CUMA SOHBETİ – 6 (Temsil Olmadan Tebliğ Olmaz..!!)

                                               Bismillahirrahmanirrahim

 

 

 

-Hakk yolcusu daima Esteğfirullah’ı yanında taşımalıdır. Kişi daima ileri gitmeli ve bir gün önce geride olduğuna “Esteğfirullah” demelidir. Hazreti Rasulüllah’ın her gün 70 kere estağfirullah demesinin anlamının bu olduğunu düşünüyoruz. Zira onun işlemiş ve işleyecek bütün günahları affedilmişti. Siz de aynı nedenle estağfirullah diyebilirsiniz bizim gibi. Yani geçmişteki geride kalmışlığnıza estağfirullah diyerek. Elbette daima ileri gitmeğe çalışarak bunu yapmalı.

 

 

Ardından hiç bir aktiviteniz yoksa bu tövbeniz de zor kabul görebilir. İslam, doğru itikat kadar salih ameli de bir aktivite olarak emreder.”Din ameldir” Buyruldu Hadiste. Bu yüzden Müslümanın yatması da ne demek öyle. tevekkül bir aktivitenin ardından söylenebilecek bir sözdür.  halbuki bu günkü Müslüman hareket ve fedakarlık yapmadan tevekkül etmeğe kalkıyor ki bu davranış bir teekkül=ekmek yiyiciliği”dir.!! İslam’ın ileri gidememesi İslam’dan değil fakat Müslümanın bu sakat ve uyuşuk halindendir. Yani İslam’ı TEBLİĞ edebilmek içun TEMSİL gerekir. Temsil olmayınca Tebliğ yerini ve etkisini göstermez. Hazreti Rasulüllah “emin ” olmasaydı Temsil edemezdi. Temsil edemeyince de tebliği tutmaz ve etkili olamazdı..

 

 

BİR HİKAYE: geçmişte bir adam bir serçenin kanadına basar ve kırar. Serçe ise gider kuş dilini bilen Süleyman Aleyhisseşlama durumunu şikayet eder. Neyse dava görülür ve adam suçlu bulunarak kısasa hükmedilir. Adamın da kolu kırılacaktır. tam b u sırada serçe der ki, durun durun ben bu adamı uzaktan gelirken sakalıyla cübbesiyle sarığıyla gördüm ve güvendim. şayet böyle olmasaydı o gelirken bir ağaca çıkar korunurdum. bu yüzdfen siz onun kolunu kırmayın fakat cübbesiyle sarığını çıkarın ve sakalını da kesin” der. işte bir insan kemali bulmadan sahneye çıkmamalıdır. bu herkes için geçerli olduğu gibi yönerticiler için de mutlaka gereklidir diye düşünürüz vesselam…!!??

 

 

-İnsan çok merhamet ettiğinde bunu kendinden bilmeye başlayabilir. Bunu önleyerek kibirden kurtulmak için kişi estağfirullah demelidir. Zira merhametin kaynağı Allah’tır. Önce o merhameti Rahman sıfatından verir ve kişi merhametli olur. Fakat bunu kendinden bilirse kibre düşebilir. Fakat buna rağmen kişinin bu mrerhameti iyi taşıması ve yayması da cüz’i  iradesiyle olduğu için Hakk yanında kıymret bulur. Bir hadiste “din merhamettir” buyuruldu. Fakat öncelik adalettir. Adaletin örtemediği bir şeryi merhametle örtmeniz gerekebilir. Bu merhamet de keyfe bırakılmış değildir. Ayet ve ilgili hadislerde çok etkili olarak merhamete yer verilmiştir.

 

 

-Hakk yolcusu uçmak, kaçmak, kerâmet, keşif ve benzeri olağanüstü olaylarla ilgilenmemeli, iltifat etmemeli, bunları başka insanlara taşımamalı, insanları kerametleri ile değerlendirmemelidir. Kendi de gördüğü rüya ve benzeri şeyleri sadece birlikte yola çıktığı kişi ile paylaşmalı ve sonrasında unutmalıdır.

 

 

-Namazları mutlak surette cemaatle kılmaya çalışmalı, İşi müsaade ediyorsa yakın bir camiye biraz geç gidip Ümmeti Muhammed’i toparlayarak hem kendine hem başka Müslümanlara merhamet etmek için cemaate mümkünse imam olmalıdır.

 

 

-Farzı bitirir bitirmez cemaat yerinden oynamadan “Bir Hadis söyleyeceğim, lütfen Allah’ın İkra emri içun dinleyiniz, rica ediyorum” deyip açık ve gizli manalarını iyi bildiği bir hadis veya ayet-hadisleri çok tatlı, sakin ve sessiz, kimseyi rahatsız etmeden anlatmalıdır. Bu anlatımda fıkhî mes’elelere girilmemelidir. Daha çok itikat ve toplumsal ahlâk mecburiyetlerimiz üzerinde durulmalıdır. Namaz bitince gerek Cami içinde ve gerekse eve-işe giderken daima güler yüzlü olunmalı ve birçok insana ülfet edilip, tanımasak bile selam verip hatırı sorulmalıdır.

 

-Yolda giderken makul bir zikrin dışında zikirle meşgul olunmamalı, karşılaştığı insanlara selam vermeyi, hastaya gidiyorsa hemen onunla meşgul olmayı tercih etmelidir. Zikir çekerken birisi gelirse zikir hemen ertelenmeli ve o kişi ile Allah için ilgilenilmelidir. Allah’ın nazargahı ilahisi inanan müslümanın kalbi olduğu unutulmamalıdır. Bir kişi ile konuşma mecburiyeti doğduğıunda zikre devam edilmesi kişiyi riyaya sürükleyebilir belki. Sadece insanlarla konuşurken bile kalbi içinden Allah’ı zikretmeye devam ediyorsa bu olabilir.

 

-Yapılan sâlih amellerden sonra İlâhi Rızâ’dan gayri, cennet isteği ile abartılı isteklerde bulunulmamalı, ancak bu ikramlar da küçük görülmemelidir. İslamda Salih amel islamın 5 şartı ile sınırlandırılmamalı ve Allah adına yapılan her iyi ve islama uygun amel Salih amelden sayılmalıdır.İslam’ın 5 şartını İslam’ın unsuru olarak düşünülmeli ve çerçevenin geniş olduğu ve islamın sınırlandırılmaması gerektiği unutulmamalıdır.

 

 

Camiye girildiğinde en ön safa oturmaya çalışılmalı, Allah’ın ön safa verdiği ikram küçük görülmemelidir.

 

 

aşık ahi kul ahmede nasib oldu bunlar

14 Şubat 2014
Okunma
bosluk

Güzel ahlaka hoş geldiniz.. peygamber de sizi bekliyordu zaten..sakın kıçınızı dönmeyin…kar mutlak..

 

NEDEN GÜZEL İNSAN?

NEDEN GÜZEL AHLAK?

BU KİTAP BİR GÜZEL AHLAK KİTABI MIDIR?

EVET…

Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..

İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi. Bu onun bizi toplum olarak kaynaştırmasının da kaynağı idi. Ve “müminler kardeştir” deyince müminler namaz da kılması gerektiği için sevgili oluyorlardı.

ALLAH yine bir ayette Rasulüne “….. katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi…” buyurdu.

Bir hadiste “ insanlara ALLAH’ı sevdiriniz “ buyruldu.

Bir başka hadiste “ ….. ya ömer canından daha üstün beni sevmelisin” buyuruldu.

Bir diğer hadiste “ahrette bana komşu olanınız ahlakı güzel olanınız” buyruldu.

Bir hadiste “mizana ilk konulan şey güzel ahlaktır” buyruldu.

Sahabe zamanında İslam’ın 5 parçasından en önce gelen güzel ahlak idi.

“Şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzerindesin(Kalem 4)”

“Onun Ahlakı Kur’andı. Sen kuranda şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzeresin ayetini okumadın mı?(Hz.Aişe Müslim)”

“Ben güzel Ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”.(Taberani)”

“İslam güzel Ahlaktır, Güzel ahlaktır.”(Beyhaki)

“Güzel Ahlak Dinin yarısıdır.”

“Mü’min güzel ahlakıyla gece sabaha namaz kılan, gündüz ise nafile oruç tutan derecesine çıkar.”

“Güzel Ahlak Hataları güneşin yerdeki kıravı erittiği gibi eritir. Kötü ahlak sarımsağın balı bozduğu gibi ameli de bozar.”

“Nerede olursan ol Allah’dan kork, her kötülüğün ardından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin. İnsanlarla güzel ahlakla geçin.”

“İman’dan sonra Aklın başı kişinin(güzel ahlakıyla)kendini diğer insanlara sevdirebilmesidir.”

“Sizin en hayırlısınız ahlakı en güzel olanıdır.”

“Allah’ım yüzümüde güzelleştirdiğin gibi ahlakımıda güzelleştir.”

“kıyamet gününde mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha güzel bir şey olmayacaktır.”

“Allah Azze ve Celle Katında kötü ahlaktan daha büyük bir günah yoktur. Çünkü kötü ahlak sahibi bir günahtan kurtulur başka bir günaha düşer.”

Bugün artık ibadet daha önemli oldu. Namaz kılanın nasıl kıldığı önemsenmiyor ve güzel ahlak ise meziyet haline geldi.

İslam aslında güzel ahlaka ilişkin namaz ve zekat gibi ibadetleri ağır cezalara bağlamıştır. Namazda 32 defa emrin arkasından 20 sopadan eşinden boş sayılmaya, zekatta ise malın bereketinin kaldırılmasından zorla toplamaya ve nihayetinde ahrette sırtlarının dağlanmasına kadar sert tedbirlerdi bunlar. Bu cezalar ALLAH’ın insanları kötü ahlaka bırakmak istemediğini ve içindeki fakirleri de feda edip kimsenin serbest reyine bırakmadığını göstermektedir. Halbuki bozulan ilahi dinlerde iyilik ve ibadetler öylesine bir tavsiyeye dönüşerek ahlak ve içindeki fakirin haklarını korumaktan tamamen uzaktırlar. Adam simith’den makyavelle ve bilmem kime kadar fikri bozuk yeteri kadar fikir babası hırıstiyanlığın kucağına epey pislik bırakmışlardır.

Bunların ortak yanı sevgi üzerine olmalarıdır. Bu sevgiden beklenen ise sevilene itaattir. Allah’ın ve onun peygamberinin emirleri GÜZEL AHLAK üzerine olduğuna göre kişi severek güzel ahlaklı olması bekleniyor demektir.

Neden güzel ahlak sürekli bozuluyor?

Güzel ahlaktaki ilk bozulma Kabil’le oldu. O kendi batınındaki daha güzel olan kendi kardeşi ile evlenmek istiyordu. Habil ise onun “Seni öldüreceğim” sözüne karşılık “Ben sana hiç elimi kaldırmayacağım” şeklinde bir yiğitçe cevap veriyordu. İyi ve kötü aynı anda bir olayın içinde gerçekleşiyordu.

Zaman içerisinde Peygamber’lerin öldürülmesi bir kötülük, ancak onların her türlü tehdide rağmen canları pahasına dini tebliğ etmeleri ise bir yiğitlik olarak daima süregeldi.

Toplumların bozulması Peygamber’lerin gönderilme gerekçesi de oluyordu. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın bir islah etme operasyonu olarak Allah’ın bir yiğitliği ya da merhameti kabul edilmeliydi bunlar.

Eski Mısır’da zenginler fakirlere sadece ancak karnını doyuracakları şeyler veriyorlardı. Mülkler içindeki köleleriyle beraber alınıp satılıyordu. İnsan kendi kendinin bir kısmını köleleleştiriyor ve aşağılıyordu, yani ötekileştiriyordu.

Ancak Allah’ın farklılık olarak yarattığı şeyler gerçekte insanlara iş gördürmek amacıyla olmasına rağmen bunu insanlar kendilerine tanınan bir hak olarak gördüler ve övünerek başkasında olmayanları da aşağılama yoluna gittiler.

Dolayısıyla güzel ahlak olarak toplumlar içerisinde etkin olmamasına rağmen halen konuşulan ve arzu edilen ancak bir türlü ulaşılamayan ülvi hedeflerin temel kaynağı ilahi dinler olup o da İSLAM’dır.

İşte insanlar güzel ahlaklı olmak istemelerine rağmen bir türlü güzel ahlaklı olamamaktadırlar. Eğer siz öldükten sonraya inanıyorsanız ve bunu merak ediyorsanız size bu iyiliğinizin karşılığını kim verecek dersiniz? Elbette Allah değil mi? O halde geriye dönüp de kendisinden ikram beklediğiniz O Allah’a neden bu dünyada siz de iltifat etmiyorsunuz?

Bu sadece bir dürüstlük olarak ya da kadirşinaslık olarak algılanması gerekmez mi? O halde bu dünyada O’nun için bir şeyler yapacaksak eh onun gönderdiği din olan İslam’a giderek en temel emri olan, dinin direği Namazı kılmamız gerekmez mi?

İşte Namaz bir kadirşinaslık olarak düşünmekten öte sizi önce Allah’a yaklaştıran ve arkasında da sizin güzel ahlaklı olmanızı sağlayan en temel amel biçimidir. Bir ayette “namaz sizi münkerden korur” buyurulmadı mı?  Bu amelin gerçekleşmesi için sizin imanınızın çok yüksek ve fedakarlık yapabilecek düzeyde olması zorunludur. Bu zorunluluğu en saf  İHLAS  ile gerçekleştirip İHSAN seviyesine de çıkarmanız gereklidir. Aksi halde “yuraune”- (maun suresi)’nde olduğu gibi şekli olarak kıldığınız namaz sizi hiçbir güzel ahlaka götürmeyecektir.

Sonuç olarak ilahi aşk ile aşktan nasibinizi almanız, sonra bu aşkın etkisiyle bir amel (Salih Amel) yapmanız ve bu çerçevede de beş vakit düzenli, ihlaslı, ihsanlı namaz kılmanız gerekir. Elbette kalbin eğitimi de gerekli..

 

Peygamber ve Raşit halifelerden sonra bilgide bozulma başladı. Bu, ahlaka yansıdı. Yerel kültürlerin İslam’ın içine akması bütüncül sistemi bozdu. Müslümanların bağrına sızdı. İslam’a değil. “Sakınan korunur” kuralına uyulmadı. İnsanlar terbiyeden geçmeden İslam’a girdi. Hz. Ömer devrinde Mısır ve İran süratle fethedilince, oralar irfan ve hikmet ile doldurulamayınca felsefe ve mistisizm geldi doldurdu.

 

İngiliz ekonomisti Adam Smith kendisi bir ahlak hocası olmasına rağmen tuttu “Alçak gönüllülük ve yardımseverlik üretim maliyetini artırır” diyerek bir çok ahlaki değerin gözden düşmesine sebep oldu.

 

Günümüz dünyamızdaki temel sorunlardan biri insanın kendine büyük hedefler koyamamasıdır.

 

İnsan uğruna fedakarlık yapacağı bir amaç olmazsa hayatı anlamlandıramayarak gününü gün olarak yaşamak yoluna gitmektedir. Bu durum insanda bazı yanlış değerlerin ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Hazzın sınırsız olarak kullanımı daima yeni haz arayışıyla neticelenmekte ve insana tatmin vermeyerek toplumsal anlamda huzur da bozabilmektedir.

 

Toplumda bilgi ve kararları etkileyen en önemli üç şey, önem, öncelik ve değer sıralaması olduğu artık günümüz insanınca da konuşulur oldu. Ahlaki akıl yürütme ise kararlarda önemli bir paya sahip olduğu ahlaki ilkel seviye kısa vadeli çıkarları düşünülerek karar alırken ortalama ahlaki akıl yürütme ise sosyal düzen görev niyetleri ve gelecek düşüncesine dayanır. 

 

İleri seviyedeki ahlaki akıl yürütme ise hakkaniyet merhamet, acıyı hafifletme, iç güdülere yenik düşmeme, baştan çıkarıcı unsurlara direnç gösterme, fedakar olma, başkaları için katlanma, başkalarının duygularına karşı hassasiyet, adalet ve kimseye zarar vermeme olarak sıralanabilir.

 

Toplumda belli değerlerin kaybolduğu bir normsuzluk havası varsa toplum kargaşa ve kaosa doğru gider. İnsan daima bir toplumun parçası olma ve öyle yaşamak ister. Hiç kimseye karşı sorumluluk duymayan çağımız sapık insanları toplumdaki değer eğitimin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Karl Marxın  söylediği “ yıkıcı dürtü, yaratıcı dürtüdür.”   bakışı da toplumları ister istemez olumsuz yönde etkilemiştir.

 

Toplumda oluşturulan değerler arasında bazı doğrusal korelasyonlar vardır. Toplum bunu zaman içerisinde bazen de argo bir biçimde oluşturur ve yaşatır. Bu değerlerin gerçekten sağlıklı olduğunu düşünmekte pek fazla bir yanlış yoktur. Bu adeta bir şeyi bir şeyle tartmak veya sonucunu onunla oluşturmak seklinde bir mizansene bağlı olabilir. Bunlardan bazıları şunlar olabilir.

 

“Ne kadar ekmek o kadar köfte.”

“Ne kadar özgüven o kadar başarı”

“Ne kadar adalet o kadar huzur”

“Ne tembellik o kadar esaret”

“Ne kadar samimiyet o kadar ikna”

“Ne kadar bilgi o kadar güç”

“Ne kadar kanaat o kadar zenginlik”

“Ne kadar edep o kadar mutluluk“

“Ne kadar merak o kadar ilim”

“Ne kadar erdemlik o kadar insanlık”[1]

 

İnsanlar bunları adeta bir ahlak terazisi gibi düşünüp bunun dışına çıkanları ayıplamaya hazırdırlar. İşin aslı bu değerlendirme yöntemi çok da yanlış bir sonuç vermez. Zaten doğruluğu toplumca da kabul edilmiş demektir. Bunların daha da yaygınlaştırılmasında demokratik ortamda iyilikler daha çok kâr eder.

 

GÜZEL AHLAK

GÜZEL TOPLUM

SEVGİ İLE OLUŞUR

 

İnsandaki olumlu duyguların başında sevgi gelir. Bunlar genel olarak sevgi, ümit, güven, şefkat, iyimserlik, mutluluk şeklinde temel duygulardır.

 

Sevgi, insanları birbirine yaklaştıran ve sevişmesini sağlayan “görünmez bağ” dediğimiz en temel duygudur.

Bir gün 15 kişiye bir camide imamlık yapmak üzereyken tam elimi kaldırmışken sağ omzumun arkasından bir nur içinde peygamber efendimiz geldi ve “Ahmet tekbirlerine sevgi kat” dedi ve gitti. Bunu takip eden 15 sene güleryüzlü davranışların ardından 2009 da aşıklık verildi diyebilirim. Bu büyük bir imtihandı ve kazanmıştım.

Normal yaşamda sevginin ümit duygusuyla beslenmesi gerekir. Bu takdirde kişide harekete geçme duygusu belirir ve aktif hale gelir. Eğer sevgi ümitle beslenmezse çaresizlik, umutsuzluk duygusu baş gösterir.

 

Sevilen kişi karşıda olursa empati meydana çıkar ve dostluğu artırır. Bir kişiye bağlılık ile sevgi birlikte bulunursa bunu aşk denir ve kişi sevdiğine bağlılığından onu düşünmesi ve arzulaması baskın olur. Bu aşk ilerde tutkuya yani kendini sevdiği için feda etmesine dönüşebilir. Bu nedenle ateşe atılmaktan, yanıp kavrulmaktan, hastalanmaktan bahsedilir ve insan sevilene doğru göç etmeye başlar. Tasavvuf’ta ölmeden evvel ölmek kavramı da bu manaya yakındır. Aynı zamanda benliğin yok olması da sevgilide birliği ifade eder.

 

İnsan daima güzele ilgi duymuştur. Onu gelişim sürecinde ilerleten şey güzeli sevme duygusudur. Karşılık görmeyen sevgi sönebilir. Bu yüzden sevilenlerin de bu sevgiye cevap vermesi önemlidir.

 

Çocuktaki sevgi son derece saf ve temizdir.. Çocukların kullandıkları lisan daha az kelimeyle ancak büyük bir içtenlik söz konusu olduğu için büyüklerin yapamadığı ya da söyleyemediği şeyleri büyün çıplaklığı ile çocukların söylemesi muhtemeldir.

 

Farklı yerden ve temiz olan kişilerin fikirlerinden istifade etmek bir amaç olabilir. Bu amaç işletme körlüğü dediğimiz hastalığa bir ilaç olabilir.

 

Sevginin yayıldığı alan farklı farklıdır. Sıradan kullanımı diyebileceğimiz eş, aile, yemek sevgisi örnektir. İkinci grupta sayabileceğimiz insanlar yaşadıkları toplum ve dünyayı sevenlerdir. Üçüncü gruptaki ise dünyalıkla ilgili şeylerin yanında kainatı ve kendisini yaratanı da sevenlerdir. Böylece ahreti de düşünürler ve bunlar imanı sağlam güçlü kişiliklerdir.

 

Sevgiyi insanın kişiliğine yöneltmek daha kalıcıdır. Karşı tarafa yönetilen sevgi onun sıfatlarına iken bu sıfatlar kayba uğrarsa bu sevgide biter. Evlenme gibi özellikli durumlarda insanlar akıldan ziyade duygularıyla hareket etmek isterler. Sevginin davranışlarda gerçekten büyük önemi var. Duygusuz bir iletişim dahi sorun yaratabilir. Reklamlarda duygulara hitap edilmesinin temel nedeni budur.

 

Değer verdiği kişiyi insan, harcamaz dost kabul eder. Sevginin azlığından ise düşmanlık hasıl olur. Karşı taraftan zarar göreceğini düşünen kişi savunma durumuna geçer. Nefret edilen kişinin kusurları artmış görünür. İyi taraflarını siler.  Bunun tersi olarak seven kişi sevdiğini hayali olarak abartarak da sevebilir. Bu yüzden aşırı iyimserlik muhtemel zararlara karşı kişiyi savunmasız kılar. Sevgiyle beraber olumsuz bir düşünce beraberinde oluşmuşsa iyi tarafını severken kötü yönlerinden dolayı da sevgide azalma olur.

 

Kısa vadeli sevgiler anlıktır. Uzun vadeli olan ise gelecekteki mutluluğu için zorluklara katlanması anlamına gelir.

 

İnsan günlük hayatı hoşlandığı kadar ömür süreci ve ahiret boyutunda da mutlu olmayı hedeflemelidir. Bu bir sevgi yönetimidir diyebiliriz. Olgunlaşmak adeta sevgi yönetimi ile tanımlanabilir diyebiliriz. Peygamberlerin bile kırklı yıllardaki kişilerden seçilmesi çok manidardır. Bu yaşlarda hissedileni doğru tanıtıp doğruya yönelme beklenen şeydir. Toplumların zayıflayarak sevgilerin azaldığına çare olmak için güçlü aile bağlarına ve arkadaş ilişkisine yatırım yapılmalıdır.

 

Sevgi içine girdiği kişide biçimlenerek kişiyi düz mantık ve salt kuru bilgiden uzaklaştırır ve kişinin duygularına biçim verir.

 

Sevgi eşler arasında gidip gelirken çocuklarla beraber kadındaki sevgi çocuğuna erkeğin sevgisi ise işine kayar. Ailenin bireylerinin sıkıntılı zamanı aşıp aile ve çocuğun önemsenmesiyle sevgi ve bilgi beraberliği oluşur. Böylece bilgi ve sağlıklı düşünce tarzı önemli olarak ortaya çıkar. Kaybedebilme ihtimali seven insanı korku içine atar ve yıpratır. Bu yüzden doğru insanı seçmek ve bu hissi yerinde kullanmak bir marifet sayılmalıdır.

 

Akıllı insan her şeyi kendi ölçüsünde sever. Seven sevdiğine tabi olur ve onun yararını düşünür. Böylece diyalog başlar ve toplumdaki iyilikler artış gösterir. Bu konuda Mevlana Hz. Şöyle söylüyor.

 

 

Kim ki canın için cananı sevdi; canın sevdi

Kim ki canan için canın sevdi; cananı sevdi

 

Halbuki sevgide cömert olabilmek paylaşıldığında paradan farklı olarak verildikçe artmasıdır. Sevgi sonsuz, maliyeti ve vergisi bulunmayan fakat değeri çok yüksek bir hazine gibidir. Bunu elde etmek kişinin iradesiyle çalışmasına bağlıdır. Kuyu suyu nasıl ki kova sarkıltıp çekildikçe gelmeye devam edecektir.

 

EĞİTİMDEKİ

BOZULMA

AHLAKİ

OLUMSUZ

ETKİLİYOR

 

Bilmenin bir tevhid eylemi olduğu, bilginin ahlaktan ayrılmaması gerektiği, bunun amacının ahlak olduğu, bunun da Allah’ı işaret ettiği söylenebilir.

 

İlmin işlev olarak faydalı da olması gerekir. Hz. Rasulüllah “fayda vermeyen ilimden ya Rabbi sana sığınırım” buyurdu.. Hammadde bilgi ise, mamul ahlak olacak. Yoksa faydasız bilgi oluyor.

 

 

Modern Eğitimin Üç Ana Zaafı

 

Modern eğitim;

- Bilgi ile bilgi ahlakının arasını ayırdı.

Akılla kalbin,

Duygu ile düşüncenin,

Eylemle bilginin arasını ayırdı.

 

- Bilenle bilginin arasını ayırdı.

Bu, bilginin üstadsız aşırılabileceğini,

Bilgi ile bilenin arasındaki bağı kopardı.

 

- Alim ile ahlakın arasını ayırdı.

Alim; ahlak ile bilgiyi sindirmiş olana denir.

Hayata uygulayandan alınır = İlmi ile amil olmak.

 

SONUÇ

 

Neden güzel ahlak ve neden güzel insan?

 

Gerçekten bu sorunun cevabı o kadar şumullü ki bu dünyayı kapladığı gibi ahreti de kapsıyor denilebilir. Ferdi olarak kendi ruhi yapınızın buna ihtiyacı olduğu gibi toplumun da sizin güzel davranışınıza ihtiyacı ve hakkı var. Allah’ın da onun peygamberinin de bizden istediği bu değil mi?

 

Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çabuk yayılır. Bu yüzden Allah günahların açıktan işlenmesini istemez. İslamın belki de 7 şartı diyebileceğimiz “emri bil mağruf, nehyi anil münker” görevi var. İşte toplumlar bu emri hem fert olarak hem de örgütlü olarak yapmazlarsa doğrular meziyete dönüşür ve kokar.  Demokrasi var deyip kaçınamazsınız. Bu emir mutlaka yerine getirilmelidir. Sınırsız toplumların demokrasi ve özgürlük adına geldiği tatminsizlik, sex ve uyuşturucu batağı bu işin eğitimle bile olmayacağını göstermiyor mu? Onların %70’i artık sakinleştirici kullanıyor. Ne olursunuz iyi olun diyen ve Allah’a şirk koşarak onun yetkilerini alan bir papazlar cumhuriyetlerinin güzel ahlakı koruyup kollayamayacağı artık anlaşılsın. İyilik kazığı sıkı tutulmazsa kötülük başının çaresine bakar zaten. İyilik imanın, kötülük şirkin içinde.

 

Halkın genel yaşayışında aranan iki unsur vartdır. Birincisi evine sadık olması. İkincisi ise işinde doğru davranması. Bu ikisini yaparken makul bir ölçüde de ibadetlerini yapabilirse bu insan artık güzel ahlaklı güzel insan olarak anılır. Artık ondan takva beklenmez. Bu bir asgari standarttır. Ve tasavvufi değerler aranmaz. Biz de bu amaçla normal halka GÜZEL İNSAN derken bunu kasteddik.

 

İnsan imanını kaybedince ne zalim. Nerde hak ve adil güç sahipleri

 

İnsan iman edince ne kadar güzel ahlaklı, güzel insan.

 

İyilik galip ne güzel ve mutluyuz..

 

Kötülük galip, kim hakkı koruyacak.

 

peygamber,

 

Yahut peygamber yolunda siz!

Şimdi ilahi adaletten konuşabiliriz.

Sizde başkaları da varsınız.

Siz yolda yoksanız

Başkaları da yok,

İnanın siz de yoksunuz.!!!

 

aşık ahi kul ahmede nasib oldu bunlar


[1] Güzel İnsan Modeli “Prof. Dr. Nevzat TARHAN” 2012 Sf.18

22 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Eşşekliği hicvedin insanlık çıksın…

Bize üstad deniyorsa ossursak bile “bi bildiği olmalı” demelisiniz. Vaktiyle 1.5 müridi (bi erkek bi kadın) olan Kızılcahamam’da bir zat, ısrar üzerine keramet göstererek pazarda karganın başını koparır, sonra yapıştırır ve “uç” der, o da uçar. Bi anda müridler artınca dergah almaz. Sonra onların ihlasını denemek ister. Bağırsağı beline bağlar ve namaza durur. Ruküya eğildikçe bağırsak ossuruk gibi öter. Bunu duyan yeni müridler “bu abdestsizin arkasında namaz kılınmaz” diyerek hocayı terkederler. Geriye yine eski 1.5 mürid kalır. Onlar “bi bildiği olmalı” diye düşünmüşlerdir. İşte sadıklar böyle düşünür. Sıddık Ebu Bekir de miraç anlatılınca görmeden “bunu o söylediyse inanırım ve doğrudur” dememiş miydi? Sizin sadakatiniz kime acaba?

 

Ekmek çalan hırsızı ekmek çaldı diye ekmeksiz mi bırakırsın?

 

Çocuk söz tutmadı deyu oyuncağını elinden mı alırsın?

 

Vergi kaçırdı deyu tacirin bütün sermayesini götürecek ceza mı kesersin?

 

Küfreden çocuğun dilini mi kesersin?

 

Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” kutsal metinlerde yer alan empati kuralıdır. Size aynı şartlarda aynı şey yapılsa ne dersiniz? Ölümü de öldürüyor musunuz?

 

Hayat işimize yaramıyorsa ölebiliriz” mi diyeceğiz bıktırıldığı için? Yoksa çalışmanın neşvesini idare vermeli midir? İdare sevgisini neden saklamak gereği duyar? Halbuki müşevvik için buna ihtiyaç vardır.

 

Doğru yolu izlemekle insanın kaybolduğu görülmemiştir” sözü için doğru idare açısından nedir? Bilmek kadar adil olmak da terazide var mıdır?

 

Kendini kışa hazırla, yaz gelirse bahtına” sözü, ben şimdi bunu yapayım, her ihtimale karşı ne demek? Bir idari sorumsuzluk örneği denilebilir mi? al kararı, ya da kes cezayı, ya da şunu şuna yap gitsin boş ver nasıl olsa idare benim ve karar verecek benim, istediğim gibi karar alırım sorumsuzluğu denilebilir mi?

 

Aşçıların hatasını maydonoz örter, terzinin hatasını ütü örter, doktorun hatasını toprak örter, idarenin, sizin hatanızı ne örter?” ateş olabilir mi?

 

Asker yapılan ve yapılmayan her şeyden sorumludur” aksi halde vatan gider, sizin yaptığınız kadar yapmadığınız şey nedir idarede. Yapılmayanın hiç hesabı yok mu? Temizlikçiler mahsende otursun ve her gün simit ayranken şimdi birisinin merhametiyle sadece bir çorbaya dönüştü. Herkes bir yemeğini aşağıya gönderemez mi? idare bu teklifi yapamaz mı? 10. katta yer var. Onlar oraya yerleştirilemez mi?

 

Amaçsız insanlar amaçlı olan insanlara göre daha az kavga ederler”se insanların amaçları yalnızca mesleki mi olmalıdır? Devletin hizmeti halka götürmesi gerektiğine göre bir çalışan doğrudan halka bir miktar çalışırsa görevini ihmal etmiş sayılır mı? görev dar anlamda mı düşünülmelidir?

 

Ben benim, ama aynı zamanda sana bağlıyım” sözü çalışanın kişiliğine idarenin de saygı duyması değil midir? Sadakat hürriyet de ister.

 

Parası çok ama aklı kıt olan insanlar fark edilmek için pahalı bir bitkiye çok para öderler”sözü idare için kimsenin yapmadığını yaparak fark edilmek mi isterler? Başarı sizce farklılıklarda mı yatıyor yoksa bilgi ve adalette mi?

 

Sizi hatırlatan laleyi ters mi yapalım” sözü idarenin hatalarını çalışanın hicvetmesi sayılmaz mı? Sizi de mi hicvedelim.

 

İdare dedikodular üzerine karar almamalıdır. Gerçeği araştırmalı ve doğrudan görüşme yöntemini uygulamalıdır” Sözü Kuran’i değil midir? Süfli kurallar neden Kuran-i kurallara tercih edilir?

 

Hakan der ki;yasalara uy, vergileri zamanında ver, dostumla dost, düşmanımla düşman ol”

 

Halk der ki; “yasalara uyarım ama adil yasaler olmalı, vergileri zamanında veririm ama gümşün ayarını bozmamalısın, dostunu dost, düşmanını düşman bilirim ama sen de bizim için güveni sağla” Kutadgu Bilig, Temel sorumlulukları belirlerken temel sorumlulukta bir ihmal olmadığı halde gıvır zıvır şeyler bahane edilip çalışan neden üzülüyor. Kişisel benlik bir tavra mı dönüşüyor.= zulüm sayılabilir mi? Yönetmek halka hizmetten halka efendiliğe mi dönüştü?

 

Hz. Ali : “yedi yaşına kadar çocuğunuzla oynayın, 7-15 yaşları arasında onunla arkadaş olun, 15 yaşından sonra onunla istişare edin, ona danışın” idare çalışanına danışmamakla yönetme görevini bırakıp egemenlik mi kurmak istiyor?

 

Vicdan baskıcı değil, rahat ortamlarda gelişir” yanlış ve süfli kararlar çalışanlar üzerinde baskıya, baskı da kişisel iç hukuku zedeliyor mu?

 

Toplumda bir şeyler nasib olan insanlar daima ulvi değerlerle yaşar ve öyle de idare edilmek isterler. İdarenin süfli kararlarının onların ulvi kararlarını bozduğu görülmemiştir. Ve onlar kendilerine yapılan süfli kararlara sadece sabrederler ve fakat bu süfli kararlar yanında ve başkasına yapıldığında en çok bağıranlar onlardır. 

 

12 saat çalışan ve sürekli hem devlet için hem devletin görevi olarak halk için çalışan ve üreten adamın yazıcı ve internetini hiç bir şey üretme ve araştırma diye mi kesersin, yoksa dedikodu merkezli süfli amaçlar gözünüzde ulvi değerlere mi dönüştü?

 

Bütün bunlar çalışan üzerinde bir travma yapabilecek olumsuzluklardır. Gereğinin öğüt kabul edilmesini dileriz.                                                                                             

“Akıl başta / Utanma yüzde / Bilgi gözde bulunur / Öfke gelince akıl gider / Tamah gelince utanma gider / Haset gelince bilgi gider”  Hacı Bektaş-ı Veli                                                              

 

“Yöneticiler daima öğüde ihtiyaç duyarlar” Nizamü-l Mülk – Siyasetname

 

“Yöneticiler, yönetilenlerden daha çok öğüde ihtiyaç duyarlar” ahi kul ahmed

                                                                                                                ahi kul ahmed

 

5 Ocak 2012
Okunma
bosluk

bahriyelilere güzelleme

Rahman’ın Bahriyeli Kullarına ahi kul ahmedin güzellemesi

*

Vatan millet selamı
Derde hasret kelamı
Verdi nusret hasarı
Güzelim bahriyeli

*

Vatan bekler kul bekler
Canı benden gül geçer
Her dalaşan gel geçer
Abdullah bahriyeli

*

Böyle ülke yok elde
Kara görmez üç ayda
Görev aşkı ilk sevda
Cihanım bahriyeli

*

Seyir senin yaranın
Haber gelir kaçanın
Bozar kaçkın düzenin
Hayrettin bahriyeli

*

Yar ile yaran ile
Gün aşar asan ile
Er olan Gökhan ile
Selin’i bahriyeli

*

Ömür geçer gün uzar
Çeteneyle gün sayar
Vakit gelir el sallar
İsman’ım bahriyeli

*

Her gün mercimek yârim
Fasulye çıktı kârım
Oltamda lüfer aşkım
Osman’ım bahriyeli

*

Ana avrat yol gözler
Görev uzar yar bekler
Selam size gül erler
Mehmed’im bahriyeli

*

Bazen kontak atarsa
Görev ihmal olursa
Öğüt azar başına
Caner’im bahriyeli

*

Halkım sen rahat uyu
Bizler bu suyun kurdu
Cümle düşmanın hasmı
Tarık’ım bahriyeli

*

Bahriyeli insandır
Namaz kılar has kuldur
Oruçla çeri öldür
Mustafa’m bahriyeli

*

Selam dur bahriyeli
Bak bayrağı nazarlı
Kaç küffara mezarlı
Âlim’de bahriyeli

*

Baki ile Erkan’dır
Hepimiz gül yarandır
Dost bizde kül atandır
Kusurum bahriyeli

*

Seni duysun merhamet
Salma kalpten sadakat
Herkes bulsun adalet
Ahlakım bahriyeli

*

Kul ahmed yazgısına
Bitmez bu aşk ölümüne
Ensar varmış huzuruna
Ahiyim bahriyeli

*

Temmuz 2011 de Bodrum-Yalıkavak Marina İskelesinde, Sahil Güvenlik’teki 12 er ve erbaşa yazıldı. isimler gerçektir.

*
ahi kul ahmede nasib

23 Kasım 2011
Okunma
bosluk

AHİLİĞİ ANLAYABİLMEK İÇİN GEREKLİ YÖNTEM

Aşağıda bir Ahilik konuşmasına giriş prototipini bulacaksınız.

Burada size bilgi vermeye çalışmayacağım, Ahiliği sevdirmeye çalışacağım. Bunun için de önce beni sevmeniz gerek. Bu iki türlü olur. Önce benim yüzüme ve elbiseme bakmalıydınız imkan olsaydı. Sonra konuştukça önce konuşmamdaki sevecenliğe, sıcaklığa, tavra bakmalıydınız. Daha sonra anlatım metodu ve kullandığım malzemelere ve en sonunda da ne anlattığıma bakabilirsiniz. Bu anlatımın da düzenli olması gerekir ki gereken etkiyi göstersin ve sistematik olması ise onu kolay anlaşılabilir kılacaktır. Konunun önemi ise en sona  gelmelidir. Anlatımın bir mesaj verebilir şeklinde anlatılması da ilgi için gereklidir. Bu eğer günümüz sorunlarıyla da içiçe anlatılırsa ayağı yere basar ve ilgiyi tekrar zorlar. Konunun dinleyenin ya da okuyanın ilgi alanıyla da  bağlantılı olması  gerekir. Bu noktada konuyu ya sevmelisiniz ya da merak etmelisiniz. İşte bu noktada konuşmacanın kişisel başarısı çok önemlidir. Sonuçta ya sevmiş ya da ilgisiz olarak, ya da tarihte bir şeyler olarak yargılayarak ayrılacaksınız. İşte bu aşamada eğer ilgisiz kalmaz da severseniz sizden bu öğrendiklerinizden çıkarsamalar yaparak tavır, bakışlarınızda ve hareketlerinizde bir değişiklik yapmanızı beklemek konuşmacının bir hakkı olacaktır. Nefsini biraz terbiye etmiş bir konuşmacı alkış ya da teşekkür beklemez. İşte bunları bekler. Kişi zaten Allah rızası için konuşmuştur ve sizin hareket ve ahlakınızdaki her iyileşmeden aynı sevabı o da alır. İşte katlamalı kazanç budur. Bunu siz de başkalarıyla paylaşırsanız artık ve kar size de gelir ve toplam fayda geometrik bir dizi olarak artar. İşte Ahilik de, önce fertleri mükemmele götürerek ondan mükemmel toplum inşa etmeyi hedefler. Onu hangi yönden incelerseniz inceleyin bütün kapılar insana çıkar, ona hizmete çıkar. İşte ona İnsanlık Sanatı dememizin anlamı budur. Bu insanlık sanatından istifade edebilmemiz için hem aklınızı hem kalbinizi açmanız gerekir. Bunun için de dua etmelisiniz. Dua hem idraki açar, hem kalbi açar. Çünkü bunların yöneticisi Cenab-ı Allah’tır. O zaman o yöneticiye yönelmek gerekir. Dua, bir niyeti de beraberinde içerir. İşte dua, niyetin de halis olmasını otomatik olarak mecbur tutar. Niyetteki bu güzelleşme ise Cenab-ı Allah’ın kulunda aradığı en önemli şeydir. Çünkü niyetiniz neyse, alacağınız da o’dur. O halde asıl olan niyetleri doğru ve güzel yapmakla beraber, bunun dua ile, içiçe geçmesi ya da duaya dönüşerek Cenab-ı Allah’ı muhatap alarak olması, niyetin faydasının ilahi ikrama dönüşmesini sağladığı gibi, yapılan işin de iman ışığında doğru anlaşılmasına ve bundan bir çıkarsama yapılmasına yani öğüt(doğru öğüt) alınmasına yol açar ve artık daha sonra bunun harekete(güzel ahlaka) dönüşmesi beklenebilir. Bu, artık adım adım bir kemale yol alıştır. Bütün bunların gerçekleşmesi için kalbinizin tevazulu, eşitlikçi, hatta aşağıda tutucu ve boş olması gerekir. Yalnız bu boşluğu doldururken seçici olmaktan geri durmamalısınız. Öncelikle genel bir konu itibariyle seçici olmalısınız. Buradaki temel kriter, fayda esasıdır. İşe yarayacağını düşünmediğiniz bir konuya iltifat etmemelisiniz. Diyelim konuyu uygun buldunuz, arkasından konuşmacıyı ya da kitap yazarını fazla yüceltmemelisiniz. Çünkü onu yüce görürseniz aşırı itimat ve güven doğurur ve kişiyi sorgulamacı bir yaklaşımdan uzaklaştırır ve dogmatik kabullere yol aldırır. Bu ise, ilmin gelişmesini ve muhalif fikirlerin ortaya çıkarak ileri sürülen iddiaların sıhhate kavuşmasını engeller. Buradaki temel prensip Aristo mantığı ya da septik şüpheciliğe dayalı, temelde bir anlamaya yönelik iyi niyetli bir sorgulama olmayıp, yıpratmaya ya da kendi doğrularını kabul ettirmeye yönelik bir sorgulama olduğu için bundan uzak durulmalıdır. İslam’ın fıtri aklı ise fiilen deneme imkanının olmadığı, fakat sonuçlarının görülmesi nedeniyle aklın kabul edebileceği şeyleri inkar etmeyen akıldır. İşte İslam’ın bu fıtri aklını rehber edinebilirsiniz söylenen şeyleri artık sorgulamanız ve İslam’a ya da adalete uygun ve makul sayılan şeyleri kabul etmemiz ve hatta bunu içselleştirmeniz kolaylaşır. Bu zaten doğru olanların sizin doğrularınız haline gelmesini de sağlar ve verim artar. Sağlam fikirleri alan bir elek kullanmışsınızdır. Tabii olarak kabul etmedikleriniz de olacaktır elbette. Bu noktada ihtiyaç duyacağınız şey açıklıktır. Yani açık olup, takıldığınız ya da itiraz edip kabullenmediğiniz şeyleri tartışmaya açmalısınız. Doğal olarak bu da medeni cesaret gerektirir. Bu tartışma yapılmazsa ya yanlış bir yargıya gitmeyle sonuçlanır ya da fikirlerin ucu açık kalır kişiyi sürekli acabalar içinde bırakır ve rahatsız eder. İşte açıklık ve net olmak ve bunun zemini olan medeni cesaret ya da kendini ifade edebilme yeteneği; arkadaşlık, evlilik ve iş hayatındaki  ilişkilerde de son derece önemlidir ve her türlü yanlış anlamayı giderir.                                                           Sonuç olarak buradaki can alıcı anahtar kelimeler; dua, niyet, İslam’ın fıtri aklıyla sorgulama, konuşanı ya da kitabı (yazarını) kendiyle eşit görme, kendine güven (bende böyle bir şeyler yazabilirim diyebilme ya da bir fikir serdedebilme gücü), açık ve net olmak, medeni cesaret sahibi olarak kendini ifade edebilme gücü üzerinde dikkatle durulması gereken önemli kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlatılanların tersi ise, önce kişiyi Allah’ın yardımından uzaklaştıracak, niyette bir sapma ve menfaate bir kayışa yol açacaktır. Bu durum ise; Allah’ın “bana yönelmedin ki benden ne istiyorsun?” sorusuna muhatap olmaya yol açacak ve ilahi ikramdan kişiyi tekrar uzaklaştıracaktır. İslam’ın fıtri aklını terk ederek, Aristo mantığına ya da septik düşünceye (kötü niyetli) yöneldiği için dar alanda sınırlı deneyebildiği şeyleri belki kabul ederken diğer taraftan deneyemediği fakat sonuçları ortada olan bir çok şeyi inkara yöneltir ve bu, onu inancından bile edebilir. Hatta bilimsel bir çok gerçeği de kabulden uzaklaştırır dar bir alana sokar.

Bu anlatılanların yanı sıra, konuşanı ya da yazanı eşit değil de, üstün görme anlayışıyla konuya yaklaşmak ise, kişiyi otomatik bir kabule götürür ve sorgulamadan uzaklaştırır. Bu durumda eğer konuşan ya da yazan kişi iyi ise kişi de iyi olur, konuşan ya da yazan bu sefer kötü ise kişide kötü olur. Yeni oluşacak fikirlerde %50 risk oluşur. Bu tür durumda olan ve kendini aşırı aciz gören, fikirsiz kişilerin kitap seçmeleri için güvenilir birinden tavsiye almaları uygun olur. İyi adamın, iyi kitabı tavsiye edeceği normal olarak umulur. Eşit görememe zaten kendine olan güvensizliğin de bir sonucudur. Bu yüzden insan her şeyi bilemeyebilir fakat sağlam iman ve adalet ve İslam’ın fıtri aklı gibi temel anahtarları edinirse, bilmediği bir alanda bile ferasetiyle bir sorgulama yapabilir ve aklı ve kalbi ile anlatılan ya da okunan fikirleri elemeye tabi tutabilir. Argo tabirle artık kolay kolay yutmaz. Örnek vermek gerekirse; Karl Marks’ın meşhur komünizm sloganı “Herkes kabiliyetine göre, herkes ihtiyacına göre”prensibidir. Ne kadar adil ve cazip görünüyor değil mi? Fakat bunun için her şeyi ortaya koyarsan, hepimizi bir ideal ülkü ile harekete geçirmen lazım ki böyle bir şey elinde yok. Sonra bir şey konusunda fedakar olabilmem için o şeye benim diyebilmem lazım. Sevmem için de bana ait olması lazım değil mi? Ülkü dersen, doğru ya da yanlış bir tarih yorumu getiriyor ki, bu da, sonuçta benim Allah inancımı kaldırıyor. Ben korktuğumda bile bir üstün güce inanmak isterim. Çok aklım olmasa bile, üretim ilişkileri üst yapıyı belirledi mi, belirlemedi mi, bunu bilmesem bile, benim inanma ihtiyacımı sağlamıyorsan bunda bir hata vardır diye düşünürüm. İşte böylece beni çalıştıramıyorsan, ortada bir pasta yok ki paylaşmaya kalkıyorsun demezler mi adama. İşte çok akıllı olmadan basit ve temel süzgeçlerle de insan bazı doğruları bulabilir, yanlışları olayların sonuçlarına bakarak anlayabilir.

ahi evranı velinin kabri

Ya kapitalizme ne dersiniz? ”Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” değil mi Adam Smith’in sloganı. Ona göre bir “gizli el” her şeyi düzeltecektir. İnsan da ona göre “home ekonomicus” yani ekonomik insandır ve çıkarlar sonuçta toplumsal faydaya dönüşür ve oluşan refah ve büyüme herkese yansır. Basit düşünceli fakat aklı selim sahibi bir insan şöyle düşünebilir pekala. Aslında Adam Smith de ekonomide üretim aracına sahip olanların emek gücüne göre, 60 kiloya göre 90 kiloluk bir pehlivan olduğunu görmemiş midir? Kural koymazsanız ya da eşitliği sağlayacak tedbirler almazsanız fakirin, işçinin ezileceği açık değil midir? Ayrıca insanlarda hoşgörü, adalet, yardımlaşma sağlamazsanız menfaatler çatışmaz mı? Bu çatışma refeha mı yol açar yoksa güçlünün güçsüzü ezdiği kaos ve zulme yol açmaz mı? Öldürücü rekabetler belki verimsizi temizler fakat zayıflarda arada ezilir ve ezen tek kalır ve bu sefer rekabeti unutup tekelciliğe başlar ve istediği fiatı uygular ve zulüm başlamaz mı? Yani menfaatlerin çatışmasından büyüklerin menfaatleri çıkmıştır. Bu noktada hem kurallar yanlış konmuş ya da kuralsızlığa terk edilmiş ve bir fırsat eşitliği başlangıçta sağlansa bile sürekli eşitsizlikler meydana geleceği için sürekli düzeltme yapmanız gerekecektir. İşte burada, ahlakı da yaptırımlı hale getirmelisiniz ki yardımlaşmayı ferdi, hatta kuramsal hale getirip mecbur tutmalısınız. İşte ahlakın kurala bağlanmış hali İslam’da Zekattır. Ferdi olarak da bir çeşit yardımlaşmadır o. Ya da güzek ahlaktır o. Zekat da sonuçta bir güzel ahlaktır ve karşılıksız bir fedakarlığı temel alır. Bazı insanlar belki korku ile bunu verir, fakat ihlaslı iman sahipleri ise Allah’ı severler ve onun için de yaratılanı sevince, vermesi kolay olur ve severek verirler.

Sonuç olarak kuralları önce doğru koymak yanında, kişinin güzel ahlaklı olmasını da sağlamak da gerekir. Sonuç olarak hiçbir sistem ahlak olmadan başarıya ulaşamaz. Nitekim ünlü bir düşünür de aynı şeyi söylüyor. Ahlak olmadan hiçbir sistem başarılı olamaz, mutluluk getiremez. Çünkü ekonomik bir sistemde başarılı olsanız bile, örneğin herkese belli gelir düzeyini garanti etseniz bile bununla insanların mutlu olacağını düşünmeniz bile maddeci, kapitalist bir görüştür ve böyle bir mutluluk olup olmadığını anlamak için insanlara sormanız gerekecektir. Gelişmiş ülkelerde binlerce maddi durumu iyi olan kişiler üzerinde yapılan bir araştırmada çok tüketerek mutlu olanların oranını, toplam deneklerin %30 unu oluşturduğu görülmüştür. Belki en alt gelir grubundaki bulunan insanların da gelir azlığından mutsuz olduğu varsayılabilir belki. Nitekim Hz. Peygamber efendimiz “isyan ettirecek fakirlikten ve şımarttıracak zenginlikten Allah’a sığınırım” demiştir.

 Daha çok tüket mutlu olursun fikri kapitalizmin şeytanca bir tuzağıdır ve sonuçların hiçte öyle olmadığı yukarıda gösterilmiştir. İşte bu noktada gelir farklılıklarını düzeltmek için güzel ahlaklı yardımlaşmanın devreye girmesi, zenginde hırsı, fakirde kin, garaz ve hasedi yok edecek ve önce vermekten dolayı ilahi rıza, kişi de mutluluğa dönüşecektir. “Vererek mutlu ol” işte İslam’ın güzel ahlak şiarıdır ve İslam güzel ahlakın sahibidir, temelidir. Yani güzel ahlakın temeli dindir. Onun ikram ve kul hakkı çerçevesi ona bir anlam katar. Burada şöyle bir soru sorabilirsiniz. Dini olmayan biri de ahlaklı olamaz mı? Şüphesiz ahlaklı olmak, zamanla gelişen toplumsal bir kültür olarak da anlaşılabilir.(Bize göre her kültürün ahlak anlayışı yine dinlerden kaynaklanır) Fakat dinin güzel ahlakı dayandırdığı, gerek bu dünyada ve gerekse ahiretteki ilahi ikramlar ve kötü ahlak oluşursa ilahi ceza ve bağışlanmayan kişisel hak (kul hakkı) ve bunun ödeşme zorunluluğu gibi müeyyideleri vardır. Fakat dinin özünü kavrayabilen ve Allah’a ve dolayısıyla onun kullarına muhabbet duyan ihlaslı insanlar bu sevgi dolayısıyla üstün bir merhamete ulaşırlar ve dervişvari dediğimiz, malın yarısını vermek gibi davranışlar sergileyerek diğer insanlar üzerinde de etkili olurlar. Yani din,  güzel ahlakı; ikram, korku  ve sevgi olarak gerçekleştirir ve sağlam temellere oturtur. Burada, ahlak dini olmalıdır dediğimiz gibi, dine yönelenlerin de tevhidden sonra güzel ahlakı öne çıkarmaları gerekir. İbadet, kişisel bir borç iken, güzel ahlak toplumsal bir davranış olarak ortaya çıkar ve herkesi iyiyse iyi, kötüyse kötü etkileme gücü vardır. Sadece bir ilave yapmak gerekirse; ibadetin, güzel ahlaka götüren duyguları, canlı tutmaya onu beslemeğe teşvik edebileceği söylenebilir.

Son bir tartışmamız gereken konu, iyilikle adalet arasındaki sıralamanın nasıl olacağıdır. Fukuyama adlı ahlak yazarı “Etik” adlı eserinde önce iyilik sonra adalet diye bir sıralama yapmaktadır. Ona burada şunu sormak gerekir. Bir işveren işçinin parasını vermezse ya da borçlu borcunu ödemezse nasıl güler yüzlü olunacak ki, ya da hak ödenmezse iyiliğin ne anlamı kalır? Kuran-ı Kerim’de de adalet iyilikten önce sayılır. Fukuyama Kuran’ı okusaydı bu önceliği görebilirdi belki. İşte bu, adalet önceliği, insan davranışlarını da olumlu etkiler ve kişiyi iyi davranış ya da verim bekliyorsa önce onu işçi ücretini veya borcunu ödemek gibi olumlu bir davranışa iter. Böylece barışın temeline adalet oturmuş olur. İşte makuller adalet çizgisinde oluşur.

Yukarıdan beri işlemeye çalıştığımız konu, hiçbir sistemin güzel ahlak ile tamamlanmadığı taktirde başarıya ulaşamayacağı gerçeğidir. Başlangıçta doğru konulması gereken kurallar ise temelde, adaletin işlevini üstlenirler. İşte Ahilik temel olarak önce kuralları doğru koymayı hedefler. Bu, adaletin kurallaşması olarak da algılanabilir şüphesiz. Örneğin faiz yasağı önemli bir yasaktır ve riski kullanandan daha güçlü gördüğü sermaye sahibine yüklerken aslında bu yasağın temel işlevi piyasaya mal-para dengesini bozacak bir likit fazlasının çıkmasını engellenmesidir. Bu sayede fakirden zengin kesime bir değer aktarımı anlamına gelen enflasyon hastalığı da oluşmayacaktır. Son yıllarda Amerika ve Batı’da petrol ve benzeri emtia fiyatlarındaki aşırı artışların temelinde; aşırı emisyonlar %0.25 – 1 faiz oranlı krediler, Hedge fonları, Batı’nın emeklilik fonlarının paraları, bütçe açıkları ve vadeli işleme izin vererek olmayan parayla, olmayan malın satıldığı vadeli işlem piyasalarında oluşan likit fazlası ve onların kontrol dışına çıkmalarıdır. Bunun gibi kar ve maliyet oluşumunda fiyat dengesi için Ahilikte birkaç sınıf da olsa, mutlaka kaliteli mala özen gösterilmesi ve maliyetlere bir makul sanatkar karı ilavesi, güzel ahlakın  davranışlarda yaptığı değişiklik olabilecek bir kanaat ilavesi ile fahiş fiyattan uzak durulmasıydı. Rekabet Ahilikte de var, fakat karşı karşıya bir rekabet değil, kendi kendine bir rekabettir ve kimseyi yıkmayı hedef almaz. Öyle ki, fiyatların düşmesi de engelleniyor ve zayıf esnaf korunuyordu.

Sevgili okurlar Ahilik gerçek bir insanlık sanatıdır ve bugünkü küreselleşen dünyada şeytani kapitalizmin çarklarından bizi koruyacak olan yine kendi öz değerlerimizin en önemlisi olan AHİLİKTİR.

Merak etmeyenlerin ve onu gericilik olarak gören aptalların çok tüketerek malüm kulluklarına devam etmeleri beklenen şeydir. Ancak ben müslümanım ya da ben bir Ahiyim diyebilen birinin derhal israfı terk edip, tasarrufa yönelerek bunun da bir kısmını fakir kardeşleriyle paylaşması umulmalıdır. Bir şeyi eskimeden yenilemek isteyene, ya da sayısını üçe beşe ona çıkarana, ya da moda takip edene bir Ahi aspirini veriyorum. Bu aspirin bir kalp aspirinidir. İşte onlar Ahiliğin güzel ahlak prensipleridir.

Sağlıcakla kalın.

2 Kasım 2011
Okunma
bosluk

AHİLİK (AKHISM)

AHİLİK (AKHISM) targets HUMAN, very different from Protestan ethics of the Germans (saying “the person who produces quality goods will be a good slave to Allah”) and the principle of the Japanese (“working to death”) and it tries to create a SERVİCE CLIMATE, with all the people that will be pleased along the lines of a justice, based on Islamic ethics.

They worked saying “Allah”. All the Ahi (Akhi) organizations should be united in a single parent organization. Ethics can not be the virtue of only the shopkeepers and the poor. Large businesses and the wealthy must also go into the scope of the Akhism. Chambers of business are following the method of closing bad cases rather than the method of cutting them off. This is very inconvenient. People in each neighborhood should form a foundation to feed their poorest people there. The state should provide financial support according to the number of active members, the amount of work done and the scientific products produced.

Small organizations should be protected, large enterprises should be encouraged to give jobs to small-and-midium-size enterprises rather than combined production, the merchants should be encouraged to run rayons in supermarkets. All the moral principles sould be reformatted to be used effectively. The names of bridges, roads and apartment buildings should be the names evoking the good moral. In schools, the Akhi Branch should be established and selection of Akhi students should be plentiful.

Mevlana (Iran, seyru sülüki enfüsi) Sect Practice makes people go away from work, drives them into fallacies and can create psychological problems, listening to themselves. Ahi Evran Application (Turkmen, seyru sülüki afaki) aims to go to the writer from the written looking at the appearant structure of the universe, it is extroverted and it is based on the work purposes.

This method is most effective formula for the development of this country. The name of a city sould be “Akhi” so that everyone should pronunce the name very often.

This city should be Kırşehir and we offer that the name of the city should be AHİ KIRŞEHİR. An Akhi foundation to be established can make a standard practice such as Halal Food practice in the market. This should consist of the combination of several elements, from the quality to the price and from the price to the worker’s wage.

Zoning conditions of cities shall not exceed 25% of the construction areas. Single-storey straight home building should be encouraged. The Akhi lived straight houses with gardens. Block structures should be avoided. The size of a parcel shall not be less than 1000 meters. The distance of houses sould be away from each other and the windows of the houses should not see each other as much as possible.

The closeness of the distance between homes is the most dangerous bulding structure, breaking down the privacy. The sound of the sewage pipe above is breaking the shame of a person hearing this. The religion is based on the sense of shame. The Hadith says “Expect everything once the shame is broken”. To us, Akhism is an economic system. It is an alternative to second-class citizens, and slavery in history, it is also an alternative today to communism (insisting on production-sharing but ignoring production) and capitalism (idolizing production and investment but neglecting sharing). It is a development model.

Corporations and limited liability companies are not suitable for the Islam and the Akhism because they have limited liability. However, if the partners write “we are unlimited responsible” in their contracts or invoices, it will be a confidence-building application. When the Akhism becomes a brand, the Akhi medallion can be given to all the partners who have a share of at least 10%. There is an advertising ban in the Akhism. Advertising should be banned because it drives people to buy merchandise and its excessive repetition makes conditioning.

AHİ brand should be given to IHH and similar institutions. AKHI BUSINESS must be a brand. In the Akhism, an apprentice’ error is known by his master. This means that the master is graded. If you apply this to the education, you will understand that the teacher should be graded by his students. The teaching method (teaching by examples) in the Akhism, the method what Americans call “case study”, should also be used in education (like explaining the Quran with examples).

ahi kul ahmed

10 Eylül 2011
Okunma
bosluk

Güvensizlik Dostluğun Faresidir

Bizde yazılar denetime tabi tutulunca Veysel arkadaşıma “makaleyi senin adına gönderebilir miyim” deyince “bi gönder bakayım” demesi üzerine yara alan dosta bir kaç söz ile gül atıp yaraladık.
*
ilacı bulsam ruhuma çalacam.
bedenim ziyan.
ziyaı bulsam dostuma tutacam.
sözlerim nihan
*
Güvensizlik aldı demi
Al duvara çaldı beni
Döktün küpüm şerabını
El yazıma sordu hemi
*
Yazı yazdım ha şöylece
Adalet üzre öylece
Veysel adına olsa da
El sazıma verdi hemi
*
Şüpheyle dostluk nas’lolur
“Sal gitsin” desen ne olur
İki akıldan bir dost çıkmaz
Yel sözümü serdi hemi
*
Şairlik zulümden doğar
Zulüm ki aşkı alıkoyar
Nazeder de varır çatar
Hak sözümü duydu hemi
*
Adı Veysel kendi Veysel
Sözüm yedi andı misal
Irmak desem kumlar visal
Ak sözümü netti hemi
*
Eyisin hoşsun damande
Buğday sekisin damende
Çift seklemin değirmende
Un tozunu silkti hemi
*
Silkme dedim silktin beni
Sonra döndün verdin yeri
Eyi kötü bir mi deki
El sözümü yuttu hemi
*
Gayri diyem baha kaça
Yazıp düzdüm ölçe biçe
Veysel adı cümle kula
Yar sözümü andı hemi
*
Dostu dosta çalma hemi
Dosttan dosta varsa demi
Kullar bilmez ölse beni
Var sözümü yazdı hemi
*
Veysel dostum oynar hah bar
Gönlü geniş dersi ezber
Söyler türkü, aşık sazlar
Ser sözümü bilmez hemi
*
Çaldım sözümü efkara
Tok dinledi var ne çare
Ben aşığam gülizare
Gül bendimi yıkmaz hemi
*
Veysel dosttur lafın bilmez
Söyler doğru mihnet etmez
Milliyetçi ümmet kesmez
“Kul” sözünü takmaz hemi
*
Hoş bir sazdır çalar ahmed
Tezenemde türkü hasret
Veysel söyler aşık emret
Bar sözünü aymaz hemi
*
Vakıf kursam kurma demez
Yerim yoktur öte yazmaz
Hayır için şarab içmez
“kul” sözümü zemzem hemi
*
Ahi kuldur ahmed paşa
Yazdın çizdin ücret kaça
Dostum deyip hatrı üçe
Ver sözümü tutmaz hemi

ahi kul ahmed

20 Mayıs 2011
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç