halde kararsız kalsa ve oruca da, yiyip içmeye de niyet etmemiş bulunsa, tercih edilen görüşe göre, bu kişi oruçlu sayılmaz.

Bir kişi, geceden oruç için niyet etmiş ve sonra da fecrin doğuşundan önce bu niyetinden vazgeçmiş olsa, “ALLAH’ım! Bizim için bu ayda kullarından bizde kalacak insanlar kıl! ” Huriler de söyle dua ederler: ” ALLAH’ım! Kullarından bu ayda bize kocalar ihsan eyle!” Kim bu ayda kendini muhafaza edip de içki içmezse, iftira ve bühtanla bir mü’mini rahatsız etmezse, hata ve günahlardan da sakınırsa, ALLAH ona her gece, yüz tane huri verir, ayrıca ona altın, gümüş, yakut ve zebercedden bir köşk yapar. Bütün dünya biraraya getirilip de o köşke konsa, bir keçi bağlanacak kadar yer işgal ederdi. Kim de Ramazan ayında içki içer, bir mü’mine iftira ederse, bir senelik amelini ALLAH iptal eder. Onun için Ramazan ayına karşı dikkatli olun. Zira o, Allah’ın ayıdır. O ay da aşırı davranmamanız gerekir. Tam onbir ay yiyorsunuz, içiyorsunuz her türlü nimet ve zevkten faydalanıyorsunuz, bari Ramazan’da kendinize çekidüzen verip kendinize gelin. Nefsanî (kötü) arzu ve hevayi eğilimlerinizden (kaprisler ve kompleksler) uzak durun!”                                                                  (Taberani)

 

 27

Kabe’nin Kara Donu

 

Rabbim nasib kılsa varsam

Güzel kabe yandım sana

Hak nasib etse de uçsam

Güzel kabe varsam sana

 

Kara donun Kuran dolu

Hacdan Hacca çıkar onu

Sana varmak aşkın düşü

Güzel kabe ersem sana

 

Büründüğün kara nedir

Haktan yana düşen kimdir

Yollar dolu hacı ondur

Güzel kabe dersem sana

 

Dört bir yanın küptür düzdür

Düzlük birer adalettir

Altı üstü zemzem hoştur

Güzel kabe gelsem sana

 

Arşa çıktım seni gördüm

Yere indim kara buldum

Siyah nuru taşa verdim

Güzel kabe sorsam sana

 

Cennet nuru izler seni

Adem dahi tevekkeli

Havva için şükre döndü

Güzel kabe dönsem sana

 

Kara donu kimden çaldın

Siyah tüllü güzel m’oldun

Bağrı yanık kara yazgım

Güzel kabe yazsam sana

 

Para pulla olmaz hacı

Hakk çağıra gele ne ki

Gözü kara ahmed der ki

Güzel kabe koşsam sana

 

Levhe yazdı kimler gele

İbrahim’e çığır diye

Milyonları dostum bile

Güzel kabe çağrım sana

 

Sana gelmek büyük onur

Varamayan mahsun kalır

Gönül Hakka yanar durur

Güzel kabe yansam sana

 

Herkes döner senden yana

Namaz kılan gözden evla

Rahmet saçar kavi kula

Güzel kabe bağrım sana

 

Safa merve nişan olmuş

Gider gelir hacı dolmuş

Bir tavafta binler dönmüş

Güzel kabe dönsem sana

 

Seni diyen sana dönmüş

Hakk diyene kabe dönmüş

Aşka düşen kabe olmuş

Güzel kabe bahtım sana

 

Altunoluk bizden yana

Her bir köşe rahmet yaza

Kapındaki dua ile

Güzel kabe kalbim sana

 

Hacerü-l esved köşede

İstilam olur tavafta

Ömer, Rasül öptü derde

Güzel kabe aşkım sana

 

Umre diye derde düşen

Fakir sana demez işin

Görmez isen fakri zulüm

Güzel kabe gülsem sana

 

Yollarına yayan düşsem

Deve yoksa uçup varsam

Elden evla seni görsem

Güzel kabe duam sana

 

Dönüp dursam umre hacca

Sonra versem ruhu Hakka

Helal etse Rabbim başta

Güzel kabe hal’im sana

 

Kabenin çevresi dağlar

Körolası yükselmiş evler

Hürmet anca ecdat eyler

Güzel kabe kalbim sana

 

Yüzbin melek tavaf eder

Didar görmüş sular çağlar

Zemzem diye içen kullar

Güzel kabe canım sana

 

Dua etmez garip kulum

Çağırdığı hacda gülüm

Bir kadın öldüğü yerin

Güzel kabe buldum sana

 

Otuz güne çivi çaktım

Deli gibi tavaf kıldım

Rasul ile mahbub oldum

Güzel kabe yandım sana

 

Daim Hakka döndüm yüzüm

Kalbim zikri Allah için

Manadaki yakut taşım

Güzel kabe yazdım sana

 

Cümle millet kardeş oldu

Tevhid ile sırdaş bildi

Ümmet olup namaz kıldı

Güzel kabe bağım sana

 

Zengin isen durma hacca

Belki çıkar ahmed kula

Her bir sene umut taze

Güzel kabe sağım daha

 

“ibn Mesud (R.A.) : “ALLAH Rasûlü (S.A.S.) oruçlu günümde tertemiz ve bası taranmış olmamı vasiyet etti ve buyurdu ki: “Oruçlu gününde yüzü asık olma! “

(Taberani)

“ibn Mes’ud (r.a) şöyle der:

-Bir kimse, sessiz, sakin ve Allah’ın zikri ile oruç tutarsa, helâlini helâl, haramını da haram bilirse, açıktan bir günah islemezse, Ramazan ayından çıktığı zaman bütün günahları bağışlanmış olarak çıkar.”

 

(Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, Sh:374)

 

 32

Orucun vakti

Orucun vakti, ikinci fecirden başlayarak güneşin batışına kadar devam eden süredir.

Fecrin doğuşunda şüpheye düşen kişi yiyip içmeyi bırakmalıdır. Fakat yiyip içerse orucu yine de geçerlidir. Daha sonra fecrin doğduğunu kesin olarak bilirse o orucu kaza etmesi gerekir.

Güneşin batışını kesin olarak bilmeyen kişi iftar edemez. Şüphe ile hareket ederek iftarını açarsa o orucu kaza etmesi gerekir. Güneşin batışından önce orucunu açtığı kesin olarak anlaşılırsa ayrıca keffaret de (60 gün aralıksız) gerekir.

 33

Orucun sünnetleri

Sahur yemeği yemek sünnettir. Bu yemeği gecenin sonuna kadar geciktirmek de sünnettir.

Orucu akşam ezanı okunur okunmaz açmak sünnettir.

İftar sırasında aşağıdaki duanın yapılması sünnettir. “ALLAH’Im! Senin rızan için oruç tutum. Sana inandım. Sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açtım. Ey bağışlaması bol olan Rabbim! Beni, ana-babamı ve müminleri hesap gününde bağışla!”

Orucu hurma ile o yoksa su ile açmak sünnettir.

Oruç sırasında faydasız veya günah oluşturacak her türlü sözden sakınmak sünnettir.

Oruca kalp (bilinç) niyetinin yanısıra dil ile de niyet etmek sünnettir.

33

Sofra adabı

Sofraya besmele ile başlamalı, elhamdülillah ile bitirmelidir. Yamak öncesi ve sonrası eller yıkanmalıdır. Hadiste “ ben kulum kullar gibi yere oturup yerim” buyuruldu. Yerde sağ ayağı dikip sol ayak üstüne oturmak sünnettir ve mideyi küçülterek azla doymayı sağlar. Yine hadiste “sağ el ile yeyiniz, sağ el ile içiniz” buyruldu. Yemek öncesinde “ fel yenzuril insani ila taamihi” ayetini okuyup, yemeğin yada meyvenin Allah’tan verildiği (rezzak sıfatı), rengi, kokusu, tadı ve helal olup olmadığı konusunda kısa bir tefekkür güzel olur, şükrün uygulaması sayılır. İbadette kuvvet kasdı ile yemek de güzeldir. Katı yiyecekleri elle yeme konusuna insanlar tepki veriyorlar, zorlamamak uygun olur. Fakat tek kaptan birlikte yemenin ağız mikroplarının kişiden kişiye geçerek bağışıklık sağladığı ifade edilmektedir. Yani modern olmak her zaman faydalı olmayabiliyor. Masada oturmak da midenin genişlemesine ve çok yemeye yol açtığı hesaba katılmalıdır. “Hastalıkların evi midedir; perhiz ise baş ilaçtır” buyuruldu. Sofrada neşeli şeyler konuşulabilir. Hadiste çok yiyeni içeni Allah Teala sevmez buyruldu. Hadisi şerifte “Midenin üçte biri yemeğin için, üçte biri içeceğin için, üçte biri de teneffüs içindir” buyruldu. Ayette “…Yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”” buyruldu. Avamın doyduktan sonra yemesi, havvasın doyuncaya kadar yemesi haramdır. Sirke ne güzel yemektir buyruldu. Günahı çok olan su dağıtsın sözü de hadislerde yer aldı. Cebrail Allayhisselama sormuşlar dünyaya kul olarak gelseydin ne iş yapardın demişler. Demiş ki, hayrıma su dağıtırdım. Eşimin babaannesi Eşe Hala da bir testiyi anayolun kenarına koyar ve gelene geçene su ikram edermiş. Kadın bununla takvaya erişmiş. Çeşme yaptırmak sadaka-i cariyeden sayılır.Bir hikaye daha. Halkı bir sofraya oturtup ellerine uzun uzun kaşık vermişler, hadi yiyin demişler. Fakat kolları kaşıkları birbirine çarptığı dönmediği için bir türlü yiyememişler. Bu kez aynı sofraya ahileri oturtup aynı uzun kaşıkları onlara da vermişler. Onlar ise yemeği almış karşısındakinin ağzına uzatmış.

 34

Örnek bir sofra duası

 

Elhamdülillahillezi hedana li haza vema künna linehtediye  lev la en hedanallah. Vessalatü vesselamü ala rasülillah. Esteiyzü billah. Bismillah. “ve külü veşrabu, vela tüsrifü innehü la yuhibbul müsrifiyn” Sadekallahül Azim. Elhamdülillahüllezi etamaena  ve razekana vesakana vekesana vecealena müslimiyn. Ve rahmetullahü ve berekatühü ala sahibi hazattaami vel akiliyne vettabihiyne velhadimiyne. Allhümme etimna min taamil cenneti veeşfina min şarabil kevser. Ve zevvicna bi huril iyn. Ve ekrimna bi ru’yeti cemalike ya ilahel alemiyn. Devamı İslami devlet, haneye sofraya bereket. Ölenlere rahmet. Bakide kalanlara rahmet ve mağfiret. Allahümme zid vela tengus bi hürmetil fatiha.

 

 34

Safa Geldin Ramazan

……… devamı

Safra düzdük ahiye

Hoşaf koyduk tas ile

Güllaç gelsin beriye

Safa geldin ramazan

 

Artsın sofra taşmasın

Niyet halis bozmasın

Kadir Mevlam çok versin

Safa geldin ramazan

 

Çıplak gezip gezinsem

Üç beş kuruş dilensem

Bunla çorba iç’versem

Safa geldin ramazan

 

Obur paşa yumuldu

Börek çorba kazındı

Tatlı helva yok oldu

Safa geldin ramazan

 

Mahya yandı illallah

Safam olsun hayrullah

Gelen düşsün nurullah

Safa geldin ramazan

 

Haydi yallah camiye

Yedik içtik şükrüne

Kulluk etmek herkese

Safa geldin ramazan

 

Ramazanım ramazan

Sana gönül komazam

Bizi hakka çağıran

Safa geldin ramazan

 

Rahmet doldu taşmaz mı

Gönül yandı coşmaz mı

Nefsim öldü uçmaz mı

Safa geldin ramazan

 

Namaz kılıp duranım

Oruç tatan kullarım

Azad etsin rahmanım

Safa geldin ramazan

 36

Oruç Tutma İle Fidye Verme Arasında Muhayyerlik

 

Bakara sûresinin 184. ayetinde; “(Yaşlılık veya tedavi edilemeyen bir hastalık nedeniyle) oruca zor güç yetirenler, bir yoksul doyumu fidye verirler. Bununla birlikte kim bir hayır yayarsa (daha fazla fakiri duyurursa) bu, kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” (Bakara, 184) buyrulmuştur. Sahabeden Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre, bu ayetin hükmü gereğince Müslümanlar oruç tutma ile fidye verme arasında muhayyer bırakılmışlardır (Ahmed ). Sahabeden Seleme b. el-Ekva’, bu ayet inince isteyenin oruç tuttuğunu, isteyenin fidye verdiğini, 185. ayet inince bu muhayyerliğin kaldırıldığını söylemiştir (Müslim, Ebû Davud).

 

“Oruç tutmaya gücü zor yetenler” hükmü, çok yaşlı kimseler ile şeker ve kanser gibi tedavisi zor bir hastalığa müptela olanlar için geçerlidir. “Fidye” bir fakiri iki öğün doyurmak veya fakire iki öğün doyacağı miktarda ekonomik yardım yapmaktır.

 

“Kim bir hayır yaparsa” cümlesi, fidyeyi fazla vermeyi veya hem fidye vermeyi hem de oruç tutmayı  “oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” cümlesi ise fidye vermekten veya orucu kazaya bırakmadan daha hayırlıdır, anlamını ifade edebilir(Yazır).

 

 36

Orucun Fecr-i Sâdık İle Güneşin Batması Arasında Tutulması Emri

 

183, 184 ve 185. ayetlerde orucun Ramazan ayında tutulması gerektiği bildirilmekte, ancak oruca başlama ve bitirme zamanı ve orucun nasıl tutulacağı bildirilmemektedir. Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre Bakara sûresinin 187. ayeti inmeden önce mü’minler güneş battıktan sonra uyuyuncaya (veya yatsı namazını kılıncaya) kadar yiyip içebilirler, eşleriyle cima yapabilirlerdi. Uyuduktan (veya yatsı namazını kıldıktan) sonra artık yeme, içme ve cinsel ilişki ertesi günü akşama kadar yasak idi (Ahmed).

 

Bu kuralı ihlal eden sahabîler oldu. Meselâ Ensar’dan Sırma b. Kays adında bir mü’min Ramazan ayında oruçlu olarak akşama kadar çalışır, akşam evine gelir, namazı kıldıktan sonra yemek yemeden sabaha kadar uyuya kalır. Ertesi günü Peygamberimiz kendisini çok bitkin, halsiz ve oruca dayanamaz bir durumda görür, “ne oluyor, seni çok yorgun, bitkin ve halsiz görüyorum” der. Sırma da “Ey Allah’ın elçisi! Dün, gün boyu çalıştım, akşam eve geldim, namazı kılınca uyuya kalmışım ve bir şey yiyip içmeden oruç tutuyorum” diye cevap verir (Müslim).

 

Hz. Ömer, eşi ile ilişkiye girerek bu yasağı ihlal eder, sonra yaptığına pişman olur ve durumu Peygamberimize bildirir. Ashaptan bazıları da aynı hatayı işlerler. Bunun üzerine Bakara sûresinin 187. ayeti iner (Ahmed.). Bu hususa 187. ayette de işaret edilmektedir: “Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah ‘in koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye ayetlerini insanlara böyle açıklar. “

 

Ayetteki  “Size  helâl kılındı”  cümlesi,  söz konusu  yasağın kaldırıldığını ifade eder. Bu yasağın ne olduğu yukarıda zikrettiğimiz hadislerde beyan edildiği gibi ayetin içeriğinden de anlaşılmaktadır. Cinsel ilişkide bulunma yasağı itikaf hâlinde iken de devam etmektedir.

 

Allah’ın koyduğu yasağın ihlal edilmesi, ayette “nefse ihanet” olarak ifade edilmiştir. Ayet, itaatsizlik ederek emir ve yasakları ihlal eden mü’minlerin günahkâr olduklarını, ancak günahlarına tövbe ettikleri takdirde affedileceklerini de beyan etmektedir.

 

 37

Oruç ne zaman başlar ve bayram ne zaman olur?

Hadisi şerifte “ayı gördüğünüzde oruç tutun, ayı gördüğünüzde bayram yapın, hava bulutlu olursa o ayı otuza tamamlayın” buyuruldu. Bazı müslüman ülkelerde özellikle Arap ülkelerinde fiilen ayın görülmesi aranmaktadır. Son iftardan sonra kulaklar radyo ve televizyonlarda yarın bayram olup olmadığı haberini beklemektedir. Sünnete en uygun olanı da budur. Fakat bizde ise ilmi olarak ayın 5 derece yükselmeden görülemeyeceği bir veri olarak öne sürülmekte ve bir yıl öncesinden takvimlerde hangi gün Ramazan orucuna başlanacağı ve bayram yapılacağı yazılmaktadır. Bu durum ülkeler arasında zaman zaman bir gün erken oruca başlama, bir gün önce bayram yapma gibi ikilikler doğurmaktadır. Bu ülkedeki Ulul Emir (yani Diyanet İşleri Başkanlığı) ne derse ona uyulması gerekir. aksi halde başka ülkelere uymak, takva değil fitneyi doğurur.

 39

Oruç kimlere farzdır?

 

Oruç, İslâm’ın beş temel esasından biri olup, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş, mukim ve sağlıklı kadın ve erkek her mü’mine farzdır. Adetli ve loğusa kadınlar oruç tutmazlar, tutmadıkları oruçlarını daha sonra kaza ederler. Oruç ibadetini yerine getiren Allah ve Peygambere itaat etmiş olur.

40

Orucu terketmenin hükmü

Hanefilere göre, orucunu terkeden kimse, orucu inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr ve fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tevbeye, kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir ve te’dib amacıyla dövülür.

Hanefiler dışındaki şafii, maliki ve hanbeli mezhep imamlarına göre ise, orucu özürsüz olarak terkeden kimse, mürted’de olduğu gibi İslâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır .

40

Oruç nasıl tutulur

 

Oruç, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiyi terk etmek suretiyle tutulacaktır. Ramazan ayı, 29 veya otuz gündür, 28 veya  31 gün olmaz (Müslim). Ramazan orucuna akşamdan niyet edilebilir. Uyuya kalıp sahura kalkamayanlar bir şey yiyip içmemek şartıyla kaba kuşluk vaktine kadar oruçlarına niyet edebilirler.

 41

Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Hâller

 

İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Buna göre aşağıdaki durumlarda kişiler, oruç tutmakla yükümlü kılınmamış, daha sonra kaza etmeleri veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:

 

a) Bir kimse Ramazan ayında90 km. veya daha fazla bir uzaklığa Hanefî bilginlere göre 15 günden, Şafiî bilginlere göre giriş ve çıkış günleri hariç 4 günden az bir zaman için yolculuğa çıkarlarsa, Ramazan orucunu tutmayabilirler (Bakara, 2/183-184). Yolculuğa çıktıklarında sahabeden bazısı oruç tutmuş bazısı da tutmamıştır (Tirmizî). Bu kimseler, daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.

 

Geceden oruca niyetlenip de gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Ancak, ayette de belirtildiği gibi orucunu tamamlaması daha iyidir. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur (Buharı).

 

b) Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe eden kimse ile hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişiler Ramazan ayında oruç tutmayabilirler (Ebu Davud, Tirmizî). Uzman doktorlar (oruç tutan bir doktor olması tavsiye edilir), bir kimsenin oruç tutması hâlinde hasta olacağını bildirirlerse, bu kimseler de oruç tutmayabilirler. Daha sonra iyileşince oruçlarını kaza ederler. Ölünceye kadar iyileşmeyen, tedavisi olmayan bir hastalığı olanlar oruç tutmazlar, imkânları varsa fidye verirler. İmkânları yoksa bir şey yapmaları gerekmez.

 

c) Hamile ve emzikli kadınlar, oruç tuttuklarında kendilerine veya çocuklarına bir zarar vermesi söz konusu ise, oruç tutmayabilirler (Nesâî, İbn Mâce). Daha sonra oruçlarını kaza ederler.

 

d) Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç tutmayıp yerine fidye verebilirler (Bakara, 184).

e) Oruçlu bir kimse, açlıktan veya susuzluktan dolayı beden ve ruh sağlığının ciddî derecede bozulması tehlikesi ile karşılaşması hâlinde, orucunu bozup daha sonra kaza edebilir. Böyle bir kimsenin orucuna devam etmesi ölümüne sebep olacak nitelikte ise, orucunu açmaması haram olur.

 

f) Zor ve meşakkatli bir işte çalışmak zorunda olan bir kişi, oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkutuyorsa, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izin günlerinde veya müsait zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza etmelidirler. Yıllık izninin bulunmaması ve haftalık izninin de yeterli olmaması gibi mazeretlerle buna da imkân bulamayanlar, fidye vermelidirler.

 41

Orucu Bozup Bozmayan Şeyler

 

Oruçlu iken bilerek bir şey yiyip içmek, cinsel ilişkide bulunmak ve isteyerek ağız dolusu kusmak orucu bozar (Tirmizî).

Unutarak yiyip içmek, kan vermek. Peygamber Efendimiz,

 

“Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir” (Buharı, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, İbn Mâce). buyurmuştur. Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa, hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur. Zayıf bir kimse orucunu bilmeden yiyorsa ona ses çıkarmamak, kuvvetli biri ise uyarmak uygun olur.

 

Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez (Buhari, Müslim). Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber ‘in Ramazan ‘da imsaktan sonra yıkandıkları hadis kaynaklarında yer almaktadır.

Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz (Tirmizî). Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, ağız dolusu olması hâlinde orucu bozar. Nitekim Hz. Peygamber,

 

“Oruçlu kimseye kusmak gelir de kendisine hâkim olamazsa ona kaza gerekmez. Her kim de kendi isteği ile kusarsa, orucunu kaza etsin” buyurmuştur (Ebû Davud, Tirmizî).

 

Oruçlu kimselerin iğnelerini iftardan sonra yaptırmaları yerinde olur. Oruçlu iken iğne yaptırmak zorunda olanlar, tedavi ve aşı amaçlı iğne yaptırabilirler; oruçları bozulmaz. Ancak, oruçlu iken gıda ve vitamin iğneleri yaptırmak, damardan serum ve kan almakla oruç bozulur. Daha sonra bu oruç kaza edilir.

Ağız veya burnundan su girip yutmadıkça, oruçlu kimsenin yıkanması orucuna zarar vermez. Bu itibarla, ağız ve burnundan su kaçırmamak şartıyla oruçlunun yıkanmasında bir sakınca yoktur. Denize girilebilir fakat su yutmamaya özen gösterilmelidir.

Sprey kullanmak zorunda olan astımlı hastalar oruç tutmayabilirler ve tutamadığı günler sayısınca fidye verebilirler. İleride sağlığına kavuşursa, fidye vermiş olsa da, tutamadığı orucunu kaza eder. Ancak böyle bir kişi oruç tutmak isterse, kullanmak zorunda kaldığı sprey orucunu bozmaz.

Parfüm veya kolonya sürünmek ve koklamak orucu bozmaz. Genzi aşırı yakmamasına özen göstermek gerekir.

Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.

Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun, misvak parçalarının veya suyun boğaza kaçması hâlinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsaktan önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak kenger sakızı gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken bu tür sakızları çiğnemek mekruhtur.

Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber, ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmış (Buhârî, Ebû Davûd, Ibn Mâce). Ve;

 

“Üç şey vardır, orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak” buyurmuştur.( Tirmizi).

Göz ve burna akıtılan ilaç, genze ulaşması hâlinde orucu bozar. Çünkü genze ulaşan maddeler boğaza, oradan da mideye ulaşır. Bu durumda oruçlu o günkü orucuna devam eder. Ramazan’dan sonra bir gün kaza eder. Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır.

 

Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya kulak zarını geçmeyecek nitelikteki ilaçların kullanılması orucu bozmaz. Fakat kulak zarı delik olan kişinin kulağına herhangi bir sıvının akıtılıp boğazına ulaşması hâlinde orucu bozulur. Ayrıca kulak zarını geçip boğaza ulaşabilecek nitelikteki ilaçların kullanılması da orucu bozar.

 

 44

Ramazan Coşkusu

 

Sensin kerim sensin rahim

Allah sana verdim elim

Toprakta ki gonca gülüm

Allah sana arzu halim

 

Ramazanın rahmetiyle

Şeytanları bağlarıyla

Nefislerin ıslahıyla

Allah geldi ramazanım

 

Recepten vardık şabana

Hayır kıla müslümana

Ulaştıra ramazana

Allah nasib kıla hayrım

 

Evvelinde rahmet ile

Ortasında mağfirete

Cehennemden azad ede

Allah size affı yazdım

 

Teravihler doldu taştı

Sahurlarda uyku kaçtı

Afiyetle yedi içti

Allah verdi taştı rızkım

 

Hatim ile namaz kılam

Ayaklarım şişe ölem

Terler ile gömlek sıkam

Allah için miraç sayam

 

Fakir görsem sevinirim

Keşke ölsem sakınırım

Yokluk ile öğünürüm

Allah aça cennet kapım

 

İftarında fakir varsa

Bereketler dola evde

Yediğinden arta sofra

Allah kulun yazdı kerim

 

Ramazana erdi kullar

İbadetle uçtu ruhlar

Orucumuz nefsi kırar

Allah dedi giyin ihr

 46

Mazeretsiz Oruç Bozmak

 

Geçerli bir mazereti olmadığı hâlde, Ramazan orucunu tutmayan bir Müslüman Allah’a ve Peygambere isyan etmiş, pek çok sevap ve manevî nimetten yoksun kalmış ve büyük günah işlemiş olur. Mazeretsiz olarak tutmadığı bir günlük Ramazan orucunun yerine başka zamanlarda ömür boyu oruç tutsa telâfi edemez.

 

Peygamberimiz (s.a.s.);

“Kim hastalığı ve bir ruhsatı olmaksızın Ramazan ayından bir gün oruç tutmasa, bütün günleri oruç tutsa yine bu orucu yerine getiremez” buyurmuştur (Ebû Davud, Tirmizî, Ibn Mâce)

 

Kaza, gününe gün tutmaktır. Kefaret ise; peş peşe iki kamerî ay oruç tutmakla, buna gücü yetmeyenler ise akşamlı sabahlı bir fakiri 60 gün veya 60 fakiri bir gün doyurmakla yerine getirirler. Kefaret orucu ara verilmeden peş peşe tutulur. Âdet veya loğusalık hâlinde bulunan kadınlar, bu günlerinde keffaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden keffaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.

Orucu Bozan ve Yalnız Gününe Gün Oruç Tutmayı Gerektiren Hareket ve Davranışlar:

Çiğ pirinç, sade un, sade yoğurulmuş hamur ye­mek (Yağlı olursa keffâret de lazım gelir). Bir defada çokça tuz yemek, îtiyad halinde olmaksızın toprak yemek. Kiraz, zeytin çekirdeği yutmak. Kağıt, pamuk, çamur gibi şeylerden yemek. Ham meyva yemek. İçlenmemiş taze ceviz yutmak. Kuru cevizi, fındığı, fıstığı, bademi kabuğu ile yutmak. Buruna su çekerken bogaza veya genize su kaçırmak. Taş ve toprak gibi şeyleri yutmak. Buruna ilaç çekmek. Boğaza huni ile bir şey akıtmak. Kulağın içine yağ damlatmak.Uyurken ağıza su akıtılmak. Başkasının zoruyla istemeyerek iftar etmek. Dişler arasında kalan nohut kadar bir şeyi yut­mak. İsteyerek ağız dolusu kusmak, veya onu geri yutmak. Bile bile içe ve genize duman çekmek. Tan yeri ağarmışken, ağarmadı zanniyle sahur yemek veya cinsî münasebette bulunmak. Güneş battı sanılarak iftar yemek. Unutularak yenip içildikten sonra yine bile bile yiyip içmek. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yemek veya gündüzün niyet vakti içinde niyet ettikten sonra bozmak. Oruca niyet edip onu gündüz bozduktan sonra hastalık, lohusalık ve âdet görme halleri gibi meşru bir mazeret   vâki olmak. Misafirler, gündüzün oruçlu iken ikamete niyet edip iftar etmek. Baş ve karın yaralarına konan ilaç içeri nüfuz etmek. Ağıza alınan bir şeyin boyası ile bozulan tükrüğü yutmak. Buruna su çekerken, boğaza veya genize su kaçırmak. Bu gibi hal­lerde bozulan oruçlar yalnız kaza edilir; yani gününe gün oruç tutulur.

Top atıldığında elinde kabı olan onu bitirsin diye hadiste buyurulmuştur.

Hem Kaza, Hem de Keffâreti Gerektiren Hareket ve Davranışlar:

Bile bile bir şey yemek veya içmek. Cinsî münasebette bulunmak. Ağıza giren yağmuru, doluyu, karı bile bile yutmak.

Sigara içmek, ud, anber tütsülenip dumanını içe veya genize çekmek. Enfiye kullanmak. Çiğ et, pastırma veya iç yağı yemek. Buğday tanesi, kavrulmuş veya başağından taze çıkarılmış arpa tanesi yutmak, veya çiğneyerek tadını almak. Susam tanesini veya o kadar başka bir şeyi ağıza alıp yemek. Kil denilen veya itiyad edilen bunun gibi başka bir şeyi yemek. Biraz tuz yemek. Sevdiğinin tükürüğünü yutmak. Gıybet ettikten veya kan aldırdıktan sonra bozuldu diye kasten orucu yemek. Bu gibi hallerde, bozulan oruçlar için hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir.

 47

Mazeret Sebebiyle Orucu Bozmak

 

Yolculuk, hastalık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozup, sadece kazasını gerektirir.

 

Ramazan ayında dînen geçerli bir mazeret olmaksızın oruç tutmayanlar, Allah’a isyan ve büyük günah işlemiş olurlar.

 48

Mazeret Sebebiyle Hiç Oruç Tutamayanlar

 

Şeker ve kanser hastalığı gibi oruç tutmaya mani olan ve tedavisi de mümkün olmayan bir hastalığı olanlar, oruç tutmazlar bunun yerine imkânları varsa her oruç için bir fidye verirler (Bakara, 2/184).

 

Fidye, fakir bir kişiyi bir gün akşamlı sabahlı doyurmak veya doyacağı kadar para vermek demektir. “Allah, size kolaylık diler zorluk dilemez” anlamındaki ayet, ibadetlerdeki kolaylığı ifade eder.

 48

Oruç ve Nefis Terbiyesi

 

İnsanların yaratılış gayesi olan ibadet görevi (Zâriyat, 56); ya namaz, oruç, zekât ve Hacc gibi belirli bir zamanda, belirli bir mekânda ve belirli kurallara uyularak yapılır (formel ibadetler), ya da herhangi bir zaman, mekân ve şekille kayıtlı olmaksızın yerine getirilir. Allah’ı zikretmek, ana babaya iyilik etmek, şahitliği, tartı ve ölçüyü dosdoğru yapmak gibi emirlerle; alkollü içkiler içmek, uyuşturucular kullanmak, kumar oynamak, hırsızlık yapmak ve cana kıymak gibi yasaklara uyularak yerine getirilir (informel ibadetler).

 

Formel ibadetlerin temel amaçlarından biri, informel ibadetlerin insan hayatında uygulanır hâle gelmesini sağlamaktır. Söz gelimi namaz ibadetinin temel amaçlarından biri insanı her türlü çirkinlik, kötülük ve haramlardan alıkoymasıdır (Ankebût, 29/45).

 

Formel ibadetlerden biri olan oruç ibadetinin Allah rızasını kazanmanın yanında temel amaçlarından biri de kişinin nefsini terbiye etmesi, söz, fiil ve davranışlarına çeki düzen vermesidir. Bu husus, hem Kur’an’da hem de Peygamberimizin hadislerinde açıkça zikredilmektedir.

 48

Orucun farz olduğu bildirilen ayette şöyle buyrulmaktadır:

 

“Ey mü’minler! (Kötülüklerden ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı ” (Bakara, 2/1 83).

 

Orucun kötülük ve haramlardan korunmak için farz kılındığının bildirilmesi, ibadetin insanın kişisel ve sosyal hayatındaki yerini ve etkisini bildirmeğe yöneliktir. Nitekim yüce Allah, günde beş vakit kılınan namazın insanı hayâsızlık ve haramlardan alıkoyduğunu bildirmektedir (Ankebût, 45). Aynı şekilde orucun da insanı haram ve kötülüklerden alıkoyması gerekir.

Peygamberimiz (s.a.s.);

 

“Oruç kalkandır. Biriniz oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, kavga etmesin. Birisi kendisine söver ya da çatarsa ona “ben oruçluyum” desin” (Müslim, Buhârî). buyurmuştur. Orucun şehveti kıran bir özelliği vardır (Buhârî). Hadis-i şerîf, orucun gayesinin insanın edep ve ahlâkını güzelleştirmek olduğunu açıkça ifade etmektedir.

 

Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor, edep ve ahlâkını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış demektir, böyle bir oruçtan istenilen sevap da elde edilemez.

 

Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.);

“Kim yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah ‘in onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur” (Buhârî, Ebû Davud, Tirmizî, İbn Mâce)

ve;

 

“Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve susuz) kalmalarıdır. Nice geceleri namaz kılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri sadece uykusuz kalmaktır” (İbn. Mâce) buyurmuştur. Dolayısıyla oruç tutan insan; yalan, yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü söz ve benzeri davranışlardan uzak, iş ve işlemlerinde, söz ve sözleşmelerinde, alım ve satımlarında dürüst, sözünde durur ve dosdoğru olmalıdır.

 

Gerçek anlamda tutulan oruç, hem kötü söz ve davranışlara, hem de cehennem ateşine karşı perde olur; kişiyi fuhuş ve edep dışı davranışlardan alıkoyar. Çünkü “orucun şehveti kıran bir özelliği vardır.” (Buhârî). Oruç tutan insan sabırlı olmayı öğrenir. Çünkü Peygamberimizin beyanı ile, “Oruç sabrın yarısıdır” (Tirmizî).

 

İnsanın günah işlemesine genellikle iki şey sebep olur. Biri şehevî arzuları,  diğeri dili ve midesidir.

 

“Kim diline ve ırzına sahip çıkacağına güvence verirse, ben de o kimsenin cennete gireceğine güvence veririm” (Tirmizî). anlamındaki hadis, insanın şehevî arzularına, konuşmasına, yeme ve içmesine dikkat etmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.

 

Orucun farz olmasının arka plânında, müslümanın cinsel arzularını, konuşmalarını, yemesini ve içmesini kontrol altında tutması, huyunu ve ahlâkını güzelleştirmesi ve nefsine sahip çıkabilme yeteneğini kazanması vardır. Bu sebeple Kur’an ve Sünnette Müslümanlar oruç tutmaya teşvik edilmiş, oruç tutanlar övülmüş ve onlara Allah’ın rahmeti, rızası, sevap ve mükâfatı va’d edilmiştir.

 

Ahzâb sûresinin 35. ayetinde on özelliğe sahip olan kadın ve erkeklere mağfiret ve büyük mükâfat olduğu bildirilmiştir:

 

Peygamberimiz (s.a.s.);

“Âdemoğlunun her ameline kat kat sevap verilir. Bir iyilik on mislinden yedi yüz misline katlanır.” buyurmuş,

 50

Yüce Allah da hadisi kudside;

“Oruç hariç, çünkü oruç benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim, oruç tutan kimse şehvetini ve yemesini-içmesini benim için terk etmektedir” (Müslim, Tirmizi).

 

“Oruç hariç, Ademoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, onun ödülünü ben vereceğim” (Buhârî) buyurmuştur.

 

“Cennette Reyyân adında bir kapı vardır ki buradan kıyamet gününde sadece oruç tutanlar cennete gireceklerdir” (Müslim) ve;

 

“Kim Allah için bir gün oruç tutarsa, Allah yetmiş yıllık bir mesafe kadar onu cehennem ateşinden uzaklaştırır” (Müslim) anlamındaki hadisler de orucun değerini ifade etmektedir.

51

Ramazan Coşkusu

…………. devamı

Gönül ağlar gözden akar

Namaz kılar sütre aşar

Secde eder yakın düşer

Allah bunla eyler kelam

 

Tövbe etti dağlar kaşı

Cümle eller horlar kişi

Dizgin elde nefsin atı

Allah vere burak uçam

 

Emmarenin isyanına

İsyan dolu hallerine

Tövbe eden dillerine

Allah yaşı gözler kulum

 

Pişman olsam günahlara

Yaşlar varır levvameye

Yazmaz hakkın hidayete

Allah çeke kendin kulun

 

Günahımı bohçaladım

Dürüsünü hakka savdım

Hayra döndü suçlar karım

Allah kerim kerim gülüm

 

Levvamede ağlar gözüm

Azgın nefsi ıslah ettim

Hidayeti anda buldum

Allah kapar gözler kulum

 

Ay parıldar gönül dahi

İhlas kılan etti karı

Muhammed’e verdi sözü

Allah ahir bayram gözüm

 

Rahmetime gir kullarım

Haslarını bağışlarım

Suçun katre rahmet deryam

Allah gülsün gül kullarım

 

Selam versin hurilerim

Cennetime gir kullarım

Bilmez kimse giz nimetim

Allah rızam er kullarım

 

Bil dedimdi evvelinde

Kul yarattım ademinde

Kim erişti rahmetime

Allah güler kul güllerim

 

Şeytan kurdu sofrasını

Kafir yedi zokasını

Çoktur çeri tapasını

Allah yakar künhün gülün

 

Kabil habil Nuh şamil

Söke geldi suçlar cehil

Tövbe kapında bu cahil

Allah güler af güllerim

 

Kul ahmed’im ümmet aşkın

Söyleşirsin Allah aşkın

Ümmete Muhammed düşkün

Allah bağış kılsın gülüm

 

Kul ahmed ağlar, gül ağlar

Muhammed ağlar nur ağlar

Ey kaçınan dağlar ağlar

Allah gülsün gül kullarım

 

Not: Bu şiir Hacı Bayram Camiinin bahçesinde Ramazandan 20 gün önce 18 kıtası 20 dakikada, diğer 5 kıtası Yalıkavakta ayakta beş dakikada yazmak nasip oldu. Tamamının manasını tam anlayana yemek ısmarlıyorum. Aynısından bir tane daha yazabilirsem bi daha ısmarlıyorum. Bir din ve ahlak hocası 5 yerde takıldı.                                                                                     

 54

Teravih namazı

Peygamber efendimiz Ramazanın ilk üç gününde teravih namazı kıldırdı. Baktı ki cemaat gittikçe çoğalıyor. Bunun üzerine odasından çıkmadı. Farz olmasından korktuğunu farz olursa buna bazılarının güç yetiremeyeceğini bildirdi. Böylece insanları serbest bıraktı. Hz Ömer ise kendi zamanında baktı ki herkes bir yerde kılıyor. Bunu cemaate çevirmeyi istedi. Artık farz olma sorunu da yoktu çünkü. Arkasından ne güzel bidat diyerek sevincini belirtti.

Bazı cemaat liderleri sekiz rekat da kılınabileceğini belirtiyorlar. Kuran’ın namazda okunması en faziletlisidir tavsiyesi gereğince hatimle kılınan yerlere gitmeye çalışmak gerek.. Fakat evinize bir misafir gelmişşe evde onları yormadan, usandırmadan sekiz rekat kıldırmak daha hoşuma gider.

54

Kadir Gecesi

Kadir gecesi malum, bin aydan daha hayırlıdır. O da yaklaşık 84 yıl eder. Bu, ümmete verilmiş bir lutüfdur. İyi değerlendirimesi gerekir. Her gün teravih ve sabah namazını cemaatle kılan o geceyi isabet ettirir ve yeteri kadar pay da almış olur. Son on günde gizlidir ve tek gecelerde aranması buyrulmuştur. Gizlilikten maksat her geceyi değerlendirmeye teşviktir. Cebrail ve meleklerin ne için indiği tam olarak bilinmemekte, fakat bir esenlik olduğu ayette belirtilmektedir. Bunu Allah’a havale ederiz.

Bu gecenin meşhur duası olup Ayşe validemizden gelen şekli sudur: “Allahümme afuvvun, kerimun tuhibbul afve fağfu anni / anna” Allah’ım sen affedicisin, affı seversin beni/bizi de affet.

Hz. Musa bir gün merak eder ve “Ya Rabbi en günahkar kulun kimdir?” diye sorar. Bir nida gelir ki, “Ya Musa sabah erkenden filanca tepenin arkasına saklan ve yolu gözetle”. O da öyle yapar ve bekler. Derken bir adam öküzü ve kağnısıyla ve çocuğu yanında olmak üzere uzaktan görünür. Adam bir meseleden dolayı kızmış, bir öküze kamçı vuruyor bir çocuğa. Anlıyor ki bu adam en günahkar kul. Bu sefer öğleye doğru tekrar merak ediyor, “Ya Rabbi bu kez en temiz, en saf, en günahsız kulun kim?” deyince. Yine bir nida geliyor ki, “Ya Musa aynı yere bu kez akşam git ve bekle…” öylede yapıyor. Bakıyor ki sabahki aynı adam yanında yine öküzü ve çocuğu olduğu halde bu sefer evine doğru neşe içerisinde geçiyor. Musa (a.s) şaşırıyor! “Ya Rabbi bunun hikmeti ne?” deyince. O gün onların yaşadığı olay gözünün önüne getiriliyor: Adam tarlasını sürmeye başlamış ve biraz yorulunca kumda oynayan çocuğun yanına gelir. Çocuk sorar “Baba ne kadar kum tanesi var burda? Bundan daha çok ne var?”deyince, adam; “bundan daha çok gökteki yıldızlar var.” der. Çocuk, “Peki ondan daha çok ne var?” deyince, adam: “Oğlum Allah’ın rahmeti var.” der. Çocuk: “Peki Allah o kadar rahmeti ne yapacak?” deyince, adam günahkar olduğunu biliyordur ve der ki, “Oğlum Allah o rahmeti benim gibi günahkar kullarının günahını örtmede kullanacak.” der. Bu söz Cenab-ı Hakkın çok hoşuna gider ve o kulunu oracıkta affeder.

Bu yüzden Allah ile bağlantıyı sağlıklı tutmak çok önemlidir. Makamınız müsaitse naz da edebilirsiniz. Karşılıklı konuşabilirsiniz de. Sizin sevgi derecenize kalmış bir şey. Kitabi olmaktan çok muhabbete önem vermeli.

 

 56

Kadir Gecesine Mersiyye

 

Ey Kadir hoş geldin buyur

Şöyle yukarı geç otur

Halin hatırın nasıldır

Ey Kaadir hoş geldin buyur

 

.

Çok bekledik de gelmedin

Gölde yoğurt da tutmadın

Haber saldım sır vermedin

Ey Kaadir pir geldin buyur

 

.

Cebrail sende inermiş

Suç ve takva kılarmış

Hayra yordum dersi sırmış

Ey Kaadir sır geldin buyur

 

.

Ya melekler ne iş düzer

Cümlesi inip kul arar

Kuran der ki bine katlar

Ey Kadir bin geldin buyur

Sana kadir emmi desem

Buyur edip hatrın sorsam

Ayağını suya soksam

Ey Kaadir has geldin buyur

 

.

Babamın adıdır kadir

Çığırırlar oğlu kadir

Sazım kadir sözüm kadir

Ey Kaadir denk geldi buyur

.

Cübbem hem sarığım kadir

Dostum dahi yadı kadir

Al kadir sat kadir kadir

Ey Kaadir baş karsın buyur

.

Düşüm kadir hülyam kadir

Ruhum kadir hülyam kadir

Yokluğa düşüren kadir

Ey kaadir yok dersin buyur

.

Okur üflerim kadirce

Yazar çizerim kadirce

Bu handa hakdır kadirce

Ey Kaadir naz geldin buyur

 

 

Kadir, 1- “Biz onu Kadir gecesinde indirdik.”

“Şüphesiz ki biz Kur’anı Levh-i Mahfuzdan dünya semasına Kadir gecesinde toplu halde indirdik. Bu izaha göre Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerimi, Kadir gecesinde toplu halde dünya semasına indirmiş ve oradan da yirmi üç senede peyder pey yeryüzüne indirmiştir.

 

“Kadir” kelimesinin manası, “Hüküm vermek” demektir. Allah Teâlâ o gecede bir yıl içerisinde olacak şeyler hakkında hüküm verdiği için bu geceye bu ad verilmiştir. Bu hususta diğer bir âyette şöyle buyurulmaktadır: “Her hikmetli iş, tarafımızdan emredilerek o gece tesbit ve tayin edilir.”

(Muhammed b. Cerir et- Taberi, Taberi Tefsiri, C:9, Sh:177)

“ Bu gece, işlerin ve hükümlerin takdir edildiği gecedir. Nitekim Atâ, ibn Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Allah Teâlâ, bu yıl içinde yağmur, rızık, diriltme, öldürme vs. gibi olabilecek şeyleri, gelecek yılın bu gecesine kadar takdir eder.” Ki bunun bir benzeri de, Cenâb-ı Hakk’ın, “Her hikmetli is nezdimizde bir emr ile o zaman ayrılır…” (Duhân, 4) ayetidir.

Bil ki, Allah’ın “takdîr”i, bu gecede oluyor, meydana geliyor değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk, olabilecek her şeyi; ta gökleri ve yeri yaratmazdan önce, ezelde takdir etmiştir. Tam aksine, bu ifadeyle, “Bunları Levh-i Mahfuz’a yazmaları sebebiyle, takdir edilen bütün bu işlerin o gecede meleklere açıklanması” kastedilmiştir. Ki bu görüş, bütün ulemanın tercih ettiği bir görüştür”

 

(Fahruddin er-İRazi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:28D

 54

KADİR GECESİ    

Kur’an’ın indirilmeye başladığı gece… bütün zaman dilimlerinin en mübarek olanı… dualar ve ibadetler bu gecede Rahmaniyetin sonsuzluğuna layık bir değere ulaşır.

Bu bir tek gece, içinde Kadir gecesi bulunmayan seksen seneden daha değerlidir.

Kadir gecesi Mü’minlere Rahmeti Sonsuz Rablerinden bir ganimettir

 

KUR’AN’DA KADİR GECESİ

Kadir, 1- “Biz onu Kadir gecesinde indirdik.” AÇIKLAMA:

“Şüphesiz ki biz Kur’anı Levh-i Mahfuzdan dünya semasına Kadir gecesinde toplu halde indirdik. Bu izaha göre Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerimi, Kadir gecesinde toplu halde dünya semasına indirmiş ve oradan da yirmi üç senede peyder pey yeryüzüne indirmiştir.

 

“Kadir” kelimesinin manası, “Hüküm vermek” demektir. Allah Teâlâ o gecede bir yıl içerisinde olacak şeyler hakkında hüküm verdiği için bu geceye bu ad verilmiştir. Bu hususta diğer bir âyette şöyle buyurulmaktadır: “Her hikmetli iş, tarafımızdan emredilerek o gece tesbit ve tayin edilir.” (Muhammed b. Cerir et- Taberi, Taberi Tefsiri, C:9, Sh:177)

” Bu gece, işlerin ve hükümlerin takdir edildiği gecedir. Nitekim Atâ, ibn Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Allah Teâlâ, bu yıl içinde yağmur, rızık, diriltme, öldürme vs. gibi olabilecek şeyleri, gelecek yılın bu gecesine kadar takdir eder.” Ki bunun bir benzeri de, Cenâb-ı Hakk’ın, “Her hikmetli is nezdimizde bir emr ile o zaman ayrılır…” (Duhân, 4) ayetidir. Bil ki, Allah’ın “takdîr”i, bu gecede oluyor, meydana geliyor değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk, olabilecek her şeyi; ta gökleri ve yeri yaratmazdan önce, ezelde takdir etmiştir. Tam aksine, bu ifadeyle, “Bunları Levh-i Mahfuz’a yazmaları sebebiyle, takdir edilen bütün bu işlerin o gecede meleklere açıklanması” kastedilmiştir. Ki bu görüş, bütün ulemanın tercih ettiği bir görüştür.”

(Fahruddin er-İRazi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:28D

 

“Allah Teâlâ, su sebeplerden dolayı, bu geceyi gizli tutmuştur:

 

Allah Teâlâ, diğer şeyleri gizli tuttuğu gibi, bunu da saklı tutmuştur. Çünkü Cenâb-ı Hakk, herkes bütün taatlara rağbet etsin diye, rızasını taatlarda; günah sayılabilecek bütün şeylerden sakınsınlar diye, gazabını masiyetlerde; herkese saygı duysunlar diye, iyi gözle baksınlar diye, evliyasını, insanlar arasında; bütün dualarda alabildiğine çaba sarfetsinler diye, kabul ve icabetini, bütün dualardan; bütün isimlere saygı duysunlar diye, tsm-i A’zamıni; her namaza, alabildiğine devam etsinler diye, “salât-ı vüstâ”yi; her çeşit tevbeye devam etsinler diye, tevbenin kabulünü ve her mükellef sakınsın diye de, ölüm vaktini gizli bıraktığı gibi, Ramazan’ın tüm gecelerini tazim etsinler diye de, bu geceyi saklı tutmuştur.

 

Cenâb-ı Hak sanki söyle demek istemiştir: “Ben sizlerin günahlara karsı ne kadar cür’etkâr olduğunuzu bildiğim için, Kadir gecesini muayyen ve belirli bir hale getirmiş olsaydım, sizin bu geceye olan güveniniz, sizi, çoğu kez günah işlemeye sevkedebilir, böylece de sizler günah işlemiş olurdunuz. Binâenaleyh sizin bile bile günah işlemeniz, bilmeyerek işlemenizden daha ağırdır. İşte bundan dolayı bu geceyi size saklı tuttum…”

Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.s), Mescid’e girdi ve uyuyan bir kimse gördü. Bunun üzerine, Hz. Ali’ye, onu uyandır, abdest alsın” dedi. Hz. Ali de, onu uyandırdı. Sonra da, “Ey Allah’ın Resulü, sen, hayırlar konusunda hep öndesin. O halde sen niçin uyandırmadın?” deyince de, Hz. Peygamber (s.a.s), “Çünkü, onun sana “Kalkmıyorum” demesi, küfür olmaz, iste bu sebeple, diretmesi ve itiraz etmesi halinde, onun suçunu gizli tutasın diye böyle yaptım” buyurdu. Şimdi, Peygamber (s.a.s.)’in rahmeti bu olduğuna göre, Rab Teâlâ’nın rahmetini var sen buna kıyas et, Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, “Kadir gecesini bilip de, onda taat edersen, bin aylık mükafaat elde etmiş olursun. Eğer, onda günah islersen, bin ayın cezasını hak etmiş olursun. (Bunun için saklı tuttum…). Halbuki, cezayı savuşturmak, mükafaatı celbetmekten daha evladır” demiştir.

 59

Kadir Gecesine Mersiyye

 

Güllerim gül kadir kokar

Bostanı gül gülşen açar

Muhammede gülüm nazar

Ey Kaadir gül geldin buyur

.

Söyleşirim hu kadirce

Zikrim taatim kadirce

Varım Kaadirin kadirce

Ey Kaadir hu geldin buyur

.

Salat ettim kadir deyu

Azık kıldım emrun neyu

Muhammed var şafi deyu

Ey Kaadir nur geldin buyur

.

Hallerim kadir haliyse

Baktığım kadir gibiyse

Kadire Ahmed yahşiyse

Ey Kaadir can geldin buyur

.

Bu gün de her gün de kadir

Dolaşırım kadir kadir

Aradığım kadir Kaadir

Ey Kaadir han buldun buyur

 

Okurum yazarım kadir

Manasını veren Kaadir

İhlas kıla  amel dokur

Ey Kaadir yar oldun buyur

 .

“Mükellef, o geceyi araştırmada iyice gayret göstersin ve böylece de sa’y ü gayretine mukabil mükafaat kazansın diye, Ben, bu geceyi saklı tuttum” demektir.

Kul, Kadir gecesinin hangi gece olduğunu kesinkes bilmediği zaman, içinde bulunduğu gecenin Kadir gecesi olduğu ümidi ile, Ramazan’ın tüm gecelerinde taatta bulunmaya sa’y ü gayret gösterir. Böylece de, Cenâb-ı Hak bu kullarıyla meleklerine karşı övünür ve, “Siz, bunların yeryüzünü ifsad edip kan akıtacaklarını söylüyordunuz. Ama, bilinmeyen bir gece hususundaki gayretlerini görünüz; nasıldır!… Ya Ben o geceyi onlara bildirmiş olsaydım, o zaman gayretleri nasıl olurdu?!..” der. Bu durumda da, Cenâb-ı Hakk’ın, “Ben, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” (Bakara, 30) ayetinin sırrı tecelli olmuş olur.

Alimler, bu gecenin gündüzünün de gece gibi olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak Şa’bi, “Evet, bu gecenin gündüzü de gecesi gibidir” demiştir.”

(Fahruddin er- Razi, Tefsir-i Kebir, C-.23, Sh:281)

“‘Ayette söz konusu edilen “o”, Kur’an’dır. Şöhreti, isminin açıkça söylenmesi yerini tuttuğu için zamirle yetinilmiş, ismi açıkça anılmamıstır. Sanki o, tüm zihinlerde hazırdır. Allah Teâlâ onu indirme işini Kendi Zâtına isnad etmek suretiyle onu yüceltmiştir. Oysa onun inişi, Cebrâil (a.s) vasıtası ile olmuştur. “Onu Kadir gecesinde indirmeye Biz hükmettik. Onu ezelde Biz takdir ettik” anlamındadır.”

(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan,C:lO, Sh:l20)

“Sahih olan şu ki, o gecede her hikmetli iş ayrılır. Sene boyu olacak tüm işler ve hükümlerin idaresi yazılır, işte o gece, Kadir gecesidir. İşler o gecede takdir edildiği için adına Kadir gecesi denilmiştir. Kur’an-ı Kerim bu dediklerimize şahitlik etmektedir. Âyetin başında.-” Biz onu mübarek bir gecede indirdik.” (Duhân: 2) buyurulmuşken, sonra o gece söyle nitelenmiştir:” Her hikmetli iş o gecede ayrılır…” (Duhân: 3)”

(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan, C:10, Sh:121)

 

Kur’an’ın gece indirilişindeki hikmet nedir?” diye bir sual sorulursa, cevabımız su olur: “Kerametlerin çoğu, lütuf ve bağışların inişi, semalara yolculuk geceleri olur. Gece cennettendir. Çünkü istirahat vaktidir. Gündüz ise, cehennemdendir, zira kazanç temini ve yorgunluk ondadır. Gecenin ibadeti gündüzünkinden daha efdaldir. Çünkü insan kalbi geceleyin daha toplu olur. Zaten ibadette gözetilen kalp huzurudur.”

(ismail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan, C:10, SM21)

Bu gecenin hangi gece olduğu sorulabilir. Ancak bu çok ihtilaflı bir konudur ve yaklaşık 40 görüş nakledilmiştir. Ama ümmetin büyük alimlerinin çoğunluğu, Ramazan ayının son on gecesinin tek gecelerinden biri olarak açıklamışlardır. Bu alimlerin çoğunun görüşü de 27. gece olduğu yolundadır. Bu konuda bazı sahih hadisler rivayet edilmiştir.”

(Ebu’l Al’â Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, C:7, Sh:186

Kadir, 2- Kadir gecesinin ne olduğunu sana ne bildirdi?

Açıklama:

“Ey Muhammed! Onun ne olduğunu sana hangi şey bildirdi? Yani sen onun hakikatini bilemezsin. Çünkü onun kadrinin yüceliği, yaratıkların bilgi sınırının dışındadır. Onu, gaybleri bilen Allah’tan başkası bilemez. Bu ifade, Kur’an’ın indiği vakti yüceltmedir.”

(ismail Hakkı Bursevi, Ruhu’l Beyan, C:10, Sh:121)

Kadir, 3- Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

Açıklama:

“‘Ayette zikredilen “Bin ay”ın hangi aylar olduğu hususunda müfessirler tarafından çeşitli izahlar yapılmıştır.

Mücahid’e göre bu ifade, Kadir gecesinde Allah’ı razı edecek olan bir ameli işlemek, o gecenin dışında yapılan bin aylık amelden daha hayırlıdır.” manasına gelmektedir.

Katade’ye göre ise Kadir gecesi kendisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan her yönüyle daha hayırlıdır.

 

(Muhammed b. Cerir et- Taberi, Taberi Tefsiri, C:9, Sh:178)

 

 

“Malik ibrı Enes de şöyle der: “Hz. Peygamber (SAV)’e, indirilen yaşama süreleri (liste halinde) gösterildi de, ümmetinin ömrünü kısa buldu. Böylece de, diğer ümmetlerin yaptığı hayırlı isleri, ümmetinin yapamayacağından endişelendi de, işte bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Hz. Muhammed (SAV)’e Kadir gecesini verdi. Ve, Kadir gecesi, diğer ümmetlerin bin ayından hayırlı oldu…”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:285)

“Kadir gecesinin gündüzü de hayır açısından aynen gecesi gibidir.”

(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan, C:10, Sh:122)

“Bu geceye, Kadir gecesi denilmesi konusundaki en dikkate değer görüş sudur:

işler o gece takdir edildiği içindir. “Her hikmetli iş o gecede ayrılır.” (Duhân: 3) âyeti buna işaret eder. Bundan maksat, takdirinin meleklere gösterilmesidir. Yoksa takdirin kendisi ezelîdir. Kadr, takdir anlamındadır. Takdir de bir şeyi hikmetinin gereğine göre özel bir şekil ve özel bir miktar üzere yapmaktır.

ibn Abbas’dan rivayet edildiğine göre, ALLAH Teâlâ, sene boyu yani ertesi yılki Kadir gecesine kadar olacak olan her şeyi, yağmuru, rızkı, dünyaya getirmeyi, öldürmeyi ve benzeri şeyleri bu gece takdir eder. işleri idare ile görevleri olan meleklere teslim eder. Rızıkların, ve yağmurların bir nüshasını Mîkâil’e; savaşların, rüzgarların, zelzelelerin, yıldırımların, ay ve güneş tutulmalarının bir nüshasını Cebrail’e; âmellerin bir nüshasını israfil’e, musibetlerin bir nüshasını da Azrail’e verir, insanlar ise bunun farkında değildirler.”

(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan, C:10, Sh:123)

“Buradaki bin aydan murad, 83 sene gibi ifadeler değildir. Araplarda büyük bir sayı anlatılmak istendiğinde “bin” kelimesi kullanılırdı. Bu nedenle ayetin anlamı “bu bir gece içinde o kadar büyük iyilik ve hayır yapılmıştır ki insanlık tarihinde uzun bir zamanda bile bu kadar hayırlı iş yapılmamıştır.” (Ebu’l Al’â Mevdud:. Tefhimu’l Kur’an, C:7, Sh:187)

 59

Kadir Gecesine Mersiyye

 

Gülerim ağlarım kadir

Çalarım oynarım kadir

Nazlarım şikarım kadir

Ey Kaadir şevk verdin buyur

.

Medresede kadir okur

Döner döner bina okur

Muallimi hace kadir

Ey Kaadir has dersin buyur

.

Çeşmesi akar kadirce

Kızlar doldurur nazlıca

Oğlan yanmıştır kadriye

Ey Kaadir hoş yarsın buyur

.

Bağlar bozdum Kaadir deyu

Yollar aştım kadir boyu

Dağlar kadrin Ferhat bili

Ey Kaadir gül şirin buyur

.

Gecem gündüzüm hep kadir

İçerim su sulak kadir

Yayladaki oğlak kadir

Ey Kaadir şu hayat kadir

.

Çiçekler kadir açarmış

Kullar emri yaylaklamış

Arı binbir güzellemiş

Ey Kaadir bal şifan buyur

.

Dertlerim kadir devam da

Hem dahi gizim rüyam da

Kadirsiz olmaz dünya da

Ey Kaadir han acun buyur

.

Namazım kadir orucum da

İhlas sırrı bilişen de

Bir var iki yitsin O’nda

Ey Kaadir bir geldin buyur

.

Ahi kul ahmed ne kaadir

Kadri dostta kul sevidir

Dosttan gelen başa güldür

Ey Kaadir gül attın buyur

 

 

Kadir, 4- O gecede melekler ve Ruh, Rableritıirı izniyle herbir iş için inerler.

Açıklama:

“Katade bu ayet-i kerimeyi” Kadir gecesinde melekler ve Cebrail, Rablerinin izniyle ALLAH’ın takdir ettiği o yıla ait rızık ve ecel gibi hususları indirirler.” seklinde izah etmiştir.”

(Muhammed b. Cerir et- Taberi, Taberi Tefsiri, C:9, Sh:180)

“Bil ki meleklerin bakısı ruhlaradır; beşerin bakışları da geçici bedenleredir. Melekler ruhunu, şehvet ve gazab gibi kötü sıfatların bulunduğu bir yer olarak gördüğü için seni kabullenememis ve ALLAH Teâlâ’ya, “Yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan akıtacak kimseleri mi yaratıyorsun?” (Bakara, 30) demişler. Ana- baban da, bir meni ve alaka iken, tâ ilk başta şeklinin çirkinliğini görünce, seni kabullenememis, tam aksine nefretlerini ortaya koymuş; o meniyi ve alakayı kazûrât saymış; elbiselerini ondan temizlemek için yıkamışlar; hem sonra düşürmek ve hamileliği önlemek için nice çaba sarfetmişlerdir. Ama ALLAH Teâlâ sana güzel bir şekil verip ana-baban o güzel şekli görünce, seni bağırlarına basmış ve seni çok sevmişlerdir. Aynen bunun gibi, melekler de ruhundaki güzel şekli yani marifetullah’ı ve ALLAH’a taatı görünce, seni sevmişler ve tâ baştan (yaratılışta) söyledikleri o sözden özür beyan etmek için, sana kadar gelmişlerdir. İşte, “0 (gece de) melekler… iner de iner” ayetleriyle bu kastedilmiştir. Binâenaleyh onlar sana gelip, ruhunu, beden gecesinin karanlıklarında ve maddi kuvvetlerin karanlıklarında görünce işte bu noktada yine bu önceki sözlerinden özür dileyerek, ” iman edenler için istiğfar ederler” (Mü’min, 7).”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:288)

“Bu görüşü benimseyenler de değişik izahlar yapmışlardır. Bu cümleden olarak, meleklerin yeryüzüne indiğini söyleyenler şu izahları yapmışlardır;

 

1) Bazıları meleklerin, insanlığın ibadetini, ALLAH’a taatta ki ciddiyet ve gayretini görmek için indiklerini söylerler.

 

2) Melekler, “Biz ancak Rabbimizin emriyle inebiliriz” (Meryem, 64) demişlerdir, işte bu onların, bu “iniş” ile zaten emrolunmuş olduklarını göstermektedir. Dolayısıyla bu, alabildiğine bir sevgiye delalet etmez. Ama bu suredeki, “Rablerinin izniyle… iner” ifadesi, meleklerin Cenâb-ı Hakk’tan önce izin istediklerine ve bunun üzerine kendilerine izin verildiğine delalet eder ki işte bu, insanlara karşı son derece bir sevgilerinin bulunduğuna delalet eder. Çünkü onlar, biz insanlara arzu duymuş ve bizimle karşılaşmayı istemişlerdir. Fakat bunun için izin beklemişlerdir.”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:288)

“Bu gecede, yeryüzünün her tarafında ya secdeye kapanmış, yahut mü’min ve mü’minlere dua ile meşgul melekler vardır. Cebrail (a.s) ise, istisnasız herkesle musafaha eder (tokalaşır). Bu musafahanın alameti ise, onun musafaha ettiği kimsenin tüylerinin ürpermesi, kalbinin rikkate gelmesi ve gözlerinin yasla dolmasıdır. işte bu haller, Cebrail (a.s)’in o kimseyle musafahasından kaynaklanmaktadır.”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:289)

“En doğru olan görüş bu “ruh” ile Cebrail (a.s)’in kastedilmiş olmasıdır. Onun bu şekilde, diğer meleklerden ayrı olarak zikredilişi ise, son derece kıymetli olusundan ötürüdür. Binâenaleyh Hak Teâlâ, “Bir kefede tüm melekler, bir kefede ise Cebrail (a.s) var” demek istemiştir.

Ayetteki, “Rablerinin izniyle” kaydının, o meleklerin bizi görmeye arzulu olduklarına delalet ettiğini daha önce söylemiştik. Eğer, “Onlar bizim bunca günahımız olduğunu bilmelerine rağmen, daha nasıl bizi görmeyi arzuluyorlar?” denilirse, biz deriz ki: “Melekler, günahlarımızı ayrıntılı bir şekilde bilmiyorlar. Rivayet olunduğuna göre, melekler Levh-i Mahfuz’u gözden geçirirler ve orada mükelleflerin taatlarını tafsilatlı bir şekilde görürler. Günahları görmeye sıra gelince, araya bir perde çekilir ve böylece onlar günahları görmezler. Bu durumda da, “Güzel şeyleri ortaya koyan, çirkin şeyleri ise saklayan Zatı teşbih ve tenzih ederiz” diyorlar.

 

“Biz daha önce meleklerin inişlerinin fayda ve hikmetlerinden bahsetmiştik. Şimdi de diğer bazı faydaları zikredelim ki bunların neticesi de, o meleklerin yeryüzünde, gökler aleminde görmedikleri çeşitli taatları görmüş olmalarına varıp dayanır:

Zenginler evlerinden çeşitli yemekler götürür ve fakirlere ikram ederler. Fakirler de zenginlerin yemeklerini yer ve ALLAH’a ibadet ederler, işte bu gökler aleminde bulunmayan birtaat çeşididir.

Melekler asi ve günahkar kişilerin yalvarış-yakarışlarını duyarlar. Bu da göklerde bulunmayan bir taat çeşididir.

ALLAH Teâlâ bir hadis-i kudsi’de şöyle buyurmuştur:

“Günahkarların yalvarış ve yakarışları Bana, teşbihte

bulunanların avazından daha sevimlidir.” Meleklerde “Gelin, yeryüzüne gidelim ve Rabbimize teşbihlerimizin sesinden daha sevimli gelen bir sesi duyalım” derler. Bu ses nasıl sevimli ve güzel olmasın! Çünkü teşbih edenlerin çıkardığı ses, itaat edenlerin o mükemmel halini ortaya koymaktadır. Günahkarların iniltileri ise, göklerin ve yerin Rabbisini Gaffar oluşunu ortaya koymaktadır,”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:291)

” Ecellerin, rızıkların, Şaban ayının onbeşinde belirlenip taksim (takdir) edildiği rivayet edilmemiş midir? Ama sizler şu anda bunun, Kadir gecesinde olduğunu söylüyorsunuz” denilirse, biz deriz ki: Hz. Peygamber (SAS)’in, ” ALLAH Teâlâ olacak tüm şeyleri Berat gecesinde takdir eder. Kadir gecesi gelince de , bu şeylerin sahiplerine teslim eder” dediği rivayet edilmiştir. Şöyle denilmiştir. Berat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir gecesinde ise, kendisinde hayır, bereket ve selametin bulunduğu işler takdir edilir. Kadir gecesinde, sayesinde dinin güç-kuvvet bulduğu ve müslümanlar için büyük faydalar bulunduğu şeylerin takdir edildiği; Berat gecesinde ise, o yıl ölecek olanların isimlerinin kaydedilip ölüm meleğine teslim edildiği de söylenmiştir.”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, C:23, Sh:293Kadir, 5- O gece, tan yeri ağarmcaya kadar bir selamdır.

 

“Ayetteki “selam” ile ilgili, şu izahlar yapılır : a) Bu, “Kadir gecesi, fecrinin doğusuna kadar selamdır, yani melekler itaatkar kimselere selam verirler” demektir. Bu böyledir. Çünkü melekler, ta gecenin başlangıcından fecrin doğusuna (sabaha) kadar bölük bölük inerler. Bu inişin bölük bölük oluşu, selamın çokça verilmesini temin içindir.”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebîr, C:23, sh:293)

b) “Alimler meleklerin ve ruhun Kadir gecesinde, bütün iyi şeyleri ve mutluluk veren şeyleri indirip, o gecede hiçbir zararlı şeyi indirmediklerini söylemektedirler. Binâenaleyh o gecede inen herşey , sırf bir “selam” dır, yani mahza selamet, fayda ve hayırdır.”

(Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebîr, C:23, sh:294)

“Şu da bilinmiş olsun ki, bu mübarek gecede dua sünnettir. 0 icabet vakitlerinden birisidir, imam Ahmed ve sahih diyerek Tirmizî, Nesaî, ibnü Mâce ve daha diğerleri Hz. Aişe’den söyle rivayet etmişlerdir: Demiştir ki: ” Ey Allah’ın Resul’ü, Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?” dedim. Buyurdu ki:” Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle, de.”

Aynı şekilde namaz ve diğer ibadet şekilleri ile gayret ederek çalışmak da sünnettir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur’an okuyup da dua ederse güzel olur. Resul-i Ekrem (SAS) Hazretleri Ramazan geceleri gayretle çalışır ve tertîl ile Kur’an okurdu. Rahmet âyeti geçtikçe ister, azap âyeti geçtikçe Allah’a sığınırdı.

ibnü Receb de demiştir ki: En mükemmel olan namaz, Kur’an kırâeti, dua, tefekkürü toplamaktır.

 

Peygamber (SAS) bunların hepsini yapardı. Özellikle son onunda daha çok yapardı. Bazıları demişlerdir ki : Teravih ile kıyam meydana gelir. Beyhakî, Enes b. Malik (r.a)’ ten şöyle rivayet etmiştir: Resulullah buyurdu ki: “Her kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılarsKadir gecesinden birçok haz alır”. Malik ve Ibnü Ebi Seybe ve ibnü Zencûye, BeyhakîSaid b. Müseyyeb’den rivayet etmişlerdir ki: Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan ondan nasibini almış olur. ibnü Hacer Heytemî (rh.a) Tuhfetü’l Muhtâc’da der ki: “Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ’nın bildirdiği kimseler nail olur.”

 65

Kadire Çaldı Gecem

 

Gündüzüm geceye çaldı,

Bu gece gönlümün varı,

Göğnümün kâdiri geldi,

Bu gece gönlümün yâri.

.

Melekler ne iş işlemiş,

Cebrail ne düş düşlemiş,

Rahman ne murad eylemiş,

Bu gece ümmetin yâdı.

.

Her geceyi kadir bil sen,

Her geleni Hızır bil sen,

Her yananı kendin bil sen,

Bu gece rahmetin kârı.

.

Namazda ihlasın gerek,

Gözyaşıyla ahın düzek,

Cup diye atlayak ölek,

Bu gece kulların varı.

.

Biri bine katlar imiş,

Hangi gece saklar imiş,

Şol ümmete fazlı buymuş,

Bu gece tembelin kârı

.

Bir yıldır kılarım bitmez,

Kadir deyu sâla etmez,

Rahmet ne ki saklar açmaz,

Bu gece erlerin karı,

.

Bağım bahçem bostanım gül,

Günah keçem içtiğim gül,

Nefse bindim atlarım gül,

Bu gece güllerin yâri,

.

Ya Rahman affına geldik,

Saf saf olup namaz kıldık,

Salya sümük dua ettik,

Bu gece affet sen nâsı,

.

Benim gülüm solmaz galan,

Niza etmem ahraz galan,

Kafi gelir Rahman galan,

Bu gece rahmetin kârı.

.

Selam olsun ümmet kârı,

Duyan gelsin tarik eri,

Uça dursun hakikatli,

Bu gece marifet kârı.

.

Bir garip kulum alemde,

Şaki yazdı hem levhinde,

Düştüm aşkına kırkında,

Bu gece muhabbet kârı.

 

Kul ahmedim günüledi,

Ömrü çuval sokuladı,

Bir gecede yaylakladı,

Bu gece ahiler kârı.

.

Ya Muhammed salât ettim,

Salât deyu emrin tuttum,

Merhametle kulluk ettim,

Bu gece ahmedin kârı.

 .

Kadir gecesini görmek ne demek olduğu hakkında da âlimler hayli bahisler yapmışlardır. Alüsî’nin açıkladığı üzere açık olan budur ki: Onu görmek demek, ona mahsus olan nurlar ile meleklerin inmesi gibi özellikleri, ilmi ifade eden alametleri görmek yahut öyle bir ilmi ifade eden ve hakikati ancak ehlince bilinen bir keşfe ermektir.”

(Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C-.9, Sh:348)

“Alûsi’nin kaydettiği üzere Sofiyye ıstılahında Kadir gecesi, Allah yolunu tutanın, sevilen Hakk’a oranla kıymet ve mertebesini tanıyacağı özel bir tecelliye erdiği gecedir ki, o gece hak yolcusunun aynı toplantıya ve marifette yetişkinler makamına ilk girdiği vaktidir.”

(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C:9, Sh:350)

(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C:9, Sh:350)

 

“Kim Kadir gecesini faziletine inanarak ve alacağı mükafatı umarak ihya ederse, günahları bağışlanır. Kim Ramazan orucunu inanarak ve mükâfatını umarak tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”

(Buhari, Müslim)

“Rasulullah’a (SAV) kendisinden önceki insanların ömrü gösterildi de, sanki o ümmetinin ömürlerini kısa gördü. Diğer ümmetlerin yaptığı kadar amel yapamamalarından endişe etti. Bunun üzerine ALLAH (CC) bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini verdi”

(imam Malik)

“Kadir gecesi bana gösterildi sonra unutturuldum. Onu son on gün içinde vş tek olanlarında arayın.”

(Buhari)

 

“Hz. Aişe (RA): “Ey ALLAH’ın Rasulü! Eğer Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?”

 

“Ey ALLAH’ım! Muhakkak Sen affedicisin. Affetmeyi seversin, beni de affet I”

(Tirmizi)

^”Ramazan’da öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Kim o gecenin hayrından mahrum kalırsa, Şüphesiz ki o mahrum edilmiştir.”

(Nesai)

“Kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar aksam ve yatsı namazlarını cemaatle kılarsa Kadir gecesinden alacağı manevi lezzet büyük olur.”

(Beyhaki)

 

“Kadir gecesinin sabahında güneş, ışınsız olarak beyaz bir şekilde doğar.”

(Müslim)

 68

Bediuzzamanın kadir gecesi anlayışı

“0 gece bin aya denktir” işaretiyle, (Kur’an’ın) bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olduğu anlaşılır.”

(Sözler, 24. Söz 3. Dal)

“insanlarda veli. Cumada duaların kabul anı, Ramazan’da Kadir gecesi, Esma-i Hüsna’da ism-i Â’zam, ömürde ecel meçhul kaldıkça diğer fertler de (yani insanlar, dakikalar, geceler ve isimler…) değerli kalır, önem verilir.”

(Mektubat, Hakikat Çekirdekleri, 83)

“Aziz, sıddık kardeşlerim,

Evvela: Yarın gecenin Kadir gecesi olması ihtimali çok kuvvetli olduğundan (27. gece), bir kısım müçtehidler o geceyi kabul etmişler. Gerçekte olmasa da, madem ümmet o geceye o gözle bakıyor, inşaALLAH gerçek Kadir gecesi kabul edilir.”

(Şualar, 14. Sua)

 

“…Kadir gecesidir ki, (o gecenin gereğini yerine getirmekte) başarılı olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene gibi bitimsiz bir ömürdür.”

(Barla Lahikası, 27. Mektup)

69

Kadir gecesinin alametleri

 

“Kadir gecesinin bilinmesi için bu alametlere dikkat etmelidir:

O gece, açık ve rahat bir gecedir. Ne sıcaktır; ne de soğuk…

 

Denilmiştir ki:

Kadir gecesi, köpek uluması duyulmaz…

Kadir gecesinin sabahında, güneş doğduğu zaman,

biraz donuk doğar… Şuasız bir tepsi gibi çıkar…

 

Gönül sahiplerine, veli kullara, taat ehline o gece çok hayret verici şeyler meydana gelir. Bu manayı, ALLAH-Ü Teâlâ anlatılan sınıftan dilediği kullarına açar.

Ve… bu kesif, onların hallerine, kısmetlerine, Aziz Celil ALLAH’a yakınlık derecelerine göre olur.

(Abdülkadir Geylânî, Gunyet’üt Talibin, Sh: 619)

İmam-ı gazaliye göre kadir gecesi

“ALLAH ondan razı olsun, Enes Ibni Malik’in rivayet ettiği bir hadiste ALLAH’ın Resulü söyle buyururlar:

 

“Kadir gecesi gelince Cebrail (AS), meleklerden bir toplulukla iner. Namaz kılarlar, ayakta veya oturarak ALLAH’ı zikreden her kişiye selam verirler.”

 70

Ebu Hureyre der ki:                                                                                                                    

 

“Kadir gecesi gelince, çok sayıda melek yeryüzüne iner. Onların inişi için gök kapıları açılır. Nurlar yükselir. Büyük bir tecelli hâsıl olur. Melekler yayılırlar. Bu durumda insanların hali değişiktir. Kimisine göklerin ve yerin sırrı açılır, göklerden perdeler kaldırılır. Onlar, göklerde melekleri kıyam halinde, oturur halde, rükû eder, secde eder, zikreder, şükreder teşbih ve tehlil eder halde müşahâde ederler. Kimisine, bütün içindekilerle beraber cennet açılır; evleri, köşkleri, hurileri, nehirleri, ağaçları, meyveleri! Bu kimse ALLAH’ın arşını, peygamberlerin, ermişlerin, şehidlerin ve sıddıkların makamlarını müşahade eder. Bu ruhani âleme hayran olur. Rahmet deryasında gezer. Cenneti,

 

Cehennemi, Cehennemin derekelerini (azap çukurları) ve imansızların mekânlarını müşahâde eder, görür. Gene o gece mü’minlerden bir kısmına ALLAH’ın Cemali açılır. Perde kaldırılır. 0, sadece Onu müşahâde eder.”

 

ALLAH ondan razı olsun, Hz. Ömer’in anlattığına göre, bir defasında ALLAH’ın Resulü, bir topluluğa hitaben şöyle dedi:

 

“Kim Ramazan’ın yirmi yedinci gecesini sabaha kadar ihya ederse o, bana, Ramazan’ın diğer bütün gecelerini ihya edenden daha sevimlidir.”

 

Bu sırada Hz. Fatıma sordu:

 

“Ey babacığım, erkeklerden ve kadınlardan, o geceyi ihya edecek kudrette olmayan zayıflar ne yapar?”

 

Resulullah buyurdular:

 

“Yastıkları koyarak ona dayanıp bu gecenin saatlerinden bir saatte otururlar ve ALLAH’a dua ederlerse bu, bence ümmetimin, Ramazanın bütün diğer gecelerini ihya etmelerinden daha sevimlidir.”

 

ALLAH ondan razı olsun Hz, Aişe’nin rivayet ettiği bir hadiste ALLAH’ın Resulü şöyle buyururlar:

 

“Kim, Kadir gecesini ihya ederek o gece iki rekât namaz kılsa ve tevbe-istiğfar etse ALLAH onu mağfiret eder. ALLAH’ın rahmetine erişir. Cebrail onu kanadıyla sıvazlar. Cebrail her kimi kanadıyla sıvazlarsa o cennete girer.”

(Imam-ı Gazali, İlâhî Nizam, Sh: 6

 71

Bir hakikat sohbeti

Arapça bir atasözü vardır. “meşakkat miktarı meali tahsil edilir” diye. Bu ille de kendinizi zorlayın demek değildir. Farklı mahrumiyetlere bağlı bir sevap verme derecesi vardır. İnsan dejenere olmamışsa anne babaya bakınca hem kendindeki merhamet de artar. Anne baba ise ilahi olarak evlada karşı şefkatli yaratılmışlardır. Ancak evlatta anne babaya karşı aynı sevgi şefkat duygusu baskın olarak verilmemiştir. Bu yüzden Kuran uyarı gereği hissetmiştir. Bir annenin evladını doğurup da ona sevgisinin verilmemesi düşünülemez. Bu sevgi oranı peygamberlerde %14, annede %1, babada ise binde birler seviyesindedir. Toplumda peygamberlerden sonra merhamet timsali annedir. Dolayısıyla toplumdaki merhametsiz davranışlardan korunmak için annelerden yararlanmalıyız. Ancak şöyle bir hususu da göz önünde bulundurmak gerekir. anne duygusal olduğu için adalette kalamaz. Gider kavga edenler arasında kendi yavrusunu tutar. Baba ise daha basiretlidir ve  adalete daha yatkındır. Bu yüzden adaletin çok gerekli olduğu çalışma hayatında yönetim kademesinde erkeğin daha uygun olduğu söylenebilir.

 

İnsan tabiatında olan şeylerde Kuran hüküm serdetmez. “…ve bil valideyni ihsana” sürekli olarak Allah’a kullukta ara vermeden anne babaya ihsanı eşdeğer tutuyor. Ubudet, ihsan = civanmertlik. Ve bunu Allah’ı görüyor gibi yapmak gerkiyor.

İsra suresinde “… ve kada rabbuke”  Rabb kelimesine raci şeyler bunlar. Hemen arkadan anneye babaya ihsan diyor. Ayette onlara teklifleri karşısında üff bile deme buyruldu. Bir şeyin azı memnu ise

 

- Sesini yükseltemezsin

- Üzerine yürüyemezsin

 

Bu adeta “ bana çok şey vermiştiniz, şimdi ise bunu iade ediyorum demek gibidir. Bu hususun ibadetin yanında gösterilmesi işin ciddiyetini gösteriyor.

 

Ahirette en yakın olanlar çok salat edenlerdir diyor resulüllah sav. Bununla onun şefaat alanı genişliyor. Bununla siz de kendinize bir zemin hazırlıyor ve bir yatırım yapıyorsunuz. Ayette Allah ve melekler s alatü selam ederler siz de buyruldu. Bununla varlığı korumak amaçlanıyor, şefaat yetkisi için bir genişleme var ve rasulun elimizden tutması için bir ünsiyet peydah olması sözkonusu. Bidiğiniz üzere namazda bile salat etmek sünnettir ve önemlidir.

 

Ramazan ayı sulltan olduğuna göre 11 de hademesi var demektir. Osmanlı’da ulufei şahane herkese eşit dağıtılıyordu. Adeta yağma. Alan alsın diyor. Ramazan ganimet ayı. Annesinin babasının kıymetini bilmişse, salat etmişse, ramazanı idrak etmişse Rivanül Hamd’in altında bulacaktır kendini.

 

İnsan bu idraki duyuyorsa düşünün bir kere altınlar saçılırken siz gidip bakırcılarda bakır topluorsunuz? İşte ramazanın derinliği insanın derinliğine bağlıdır. Kişi münafık değilse oruçtan ve teravihten nasibini alır. Kişi derinse bunu daha da ileri götürür. Hiç kimsenin ibadetini hafife almamak gerekir. Bizler şu anı yaşayan müslümanlar olarak talihsiz bir dönemin talihsiz müslümanlarıyız.

 72

İmanın beslenme kaynakları gittikçe zayıfladı

 

Bu beslenme işi onun kaynağının durumuna bağlıdır. Aile cahil, çocuğuna hassas değil, sokak insafsız, cami şekilci formel olmuş, bir donukluk var ve formel yani şekilci müslüman tipine odaklanmış, onun iç hukukunu ihmal etmiş. Din hayatın her alanında olmalı. Sokakta elhamdülillah diyecek, allahü ekber deyecek, zıkka oynarken bismillah diyecek, aksırdığında elhamdülillah diyecek, kalşılaştığında selalmün aleyküm, ayrılırken yine selalmün aleyküm deyip daima Allah’ı hatırlatacak, okulda bismillahirarhmanirrahim diyecek, konferansta başlarken selam besmele ve kuran ile başlayacak ila ahir…

 

İşte beslenen kaynaklar kısırlaşmışsa açlığımız mukadder olacaktır. Aç olarak ise ramazan yaşanmaz. O halde formatlarla oynamak gerekiyor. Mesela teravihi hatimle kılmaya çalışmak olabilir. 2 ya da 4’teki şefte (ara) larda selatü selamu büyük bir iştiyakla okumak olabilir. İşin aslı o iki rekatı ne kadar zamanda kılıyorsanız arada da o kadar durmalısınız. Durunca hacet duası okuyabilirsiniz. Müslümanlara dua edin, müslümanlara karşı tavır alanları rüsvay et ya rabbi diye dua edebilirsiniz. Her gün bu duaları değiştirebilirsiniz. Böylece dolu dolu bir yaşam gerçekleşir ve bir tetiklenme hadisesi gerçekleşir. Akşam yorganı çekince bütün suçların ve ümmet için ağlamaya başlarsın artık. İşte bu bir canlılık getirir.

 73

Niyetlere dikkat

 

Niyetlere çok dikkat etmek gerekir. Örneğin sahura kalıyorsunuz. Allah’ım senin için kalkıyorum diyebilirsiniz. Sen bana kalk dedin kalktım, ruku et dedin ettim, secde et dedin ettim demeli insan.. böylece 1’i 1 000 yapabiliriz. Teravih asla aradan çıkarılır gibi kılınmamalı. Şayet hızlı okunursa buna melekler bile şaşar. Bu arapça kelimelerden oluşmuş, deforme olmuş bir şeyler haline gelir. Kuran’ın üç okuma usulunden sonuncusu olan “hıdır” bile belli bir netliği içerir. Elbette uzun uzun döktürülmeyebilir fakat tane tane olmaktan asla uzak olmamalıdır. Peygamber efendimiz dahi tane tane okurdu.

 

İftar yaklaşınca baş dönüyor, bulanıyor. Tam bu zaaf anında dualar kabule daha yatkındır. Ümmetin sağlık ve selameti, iman selameti için dua ederek insan kendi derinliğini bu şekilde değerlendirebilir. Elbette ramazan saygısını herkesten bekleyemeyiz.

 

Gayzını yudumlayan bir insan adeta kaktüs yutar gibi karşılık vermeden, bazıları zalimce üzerine gelse de öfkelenmenizi baskı altına almalısınız. Aksi halde Hadis’teki “nice oruç tutanlar var ki açlığı yanına kar kalır” durumuna düşersiniz. Diğer taraftan yine bir başka hadiste “nice ayakta duran insanlar vardır ki beyhude uykusuz kalmışlardır ve kıyamda kalmışlardır.” Buyruldu.

 

Eğer zulme uğramışsanız elbette eşit bir mukabele hakkınız olabilir. Fakat sabrederseniz daha hayırlıdır buyruldu ayette. Ramazanı bu açıdan bir fırsat sayabiliriz.

 

Mevlana’ya bir adam gelerek kızıyor ve diyor ki: sen kafire de bağrını açıyormuşsun, ona da acıyormuşsun sen kafirmisin deyince mevlana diyor ki gel sana da kucağım açık diyor.

 

Bir papaz  onu ziyarete geldiğinde ondan önce onun eline uzanarak bu ikramı ona bırakamam diyor.

 

Bütün bunlarla ehli iman muntazam bir ordu haline geçer. Böyle yüce bir kulluğa iştirak etmeyen insanlar insan ismine layık mıdırlar diye düşünmekten alamıyor insan kendini..

 74

Tefekkür

 

Ramazan’a başladığımız gibi mi devam etmeliyiz yoksa ileride daha da mı ileri gitmeye çalışmalıyız? Allah’ a hamd olsun bizi kavuşturdu. Güne nasıl başlıyorsak öyle başlamalıyız. Selamın bereketinden de istifade gerek.

 

Peygamber efendimiz Allah ramazanın orucunu farz kıldı, ben de kıyamını sünnet kıldım buyuruyor. İlk gün hızlı girip 3 ve 4 gün azaltmak olmaz. Teravih ramazanın sünnetidir, orucun değil. İmkan bulan mutlaka kılmalıdır. Bu cemaatle olmalıdır. Evde de cemaat olabilir. Fakat cami cemaatini tutmaz. Misafiriniz varsa 20 veya 8 rekat da olsa kılınabilir.

Ancak aslolan hatimle kılınan namazdır ki hasiste en faziletli kuran okumanın namazda kıyamda okunan kuran olduğu buyrulduğu düşünülürse bunun önemi daha iyi anlaşılır.

 

Anne baba… evlada

Ramazan…   ümmete

Efendimiz…  alemlere rahmettir. Bu hiç bir mevsimde kaybolmayan bir devamlı rahmettir.

 

Cebrail geldiği bir vakitte efendimiz hutbede iken üç defa amin dediği duyuldu. Sonra sahabe sordu. Ya Resulullah neden üç defa amin dediniz deyince dedi ki, birinci de cebrail anne ve babası yanında yaşlandığı halde cennetlik olmayı beceremeyenin burnu  sürtülsün dedi ben de amin dedim. İkinci de ramazana erişip de kendi amelindeki kusurdan dolayı affedilmeyi beceremeyenin de burnu sürtülsün dedi ben de amin dedim. Üçüncü de ise senin adın anıldığı bir yerde duyup da salat etmeyenin de burnu sürtülsün dedi ben de amin dedim buyurdu. Bütün bunlar kolay kazanılabilecek nimetler olup zayi edenleri tekdir içindir.

 

Ramazanı Kuran’ın o ayda inmiş olması taçlandırır.

Ramazanda nafilelere farz sevabı verilir. Farzlara da 70 farz sevaba çıkarılır. Allah verirse Allah’ca verir ve sınırı yoktur.

 

Normal günlerde 1’e 10

Recep’te               1’e 100

Şaban’da               1’e 300

Cuma’da             1’e 10 000

Kadir gecesinde  1’e 30 000  verilir.

 

Kuran ölçüdür, rehberdir, dengedir. Dünya ve ahiret iyi bir yol haritasıdır. Cennete cemalullaha ve Allah rızasına ulaştırır. Gece bir müslüman için vuslat zamanıdır. Kıyam zamanıdır. Tövbe zamanıdır. Dua zamanıdır.

 

Kuran hidayetin kaynağı olduğuna göre insanlığı hidayete açıyor denilebilir. Göklerin kapıları açılıyor ramazanda. Bunun bir diğer yorumu cennetin kapılarının açılmasıdır.

 

Bir hadisi şerifte Kuran Allah’ın size uzanan ipidir. Buyruldu. Bununla alayi illiyyune çıkabilirsiniz. Az uyku. Az ye. Az konuş. Böylece melekleşiyor insan. Amerika da yapılan bir araştırmada denekleri blok uyutmuşlar ve bir diğer denekleri de 4 saatte bir kaldırıp tekrar uyutmuşlar. Parçalı uyuyanların daha fazla uyku tatmini aldığı görülmüş.

 

Orucun bir de manevi boyutu var. Dil, kulak, akıl, göz de bu oruçtan nasibini almalı.

Ruhun orucu uzun emelli olmamaktır. Asıl gaye rızai ilahi olmalı. Dünya  ve dünyada çok daha ileride yapılmak istenen insan ömrünü aşan şeylere fazla itibar edilmemeli. Bu plansız hareket etmek anlamına alınmamalıdır. Elbette bir insan da bir devlet de uzun vadeli planlar yapabilir. Fakat burada eleştirilen husus bu amaçların insanı işgal etmemesinin istenmesidir. Yani başarı güzel fakat başarıya kilitlenmek kötü eddedilmiştir. Diğer amaçlar bu amaçları izlemelidir.

 

Aklın orucu; heva ve hevesten uzak durmaktır.

Bedenin orucu; yeme ve içme ile cinsi münasebetten uzak durmaktır. Ağız ve beden orucu birlikte olursa bir kamil orucu olabilir. Böylece bayrama her türlü kirlerden arınmış olarak çıkabilir insan.

 

Oruç bizi tutmalı ve rızai ilahiye bağlamalıdır. Şayet yaşayan kuran olabilirsek biz oruca oruç bize tutunmuş demektir. Şayet bize ahlaki ve muhammedi güzellikler kazandırmıyorsa “nice oruç tutanlar var ki kazandığı bir açlıktan ibarettir” hadisine denk düşer.

 

Yazın meşakkat artınca elbette sevaplar da artıyor denilebilir. Günler uzun deyip fidye vermeye kalkanların hiç bir affı olamaz. Keyfi olarak dayanamıyorum demek olmaz. Allah’ın sadakaya ihtiyacı yoktur. aksine bizim oruca ihtiyacımız vardır. Bu durum sadece ayakta duramayacak kadar yaşlı piri faniler, emzikli bacılar, hastalar için geçerlidir. Bu ise İslam’ın cana verdiği önemi gösterir.

 

Yahudiler firavunun boğulduğu günde 1 güne indirdiler. Hırıstiyanlar ise önce 30 idi, sonra 40 sonra da 50 yaptılar fakat hiç birini tutmayıp 1 günlük perhize indirdiler. Perhiz ise oruç sayılmazdı. Bunlar ibadetin ya da vahyin insana uydurulduğu hastalıklardır. Bizim de benzer hastalıklardan şiddetle kaçınmamız gerekir. Örneğin her bidat bir sünneti yok eder. Bunun üzerinde düşünmeliyiz. Her şeyi kendimize uydurursak ortada din kalmaz.

 

Oruç 29 veya ayın durumuna göre 30 çeker. Bu asla değiştirilemez. Hac belli aylardadır. İbadetin şekli ve zamanı ve mekanı bellidir. Bunu Allah ve rasulu belirlemiş. Bir insan gücü zayıf diye fidye veremez. Bayram sevinç ve sürur günüdür, bir hediyedir. Onun orucu ise haramdır. Ramazanın ilk bayram günü ve 4 gün kurban bayramı oruç tutmak haramdır.

 

Namazın, orucun, haccın bir ruhu vardır. Namazın ruhu “HUŞU”dur. Müminun suresinde onlar ki namazda huşu içindedirler buyruldu. Kişi rabbinin huzurunda olduğunu düşünmelidir.

 

Oruçta ise sen ibadet halindesin, Allah huzurundasın demeli. Ruhu bu. Akşama kadar Allah ile berabersin diye düşünmeli. Böyle olursa toplumsal huzur da gelebilir belki.

 

Ramazan ayı kuran ayıdır. Nasıl bir ilişki olmalı aramızda. Hakkıyla ilişki nasıl olabilir.

 

Mukabele bir sünnettir. Her yıl ramazanda peygamber efendimizle cebrail aleyisselam karşılıklı okurlardı. Peygamberimizin okumasına “arz” denilir. Cebrailin okumasına ise “mukabele”denilirdi. Son yıl iki defa tekrar etmişlerdi.

 

Her mümin günde en az bir cüz okumalı. Okuması zayıfsa 6 sahife olumalı. Hiç okuma bilmeyen bir dede ya da nine her satırına bir ihlas okuyarak da olabilir. Gençlerin ise mutlaka öğrenmeye çalışmaları gerekir.

 

Her mümin günde en az bir cüz okumalı. Zamanı varsa tefsiri bir mealle götürürse daha güzel olur. İnsanın zamanım yok dememesi ve zamanı müsait hale getirmesi gerekir. Bir hadiste “  kim emri altında çalıştırdıklarına kolaylık gösterirse Allah da ona ahrette kolaylık gösterir ve cennetle müjdeler” buyruldu.  Kuran altı cihetle ibadete vesile olur. Kuran’a bakmak, okumak, anlamak, yaşamak, anlatmak, ve nasıl yaşanacağını anlatmak birer ayrı ibadettir. Ancak manası tilavetinden evladır alimlere göre.  Kuran ruzi mahşerde şefaatçi olacaktır. Kuran bir nurdur. Bu aydınlığı mümkünse sabahleyin almak uygun olur.  Ancak günün her saati işte bile olsa boş bir zaman kuran için kaçırılmayacak bir fırsattır.

 

Bayan kardeşlerimiz de evlerde kuran sofraları kurabilir mukabele okuyabilirler. Kuranı kerim bize zaten evlerinizde kuran sofraları kurun diyor. Bir kimsenin mukabele takib yanında kendisinin tefekkür ederek bizatihi okuması daha makbuldür.  Örneğin dükkanında kimse yoksa okuyabilir. Hiç de gösteriş olmaz. Burada şeytan alıkoymak için türlü yollara başvurur. Şeytan en büyük hilesini kuran okuyana yapar. Onun için ayette euzü besmele çekin buyruldu. Buna rağmen dikkatli olmak gerekir. Sevabın çok olduğu yerde şeytan çok dolaşır unutulmamalı.

 

Zamanı iyi tanzim etmeli. Zamanım yok mazeret olmaz. Lüzumluları koyup lüzumsuzları terk etmelidir. Müslüman batılıların dediği gibi  “time is Money” “zaman paradır” demez. “time is all my life” der. Yani zaman benim bütün hayatımdır der. Buna göre hareket eder. Hadisi şerifte “bir insanın Müslümanlığının  güzelliği maleyaniyi terkine göredir” buyruldu.

Demirin paslandığı gibi kalplerde paslanır. Onu cilalamak gerekir buyrulunca sahabe i kiram sordu. Kalplerin cilası nedir ya resulüllah dediler. O da cevaben kuran okumak ve ölümü hatırlamaktır buyurdu.

 

Ölümde dünya elinizden çıkacak ve ahreti nasıl kazanayım diyecek. İşte bu malayaniyi sıfırlıyor.  Ölüm geldiğinde dünyayı sıfırlıyor. İman da yoksa ahret de sıfır demektir. Bu kişiye yazık değil mi?

 

Kuran Allah ile konuşmak demektir. Hadiste “Allah ile konuşmak isteyen kuran okusun. Allah’ın kendisi ile konuşmasını isteyen de namaz kılsın” buyrulmuştur. Allah ile konuşmaya çıkan oradan bir rahmet alacaktır kuşkusuz.

 

Bir mümin nisa 58 de belirtildiği üzere emaneti ehline vermeli adaleti sonra olmalı, nahl 90 da belirtildiği üzere de önce adalete sonra iyiliğe dikkat etmelidir. Bunlar da birer ahlak sayılır. Bu mesuliyet bizi öldürür.  Düşünün bir kere dünyada bir millet ölüyor bir millet milyarlarca dolar savunma harcaması yapıyor ve israf diz boyu.  Bunları, afrikadakileri ya da içimizde sesi çıkmayanları bulmak zorundayız. Hiç şansımız yok. Bir adam koridorda yürürken duvarda gürültü etmeyin yazıyormuş, adam gürültü ediyormuş. Biraz ilerde ayağınızı sürümeyin yazıyormuş, adam ayağını sürüyormuş. Fakat öyle bir yere gelmiş ki düşük bir kapının üstünde “başınızı eğiniz” yazıyormuş. Ve adam başını eğmiş…

 

Ramazan kuran o ayda indiği için sultan olmuş. İndiği gece de kadir olmuş. Sadece kuran okumak yetmez onu anlamak ve tefekkür etmeye çalışmak da gerekli. Elbette zihnin ve hayattan istifade onu anlamaya bağlı. Kuran, bilmiyorsanız onu bilenlere ehli zikre sorun diyor. Onu hayata taşımak, indirmek, mahallemizde, ticarethanemizde, komşularımızla ilişkilerimizde onu kullanmak zorundayız.

 

Hayatımızda yaşanan olmazsa olmaz ölçü bu olmalı. Sevap da böylece büyüyecektir inşallah. Bu ise bir şefaat edilme hakkı doğuracaktır.  Adeta ilave bir kazanç.

 

Aksi halde gelir geçer bir parlayıp sönen bir çıkarcılık, bir sevap ticareti olur ki bu kalıcı bir etki yaratmaz hatta şefaat edilme şansı bile doğurmaz denilebilir. Demekki meseleyi bir yaşam biçimine dönüştürüp kişiliğe de dönüşmesini sağlamak ve bir HAL’’e çevirmek gerekiyor. İşte o zaman ben böyleyim diyebilirsiniz ki ihlas da tam bu noktada doğar. Aksi halde riyadan çıkarcılıktan kurtulamazsınız.

 

Kuran hale dönüştürülemezse, yürüyen kuran olunamazsa şimdi milyonlarca meal var fakat din hayata bir türlü geçmiyor? Demek ki sorun okumakta değil tefekkür ve yaşamakta görünüyor. İşte Allah için atlayacak civanmertlere ihtiyaç var. Allah da zaten kuran da cundullah (Allah’ın askerleri) ensarullah (Allahın yardımcıları) Hizbullah (Allah’ın tarafını tutanlar) derken bunu kastediyordu ve la ikrahe fiddin diyerek gönülsüzleri defediyordu.

 

“li yünzire men kane hayyen” diyerek hayattakileri uyarsın diye indi kuran diyerek ilan ediyordu amacını. Raflarda kılıflarda tozlansın ölülerde okunsun diye inmemişti. Bir partinin milletvekili namaz kıldığı halde “bu kuranı şimdi bu gelişme ve bu toplumda nasıl uygulayacaksın, uygulanamaz bu kuran” diyordu. Sakın sizi bu fikre destek verirken bulmayayım. İşte bu mushafa inanıp Allah’a, onun emrine, kuranın içine inanmamak değil miydi? Nerde kaldı iman? Cebine koy götür, denize at…

 

Aksi halde bizim ehli kitaptan farkımız ne olacak? Kuranı hayata taşımak gerek. Habele yukabele mukabele. Biz kuran ile ve Allah ile karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız.  Kuranı efendimizden, Cebrail’den dinliyor gibi dinlemeliyiz. Mütekellimi ezeliyi Cebrail Peygamberimize veriyor gibi dinlemeliyiz.

 

Namazda da efendimiz imam, bizler nefer gibi olursak ramazan bizi kurtarır. Oruçla ilgili ayette “…lalleküm tettkun” yani korusun kurtarsın diye farz kılındı denilmetedir.

Din, namaz ve oruç Allah’a ait bir projedir. Bize kalsaydı biz böyle bir şey ortaya koyamazdık. Peygamberin bile bu temellerde etkisi yok. Sadece dinin ruhunu bozmadan şari, zekatın oranı, namazın rekatı, sünnetleri gibi tali şeylerdir. Bunlar önemsiz demek istemiyoruz. Sadece asli şeyleri Cenab-ı Hak belirliyor diyoruz o kadar. Değilse kuranın insanı peygambere gönderdiği açıktır. Bu gönderme vazetmeden ziyade bir uygulamayı siz örnek alın ve izleyin diyedir. Bununla beraber bazı emir ve yasaklar koyma izni de verilmiştir elbette.

 75

İnfak

Ramazan biraz da infaktır. Ya inanmayanlar için nedir ramazan? Acaba ne?

Efendimiz alemlere rahmettir.  Müminlere rahmettir. Bunlar; iman,  şefaat ve duası, hikmeti, temizlemesi sayılabilir.

 

Münafıklara da rahmettir; çünkü açığa çıkarılmalarına ve öldürülmelerine izin vermedi. Kafirlere rahmettir; zira azapları bu dünyaya taşınmadı. Herkes hürmeti kadar istifade edecek böylece.

 

Ramazan kimine rahmet kimine azap da olabilir kuşkusuz. Zira Ebu Bekir’e rahmet, Ebu Leheb’e azap oldu. Günümüzde modern ağzı aliyyül ağla laf yapan lehepler, cehiller yok mu? Sürüyle. Allah şerlerinden bizi ve neslimizi korusun. Bizler biraz dikkatliyiz belki fakat neslimiz internette ve sokakta yakışıklı şeytanlar tarafından iğfal ediliyor. Aile bilinçsiz ve zayıf, eğitim de meslek yerine kültür öne çıkmış ve aç, bilgi olmadığı gibi o bilginin ahlakı da verilmiyor. Kaldık çaresiz.. Çok gayret gerekiyor çok, çok… sitemizde bulunan “vahiy ve sünnette eğitim” adlı makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.

 

Ramazanda bir insan kadir gecesini bile bile inkar etse, inanan 84 senelik sevabı kazanıyorsa o da 80 senelik azabı hak eder. Nitekim Mekke’de sevaplar da katlanır günahlar da. Bu yüzden sahabenin bir çoğu Mekke’yi bu yüzden terk etmiştir. Kadir gecesi saklanmıştır. Çünkü birileri rağbet ederken diğer bazıları ihmal edebilecektir veya isyan edenin de cezası artacaktı. Bu saklama her gecenin kadir gecesi bilinmesi yönüyle de gayret sağlamak için bir rahmettir.  Bu geceler kendi gündüzlerine de bağlıdırlar. Bu yüzden bunların gündüzlerini de ihmal etmemek gerekiyor.

 

Bu geceler; gafletten, günahlardan, alıştığımız kötülüklerden, içki, zina, sigaradan kurtulmak için kesin kararların verilme zamanıdır. Örneğin biz sigarayı ramazanda bırakıp daha sonra bu bırakmayı uzatarak terkettik.

 

Kainat insan için yaratılmıştır. Her şey insana hizmet etmesi gerekirken bu dünyada dev dalgalar, tusunamiler insanın üstüne geliyor. İşte miraç gecesi, kadir gecesi ve ramazanla yukarıdan bir ip uzatılıyor adeta. Öyle ki ölmekle de kurtulamıyorsunuz. Din adeta intihardan bizi kurtarmak için gelmiştir diyebiliriz.

 

Yusuf aleyhisselam nasıl ki kendine kötülük yapan kardeşlerini affetti ve Allah’a yalvardı ise ramazan da diğer aylardaki suçların affına vesile olacaktır. Berat gecesinde olduğu gibi ramazanda da her gece affını isteyen yok mu? Diye ilan eder. Sahur bedenin gıdasıdır fakat seher ruhun gıdasıdır. Buradaki dua bu yüzden çok önemlidir.

Cenab-ı Allah bir memlekete bela dilemesine rağmen bu kararını

-benim evimi şenlendirenlere (camide ya da evde cemaat olanlar)

-benim rızam için birbirini sevenlere

-seher vakitlerinde istiğfar edenlere

Bakıp kararımı geri alıyorum diyor.

Teheccüt için sahura 15 dakika önce kalkmanız yeterli.  2, 4, 6,veya 8 rekat kılabilirsiniz. Bilindiği üzere gece namazı peygamber efendimize farz idi. Bize ise kuvvetli bir sünnettir. Gece ibadetine kalkan insan onun gündüzünde ferasetli olur, sözü etki eder. Bu yüzden tebliğci olan kardeşlerimizin bu namazı kılmaları uygun olur.

Yemeği yer yemez yatmamak gerek. Namazı beklemek, beklerken hadis ve dualarla dua etmek ve namaza cemaate gitmek uygun olur.

Ezan-ı Muhammedi gönül kapılarını açmağa yetebilir. Ezan her an Allah’ın hatırda kalmasını sağlıyor.

Allah ramazanın bereketinden varidatından hakkıyla istifade etmeyi nasip etsin.

 79

ORUÇLA İLGİLİ MÜTEFERRİK KONULAR

 81

Allah’a isyan. Ben kimim?

Hikayedir anlatılır. Cenab-ı Hak nefsi ilk yarattığında ona sordu: “Ben kimim?” Nefis cevap verdi: “Ben kimim?”. Bunun üzerine Allah’ü Teala onu 4000 sene aç susuz bıraktı ve tekrar sordu. “Ben kimim”. Bu sefer açlık ve susuzluktan bitab düşmüş, yerlerde sürünmekte olan nefis cevap verdi: “Ente Rabbi”= Sen Rabbimsin. İşte bunun için ayette oruç tutarsanız korunursunuz buyruldu. Yani Allah’a karşı gelmekten korunursunuz.

 

Eşek mi taşıyoruz, oruç mu tutuyoruz?

Bir derviş uzun bir yolculuk yapıyordu. Haftalarca yürüdükten sonra önünde tıpkı yüce bir dağ gibi dikilen dik bir tepeye denk geldi. Ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Biliyorsun, senin aşkına seyahat etmekteyim. Her şeyin ve herkesin dizgini senin elindedir. Lütfen bana bu tepeyi aşmama yardım edecek bir eşek gönder.” (Bilenler derler ki; ihlâs ile aşkıyla hareket edersek, Allah (c.c) ihtiyaç duyduğumuzda bize yardım edecektir).

 

O anda bir anırma sesi duydu ve çalılıkların arasından bir eşek çıktı. Allah (c.c)’a bu yardımından dolayı şükretti ve tam eşeğe binmek üzereyken bir Arap atına binmiş bir haydut çıkageldi. Haydut iriyarı, zalim bakışlı, kalın bıyıklı, kaslı bir adamdı ve belinde bir pistol ile bir pala taşıyordu.

 

Haydut gürledi; “Aha! Bir derviş. Dervişlerden nefret ederim! Daima dürüstlükten, tevazudan ve başkalarına yardım etmekten söz edersiniz. Siz kim oluyorsunuz ki benim yaşam tarzımı eleştirmeye cüret ediyorsunuz? Ve işte bak! Kocaman bir adamsın küçücük bir eşeğe binmişsin. Aslında eşek senin sırtında olmalı. Evet, buldum! Yüklen eşeği sırtına.”

 

Derviş dehşet içinde hayduda baktı; “Eşeği sırtıma mı alayım?”

Haydut elini palasına attı. “Sana eşeği kaldır ve sırtına al dedim!”

Derviş çaresiz uydu bu emre. Sonra haydut gürledi: “Şimdi, eşeği tepeye kadar taşı.”

“Tepenin başına kadar mı?”

 

Haydut tekrar palasına uzandı; “Eşeği tepenin başına kadar taşı” diye emrini tekrarladı.

 

Derviş sırtında eşekle tepeye tırmanmaya başladı. Her geriye bakışında, haydutun eli palasında beklediğini gördü. Sonunda, harap bîtap düşen derviş tepenin zirvesine ulaştı. Eşeği yere indirdi ve ellerini tekrar semaya kaldırdı: “Ya Rab! Biliyorum sen her şeyi görüyorsun ve her şeyi biliyorsun!”

 

Tıpkı zavallı derviş gibi, büyük bir kısmımız sırtımızda eşeklerimizi taşıyoruz. Onları kendimiz için çalıştırmak yerine, nefsimiz için, benliğimiz için çalışıyoruz. Allah (c.c) nefsin bize bir vasıta olmasını diledi ve elbette ki bunu tersinden anlayan biziz; Allah (c.c) değil.

 

İşte   bunu sağlıyacak olan en temel araç oruçtur. “Nefsini bilen, Rabbini bilir” buyruldu hadiste. Bu yüzden nefsi önce tanımak ve onun hastalıklarına ilaç olan orucu ona içirmek gerekiyor.

 

Kiminle aşşık atıyorsunuz?   Emmare nefsin galib sureti

Mana âlemi itibarıyla nefs-i emmârenin tâğûtu, ahlak ve tabiatiyle yaşadığı hayvanın suretine dönü­şür; maddi bedenin suretinin hakikatinden uzaklaşır.

Beyincik içerisindeki kirpi (1) suretinde nefsin istek ve arzularının = azimlerinin okları, fiile geçireceği azanın sinir sistemi içerisinde hükümran olmasıyla der­hal kalb, kendisine has suretinden çıkar = lekelenir. Azasının işlemesiyle de ruh mesh olup, işlediği işi ken­disine ğâlib olan hayvanın suretine dönüşür; gazab iti­barıyla köpek = tazılaşır, (2) şehvet itibarıyla domuzlaşır. (3)

İsteğine kavuşması için nifak ve riya = gösteriş vasıfları yüzünden bukalemun (4) ve yahud da maymunlaşır (5) yahud da tilkileşir.

Bütün bunlarda gâlib gelmesi için, helal haram demeksizin mideye celbettiği gıdalar sebebiyle diliyle otları karıştırıp yiyen inek (6) suretine girer.

Şeytâniyye nefsi itibarıyla her bir an başka başka hayvan suretine girer. Bütün bunlarda maksa­dına ulaşmadığı zaman sırtlan = kaplanlaşır. (7) Hırs, hased ve ihtirasından dolayı kurt olur. (8) Faaliyetinde başarısız olursa akrebleşir; (9) kendi kendini sokar = intihar eder. Başarılı olduğu takdirde, bir taraftan karga ve papağan (10) gibi kendini temize çeker; kırkayak (11) gibi onunla göründüğü güzel ahlakla kamuflaj yapar ve zehirli yılan (12) gibi sokar.

Şeriatin = İslam dîninin aleyhine döndüğü için kırkayak gibi onunla göründüğü güzel ahlakla kamuflaj yapar; inkarını gizlemekte timsah (13) suretine dönüşür ve ahtapot gibi gayrın kanını emmek için ona yapışır.

Ve artık  =  «Ben» der; kendi kendine tapar yahud en çok korktuğu yahud en çok sevdiği gayrına tapar.[1]

83

Nefsini bilen Rabbini bilir                                                   

Nefsin son tahlildeki amacı ilahlık iddiasıdır. Hadisi şerifte “nefsini bilen Rabbini bilir” buyuruldu.  Bu yüzden oruç nefsin belini kıran, eneyi yok ederek Rabbine yaklaştıran en önemli araçtır.

Müminde bu özelliklerin bir kısmı bulunur. Kafirde ise biraz daha fazlası bulunur. Mümin kalbe gelen bu istek ve arzuları dini emir ve telkinlerle (ve zikirle) karşı koyarak mücadele eder. Henüz temizleyemediği bazı nefsi özellikler dolayısıyla nefis şeytanla işbirliği yapar ve fiile dönüşür=günah. Çaresi de tevbedir. Tevbe ise insanı Nefsi levvame makamına iletir.

Nefsin son tahlildeki amacı ilahlık iddiasıdır. Hadisi şerifte “nefsini bilen Rabbini bilir” buyuruldu.  Bu yüzden oruç nefsin belini kıran, eneyi yok ederek Rabbine yaklaştıran en önemli araçtır.

Nefsi tümden öldürmek de yanlıştır. Önemli olan onu ıslah etmek ve yararlı bir hale dönüştürmektir. Eğer bütünüyle ölürse çarpışılacak düşman da kalmayacak ve hayatın bir şeye rağmenle kazanılan mücadeleli rengi sona erecektir. Bu ise hayatı hem yavanlaştıracaktır ve hem de sevginin tezahürü için “senin için şunu yaptım” diye bir sevgi dili olmayacaktır. Yani bir miktar heyecan lezzet katacaktır hayata.

84

Ramazan, oruç, teravih hakkında biraz sohbet edelim.

Beşerin küçücük bir parçası üzerinde yaşadığı bu eşsiz kâinatı yaratan Allah Teâlânın yapılmasını kesin olarak emrettiği vazifelerde, insanların sayısız menfaatleri vardır. Oruç da Allah Teâlânın kesin emridir. Orucun farz kılınmasının hikmeti, her şeyden önce, oruç tutan kimsede takvanın tecelli etmesini sağlamasıdır. Takva, insanı meleklik derecesine yükseltir. Allah Teâlâya bağlılık melekesini gerçekleştirir. Kişiyi, nefsânî arzulara uyma hastalığından kurtarır.

“Nefis doyarsa aza acıkır ve nefs aç kalırsa, aza tok bulunur” denilmiştir. Azanın açlığı, layık olmayan işleri yapmağa amade olmasıdır. Azanın tokluğu ise, uygun olmayan işleri yapmamasıdır. Nefse istedikleri verildikçe, azgınlaşır, doyacak yerde daha da acıkır.

Ayette “…Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder…” buyruldu. Bu sebeple oruç, nefsi en mükemmel bir şekilde terbiye eder; azanın tok kalmasını sağlar.

Oruç, beden ve ruh için bulunmaz bir ilaçtır.

Oruç, zihni berraklaştırır. Oruçta, maddî ve manevî sabır gerçekleşir.

Oruçlunun uykusu ibadet, sükutu teşbihtir. Oruç tutan kimseye, salih amelinin mükâfatı kat kat verilir. Duası ise, Allah Teâlâ tarafından kabul edilir.

Her ibadette Marifetnâme’de yer alan aşağıdaki mısralar ne kadar düşündürücüdür:

“Nur ve zulmetten yoğurmuşlar seni, Canını nur anla, zulmet bu teni. Ten muradı, ekl-ü şürb ve milk-ü mal, Can temennası, cemâl-i Zü’l Celal.

La cerem, ednâ yeri ednâ sever, Yani, ten dünya ve can Mevla sever.

Ariyet gömlektir on günlük tenin / Besle canı, ariyet nendir Senin.”

Azanın acıkmaması, takvanın gerçekleşmesi, kat kat mükâfat alınması, duanın makbul olması, sabrın tecelli etmesi, riyadan, gösterişten uzak kalınması, maddî ve manevî hudutsuz faydaların sağlanması için emredilen oruç vazifesinin yerine getirilmesi gerekir.

 

Hem seven sevdiğine tabi olur. Onun emrini en üstün tutar. Ayette “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” diye boşuna buyrulmadı. Peygamberi sevmek de öyle. Onu sevmek, onun sünnetine yapışmakla olur. Fakiri acıyıp bir şey vermemek, karanlığı görüp bir şey yakmamak da ne demek? Sevmek bir eylemdir. Yoğun duygunun dürttüğü dans. Dans, sevginin dili. Aslında Beetoven, Mozart gibi dahilerin sevgi dili de kulaklarında bitiyor. Dede Efendi ve Itrı’ye ne demeli. Onlar kimsenin duymadıklarını duydular. Rahman’ın sevgi dilini onlar çözdüler ve insanlara elçilik ettiler. Vahyin bir başka tezahürü. Kalbden çıkan latifeler bazan dilde, bazen kulakta, bazen de el ve ayakların dansı olarak tezahür ediyor. Mevlana’nın dönerken derdi neydi? O bir aşk eri idi. Hem dili döktürüyordu, hem bedeni. Saçından tırnağa kadar her şeyini sarmıştı. Artık o bitmişti. İşte oruç size binecek bir burak sağlar. Onunla istediğiniz yere gider, Kabe’de namaz bile kılabilirsiniz.

Dervişin biri bir şeyi yesem mi? Yemesem mi? Diye tereddüt ederken yanında bulunan çocuk

Müdahale eder. Amca helal yedikten sonra istediğini ye, ne düşünüyorsun. Bu da var.

Yine riyaset yapan dervişin birinin canı lokantanın yanından geçerken bir şeyler çeker. Nefsiyle mücadele de etmektedir ve yememesi lazımdır. Ne yapayım derken bir kaç askerin başlarında bir çavuşla geçmekte olduğunu görür. Tamam şimdi ben bu çavuşa bir tokat atarsam askerler de seni döver sende gününü görürsün der. Gider çavuşun ensesine bir tokat atar. Askerler bunu yakalayıp dövmek isterlerken çavuş durun bir dakka der. Şöyle bir bakar, durumu anlar ve der ki, “ya hu seninki senden kebap istediyse sen benden ne istiyorsun”der. İçinden bir kazak çıkarır. O da riyaset yolundadır.

 85

İbadette fayda sağlamak için iman gereklidir.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir. İnançsız birisi de oruç tutarsa Allah’ın varlığına ulaşabilir mi? Burada bunu söylemek zor. İbadette istenen faydanın sağlanabilmesi için bir bilinç şarttır. Niyetin ihlası ise bu faydayı iyice artırır. Onlar ki namazlarının farkında değillerdir ayeti ile bilincin önemine işaret edilmiştir. Fakat nefis terbiyesi anlamında kişinin kendine oruç dahil bazı zorluklar uygulaması ile bazı olağanüstü hallere vakıf olması mümkündür. Nitekim İslam’a zarar veren bir müşriki öldürmeye giden sahabe, bahçe kapısından seslenerek müşriki çağırmış, müşrik de balkona çıkarak ona elinde kılınç olduğunu, kendisini de öldürmeye geldiğini söyleyerek inmek istememiştir. Bu müşrikin nefsine açlık ve ağır işlemler uygulayan biri olduğu ifade edilmektedir. Buradan bizim çıkardığımız sonuç, kalpte bir inanç olmalı ki, bu oruçla istenen kıvama getirilebilsin. Nitekim sakat da olsa Hırıstiyanlar’da ve Yahudiler’de bir inanç vardır ve oruçlarının bu inancı kuvvetlendirmesi umulur. Ancak inançtaki sakatlığı, aklın yapacağı bir araştırma ve akabindeki bir düzeltmenin düzelteceği umut edilir.

Bu konuya benzeyen başka bir örnek de şudur. Bir Yahudi, Peygamber Efendimize gelerek inanmadığı halde zekat verirse kendi malının da korunup korunmayacağını sormuş ve korunur cevabını alınca zekat vermeye başlamıştır. Fakat bir zaman sonra koyun sürüsü çalınınca hemen Peygamber Efendimize koşarak gelir ve bu durumu şikayet eder. Peygamber efendimiz gayet sakin, “sürün filanca yerde git al der”.

İyilik olarak her kim ne yaparsa inançsız da olsa karşılığını görür. Malında bir artış, kendisinin ve evladının kazadan korunması, işlerinde bir kolaylık olarak mutlaka yansır. Fakat ahiret azabına çare olmaz.

 86

Uzak doğunun nefis terbiyesi

Uzak doğu ülkelerinde uygulanan bazı meditasyon uygulamaları bir düşünce ıslahı olarak karşımıza çıkmaktadır. O ülkelerde uygulanan bazı dini uygulamalar da genellikle iyi ahlak üzerine kurgular içermekte ve sporundan -yoga ve benzeri- zihin çalışmasına kadar bir çok yöntem önermektedir. Cenab-ı Hak her ümmete bir peygamber gönderdiğini ifade etmektedir. Bugün Buda’nın kitab verilmemiş bir peygamber de (nebi) olabileceği şüpheli de olsa ifade edilmektedir. Ancak tarih içinde kirlenmiş olan bu fikirlere baktığımızda temelde bir Allah İnancının varlığı görülecektir. Tevhid olarak bozularak şirke dönüşmüş, ancak, ahlak olarak toplumsal etkisini sürdürmektedir. Sokrates’in de Yunanlıların tanrılarına küfrettiği ve bu yüzden idam edildiği düşünülürse onun da müslüman bir alim olabileceği kanaati hasıl olmaktadır. Kuranı Kerim’de geçen Hz. İbrahim Aleyhisseelam’ın hikayesi, yani önce yıldızları sonra ayı sonrada güneşi tanrı sanması ve en sonunda da onu da batıyor diye reddetmesi dinin  ulaşmadığı bir yerde insanın Aklı ile Allah’ı bulabilecek olduğunu, sorumluluğunun bu olduğunu göstermektedir.

 87

Oruç Evrensel Bir İbadettir. Yahudi ve Hırıstiyanların orucu

Oruç ibadeti insanlık tarihi kadar eskidir. Yüce Allah, “Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” ayeti ile orucun Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar bütün insanlara farz kılındığını bildirmektedir.

Tabiîn müfessirlerinden Katâde b. Dâime, Allah’ın önceki toplumlara farz kıldığı orucun Ramazan orucu olduğunu söylemiştir (Yahudiler, Ramazan orucunu terk etmişler, yerine yılda bir gün oruç tutmaya başlamışlardır (Taberi). Orucu damardan gelen süt ürünlerini yememek fakat başka şeyleri tüketmek şekinde bir perhiz uygulaması olarak başlatmışlar ve bunu da İsrail oğullarının firavundan kurtuluş gününe denk getirmek istemişlerde de bu da olmamıştır. Çünkü o gün farklıdır ve  10 Muharremdir.

Hıristiyanlar ise sıcak sebebiyle orucu bahar mevsimine almışlar, bu değişimin keffareti  olarak 10 gün ilave yapmışlardır. Daha sonra salgın hastalık nedeniyle 10 gün daha ilave ederek orucu 50 güne çıkarmışlardır (Taberi,Yazır Hamdi). Onlar yer yatarlar, biz ise sahur yaparız (Hadis) fakat onlarda 1 güne indirmişlerdir.

 

Farzı bırakıp sünnete koşanlar?

Bazı kardeşlerimiz farz olan Ramazan orucunu tutmayıp sünnet olan muharrem ve aşura oruçlarını tutarlar ve tutarken de Hüseyin Efendimizin Kerbela’da susuz kalmasının hürmetine su içmeyip onun yerine sulu başka gıdaları tüketirler. Hz Ali namaz kılmış ve Ramazan orucunu tutmuştur. Fakat onlar ne farz olan namazı kılarlar ne de ramazan orucunu tutarlar. İçlerinde belli bir kısım namaz kılar oruç tutar, bazıları Hızır orucu (şubat 13-14-15) ve Ramazanda son on gününde 3 – 10 gün oruç tutarlar. İşte bu kardeşlerimizin de sorgulama yapmaları ve ana baba öğretilerinden kurtulup fikrin orijinaline  yönelmeleri gerektiğini düşünüyoruz.

Sevgi diline bir bakalım. Siz ne yapıyorsunuz sevdikleriniz için? Sheakspear bir diyaloğunda şöyle konuşturur oyuncuyu. “karının senin için yaptığı fedakarlığa bak!” = sevgi dili. Bizim orda da (Kırşehir’de) bir laf var “kuru kuru kurbanın olayım, yaş yaş gadan alayım” derler. Yani nasıl bir sevgi ki hiç bir işe yaramıyor? Her ne seviyorsanız, sevenlere duyurulur…

 88

Vahiy mi önce, mutluluk mu önce? İbadete bakış açısı..

Mutluluk ve huzur başta gelir ve önemlidir. Her şeyin üstünde tevhid vardır. Onun için tevhidin yükselmesine gayret etmek gerekir. Mutluluğu öne alırsak mutlu olmak için içki içmeye de başlayabilirsiniz. O yüzden iman ve ahlak önce gelmelidir. Mutluluk arkadan gelmeli bana göre. Mutlu olmaya çalışan bana göre bencilleşmiş, ferdileşmiştir. Ayrıca haz alma ile gerçek mutluluğu da ayırmak gerekir. İnsan ancak Allah’ı anmakla mutmain olabilir(Ayet). Doğrular için çalışan sonunda mutlu da olur. Örneğin mutlu olmak için namaz kılanın Allah’tan alabileceği hiç bir şey yoktur. Fakat Allah deyip de seccadeye düşenin namaz sonundaki mutluluğunu hiç bir alet ölçemez. Vahiy için çalışanlar, o uğurda ölenler mutluluk mu düşündüler? Ama onların ahiretleri emindir inşaallah. Peygamber efendimiz Kabe’de namaz kılarken üstüne işkembe atılınca Peygamber efendimizin kızı Fatıma ağlıyor. Ona diyor ki, “korkma kızım, Allah sevdiklerini terk etmeyecektir” Allah c.c “İki emanı birlikte vermem” diyor. Dünyasından emin olanı ahirette azaba düçar ederim. Dünyadayken ahiretinden korkanı ahirette emin kılarım buyuruyor. Sonucu başa koyanlara duyurulur.

Bir Avrupalı yazar şöyle diyordu. “Ben müslümanlara baktım elli yıl müslüman olmadım. Fakat Kuran’a baktım bir gecede müslüman oldum” Bizim üzerinde durduğumuz husus fikirler ve bu fikirlerdeki referans verilen orjinal fikirlerin dışındaki sapmalardır. Yani tevhid ve bundan sapmalardır. Bunu benim yaşayışıma emsal tutmuyorum. Yaşantım tam uygun olmayabilir veya yorumumda yanılabilirim de. Fakat fikrin orijinali olan Kuran ve Sünnete kıyas ediyorum. Kişiyi onunla ölçüyorum. Çünkü miheng taşı bunlar. Fikrin kazığı.

Biz her namazımızda kafirlere de iman nasib et ya Rabbi diye dua ederiz. Farz ile sünnetin durumu, gerçek bir mersedes araba ile oyuncak bir mersedes araba arasındaki fark gibidir. Şeytanın en büyük tuzaklarından birisi de, kişiyi farzdan alıkoyup sünnetle uğraştırmasıdır.

 

Hırıstiyanlıkta da bozuk din, fıtrata uygun olmayan şeyler söylediği için tatmin vermemekte ve terkedilmektedir. Alternatif de sunulamayınca şeytanın kucağına düşülmektedir. İngiltere’de bir yıl geçiren bilgili ve kavi iman sahibi bir abimiz, bunların çoğunun şeytana taptığı kanaatine vardım demişti. Hırıstiyanlık ilme ve olumlu her şeye karşı çıkmış ve sonunda reddedilerek laikliğe yol açmıştır. Bugün Fransa’nın yarısı ateizmin kucağına itilmiştir. dinde zannederek laikliğe sarıldılar. Bir batılı alim, müslümanlara baktım elli sene müslüman olmadım. Kuran’a baktım bir gecede müslüman oldum diyor.

Üç tür insan var. Birincisi insanlara bakıp da fikrini oluşturan insan. Bunun baktığı kişi iyi ise kişi de iyi olur. Kötüyse kötü olur. İkinci tip insan, olaylara bakan insandır. Kişi olayı iyi yorumlarsa kişi iyi olur, kötü yorumlarsa kötü olur. Üçüncü tip bir insan da vardır ki, fikirlerin orjinaline bakar ve aklı ile kıyas yaparak doğruyu bulur. Çünkü doğru fikir, ön yargılarınızdan arınmışsanız yani bir anlama probleminiz yoksa, aklı selimin sağduyusu ile serbest bir tartışma ortamında iseniz doğru, daima üstün gelir. O yüzden aidiyet denen bir partiye üye olarak haşa Allah’tan ve adaletten daha çok sevme, bir takımı fanatik olarak tutma, bir şeyi çok sevmek gibi, bir kalbde iki şey olamayacağı için kişiyi sevdiğinin dışındakilere karşı köreltir ve sağduyudan uzaklaştırır = ön yargı. İslam’da ise her sevginin Allah sevgisinin içine girmesi, onunla birlikte değerlendirilmesi şartı vardır. Bu yüzden Allah adı anılmadan söylenen her şunu sevdim bunu sevdim lafları eninde sonunda şirke kadar gider. Dikkat…

 89

İlmi siyaset                                                                        

Adamın biri medresede ders görür ve icazetini alır. Fakat ilmi siyasete gerek görmez ve hocasını dinlemez. Sonra memleketine doğru yola koyulur. Mola verdiği bir kasabada vaaz veren kişinin vahye aykırı şeyler söylediğini görünce dayanamaz ve bağırır. “Sen yanlış ve yalan şeyler söylüyorsun” deyince, halk, “bizim hocamıza nasıl hakaret  edersin” diye bunu bir güzel  pataklarlar. Bizimki tekrar geri döner “hele hocam anlat su ilmi siyaseti” der ve tedrisata devam eder. Onu da bitirdikten sonra tekrar memleketine doğru yola çıkar ve aynı yere uğrayınca,  aynı adamı tekrar o eski yanlış şeyleri söylerken bulur. Bu kez şöyle der. “Ey cemaat, bu sizin hocanız var ya, çok değerli bir adamdır. Bunun bir kılı bile mübarektir” der ve adamdan bir kıl koparır. Bunu duyup gören cemaat hocanın üzerine çullanır ve her tarafını bir kıl alabilmek için yolar.

İşte ilmi siyaset böyle bir şey. Siyasetçilerden, evde kadının kocasına yapacağı siyasete kadar her alanda kullanılabilir bir şeydir. Kişinin adını kullanmazsınız fakat yaptıkları ile alay hatta hakaret bile edebilirsiniz. Bu işler akıllı insanların işidir. Güzel ve yumuşak konuşmak kadar teknik konuşmak da önemlidir.

Edeb bilmeyen bir şeriatçının yolda giden pantolon giymiş biraz açık bir kıza “utanmıyor musun her tarafın oynuyor kendini teşhir ediyorsun erkekleri baştan çıkarıyorsun” demesinin hiç bir yararı olmadığı gibi kişiyi dinden de soğutur. Halbuki “afedersiniz, biraz daha kapalı bir şeyler giyseydiniz size daha çok yakışırdı” demesi bir ilmi siyasettir ve iyi netice verir, kişiyi küstürmez, iyi netice verir.

 

Evde kadının eve geç gelen eşine doğrudan, “çocuklarınla ilgilen, ne yaparsan yap” demesi olumsuz, “hayatım çocukların biraz daha fazla ilgiye ihtiyaçları var. Onlara biraz daha fazla zaman ayırmaya çalışabilirsen iyi olur” demesi olumlu etki yapar.

Hürrem Sultan, Sultan Süleyman’ın oğlunun ona isyan etmesi üzerine onu idam etmek isteyince kocasına “ Yüksek ruhlarda kin barınmaz. Sen yüksek ruhlu bir insansın oğlunu affet” demiş ve netice almıştır. Aslında herkesin buna öyle çok ihtiyacı var ki, anlatmakla bitmez…aile içi iletişimden dini tebliğ yöntemine kadar her alanda kullanılması gereken bir jokerdir.

Bir gün iki genç yoldaki merdivenlerde bira içiyordu. Bir şeyler söylemem lazımdı ama nasıl? Şöyle yaptım. Ya çocuklar ne güzel sohbet ediyorsunuz? Ben de size katılabilir miyim? Dedim, ve yanlarına yere oturdum. Okul anılarından bahsediyorlardı. Biraz onları dinledim, biraz da ben anlattım. Geçenler arasında bizim komşular da vardı ve bir bira şişesine, bir bana bakıyorlardı ve edebinden bir şey de diyemeden devam edip gidiyorlardı. Ben bira konusunda hiçbir şey söylemedim, fakat çocuklar genel olarak konuşmamdan bir şeyler anladılar. İçlerinden birisi çaktırmadan bira şişelerini saklamaya çalıştı. Ben hiçbir şey söylemeden çocukların söylediği şey “abi biz bir daha içki içmeyeceğiz” oldu.

Cenab-ı Hak, Musa Aleyhisselama, Firavuna bile “git  ve ona yumuşak söz söyle, belki kalbi yumuşar ve doru yolu bulur” dedi. Durum böyleyken bir Müslüman, yumuşak konuşulmayı hak etmez olur mu? Hadisi şerifte “ rızıklar dağıtıldığı gibi, ahlak da dağıtıldı” buyruldu. Bu yüzden çok telaş etmemek ve zaman ve duaya da pay ayırmak gerekiyor. Ben ayyaşın birinin talebi üzerine ona önemli bir harçlık vermiştim. Etrafımdaki beyler hemen “ o ayyaşın teki, verdiğini içkiye verecek” deyip beni caydırmak istediler. Ben itiraz ettim ve dedim ki, Allah onun her halde rızkını kesmezken siz nasıl oluyor da kesmeye kalkıyorsunuz?” dedim. O adamın bu işten büyük bir gurur duyduğuna hatta içkiyi bırakmak için çaba göstereceğine  eminim.

Ayyaşın biri kafayı bulunca elindeki sazla bir dervişin kafayı yarar. Saz da kırılmıştır bu arada. Derviş ertesi gün ayyaşı ayık halinde ziyaret eder ve der ki, “senin sazın benim kafada yarıldı. Şununla kendine yeni bir saz al” der. Zulüm yapan değil ama kendi halinde günahını kabul edip biraz batakta olanlarla, onun günahından bahsetmeden sohbet etmek, ona günahın içindeyken değer vermek çok hoşuma gider. Hep olumlu neticeler de almışımdır. Bir adama doğrudan din adına saldırmak ve hakaret etmek şeriatçıların işidir. Onlar din adına dinin ……. ederler.

Dört kişi abdest alıyormuş. Birincinin ensesine bir tokat vurmuşlar, o da hemen dönüp tokat atana bir tokat da o atmış. Demişler ki bu şeriat ehli. Sonra ikinci abdest alanın ensesine bir tokat atmışlar. O şöyle düşünmüş. Bu tokat Allah’tan gelmeye Allah’tan geldi, fakat kimi vesile kıldı acaba demiş ve tokat atana dönüp şöyle bir bakmış o kadar. Demişler ki bu tarikat ehli. Üçüncü abdest alana da bir tokat atılınca, o da şöyle düşünmüş. Demiş ki, bu Allah’tan gelmeye Allah’tan geldi. Kimi vesile kıldığının da bir önemi yok demiş ve abdestini almaya devam etmiş. Demişler ki bu da hakikat ehli. Dördüncü ise marifet ehli imiş ama onun ne yaptığını gerçekten bilmiyorum. Bunu size havale ederim.

Daireye yanıma ayağı çarıklı bir adam garib garib gelse, o adamın olmaz işini oldurmaya çalışırım. Bu iş bana o kadar sevimli gelir. Kim ve nereli olursa olsun. Kelli felli, makam ya da paralı biri gelirse işinin adil olup olmadığından kıyas alırım o kadar. Öbürünün üşüdüğü, berikinin kürkte ısındı aklıma gelir. Allah bile öyle kimseleri söyledikleri olmadık şeylerde haklı çıkarır ki bunu kimse bilmez. Sabreden, namaz kılan fakir, Allah’a daha sevimli gelir ve cennete onları zenginlerden 500 sene evvel sokar. Onun için siz de öyle yapın. Önce herkese, sakata, fakire, sıkıntıda olana, hamileye, çirkine dua etmekle işe başlayın.

İki kör dolma yiyormuş. Biri demiş ki “dolmayı ikişer ikişer yeme” demiş. Öbürü demiş ki, “ulan sen kör ben kör nereden biliyorsun benim iki,şer yediğimi” demiş. Öbürü demiş ki, “ben çift çift yiyorum da ordan biliyorum” demiş. Onun gibi ben de kendimden biliyorum.

İstanbul’da Tophanede, çalıştığım işyerinin beşinci katında yemekhanede yemek kuyruğundayken yan taraftaki kilisenin tepesine bir martı sıkışmış çıkamıyordu. Arkadaşlara bunu söyledim şunu haber verelim dedim. Kimse oralı olmadı. Kendim kiliseye gittim, kilise kapalıydı. Ertesi gün hayvan aynı yerde çırpınıyordu. Bu kez kilisenin bahçesine girdim. Kimse yoktu. Kimseye sesimi duyuramadım. Üçüncü gün o hayvan orada ölmüştü. Çok üzüldüm. Ankara’ya dönüşte rüyama girdi. Çok suya yanmış bir haldeyken kalkıp su içmeye giderken bana su içirdi ve ben geri döndüm. Daha sonra gagasıyla bağırsaklarımdan günahlarımı tek tek çıkarmaya başladı. Bu işlem günlerce sürdü. Bunu ayni olarak yaşıyordum. O zamanlar Rahmetli Necip Fazıl gibi yeni tevbekar olmuştum ve levvame makamında olduğumu müşahede ediyordum.

Aklına tapanlara her şey ve ahret sürpriz olur fakat tepenin arkasındaki askerlere inananlar tedbir alır hazırlanır, mevki tutar ve onların savaşı kazanacağı umulur. “Din merhamettir”(hadis)deki esas, dışarıya merhamet duymaktır. Eş, evlat ve yakınların sevgisi zaten verilmiş ki merhamet ediyorsun. Sevgi verilmeyen, dışarıdaki çirkine, tanımadıklarına, sakata, acize, yoldan geçen herkese, hele sana ters bir şey söylemişse, ona da dua et de göreyim. Bakın aşık (Erzurumlu Alvarlı Efe) ne diyor.

 

Aşık der incidenden

İncinme incidenden

Kemalde noksan imiş

İncinen incidenden

 

Vermeyene vermek, gelmeyene gelmek, hoş görmek.. nefsin biraz kemale yaklaşması zaviyeyi nasıl değiştiriyor. Abdest alanlar gibi… Ufak bir pürüz şu ki, bir tokat yiyince öbür yanağını çevirmek yok İslamda. İki hikaye buraya yakışır. Biri bir Yahudi’nin duası; ya Rabbi biri beni kandırırsa onun belasını ver. Biri beni iki kez kandırırsa hem benim hem onun belasını ver. Biri beni üç kez kandırırsa yalnız benim belamı ver demiş.

Müslüman hikayesi de şöyle; bir Müslüman bir delikten iki kez ısırılmaz. Bir başka hikaye ise şöyle; dervişin biri eline bir testi su alır ve cehennemi söndürmeye yola koyulur. Derken bir melek elinde bir kamçı ile karşısına çıkar ve sorgusuz sualsiz şaklatır dervişe kamçıyı. Derviş yandım anam der. Ne oldu, ne yaptım ben sana dediyse de bir kamçı daha, arkasından bir kamçı daha deyince derviş dayanamaz ve geri dönüp, yaşasın zalimler için cehennem der. İşte zalime acımıyorsanız mesele yok. Gerçi onu bile zulmünden alıkoymak da vardır dolaylı olarak.

Konudan konuya geçiyoruz fakat merhametle ilgili olarak şunu da belirtelim. Allah’ın kanunları hep merhamet doludur fakat zalime değil, mazlumadır. Allah’ın asıl amacı, çoğunluğu düşünmek, hayatı sağlıklı devam ettirmektir. İşte birini diğerine rızık yapmak hayvanların, kısasa kısas insanların dengesidir. Öğrenci arkadaşından dayağı yer, öğretmene şikayet eder. O da sen de onu dövseydin ya der. Meşru müdafa hali neden ceza almaz? Çünkü bal gibi kısasa kısastır aslında. Adam seni vursun, sen daha sonra şikayet etsene. Eline tabancayı alan önüne geleni vursun, sen onu affedip hafifce geçiştir. Onu gören yenileri devreye girsin. Toplumun … öğrensin. Bu nasıl merhamet.

Batının fikirlerinin mihenk taşları sakattır. Alırken sorgulamak ve farklılıklarını gündeme getirmek gerekir. Zaten onlar belli farklılıkları kabul de ediyor ve zenginlik sayıyorlar. Fakat nazarımızda putlaşan batıya yaranma isteği, dindeki tam teslimiyet gibi, hadisi şerifte zikredilen kelerin girdiği delikten girdiği gibi sizde girerek onları taklit edip benzeyeceksiniz öngörüsüyle uyumlaşmaktadır.

93 

İslam bir yaşam biçimidir

Halbuki İslam bir yaşam biçimidir, bir hayat anlayışıdır. Hem tevhidi esas alır hem dünyevi emirler serdeder. İnsanlar ibadetini alır, dünyama karışmasın der. Bunu, dinle iktidar mücadelesi yapan devlet istemiştir ve insanları da buna inandırmıştır. Bunu doğrudan İslam kelimesi ile yapamaz fakat ad takar ve şeriat der, irtica der v.s. Bunu ancak akıllı,  ferasetli, tam teslim olmuş cesaretliler anlar. Bu, yukarıda söylediğimiz gibi cevizin içi yoktur demeye benziyor. Bu yüzden Allah da bu yarım imanı, içi boş imanı değerlendirecektir. Halbuki ben hem emre teslim olmuşumdur ve hem de hikmetini öğrenmişimdir ve böylece Allah’ın bütün hükümlerine, bu arada özellikle kısasa kısasa aşığımdır. Kırk kişiyi öldürmek var mı? Eline tabancayı alan bi tane de ben vurayım diyor. Korku yok. Halbuki vururken kendisinin de öldürüleceğini bilse, eli titrer, altına yapar, maazallah. Böylece sokaktaki masumları korumuş olursunuz. Adalet de yerine gelir, herkes rahatlar. Kan davaları sürmez. Çünkü gereği yapılmıştır ya da diyeti ödenmiş veya kişinin kendisi veya takını affetmiştir vesselam. İlahi yasalar da böyledir. Çoğunluğu koru. Kötüyü haksızı feda et. Otları bile ayıklarken kötü otları ihtiyacın olan sebze meyve için temizliyorsun. Hani merhametliydin o otlara da yaşama şansı versene..

 93

Fikir zamanla eskimez, çünkü insan aynı insandır. Akıl vahye muhtaçdır.

Yukarıda söylediğimiz gibi Batı, ölen ölmüş der, zalimi korumaya kalkar, bu yüzden onu gören yeni yeni katiller işbaşına geçer, sayıları çoğalır, suç istatistikleri yapmaya, bunu toplumsal sorunlara bağlamaya kalkarlar. Modern görünüp ne kadar ilkellik! Bir aptala zeki ismi vermekle zeki olmaz. Avrupa modernim derken ben onun şapşallığını anlıyorum o kadar.

Akıl daima vahye muhtaçtır. Deneme yanılma yoluyla bazı şeyleri bulabilir fakat ideali bulamaz. Kuran’da hz. İbrahimin aklı ile Allah’ı bulduğu anlatılır. Bu dinin ulaşmadığı bir yerdeki asgari sorumluluğu ifade eder. Kitablar ve peygamberler ise bunun üstü için gönderilmişlerdir. Onların 1400 sene önce gelmesi onun hükümlerinin eskidiği, geri olduğu anlamına gelmez. Kuran her yüzyıla hitab eden, buna göre özellikle müteşabih ayetleri ile yoruma açık hükümleri olan bir ilahi kitabdır. Arabanın yapıcı firması kullanım kılavuzu koyuyor ve sen ona uyuyorsun da Allah yarattığı kullarına da kitabla kullanım kılavuzu göndermiş ona neden uymuyorsun? Araba eskise de aynı kılavuz geçerli de bu kitab neden hala geçerli olmasın.

Hükümlerin yararını herkesle tartışırız. Ancak bunlar eski demek aptalcadır ve belden aşağı vurmak anlamı taşır. Ancak içtihat kapısı açıktır fikrini savunmak uygun bir çözüm olmalıdır bu noktada. İnsan 1400 sene önceki aynı insandır. İnsanın fiziki ve ruhsal yapısında, evlenmesinde hiç bir değişiklik yoktur. Şimdi biraz daha şehirlerde yaşamakta, teknolojiden kolaylık olarak istifade etmekte, deveyle gideceği yere uçakla kısa sürede gitmekte, araba kullanmakta, kolay haberleşmekte o kadar. Diğer her şeyi aynı. Hatta bu yüzden daha bencilleşmiş, bireyselleşmiş, kendini düşünür hale gelmiş, kanaati unutmuş, erdemlerden uzaklaşmış, içki ve uyuşturucunun pençesine düşmüş ve mutlu olamamıştır.

Araştırmalarla gelişmiş ülkelerdeki halkın (Amerika) yüzde yetmişinin mutlu olmadığı tesbit edilmiştir. Demek ki madde ile mutluluk her zaman aynı göstergeyi göstermiyor. Karnı doyduktan sonra ahlak üzere olabilmesini istemelidir. Bu da ahlak prensibleri ile sağlanır. Bunu da din önerir ve ahiret ve Allah korkusu gibi mihenk taşlarına bağlar. Daha  olmadı had cezaları koyar vurur kırbacı. Parayla kurtuluş yoktur. Onu canında hissetmeli ve bir daha yapmamalıdır.

Kişinin mutlaka bir veya birkaç putu daima vardır. Tek mabud Allah dururken ticarete, paraya, çok sevme adına kadına, makamı etkili görüp makama tapma, korktuğu veya çok çok sevdiği bir şeye tapma zaten nefsin temel “ene” özelliklerindendir. İşte bu tapmayı Allah’a yönlendirirseniz hem rahat edersiniz ki bu bir hürriyettir, hem de dünya ahiret kurtulursunuz. İnsan taptığının esiridir, nasıl kurtulsun ki? Allah nefsinin hevasına tapanı gördün mü demektedir ayette. Aynı tesbit..

94

Ramazan Orucu; Gelenek olarak mı tutuyoruz? Yoksa Allah emrettiği için mi? Dikkat.

Günümüzde orucun gelenekselleştiği konusunda ciddi kuşkular var. Kişi namaz kılmaz zekat vermez gider oruç tutar. Farz namazı kılmaz gider sünnet olan teravih namazını kılar. İnsan davranışlarını analiz etmek çok zor. Onun nedenini niçinini anlamak, davranışının mihenginde ne var onu keşfetmek kolay değildir. Bazen bilinç altında saklı duran davranış müşevvikleri de araştırılmağa değer bulunmalıdır. Herkese bir psikolog bulamayacağımıza göre bu sorgulamayı kişinin kendisi yapmalıdır. Acaba herkes oruç tutuyor bende onun için mi oruç tutuyorum? Bana bir şey derler diye korktuğum için mi oruç tutuyorum? Takiyye. Toplumdan mı çekiniyorum acaba? Yoksa oruç bedene faydalı, kilo verdirir diyorlar, kilo vermek için mi oruç tutuyorum? gibi sorgulama yapılmalı ve cevabı verilmelidir. İşte isyan burada faydalı sonuç verir. “Hayır! Ben, Allah’ım bana emretti, bu emrine uymak  onun rızasını kazanmak ve karşılığını yalnız ondan beklemek için oruç tutmalıyım” demelidir. Bunun için sonuçlardan hareket etmek de aynı faydayı sağlar. Nedenini ortaya koyamaz belki ama pislikleri temizler gider. Bir masada görülmeyen kirlerde gitsin diye her tarafını temizlemeye benzer. O da: ihlasla niyet tekrarıdır. “Ya Rabbi, ben yalnız senin rızanı gözeterek oruç tutuyorum. Senin emrin olduğu için oruç tutuyorum. Bana kolaylaştır ve benden kabul et” demelidir.

 95

Oruç tutmayana müdahale doğru mu?                            

Oruç ibadeti gizli yapılan bir ibadet olmasına rağmen, toplum içinde açıktan yenilmesi oruç tutanları rahatsız eder. Bu kişiye fasık-ı mütecaviz denilir. Bu noktada demokrasi, laiklik, liberalleşme gibi toplumsal yaklaşımların getirdiği hareket serbestîsi ile İslam’ın ön gördüğü emri bil mağruf nehyi anil münker temel prensibi çatışır mı? İslam’a göre emri bil maruf nehyi anil münker’i ilk yapacak olan devlettir. Ancak İslami bir devlet olmadığı için bu mümkün olmaz. İş cesaretli İslam âlimlerine kalır. Halk da bu konuda şu üç esasa uymalıdır:

1 – Eli ile veya dili ile düzeltmek anlamında, eğer söylendiğinde bir kavga çıkmayacağı, darp olmayacağı tahmin ediliyorsa söylenmelidir. Yöntem ise; yumuşak olmalı ve kişiyi doğrudan hedef almamalıdır. İşte oruç tutarsan bu Allah’ın emridir, sağlık bulursun, ahrette de sorulacaksın gibi kişinin ihtiyacı hissettirilmelidir.

2 – Söylendiğinde kavga çıkacağı tahmin ediliyorsa bundan vazgeçilmelidir.

3 – En aşağı olanı ise kalben buğuz etmektir. Fakat bu imanın en zayıf halidir.

Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de Yahudilerin birbirinin hatalarını düzeltmediklerini, suç işleyenlerin yanında oturduklarını, böylece onları onaylamış olduklarını bildirmiş ve bununla toplumun bozulduğunu ifade etmiştir.

 95

İmam-ı Azamın namaz ve rüyası

İmam Cafer, İmamı Azam’a sormuş; Oruç mu daha önemli yoksa namaz mı? Demiş. O da, namaz cevabını vermiştir. Bunun üzerine İmam Cafer neden kadınlar kazaya kalan orucunu tamamlar fakat namazını tamamlamaz deyince imamı Azam mahcub olur. Ama zaman içinde boynuz kulağı geçmiştir.

Sırası gelmişken imamı azamla ilgili bir kıssayı da burada anlatalım. Bir gün imam bir rüya görür. Rüyasında Peygamber efendimizin kemiklerini mezardan alıp bir torbaya doldurmuştur. Bu rüyasını etrafındaki kime anlattıysa da kimse yorumlayamaz. Derler ki diğer şehirde bir yaşlı zat var ona git o bilir derler. O da kalkar gider o şehire. O kişiyi bulup anlatır rüyasını. Rüyayı dinleyen adam birden hiddetlenir, ayağa kalkar ve sen bu rüyayı göremezsin der. Bunu görse görse Ebu Numan görür der. O zat ebu Numanın ismini duymuş fakat şahsen tanımamaktadır. İşte o Ebu Numan benim deyince, tamam şimdi oldu der. Çünkü İmam, İslamı bir düzene oturtacak, hükümleri sistematize edecek ve insanların istifadesine kolaylaştırarak sunacaktır.

Her ibadet yeni farz olmuş gibi kılınmalıdır. Alışmak tehlikelidir.

Sahabe-i kiram her ibadetini sanki yeni farz kılınmış gibi düşünür ve ona hazırlanırdı. Özellikle namazda bu çok belirgin bir husus idi. Buna parelel olarak ibadetin alışkanlık yapmasından şiddetle çekinir, şayet nafile bir ibadet yaparken ondan nefsinin hoşlandığını farkederse derhal o nafileyi bırakır başka bir nafileye başlardı. Oruçta bedenin oruca, açlığa alışması anlaşılabilir bir şeydir. Fakat her oruç için ayrı niyet neden gereklidir? İşte bilincinde olmak, otomatiğe bağlamamak için buna gereklilik vardır. İbadette nefse zor gelen ibadet daha makbuldür. Zaten bu yüzden gece ibadeti en makbul nafiledir. Uykuyu bölmek kolay değildir. Ama Allah c.c de o zorluğa gereken ecri verecektir. Kul bir karış, Allah bir adım; kul bir adım Allah koşarak… Bizler o kadar yapamayız ama ola ki içimizden ibadet etmekten eşini çocuklarını ve diğer insanları ihmal eden onların sorunları ile ilgilenmeyenler olursa onları şunu diyebiliriz. Hadisi şerifte insanın dine güç yetiremeyeceği, yapabildiği az, ihlaslı ve devamlı amellere dikkat etmesi gerektiği vurgulanmıştır. Peygamber Efendimiz eşi Ayşe validemiz, odama geldiğinde uyuyorsam o ibadet eder, uyanıksam benimle konuşurdu der. Bir hadiste ülfet etmeyen kişide hayır olmadığı vurgulanmıştır. Cemaate katılıp da bir kaç kişinin hatırını sormadan küs gibi giden adama acırım. Akşam namazından sonra iki rekat nafile ebvabinin arkasından bir kişiye Kuran öğretmek, ya da soru ya da sorununu dinlemek bana daha hoş gelir. İki kişi Allah için birbirini sever ve konuşurlarsa (gülümserlerse-sadakadır-) onların üzerine yüz rahmet iner ve aralarında paylaşırlar. Bir veli bu konuşmaların birinde biraz yüzünü ekşitmiştir. Sorulduğunda o kişi daha çok sevab alsın diye öyle yaptım demiştir.

 96

İbadette ihlas ve Allah’a güven

Avam cennete kavuşmak ve cehennemden korunmak için oruç tutar. İlimde derinleşenler emir ve rızai ilahi ve Allah’a kavuşmak arzusu ile yanar tutuşur. Bunların “bu akşam ne yiyeceğim” demesi bile Allah’ın Rezzak sıfatından bir şüphedir ve orucu bozar, Allah’ı gücendirir.

Orucunun ya da namazının övülmesinden hoşlananın işi zordur. İnsan “ben insanların rızası için mi oruç tutuyorum?” demelidir. Bir adam bir gün cemaate ikinci safa düşmüştür ve bundan canının sıkıldığını farketmiştir. Hemen aklı başına gelir ve sorgular. “Ben ön safta bulunmak ve sevab ticareti yapmaya mı geliyorum” der ve geçmiş iki aylık namazlarını tekrar kılar. Oruçlunun gıybet etmesi de aslında orucu bozar. Fakat bu havvas için geçerlidir. Öyle ki tevekkülünde en ufak bir hata, sebebe güvenip Allah’ı bir an unutmak bile bozulma nedenidir.

Yusuf aleyhisselam hapisten kendisinden önce çıkan arkadaşına, “efendinin yanında beni an beni de kurtarsın” demiş ve inşallah dememiştir. Bunun üzerine şeytan o adama bunu unutturmuş ve yedi yıl daha hapiste kalmıştır. Allah, dostlarının kendini unutmasını asla affetmez.

Hadislerde görüleceği üzere Ramazan’da şeytanlar zincire vurulur. Fakat kişinin yalan söylemesi veya gıybet etmesi şeytanı zincirden boşandırır ve onunla uğraşmaya başlar. İşte insanların Ramazanda namaza başlamalarının bir nedeni de onu caydıracak şeytanın olmamasıdır. Tabii ilahi rahmetin kişiyi namaz ve oruca çektiğini de unutmamak gerekiyor. Bazı uyanık müslümanlar da rahmetin bolluğunun farkına vararak kısa dönemde çok kar anlayışıyla fırsatçılık yaparak namaza yönelirler. Çok uyanık olanları da kutsal geceleri iyi takip eder ve değerlendirirler. Ama Cenab-ı Hak öylesine rahmetini yayar ki, kimseye neden yalnızca Ramazan, neden yalnızca Cuma demez. Fakat ister ki kulu her daim beş vakit karşısına gelsin. Aslında yalnız Cuma kılmak 30 000 liralık bir arabayı 5 000 lira verip alıp kaçmaya benziyor. Var mı böyle bir ticaret? Zaten hadiste beş vakit namazı hakkıyla eda edenlere Allah’ın cennet vaadi olduğu bildirilmiştir. Bunun dışındakilere Allah’ın bir vaadi yoktur, dilerse affeder dilerse azab eder. Fakat sonuçta herkes ibadeti ile değil peygamberler dahil Allah’ın merhameti ile cennete girer. Yani namaz  merhamete vesile olmuş olur. Fakat Cenab-ı Allah’ın merhameti gene de çok yüksektir. İbrahim aleyhisselama bir gün bir fakir gelir, yiyecek bir şeyler ister. İbrahim Aleyhisselam: “Bak işte sen benim dinime girersen sana istediğini veririm” der. Adam sinirlenir ve “yiyeceğin de dinin de senin olsun” der ve çeker gider. Bunun üzerine Cenab-ı Allah nida eder ki; “Ya İbrahim, o kulum beni 90 senedir inkar ediyor, fakat ben onun bir gün bile rızkını kesmedim. Senden bir lokma istedi diye, sen ona dinime girersen veririm diye şart koştun” der. Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselam hata ettiğini anlar ve adamın peşinden koşarak, “gel tek benim dinime girmezsen girme, sana istediğini vereceğim” der. Adam kabul eder fakat bir taraftan da sorar. Ne oldu da fikrini değiştirdin deyince, İbrahim Aleyhisselam, Rabbim bana böyle böyle emretti der. Ya, demek Rabbin öyle mi dedi der ve müslüman olur.

 

97 

İyiliği yapmak kolay fakat korumak zordur.

Bir iyilik yapma fırsatı doğduğunda, bir şeyi Allah rızası için şu işi yapacağım dediğinizde onu mutlaka makul bir sürede imkanlar ölçüsünde yapmalısınız. Bu süre aşşıldığı yada niyetlerde bir gevşeme olduğu zaman Allah o kulunu terkeder ve şeytan müdahaleye  başlar. Kişi o iyiliği yapamaz hale geldiği gibi yapsa da artık sevabı olmaz. Bir kişi insanların taptığı bir ağacı Allah rızası için kesmeye gider. Baltayı omuzuna alıp giderken şeytan onun yoluna çıkar ve engellemek ister. Kavga ederler ve adam şeytanı yere yatırır, yener. Şeytan onu engelleyemeyeceğini anlayınca ona der ki, sen bu işten vazgeçersen her gece yastığının altına bir altın koyarım der. Adam da kabul eder ve yoldan döner. Birinci gece adam bir altını yastığın altında bulur ve sevinir. İkinci gece bir şey yoktur. Bunun üzerine şeytana kızar ve baltayı alıp yine o ağacı kesmeye tekrar gider. Yolda şeytan tekrar karşısına çıkar ve yine kavga ederler. Bu kez şeytan adamı alteder. Bunun üzerine şaşıran adam nasıl olduda beni yendin deyince şeytan der ki, öncekinde  sen Allah rızası için gidiyordun ve beni yendin. Şimdi ise altını koymadığım için kızdın ve nefsin için gidiyorsun ve ben de seni yendim der. İşte niyetler bu kadar önemlidir. Ameller niyetlere göredir diye boşuna buyurulmadı. Benim kalbime gelen nefsin inkarından dolayı bir namazda beş kere niyet düzeltmesi yaptığım olur. Allah ihlaslılardan amellerini kabul eder. İbadette, idrak ve ihlas arar. Tavuğun yem yediği gibi tadili erkana riayet etmeden aman biraz fazla kılayım deyip namaz ve rekat ticareti yapanların alacağı pek bir şey yoktur. İbadette kalite çok önemlidir. Tefekkürle, huşu ile, idrak ile, tadili erkana riayetle, yavaş yavaş, Allah’ı görür gibi ihsan makamında kılınan namazın yerini hiç bir şey tutmaz. Az ama kaliteli. Farz eksikleri sünnetle tamamlanacağı bildirildi zaten. Neden acele çok namaz kılmaya çalışayım ki? Tavsiye ederim.

Hadisi şerifte buyurulduğu üzere kişi gizlide bir iyilik yapar. Bunun üzerine o iyiliği, kötülüğe dönüştürmek için şeytan o kişinin peşine düşer ve bir toplulukta yaptığını ona söyletir. Bunun üzerine gizlideki sevap gider açıkta yapılmış sevaba dönüşür. Şeytan bıkmaz başka bir toplulukta tekrar söyletir. Bunun üzerine açıktaki sevab da gider bire bir kalır. Şeytan tekrar başka bir toplulukta daha söyletir. Bu kez bir de gider riya yazılır. Riya ise şirktir buyruluyor. Ben günde şu kadar nafile namaz kılıyorum, su caminin şurasını ben yaptırdım, şu kadar öğrenciye burs veriyorum, şu kadar defa hacca gittim, ben hacdayken şöyleydi lafları hep nefsin tezkiye olmamasındandır, nefis bundan lezzet alır. Bu yüzden iyi bir bilinç ve telkin de işe yarar. Tevazuya dikkat edilmelidir. Bırakınız sizi sade, biraz cahil bilsinler. Sizinle konuştuklarında sizin imanınız, ferasetiniz onları etkileyecektir. Bir söz var. Bir kimse bir odaya elbisesi ile girer, fakat aklı ile çıkar.

 98

Her şey hizmet içindir

Ben hep makam sahiplerinin bu makamlarından çıkar, otorite, hakimiyet sağlamalarından nefret etmişimdir. Onları sadece bir hizmet aracı olarak görürüm o kadar. Sizin adaletiniz, hizmetteki gayretiniz, bilginiz bu makamı da sizi de yükseltir diye düşünürüm. Aksi halde ya adamı putlaştırırsınız ya da makamı.. Hz. İsa yolda giderken bir külçe altın bulur ve onu yanına alır. Derken bir adamla kölesini görür. Adam bir şey için kızmıştır ve kölesini dövmektedir. Ona elindeki altını bu köleye karşı teklif ederek onu kurtarmak ister. Fakat adam o kadar kızmıştır ki altın maltın dinlemez ve dayağa devam eder. Bunun üzerine Hz. İsa önce altına şöyle bir bakar ve der ki sen bir insanı kurtarmadıktan sonra ne işe yararsın der ve altını dereden aşağı yuvarlar atar.

İnsanın putlaştırılması ise şöyledir: Hz Ömer devrinde halk arasında Halid bin Velid olmadan fetih yapılamaz diye bir genel görüş oluşur. Hz Ömer buna derhal tepki verir ve Halid Bin Velid’i ordu baş komutanlığından alır ve yerine kölelikten gelme fakat bilgili ve ehil bir zat olan Ubeyde Bin Zeyd’i atar. Halid Bin Velid’i de onun yanına er olarak verir. Mısıra gidilmiş ve fetih yine gerçekleşmiştir. İşte vazgeçilmezlik İslamın asla kabul etmeyeceği bir şeydir. Üstün olan Allah ve onun emirleri olan İslam Hukuku’dur.

Bektaşinin biri şu paranın değerine bir bakayım der ve bütün parasını küpe koyarak beş parasız şehirde bir hafta dolaşır. Öyle perişan olmuştur ki sormayın gitsin. Kimse çay bile ısmarlamamıştır. En son eve gelir, küpü ve paraları karşısına alır ve şöyle der. Ey para, Allah desem değilsin, peygamber desem değilsin, bakıyorum da sana hiç de aşşa değilsin. Yorum yok…

Evliyadan bir zat (Şeyhül Ekber Muhyittin Arabi) Şam’da “ sizin taptıklarınız ayağımın altındadır” der ve sözünü geri almaz. Koyu şeriatçılar hemen hazırdır ve dine aykırıdır diye idam ederler. Ölmeden der ki, sin şına vurunca  bunu anlarsınız der. Nihayet Yavuz Sultan Selim Mısır seferi sırasında Şam’a uğrayınca bunu ona anlatırlar. Nerede demişti diye sorar ve orayı kazdırır. Çıkan şey bir küp altındır…

 99

Niyetteki sapmanın sonu cehennemde biter

Allah şu üç kişiyi cehenneme atar. Halk bu adam molla adam desinler diye ilim yapanı, ırkı için çarpışıp şöyle kahraman adam desinler diye çarpışan adamı ve ne kadar baba adam ne kadar hayırsever adam desinler diye hayır yapan adamı. Alacağınızı aldınız size baba, kahraman ya da molla dediler, benden ne istiyorsun der ve cehenneme atar. Allah muhafaza buyursun. Niyetlere dikkat. İngilizlerin bir sözü var. All thing in moderation, moderation in all thing. Yani ortalama her şeyde. Her şeyde ortalama. Bunun gibi her şeyde Allah rızası. Allah rızası her şeyde. Said –i Nursi hazretleri buyuruyor ki, insan sünnetleri işleye işleye o  sünnetler ibadet seviyesine yükselir.

99

İ’tikaf

Peygamber Efendimiz Ramazan ayının son on gününde i’tikafa çekilir ve eşleriyle cinsi münasebetini keserdi. İ’tikaf bir kimsenin ibadet niyetiyle herhangi bir mescidde uzun süreli inzivaya çekilmesi anlamına gelir. İhtiyaç ve yemek maksadıyla çıkışlar bunu bozmaz. Alimler bir müslümanın normal vakit namazları için bile camiye gelişlerinde kapıdan girerken i’tikafa niyet etmelerinin i’tikaf sayılabileceğini bildirmişlerdir. İ’tikaf hayatın anlamı üzerine derin bir tefekkür sağlar ve bu insan için bir ihtiyaçtır. İnsanın sıkıldığı zannedilir fakat hiç öyle değildir. İki yıl ramazanın son on gün umresinde i’tikaf nasib oldu. Süperdi..tavsiye ederim.

Aslında ben geziye gitmeye de bu gözle bakıyorum. Sizi bilemem. Hayatımı sorgulamak için bir düşünme fırsatı. Denize girmek, güzel, o kadar. Kişinin kendini keşfetmesi, asıl sorun bu. Günlük meşgalelerden kurtularak ben ne yapıyorum diyebilmeli insan…içkiye eğlenceye vurduysanız söylenecek bir şey yok. O deve kuşunun kafasını toprağa gömmesine benziyor. Kafanı kuma sok, sorunlardan kurtul. Ya da kafayı bul, serabı seyret dur. Varınca yaşayacağın sürpriz ne yazık ki çok acı olacak.

îtikâf, mescid veya mescid özelliklerine sahip bir mekanda, ibadet niyetiyle belli bir süre durmak demektir.

Ramazan îtikâfı bir beldede yaşayan bütün müslümanların üzerinde bir sünnet-i kifayedir. Yani en az bir kişi tarafından yapıldığı takdirde sorumluluk o beldede yaşayan bütün müslümanlardan kalkar.

Ramazan îtikâfı bir müekked sünnettir,

îtikâfta niyet şarttır.

Ramazan îtikâfında sünnet olan, bunun Ramazan’ın son on günü boyunca yapılmasıdır.

“Cîtikâf için erkek müslümanlar cami ve mescitleri, kadınlar da evlerinin ibadete ayrılmış bir odasını kullanabilirler.

Tîtikâf süresi içerisinde cinsel ilişkide bulunmak ya da geçerli bir neden olmaksızın îtikâf yerini terk etmek (örn; kadınlar için evlerinin ibadete ayrılmış odası) îtikâfı bozar.

Hayati bir tehlike, tuvalet, abdest, banyo gibi nedenlerle îtikaf yerinin terk edilmesinde bir sakınca yoktur.

îtikâfa anlam kazandıran, bu süre içerisinde, her türlü günah ve haramı terk etmek, yemek- içmek, uyumak gibi mübah olan nefsani uğraşları en aza indirmek ve tamamen ibadet, namaz, zikir, tefekkür, okuma gibi ulvi taatler ile meşgul bulunmaktır.

 

İ’tikafa giren kimsenin eşiyle dahi olsa öpüşmesi ve cinsi münasebette bulunması haramdır.

100 

SONUÇ

İnsanın küçücük bir parçası üzerinde yaşadığı bu eşsiz kâinatı yaratan Allah Teâlânın yapılmasını kesin olarak emrettiği vazifelerde, insanların sayısız menfaatleri vardır. Oruç da Allah Teâlânın kesin emridir. Orucun farz kılınmasının hikmeti, her şeyden önce, oruç tutan kimsede takvanın tecelli etmesini sağlamasıdır. Takva, insanı meleklik derecesine yükseltir. Allah Teâlâya bağlılık melekesini gerçekleştirir. Kişiyi, nefsânî arzulara uyma hastalığından kurtarır.

“Nefis doyarsa aza acıkır ve nefs aç kalırsa, aza tok bulunur” denilmiştir. Azanın açlığı, layık olmayan işleri yapmağa amade olmasıdır. Azanın tokluğu ise, uygun olmayan işleri yapmamasıdır. Nefse istedikleri verildikçe, azgınlaşır, doyacak yerde daha da acıkır. “…Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder…). Bu sebeple oruç, nefsi en mükemmel bir şekilde terbiye eder; azanın tok kalmasını sağlar.

Oruç, beden ve ruh için bulunmaz bir ilaçtır.

Oruç, zihni berraklaştırır. Oruçta, maddî ve manevî sabır gerçekleşir.

Oruçlunun uykusu ibadet, sükutu teşbihtir. Oruç tutan kimseye, aksiyonununun mükâfatı kat kat verilir. Duası ise, Allah Teâlâ tarafından kabul edilir.

 

Her ibadette riya, göstermiş olabilir; fakat oruçta riya, gösteriş yoktur.

Marifetnâme’de yer alan aşağıdaki mısralar ne kadar düşündürücüdür:

 

“Nur ve zulmetten yoğurmuşlar Seni, Canını nur anla, zulmet bu teni.

Ten muradı, ekl-ü şürb ve milk-ü mal, Can temennası, cemâl-i Zü’l Celal.

 

La cerem, ednâ yeri ednâ sever,

Yani, ten dünya ve can Mevla sever.

 

Ariyet gömlektir on günlük tenin,

Besle canı, ariyet nendir Senin”

 

Azanın acıkmaması, takvanın gerçekleşmesi, kat kat mükâfat alınması, duanın makbul olması, sabrın tecelli etmesi, riyadan, gösterişten uzak kalınması, maddî ve manevî hudutsuz faydaların sağlanması için emredilen oruç vasifesinin yerine getirilmesi gerekir.

Oruç tutan insan;

-Allah ve Peygambere itaat etmiş ve büyük sevap kazanmış olur.

-Allah’ın verdiği nimetlere şükretmiş ve aç kalanların hâllerini öğrenmiş olur.

-Sağlığını korumuş, nefsini terbiye etmiş ve irâde eğitimi yapmış olur.

-Sabır ve metanet kazanmış, kötü söz ve davranışlardan korunmuş olur.

-Ahlâkını güzelleştirmiş ve imanının bilincine ermiş olur.

-İbadet zevkini tatmış, Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmış olur.

Bu Ramazanda amelindeki ya da ihlasındaki bir kusurundan dolayı bu kadar rahmet ve mağfiretin olduğu bu ayda cenneti hak edemeyenlerin burnu sürtülsün diyelim bizde

Bayramlar, sosyal şizofreniyi toplumsal empatiye çevirme günüdür!

Bir gün insanlara çorba içmeleri için uzun uzun kaşıklar verilmiştir. Fakat bir türlü kaşığı çevirip de içemezler. Hep birbirine takılmıştır. Bu kez aynı sofraya dervişleri oturturlar. Onlar şöyle yapar. Çorbayı alır, kaşığı karşıdaki arkadaşına uzatır…Kendini başkasına feda etmek, sorunu da çözüyor demek ki. Güruhu, bilinçli, kültürlü, erdemli toplum yapan yardımlaşmadır. Benimle ilgilenmezsen seninle neden arkadaşlık yapayım? İyi gün-kötü gün dostunu neden ayırıyorlar?

Birisi, misafirine yedireceği yemek sınırlı olduğu için, lambayı kasten kaza süsüyle söndürür ve karanlıkta yer gibi yaparak yemez, ve yemeği misafirine yedirir. Siz cebinizde sadece 5 lira varken yarısını fakire verme yürekliliğini gösterebildiniz mi hiç? Yoksa bencillik ve ferdiyetçilik yakanızı mı sardı? Rezzakı unuttunuz mu?

Kişilik gelişmeden insan olunmaz, insan olunmadan toplum olunmaz. Aksi halde kin ve nefret, düşmanlık, haset ve cimrilik toplumu yer bitirir= sosyal şizofreni.

Bayramı kişi yaşar, o da insansa yaşar. Onun için önce insan olmak gerekir.

Bayram da, din de, diğer her şey gibi insan içindir. Eh, insan da bir şey için olmalı… Onu da siz bulun!

En güzel eman olan ALLAH’ın emanına emanet olunuz…

Sevgi ve barış içinde kalın.

Nice Bayramlara !.

 103

FITIR SADAKASI (FİTRE)

Bir fitre, bir kişinin, sabah-akşam günde iki öğün karnını doyurmasına yetecek olan miktardır.

Fitre, Ramazan bayramına ulaşan ve belli miktarda paraya/ mala sahip bulunan her müslümana vacip olan özel bir sadakadır.

Fitre oruç tutan, tutmayan ya da geçerli bir mazereti nedeniyle tutamayan her müslümana vaciptir.

Fitrenin vacib oluşunda ölçü, temel ihtiyaçlar dışında, (bir günlük yiyecek) en az 561 gr. Gümüş ya da 85 gr. Altın ya da bunlardan birine eş değer, nakit para, değerli ziynet eşyası ve maldır.

Fitre, Ramazan bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacip olur. En iyisi bayramdan önce verilmesidir.

Kİşi, kendisinin ve erginlik çağına gelmemiş olan çocuklarının fitrelerini vermek zorundadır. Hanımının ve anne-babasının fitrelerini vermek mecburiyeti yoktur. Onların fitreleri kendilerine aittir.

Fitre, ancak kendilerine zekât verilebilecek olan kimselere verilebilir. Yani malı/parası nisap miktarından az olan ve temel ihtiyaç maddelerini temin etmekten aciz bulunan… Dolayısıyla kişi, fitresini, hanımına, anne- babasına, dede-ninesine, çocuk ve torunlarına veremez.

Fitre gayri müslimlere verilemez.

 103

Bayram namazının sünnetleri            

Bayram namazına başka bir yoldan gidip, eve başka bir yoldan dönmek

Dargınlık karşısında bağışlayıcı, güler yüzlü ve mütevazı olmak

Bayram namazına yetişemeyen kişi, tek başına bayram namazı kılamaz. Fakat isterse onun yerine dört rekât nafile namaz kılabilir

Hadis: “Bu günümüzde (bayram) yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır.”

(Buhari)

Hadis: “Kim sevabını ALLAH’tan ümid ederek Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü gün onun kalbi ölmeyecektir”   ibn-i Mace)

Sultan I. Ahmed’in Hazreti Peygambere Mersiyyesi

 

 

N’ola tacum gibi başumda götürsem daim
Kademi resmini ol hazret-i şah-ı resulün
Gül-i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün

Sultan 1. Ahmed

 

Bu kıta şiir Sultan 1. Ahmedin kendi şiiri olup İstanbul Sultan Ahmed meydanındaki türbe kabristanının giriş kısmının üst içe bakan tarafında beyaz mermer üzerine altuni renkte yazılı olan kıtadır. kendisi 14 yaşında tahta çıkmış, 14 sene tahtta kalıp hastalık nedeniyle vefat etmiş, 12. padişah olup 14. sırada (önceki iki defa tahta çıkış dolayısıyla) tahta çıktığı için 14 şerefeli Sultan Ahmed Camii’ni yaptırmış ve açılış ikindi namazına denk gelince cemaate dönüp “ey cemaat, içinizde ikindi namazının sünnetini ömründe hiç terketmeyen her kim var ise gelsin bu namazı kıldırsın” diye nida etmiş, bir süre bekledikten sonra etrafındaki mollalar da dahil olmak üzere hiç kimseden ses çıkmadığını görünce öne geçip ” Elhamdülillah biz ömrümüz boyunca bu sünneti de hiç terketmedik” deyip imamete geçmiştir. Sultanın bir türlü namaza başlamadığını gören alimler mollalar sultana “Sultanım cemaat bekleyip duruyor, huzursuzlaştı, biraz acele edin” deyince Sultan Ahmed’in cevabı şöyle olur. “Bre Molla, siz benim kabeyi görmeden namaza duracağımızı mı sandınız” der. bir müddet sonra da namaz eda edilir. bu cami bir ihtiyaçtan ziyada Ayasofya Camii’ne kinaye olarak üstünlüğümüzü ilan etmek için onun tam karşısına yapılmıştır. kubbesi Ayasofyadan bir karış da olsa geniştir. ayasofyanın hantallılığına göre daha zariftir. konumu daha isabetli ve görünür bir yerdedir. iç direkleri de aynı şekilde zarif ve içi çini kaplama olup yabancılar “mavi cami” olarak anarlar.
Bu fakir geçtiğimiz ramazandan üç gün önce Temmuz 2011’de İstanbul’da idi ve hem eserini hem eser sahibini ziyaret edince (muhabbeti bir başka oldu mübareğin) ve yukarıdaki şiiri de görünce hemen onu not edip İstabnul-Ankara yolunda aşağıdaki mersiyyeyi kaleme almak nasib oldu. yazdırana hamdolsun.

 

NO’LA MUHAMMEDΠ 

(Aşık ahi kul ahmedin Hz. Peygambere mersiyyesi)

N’ola başım gibi seni de taşısam

Beni hardan alan nuru Muhammedî

Gülşeninim güllerim seninle koksam

Ahmedî kul üzre yüzün Muhammedî

 

N’ola canım gibi seni de sevseydim

Beni hare sokan narı Muhammedî

Didarımın bağları seninle gülsem

Ahmedî kul üzre gülün Muhammedî

 

N’ola sözüm gibi seni de bilseydim

Beni senden alan nuru Muhammedî

Cennetimin köşkleri görüp bilseydim

Ahmedî kul üzre sözün Muhammedî

 

N’ola yarim gibi seni de sarsaydım

Beni candan eden canı Muhammedî

Cananımsın köşkleri verince gülsem

Ahmedî kul üzre köşkün Muhammedî

 

N’ola halim gibi seni de ağlatsam

Beni kuldan eden birr’i Muhammedî

Resulüsün ümmeti verince gülsem

Ahmedî kul üzre gül sen Muhammedî

 

N’ola gülüm gibi seni de dileseydim

Beni bülbül kılan gülü Muhammedî

Türkülerin neşvesi kârınca yağsam

Ahmedî kul üzre türkün Muhammedî

 

N’ola yıllar gibi seni de içseydim

Beni yorgun kılan ahı Muhammedî

Gözlerimin yaşları tövbede Hakşen

Ahmedî kul üzre makam Muhammedî

 

N’ola zikrim gibi seni de ansaydım

Beni cezbe salan şah’ı Muhammedî

Döndüğümün nirengi yıkılsa yansam

Ahmedî kul üzre ölsem Muhammedî

 

N’ola aşkım gibi senide yar saydım

Beni derde koyan aşk’ı Muhammedî

Sadıkınım mihengim yıkılsa düşsem

Ahmedî kul üzre kalksam Muhammedî

 

N’ola bilgin gibi seni de çözseydim

Beni bir de bulan dahi Muhammedî

Sorulanın şifresi verilse çözsem

Ahmedî kul üzre bilsem Muhammedî

 

N’ola halim gibi seni de sorsaydım

Beni hapse koyan hakkı Muhammedî

Mahpusların kapısı açılsa kalsam

Ahmedî kul üzre assam Muhammedî

 

N’ola cahil gibi seni de sorsaydım

Beni ilme iten “oku, Muhammedî”

Alimlerin imamı olup kıldırsam

Ahmedî kul üzre ezan Muhammedî

 

N’ola sırrım gibi seni de açsaydım

Beni ele veren yad-ı Muhammedî

Gizlerinin çırası yansa da görsem

Ahmedî kul üzre gizin Muhammedî

 

N’ola dişim gibi seni de sıksaydım

Beni sünnete koşan şer’i Muhammedî

Tarikatının yolunu söyle de bilsem

Ahmedî kul üzre erin Muhammedî

 

N’ola elim gibi seni de tutsaydım

Beni biat eden nebi Muhammedî

Hakikatının hükmünü bildir de ölsem

Ahmedî kul üzre hakkın Muhammedî

 

N’olaydı da n’olaydı hükmüm n’olaydı

Yedi düvel hükümranım hal olaydı

Resulü Zişan hükmüne ram olaydı

Ahmedî kul üzre şahın Muhammedî

 

Kul ahmed’im sultanın kim Ahmet midir

İki cihan üzre şahın gül gülşen midir

Bu adaşların Rahman’ı Rahim midir

Ümmetî kul üzre şaf’i Muhammedî

 108 

DİNİ BAYRAMLAR VE ADABI

Bilindiği gibi bayram, sevinç ve neşe günü demektir. Öteden beri her milletin birçok millî günleri, tarihî hatıralarını canlandıran bayramları bulunmaktadır. Aynı şekilde bir dine mensup kimselerin de dinî günleri ve dinî bayramları vardır.

Bayramlar, inananlar üzerinde çok müspet tesirler meydana getirir, dinî şuur ve duygularını kuvvetlendirir. İnsanlara yeni bir heyecan ve çalışma zevki kazandırır.

Bayramların, millî ve dinî duyguların, inanışların pekişmesi, taze ve canlı tutulması fonksiyonu yanında, toplumun birlik ve beraberliğini sağlamada ve bunun bireylerin bilincinde yer etmesinde de büyük önemi vardır.

Gerçekten dinî bayramlar, insanlar arasında kaynaşmanın, dostlukları ve ahbaplıkları ilerletmenin bir yolu olarak belli bir öneme sahip oldukları gibi, dinî duygu ve şuurun sosyal hayatta tazelenmesinin de bir vesilesidir.

Dinî Bayramlarımız

İslam Dininde iki büyük bayram vardır. Ramazan ve Kurban Bayramı. Kaynaklarımızda, Ramazan Bayramına “îdu’l-fıtr”, Kurban Bayramına ise, “îdu’l-edhâ” denilmektedir.

Sevgili Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiklerinde, Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz (s.a.s.);

“Bu günler nedir?” diye sordu” Medineliler;

“Biz câhiliyye döneminden beri bu günlerde eğleniriz” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz;

“Allah, size, o iki gün yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir. Bunlar Ramazan ve Kurban Bayramlarıdır” buyurmuştur.

Ramazan ve Kurban bayramları hicretin ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. O günden beri kutlana gelen bu iki bayram, Müslüman milletlerin aynı zamanda millî bayramları hâline gelmiştir.

Bayram Günlerini Nasıl Geçirmeliyiz ve Neler Yapmalıyız?

Her iki bayram da bayram namazı ile başlar. Sahabeden Berâ ibn Azib’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bu hususu, okuduğu bir bayram hutbesinde şöyle ifade buyurmuşlardır:

“Bu günümüzde yapacağımız ilk iş namaz kılmamızdır. Sonra döner kurban keseriz. Her kim böyle yaparsa, şüphesiz bizim sünnetimize uygun iş yapmış olur.”

Bayram namazı, biri Ramazan bayramında, diğeri Kurban bayramında olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rek’atlık bir namazdır.

Bayram namazı Hanefî mezhebinde, Cuma namazının vücûb şartlarını taşıyan kimselere vaciptir. Şafii ve Mâlikiler’e göre müekked sünnet, Hanbeliler ‘e göre ise farz-ı kifayedir.

Bayram namazına, mükellef olmayan küçük çocuklarımızı da getirmeli ve onlara da bu manevî havayı teneffüs ettirmeliyiz.

Peygamberimiz (s.a.s.), bayram günleri ve bu günlerin mahiyeti hakkında şöyle buyurmuştur:

“Arefe, Kurban ve Teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme, içme günleridir.”

Hadiste açıkça belirtilmektedir ki, bayram günleri yeme, içme ve ikram günleridir. Bunun için oruç tutmak senenin her gününde caiz olduğu hâlde,

Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört gününde tahrîmen mekruhtur.

Bayram günlerinin yeme, içme ve sevinç günleri olması yanında, her birinin ayrı bir anlamı da bulunmaktadır. Ramazan bayramı, bir ay boyunca Allah için tutulan orucun arkasından verilen bir “genel iftar ziyafeti” hükmündedir ve bu anlamından dolayı ona “fıtır bayramı (iftar bayramı)” denilmiştir.

Ramazan bayramının ilk günü bu yönüyle bir aylık Ramazan orucunun iftarı olmaktadır. Böyle toplu iftar gününde oruçlu olmak, Allah’ın sembolik ziyafetine katılmamak anlamına gelir ki, bu doğru bir davranış olmaz.

Allah için kurbanların kesildiği kurban bayramı günleri de ziyafet günleridir. Kurban bayramının Arefe ve bayram günleri, İslâm dünyasının en seçkin günleridir. Çünkü Arefe günü, dünyanın her tarafından gelen hacı adayları Arafat’ta toplanarak Allah’a yönelmekte ve O’ndan af ve bağış dilemektedirler. Arafat, İslâm’ın birlik ve kardeşliğe verdiği önemin bir simgesidir.

Bayram günleri mutlak ibadet günü olmadığı gibi, katıksız eğlenme günü de değildir. Bu iki hususu bir arada toplayan günlerdir.

Bayramları, ibadet ve itaatten tecrit edip, sadece oyun, eğlence, zevk ve safa günü olarak anlamak yanlış olduğu gibi, meşru oyunlardan ve mubah eğlencelerden soyutlayarak sırf bir ibadet ve itaat günü olarak anlamak da hatalıdır. Çünkü insanın manevî varlığı yanında, maddî varlığının da ihtiyacı vardır. İbadet ve itaatlerle ruh, kalp vb. manevî varlığımız tatmin edildiği gibi, çeşitli ikram ve ziyafetlerle, belli ölçüler içinde yapılan meşru oyun ve eğlencelerle de maddî varlığımız tatmin edilmiş olur.

Meşru sınırlar içinde yapılan oyun ve eğlenceler, bayramların özünde mevcuttur. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.s.), düğünlerde olduğu gibi, bayramlarda da eğlence ve oyuna karşı çıkmamış, hatta bunu teşvik etmiştir.

Konuya ışık tutacak iki hadisi burada zikredebiliriz:

Hz. Aişe validemiz şöyle anlatır:

“(Kurban bayramının ilk üç günlerinden birinde) Resûlullah (s.a.s.) yanıma geldi, karşımda Buâs ezgilerini def çalarak okuyan iki kız vardı. Yatağına uzanmış ve mübarek yüzünü çevirmişti. Derken içeriye Hz. Ebû Bekir girdi. ‘Bu ne hâl? Allah Resûlü’nün yanında şeytan mizmarı öyle mi? diyerek beni azarladı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) ona dönerek; Onlara dokunma ey Ebû Bekr; her milletin bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır.” buyurdu.

Yine bir bayram günü Hz. Aişe’nin, Habeşlilerin Mescid-i Nebevi’de kalkan mızrak oyunu oynadıkları bir sırada onları seyretmek için izin istemesi üzerine Hz. Peygamber ona izin vermiş ve “Tamam, yeter” deyinceye kadar beraberce bu oyunu seyretmişlerdir.

İslâm dini her konuda itidali (orta yolu) emir ve tavsiye eder. Mü’min olmak, fert ve aileleri mutluluğa götüren meşru yolları tıkayarak, dünyayı zindan hâline getirmek değildir. Anne ve babaya yakışan, bayramları aile ve çevresindekilerle neşe ve zevk içerisinde geçirmeyi gerçekleştirmeye çalışmaktır.

İnanmış, Allah’a gönül vermiş insan, bencil olmaz. Sadece kendisinin ve yakınlarının sağlık ve mutluluğunu değil, bütün Müslüman kardeşlerinin mutluluğunu da düşünür. Bu konuda çaba sarf eder ve dua eder.

“Hz. Peygamber Mescidde iken bir bedevi Mescide girdi, namaz kıldı ve ‘Allah’ım bana ve Muhammed’e rahmet et, başkasına değil’ şeklinde dua etti. Hz. Peygamber, bedeviye; Allah’ın geniş olan rahmetini daralttın…” buyurarak onu uyardı.

Merhamet insan kalbinin merhemidir. Sevgi ve saygı duygusundan uzak kimseler, katı yürekli olmanın yolunu tutmuşlar demektir. Bu duruma düşenler derhal bundan kurtuluş çarelerini aramaya koyulmalıdırlar.

Peygamberimiz (s.a.s.)’e bir sahabî gelerek kalbinin katılaştığını hissettiğinden şikayet etti. Peygamberimiz ona;

“Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yoksulları doyur ve yetim başını okşa” buyurdu.

İnsanımızın kemal derecesini bulması için bayramlarda yapacağımız en önemli işlerden biri de yetim, kimsesiz ve yoksullarla ilgilenmek, onlara maddî-manevî destek olarak, kendilerine yalnızlıklarını hissettirmemektir. Yetim ve kimsesizlere hep acınır, ama hiç unutmayalım ki onlar, bizler için bu top­lumda Allah rızasını kazanmamıza vesile olacak birer can simididir.

Kadın sahabîler arasında kocası öldükten sonra sadece yetim kalan çocuklarını büyütmek ve yetiştirmek için evlenmeyen güzel ve iffetli bir hanıma işaretle bir hadis-i şerifte,

“Ben ve bu yanakları çökmüş (fedakâr) hanım kıyamet günü cennette şu iki parmağım gibi yan yana beraber olacağız.” buyurulmuştur.

Bayram günleri barış ve sevinç günleridir. Dargınlık dinen yasaktır. Elbette bir arada yaşayan aile ve toplum fertleri arasında anlaşmazlıklar, sürtüşme ve tartışmalar olabilir. Bu gayet normaldir. Ama bunları dargınlık safhasına vardırmamak gerekir. Bilhassa yakınlar, sıla-i rahim denilen ziyaret bağı ile aradaki bağlarını kuvvetlendirmelidirler.

Hz. Peygamber, mü’minlerin üç günden fazla dargın durmalarının uygun olmadığını belirterek şöyle buyurmuşlardır:

“Bir Müslümanın diğer müslümana üç günden fazla dargın durması helâl olmaz.”

Akraba ve komşulara iyilik etmek ve onlarla iyi geçinmek Rabbimizin tavsiyesidir. O, bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Allah ‘a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, eliniz altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa, 4/36)

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarım ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (isrâ, 17/26-27)

Cenab-ı Hak, yakınlarla ilgiyi kesenlerin ahirette cezaya çarptırılacaklarını belirterek şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lanet, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d, 13/25)

İntikam almak dinimize göre haramdır. İnsanı bu noktaya getirecek kin, nefret, haset ve benzeri duygular yasaklanmıştır. Müslümanın, imana, sevgi ve saygıya yataklık etmesi gereken ve ancak bu şekilde iyi ve doğruya giden yolu aydınlatabilecek olan kalbi, bu kötü ve çirkin duygularla doldurulursa manevî fonksiyonunu icra edemez. Sahibine ışık tutamaz. Bunun içindir ki, intikam alma imkânı varken bağış yolunu tutmak büyüklüğün ta kendisidir ve Allah katında çok makbul bir harekettir.

Nitekim Kur’an-ı Kerim, bu hususa şu ayetle işaret etmektedir:

“Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.” (Şûra, 42/40)

Daima af yolunu tutmak, mü’minin başta gelen özellikleri arasında sayılır. Bu konuda yine Kur’an-ı Kerim’ de şöyle buyurulur:

“Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” (A’râf, 7/199)

Bu ayet nazil olduğunda Hz. Peygamber, ayetin açıklamasını Cebrail’e sormuş, o da şöyle cevap vermiştir:

“Allah, sana zulmedeni ve haksızlık edeni affetmeni, sana vermeyene vermeni, sana gelmeyene gitmeni” emretmektedir.

Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de, iyilik ve takvada yardımlaşmayı, günah ve düşmanlıkta ise yardımlaşmamayı emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“…İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlasın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın..”(Mâide, 5/2)

Ayrıca, Kur’an-ı Kerim kurtuluşun, ancak Allah’a ibadet etmekte ve hayır işlemekte olduğunu bildirmektedir. Konu ile ilgili bir ayet-i kerime şöyledir:

“Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Hacc, 22/77)

Bayram gecesi ve günlerinde aşağıda sayılan şeylerin yapılması müstahaptır, sevap kazanmaya vesiledir:

a)→ Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur’an-ı Kerim okumak, Allah Teala’dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz (s. a. s.) şöyle buyurmuşlardır:

“Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevabını ümit ederek ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.”

b)→ Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.

c) Güzel kokular sürünmek, temiz ve yeni elbiseler giyinmek.

d) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek ve giderken yolda tekbir getirmek; güler yüzlü ve sevinçli görünmek, yoksullara çokça sadaka vermek, çoluk çocuğuna bolluk göstermek.

e) Ramazan bayramında, namazdan önce bir şeyler yemek; Kurban bayramında ise, kurban kesecekse, kurban etinden yiyinceye kadar bir şey yiyip içmemek.

Bayram günlerinde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah’a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı “öf” bile demek yasaklanmıştır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur:

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsrâ, 17/23-24)

Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selamlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastanelerde;’ ve evlerde yatan hastaları ziyaret etmeli, şifâ dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerin ve kimsesiz çocukların başını okşamalı, onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. Bizden hayır dua bekleyen ölülerimize dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Çocuklara hediyeler dağıtmalı ve onları sevindirmeliyiz.

Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü olmak tavsiye edilmiştir. Ashâb-ı kiramdan Ebû Zer, Peygamberimizin kendisine bu konuda şu tavsiyede bulunduğunu rivayet eder:

“Kardeşini güler yüzle karşılamak gibi en ufak bir iyilik dahi olsa onu hor görme.”

Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de, İslâm’ın emrettiği şekilde, çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız.

 113

Bayramların toplum hayatına etkisi

Bayramların toplum hayatında üstün bir yeri ve değeri vardır. Bayram günlerinde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran Müslümanların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah’a yönelmeleri, O’ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah’ın rahmeti kuşatır ve onları affeder.

İbadetler insan üzerinde müspet tesirler bırakır. Hele bu, Ramazan ayına mahsus oruç, teravih, zekât, sadaka-i fıtr; fedakârlığın sembolü kurban… gibi ibadetler olursa, bunların etkisini toplumun her kesiminde görmek mümkündür. Toplum, bayrama girerken kendisinin dinî yönden güçlenmesini engelleyecek gaflet perdesini yırtmalı, yeni bir aksiyon kazanmalıdır. Bayramda ve bayram sonrasında “benim” diyebildiği yegâne iki nimeti, sağlık ve zamanını iyi değerlendirme şuuruna ermelidir.

113

Bir Müslümanın Güzel Ahlaklı Davranışı Nasıl olmalıdır: İnsan-ı kamile giden yol

Sizleri gönülden düşürmedik. Bir güzel söz ile uzaktan uzağa selam ve musafaha yapalım dedik.

Akıllılar bazen, deliler her gün bayram yapar. Ben delileri daha çok severim. Çünkü onlar katıksızdırlar. Onların tek sorunu, deliliğinin farkında olmaması. İşin aslı unutmayı da unutmak gerekir. Fakat Allah deliliği akıllıdan bekler. Dini olmayanın deliliğini ne yapacak? İşte dini deli gibi yaşayan akıllılardır O’nun aradığı.

Sahi din deyince siz ne anladınız? Namaz, oruç, sadaka falan mı?

İmam-ı Cafer’e sormuşlar, din nedir? Diye. Cevap vermiş: “Din sevgi ve nefretten başka nedir ki?”

İşin aslı saklambaç oynuyor.  Ara ki bulasın.

Bu yüzden;  “Arayanlar bulanlarmış, Bulanlar arayanlarmış”  (Said-i Nursi)

Bulunca vuslat olur, aşk kalmaz!  Ne demişler;

Aşkın varsa can baş üzre gel beri,

Aşkın yoksa, dön kapıdan gel beri.

Aşk bir derya, yüreğin kadar nasibin olur.  Uçurumdan sen atla ki, “O” tutar seni!  Korkak tacir kazanamaz! İşte atlayan deliler kazanır!

Mülkiyet tarlasında ekim yapanın hasadı “ben” ve “israf” olur.

Emanet tarlasını sür, harmanın rahmet olur.

Neye yanarsan onu görürsün.

İhtiyacını Pavlov’un köpekleri mi belirliyor? (Şartlı refleks)

“la ilahe” süpürgesiyle süpürmeyenin Allah’ı çok olur.

Rapresantlara ilk öğretilen “tekili çoğula çıkarmayın” “ çoğulu tekile indirmeyin”   İkincisi yanlış; siz “kesreti tekile çıkarın!”

Kabe’nin kara donuyla ne işin var senin.  Sahibini ara, sen onu değil,  kabe  seni tavaf etsin! (ayniyle vaki)

Kardeşlikte sevap ticareti

Dinimiz bizlerin kardeş olduğunu ve birbirimizi sevmemiz gerektiğini bildirmektedir.  “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” Sevgi ve barış içinde olmamızı isteyen yüce yaratıcı, ücrette de cömert davranacaktır eminiz.

Bayramınız kutlu ve mübarek olsun!…

Necip Fazıl, “Mü’min sıkıştırılmış şeker gibidir. Deryayı tadlandıracak güce sahibtir” der.

Dini, tevhitten, güzel ahlaka dönüştürmüş iyi bir insan, çevresi için bir rahmettir ve bir ölçüde etrafındaki herkesi de tatlandırır.

İşte bayramlar, kısalığına rağmen af ve tebessümle, kardeşlik ve dostluğun fiilen yaşama geçtiği barış ve huzur ortamlarıdırlar.

Zaman

Batılılar “Time is Money” derler.- Zaman paradır-

İnanan ise “Time is my life” der – Zaman inananın bütün hayatıdır-

O, boş laf bilmez, öyle konuşan olursa selam der geçer. Zamanın hüsrana dönüşmesi inananda olmaz. İki günü birbirine eşitlemez.

“İnsan hüsrandadır”, buyruldu.

Dün geçmiştir, yarın ne olacağını bilmiyorsun, o halde bugünü doku.

İnanmayan ise ne yaparsa yapsın, heyhat.. iman olmayınca..?

Zamanın hüsranındadır o. Aranan karşılıklı tanımadır. “Sen beni tanımazsan, ben de seni tanımam”dan öte nedir ki?

Kişilikte bayram yapınız

Bayram bağışlama günüdür.

 

“İnsanın üç günden fazla küs durması helal olmaz”

 

Akrabalık bağlarını kesenlerin ahiretleri zordur.

 

İntikam almak yoktur. Birisi size bir tokat attı ise, Hz. İsa gibi öbür yanağınızı çevirmeyin, fakat, sizin de bir tokat hakkınız olabilir, fakat affederseniz daha iyi olur. Yumruk atamazsınız.

İyilikte yardımlaşılır, fakat birlikte kazık atalım olmaz!

Anne baba hak ve hürmetini siz zaten biliyorsunuz. Öf’e bile izin yok! Yanınızda yaşlanacak! Hanıma itaat yok! Artık hala cenneti kazanamıyorsanız, burnunuz sürtülsün!

Gıbtadan haset kokusu gelir.

 

Gıbta, “keşke bende de olsa”; Haset ise, “onda da olmasın, bana verilsin” demektir ki hoş bir şey değildir.

Arkadaşı için “niye o çok şey biliyor da, ben bilmiyorum” gizli rekabettir ve haddi aşmış olur, imrenme kıskançlığa dönüşür.

Gıbtadan da uzaklaşarak takdire razı olmalı, kaderi tenkit etmemeli, kimseyi rakip görmemeli ve kendini güzel ahlaka yönlendirmelidir.

Komşusunun “iki eşeği olsun” diye dua edebilen, bir eşeği de hak eder.

Her şeyi emanet bilmeli. Mülkiyete geçeni iki metre kabut paklar!

“Sen rızkını aradığın gibi, rızkın da seni arar!” Bu ne telaş. Yat demedik ama, kazık da at demedik!

Topu sen oyna. Fakat skoru “O” belirler! Eh, kılıcın hiç mi hakkı yok?da diyebilirsiniz Fatih gibi.

Meziyetlerin öne çıkması 

İnsanların her fırsatta şahsi meziyetlerini sayıp dökmesi, ferdi başarılardan sözetmek, başarıyı kendine mal etmek, başkasını çekememezliğe iter ve gıbta damarını kabartır. Bu yüzden bunlar da ayıp kabul edilmiştir. Yani kendinden menkul olmamak gerekiyor.

İyiliklerinizi sayıp dökmeyin. Herkes kendi rekorunu kırmalı.

Fakirin ihtiyacı görülmemiştir bir gün. Haber gelir; Ali ölmüştür. (kerremallahi veche)

İşler bölüşülmeli, eller taşın altına konulmalı ve yapabileceğinin en iyisi yapılmalı. Böylece, semere de umumun malı olacaktır.

Sıddık 40 000 liranın 10 000’ini gece, 10 000’ini gündüz, 10 000’ini gizli, 10 000’ini açık verdi, ne güzeldir.

Siz 40 000 verin, “Akil” bir avuç hurmanın yarısını evine yarısını hayra ve eşitler.

Yaratılışın gayesi sevgidir

Yunus boşuna dememiş:

“Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü l Yaratılanı hoş gör l Yara­tan’dan ötürü”

Burada hoşgörülen şey yaratılıştır. Değilse her inkarı hoşgörme değildir. Aynı zamanda ona bir toparlanma fırsatı da vermiyor değil..

Yumuşaklık ve merhamet iyi insan olmanın gereği.

Kralları da Kuralları da putlaştırmak yok. Referandumda krallar, zarurette kurallar kalkar.

İngilizlerin çok tuttuğum bir özdeyişi var: “all thing in moderation, modaration in all thing”. Yani; her şeyde ortalama, ortalama her şeyde. Bu yüzden ortalama gitmek gerek.

Görev mi? Yardım mı?

Muhabir önündeki yaralıya yardım mı edecek, yoksa haber için o haldeyken onun fotoğrafını mı çekecek? Kararı insanlığınız versin.

Yetimhanede bir çocuğun devlete maliyeti aylık iki milyar lira. Halbuki bu çocuklar koruyucu ailelere verilebilse keşke.  Devlet yardım da yapıyor aslında.  Sıcak bir sevgi ortamında o çocuk büyür. İnsanın köpek kadar değeri yok. Bunları devlet düşünmeli ve daha kalıcı çözümler üretmeli. Ben eşime iki çocuğumuzun yanına iki çocuk daha alalım demiştimdi de hem devletin şartları hem kadının şartları beni bana bırakmamıştı. Toplumda merhamet bitiyor mu acaba. Merhamet timsali kadını bu görevinden alan ne? Düşünmek zorundayız vesselam…

Bayram günleri sevinç günleridir. Siz güler yüzü adet edinin ve hep öyle olun. Sadakanız olur.

 

Sonuç

Bayram günlerinde toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevişip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hâle gelen insanları bayramlar dinçleştirir. Ve çalışma azimlerini artırır.

Bayramlar, sosyal dayanışma ve barış şuurunun fertlere kuvvetle hâkim olduğu günlerdir. Dargınların kucaklaşması, aralarında kin, nefret bulunan kabile, aile ve şahısların, düşmanlık ve husûmet duygularının sevgiye dönüşmesi, küçüklerin büyüklere saygı, büyüklerin küçüklere sevgi göstermesi, hastaların ziyaret edilmesi, verilecek küçük hediyelerle çocukların gönüllerinin alınması, hısım ve akrabanın bir kere daha yeniden kaynaşması, genellikle bayram günlerinde mümkün olmaktadır. Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak millî birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olan hususlardır

 115-129

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ORUÇLA İLGİLİ KIRK HADİS

1. Hadis

Oruç tutan bir kimse, bütün kötülüklerden uzak kal­mak zorundadır.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-Aziz ve Celil olan AllahTeâlâ buyurdu ki:”Âdem oğlunun her ameli, her aksiyonu kendisine aittir. Yalnız oruç müstesna. O, benim rızam için tutulur. Onun mükâfatını Ben veririm”. Oruç, kötülüklere karşı bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu günde fena söz söylemesin; kavga etmesin. Şayet herhangi bir kimse, ona sövüp sayar ve çatarsa, “ben oruçluyum” desin. Muhammed’in varlığı kudretinde olan AllahTeâlâya ve-min ederim ki, elbette oruçlunun ağız kokusu, Allah Teâlâ katında misk kokusundan daha hoştur. Oruç tutan bir kimse için ferahlanacağı iki sevinç vardır: Birisi, iftar ettiği zaman duyduğu sevinç, diğeri ise, Allah Teâ-lâya kavuştuğu zaman duyduğu sevinç.

Hadisi, Buharı ve Müslim rivayet etmiştir. Lafız Buhari’nindir.

 

2. Hadis

Oruç   karşılığında   verilen   mükâfatın   hududu yoktur.

Buhârî’nin diğer bir rivayeti şöyledir: Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Oruçlu, yemesini, içmesini ve nefsânî arzularını Benim rızam, Benim hoşnudluğum için terkeder. Onun mükâfatını bizzat Ben veririm. Bir iyiliğe karşı (en az) on misli mükâfat vardır.”

3. Hadis

Cennetteki “Reyyan” kapısından cennete yalnız oruç tutanlar girecektir.

Sehl İbn Sa’d (r.a.)’den:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

-Cennette “Reyyan” adında bir kapı vardır. Kı­yamet gününde cennete oradan yalnız oruç tutmuş olan­lar girer. Onlardan başka bir kimse giremez. “Oruçlular nerede?” diye nida edilir. Onlar ayağa kalkarlar; o kapıdan cennete girerler. Onlardan başka bir kimse o ka­pıdan cennete giremez. Oruçlular o kapıdan girdikleri zaman, kapı kapanır ve artık oradan hiç kimse cennete giremez.

Hadisi, Buhârî, Müslim, Neseî ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.

Tirmizî’de şu ziyade vardır:

“Kim o kapıdan cennete girecek olursa,

ebediyen susamaz.”

 

4. Hadis

Oruç tutan bir kimsenin orucu, kıyamet gününde şefaatçi olacak ve bu şefaati Allah Teâla tarafından kabul edilecektir.

Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhumâdan: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

-Oruç ve Kur’ân-ı Kerim, kıyamet gününde kul için şefaatçi olurlar. Oruç dile gelir ve şöyle der: “Rab-bim! Ben onu, yemekten, içmekten ve nefsânî arzular­dan menettim; bu sebeple, ona şefaat etmeme izin ver.” Kur’ân-ı Kerim de şöyle der: “Rabbim! Geceleyin ben onun uykusuna engel oldum; ona şefaatçi olmama müsaade et.” Resûl-ü Ekrem sözlerine devamla: “O ikisi, kula şefaat ederler.” buyurmuştur.

Hadisi, Ahmet İbn Hanbel rivayet etmiştir

5.Hadis

Oruç, bedenin zekatıdır. Bedenin zararlı madde-lerden temizlenmesini sağlar:

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı ise oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.”

Hadisi, İbn Mâce rivayet etmiştir.

6. Hadis

Bedenî bir ibadet olan orucun bir benzeri yoktur.

Ebû Osame (r.a.)’den:

Şöyle demiştin:

-Yâ Resûlallah! Bana bir amel, bir aksiyon tavsiye et, dedim.

-Sana oruç tutmanı tavsiye ederim. Çünkü unun bir eşi, bir muâdili yoktur,’ buyurdu.

-Yâ Resûllallah! Bana bir amel, bir aksiyon tavsiye et, dedim.

-Sana oruç tutmanı tavsiye ederim. Çünkü onun bir benzeri, bir muâdili yoktur, buyurdu.

Hadisi, Neseî rivayet etmiştir.

Neseî’nin diğer bir rivayetinde râvi şöyle demiştir:

ResûluUah (s.a.v.)’e geldim ve:

-Yâ Resûlallah! Allah Teâla’nın beni kendisiyle faydalandıracağı bir ameli, bir aksiyonu bana tavsiye et, dedim. .

-Oruç tutmanı sana tavsiye ederim. Çünkü onun bir benzeri yoktur, buyurdu.

7. Hadis

İftar edeceği zaman oruçlunun yapacağı dua, ka­bul edilir; reddedilmez.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

-Üç kişi vardır ki onların yapacağı dua reddedilmez; kabul edilir: İftar edeceği zaman oruçlunun dua­sı, âdil bir devlet başkanının duası, zulme uğrayan bir kimsenin duası. Allah Teâlâ mazlumun duasını bulutla­rın üzerine çıkarır. Onun için semanın kapıları açılır. Âlemlerin Rabbi şöyle buyurur: “İzzetim ve celâlim hak­kı için, bir müddet sonra da olsa, elbette sana yardım edeceğim.”

Hadisi, Ahmed Ibn Hanbel, Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.

8. Hadis

Oruç tutan bir kimse, cennetin “Reyyan” kapısından cennete girmeğe davet edilir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

-Allah yolunda en az iki şey infak eden, iki şey veren kimseye cennetin muhtelif kapılarından şöyle nida edilir: “Ey Allanın kulu! Bu kapıdan cennete girmen, senin için daha hayırlıdır.” Çok namaz kılan kimse “Namaz” kapısından, mücahidler “Cihad” kapısından, oruç ehlinden olan kimse “Reyyan” kapısından, sada­ka verenler ise “Sadaka” kapısından cennete girmeğe davet edilirler.

Ebû Bekir (r.a.):

-Yâ Resûlallah! Anam-babam sana feda olsun. Bu kapıların birinden cennete girmeğe çağrılan bir kim­senin, diğer kapılardan cennete girmeğe çağrılmasına ihtiyaç yoktur. Maksat cennete girmektir. Fakat bu kapıların hepsinden cennete girmeğe çağrılacak bir kimse de var mıdır? diye sordu.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.):

-Evet, vardır. Senin de bu zümreden olacağını umuyorum, buyurdu.

Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.

9. Hadis

Oruçluya iftar veren kimse, onun kadar sevap kazanır. Oruç tutan kimsenin ise sevabı eksilmez.

Zeyd İbn Halid el Cühennî (r.a.)’den: Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse, oruçluya iftar ettirirse, o kimse, oruçlunun kazandığı sevap gibi sevap kazanır; oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”

Hadisi, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir

 

10.Hadis

Oruçlunun yanında yemek yendiğinde, melekler onun için dua ve istiğfar ederler.

Ümmü Umâre el Ensâriyye radıyallahu anhâdan: Bir gün Nebî (s.a.v.) onun evine geldi. Ümmü Umâre ona yemek çıkardı.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.):

— Sen de ye, buyurdu.

—Yâ Resûlallah! Ben oruçluyum, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Oruçlu bir kimsenin yanında yemek yendiğinde, yemek yiyenler yemekten kalkıncaya kadar, melekler o oruçluya dua ve istiğfar ederler.”

Hadisi, Tirmizî ve Ibn Mâca rivayet etmişlerdir.

 

11.Hadis

Oruçlunun yanında yemek yendiğinde, yemek müddetince, onun kemikleri Allahu Teâlâyı teşbih ederler. Melekler de onun affı için yalvarır yakarırlar.

Süleyman İbn Büreyde’nin babasından rivayete göre demiştir ki:

Resûlullah (s.a.v.) Bilal (r.a.)’e:

—Yâ Bilal! Öğle yemeği…. Getir de yiyelim, buyurdu.

Bilal (r.a.) şöyle dedi:

—Yâ Resûlallah! Ben oruçluyum.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Biz, bugün öğle vaktindeki rızkımızı yeriz. Bilal’in bugün öğle vaktindeki rızkı ise cennettedir. Yâ Bilal! Oruçlunun yanında yemek yendiği müddetçe, kemiklerinin teşbih ettiklerini ve meleklerin de Allah Teâlâdan onun affını istediklerini demek ki hissettin ve öğrendin.”

Hadisi, İbn Mâce rivayet etmiştir.

 

12. Hadis

Ramazan-ı Serif’de cennet kapıları açılır; cehennem kapılan kapanır. Şeytanlar bağlanır. Kötülükler azalır.

 

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ramazan-ı Şerif geldiği zaman, cennet kapıları açılır; cehennem kapılan kapanır ve şeytanlar bağlanır.”

Hadisi, Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir

 

13. Hadis

Ramâzan-ı Şerif de, geceleri ibâdet ve tâatle ihya eden kimselerin günahları affedilir.

Ebû Hüreyre (r. a.) ‘den:

Resûlullah (s.a.v.), kesin bir şekilde emretmeyerek, Ramazan-ı Şerifin gecelerinde ashabını ibâdete teşvik eder ve şöyle buyururdu:

“Faziletine inanarak ve mükâfatını Allah Teâlâdan umarak, kim Ramazan gecelerini ibâdet ve tâatle ihya ederse, o kimsenin günahları affedilir.”

Hadisi, Buhârî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî ve    Neseî rivayet etmişlerdir.

 

14. Hadis

Kadir Gecesi’ni ibâdet ve tâatle ihya eden, o gecenin kadir ve kıymetini bilen kimsenin günahları affedilir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Faziletine inanarak ve mükâfatını Allah Teâlâdan umarak, kim Kadir Gecesi’ni ibâdet ve tâatle ihya ederse, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Kim, Allah Teâlanın emri olduğuna inanarak ve mükâfatını Allah Teâlâdan umarak Ramazân-ı Şerif’de oruç tutarsa, o kimsenin geçmiş günahları affedilir.”

Hadisi, Buhârî, Müslim Ebû Davud ve Neseî rivayet etmişlerdir.

 

15.Hadis

Ramazan-ı Şerif, iki Ramazan-ı Şerif arasındaki küçük günahları tamamen siler; süpürür götürür.

 

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Büyük günahlardan uzak kalmak şartiyle, namazlar, beş vakit namaz arasında, Cum’a, iki Cum’a arasında, Ramazân-ı Şerif, iki Ramazân-ı Şerif arasında işlenen küçük günahları siler; süpürüp götürür.”

Hadisi, Müslim rivayet etmiştir

 

16. Hadis

Resûl-ü Ekrem’i (s.a.v.) örnek olarak, Ramazan-ı Şerif de çok daha fazla cömert olmak ve bu mü­barek ayda fakirleri çok daha fazla görüp gözetmek gerekir.

İbn Abbas radıya’llahu anhumâ’dan: Şöyle demiştir:

” Resûlûllah (s.a.v.), insanların en cömerdi idi. Bil­hassa Ramazân-ı Şerif de Cibril (a.s.) ile buluştuğu zaman, cömertliği son dereceyi bulurdu. Cibril (a.s.), Ramazân-ı Şerifin her gecesinde Resûl-ü Ekrem(s.a.v.) ile buluşup karşılıklı Kur’an-ı Kerim okur ve müzakere ederlerdi. Bu sebeple, Resûlullah (s.a.v.), Cibril (a.s.) ile buluştuğunda, insanlara rahmet getirmek için gönderilen rüzgârdan daha cömert ve daha faydalı olurdu.”

Hadisi, Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir.

 

17.Hadis

İftar vakti girdiği halde, yemeden ve içmeden arka arkaya oruç tutmak memnudur.

Aişe radıyallahu anhâdan:

Şöyle demiştir:

Resulullah  (s.a.v.), müslümanlara acıdığı için, oruçta visalden, bir günün orucunu yiyip içmeden öbür günün orucuna birleştirmek suretiyle arka arkaya oruç tutmaktan onları menetmiştir.

Sahabilerden bazıları Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’e:

- Yâ Resûlallah! Halbuki Sen, bir günün orucunu, yiyip içmeden öbür günün orucuna birleştiriyorsun; oruçta visal yapıyorsun, dediler.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.):

—Ben sizin gibi değilim; şüphe yok ki Rabbim beni doyuruyor ve suvarıyor, buyurdu.

 

Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.

 

18. Hadis

İnsanlar ve cinler, Allah Teâlâya kulluk etsinler diye yaratıldıkları iyin, güç yettiği kadar Allah Teâlâya kulluk yapmak gerekir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Oruçta visalden, bir günün orucunu yiyip içmeden öbür günün orucuna birleştirerek arka arkaya oruç tutmaktan kaçınmanızı tavsiye ederim.”

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) bu sözü iki defa tekrarladı.

Kendisine şöyle denildi:

—Yâ Resûlallah! Sen, bir günün orucunu yiyip içmeden öbür günün orucuna birleştirerek arka arkaya oruç tutuyorsun; oruçta visal yapıyorsun.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—Hanginiz bana benzeyebilir? Ben, Rabbim beni doyurur ve suvarır halde geceliyorum. Şu halde siz, ibadetinizde gücünüzün yettiği kadar külfete katlanınız.

Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.

 

19. Hadis

Ramazân-ı Şerif’de, teravihi hem ağır kılmak ve hem de ağır kıldırmak, ta’dili-i erkâna riayet etmek gerekir.

Ebû Seleme İbn Abdurrahman’dan rivayete göre, kendisi Hz. Âişe radıyallahu anhâya, Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in Ramazân-ı Şerif deki gece namazının keyfiyetinden sormuş ve validemiz de şöyle cevap vermiştir:

“Resûl-ü Ekrem (s.a.v), ne Ramazân-ı Şerif’de, ne de Ramazân-ı Şerif den başka gecelerde on bir rek’at üzerine ziyade etmiş değildir. Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) önce dört rek’ât kılardı. Ama o rekatların güzelliğinden ve uzunluğundan sorma; (onların güzelliği, sorudan ve cevaptan müstağnidir.) Sonra O, dört rek’at daha kılardı. Bunların da güzelliğinden ve uzunluğundan sorma. Sonra da üç rek’at kılardı.*

 

Hz. Âişe sözlerine devamla şöyle demiştir:

—Yâ Resûlallah! Vitir kılmazdan önce uyuyormusun? diye sordum.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.):

—Yâ Âişe! Benim iki gözüm uyur; fakat kalbim uyumaz, diye cevap verdi.

Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.

*Burada bahis mevzuu edilen namaz, Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in teheccüd veya teravih namazıdır. Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) tarafından sekiz rek’at teravih namazı kıldırıldığı rivayet edilmiştir. Fakat 20 rek’at kıldığı da söylenmiştir. Hz. Ömer (r.a.)’in hilafet makamına geldiği andan itibaren günümüze kadar teravih 20 rek’at olarak kılına gelmiştir.

 

20. Hadis

Hasta olmadan ve ruhsat verilmeden Ramazân-ı Şerif’de oruç tutmamak, korkunç bir davranıştır; keffâreti de yoktur.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ruhsatsız ve hasta olmaksızın kim Ramazân-ı Şerif de bir gün orucunu yerse, bütün bir yıl oruç tutsa bile, bu, yediği o orucun kazasına kafi gelmez.”

Hadisi, Tirmizî, Ebû Davud, Neseî ve Ibn Mâce rivayet etmişlerdir.

 

21. Hadis

Sahurda bereket vardır. Bu sebeple sahura kalkmak sünnettir.

Enes İbn Malik (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah  (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Sahura kalkıp sahur yiyin; çünkü sahurda bereket vardır.”

Hadisi, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.

 

 

22. Hadis

Müslümanların oruçlarını diğerlerinkinden ayıran, sahura kalkmak ve sahur yemeği yemektir.

Amr İbn As (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Resulü ilah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasındaki fark, sahur yemeğidir.”

Hadisi, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî ve Neseî rivayet etmişlerdir.

 

23. Hadis

Sahur yemeği berekettir. Allah Teâlâ, sahurdaki bereketi sadece müslümanlara bahsetmiştir.

Abdullah  İbn  Hâris’den  rivayete  göre,  Nebi (s.a.v.)’in sahabîlerinden birisi şöyle demiştir ;

Nebi (s.a.v.)’in yanma girdim. O sırada sahur yemeği yiyordu:

“Sahur yemeği berekettir. Allah Teâlâ onu size bahsetmiştir. Onu terketmeyin,” buyurdu.

Hadisi Neseî rivayet etmiştir.

 

24. Hadis

İftar vakti girer girmez, vakit geçirmeksizin hemen iftar etmek. Resûlu Ekrem (s.a.v.)’in müslümanlara hayat bahsede» sünnetlerindendir.

Sehl Ibn Sa’d (r.a.)’den:

Resulü ilah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Oruç tutan insanlar, iftarı acele yapmağa devam ettikleri müddetçe daima hayır içinde bulunurlar.”

Hadisi. Buhârî, Müslim ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.

 

25. Hadis

İftar vakti girer girmez, geciktirmeden hemen oruçlarını bozan mü’minleri Allah Teâlâ çok sever.

Ebû Hüreyre (r .a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

 

“Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: Kullarımdan bana en sevgili, olanı, iftarı-acele yapandır.”

Hadisi, Ahmed İbn Hanbel ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.

 

26. Hadis

Yahudi ve Hıristiyanlara benzememek için, iftar vakti girer girmez iftar etmek, orucu açmak gerekir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Resulü Hah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnanan insanlar, vakit girer girmez iftar yapmağa, oruçlarını açmağa devam ettikleri müddetçe, din hakim durumda demektir. Çünkü, yahudiler ve hıristiyanlar iftarı geciktirirler.”

Hadisi, Ebû Davud ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.

 

27. Hadis

Hurma ile oruç açmak, Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in sünnetindendir.

Selman İbn ‘Amir ed-Dabbî (r.a.)’den:

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz iftar edeceği zaman, hurma ile orucunu açsın. Çünkü hurma berekettir. Eğer hurma bulamaz ise, su ile iftar etsin. Zira su temizdir.”

Hadisi, Ebû Davud, Tirmizi ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.

 

28. Hadis

İftar edecekleri zaman hurma bulamayan kimseler, oruçlarını birkaç yudum su ile açmalıdırlar.

Enes İbn Malik (r.a.)’den:

Demiştir ki:

“Resûlullah (s.a.v.), akşam namazını kılmadan önce taze hurma ile iftar ederdi. Eğer taze hurma bulunmaz ise, birkaç kuru hurmacık ile orucunu bozardı. O da bulunmaz ise, birkaç yudum su içer, orucunu açardı.”

Hadisi, Ebû Davud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.

 

29.Hadis

Bed RMAKenî ibadetlerden olan oruçtan yeteri kadar faydalanmak için, bütün uzuvlara oruç tutturmak gerekir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir:

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kim yalan söylemeği ve yalanla amel etmeyi terketmez ise, o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına Cenab-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur; o kimseye kıymet vermez ve iltifat etmez.”

Hadisi, Buhârî, Ebû Davudve Tirmizî rivayet etmişlerdir.

 

30. Hadis

Oruç tutmak, sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığı gibi, Ramazan-ı Şerifde geceleri ibadetle ihya etmek de sadece uykusuz kalmaktan ibaret değildir. Her hareket ve davranışta olduğu gibi, ibadetlerde de ilâhî rıza ve ihlas ön planda tutulmalıdır.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Resûlu’llah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Oruç tutan çok kimse vardır ki onun orucundan arta kalan, açlıktan başka bir şey değildir; ve geceyi ibadet ve tâatle ihya eden çok kimse vardır ki onun ibadet ve tâatinden arta kalan, uykusuzluktan başka bir şey değildir.”

Hadisi, İbn Mâce rivayet etmiştir.

 

31. Hadis

İslâm’da kesin olarak yasaklandığı için, dedi-kodu yapmak, orucun sevabını silip süpürür. Çünkü Allah Teâlâ:”—Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Ondan tiksinirsiniz. Allah’dan korkun…” buyurmaktadır.(El-Hucurât, 12).

“Resûlullah (s.a.v.)’in hizmetçisi ‘Ubeyd (r.a.)’den:

İki kadın oruç tuttu; ve bir adam da Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’e gelerek şöyle dedi:

—Yâ Resûlullah! İşte burada iki kadın var. Oruç tutmuşlar. Her ikisi de susuzluktan az kalsın öleyazmışlar.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.), yüzünü ondan başa tarafa çevirdi: yahut sükut etti; cevap vermedi. Sonra o şahıs sözlerini tekrarladı ve zannediyorum ki şu sözleri de söyledi: “Zeval vaktinde çok sıcakta…”

O zat:

—Yâ Nebiyyallah! Allah’a yemin ederim ki o iki kadın her halde öldü; yahut öleyazdı, diye sözlerine ekledi.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.):

—O iki kadını bana çağır, buyurdu.

Râvi diyor ki:

O iki kadın geldi.

Bir kap veya büyük bir çanak getirildi.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.), o kadınlardan birisine:

—Kus, dedi.

O kadın, kan, irin ve et parçalan kustu. Nihayet kabın yarısı doldu. Sonra diğerine:

Sen de kus, buyurdu.

O da kan, irin, kanlı et ve daha başka şeyler kustu. Nihayet kap doldu.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) sonra şöyle buyurdu:

—Bu iki kadın, Allah Teâlânın helal kıldığı şeyler en uzak kalarak oruç tuttular; haram kıldığı şeylerle iftar ettiler; oruçlarını bozdular. Biri diğeri ile beraber oturarak, insanların etlerini yemeğe başladılar; dedi kodu yaptılar.

Hadisi, Ahmed İbn Hanbel rivayet etmiştir.

 

32. Hadis

Kadir gecesine tesadüf eden ve o mübarek geceyi ibadet ve tâatle geçiren müslümana ne mutlu! Onun geçmiş günahları affedilir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

 

“Kim, Kadir gecesine tesadüf eder ve o gecenin faziletine inanarak ve mükâfatını da Allah Teâlâdan umarak onu ibadet ve tâatle ihya ederse, o kimsenin geçmiş günahları affedilir.”

Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.

 

33. Hadis

Ramazân-ı Şerifin son on günü girdiği zaman, ibadet ve tâat hususunda çok ciddi bir şekilde gayret gösterilmeli… Böyle davranmak, müslümanların menfaati gereğidir. Resûl-ü Ekrem (s.a.v.), bu konuda da bütün müslümanlara örnektir.

Âlişe radıyallahu anhâdan:

Şöyle demiştir:

“Ramazan-ı Şerifin son on günü girdiği zaman, Nebi (s.a.v.), ibadet hususunda çok ciddi sa’y-ii gayret gösterirdi. Gecelerini ihya eder; ibadet ve tâatle geçirirdi. Aile efradını da ibadet ve tâat için uyandırdı.”

Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.

 

34. Hadis

Kadir gecesini, Ramazan-ı Şerifin son yedi gecesinde aramak gerekir. Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in talimatı bu merkezdedir.

İbn Ömer radıyallahu anhumâdan:

Nebi (s.a.v.)’in sahâbîlerinden bazı kişilere Kadir gecesi, Ramazan-ı Şerifin son yedi gecesinde rüyada gösterildi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Rüyanızı biliyorum. Kadir gecesi, Ramazan-ı Şerifin son yedi gecesine tevafuk etmiştir. Kim Kadir gecesini aramağa cehd-ü gayret gösterirse, onu, Ramazan-ı Şerifin son yedi gecesi içinde arasın.”

Hadisi, Buharı rivayet etmiştir.

 

35. Hadis

Kadir gecesinin kesin olarak bildirilmemesi, müslümanlar için daha hayırlıdır. Bu durum, Kadir gecesine tesadüf edebilmek için, onların daha fazla gayret göstermelerine sebep olur.

 

‘Ubâde İbn Sâmit (r.a.):

Şöyle demiştir:

Nebi (s.a.v.), Kadir gecesini bize haber vermek üzere dışarı çıkmıştı. Müslümanlardan da iki kişi münakaşa ediyordu. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Size Kadir gecesini haber vermek üzere dışarı çıktım. Filan ve filan münakaşa ediyordu. Bunun üzerine Kadir gecesinin hangi gece olduğu kalbimden silinip gitti ve belki de böyle olması, sizin için daha hayırlıdır. Öyle ise, o geceyi, Ramazan-ı Şerifin yirmi dokuzuncu, yirmi yedinci ve yirmibeşinci gecelerinde arayın.”

Hadisi, Buharı rivayet etmiştir.

 

36. Hadis

Ramazân-ı Şerif’de itikaf yapmak, Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in müslümanlara hayat veren sünnetlerinden biridir.

Ebû Sa’id el Hudrî (r.a.)’den:

Demiştir ki:

Resûlullah (s.a.v.), Ramazan ayının ortasındaki on günde itikaf yapardı. Yirminci gece geçip yirmi birinci geceyi karşıladığı zaman evine dönerdi. Onunla beraber itikaf yapanlar da evlerine dönerlerdi. Bir Ramazan, evine dönmeyi itiyat edindiği gece, mescid-de kaldı. Cemaate hutbe okudu ve onlara Allah Teâlâ’nın dilediklerini emretti. Sonra şöyle buyurdu:

 

“Ben, bu on günde itikaf yapıyordum. Bilahare şu son on günde itikaf yapmam hatırıma geldi. Şu halde, benimle beraber kim itikaf yapmış ise, itikaf yerinde kalsın. Bu gece, yani Kadir gecesi hakikaten bana rüyamda gösterildi. Sonra o bana unutturuldu. Artık siz onu, Kadir gecesini, Ramazan-ı Şerifin son on günü içinde arayın; onu tek gecelerde arayın. Ben kendimi su ve çamura secde ederken gördüm.”

 

Râvi diyor ki:

“Bu gece gökten yağmur yağmaya başladı; çok yağmur yağdı; ve yirmi birinci gece, Nebi (s.a.v.)’in namaz kıldığı yerde mescid aktı. Sonra gözüm Resûlullah (s.a.v.)’i gördü. Yüzü çamur ve su ile kaplı olarak mes-cidden çıkarken O’na baktım.”

 

Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.

 

37. Hadis

Fıtır sadakası, oruç tutan kimseyi, çirkin ve faydasız şeylerden temizler. Kısa bir müddet için de olsa, fakirlerin zaruri, ihtiyaçlarım temin etmelerine sebep olur.

İbn Abbas radıyallahu anhumâdan: Şöyle demiştir:

” Resûlullah(s.a.v.), oruçluyu kötü, çirkin ve faydasız şeylerden temizlemek ve zavallı fakirleri doyurmak için fıtır zekatını farz kıldı. Binaenaleyh, kim onu bayram namazından önce eda ederse, o makbul bir zekat olur. Kim onu bayram namazından sonra eda ederse, sadakalardan bir sadaka olur.”

Hadisi, Ebû Davud ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.

 

38. Hadis

Oruca başlamak ve bayram yapmak için hilali görmek esastır. Bu prensip olarak kabul edilmiştir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den:

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ramazan-ı Şerif hilalini gördüğünüzde oruç tutun ve Şevval ayını gördüğünüzde de iftar edin; bayram yapın. Ramazan-ı Şerifin başlangıcı bulutlu bir güne tesadüf ederse, Şaban ayını otuz güne tamamlayın.”

Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.

 

39. Hadis

Her kameri ayda üç gün oruç tutan kimse, bütün yılı oruçla geçirmiş sayılır. Çünkü her iyiliğe karşı en az on misli mükâfat vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kim, ortaya bir iyilik koyarsa, ona o iyiliğin on kata verilir. Kim de bir kötülük işlerse, sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (El En’âm 160).

Abdullah îbn ‘Amr İbn ‘As radıyallahu anhumâdan:

Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle dedi:

- Ey Abdullah! Senin her gün oruç tuttuğun ve her gece ibadetle meşgul olduğun bana haber verilmedi mi sanıyorsun?

— Evet, öyle yâ Resûlullah! dedim.  Şöyle buyurdu:

Sakın öyle yapma. Bazı günler oruç tut; bazı günler oruç tutma. Gecenin bir kısmında uyu; bir kısmında da namaz kıl. Çünkü, kendi bedeninin senin üzerinde hakkı vardır. İki gözünün senin üzerinde hakkı vardır. Eşinin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin üzerinde hakkı vardır. Her ay üç gün oruç tutman senin için kafidir. Zira, her iyiliğine karşı sana on sevap verilir. Her iyiliğine karşı on misli sevap ve mükâfat verileceğine göre, her ayın üç gün orucu, bütün senenin orucu demektir.

Ben işi zora koştum ve zorlaştırıldı. Dedim ki:

Yâ Resûlallah . Ben bundan daha fazla ibadet etmek için kendimde güç ve kuvvet hissediyorum.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.):

Öyle ise, Allah Teâlânın peygamberi Davud (a.s.)’nın orucu gibi oruç tut; fazla tutma buyurdu.

Allah Teâlânın peygamberi Davud(a.s.)’ın orucu ne kadardır? diye sordum:

Senenin yarısı… buyurdu.

Abdullah yaşlanıp da eskisi gibi ibadete nefsinde güç ve kuvvet kalmayınca:

“Keski, Nebi (s.a.v.)’in bahşettiği müsaadeyi kabul etmiş olsaydım.” demiştir.

Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.

 

40. Hadis

Cihad ederken bir gün oruç tutan kimseden cehennem ateşi yetmiş yıl uzaklaşır.

Ebû Sa’îd (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Eğer bir kul, Allah yolunda cihad ederken bir gün oruç tutarsa, Cenâb-ı Hak, o gün sebebiyle onun yüzünden cehennem ateşini yetmiş yıl uzaklaştırır; o kimse cehennem ateşinden kurtulur.”

Hadisi, Buhârî, Tirmizî ve Neseî rivayet etmişlerdir.

 

 

 

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

-Kuran-ı Kerim Hayrat Neşriat-İstanbul

-Kuran-ı Kerim ve Yüce Meali Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını

-Kuran-ı Kerim ve Yüce meali (ali bulaç)

-Kutübisitte (prf.dr. İrahim Canan)

-Risaleler Sözler (ustat beduzzaman)

-Sahihi Buhari (Tercemesi)

-Sahihi Müslim (Tercemesi)

-Müsnet (Ahmet bin hambel)

-Aşk olsun, Tasavvuf ve Halk Edebiyatı Şiirleri (Aşık Ahi Kul Ahmet )

-Mutluluk Piskolojisi (Prf.Dr. Nevzat Tarhan)

-Kuran-ı Mecid ve Tefsirli Meal-i Alisi

-Ruhu’l Furkan Tefsiri

-İslam İlmihali Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını

-Kuran-ı Hakim ve Açıklamalı Meali (Prf.Dr. Suat Yıldırım)

-AHİLER Sanatı İnsan Olan Sanatkarlar (Aşık Ahi Kul Ahmet )

-Bir İnsan olarak Hz.Muhammed ( Said Alpsoy)

-Peygamberimizden Dualar (El Ezkar)

-Kalp Nefs ve Ruh (Prf. Dr. Robert Frager )

-İnsani Derinlik (İlhami Fındıkçı)

-Tarihte Ramazan (Ertuğrul Tarık Kara)

-Ramazan Kitabı (Özlem Olgun)

-Peygamber Efendimizin Hayatı (Eyüp Sabri)

-Ayet ve Hadislerle İslam Ahlakı (İdris Tüzün) 2011

-Kuran Fihristi (Recep Aykan) 1997

-Büyük İslam İlmihali (Ömer Nasuhi Bilmen) Akçağ Yayınları no: 99

-Örnek Vaazlar –I,II, (Lütfi Şentürk) Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını 2004

-Mektübat-ı Rabbani (Aptul Kadir Akçicek)

-Hadisler (Muhammed Fuad Abdülbaki)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Buradaki resim ve açıklama İsparta ve Antalya’da medfun Nakşibendi, Ehli Sünnet alimi İsmail Çetin Hoca Efendinin Terbiye-i Nefis adlı eserinden alınmıştır.

10 Mayıs 2013
Okunma
bosluk

İletişim ve Özgeçmiş (Tövbesiz gümandan günahın aşkına bir aşık yaşam hikayesi..

AŞIK AHİ KUL AHMED BU HAYATI YAŞADI…

başına sarar buğulu dumanı

kaşına çeker karını dağlar

döşüme söyler tövbesiz gümanı (şüphe)

günaha yazarmış bahayı dağlar

Dedelerimin Horasan’dan Anadolu’ya gelişi

1-Dedelerim bundan yaklaşık 200 yıl önce Horasan’dan kalkıp Şam’a gelip yerleşmişler. Daha sonra büyük bir kısmı oradan göç edip Kırşehire gelmişler. Ancak orada bir kardeşleri kalmış ve onun da Mustafa ve Bekir adlı iki oğlu varmış. Şam’daki yerleri Hasaney camii ile Alaattin Camii arasında bir ev ile bir deve damı imiş. Bu yerlerin kamulaştırılması sırasında o kardeşleri ölmüş ve ölmeden önce de çocuklarının Kırşehire gitmelerini öğütlemiş. Oradaki yer kamulaştırılmış ve 10 yıl askıda kalmış. Bunun belgelerini devlet arşivlerinden bulduk ki üzerinde kamulaştırma bedeli dahi yazılı idi. Kimse giden olmayınca o paralar alınamadı.

Dedelerimiz sürekli olarak alim zatları arar ve onların sohbetlerinde bulunmak istermiş. Böylece Kayseri’ye gelip bir müddette orada kaldıktan sonra Kırşehir’e geçmiş. Ve okumaktan gözlerini kaybettiği için sülalemize lakap olarak “ama hafızlar” denmiş olup hepsi Türkmen’dirler.

Ökse suyunun bulunması

2-Kırşehir’e gelen o dedelerimiz Kırşehir’de ÖKSE denen yerde araştırarak büyük bir su kaynağı bulmuş ve çok çıktığı için üstüne büyük ve yassı bir taş koymuş.

Dedelerimiz sürekli olarak alim zatları arar ve onların sohbetlerinde bulunmak istermiş. Böylece Kayseri’ye gelip bir müddette orada kaldıktan sonra Kırşehir’e geçmiş. Ve okumaktan gözlerini kaybettiği için sülalemize lakap olarak “ama hafızlar” denmiş olup hepsi Türkmen’dirler.

Çanakkale’ye bir şehit

3-En son dedemin babası olan Ahmet dedemiz Bitlis’e asker olarak gitmiş. Ancak tam o sırada Çanakkale harbi başlayınca bütün birliklerin Çanakkale’ye kaydırılmasıyla o da oraya gitmiş ve Çanakkale’de şehit düşmüş. Benim adım da Ahmet olarak bu dedemizin adına konmuş.

Elhamdülillah bana verilen yalınkat Ahmet adını Aşık Ahi Kul Ahmed’e yükseltmek nasib oldu.

Cumhuriyette kaybolan saray müderrisi Hakkı dayımız

4-Babamın öz dayısı Hakkı dayımızdı. Gençliğinde okurken babası bakkal ali e4fendi sert tabiatlı bir adamdır ve oğluna imsak vakti dağdan bir eşek yükü tuturuk getirmeden okula gitmesi yasaktır. Böyle böyle okur ve İstanbul’a giderek zamanla orada saray müderrisi olur. Saray müderrisinin bu günkü karşılığı profesör demektir. Zaman zaman Kırşehir’e geldiğinde bütün alimler huzurunda el bağlarmış.

Derken Cumhuriyette kaybolduğu haberi gelir. Babasının İstanbul’a gidip ne araştıracak ne de cenazeyi getirecek parası vardır. Ali dedemizin kızı olan Ayşe ebem bir Osmanlı kadınıdır ve ağıt üstüne ağıt yakar kardeşine. Bunların bir kısmını da bana yazdırmıştır.

Ermenilerin katliamı

5-Ayşe ebemin babası Ali Efendi sert mizaçlı olmakla beraber adaletli ve hak hukuk gözetir dindar birisidir. Doğuda 1915 olayları başlayınca Kırşehir’deki Ermenilerin erkeklerini askeri birlikler toplar ve şehir içinden güney mahallesi olan üçgöz mahallesine doğru götürürler. İçlerinden birisi ali efendinin dükkanının yanından geçerek aceleyle üzerindeki altınları Ali Efendiye vermek ister. Fakat Ali efendi kul hakkından korkarak altınları iade eder. O ermeni vatandaş ve diğerleri adı geçen ÜÇGÖZ mahallesine götürülerek acı çekerek ölsünler diye bellerine kılıç vururlar. O mahallenin kadınları da beline kılıç vurulan Ermenilerin yuttuklarını düşündüğü altınları alıp çıkarmak için karınlarını deşerler. Bu yapılanları, onlar da bize yaptı diye gerekçelendirmek sizin vicdan ve adalet anlayışınıza sığarsa buyurun siz de yapılabilir deyin olsun bitsin…

Hayata merhaba ve Mevlana’dan ilahi aşk şarabı

6-Temmuz 1956 yılında babamın işleri Ankara’da iken doğmuşum. Babam berbermiş ve doğunca ikinci bir dükkan daha açmış bizim bereketimizle. 5 yaşında okula alınmayınca babam mahkeme kararıyla yaşımı büyütüp okula girdirmiş. Sonra iki ayda okur okumaz benim elime “mesnevinin özü” adlı çok kalın bir kitap verdi. Bu kitap hergün babamın dizinin dibinde, en az iki sahife okunacaktı. Okudukça ben hayvanların konuşturulduğu fablleri merak ediyordum babam da Mevlana’nın ilahi aşk deyişlerini ilgiyle takip ediyordu.

On yaşıma geldiğimde iki katlı kerpiç konağımızda gündüz gözüne Mevlana hazretlerinden ilahi aşk şarabı içtim. Daha o tarihlerde tek tük namaz kılıyordum. Böylece keşfim açıldı. Gelen insanların iyi mi kötü mü olduğunu, iç alemlerini bazen de ne yapmak istediklerini biliyordum. Bazı arif insanlar bizi bilince hastalıklara karşı iyileştirici bereketim olduğunu da söyleyince bir çocuk için sıkıntılı bir süreç başladı. Bütün hastalar bana geliyordu. Ben ağlayınca annem artık kimseyi yanıma yaklaştırmadı.

Bu arada babam pasta salonu açtı ve iflas etti. Bir yıl Almanya’ya gidip borçlarını ödeyip emlak işine başladı.

Hemen kandil gecelerinde ilahi okumaya seçildim ve kapucu camiinde “…çıkmış İslam bülbülleri, öter Allah deyu deyu” adlı ilahiyi okudum. İmam hatipde Allah’ı tanıdıkça Allah aşkım iyice arttı. Kuran okurken ağlardım. Bu üç yıllık eğitimim beni bütün hayat boyu götürecek dayanağım olacaktı.

Bu arada harçlıklarımı biriktirip Kayseri’den bir saz aldım. Babam bu sazı eve koymama müsaade etmedi ve aptal mı olacaksın deyip azarladı.

Muharrem Ertaş ile tanışma

7-Bir gün teyzem oğlu ile bir düğüne usta bulmaya bağbaşı mahallesine gittik. Bir eve girip sen burada biraz otur dediler ve gittiler. Aynı odada sedirde bir adam oturuyordu. O bana bakıyordu ben de ona. Hiç konuşmadan yarım saat karşılıklı bakıştık. Sonra teyzeoğlu gelince çıktığımızda dedi ki, sen biliyor musun o oturduğun kimdi. Ben bilmiyorum deyince o dedi ki, o Muharrem Ertaş’tı dedi. Demek ki ben onun manevi halini seyretmiştim o da benim ama hiç konuşmadan???

Veterinerden Siyasala geçiş

8-Daha sonra veteriner fakültesini kazanarak Elazığ’da bir sene okudum. Terar sınava girince Siyasal Bilgiler Fakültesi geldi. Meğer babam benden habersiz tercih listemi okul müdürü ile değiştirmişti. Tıplardan 12 puanlık fazlalık böylece ziyan oldu gitti. Aşırı sol gurupların arasında bombalar patlayarak öğrenciler öldürülerek 4 yıl geçti sessizce. Bizi fark ettiklerinde artık okul bitmek üzereydi.

Evlilik ve seyahatler

9-Gençliğinde Hatice adlı bir öğretmen kızı sevdi 6 sene. 6 defa istedi ise de alamadı bir türlü. 33 yıl yandı kavruldu. Haççem,, Haççedeki Gamzeler gibi bir çok şiirle aşkını hiç unutmadı ve şiirlerinde yaşattı. Bir bayram gelse de elindeki sıcaklığı hissetsem diye bir yıl bekler dururdu. Geçtiğimiz günlerde onu zorla veren babası da kocası da rahmetli oldular 20 gün arayla. Şu işe bakın. Allah’a dua ettim onun kocasının acısız ve imanla göçmesi için. Allah onun kocasını dilediğim gibi bana verdi de imanla rahmete kavuştu. İnanın beddua etmedim dostlar. Fakat bu kelin sahibi etti ne ettiyse.

Gençliğimde çok sevgililerim oldu doğrusu. Bir mahalle sevgilim “Nasıl olsa bu üniversiteyi kazanamaz” deyip bir matbaacıya 16 yaşında gelin gidiyordu.

Gördüğüm her güzel kıza aşık olurdum. Lisede önümde oturan Şahika’ya aşık olmuştum. O savcının kızıydı ben berberin. Edebiyat öğretmeni Nimet hanım “kaldır şu kızı danset onunla” derdi sınıfın ortasında.

Üniversite yıllarında aynı anda 6 arkadaşı vardı ki hiç biriyle seks düşünmemişti. Çünkü asıl sevgili dersi idi. Aşk dersin önüne geçmemeliydi.

Bir de Maraşlı çok çok çok ama çok güzel bir hanım vardı ki bir yerde memur idi “işten ayrıl, eşten ayrıl, benimle nikahlan ve bana ilahın gibi tap, benden başka hiç kimeyi asla görme” diyordu. Bizden çok şey götürdü,.

Bir Azeri hanım sevmiştim son olarak. Bana Azeri türküleri söylerdi. Konservatuarda okumuştu. Vefalı ve sadakatli idi. Bize çok şey verdi. Hayat dolu bir insandan gülümsemek onu en cömert yapıyordu. Ben de boş değildim. En güzel aşık sevgisi ilahi kaynaktan beslenerek bütün insanlara yansıyordu, tabii ona da. Bir aşıkla arkadaş olmak şans sayılabilir miydi? dostu olanın düşmanı, düşmanı olanın da dostu olmalıydı. Bir aşığın dostu ancak ALLAH olabilirdi. Bütün insanlar da düşmanı. Ancak düşmanlara Elhamdülillah deyip gülücükler atması gerekiyordu. o da öyle yaptı. ne gülücükler ama. Belki biraz fazla mı oldu ne?

Derken 1995 yılı geldi ve bütün bunları terk ederek NASUH bir TÖVBE ile günlerce ağladım ve iki ay sonra hiç hac için dua etmeden Rabbim beni huzuruna hacda kabul etti. Bunun anlamı Allah’ü Teala bizi rahmetine gark ediyor ve bana gel diyordu. Bu bir günahkar için hayati bir fırsattı. Oradaki namazlarda da burada da salya sümük iken farklı tarihlerde 4-5 defa Muhammed efendimizle görüşmekten müşerref oldum. Bir çok şey söyledi. 15 sene bize verilenleri sadakatle uygulayıp sadık kalınca büyük sınavı geçtik ve 15 sene sonra Aşıklık verildi. 53 yaşında aşık olunca 53 yıl nerdeydi. Temiz olmak için önce pis mi olmak gerekiyordu? Cenab-ı Allah’ın dua etmeden hüsnü kabülüne ne demeliydi? Salavat bile edilmeyen bir peygamber nasıl oluyor da günahtan kurtulduğu bile belli olmayan biriyle 4-5 defa konuşuyordu. Bildiğim ve kalbimde yok olmayan tek şey ALLAH AŞKI idi. Günahtayken bile cezbeye gelirdim. Kuran okunurken ağlar, namaza giderken önüme çıkanlara omuz vurur yıkar ve yolu düp düz olarak giderdim. İşte bu sevgiliye giden aşığın gözü karalığı değil miydi?

Bu eşim Rabiye hanım ile 1981 ‘de evlendik. Bir çok eşyam yoktu. Yavaş yavaş alıyorduk. İlk oğlumuz Hakkı Seçkin 1982’de oldu elhamdülillah. İkinci oğlumuz Sezgin ise 1983’te doğdu. İşyerindeki İlk turnemiz ise Trabzon oldu. Meslekte 20. Yıla kadar Edirne,Yozgat, İstanbul,Ceyhan,Adapazarı (Depremin hemen öncesinde), İzmir, Nazilli , Kayseri, Hatay, gibi yerlere 3’er ay turne yaparak ülkemi ve insanlarımı tanıma fırsatı buldum.

1988 yılında önce Amerika’da Tenessi eyaletinin Nashvill kentinde Vanderbild üniversitesine gittim. Daha sonra İngiltere’de incelemelerime devam ettim. Ev sahibim Mr. John “keşke Fransızlar bu ülkeyi işgal ettiklerinde biraz daha kalsalar da daha çok Fransızca kelime bize malolsaydı”deyip dururdu. Çünkü soyadı French yani Fransız idi. Yurt dışı seyahat ve incelemesi insanlara daha anlayışlı olmamı sağladı.

Dönüşümde yabancı dergilerde (Time) önemli yabancı yazıların kasıtlı yazıldığını gördüğümüz için o yazıları tercüme etmekle beraber altına da “ey millet bunlar var ya bunlar, şöyle yapıyorlar ki bunlar bu ülke için zararlıdır ve kasıtlı yazılıyor bunlar” diye yazıyordum çekinmeden.

Sabır mı kumar mı?

10-Bir gün bir arkadaş 36 kolonluk toto oynamayı teklif etti. Ben reddettim fakat başka bir arkadaşla oynadılar. Pazartesi günü bağıra bağıra geliyordu. 13+1 diyordu. O benim üzülmediğimi harama yaklaşmadığımı anlamıyordu. Yaklaşık 105 bin lira aldılar ve vergiden sonra 40 biner lira kazandılar. Askere gidince maaşlar kesilince onlar bu 40 biner lira ile ev kiralarını ödediler. Bana gelince babam telefonda kendiliğinden “oğlum, selametle git, senin dört aylık ev kiranı 10’ar bin 10’ar bin ben vereceğim diyordu” işte bu Allah’ın lütfuydu haramdan kaçan için..

Kılıcı keskin Ahmet

11-Maliye Hesap Uzmanlarındaki İşimde ilk beş senede 2 işletme batırdım. Aslında adaletli davranmıştım. O zaman sorun kanunların adaletsiz olmasında yatıyordu. Böylece kanunların adil olması için uğraş veren bir kimse olarak ortaya çıkıyordum. Adalet için, tercümeler, makaleler, komisyonlarda sert konuşmalar, uzlaşmalarda en alt düzeyden vergi indirimi, adalet için rapor yazımları, sert tartışmalar olağan işlerim haline gelmişti. Ayrıca Anadolu’daki Kırşehir, Yozgat, Amasya, tokat gibi zayıf iller incelemelerden korunmalı ve İstanbul, bursa, adana, mersin, Kocaeli, İzmir incelenmeliydi. Bunda başarılı da oldu ve İstanbul’a ekipler gönderildi. Sonra büyük mükellefler envanteri yapılmalıydı ve bunlar incelenmeliydi. Bunda da başarılı oldu denilebilir.

Bir muhasebe kitabı yazmak istedi. 150. Sahifeye geldiğinde karşısına Faiz hesapları çıktı. Bir Müslüman olarak faizi anlatamam dedi ve o 150 sahifelik çalışmayı yırttı.

1990’ların ortaları bütün kötü alışkanlıkların temizlendiği yıllar oldu.

Habibi Neccar Hazretlerinden el alma

12- 1990’lı yıllarda Hatay’a turne yaptım. Orada Kuran’ı Kerim’in Yasin suresi ikinci sahifesinde zikri geçen (ve cae min aksal medineti racülün yes’a” şehrin diğer tarafından bir adam geldi” sözü olan Habib-i Neccar hazretlerinden gözyaşı ile dua ve el aldım. Aldığım el tebliğ eliydi. Kime İslam’ı anlatsam dinliyor ve etkileniyordu. Yazılarımıza ve şiirlerimize insanlar çok yumuşak bir akışı var deyip etkilenmelerinin nedeni budur.

Hacca gidiş

13-Bir gün kızılaydaki dairesinde çalışırken canı dışarı çıkmak istedi. Çıktı. Ayakları götürüyordu onu. Sakaryadan kocatepeye kadar çıktı, diyanetin binasının önünde durdu. İçeri bakınca “hac dairesi” diye yazıyı gördü. Tamam dedi sen hacca gideceksin. Oradaki yetkili sordu, buyurun ne istiyorsunuz? Hacca gidecem. Yazıldınız mı? Hayır. Nasıl gideceksiniz? Ölen birinin yerine gideceğim. Halbuki hac başlamış herkes gidiyordu zaten. İki gidiş gelişin ardından görevli bıkmıştı ve git ömer beye seni yazsın diyordu. Hakikaten de ölmüş bir Kayseri’li kadının yerine gidecektim. Sene 1995 idi. Aynı sene hacı dedem ölmüş ve yerine hacı olarak ben gelmiştim.

Eşime havaalanından hacca gittiğimi söylüyordum. Orada en zor ve sorumluluğu fazla olan haccı temettu’yu yaptım. Kim ne bulduysa bana getirirdi ve ben de sahibini bulurdum. Vakıf derlerdi bana.

Ertesi sene ve daha ertesi sene olmak üzere iki kez ramazan umresi daha kısmet oldu. Hiç otel falan yoktu. Yerlerde yattım fakat Kabe’de benim etrafımda dönüyordu. Olağanüstü bir çok olaylara şahit oluyordum. Asıl olan ise Allaha duyulan aşkın tesciliydi.

Aşıklığa gidiş

14-Derken aradan bir hayli zaman geçti bu şekilde. Bazı haber sitelerinde yazarlık yapmaya başladım. Yazılarımıza sataşanlar olunca onlara şiirle cevap veriyordum. Yazdığımız yazılar 2112 sahifeye ulaştı ve 4 ciltlik Makaleler adlı baskıya hazır bir çalışma çıktı.

Şiirler gittikçe güzelleşmeye başlayınca neden insanlarla uğraşayım, “kendi kendime yazsam ya” demeğe başladım. Artık konuları kendim belirleyerek yazıyordum. Derken aşıklık böyle başladı. Bazı aşıklara yazdıklarımı gönderiyordum. Çok olumlu cevaplar alıyordum. Bunlar usta aşıkların yazısı diyorlardı. oysa ortada aşık falan yoktu. Hiçbir idari görevde bulunmadı. İnsanlar birbirine kazık atıyor diye ahret korkusundan özel sektöre de ayrılamadı. Astronomik ücretleri de reddetti. Bunun anlamı şuydu: En son “Allah beni kendine sakladı”dedi ve önüne baktı. Meslek arkadaşları 25 yıl onu asık suratlı görmedi. 15 yıl önce de peygamber efendimiz “Ahmet, tekbirine sevgi kat”demiş ve biz de bu sevgi emrine sonuna kadar sadık kalmıştık. Kim neyimizi isterse de Allah rızası deyip vermiştik. İnsanlara helal olan bir çok şey bize haram oluyordu. Bunlar büyük sınavdı ve başarıyla geçmiştik.

Derken 53 yaşında aşıklık seri şiirler ve edepli bir yaşamla başladı. 56 yaşına geldiğimde aşıklarla atışan, beste yapan ve hacmi 600 sahifeyi bulan (yarısı tasavvuf olan GÜL İNSAN, ve diğer yarısı GÜZEL İNSAN olan) KİTAB-I AŞK adlı bir şiir hacmine ulaştı.

Mevlana’nın İlahi aşk kitabı yazmamıza işaret etmesi

15Bir şiirimizdeki “on yaşımda Mevlana verdi selam/Hakk Mustafa emanetin armağan” dizesini okuyan bir hattat arkadaşım bizi rüyada insanların ortasında ney çalarken görmüştü” bunun anlamını Mevlana’nın ilahi aşkını insanlara duyuracaktık diye yorumladık ve Konya’yı ziyaret ettik. Bu kitabımızın adını “ilahi aşktan güzel ahlaka” diye koyduk. Tevhid ve Makaleler kitaplarını da sayarsak , Üzerinde çalıştığımız kitap sayısı 13’e ulaşmış oldu.

Peygamber efendimizin tekbirlerimize sevgi kat ifadesi

16-195 li yıllarda birkaç defa Peygamber efendimizle müşerref oldu. Hacdan geldiğinde bir gün 15 kişiye camide imamlık yapmak üzereyken tam elimi kaldırmışken sağ omzumun arkasından bir nur içinde geldi ve “Ahmet tekbirlerine sevgi kat” dedi ve gitti. Biz zaten öncesinde de güler yüzlü idik ki bundan böyle daha da sevgiyle hareket ettik. Bunu takip eden 15 sene güleryüzlü davranışların ardından 2009 da aşıklık verildi diyebilirim. Bu büyük bir imtihandı ve kazanmıştım.

Şehitlik mi uzun yaşamak mı

17-Hac’da cemaatle namaz kılarken dünyadaki iman ve amel seviyemin artarak yükseldiğini ve sekiz seviyesine gelince peygamber efendimiz tecelli ederek “haydi Ahmet son bir gayretle 10’a yüksel” dedi. Bunun anlamı şehit ol ve bana gel demekti. Ben ise son hamleden kaçındım. Aradan 13 yıl sonra ordu ile aram açılacak ve bana öldürmesi için uzun boylu bir çingeneyi göndereceklerdi. Kapının sürgüsü yoktu. Adam kapıya gelmişti ve adamı duvarın arkasında manevi olarak görüyordum. Adam normalde içeri kapıyı maymuncukla acacak ve hızla yatak odasına gelerek ön tarafta yatan beni döşümden bıçaklıyacaktı. Bunlar bana manevi olarak gösteriliyordu. Ben bu şehit olmaya razı oldum ve eşimin yanında olmasın diye kapıya yakın koridora yorgan serip yattım razı oldum.. Maneviyatta bana tekrar dediler ki sen yerini değiştirmeyecektin dediler. Aslında peygamber efendimiz. Böylece şehitlik olmayınca ümmet ile ilgilenmek için uzun ömür nasib edilmiş oldu. 13 yıl önce hacda “Ahmet, şehit olsan da uzun yaşasan da aynı dereceye yükseleceksin” demişti zaten.

Peygamber efendimiz ve bize verilen lafzai celal isimleri

18-Hacdan geldiğim yıllardı. Bir çok şeyi gündüz gözüne film gibi görüyordum. Peygamber efendimiz çok büyük bir Allah ismini yüksekte kırmızı güllerle kenarlarını boydan boya donattığını gördüm. Lafzai celalin çok büyük olması peygamber efendimizin imanının yüksekliğini gösteriyordu. Onun güllerle donatması ise peygamberin ilahi aşkını gösteriyordu.

Aynı günlerde kızılayda 6 caminin ayet ve hadislerini onların tahtalarına yazıyordum. Her gün bana da birkaç lafzai celal yazı çeşidi gösteriliyordu manevi alemde. Ben de her gördüğümü o tahtalara yazıyordum. Fakat 15-20 ismin sadece 3 tanesi kaldı. Keşke kayda alsaydım. Yaklaşık 5 tanesi yeryüzünde yoktu.

Arşu alada beyaz cübbe ile dans

19-Yine hacca gittiğim yıllardı. Üzerimde önden açılmalı bir beyaz kaftan vardı ve arşu alada dans ediyordum. Bu dans hiç de mevlananın dansına benzemiyordu. Bir baletin bale yapması gibi alttan üste, önden arkaya, baştan ayağa, dönerek dairesel ve oval, zincirden boşalmış gibi hızlı ve kararlı, sevgi ve şefkat ve AŞK dolu bir uçuştu ki ne uçuş. Bu aşkın tanımı yoktu. Sadece yaşanıyordu.

Kaftanımın uzunluğu dinimin iman kuvvetini gösteriyordu. Bir ara beyaz kaftanımın ön düğmelerinin açıldığını gördüm. Bunun anlamı bize verilen bu aşkın kıymetini bilmeden kaybetmek üzere olduğumuzu anladım. Hemen döşlerimi kapatıp eski aşk seviyesini yeniden yakaladım.

Cennette köşk ve bal ırmağı

20-Yine 1990 lı yıllardı. Cennette bir köşk ve bal ırmağı gördüm. Köşk bembeyazdı ve altı beyaz işlemeli direkleri vardı. Direklerin arasından bal ırmağı akıyordu. Bir miktar tadım. Hiçbir yabancı cisim yada pisliği asla kabul etmiyor ve içine almıyordu. Bu onun sürekli temiz olduğunu gösteriyordu. Çünkü başka köşklere de gidecekti. Irmak düz akmıyordu. Kıvrım kıvrım kıvrılıyor ve bir köşkten diğer köşke gidiyordu. Hiçbir köşk diğer köşkün içini görmüyordu. Köşkün içi yakından bile görünmüyordu.

Aşık Paşa’nın hem kendine yazdıklarımızı hem diğer yazdıklarımızın İslam’a uygunluğunu doğrulaması ve bize Dua için dua etmesi

21-Bundan birkaç ay önce Kırşehir’deki Aşık Paşa’nın hayatına Aşık Paşa şiir şöleninden hemen sonra 15 gün uğraşarak 183 beyitlik bir mersiyye yazdık. Bu zat yazdıklarımıza tecelli etti ve “yazdıkların doğrudur evladım”dedi. Biz rahatladık doğrusu.

Ertesi gün ise tekrar tecelli ederek bu iyiliğimizden dolayı “senin yazdıklarından herhangi bir şeyle amel eden kişiye senin ahirette şefaatin vacip olsun” dedi. Ben Amin dedim. hemen ilave ederek “kişi ahrete giderken ölüm anında da kolaylık ve iman üzre olmasına vesile olalım, duamız vacip olsun” dedim. Bir süre geçtikten sonra “vacip olsun” dedi. Ümmetin bu dünyadaki dertleri ne olacak dedim. Bir süre sonra “kişi senin yazdıklarınla amel ederse duan vacip olsun” dedi, ben de amin dedim.

Hattatlık

22-Uzun süre Hat kursu alarak hattatlık yolunda ilerledi ve yalnız Kırşehir’de 8 camiye bedava Hat Takım hediye etti. Onun maksadı insanların bu hattı edinmesidir. Bu yüzden genellikle maliyetine verir, ve çoğunlukla da bedava dağıtır.

Ankara’da Kadir Sakoğlu hocadan ders almıştır. Tatile gittiği deniz kenarında bile besmele yazarak dağıtmış, ancak ismimi yaz diyenlere “şayet isminizi yazarsam kibriniz artar” diyerek onları geri çevirmiştir. Yabancılar dahil. (Bir Hat Yazısı görüntüye girmeli)

Kan verme

23- Şimdiye kadar kan anosu duyup da duymazlıktan geldiği olmadı. En son geçen haftaki ile beraber 37. Kanını verdi. Bir gün bir doktor kan verdiğimi bilmeden “sizin kanınız bir yerden sızıyor. Kanınız azalmış, tehlikeli ”dedi. Doğrudur dedim.

Tarikatler ve Saidi Nursi ile görüşme

24-Bu güne kadar bir çok tarikate girip çıktım. Bir gün camide teşehhüdden sonra otururken Peygamber efendimiz geldi ve dediki “şu torbanın içine gir” dedi. Ben “efendimizi görmek istiyorum” deyince başka bir şahıs “şimdi çok işi var”dedi. Ben de uzatmayıp ağzı büzgülü keseye kafa üstü atladım girdim. Bu kese Mahmut Hoca’nın (İstanbulda İsmail ağa) cemaati dendi. Birkaç yıl bu cemaate ve zikirlerine devam ettim.

Sonra eşim öğretmen olması nedeniyle gittiğim camiyi basar ve insanları tehdit eder. Onlar da zikirden mahrum kalınca bize kibarca gelmeseniz iyi olur dendi.

Sonra Ramazan Efendinin cemaatine devam ettim. Çok soru soruyor söyleyin gelmesin demişler. O da öyle bitti.

Daha sonra Menzil cemaatine devam ettim ve menzile gidip tövbe aldım. Cemaatle anlaşmamız biraz güç görünüyordu ve zikirler çok yüksekti ve evde de zikir yapamıyordum. O da öyle bitti.

Şimdi ise Nur cemaatinin Yazıcılar koluna katıldım. Katılmamın birinci haftasında saidi Nursi hazretlerini gördüm. Üstümü ve arkamı kaftanıyla gökyüzünden kapatıyordu. Onun gökyüzündeki kaftan genişliği, hükmünün geniş ve etkinliğini, üstümü örtmesi bana Rahmet ve koruma yapacağını, yani kendi cemaatine dahil ettiğini, arkamı kapatması, hatalarımı kapatacağını ve arkadan bizi itiklediğini anlıyorum diye düşündüm.

Hayat anlayışı

25-Aşık hayata sevgi ile bakar. Sevgiyi kısmak haramdır der. Seven sevdiğine tabi olur der ve Allah Ve Rasulüne sevdiği için tabi olur. Bu yüzden benliğini terk edebilmiştir. Har yazısına “ahi kul ahmede nasib olmuştur” diye yazar. Ben yazdım demez. İnsanları da Allah için sever. Yolda üzgün gördüğü insanlara şaka yaparak sarılır ve onun derdini hem dinler hem ne yapabileceğini sorup bir şeyler yapar. Her sevgi bir karşı sevgiyi hakeder der. O ilk sevgi sunan olmak ister daima. Ayaküstü de olsa İslami bir soru sorulduğunda Allah ve Muhammed ve sıkıntıya uğrayan müslümanın adı geçtiğinde bir ağıt molası verir elinde olmadan. Konuşurken Allah’ın yardımını alarak konuştuğundan dolayı Doğruluğunun Allah’tan geldiğini, yarin sorulacak soruyu bugünden Allahın çalışmamı sağladığını söyler. Yardım ilham değil çalışma şeklindedir.

O bir radikaldir. Her şeyi en derin ve en fedakar biçimiyle yaşar ve iddia eder. O bir hatipdir. Aralıksız 3 saat konuşur bir tek hata ile. Allah o hata ile “bak seni destekliyoruz, desteğimizi kesince tökezledin, bunu anla” demek istemiştir der elhamdülillah der.

Allah ona Akıl ve İman nimetini çok vermiştir. Aklın radikalliği iş ve okulda ve ilimde derinliği ve gayreti ve başarıyı getirdi, imanın radikalliği ise Allah aşkında cezbe ve Allah dostluğunu ve aşıklığı ve olağanüstü olaylara vukufiyeti ve ümmete düşkünlük ile onlara makbul dua etme gücü getirdi. Ağlar durur ümmet için.

Namazda ümmete ya 25 dua etmeli, ya zikri artmalı ya da ümmet için ağlamalı. Hepsinde de Allah ile Konuşarak yapmalı bunu. Böyle olmayan namazlar zayi olmuştur.

O Allah’ı çok sevdiği için Peygamber Efendimiz’i yanında bulmuş, görüşmüş ve ondan dua, işaret ve birçok şey almıştır. Çok salat etmez, lakin hiç bir sünneti de ihmal etmez. O itaatin sevmek anlamına geldiğini düşünür. “Seven sevdiğine tabi olur” der. Günde 300 dua eder. İşi gücü duadır. Duasız iş yapanları döver. Yolda giderken nazarına giren binlerce kişiye hiçbirini ayırmadan dua eder. hastalandığında hastayım demez. sadece çalışamıyorum der. parasızsa şöfora “bak param yok” der fakat “beni al” demez. adam da otobüse almaz ve yayan gider 7 km. “Birşey istiyor musun” diyene diyeceği varsa da demez. “Bu Allah’a söylenmesi gereken sözü benim gibi aciz sana mı söyleyeceğim” der ve o adamı azarlar. hiç bir zaman garantiye oynamaz. Camide ayakkabısını kilitli kutulara koymaz Allah’a dua etmek ve hırsıza da bir hak tanımak için. İşim tıkır tıkır gider diyen adamlardan nefret eder.

 

Yeter ki bir şeyi aşk ile kucaklasın. Şiirlerinde; Yunus Emre, Karacaoğlan, Bayburtlu Hicrani, Erzurumlu Emrah, Kul Himmet, Murat Çobanoğlu, Ruhsati, Aşık kul ahmet, Aziz Mahmut Hüdai, Hacı Bayram-ı Veli, Hoca Ahmet Yesevi gibi değerlerin kalıp ve mana etkileri oldukça baskındır. aşıklarla atışır da yan düşürdüğü bir aşık dedi ki “sen bi daha bizim yanımıza gelme” işte bu tür aşıklar hokkabazdır, dinleyen de ahmaktır desem ağır mı olur? konuşurken beyt veya 4 lü hece olarak konuşur durur. atrada bir ALLAH deyip cezbeye gelir. herkesi hoplatır. kendi başına bir hayat yaşar. lakin her ihtiyaç sahini farkeder, ilgilenir. haftada en az 500 dağıttığı şiirlerini çekinerek ve sorarak yaklaşanı defeder, vermez. bakanlara başkanlara bile boklu ossuruklu yazılar gönderir. lakin kimsenin ya zoruna gitmez ya da adamcağız utanır bir şey diyemez. o her gün bir zalim bulur ve haddini bildirir. işte bu aşığın Allah için dostu olmak hala dost iseniz çok kolay, eğer bir defa bile güvensizlik belirten bir iş yaptıysanız sizin burnunuzu boka sokar ve defol başımdan der çıkar. aslında o bu kovmasıyla da terbiyeyi amaçlamıştır ve bir dost kaybetmenin acısını tattırarak hakka dostluğun önemini anlatmak ister ameli olarak. fakat kişi bilmez de arkadan kusur arar durur. halnbuki aşık demiştir ki “bize büyük (Yalnız büyük değil, ilim ve muhabbet olarak da üstünlük dahil) deniliyorsa ossursak bile “Bİ BİLDİĞİ OLMALI”” Demelisiniz demiştir. kişi bunu bir türlü anlamaz ve aşığın ışığından istifade edemez. işte o zaman hata da yapsa fırçaya rağmen sadakatlerini sürdürenler kalır ki onların özü HAKKA SADAKATTİR VE DOĞRU (İNSAN)DAN AYRILMAZLAR ONLAR..

 

Allah “isteyene ilmi veririm” dedi diye o da aynısını yapar. Şiir işinden bütün maddi kazancı pazadaki karpuzcuyla domatesçilere anında uydurduğu manilerden dolayı hoşlarına gittiği için 75 kuruşluk 50 kuruşluk fiattan ikramlardır. Manevi değerlerini ümmet için arşa postaladığını düşünür.

 

Bu kardeşiniz sulu zırtlak bir ademdir. Siz onu bilmezsiniz. Yolda giden herkese hem de ensesine tokat vurarak şaka yapar. Kendisiyle barışık olmasa yapabilir mi? Söylemek istediği şey şu: En ciddi konuları bile şaka yaparak anlatır. Ona göre şaka, en ciddi anlatımın en etkili biçimidir. Şakayı sakin insanlar en iyi yapar. O halde en ciddi meseleler sakin ve şakayla anlatılmalıdır. Aksi halde dünya bağınız artar ve ahirete göç zor olur sevgili dostlar.

 

Bu fakire çok konuşuyorsun dediler, lakin yanlış konuşuyorsun demediler. Yatsıda sorulan sorunun cevabı sabah namazında biter. Iki siyah ayakkabısı olmaz, üç takımı olmaz, servis yerine halkı tercih edip otobüsle gider, onları sever, koltuk yerine kibirlenmemek için 20 yıldır sandalyede oturur, “selam vermek için Rabbim beni gönderdi” deyip Ankara’da günde 100 kişiye selam verir. Bir münibüste 20 kişi selamı latif bir şekilde duyması gerekir. Hiç alan olmazsa 20 kişiyi de fırçalar cevap hakkı doğurmadan.. Siz bir işçiye selam verseniz kurtulursunuz, o bir kişiye selam vermese helak olur. Her konuşacağı adama selam verir, vermeyeni uyarır, namazını sorar, Allah’ın adının anılmadığı, selam ya da inşallah demeyen mesajları reddeder, resmi yazılarına toplu iğne ile besmele yazıp yollar, sıkça deli ya da çatlak derler bir ademdir. Bir aileyi destekler, günde 6 simit dilenen çocuklara verir, günde 12 işçiye çorba içirir. Onlar öğleyin çorba içiyor diye kendisi de gider çorba içer. Maaş kartını eşi hakkını helal etmek için istemiş o da vermiştir. Bu yüzden parasız kalıp bazen eve yürümek zorunda kaldığı (Kızılaydan Etlik’e) olur.

 

Şikayet onun kitabında yoktur. ayakkabısını kilitli yere asla koymaz. bununla önce dara düşmüş bir hırsıza bir şans tanımak ister ve Allah’a duaya fırsat veriyor der. zenginin Allahı az anmasının nedeni her ihtiyacını görebiliyor olmasıdır der. dervişlerin Allahı anması için hastalık istemesi gerçekten hastalığı istemesinden değil, eksikliğinin ve kulluğunun farkına varabileceği bir ortam istemesidir der..

Onun el ucuyla ya da dil ucuyla tuttuğu bir şey olmaz. Ruhuyla ya da bedeniyle girmediği bir kişi ya da olaya şiir yazmadı. O bir radikaldi. Doğru yola gittiği için bu radikallik okulda başarıyı, ilahi aşkta da mesafe katetmesini sağladı. Yanlış yola gitseydi dibin dibini bulacağı muhakkaktı denilebilir. Açlığını sormadığı, ikramsız gönderdiği, koluna girmediği misafiri olmaz. Tanımadığı yoldaki insana bile şaka yapmazsa çatlar ölür. Sadece inatçılar ve ahmaklarla anlaşamaz. Onun lisanında “illallah” dışında “illa” yoktur. Sadece uykudan dolayı kaçırdığı namazı olur ve ona acır. O bir ümmetçidir. İslam kardeşliğini savunur. Bu kardeşliği bölen milliyetçilik, aşiretçilik, ulusculuk, hemşehricilik, …cilik her ne ise hepsine kavi bir düşmandır.. O bütün inanan müslümanları (ümmeti) çok sever çok, çok,,

 

Hiç bir farz namazı hızlı kılmadı. İmamken cemaati dikkate aldı lakin camaate göre namaz kıldırmadı. Cemaat olalım diye 20 dakika bir adam bekler. Her türlü seçeneğe zulme yol açmadığı sürece evet der. Kendine yapılan zulme ya da küfre “elhamdülillah” der ve sitesinde birlikte yayınlar. Lakin onun bir arkadaşına yahut herhangi birine bir zulmederseniz sizi sokak ortasında döver, alimse rezil eder, imamsa bağırır. Elhamdülillah hiç “dilsiz şeytan” olmadı. Fakat yanında kendine yapılan zulme sessiz kalan çok dilsiz şeytanlar gördü. Kimseyi dost tutmadı. Hakkı dost seçti. Kullar ona geldi dost oldu. Bu onu insanlara eyvallah etmekten ve adaletten sapmaktan korudu. Kardeşini bile sadece “Allah için” sevdi.

 

Şiirde geleneksel tarz ile tasavvufu ayırmaz hepsini ilahi düşünür. Allah’a da yazar kullara da.. Aynı aşkla. Kulları hiç unutmadan. O ümmetsiz yapamaz.. Öyle hep ümmete ağlar.ağlar, ağlar. Ağlamadığı namaz zayi olmuştur…

 

Son iki sözü şudur “sulu zırtlak bu adamı okuyup da ne anladınız dostlar” ve “CENNET; Namazı 5, 5 aşkla kılıp, çorba kaşığını karşı tarafa düşünmeden uzatanlara daha yakındır” Çok parası yoktur, hep borç içinde yaşar. Lakin 50 defa borç alıp geri getirmeyin 51’incide gene gidip isteyin yine varsa verir. Bu fakirin ölçüleri insana göre asla olmadı çünkü. İnşallah son nefese kadar böyle gider. O telif hakkı peşinde koşan meslek örgütlerine üye olmaz. Telif hakkının aşırı korunmasının İslam’a aykırı olduğunu, ilmin kaynağının Allah olduğunu, verilmesi gereken zekatının %100 olduğunu düşünür ve eserlerine bu ibareleri çekinmeden koyar, isteyen olduğunda paralı veya parasız eserlerini dağıtır.

 

Ahi olabildik mi dostlar? Sizi de Ahi yapabildik mi dostlar?

Size helal olan bir şey aşığa haramdır. Kapısına gelen birini boş çevirmesi haramdır. O da hiç kimseyi çevirmedi zaten. Kiralık bir evimiz vardı ve boşalmıştı. Bir genç bana “mutfağınızı verir misiniz” dedi. İstemişti bir kere. Sök götür dedim. İki günde söktü götürdü.

Her beşeri ideoloji TAGUT’tur ve Allah’ın yerine geçirildiği için ŞİRKE sebebiyet verir. Bu şirki ise kul tövbe etmedikçe Allah affetmez. O bir TEVHİD aşığıdır. Tevhid üstüne onlarca şiir kaleme almıştır.

Gazete okumaz, televizyon seyretmez, servise binmez, diğer insanlarla otobüse biner ağızlarımız kokarak, ayağımıza basılarak, kıçımızı sürtetek. İnşallah veya selamalkm. demeyen mesajları reddeder. 6 metre kefeni sarık olarak Cuma namazında takar. Ölen bir çok insanın imanla ve acısız ahrete gitmesinde duası makbul olmuştur.

İkna kabiliyetim çok yüksektir. Gerçekte ise benim sesimi Allah duyurur. Fakat insanlar anlamazlar. Allah ile konuşmayanı kimse duymaz. Bir seyahatimde yakınımda otururken “ben laikim” diyen bir hanım mola yerinde arkadan öndeki şöföre arka kapıyı açın diyordu. Fakat defalarca söylese de şöfor duymuyordu. İsterseniz bir de ben söyleyeyim dedim ve kadınla aynı ses tonuyla şöföre arka kapıyı açarmısınız” deyince şöfor anında açıyordu. İşte bunlar Allah ile beraber olmanın, beraber iş yapmanın önemiydi..

Bindiği otobüste herkes aynı parayı ödüyor diye yarı yolda adalet için ayağa kalkar hiç kimseye teşekkür ettirmeden.

Hayat mücadeledir diyen batılı inkarcılara karşı durur ve hayat yardımlaşmadır der.

Yine batılı inkarcıların dediği “insan insanın kurdudur” sözünede çok kızar ve “insan Allah’ın kulu ve birbirinin dostudur ve en şerefli varlıktır” der.

“Cennet: namazı beşer beşer aşkla kılıp çorba kaşığını karşı tarafa düşünmeden uzatanlara daha yakındır” der.

İletişim: ANKARA

sitemiz: www.ahikirsehir.com

 

Mail adresimiz: ahikulahmet@gmail.com

 

Not: İlmin kaynağı Allah c.c. olduğu ve zekatı da yüzde yüz olduğu için bu sitelerdeki / kitapçıktaki bilgilerin / şiirlerin telif hakkı yoktur. Aslına sadık kalmak ve ticari olmamak kaydıyla basılabilir, çoğaltılabilir, yayımlanabilir, alıntı yapılabilir, tercüme edilebilir…

 

 

Bu hayatı Aşık Ahi Kul Ahmed yaşadı. hatasıyla ve sevabıyla..

 

 

 

24 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Güzel ahlaka hoş geldiniz.. peygamber de sizi bekliyordu zaten..sakın kıçınızı dönmeyin…kar mutlak..

 

NEDEN GÜZEL İNSAN?

NEDEN GÜZEL AHLAK?

BU KİTAP BİR GÜZEL AHLAK KİTABI MIDIR?

EVET…

Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..

İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi. Bu onun bizi toplum olarak kaynaştırmasının da kaynağı idi. Ve “müminler kardeştir” deyince müminler namaz da kılması gerektiği için sevgili oluyorlardı.

ALLAH yine bir ayette Rasulüne “….. katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi…” buyurdu.

Bir hadiste “ insanlara ALLAH’ı sevdiriniz “ buyruldu.

Bir başka hadiste “ ….. ya ömer canından daha üstün beni sevmelisin” buyuruldu.

Bir diğer hadiste “ahrette bana komşu olanınız ahlakı güzel olanınız” buyruldu.

Bir hadiste “mizana ilk konulan şey güzel ahlaktır” buyruldu.

Sahabe zamanında İslam’ın 5 parçasından en önce gelen güzel ahlak idi.

“Şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzerindesin(Kalem 4)”

“Onun Ahlakı Kur’andı. Sen kuranda şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzeresin ayetini okumadın mı?(Hz.Aişe Müslim)”

“Ben güzel Ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”.(Taberani)”

“İslam güzel Ahlaktır, Güzel ahlaktır.”(Beyhaki)

“Güzel Ahlak Dinin yarısıdır.”

“Mü’min güzel ahlakıyla gece sabaha namaz kılan, gündüz ise nafile oruç tutan derecesine çıkar.”

“Güzel Ahlak Hataları güneşin yerdeki kıravı erittiği gibi eritir. Kötü ahlak sarımsağın balı bozduğu gibi ameli de bozar.”

“Nerede olursan ol Allah’dan kork, her kötülüğün ardından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin. İnsanlarla güzel ahlakla geçin.”

“İman’dan sonra Aklın başı kişinin(güzel ahlakıyla)kendini diğer insanlara sevdirebilmesidir.”

“Sizin en hayırlısınız ahlakı en güzel olanıdır.”

“Allah’ım yüzümüde güzelleştirdiğin gibi ahlakımıda güzelleştir.”

“kıyamet gününde mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha güzel bir şey olmayacaktır.”

“Allah Azze ve Celle Katında kötü ahlaktan daha büyük bir günah yoktur. Çünkü kötü ahlak sahibi bir günahtan kurtulur başka bir günaha düşer.”

Bugün artık ibadet daha önemli oldu. Namaz kılanın nasıl kıldığı önemsenmiyor ve güzel ahlak ise meziyet haline geldi.

İslam aslında güzel ahlaka ilişkin namaz ve zekat gibi ibadetleri ağır cezalara bağlamıştır. Namazda 32 defa emrin arkasından 20 sopadan eşinden boş sayılmaya, zekatta ise malın bereketinin kaldırılmasından zorla toplamaya ve nihayetinde ahrette sırtlarının dağlanmasına kadar sert tedbirlerdi bunlar. Bu cezalar ALLAH’ın insanları kötü ahlaka bırakmak istemediğini ve içindeki fakirleri de feda edip kimsenin serbest reyine bırakmadığını göstermektedir. Halbuki bozulan ilahi dinlerde iyilik ve ibadetler öylesine bir tavsiyeye dönüşerek ahlak ve içindeki fakirin haklarını korumaktan tamamen uzaktırlar. Adam simith’den makyavelle ve bilmem kime kadar fikri bozuk yeteri kadar fikir babası hırıstiyanlığın kucağına epey pislik bırakmışlardır.

Bunların ortak yanı sevgi üzerine olmalarıdır. Bu sevgiden beklenen ise sevilene itaattir. Allah’ın ve onun peygamberinin emirleri GÜZEL AHLAK üzerine olduğuna göre kişi severek güzel ahlaklı olması bekleniyor demektir.

Neden güzel ahlak sürekli bozuluyor?

Güzel ahlaktaki ilk bozulma Kabil’le oldu. O kendi batınındaki daha güzel olan kendi kardeşi ile evlenmek istiyordu. Habil ise onun “Seni öldüreceğim” sözüne karşılık “Ben sana hiç elimi kaldırmayacağım” şeklinde bir yiğitçe cevap veriyordu. İyi ve kötü aynı anda bir olayın içinde gerçekleşiyordu.

Zaman içerisinde Peygamber’lerin öldürülmesi bir kötülük, ancak onların her türlü tehdide rağmen canları pahasına dini tebliğ etmeleri ise bir yiğitlik olarak daima süregeldi.

Toplumların bozulması Peygamber’lerin gönderilme gerekçesi de oluyordu. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın bir islah etme operasyonu olarak Allah’ın bir yiğitliği ya da merhameti kabul edilmeliydi bunlar.

Eski Mısır’da zenginler fakirlere sadece ancak karnını doyuracakları şeyler veriyorlardı. Mülkler içindeki köleleriyle beraber alınıp satılıyordu. İnsan kendi kendinin bir kısmını köleleleştiriyor ve aşağılıyordu, yani ötekileştiriyordu.

Ancak Allah’ın farklılık olarak yarattığı şeyler gerçekte insanlara iş gördürmek amacıyla olmasına rağmen bunu insanlar kendilerine tanınan bir hak olarak gördüler ve övünerek başkasında olmayanları da aşağılama yoluna gittiler.

Dolayısıyla güzel ahlak olarak toplumlar içerisinde etkin olmamasına rağmen halen konuşulan ve arzu edilen ancak bir türlü ulaşılamayan ülvi hedeflerin temel kaynağı ilahi dinler olup o da İSLAM’dır.

İşte insanlar güzel ahlaklı olmak istemelerine rağmen bir türlü güzel ahlaklı olamamaktadırlar. Eğer siz öldükten sonraya inanıyorsanız ve bunu merak ediyorsanız size bu iyiliğinizin karşılığını kim verecek dersiniz? Elbette Allah değil mi? O halde geriye dönüp de kendisinden ikram beklediğiniz O Allah’a neden bu dünyada siz de iltifat etmiyorsunuz?

Bu sadece bir dürüstlük olarak ya da kadirşinaslık olarak algılanması gerekmez mi? O halde bu dünyada O’nun için bir şeyler yapacaksak eh onun gönderdiği din olan İslam’a giderek en temel emri olan, dinin direği Namazı kılmamız gerekmez mi?

İşte Namaz bir kadirşinaslık olarak düşünmekten öte sizi önce Allah’a yaklaştıran ve arkasında da sizin güzel ahlaklı olmanızı sağlayan en temel amel biçimidir. Bir ayette “namaz sizi münkerden korur” buyurulmadı mı?  Bu amelin gerçekleşmesi için sizin imanınızın çok yüksek ve fedakarlık yapabilecek düzeyde olması zorunludur. Bu zorunluluğu en saf  İHLAS  ile gerçekleştirip İHSAN seviyesine de çıkarmanız gereklidir. Aksi halde “yuraune”- (maun suresi)’nde olduğu gibi şekli olarak kıldığınız namaz sizi hiçbir güzel ahlaka götürmeyecektir.

Sonuç olarak ilahi aşk ile aşktan nasibinizi almanız, sonra bu aşkın etkisiyle bir amel (Salih Amel) yapmanız ve bu çerçevede de beş vakit düzenli, ihlaslı, ihsanlı namaz kılmanız gerekir. Elbette kalbin eğitimi de gerekli..

 

Peygamber ve Raşit halifelerden sonra bilgide bozulma başladı. Bu, ahlaka yansıdı. Yerel kültürlerin İslam’ın içine akması bütüncül sistemi bozdu. Müslümanların bağrına sızdı. İslam’a değil. “Sakınan korunur” kuralına uyulmadı. İnsanlar terbiyeden geçmeden İslam’a girdi. Hz. Ömer devrinde Mısır ve İran süratle fethedilince, oralar irfan ve hikmet ile doldurulamayınca felsefe ve mistisizm geldi doldurdu.

 

İngiliz ekonomisti Adam Smith kendisi bir ahlak hocası olmasına rağmen tuttu “Alçak gönüllülük ve yardımseverlik üretim maliyetini artırır” diyerek bir çok ahlaki değerin gözden düşmesine sebep oldu.

 

Günümüz dünyamızdaki temel sorunlardan biri insanın kendine büyük hedefler koyamamasıdır.

 

İnsan uğruna fedakarlık yapacağı bir amaç olmazsa hayatı anlamlandıramayarak gününü gün olarak yaşamak yoluna gitmektedir. Bu durum insanda bazı yanlış değerlerin ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Hazzın sınırsız olarak kullanımı daima yeni haz arayışıyla neticelenmekte ve insana tatmin vermeyerek toplumsal anlamda huzur da bozabilmektedir.

 

Toplumda bilgi ve kararları etkileyen en önemli üç şey, önem, öncelik ve değer sıralaması olduğu artık günümüz insanınca da konuşulur oldu. Ahlaki akıl yürütme ise kararlarda önemli bir paya sahip olduğu ahlaki ilkel seviye kısa vadeli çıkarları düşünülerek karar alırken ortalama ahlaki akıl yürütme ise sosyal düzen görev niyetleri ve gelecek düşüncesine dayanır. 

 

İleri seviyedeki ahlaki akıl yürütme ise hakkaniyet merhamet, acıyı hafifletme, iç güdülere yenik düşmeme, baştan çıkarıcı unsurlara direnç gösterme, fedakar olma, başkaları için katlanma, başkalarının duygularına karşı hassasiyet, adalet ve kimseye zarar vermeme olarak sıralanabilir.

 

Toplumda belli değerlerin kaybolduğu bir normsuzluk havası varsa toplum kargaşa ve kaosa doğru gider. İnsan daima bir toplumun parçası olma ve öyle yaşamak ister. Hiç kimseye karşı sorumluluk duymayan çağımız sapık insanları toplumdaki değer eğitimin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Karl Marxın  söylediği “ yıkıcı dürtü, yaratıcı dürtüdür.”   bakışı da toplumları ister istemez olumsuz yönde etkilemiştir.

 

Toplumda oluşturulan değerler arasında bazı doğrusal korelasyonlar vardır. Toplum bunu zaman içerisinde bazen de argo bir biçimde oluşturur ve yaşatır. Bu değerlerin gerçekten sağlıklı olduğunu düşünmekte pek fazla bir yanlış yoktur. Bu adeta bir şeyi bir şeyle tartmak veya sonucunu onunla oluşturmak seklinde bir mizansene bağlı olabilir. Bunlardan bazıları şunlar olabilir.

 

“Ne kadar ekmek o kadar köfte.”

“Ne kadar özgüven o kadar başarı”

“Ne kadar adalet o kadar huzur”

“Ne tembellik o kadar esaret”

“Ne kadar samimiyet o kadar ikna”

“Ne kadar bilgi o kadar güç”

“Ne kadar kanaat o kadar zenginlik”

“Ne kadar edep o kadar mutluluk“

“Ne kadar merak o kadar ilim”

“Ne kadar erdemlik o kadar insanlık”[1]

 

İnsanlar bunları adeta bir ahlak terazisi gibi düşünüp bunun dışına çıkanları ayıplamaya hazırdırlar. İşin aslı bu değerlendirme yöntemi çok da yanlış bir sonuç vermez. Zaten doğruluğu toplumca da kabul edilmiş demektir. Bunların daha da yaygınlaştırılmasında demokratik ortamda iyilikler daha çok kâr eder.

 

GÜZEL AHLAK

GÜZEL TOPLUM

SEVGİ İLE OLUŞUR

 

İnsandaki olumlu duyguların başında sevgi gelir. Bunlar genel olarak sevgi, ümit, güven, şefkat, iyimserlik, mutluluk şeklinde temel duygulardır.

 

Sevgi, insanları birbirine yaklaştıran ve sevişmesini sağlayan “görünmez bağ” dediğimiz en temel duygudur.

Bir gün 15 kişiye bir camide imamlık yapmak üzereyken tam elimi kaldırmışken sağ omzumun arkasından bir nur içinde peygamber efendimiz geldi ve “Ahmet tekbirlerine sevgi kat” dedi ve gitti. Bunu takip eden 15 sene güleryüzlü davranışların ardından 2009 da aşıklık verildi diyebilirim. Bu büyük bir imtihandı ve kazanmıştım.

Normal yaşamda sevginin ümit duygusuyla beslenmesi gerekir. Bu takdirde kişide harekete geçme duygusu belirir ve aktif hale gelir. Eğer sevgi ümitle beslenmezse çaresizlik, umutsuzluk duygusu baş gösterir.

 

Sevilen kişi karşıda olursa empati meydana çıkar ve dostluğu artırır. Bir kişiye bağlılık ile sevgi birlikte bulunursa bunu aşk denir ve kişi sevdiğine bağlılığından onu düşünmesi ve arzulaması baskın olur. Bu aşk ilerde tutkuya yani kendini sevdiği için feda etmesine dönüşebilir. Bu nedenle ateşe atılmaktan, yanıp kavrulmaktan, hastalanmaktan bahsedilir ve insan sevilene doğru göç etmeye başlar. Tasavvuf’ta ölmeden evvel ölmek kavramı da bu manaya yakındır. Aynı zamanda benliğin yok olması da sevgilide birliği ifade eder.

 

İnsan daima güzele ilgi duymuştur. Onu gelişim sürecinde ilerleten şey güzeli sevme duygusudur. Karşılık görmeyen sevgi sönebilir. Bu yüzden sevilenlerin de bu sevgiye cevap vermesi önemlidir.

 

Çocuktaki sevgi son derece saf ve temizdir.. Çocukların kullandıkları lisan daha az kelimeyle ancak büyük bir içtenlik söz konusu olduğu için büyüklerin yapamadığı ya da söyleyemediği şeyleri büyün çıplaklığı ile çocukların söylemesi muhtemeldir.

 

Farklı yerden ve temiz olan kişilerin fikirlerinden istifade etmek bir amaç olabilir. Bu amaç işletme körlüğü dediğimiz hastalığa bir ilaç olabilir.

 

Sevginin yayıldığı alan farklı farklıdır. Sıradan kullanımı diyebileceğimiz eş, aile, yemek sevgisi örnektir. İkinci grupta sayabileceğimiz insanlar yaşadıkları toplum ve dünyayı sevenlerdir. Üçüncü gruptaki ise dünyalıkla ilgili şeylerin yanında kainatı ve kendisini yaratanı da sevenlerdir. Böylece ahreti de düşünürler ve bunlar imanı sağlam güçlü kişiliklerdir.

 

Sevgiyi insanın kişiliğine yöneltmek daha kalıcıdır. Karşı tarafa yönetilen sevgi onun sıfatlarına iken bu sıfatlar kayba uğrarsa bu sevgide biter. Evlenme gibi özellikli durumlarda insanlar akıldan ziyade duygularıyla hareket etmek isterler. Sevginin davranışlarda gerçekten büyük önemi var. Duygusuz bir iletişim dahi sorun yaratabilir. Reklamlarda duygulara hitap edilmesinin temel nedeni budur.

 

Değer verdiği kişiyi insan, harcamaz dost kabul eder. Sevginin azlığından ise düşmanlık hasıl olur. Karşı taraftan zarar göreceğini düşünen kişi savunma durumuna geçer. Nefret edilen kişinin kusurları artmış görünür. İyi taraflarını siler.  Bunun tersi olarak seven kişi sevdiğini hayali olarak abartarak da sevebilir. Bu yüzden aşırı iyimserlik muhtemel zararlara karşı kişiyi savunmasız kılar. Sevgiyle beraber olumsuz bir düşünce beraberinde oluşmuşsa iyi tarafını severken kötü yönlerinden dolayı da sevgide azalma olur.

 

Kısa vadeli sevgiler anlıktır. Uzun vadeli olan ise gelecekteki mutluluğu için zorluklara katlanması anlamına gelir.

 

İnsan günlük hayatı hoşlandığı kadar ömür süreci ve ahiret boyutunda da mutlu olmayı hedeflemelidir. Bu bir sevgi yönetimidir diyebiliriz. Olgunlaşmak adeta sevgi yönetimi ile tanımlanabilir diyebiliriz. Peygamberlerin bile kırklı yıllardaki kişilerden seçilmesi çok manidardır. Bu yaşlarda hissedileni doğru tanıtıp doğruya yönelme beklenen şeydir. Toplumların zayıflayarak sevgilerin azaldığına çare olmak için güçlü aile bağlarına ve arkadaş ilişkisine yatırım yapılmalıdır.

 

Sevgi içine girdiği kişide biçimlenerek kişiyi düz mantık ve salt kuru bilgiden uzaklaştırır ve kişinin duygularına biçim verir.

 

Sevgi eşler arasında gidip gelirken çocuklarla beraber kadındaki sevgi çocuğuna erkeğin sevgisi ise işine kayar. Ailenin bireylerinin sıkıntılı zamanı aşıp aile ve çocuğun önemsenmesiyle sevgi ve bilgi beraberliği oluşur. Böylece bilgi ve sağlıklı düşünce tarzı önemli olarak ortaya çıkar. Kaybedebilme ihtimali seven insanı korku içine atar ve yıpratır. Bu yüzden doğru insanı seçmek ve bu hissi yerinde kullanmak bir marifet sayılmalıdır.

 

Akıllı insan her şeyi kendi ölçüsünde sever. Seven sevdiğine tabi olur ve onun yararını düşünür. Böylece diyalog başlar ve toplumdaki iyilikler artış gösterir. Bu konuda Mevlana Hz. Şöyle söylüyor.

 

 

Kim ki canın için cananı sevdi; canın sevdi

Kim ki canan için canın sevdi; cananı sevdi

 

Halbuki sevgide cömert olabilmek paylaşıldığında paradan farklı olarak verildikçe artmasıdır. Sevgi sonsuz, maliyeti ve vergisi bulunmayan fakat değeri çok yüksek bir hazine gibidir. Bunu elde etmek kişinin iradesiyle çalışmasına bağlıdır. Kuyu suyu nasıl ki kova sarkıltıp çekildikçe gelmeye devam edecektir.

 

EĞİTİMDEKİ

BOZULMA

AHLAKİ

OLUMSUZ

ETKİLİYOR

 

Bilmenin bir tevhid eylemi olduğu, bilginin ahlaktan ayrılmaması gerektiği, bunun amacının ahlak olduğu, bunun da Allah’ı işaret ettiği söylenebilir.

 

İlmin işlev olarak faydalı da olması gerekir. Hz. Rasulüllah “fayda vermeyen ilimden ya Rabbi sana sığınırım” buyurdu.. Hammadde bilgi ise, mamul ahlak olacak. Yoksa faydasız bilgi oluyor.

 

 

Modern Eğitimin Üç Ana Zaafı

 

Modern eğitim;

- Bilgi ile bilgi ahlakının arasını ayırdı.

Akılla kalbin,

Duygu ile düşüncenin,

Eylemle bilginin arasını ayırdı.

 

- Bilenle bilginin arasını ayırdı.

Bu, bilginin üstadsız aşırılabileceğini,

Bilgi ile bilenin arasındaki bağı kopardı.

 

- Alim ile ahlakın arasını ayırdı.

Alim; ahlak ile bilgiyi sindirmiş olana denir.

Hayata uygulayandan alınır = İlmi ile amil olmak.

 

SONUÇ

 

Neden güzel ahlak ve neden güzel insan?

 

Gerçekten bu sorunun cevabı o kadar şumullü ki bu dünyayı kapladığı gibi ahreti de kapsıyor denilebilir. Ferdi olarak kendi ruhi yapınızın buna ihtiyacı olduğu gibi toplumun da sizin güzel davranışınıza ihtiyacı ve hakkı var. Allah’ın da onun peygamberinin de bizden istediği bu değil mi?

 

Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çabuk yayılır. Bu yüzden Allah günahların açıktan işlenmesini istemez. İslamın belki de 7 şartı diyebileceğimiz “emri bil mağruf, nehyi anil münker” görevi var. İşte toplumlar bu emri hem fert olarak hem de örgütlü olarak yapmazlarsa doğrular meziyete dönüşür ve kokar.  Demokrasi var deyip kaçınamazsınız. Bu emir mutlaka yerine getirilmelidir. Sınırsız toplumların demokrasi ve özgürlük adına geldiği tatminsizlik, sex ve uyuşturucu batağı bu işin eğitimle bile olmayacağını göstermiyor mu? Onların %70’i artık sakinleştirici kullanıyor. Ne olursunuz iyi olun diyen ve Allah’a şirk koşarak onun yetkilerini alan bir papazlar cumhuriyetlerinin güzel ahlakı koruyup kollayamayacağı artık anlaşılsın. İyilik kazığı sıkı tutulmazsa kötülük başının çaresine bakar zaten. İyilik imanın, kötülük şirkin içinde.

 

Halkın genel yaşayışında aranan iki unsur vartdır. Birincisi evine sadık olması. İkincisi ise işinde doğru davranması. Bu ikisini yaparken makul bir ölçüde de ibadetlerini yapabilirse bu insan artık güzel ahlaklı güzel insan olarak anılır. Artık ondan takva beklenmez. Bu bir asgari standarttır. Ve tasavvufi değerler aranmaz. Biz de bu amaçla normal halka GÜZEL İNSAN derken bunu kasteddik.

 

İnsan imanını kaybedince ne zalim. Nerde hak ve adil güç sahipleri

 

İnsan iman edince ne kadar güzel ahlaklı, güzel insan.

 

İyilik galip ne güzel ve mutluyuz..

 

Kötülük galip, kim hakkı koruyacak.

 

peygamber,

 

Yahut peygamber yolunda siz!

Şimdi ilahi adaletten konuşabiliriz.

Sizde başkaları da varsınız.

Siz yolda yoksanız

Başkaları da yok,

İnanın siz de yoksunuz.!!!

 

aşık ahi kul ahmede nasib oldu bunlar


[1] Güzel İnsan Modeli “Prof. Dr. Nevzat TARHAN” 2012 Sf.18

22 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Bakraç (Koşma)

Sallanı sallanı gelir pınardan

Bakracı söyler her iki yanaktan

Muradım belleri sarar savaktan

Bakracı söyler her iki yanaktan

 

Yeşilin üstüne de al incinir

Elinin tersine de kul düşürür

Sarılıp yatmağa da kol gerilir

Aşığı çeker her iki belikten

 

Saydı divaneye aklım zorundan

Yazdı edebime sükut erinden

Verdi nazarıma şahit kulundan

Yarini seçer her düşü canından

 

Hasret kalıp diz üstüne yıkıldım

Pazar kılıp yol üstüne oturdum

Şeytan dedi kul üstüne kuruldum

Şerrini düzer her kişi yolundan

 

Dost elinden ırak düştü sarayım

Gönül kasrı yarelendi yüreğim

Felek sattı insan kârı nideyim

Sadrımı bezer her gülü çemenden

 

Gönül suyu yüreğimden akıyor

Gayret sa’yi Kuran’ımdan çavıyor

Benim yarim sözü sazdan ölçüyor

Bağrımı sarar her gayri yürekten

 

Evlerinin önü de elvan elvan

Kokarmış da lale nergis gül eyvan

Yar uğruna kokarmış derde reyhan

Gülşeni döşer her yadı çiçekten

 

Bağların güzeli güllere nazar

Çemende eyleşir yarine hazar

Dağlara düşermiş perçemi çeker

Yücesi zalım her izi dölekten

 

Yan dedi yan dedi Rabbim ümmete

Ben yanmassam kimler yanar eşkine

Hazan kıldın can bedende gel diye

Sadrını açar her sözü fetadan

 

Ele verdim gülüm gülşenim ağlar

Yola düştüm yarim dövünür söyler

Cana verdim canan kudretten eyler

Kadrini sorar her  güle çemenden

 

Bir yar için nice yiğit yıkılır

Su başında onbeş suna bakışır

Bir kadere çifte güzel yazılır

Gönlünü eyler her iki kucaktan

 

İbrişim atkının teli söylesin

Kargı kamış gibi dalı uzasın

Dua saldım ardı sıra yanasın

Aşkını yazar her iki dudaktan

 

Benim yarim mani dizer bakraca

Sağı benim solu senin ortaca

Hayat budur kimler çözer bulmaca

Yazgısı şeçer her iki suvaktan

 

Derdim artar dünü günü ahmedim

Ele güne düştüm seni diledim

Cenneti alaya beli niyetim

Mizanı tartar her iyi yazandan

 

Ahi kul ahmedim böyle işlerim

Oturmuş hasbihal eder eşlerim

Hakk yoluna feda olsun canlarım

Sevabı katlar her iki günahtan

 

NOT: Bu şiirin adının bakraç olmasının nedeni Bakracın iki kulplu olup

hayatın da iki kişi tarafından çekilmesi gerektiği düşüncesindendir.

 

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur.

15 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Derdi olan, imanla ahirete göçmek isteyen, ahirette bi iznillah şefaat duası talep eden her kim var ise; bu yazıyı okuya,

Sitemizde yer alan İslami bir hususla amel eden kişiye dünyada yardım, imanla ahirete göçmek  ve ahirette bi iznillah şefaatimiz için duamız vacip olmuştur. Bu bir DUA’dır. Nasıl olacağını yazıyı dikkatle okuyarak gereğini de yaparak bu fakirden bir dua ümid edebilirsiniz.

Bu dua güzelliği izni Haz. Rasulüllah’tan silsile yoluyla gelmektedir. Kafadan kendi kendine uydurma, şurda şunu gördüm, burda bunu gördüm gibi yanılması muhtemel bir şey değildir.

Asıl amaç insanları Kur’ani / İslami  amellere teşvik etmektir. Bu ameller güzel, fedakarlık ölçüsünde ve ihlaslı olarak yalnızca ALLAH RIZASI için yapılınca eminim bize gerek kalmıyacaktır. Allah ümmeti muhammedi kendi rızasına uygun ihlaslı itikad ve ameller nasib etsin. AMİN.      

Sevgili okurlar İslam’da VESİLE yaşayan bir müminden dua talep etmek şeklindedir.  Zira sahabe efendilerimiz Peygamberimizden yaşarken dua talep ederlerdi. Hazreti Rasulüllah’ın ahirete göçmesinden sonra halen yaşayan amcası ibni Abbas’tan yaşıyor ve ona yakın diye dua talep ettiler. Bu yüzden halen yaşamayan zatları sevebilirsiniz. Ancak onları vesile kılmak şirke kadar gider. 

Bu yüzden müminlerin canlı canlı birbirlerinden dua istemeleri uygundur ve şifadır (Hadis). Bu nedenle bizden de dua talep etmeniz uygundur ve güzeldir ve size şifadır. Çünkü size göre ben günahsız bir ağızla dua ediyorum. Siz de bana dua ederseniz sizin ağzınız günahsız olur.

Bu yazıyı kendimize pay çıkarmak için yapmadık. Bu bizim İslami kesinliği olan bilgimizdir. Bir üstünlük amacı asla taşımamaktadır. ancak anadoluda yerleşik ölmüş derviş kültürü aşırı saygıdan ziyade kendi kasabasına bir koruyucu melek ve danışacağı, cevabınıda yine kendi vereceği, Allah’ın yanına varmış (aslında varmak isteyen kendisi) bir kerametli kurtarıcı aramaktadır. Elbette muhterem zatlar bir miktar var olsa bile bunların da özelliklerini artırır, abartır ve dualarına şirk olarak vesile kılar. o zatları ziyaret etmek elbette güzeldir. fakat Allah ile araya girerse o zat Allah: ey kulum ben sana uzakmıydım, hayır veya ibadetlerini vesile kılsaydın yetmezmiydi?? demez mi.

Maalesef bu alışkanlıkları temizlemek mümkün olmuyor. lütfen siz de dikkat edin. biz asla vesile falan değiliz. Sadece siz isteyin istemeyin biz size yaşayan bir kardeşiniz olarak dua edeceğiz. sizden farkımız yok. sadece Allah, Rasülü ve ümmeti çok sever ve bir sünnete ve ümmetten her kişiye dahi gözümüz titrer ve salya sümük gezeriz. Sakın ha bizi vesile kılmaya kalkmayınız. Aksi halde bizi de azaba uğratırsınız kendinizi de..Allah “sen bunlara böyle mi dedin” diye bana sorar. size de neden bir başka alime sormadınız diye sorar..                                                   

 

Aşık Paşa hazretleri tarafından bir sır verildi bize dostlar onun hakkında 183 beyit yazdık diye. Bu sır şu dostlar: sadece bizim yazılarımızı (şiir yada risale ya da makale) okuyup içindeki İslam’i bir temel unsurla amel ederseniz, Şefaat duamız size vacip olacak..Bu bir duadır. Cenab-ı Hakk’tan kabulünü dileriz..

Bunu sadece ahirette şefaat olarak anlamayınız. Bu dünyadaki bir sıkıntınızdan tutun ölüm anındaki (Sekerat) imanla gitmek için makbul bir duaya kadar geniş bir yelpazeyi de Cenab-ı Hakk’tan taleb ettik ve bize her üçü de verildi..

Biz şeyh falan değiliz dostlar. Sadece Ümmeti Muhammed’e olan sevgimizden dolayı bize bir kısım ümmetle ilgilenme yetkisi verildi. Peygamber efendimiz, Bu zat olan Aşık Paşa ve Said-i Nursi Hazretlerinin izin ve desteklerini yanımızda bulduk. Ümmeti Muhammed’in derdinden  kendimizi göremez olduk.

YARDIM İÇİN AMEL ETMEK ZATEN KURAN’DA VARDIR

İslami bir şeyle amel ederek Allah’tan bir şey isteme hususu zaten Kuran’ı kerim’deki iki ayrı  ayette belirtilmektedir. Bu ayetlere göre “…Allah’a ulaşmak için vesile arayınız……..”” buyurulduğu gibi bir başka ayette ise ” Sabır ve namazla Allahtan yardım isteyiniz“” buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz de her sıkıntısında namaza dururdu.

Bu noktada zaten vesileyi ilgili kişi amel ederek yapmış olmakta ve biz sadece son duasını etmekteyiz. Yani kolaya binmiş bir amelin kabuli ile isteğinin kabulünde son hamlesinde bizim etkili olmamız sözkonusu oluyor ki artık elhamdülillah bi iznillah diyebilelim bu güzide ümmet için.

Bizdeki bu ümmet sevgisi (yıllardır gözyaşıyla)  yılların sabır ve birikimiyle doruk noktasına çıkmıştı zaten. İşte bu ümmet sevgimiz nedeniyle bu EL verildi dostlar. Haz. Rasülüllah “seven sevdiği ile beraberdir” buyuruyor. Böylece biz Ümmeti Muhammedle kavuşmuş olduk. Şekil veren Aşık Paşa Hazretleri oldu denilebilir.

Bize güvenmeyenler zaten uzak duracaktır. Güvenenler ise sadece bizden etkili bir dua kazanmış olurlar. Allahü Teala arzu edilen şeyi kabul eder ya da etmez. Etmezse kazadan beladan korunmaya karşılık tutar veya Ahirete vermek üzere bırakır. Makul bir duanın şartları yerine gelirse kabul olmadı demek çok yanlıştır.

Biz ise her istenene değil doğru ve hayra yönelik olana destek veririz. Böyle durumda da isteğin kabulü kolaylaşır. Böylece biz kişiyi doğru ve kolay olana yöneltmekle kişiye iyilik yapmış oluruz aslında. Duanın kabülü bu durumda daha kolay olur. Öyle ki, belki de bize bile gerek kalmaz. Bizler de sizin gibi sıradan bir insanız. Sadece ümmet sevgimiz gözümüzün mizanından (ağıtından) ölçülür. Hiç bir olağanüstü şey görmeyiz bilmeyiz.. Sevgiden öte bir sermayemiz yoktur. Sevgi yüzünden fedakarlığımız çok yüksektir.  Farkımız : SEVGİ VE FEDAKARLIKTIR. sizleri seviyoruz dostlar…)

Bu tür meselelerin izni Haz. Peygamber efendimize kadar dayanmazsa olmaz zaten..

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEVGİ TALİMATI:: İmamlık yaparak namaz kıldırırken bir gün namaz sırasında peygamber efendimiz tecelli etti ve dedi ki: “ahmet, namaz tekbirlerini alırken içine sevgi kat ve tekbiri öyle al“” dedi. bu fakir bunu şöyle yorumladı.

-Namazda tekbirler yumuşak ve sevgi ile alınmalı.

-Dini bir konu, dinin kolay ve sevdirilebilir yanları öne çıkarılarak ve sevimli bir ses tonu ile anlatılmalı.

-İmam demek yönetici demektir. o halde yöneticiler de serdettikleri emirlerinde hem emrin içi hem söylenişi sevgi dolu ve yumuşak olmalı.

-Evde aile reisi, iş de işveren, cemaatte cemaat lideri ve herr kim lider konumundaysa o kişiler hem yumuşak uygulanabilir karar almalı ve uygulamasını da sevgiyle, sevgiyle hitabederek yapmalı. diye düşünüyorum…

Bize verilen bu sırrı yıllarca uygulamaya çalıştım. Allah ise bu güzel ve güleryüzlü tutumumdan dolayı kendine aşık etti ve Hakk Aşığı olduk Halk Ozanı olduk. Eski yıllarda da kısmen şiir yazmakla beraber bizim OZAN lığımız ya da AŞIK lığımız 2009′dan sonraya rastlar. Bu da 53. yaşıma tekabül eder. Böylece bu sitede gördüğünüz şiirlerin hemen hemen tamamı 53-56. yaşlarım arasındadır. Diğer yıllar nerede??, Neden o önceki yıllarda bir şey yok derseniz diyeceğimiz o ki; Allah teala şimdi nasib etti demekten başka çözüm görünmüyor derim. işte bundan önceki yıllarda Allah rızası için deliler gibi insan islam ve ümmete gayretimizden, ümmeti muhammedi çok sevip düşünmemizden, çok fedakar olmamızdan, yani bu ağır sınavları aşk ile geçmemizden sonra bu AŞIKLIK verildi diyebilirim.

İşte bu yeni aldığımız yetkiyi veren Aşık Paşa veli / büyük şeyh olup mevlevi tarikatı üyesi Kırşehirde medfun Süleyman Türkmaniden tasavvuf derleri almış bir Nakşibendi Şeyhidir. dolayısıyla biz bu zattan EL almakla kökü haz. Rasülüllaha varan bir yetki almış olduk.

Bu meselenin ardından Said-i Nursi hazretlerini üstümüzde / arkamızda fiilen gördük. Bunun anlamıni iki türlü yorumladık. Birincisi (biz nur cemaatinin yazıcılar kolunu arzu ediyor idik) olduğundan diğerlerini kötülemeksizin bu yola girmemizin doğruluğuna işaret kabul ettik. İkincisi ise Ümmeti Muhammed’in sıhhat ve selameti için çıktığımız bu yolda bize arkadan destek verecek diye yorumladık.. Dolayısıyla Allah için çıktığımız bu yolda çok sevdiğim çok sevdiğim çok çok çok sevdiğim Haz. Peygamber  Efendimizi, şeyh Aşık Paşa Hazretlerini, Ve şeyh Said-i Nursi Hazretlerini yanımda, önümde, arkamda görmek Allah’a güvenen dayanan bu fakiri ziyadesiyle memnun ve bahtiyar etmiştir. Zira bu zatların yönünü bize çeviren de Cenab-ı Hakk’tır kuşkusuz..Artık bundan böyle okuyucularımızın da bu destekli fakir kardeşlerine güvenmelerini bi iznillah arzu ederiz.

Bize verilen kişi bazen rüya yoluyla bazen başka türlü örneğin kişiyi aynen görebiliriz veya temsili simgelerle gösterilir. Durumu böylece bize malüm olabilir.. kişi sayısı çoğalırsa üç beş kişi dışında kimseyi görmeyiz. Lakin bu kez genel duamızda bir yoğunlaşma olur ve ümmeti muhammed için gözyaşı dökeriz. Bu etkili ve geniş dua bize yönelen bütün müslüman kardeşlerimizi kapsar ve ayrıca özellikle ümmeti Muhammed’in başına gelebilecek toplu belaların önlenmesinde de önemli bir yer tutar bi iznillah. Artık topluca ümmete ağlamaktan kişileri göremeyiz. Sıkıntılı kardeşlerimiz artık bu genel duadan fazlasıyla yeteri kadar istifade eder diye düşünürüz.  Bunların hepsi dilektir duadır bunu unutmamak gerekir.

Bu durum  ” sana ruhtan sorarlarsa deki; RUH RABBİMİN EMRİNDEDİR” ayeti mucibince ruhumuz Rabb’imizin emrindedir zaten ve bize yönelen herkesle ruhumuzun ilgilenmesi mümkün olur aslında. Kişinin keşfi veya ihlası açıksa bizi bazen görebilir de.. Bu bazen kişinin günaha yönelmek istediği hallerde daha belirgin olur, kişiyi caydırmak için müdahale ettiğimiz sırada olur.

AMEL İÇİN İSLAMİ UYGULAMA ÖRNEKLERİ elhamdülillah.

Vesilelerimizin eserlerimiz/şiirlerimiz olarak kabul edilmesi yazdıklarımızın KURANİ çizgide olduğunu gösteriyor. Vesile kılmak ise gayet basittir::

İstediğiniz kadar ve etkili muhabbetli namaz (Az az başlayıp devamlı kılmak uygun olur- Allah ibadetlerin az da olsa devamlı olanlkarını sever)

zekat (Doğru hesaplanmalı) oruç (az az tekrar edilmeli) kurban (Durumuna göre önemli rakamlara ve sayıya ulaşabilmeli) sadaka (mali durumuna göre önemli rakama ulaşabilmeli, çok evi varsa birini ikisini bir köre veya fakire vermeli, pahalı evde oturuyorsa biraz daha makul bir eve çıkıp farkı ile bir ev alıp bağışlayabilmeli, çok pahalı arabaya binen de satıp farkını sadaka yapıp daha makul bir arabaya binmeli)

Özellikle kız öğrencilere etkili tutarda ve çok sayıda BURS vermek. iyilik (Herşeyinle fedakarlık yaparak, bir aileyi sürekli ve etkili desteklemek, günde 100 kişiye selam vermek, bir münibüste 20 kişinin hepsine birden selam vermelisiniz. Herkese ve her durumda güleryüzlü olmak, Kızdığınızda da güleryüz devam etmeli. Herkesi sevmek, küslükten vazgeçmek, zina etmemek, bol bol tövbe etmek, kuran okumak, manası ile amel etmek, hadis okuyup amel edilebilenlerle amel etmek,

Allah’a isyan etmemek ve onu çok sevmek ve umutsuz olmamak, Muhammed aleyhisselamı çok sevmek ve ona Allah için tabi olmak. Her işini sevap kazanmak için değil allah rızası için yapmak. Din için insanı kırmamak (Hariciler gibi)  Hoşgörülü olmak, kızsada  sonuna kadar, fedakar olmak sonuna kadar. İsteyeni hiç boş çevirmemek.. Size kötülük yapanları affetmek ve bunu ona söylemek. Sevdiklerinize sevdiğinizi söylemek, Borç para vermek (Zekattan 18 kat daha sevaptır. Çünkü mecbur olmadığı halde vermiştir), Sıkıntılı durumlarda sabredebilmek.   bu sabır işi çok çeşitlidir dostlar. İmamı Gazali örneğin oruç tutmayı sabırdan sayar ve der ki Günahtan sakınmak bir sabırdır ve sevabı çok yüksektir (900 hasene) dolayısıyla kişi sevaptan önce işlemekte ve devam etmekte olan günahtan tövbe ile dönmesi gerekir. İkinci kıymetli sabır ise ibadette dayanıklılık ve sabırdır ve (600 hasene alır.)  300 lük hasene değerindeki sabrı da siz bulun…..(buldum ; beladaki ilk andaki isyansız sabır) 

Bu anlattıklarımız devam eder gider. Bunların ortak noktası birşeyleri FEDA ETMEK ve FEDAKARLIK YAPMAKTIR… Hiç bir şey feda etmeden ya da fedakarlık seviyesine gelmeden  Allah’a yaklaşacağınızı düşünüyorsanız sizin için üzülmek zorundayım. El ucuyla yada çingeneyle cennete gidilmez dostlar…her ne yapar iseniz hayır, ibadet, cihad hepsinde gayretli olmalısınız dostlar. Bu günkü müslümana bakacağiınıza İslamın kaynağına bakınız dostlar. Adam 20 lira dul saralı hastaya sadaka istiyorum vermiyor sonra 15 gün sonra umreye gidiyor ??? lütfen bu sitedeki “Büyük çarşının üç cahili beş zengini” adlı şiir yazımızı okusun. Allah’ın zenginlere nasıl gazap edebileceğini bir görün.

Adam Anterasta AVM yanındaki yüksek pahalı 550 milyarlık oğlu ile iki daire alıyor. 1 tirilyon yüzbin eder. Diyorum ki bey kardeşim etlikte en kırak insan içine çıkılacak daire 300 milyar. sat öbürünü al bunu ve batı kentte yüz milyara 4 daire eder .  Bunları gözleri görmeyen 4 aileye bağışla Allah için.. Ama nafile.. Aynı adam caminin iki kapısından uzak olana 4 metre daha uzak diye sevap kazanmak için lütfedip yürüyor dostlar. ve bu adam 4 metre fazla yürüyerek  lüks ve lüks döşeli evlerde cennet ümid ediyor dostlar. Soruyorum size, Allah’ın rahmetini haşa siz dağıtsaydınız ne yapardınız??? Bunlar birer örnektir. herkes bundan kendine pay çıkarsın dostlar. Allah iyi ki  fakirinin rızkını zenginden vermiyor. !!!!

BİR FEDAKARLIK HİKAYESİ

Sahabi zamanında bir köle öğle yemeğini yerken yanına gelen simtilenen bir köpeğe öğlen ekmeğini peyderpey veriyor hayvan doymuyor. bunu gören bir sahabi ona ne yapacaksin dediğinde “ORUÇA NİYET EDECEĞİM” DER. sahabi zamanında geçen bu olayı gören bir zengin sahabi kölenin çalıştığı bahçeyi satın alıp o köleye bağışlar. sorulduğunda, karşı çıkıldığında der ki, o köle köpeğe ekmeğinin tamamını verdi. ben ise servetimin sadece az bir yüzdesini verdim. bu yüzden o bunu fazlasıyla haketti!!!!!!!

İşte Allah da aynısını arar dostlar. Bu yüzden biz de aynısını yapmak zorundayız. Sizler bu sitedeki İslami emirlerle amel ederken, ibadette az fakat devamlı olanı, hayırda ise ihtiyacınızdan fazlasını yapmanızı Allah için ve sizin için arzu ederiz dostlar. Fedakarlık etmeden şıkıdık şıkıdık yaptığınızla da 50 yerde öğünerek bizimle muhabbet etmeyin lütfen..

Sizin kapınıza birisi gelse ve evinizin bütün mutfağını istese siz ne yaparsınız??? Bu fakir verir dostlar verir. İki günde söktü  götürdü.. Temizlik işçisi aniden sizden para istese ve cebinizdeki bütün parayı verip münibüs parası bile kalmayacak şekilde verseniz ve bekçiden münibüs parası istemeğe utanıp kızılay etlik şubat soğuğunda yürür müsünüz?? beni fazla konuşturmayın….

Değerli okuyucu,

bizim bu yönlerimizi tam olarak tanımadığınız için son günlerde olan bir iki olayı, kendimizi övmek için asla değil, siz anlayın ve biraz da kendinize güvenin diye örnek vermek isterim. Bunlar:

 

  • ölmek üzere olan kanser hastalarının imanla ve acısız ahirete göçmesinde,
  • kabre konan kişiye sorgusunda yardım etmede,
  • tevhid akidesine insanları davette,
  • öğrencilerin sınavda başarılı olmalarında,
  • ümmeti muhammedin genel belalardan korunması için dua etnede,
  • daha nice olaylarda da olabilir.

 

  • Bu bir genel ifadedir. bizim de sizin dualarınıza ihtiyacımız vardır. umulmadık olaylarda etkili olabilir veya olmadığı da olur. örneğin günahta ve haramda devam eden bir kişide tutmayabilir. yahut takdiri ilahi farklı yönde tecelli edecekse yine karı olmaz. yine istenen şey makul bir şey değilse o da olmaz. bu uzayıp gider. önemli olan kişinin vesile saydığımız şeylerle amel ederek Cenab-ı Hakk’a yaklaşmasıdır. biz ise kıyıya gelmiş adamı itikleyiveririz ve bu kolaydır. oysa dağa kaçmış adamı nasıl denize kadar getirip de girdiririz. bu yüzden ben yaptım olmadı, tutmadı gibi Allah’ın merhametinden şüphe ifade eden şeyler söylemeyiniz lütfen. elbette biz hiç kimseye GARANTİ sunmuyoruz. garantimiz sadece samimiyetle yaptığımız duadır. bu duamızın bile size ne zaman kabul olup ne zaman nerde hangi isteğinize veya bir kazadan beladan korunacağınızı sağlayacağı belli olmaz. onun için asla umutsuz olmayınız Allah’tan dostlar.

 

Dualarımızın etkili olduğunu, indi ilahide makbul olduğunu gördük sevindik Cenab-ı Hakk’a ELHAMDÜLİLLAH dedik. kimseden asla ve kat’a ne teşekkür bekledik ne ücret istedik ne de meşhur olmayı asla istemedik. yüzümüzü Allah’ın yolunda Muhammed aleyhisselamın ayağının altına serip gönlümü türab eyleyip ümmeti muhammede hizmetkar olmayı arzu ettik. İşte Allahü Teala da verdi dostlar verdi.

 

  • YA RABBİ, SEN DUYUR BU KULUNUN SESİNİ ÜMMET MUHAMMED İÇİN HAK OLARAK,
  • YA RABBİ, DUALARIMIZI VE SABRIMIZI SEN KABÜL ET SANA MUHABBET EDEN KULLARIN OLARAK

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur.

 

12 Şubat 2013
Okunma
bosluk

Vahiy (Kuran) -Akıl (Laiklik) mücadelesi

Vahye alternatif üretme çabalarının ortak adı Laikliktir. Yani AKIL’dır.Akıl duygusal nedenlerle Dinin emirlerini asla kabul etmez ve kendini daima gelişme içinde varsayarak dine de dogmalar yumağı diye geri kalmışlığa sebep olarak görür. bunun açık adı DİNSİZLİKLE DİNİ DIŞLAYIP AKLIN ÖNDERLİĞİNE SIĞINMAKTIR: akıl ise sürekli değişimi ilerleme diye sunar ve kemalden uzaklarda gezeler durur. ALLAH ise islam tamdır demiş ve onun kemal olduğunu bildirmiştir. ve o yarattığını bilen ve çaresini de bilen bir yaratıcıdır.

Bütün akıl sahiplerinin inkarcı olduğunu iddia etmek doğru olmaz. AKLI SELİM dediğimiz bir akıl var ki bu akıl kainattaki eserlere bakarak yaratıcısını düşünebilir ve vahyi ve uygulayıcısı peygamberi takip ederek imana gelebilir. Kuran’da yüzlerce defa “ey akıl sahipleri” “akletmez misiniz?” gibi ifadeler boşuna değildir. ancak aklı ifsat eden temel şeyler insan nefsi ile temas halinde olan istekler ve meyiller ve önyargılardır.

Laikliğin ortaya çıkması çok uzakta değildir. Öncesinde müşriklik olmakla beraber en büyük itiraz peygamberedir. Kaynağında kilise ve papazları yoluyla bozulmuş ve her şeye karışan bir bozuk hırıstiyanlık yatar. Batı’da teknik ilerlemeler artınca kilise bunları inkar ve cezalandırma yoluna gitti. bu baskı ters tepince bu bozuk dinden uzaklaşmak ilerleme ile eşdeğer hale geldi. uzaklaşmanın rehberi de çaresiz olarak akıl oldu. buna ilave olarak din anlayışı da tekrar bozuldu ve Tanrı’dan uzaklaşmak o kadar daha fazla özgürlük olarak algılandı. ve son dönem düşünürlerinden Neitsce “Tanrı’yı Öldürdük” dedi. böylece Tanrısız ve yalnız bir insan tipi ortaya çıktı. bu ise mutsuzluğun temel taşıydı. inanca yatkın yaratılmış insanın yalnızlığı Batı ve Amerika’da %70′i mutsuz ve sakinleştirici kullanan ataistler cumhuriyetleri oluştu. işin garibi islam dünyası da bir fetret dönemi geçirdiği için bu madden gelişmiş fakat manen çökmüş bu ülkelere bir şey yapamıyordu.

oysa islamda insan kendi yaratıcısı ile beraberdir ve her daim ona sığınır yalnız değildir. islamda özgürlük büyük islam filozofu Kuşeyri’ye göre ”ÖZGÜRLÜĞÜN HAKİKATİ, KULLUĞUN KEMALİDİR” der.

Kuran’ı inkar etmek neyse Vahyi inkart etmek de aynıdır ve dahi vahyin uygulayıcısı da Peygamber olduğu için onu da inkar etmek anlamına gelir ki bunlar bütünüyle KÜFÜRDÜR.  Oysa akıl genellikle beş duyudan gelen bilgilerle beslenir. ancak ilim alanı bir aklın alamayacağı birçok bilgi yanında manevi alanlarda da onun kapsayamayacağı bir çok alanlar mevcuttur. Kaldı ki toplumsal alanlarda dahi “ne yapalım canım şimdi bunu da mı öldürelim” der de mazlum yerine zalime merhamert edip milyonları vurmaya namzet yeni katillerin ortaya çıkmasına sebebiyet verir. Dolayısıyla VAHİYLE AKLIN çatışması halinde vahiy galip gelse bile insanlar tercihlerinde önyargılı olup dayanaksız sezgili tercihlerden kurtulup objektif olmadıkları için bir türlü doğruda karar kılamazlar.

Hatta daha da ileri giderek ülkelerin geriliklerini dine bağlarlar ve onun dogmalar yumağı olduğunu iddia ederler. Halbuki ülkeler islamı gereğince uyguladıkları takdirde ilerleyebilmişler (İslam dünyası 8 ila 12 asırlarda büyük ilerleme gösterdi fakat her tepe nokta bir aşağı düşüşe gebe der İbn-i Haldün ) ancak dinin toplumsal nedenlerle terki halinde de geri kalmışlardır. Emeviler 100 yıl içinde tepe noktayı gören bir medeniyet geliştirmişlerdir. Geçmişte yüz senede gelişimini tamamlayabilen bir medeniyet yoktur. Dolayısıyla hala dinin gelişime engel olduğunu iddia eder olmak sadece kişinin müslüman ya da kafir olduğunu belirlemek için bir kestirme yol olarak görünmektedir. Artık “beni seven beri gelsin” demekten başka çare görünmemektedir. İman denilen görünmeyen şey de budur.

Aklın kullanılması gereken alanı, VAHYİN EMRİNDE olmasıyla olur. Gerçekten bu alanda akla çok iş düşer. Elbette dinin nakil olduğu iyi bilinmeli ve akılla çatıştırılmamalıdır. Bu alandaki iki mezhep akılcı Mu’tezile ile kaderci Kaderiyye’dir. Bizim itikatte mezhebimiz olan imam MATURİDİ hazretleri ise  nakli inkar etmeden ağırlıklı olarak akıldan yanadır.

İslami şart olarak söylenenleri insanlar ben bu şartları yaparsam işim biter başka şey yapmam deyip çıkmaktadırlar. Halbuki İslam’da bu 5 şarta ilave olarak onlarca ayrı emir ve sorumluluklar da vardır. İşte kesintisiz olarak yaşamı dolduran bir din sözkonusudur artık. Doğru olan da budur..

Bugün kü müslüman ise Allah’a inanır, Cuma kılar ve arkasından der ki “Ben Laik’im. İşte bu Vahyin yer aldığı Kuran ile bu vahyin uygulayıcısı olan Peygamberi aleni inkardır. Tevhid ise yalnızca Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla kalmaz, Allah’a “Kural Koyucu ” olarak da “Boyun Eğmek” ‘de gerekir. Bu İslam’dır ve Allah “….andolsun ki dininizi tamamladım ve din olarak size İslam’ı seçtim…” buyurmuştur. dolayısıyla Dinin seçiminin Allah tarafından yapılması kullara karşı bir mecburiyeti gerektirdiği gibi bu dinin tam olması da bu dinin KEMAL bulduğıununda işeretidi olup bu dinin korumaya alındığını ve buna artık hiç bir şekilde ilave yapılamayacağını ve içinden de hiç bir şeyin çıkarılamayacağını açık bir şekilde ifade eder.

işte bu din İSLAM’dır ve islam bütün hayatı kapsar. kim bu dini daraltır, eksik bulur, ilave etmeye kalkar, eskidir, yetersizdir, çağa uymaz gibi ifadelerle onun etki alanını bozarak mücadele etmeye kalkarsa İMANI YARELENİR VE ŞİRKE YOL ALIR:

Oysa biz bu kolay dine Allah Rızası için kabul etmiş, gönlümüzü vermiş ve gördüğünüz üzere CİHAD ETMEK İSTERİZ. yalnız namaz kılarak cennete girmeyi umud ediyorsanız bunun biraz zor olduğunu ifade edelim. Dost Dostu Dost edinmek için Dostun Dostunu da Dost edinmek ve Dostun Düşmanını da Düşman edinmek zorundadıtr. Bir hadiste şöyle buyrulur: “bir kimse cihad etmese de cihad etme isteğinde bulunmadan ölürse Münafıklığın bir şubesi üzerine ölür”

 

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur

7 Şubat 2013
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç