Dağlar (Koşma)

Bağrımın gülü sende yetişir

Baharın şevki sende gülüşür

Lale gül sümbül bülbül ötüşür

Cümbüşün kambersiz olmaz dağlar

 

Kazığın kavi yere yetmiştir

Yamacın  yaman zoru germiştir

Kimlerin nefsi sende yetmiştir

Güllerin bülbülsüz açmaz dağlar

 

Ne gezersin sen bu yerde yalnız

Seni uğratırlar derde a kız

Zülfün bulunduğu yerde yağız

Gençlerin dolaşmış, açmaz dağlar

 

Yücende ılgıt ılgıt karın var

Yaylanda güzeller serdarı var

Başından aşmağa takat mi var

Kalmadı dizimde derman dağlar

 

Yağmur yağar gelincikler biter

Sarı çiğdem öbek öbek sarar

Yel estikçe elvan elvan kokar

Karışmış çimene gülün dağlar

 

Ahi kul ahmed yanar yakılır

Güzeller suyundan içip kanar

Bu bağı bahçeyi kimler dizer

Gördükçe artar  imanım dağlar

 

 

ahi kul ahmed

10 Ağustos 2016
Okunma
bosluk

Senden arta kül gördüm

İndim yarin bahçasına, gonca açmış gül gördüm

Gülün aşkıyla inleyen, dalında bülbül gördüm

İşveyle gülen beyaz zambak gelinlik içinde

Dağıtmış mor saçlarını söyleyen sümbül gördüm

 

Öbek öbek oturmuş da çiğdem mahsun açılır

Al giyinmiş gelincik de siyah sürme sürünür

Sarı sarı papatyalar dal dal olmuş dallanır

Ala güzelin yüzünde hicaptan bir tül gördüm                                                                                                                                                                        

 

Yaseminler ortancalar söyletir leylakları

Laleler renge bürünmüş sarıları da alı

Ne hoş kokar karanfiller kıvır kıvır yaprağı

Onca çiçek suretinde bir demet gönül gördüm

 

Hüsnü yusufun hüsnüne aşık olmuş dervişler

Kendi yapar kendi çatar lakin zahirden gizler

Bu sırrı nerden anlasın benim gibi gafiller

Onca ayet içinde de ahmedimi zül gördüm

 

Bu bağı firdevste mahsun mesti hayran gezindim

Geçtim mecnun çöllerini çün leylaya ulaştım

Aşk mı idi şevk mi idi bu hale şaştım kaldım

Aşkın narına yan ahmed senden arta kül gördüm

 

22 Nisan 2016
Okunma
bosluk

Evvel Bahar Ermeyince Şiirimiz ve Türküsü (Semaî) (sesli video)

 

Evvel bahar ermeyince

Kırmızı gül açmaz imiş

Kırmızı gül açmayınca

Gonca diye kokmaz imiş

 

Bahar baçı güller imiş

Gül bahayı aşk eylemiş

Aşkın sazı bülbül ötmüş

Bülbül gülsüz yatmaz imiş

 

Kır çiçekli ala dağlar

Lale sümbül çiğdem eğler

Yazıdaki oğlak söyler

Cana bülbül ayvaz imiş

 

Bülbül güle aşık imiş

Aşık ne ki ölür imiş

Ölmeden evvel ölseymiş

İnsan oğlu ölmez imiş

 

Gül bahardan azad imiş

Evvel nazar gonca imiş

Gonca Hakk’ın fehmi imiş

Fehme eren yanmaz imiş

 

Er baharda bağım gülşen

Gül dedimse kastım aşktan

Bülbül kimmiş benim canan

Canın sunan ölmez imiş

  

 

aşık ahi kul ahmed’e nasibtir

 

 

 

4 Aralık 2013
Okunma
bosluk

Bakraç (Koşma)

Sallanı sallanı gelir pınardan

Bakracı söyler her iki yanaktan

Muradım belleri sarar savaktan

Bakracı söyler her iki yanaktan

 

Yeşilin üstüne de al incinir

Elinin tersine de kul düşürür

Sarılıp yatmağa da kol gerilir

Aşığı çeker her iki belikten

 

Saydı divaneye aklım zorundan

Yazdı edebime sükut erinden

Verdi nazarıma şahit kulundan

Yarini seçer her düşü canından

 

Hasret kalıp diz üstüne yıkıldım

Pazar kılıp yol üstüne oturdum

Şeytan dedi kul üstüne kuruldum

Şerrini düzer her kişi yolundan

 

Dost elinden ırak düştü sarayım

Gönül kasrı yarelendi yüreğim

Felek sattı insan kârı nideyim

Sadrımı bezer her gülü çemenden

 

Gönül suyu yüreğimden akıyor

Gayret sa’yi Kuran’ımdan çavıyor

Benim yarim sözü sazdan ölçüyor

Bağrımı sarar her gayri yürekten

 

Evlerinin önü de elvan elvan

Kokarmış da lale nergis gül eyvan

Yar uğruna kokarmış derde reyhan

Gülşeni döşer her yadı çiçekten

 

Bağların güzeli güllere nazar

Çemende eyleşir yarine hazar

Dağlara düşermiş perçemi çeker

Yücesi zalım her izi dölekten

 

Yan dedi yan dedi Rabbim ümmete

Ben yanmassam kimler yanar eşkine

Hazan kıldın can bedende gel diye

Sadrını açar her sözü fetadan

 

Ele verdim gülüm gülşenim ağlar

Yola düştüm yarim dövünür söyler

Cana verdim canan kudretten eyler

Kadrini sorar her  güle çemenden

 

Bir yar için nice yiğit yıkılır

Su başında onbeş suna bakışır

Bir kadere çifte güzel yazılır

Gönlünü eyler her iki kucaktan

 

İbrişim atkının teli söylesin

Kargı kamış gibi dalı uzasın

Dua saldım ardı sıra yanasın

Aşkını yazar her iki dudaktan

 

Benim yarim mani dizer bakraca

Sağı benim solu senin ortaca

Hayat budur kimler çözer bulmaca

Yazgısı şeçer her iki suvaktan

 

Derdim artar dünü günü ahmedim

Ele güne düştüm seni diledim

Cenneti alaya beli niyetim

Mizanı tartar her iyi yazandan

 

Ahi kul ahmedim böyle işlerim

Oturmuş hasbihal eder eşlerim

Hakk yoluna feda olsun canlarım

Sevabı katlar her iki günahtan

 

NOT: Bu şiirin adının bakraç olmasının nedeni Bakracın iki kulplu olup

hayatın da iki kişi tarafından çekilmesi gerektiği düşüncesindendir.

 

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur.

15 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Yörük gelini (Varsağı)

Pınar başı sıra güder

Allı gelin suya gider

Alma alma döşler döğer

Gelin senin adın nedir

 

Adım anmak kolay gelmez

Ele güne demek olmaz

Senin derdin derman olmaz

Aşık gülün adı nedir

 

Kaçar imiş yayla gülü

Naçar kalmış yaban oğlu

Seni sevmek aşkın kaşı

Gelin senin kokun nedir

 

Elvan elvan yaban oğlu

Kokum varmaz sana doğru

Lale sümbül gülü eğri

Aşık  senin neslin nedir

 

Türkmen desem babam  dalı

Yörük düşer anam kaşı

Yaylalarda otağ nazı

Gelin senin boynun nedir

 

Başım taşır baş üstüne

Sürme çeksem naz üstüne

Vur kılıcı boynum üste

Aşık senin baçın nedir

 

Kelle aldım senin içun

Selam saldım aşkın içun

Canım verdim canın içun

Gelin senin kastın nedir

 

Güle bülbül canan düşer

Dikeniyle kabul eder

Canın yetmez daha ister

Aşık senin varın nedir

 

Hüccetim kadıdan gayri

Beratım sendendir eyri

Silinmez levhtedir yazgı

Gelin senin derdin nedir

 

Derdi olan hem ben miyim

Yaylalarda eller neyim

Yar peşimde koşan suyum

Aşık senin dengin nedir

 

Aramadan bulmak olmaz

Su başında sarmak olmaz

Ağan duysun yormak olmaz

Gelin senin kulun nedir

 

Ağam gele dövülesin

Su başında sövülesin

Aşkım için kul olasın

Aşık senin canın nedir

 

Dövülürsem dövüleyim

Su başında sövüleyim

Aşkın  ile can vereyim

Gelin senin zorun nedir

 

Yaylalarda  onmadın mı

Soğuk sular içmedin mi

Güzel ile göçmedin mi

Aşık senin ahdin nedir

 

Yaylalara göçer olsam

Soğuk suyun içer olsam

Ben bu aşkı çeker olsam

Gelin senin yarin nedir

 

Yar üstüne yar seçerim

On şakiyi vur isterim

Daha yetmez can isterim

Aşık senin darın nedir

 

Şarktan garbe yol düzenim

Her geçenden baç isterim

Şu koynumda yun isterim

Gelin senin boyun nedir

 

Yaylalarda yaylaklarım

Yörükleyin boylanırım

Serv-i revan söylenirim

Aşık senin yolun nedir

 

Benim yolum doğru gider

Muhammed’e yakîn düşer

Eğri diyen doğru söyler

Gelin senin dinin nedir

 

Benim dinim sevmek ile

Seven ölmez canan diye

Hakk kamışı menem bile

Aşık senin ömrün nedir

 

Aşk uğruna yeldirirem

Gah ağlay gah güldürürem

Ölmeden de öldür görem

Gelin senin  zülfün nedir

 

Zülüf derler kına üzre

Aşık bağlar yari zülfe 

Saz çalarım tel tel güle

Aşık senin korkun nedir

 

Seni sevmek gönül cevri

Bulmaz ise can-ı aşkı

Yandı gitti ömür sazı

Gelin senin yolun nedir

 

Benim yolum gülden âri

Düşen çıkmaz belden âri

Adap erkan sabır varı

Aşık senin aşın nedir

 

Tarla tapan öküz  saban

Yele verdim dane harman

Üç avratlı eve sultan

Gelin senin yazgın nedir

 

Arşa çıkar laf atarsın

Levhe bakar bi kararsın

Üç avrada hor bakarsın

Aşık senin bahtın nedir

 

Kara bahtım güle döndü

Ömür sazım sana güldü

Vurgun yedim kalbim üstü

Gelin senin nazın nedir

 

Evlerinin önü marul

Sular akar şarıl şarıl

İlim bilmez kara cahil

Aşık senin sakin nedir

 

Aşkı içem sen yoluna

Ağıt kılam yağ od’ına

Sırıl sıklam gül dalına

Gelin senin sazın nedir

 

Yarin sazı duttan olur

Çala durmak dertten olur

Zülüflerim telden olur

Aşık senin zühdün nedir

 

Hay, La ilahe yoktur bes

Muhammed’e yol mukaddes

Nur içinde canlar havvas

Gelin senin halin nedir

 

Karar etsem cahil derler 

Üçe varsam zalim gözler

Sen yanında sultan eyler

Aşık senin yazgın nedir

 

Yaza yaza yazgı yazar

Sen istersen katlı düşer

Üç avradı sultan büker

Gelin senin arzun nedir

 

Güllü gelin boylar adım

Yarelendi gülüm dalım

Şu aşığa yaz muradım

Aşık senin kârın nedir

 

 Aşık ahmed yandı bu kez

Gülüm dedi körpe yagaz

Can cananda öldüğü  yaz

Gelin senin aşık nedir.

 

 

Not: VARSAĞ    Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir.  Önce Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla  anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4  duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba  ccca.

 

Semâiden ezgi  yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde “bre”, “hey”,  “hey gidi”, gibi ünlemler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar  ezgisiyle fark edilir. Güney  Anadolu’da Maraş’tan Mersin’e kadar uzayan bölgede yaşayan Varsak Türkleri,  Selçuklular zamanında Anadolu’ya yerleşmişlerdi. Varsağı, Varsak Türkleri’nin  kendilerine özgü bir ezgiyle söyledikleri türkü biçimidir. Halk edebiyatında en çok varsağı söyleyen aşık, Karacaoğlan’dır.

 

 

 

 

 aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur

 

22 Ocak 2013
Okunma
bosluk

Dağlar güzeli (Koşma)

Başına sarar buğulu dumanı

Kaşına çekermiş karını dağlar

Döşüme söyler tövbesiz gümanı

Günaha yazarmış bahayı dağlar

.

Yörük yaylasında yar yaylakladım

Şart eyledi bey tuza çuvalladım

Ar eyledim elden can pazarladım

Canıma yazarmış bahayı dağlar

.

Yağmurun bitmezmiş ağıt sayarım

Yel estikçe rayihalar kokarım

Lale sümbül gül bülbülüm öterim

Derdime yazarmış bahayı dağlar

.

Yağız ata bindim vurdum dağlara

Çifte suna sardım çöğ kucağıma

On gardaşı mavzer saldı sırtıma

Kurşuna yazarmış bahayı dağlar

.

Bağlarını anam babam işlesin

Yaylalarda nazlı yarim boylasın

Bir cerene sadak saldım düşmesin

Nasibe yazarmış bahayı dağlar

.

Yükseğin erişilmez ne zalımsın

Eteğin yarime yurt hoş çemensin

Söylenir Kuran’da yürür kazıksın

Kelama yazarmış bahayı dağlar

.

Bağrında kimler yatar aşk neferi

Şirin için Ferhat deler dağları

İman olmasaydı naçar dağlayı

Allah’a yazarmış bahayı dağlar

.

Benden selam eylen kaşı kemane

Kaçıp kaçıp yüreğimi döyene

Yükseklerde otağ kurmuş gelele

Börüme yazarmış bahayı dağlar

.

Erenler söyleyin biz de bilelim

Gönül düşen yar el olmaz belalım

Kelamı kadim der güzel sevelim

Aşığa yazarmış bahayı dağlar

.

Kışın bürün yazın aç perçemini

Güzeller suyundan içer nazlarını

Koç yiğitler su başında sunasını

Kaşına yazarmış bahayı dağlar

.

Efelerin yurdu musun yüksekte

Kaç kızanla bekler oldun Belek’te

Haraç salmış zalimlere dölekte

Ödüne yazarmış bahayı dağlar

.

Gider de yol üstüne otururum

Şeytan’la bazar eyler bölüşürüm

Saf kulu Hakk’a çeler sekinetim

Kafire yazarmış bahayı dağlar

.

ahi kul ahmed de ölse ölünür

Sevda bir ateştir dağla ölçülür

Aşk-ı iman yeldirdiğim kaşıdır

Kalbime yazarmış bahayı dağlar 

 

.

şart: yörükler kız isteyen yiğite ağır şartlar koşarlar.

tuza çuvallamak: tuz çuvalını ovadan yaylaya belli bir vakitte çıkaramadığı için çuvallamış, yani şartı yerine getirememiş oluyor.

ar eylemek: bu mahcubiyetten utanmak

can pazarlamak: şartı yapamayınca yayladan ayrılıp yarinin ve herkesin yanında ve yarinden umutsuz kaldığı için intihar edip canını karşılık olarak vermek. (bunun filmi yapıldı, Türkan Şoray oynadı-yer Toroslar- Yörük yaylaları genellikle oralardadır.- ayrıca annem de yörüktür)

mavzer: çanakkalede de kullanılan koldan sürmeli tek tek atan uzun harp silahı.

sadak: içinde 10 tane ok bulunan yuvarlak kutu.

-Dağların Kuran’da yürümesi ve yeryüzüne sağlamlık için kazık oldukları iki ayrı ayette yazılıdır (en doğruyu Allah bilir)

kelam: Kuran sözüne denir.

Ferhat gerçekten imanla dağları delmiştir. Kırşehirdeki kaleyi de bu kardeşiniz boydan boya delmişti – Batıdan doğuya doğru- Allahü alem- Bunun anlamını şöyle yorumladı bu fakir: zikir üç türlüdür. 1- dil ile zikir 2- Kalp ile zikir 3- Amele, işe, ahlaka, harekete dönüşmüş zikir.. işte bunlardan üçüncüsünü yapamazsanız düşman başınıza bombayı yağdırır durur. bu zikir her türlü ilerlemeyi ifade eder. işte bize iman gücümüzün çok güçlü olduğu bir dönemde (sanırım 1995′ten sonraydı) nasib edilen bu güzel olaydan, ”delmeyi” bir harekete dönüşmüş zikir, batıdan doğuya doğru olmasını ise Batı’nın tekniğini ele geçirmeyi, tekniğini almanın mesajı olarak algıladık. ancak bunun içinde laiklik ve benzeri sosyal kanunlar yoktu. sonuç ise: imanla bu iş olduğuna göre İSLAMLA BATININ TEKNİĞİNİ ALINIZ OLARAK ALGILADIK bu olağanüstü nasibi.

Aynı konuda Sultan I. Abdülmecid bir yabancı heykeltraşa bir heykel siparişi verir ve bunu yüksek bir kaide üzerinde İskenderun’a yönü Doğudan (arkası) Batıya (önü) olmak üzere planlamıştır. Yani Doğu olarak biz, siz Batı’yı aydınlattık demek istemiştir aslında..Fakat ömrü vefa yetmeyip de ölünce yarısı tamamlanıp parası da ödenmeyince heykeltraş tutar Amerika’lılarla anlaşır ve tamamlayıp onlara satar. heykel oldukça büyüktür ve gemi ile Amerika’ya, New York’a götürülüp Osmanlı’da I Abdülmecid’in düşüncesinin aksine, arkası Batıya önü doğuya olmak üzere dikilir. bunun anlamı Doğu bizi aydınlatmadı, biz batı olarak doğuyu aydınlattık demek istemişlerdir böylece. ve o heykel bugün New York’ta dikili olan HÜRRİYET HEYKELİDİR. bu heykel dava edilerek Amerika’dan alınabilir kanaatindeyim. itiraz edebilecek resmi veya özel şahıslara duyurulur…  

-dağla ölçülür: sözünde iki anlam vardır. birici mana hakiki dağ olup, yüksekliğin verdiği zorlukla sevdanın ölçülmesi olduğu gibi ikinci manası: dağlamak, ateşle dağlamak kastedilmiştir.

 

 

 

 

 

ahi kul ahmede nasibdir

19 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Güzel, sarmayınan (Koçaklama)

Senin içun seni sevdiğim güzel

Çifte benlerine nazar değer mi

Canı cana katıp öldüğüm güzel

Bahar güllerine soğuk düşer mi

 

Bir dost ararım da güzelden olsun

Daşa yaslanırım da topraktan çıksın

Güle darıldım da dikenden geçsin

Dostun tandırına hedik düşer mi

 

Baharı kışa kattım gül kokmadı

Deliyi başa yazdım hiç eyledi

Divane oldum Hakk’ta “bir” olmadı

Hakk’ın zatına da “gayri”  düşer mi

 

İmanın yok mudur yürek döyerken

Cemalin ay mıdır hal üzre iken

Güzel yaratırmış “Güzel” giz iken

Böyle azaba da sadık düşer mi

 

Eğilir dallarım toprak yakîndir

Alçağa konarım güzel başımdır

Nice bahtı kara kader dostumdur

Bağ-ı irfanıma ümmet düşer mi

 

Kaç güzele yandım murat almadım

Bir çirkine düştüm ayna vermedim

En son şu zalime iman sormadım

Güzel yaradan da zalim düşer mi

 

Yanarım yanarım ağlar yanarım

Mor çiçekli ala dağlar aşarım

Lale sümbül gülden kullar çalarım

Canan dererim de Leyla düşer mi

 

Yan göğnüm  bahar eyyamı gecikti

Bülbül güle düştü benzi karahtı

Güzel diye döndüm nar-ı cemaldi

Kahır çekerim de ben’e düşer mi

 

Ellerim duadır sana ağıtım

Söylerim kelamdır sana indiğim

Sözüme tel misin zülfün gerdiğim

Çala dururum da uşşak düşer mi

 

Kararım yoktur a gülüm efendim

Mihrabım kıldım çare kıblegahım

Cihan-ı kudrette güzel sultanım

Bazar eylerim de  karar düşer mi

 

Yuka olur aşıkların bağırı

Zalim olur güzellerin nazarı

Çatal olur yiğitlerin yüreği

Varır deşerim de boran düşer mi

 

Yüce dağın ardı sıra gidilmez

Eteğinde göven ördek vurulmaz

Onbeşinde körpe gelin geçilmez

Alır kaçarım da attan düşer mi

 

Dumanı batasıca ala dağlar

Babal mı aldın depende yol eğler

Yörük yaylasında güzeller ağlar

Gider isterim de şarttan düşer mi

 

Kokarsın burcu burcu gül içinde

Bakarsın nazlı nazlı el içinde

Söyletmen beni onbir saz içinde

Beler  koynuma da kızdan düşer mi

 

Ahi kul ahmed de yanar yakılır

Güzel sarmayınan yiğit olunur

Üç yüz atlı beş yüz yaya döğüşür

Güzel uğruna da candan düşer mi

 

.

 

ahi kul ahmede nasibdir

14 Şubat 2012
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç