Var adını diyemedim (Semai)

Gözlerin sevdiğim güzel

Ölümden haberin var mı

Seni benden ayırmışlar

Zulümden haberin var mı

 

Kaşların gerili yaydır

Kirpiğin temrenle oktur

Vur sineme beni öldür

Kulundan haberin var mı

 

Gelem dedim gelemedim

Saram dedim saramadım

Var adını diyemedim

Aşıktan haberin var mı

 

Ela gözler süzülür mü

Yiğit kolu sarılır mı

Üç gün geçmez ayrılır mı

Firkatten haberin var mı

 

Gönlümü de gül eyledim

Bahasını kul eyledim

Cananıma yol eyledim

Sevmekten haberin var mı

 

Sana yandım sana yandım

Sen uğruna çam’ra yattım

Gelmez gitmez ele döndüm

Nizadan haberin var mı

 

Ahi ahmed keder bilmez

Ömürünü heder etmez

Harcanmışı sual etmez

Gönülden haberin var mı

 

 

ahi kul ahmed nasibidir

30 Mayıs 2016
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 18

Bismillahirrahmanirrahim

selamün aleyküm

 GÖRÜCÜ MÜ SEVEREK Mİ?

Gençlerin uzun süre arkadaşlık yaparak birbirimizi tanıyoruz demeleri her zaman olumlu netice vermez. Karşı karşıya gelen insanların öncelikle iyi tarafları öne çıkar. Üç defa bir kişi yanında olmak üzere konuşmaların da öne çıkan iyi yönler beklentinin %70-80’ini karşılaması durumunda “evet” denip yetinilmelidir. Daha sonraki tanımalarda kötü yönlerin öne çıkma olasılığı yüksektir. Kötü yönü olmayan insan olmaz. İnsan iyi yönü olağan görüp kötü yönü abartmaya meyillidir. Kötü yönler yükselince kavga olur ve ayrılık mukadder olur. Şayet evlilik içinde çıkacak kötü yönler “muhtaçlık” nedeniyle yumuşar. Allah’ın eşler arasında sevgi var etmesi de kötü yönleri izole eden bir etkendir.

 

Ailede sevgi, saygı ve güven üçlü saç ayağıdır. Her biri bir diğerini bozar. Karşı karşıya bakıp anlaşmaya çalışan insanlar değil “Aynı yöne bakabilen insanların uyumlu bir evlilik yapabileceği umulur”

DİKLENMEDEN DİK DURMAK 

İslam’da dik durmak vardır. Diklenmek yoktur. Diklenmek demek kavgaya zaten hazır adamın tuzağına düşmek demektir. Bu tür tartışmalarda kişinin nefsi hastalıkları öne çıkar ve söyleneni anlamaz. Halbuki dik durmak sizin sahabe’nin yaptığı gibi dininizi bilerek isteyerek fedakarlık yaparak imanınızı inşa ederek uygun yaşamanızdır. Bu şahane yaşam Allah’ın verdiği nurla ışıldar. Böylece parlayanı herkes görür. Parlayandan çıkan göz ve ses ve beş duyu da aldığı nurla ulaştığı kişide sevme – sevilme – ikna etme etkisine dönüşür. Aranan da budur. Dik durmak kadar doğru ihlaslı ve zor bir yol yoktur. Allah’ın yolu da budur. Bu yolun en kemali Namazın kıyamında olur. Kişi Allah için kendini inşa etmiş ve Allah için kıyamda ayakta durmaktadır ve Allah’ı savunacak cündullah, hizbullah olmuştur. Zulme karşı durmak ve Tevhit üzere olmak ve ümmet birliği içinde bütün olmak da cihat da aynı anlama gelir. İtikattan sonra ahlakın hedef alınması da muamelat, ibadet gibi diğer unsurlar üzerinde olumlu etki eder. Şayet ahlak 5. Unsura düşerse dik durmanın diğer insanlara yansıyan güler yüzü zayi olur.

DANIŞMA 

Bir müslüman zorlandığı bazı konularda müslümanlardan danışma yapabilmelidir. Danışma yapılacak kişinin ilmiyle amil, toplumda imani yeri olan, haset ve kıskançlık ve kin gibi topluma yönelik ve ahlaki olumsuzlukları olmayan ve sorulacak konuda bilgili uzman olan Allah korkusu yüksek kişilerden olması gerektir. İstiare ve Rüya’ya gereğinden fazla güvenmek yanlış olur. İslam’ın bilinen kurallarına uyularak makul bir danışma yaptıktan sonra karar verilerek bu kararın hayra hizmet etmesi, hayırlı olması için dua edilmelidir.

 

İnsan, kimin hükmünü uyguladığı ile mana kazanır. Kim, kimin hükmünü uygulayacaksa onu sevmesi gerekir. Kişi sevdiği ile beraberdir hadisi bütün ilişkiler yönünden geçerlidir. Bu yüzden kişi neyi sevdiğine dikkat etmelidir. İnsanın bazı hallerde gafletle yanlış bir şeyi sevdiği de olabilir. Temel olan şey sevme unsurlarının tamamının İSLAM’a uygun olmasıdır. En ufak bir kir, beyaz sahifeyi kirletir ve tamamı küfürden sayılır. Bir bardağa bir sivrisinek düşünce de aynısı olur.

ZENGİNLİĞİN GÖTÜRÜSÜ 

Zenginlik başlı başına bir doyum değildir. İslam’ın kazancı belli şekillerde dağıttırmasının nedeni onu alamayacağı zenginlik tatmininden uzaklaştırıp dağıtmaya tatmin vermektir. Bu tatmin hem kişinin hem toplumun çıkarları açısından önemlidir.

 

Zenginliği amaç edinen insanını zenginleşmesi zulmederek hırs boyutunda gerçekleşir. Zenginlik gerçekleşince kişi “Ben bunu ne yapacağım” demeye başlar. Bu taminsizliğe daha çok, parayı amaç edinen Yahudiler düşer. Bu sefer Yahudiler Kıbrıs’a, Türkiye’ye veya Amerika’ya kumar oynayarak belki bir tatminle elden çıkarırlar. Temel olan şey tatminsizliğe isyandır. Ahiler 13 dirhem gümüşten fazla para biriktirmezlerdi. Biriktiren hoş karşılanmazdı. Bu tutar 50.000 TL’ye denktir.

ALIŞ VERİŞ STANDARDI 

İnsanlarda pahalı alışveriş yaparak toplumsal standardını yükseltme hevesi gittikçe artıyor. Bir hak yolcusu ihtiyacı dışında bir şeyi almaması gerekir. Çocuk bile pahalı bir telefon ile toplumsal standardını yükseltmek istiyor. Sabır ve tevazu olmadan bunların düzeltilmesi mümkün değil.

DİKKATTEKİ AZALMA 

İnsanların dikkati toplumlar geliştikçe ve sıkıştıkça gittikçe azaldı. Az nüfuslu ortamlarda insan dikkati 30 saniyeye kadar varıyordu. Yani bir kamera kendi açısından yakaladığı bir olayı veya bakış yönünü 30 saniyeye kadar çekip insanlarla bu süreye denk olacak şekilde izleyebiliyor idi. Fakat zaman içerisinde bu dikkat toplama süresi 7 saniyeye kadar düştü. Bunun anlamı bir açıdan bakan kamera 7 saniyeden fazla o açıdan resim vermemesi gerekiyordu. Bütün bunlar toplumların dikkat seviyelerinin düşmesine yol açtığını gösteriyor. Bunun bir diğer anlamı insanda gittikçe oluşan ferdiyetçilik, bencillik ve maddi tatminden , tatmin duyamama  ve sıkılarak daima bir yenisine geçme iştiyakı artıyor denilebilir.

BAŞARI MI ERDEM Mİ? 

İnsanlar zaman içerisinde erdemler yerine başarıyla her şeyi ölçmek ister hale geldiler. Örneğin; dershanelerdeki ölçme bütünüyle başarıya endekslidir. Üniversite sınavı da aynıdır. Halbuki erdem daha uzun vadeli ve toplum karakterine ve kişinin kendisine olumlu etkiler yapan bir fazilettir. Aileler bile oğlum kazansında nereyi kazanırsa kazansın demekten öte erdemle ilgili hiç bir şey söylememektedir. Bu yüzden başarıya kilitlenme duygusu gittikçe yaygınlık kazanmaktadır. Başbakan bile 2023 hedeflerini söylerken hep maddi başarıları söylemekte fakat erdemle ilgili herhangi bir hedef göstermemektedir. Bunlar yanlıştır. Hak yolcusu kendi yolunu çizerken daima başarı ile erdemi birlikte değerlendirmek zorundadır.

DİN MERHAMETTİR 

Din merhamettir hadisi çok önemli bir hadistir. Kendini aşamayan insan başkalarına merhamet edemez. Bu yüzden merhamet ederken tek başına merhamet etmediğini hak yolcusunun bilmesi gerekir. Merhametin kaynağı Allah’tır. Kişiye kendi merhametinden bir cûz vermiştir. Bu yüzden merhamet eden kişilerin Allah’ı hatırlayarak zaman zaman da estağfurullah demesi uygun olur. Merhamet sevmekle bağlantılı bir fiildir. İnsan sevmeden hiç kimseye merhamet etmez. Bu yüzden öncelikle  sevme işlemini bütün mahlukata kadar kaydırmak gerekir. Sevgisi genişleyen insanın merhameti de genişler.

HOŞGÖRÜ 

Hoşgörü, İslam’ın temel ahlak kriterlerinden biridir. Hoş görülmesi gereken şeyler insanların kusurlarıdır. Kasti yapılan ve önemli haramları işleyen insanların durumu biraz farklıdır ve uyarıyı gerektirir. İnsan olmanın verdiği kusurlar daima bir hoşgörüyle karşılanmalıdır. Hoşgörü yayıldıkça kötülük yayılmaz. Hoşgörünün temeli Allah’ın yaratmasından dolayıdır. Hak yolcusu insanların kusurunu yüzüne vurmak yerine onları affedip doğruyu kendisi işleyerek ona göstermelidir. Yunus Emre “yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü” diye buyurmaktadır.

 

2 Haziran 2014
Okunma
bosluk

Demedim mi? ( Varsağı )

Bre güzel bre güzel

Yaşın geçer demedim mi

Sürme çekilmiş gözlerin

Yiğit yıkar demedim mi

 

Lale sümbül gülün kastı

Şenlenirmiş gönül kasrı

Bülbül olup ahu zarı

Cana yeter demedim mi

 

Boylu poslu fidan gibi

Uzar gider selvi gibi

Bir gün gelir yaşın gibi

Hazan olur demedim mi

 

Yörü behey kaşı kalem

Nazın çeker kamu alem

Beni sende yare kılam

Canan olur demedim mi

 

Hele bak şu canı teze

Gelin olmuş onbeş güne

Bensiz niden varıp ele

Ziyan olur demedim mi

 

Yanıp yanıp da yakıldım

Şu güzele pek alındım

Onbeş diye çok düşündüm

Günah olur demedim mi

 

Dertli yazdım canım çeker

Bu ahu zarı kim biler

Güzel sana düşsem eğer

Derman yoktur demedim mi

 

Bre ağam sürdür atın

Güzellerin aşkı çetin

Ulu orta gezme sakın

Güzel yıkar demedim mi

 

Bir gönüldür baştan yanar

Canan naza düştü dağlar

Aşık sazı yaşin  ağlar

Ağıt düzer demedim mi

 

Hey ağalar zorlu beyler

Ölmeden bir dem süreler

Yüzüne kara topraklar

Atan gider demedim mi

 

Hey Rabb’im amanın aman

Ne kadı bilir ne güman

Azraildir kastı candan

Uçar gider demedim mi

 

Vuslat gitti firkat döndü

Ciğer deşti cana yetti

Kimler geldi kimler geçti

Zulüm yanar demedim mi

 

Bahar baçı güller ola

Gül bahası aşka yete

Bu hal ile Muhammed’e

Gönül bağlar demedim mi

 

Yetti canım onmaz halim

Cefa çeker bitmez aşkım

Onca günah tövbekarım

Hakk’ın siler demedim mi

 

Ahi ahmed kulluk eder

Eder de can tenden gider

Ölüm de olmazsa eğer

Kıran girer demedim mi

 

kasr: saray

güman: şüphe

vuslat: kavuşma

firkat: ayrılık

baha: bedel

tövbekarım: tövbe eden kişi

 

aşık ahi kul ahmede nasib olmuştur

19 Nisan 2014
Okunma
bosluk

Düşülmez oldu (Koşma)

Derdi gamınla geçti yaz baharım

Yare bi goncadır derilmez oldu

Zulüm girdi araya söz döşerim

Yare bi türküdür çalınmaz oldu

 

Cefa çeker bülbül ağlar dalında

Gonca solar imiş kimler kaşında

Bu zalımın derdi eyler sadrımda

Yare bi sefadır sürülmez oldu

 

Yar bakar yüzüme melül melül

Bir od düştü gönlüme oldum zelil

Bir hayale yeldirdim onmaz rezil

Yare bi cefadır çekilmez oldu

 

Söylersen sen söyle sözün hasını

Nice kantar çekebilmez gamını

Nazlı yârim çeker oldu şerrimi

Yare bi nizadır edilmez oldu

 

O kara kaşları levh’de görmüşem

Cefadır ettiği hem de yanmışam

Kime kısmet eylemiş de solmuşam

Yâre bi kazadır dönülmez oldu

 

Kırıldı bellerim onmaz dallarım

Bir yar uğruna çevrilmez kollarım

Güzeller durağı pınar başlarım

Yâre bi fetadır yapılmaz oldu

 

Edep bir ihramdır giy ol Hüda’dan

El iki söyler ise sen bela’dan

Zora vardı haddi usul saladan

Yare bi sadadır verilmez oldu

 

Ben yârime düşkünem zulüm etme

Bir gonca güldür kemler söyletme

Bu canı feda ettim inkar etme

Yâre bi vefadır edilmez oldu

 

Ak göğsün üstünde ataşlar yanar

Al topuk üstüne tumanın çeker

On beşinde bir güzel anca yeter

Yâre bi hevadır edilmez oldu

 

Sılayı da deli gönül sılayı

Kılavuz eyledim telli turnayı

Ak kollara dizdim beşli burmayı

Yâre bi kınadır yakılmaz oldu

 

Lisanım güldendir güller derleyi

Ak gerdana dizdim allı goncayı

Mor yamaçlara düzülmüş yaylayı

Yâre bi meradır çıkılmaz oldu

 

Pınarlara üşüşür şol güzeller

Yiğitlerle söyleşir kim yetenler

Çöğermiş de eyleşir yar bilenler

Yâre bi canadır verilmez oldu

 

Yar elinden yar elinden alırım

Gönca gülü al ipekle sararım

Bir zalime düştüm öyle yanarım

Yâre bi hâzâdır bilinmez oldu

 

Aşığam aşık derdi dermanından

Sözüne kazık çaktı fermanından

Kimlere talkın verdi imanından

Yâre bi Hüda’dır varılmaz oldu

 

Ahidir ahmedim söyler sadrından

Cefadır çeker güzeller kahrından

Bir zalime düştü çıkmaz derinden

Yare bi sevdadır düşülmez oldu..

 

 

sadır:göğüs

feta: yüksek fedakarlık

niza:kavga etmek

kaza:kaderin gerçekleşmiş şekli

bela: levhi mahfuzda evet demek,

sala:duyurmak

sada:ses

mera: yaylanın yayılabilecek otlu kısmı

heva:geçici heves

çöğmek: oturmak, çömelmek

talkın: imamın mezara konulan cenazenin sorgusuna yardım etmesi

 

 

Ahi kul ahmede nasib olmuştur

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Nisan 2014
Okunma
bosluk

Yare (Koşma)

Bakmayın siz benim ağladığıma

Bir ataş düştü ciğer’mde yarem var

Döner döner yanarım da yarime

Bir ataş düştü ciğer’mde yarem var

 

Kızılırmak gibi çağlar akarım

Yel estikçe rayihalar kokarım

Üç gün güler isem beş gün ağlarım

Bir ataş düştü kalbimde yarem var

 

Allah kahretmesin böyle zalimi

Aleme rüsvay etti gör halimi

Kafir etmez ettiğin şu zulümü

Bir ataş düştü gönlümde yarem var

 

Yar göçünü denklemiş seher vakti

Gül takarmış başına göçer ahdi

Altun asbap yumuş zülfü taraklı

Bir ataş düştü sarımda yarem var

 

Bakar oldum yar göçünün ardından

Beyler komaz şu yaylanın gülünden

Giri versem ak gerdanın koynundan

Bir ataş düştü koynumda yarem var

 

Düşer oldum toz topraklı yollara

Karışaydım boz bulanık sellere

İsmi cismi bilinmedik illere

Bir ataş düştü bağrımda  yarem var

 

Ahdim kaldı şu gelinin yanında

Canım tüter bir gecenin harında

Güller açar çift memenin ucunda

Bir ataş düştü tenimde yarem var

 

Karanlık gecede çıkıp gelesin

Dereyim gülleri vakti yetesin

Kollarım üstüne yatıp kalasın

Bir ataş düştü canımda yarem var

 

Döne döne teneşirde yunayım

Kimse bilmez cahile post olayım

Kâfur içtim Rahman’a dost olayım

Bir ataş düştü  kullukta yarem var

 

Gurbet ile gidersem anmazlar

Güzel ile bağrı başlı komazlar

Memesinde çakır diken bilmezler

Bir ataş düştü gülümde yarem var

 

Salınırda benim yarim salınır

Hasret kaldım ciğerciyim bölünür

Akıbeti bu dert beni öldürür

Bir ataş düştü ömrümde yarem var

 

Kırata da yavrum yol mu dayanır?

İkrar vermez isen yiğit darlanır

Yarın kara toprak örter söylenir

Bir ataş düştü sorgumda yarem var

 

Karakaş altında sürme nazeyler

Güzel gül elinde ele sazeyler

Mene sen diyende cane yazeyler

Bir ataş düştü haremde yarem var

 

Ak kolları sala sala yürüsün

Al fistanı yare diye sürüsün

İnce bele yiğit kolu sarılsın

Bir ataş düştü böğrümde yarem var

 

Ahi kula ahmed yazar yareler

Vera kıla rahmet düşer çareler

Güzel sene düştüm bilmem niceler

Bir ataş düştü zühdümde yarem var

 

Kul ahmedin derdi bitmez şöylece

Kim ne bilsin feta örter boyluca

Kaç garibin ahı düşer fakrına

Bir ataş düştü sırrımda yarem var

 

 

aşık ahi kul ahmedin nasibidir

 

17 Haziran 2013
Okunma
bosluk

Yar ile yaran

Sana açtım ellerimi

Mahsun etme didarından

Bu ümmetin kullarını

Mahrum etme didarından

 

Hergün seni fikir etsem

Şükür dahi yavı kılsam

Ölsem ölsem karar etsem

Yoksun etme cananından

 

Beni benden alan Hakk’tır

O’na türlü dilek yoldur

Ayruk saza sözüm çoktur

Aşkın etme yaranından

 

Sırattan düşem uçmağa

Cehennem od’na yanmağa

Karalar yüzüm sürmeğe

Yavsın etme salahından

 

Ey yarenler ölem deyu

Ettiğimi bulam deyu

Aybım vura  yüzler deyu

Darda koma günahımdan

 

Gerçek kula kulluk sefa

Ağıt kılam gülsem cefa

Hemin geldim nefse kara

Kal’asını yıkasından

 

Eyi amel etsem kaşa

Azap yazmaz Cebbar beşe

İki alem canan düşe

Mahbub ola emanından

 

Ecel ere bir gün ölem

Pişman ola dara gelem

Sağ yanıma dahi verem 

Kulluk eyler belasından

 

Karşıma gele ni’ttüğüm

Zülüm dahil ne ettiğim

Yolum nicedur gittiğim

Varam eyler kararından

 

Sala eyle ele bele

Dört tekbire aşkın yele

Ömür sazı kemal düşe

Ahir yaza nicesinden

 

Ahi ahmed dua sözü

Kalpler çalar Hakk’ın sazı

Muhammed’e kaştır  yüzü

Karar etme makamından

 

Ey biçare ahmed  ahi

Günahını sırtla dahi

Sığındığın Allah gani

Rahim eyler halasından

 

(Dört tekbir=cenaze namazı)

(didar=gönül)

(gani=zengin, Hakk sıfatı)

 (dar=zorluk)

(Mahbup=sevgili)

(eman=güven, koruma)

(Cebbar=Hakk ismi, zor kullanan)

(beş=beş vakit namaz)

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur..

 

 

21 Ekim 2012
Okunma
bosluk

Ak ellerin gülü (Güzelleme)

Selam saldım kömür gözlüm yanarmış

Bahar eyler kışım, güller içinde

Sefam olsun derdi aşka düşermiş

Güzel neyler selvi dallar içinde

 

Bana dost mu keklik gibi yürüyen

Ak elleri deste deste gülünen

Zülüf dersen tel tel eyler salınan

Maral neyler yaban iller içinde

 

Ben bir güzel sevsem baçı bellidir

Can-ı canan kılsam harı zorludur

Aşık diye gezsem sazım koşmadır

Melül neyler kurtlar kuşlar içinde

 

Kadir mevlam seni öğmüş yaratmış

Taşar aşkın seli bentler yıkarmış

Bahar deyu, kışın gerdan açarmış

Hulül neyler vücut nazlar içinde

 

Kamış gibi sûsen hattat eline

Kıvrım kıvrım yazsan aşık nazına

Gahi sala etsen benim canıma

Halil neyler seni kullar içinde

 

İbrişimdir baha boynum sarılır

Tellerinen cana zülüf sarılır

Aşık olan dertler ile ölçülür

Zelil neyler seni çullar içinde

 

Ay yüzünü döndür ben’ler yakılsın

Bir kusur mu beller eller sorulsun

Gül dalına zar mı harı konulsun

Sefil neyler yanmış güller içinde

 

Beni öldürmeye kastı var imiş

Öldürmek ne ki zülmü şer imiş

Bunca günah mah cemali zar imiş

Hatıl neyler dökmüş harman içinde

 

 

ahi kul ahmede nasibdir.  

 

 

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Kara düşlü yarim.. (Koşma)

Kara kaşlarını çatan sevdiğim

Cemalini mahdan saymaya geldim

Dara düşürüp de zulüm gördüğüm

Sanatını şerden yazmaya geldim

 

Kara düşlerini yuyup yıkasam

Çare leblerini güle bezesem

Hele şeftalini deva eylesem

Bahasını senden ölçmeye geldim

 

Kara bahtımı da bayram eylesen

Sana kulluğumu canan düşlesen

Bir ataş ki yanar arştan beslesen

Çerağını Hakk’tan sormaya geldim

 

Kara yazılırmış candan verenler

Cana canan imiş candan geçenler

Canla canan harda bir mi olmuşlar

Çırasını hay’dan yakmaya geldim

 

Kara vezire bir sultan olsaydım

Sultan kim serçeyim  aslan keseydim

Yar köle ararmış kulun olsaydım

Hizmetini can’dan yapmaya geldim

 

Kara bağlarmış şu cansız yüreğim

Soyha dünyadan ha eksik kalayım

Ben bu güzelden de geçmez olayım

Belasını kuldan bilmeye geldim

 

Kara yazılırmış dertli aşıklar

Dara düşermiş sıdkı sadıklar

Kime yazar imiş ceylan bakışlar

Meramını nazdan çözmeğe geldim

 

Kara ahmed kara tenden olaymış

Kara yazmaz Rahman gülden sayarmış

Bu kara ile kaç güzel  yakarmış

Çeteneyle güller sunmaya geldim

 

 

ahi kul ahmede nasibdir

2 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Eşşekliği hicvedin insanlık çıksın…

Bize üstad deniyorsa ossursak bile “bi bildiği olmalı” demelisiniz. Vaktiyle 1.5 müridi (bi erkek bi kadın) olan Kızılcahamam’da bir zat, ısrar üzerine keramet göstererek pazarda karganın başını koparır, sonra yapıştırır ve “uç” der, o da uçar. Bi anda müridler artınca dergah almaz. Sonra onların ihlasını denemek ister. Bağırsağı beline bağlar ve namaza durur. Ruküya eğildikçe bağırsak ossuruk gibi öter. Bunu duyan yeni müridler “bu abdestsizin arkasında namaz kılınmaz” diyerek hocayı terkederler. Geriye yine eski 1.5 mürid kalır. Onlar “bi bildiği olmalı” diye düşünmüşlerdir. İşte sadıklar böyle düşünür. Sıddık Ebu Bekir de miraç anlatılınca görmeden “bunu o söylediyse inanırım ve doğrudur” dememiş miydi? Sizin sadakatiniz kime acaba?

 

Ekmek çalan hırsızı ekmek çaldı diye ekmeksiz mi bırakırsın?

 

Çocuk söz tutmadı deyu oyuncağını elinden mı alırsın?

 

Vergi kaçırdı deyu tacirin bütün sermayesini götürecek ceza mı kesersin?

 

Küfreden çocuğun dilini mi kesersin?

 

Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” kutsal metinlerde yer alan empati kuralıdır. Size aynı şartlarda aynı şey yapılsa ne dersiniz? Ölümü de öldürüyor musunuz?

 

Hayat işimize yaramıyorsa ölebiliriz” mi diyeceğiz bıktırıldığı için? Yoksa çalışmanın neşvesini idare vermeli midir? İdare sevgisini neden saklamak gereği duyar? Halbuki müşevvik için buna ihtiyaç vardır.

 

Doğru yolu izlemekle insanın kaybolduğu görülmemiştir” sözü için doğru idare açısından nedir? Bilmek kadar adil olmak da terazide var mıdır?

 

Kendini kışa hazırla, yaz gelirse bahtına” sözü, ben şimdi bunu yapayım, her ihtimale karşı ne demek? Bir idari sorumsuzluk örneği denilebilir mi? al kararı, ya da kes cezayı, ya da şunu şuna yap gitsin boş ver nasıl olsa idare benim ve karar verecek benim, istediğim gibi karar alırım sorumsuzluğu denilebilir mi?

 

Aşçıların hatasını maydonoz örter, terzinin hatasını ütü örter, doktorun hatasını toprak örter, idarenin, sizin hatanızı ne örter?” ateş olabilir mi?

 

Asker yapılan ve yapılmayan her şeyden sorumludur” aksi halde vatan gider, sizin yaptığınız kadar yapmadığınız şey nedir idarede. Yapılmayanın hiç hesabı yok mu? Temizlikçiler mahsende otursun ve her gün simit ayranken şimdi birisinin merhametiyle sadece bir çorbaya dönüştü. Herkes bir yemeğini aşağıya gönderemez mi? idare bu teklifi yapamaz mı? 10. katta yer var. Onlar oraya yerleştirilemez mi?

 

Amaçsız insanlar amaçlı olan insanlara göre daha az kavga ederler”se insanların amaçları yalnızca mesleki mi olmalıdır? Devletin hizmeti halka götürmesi gerektiğine göre bir çalışan doğrudan halka bir miktar çalışırsa görevini ihmal etmiş sayılır mı? görev dar anlamda mı düşünülmelidir?

 

Ben benim, ama aynı zamanda sana bağlıyım” sözü çalışanın kişiliğine idarenin de saygı duyması değil midir? Sadakat hürriyet de ister.

 

Parası çok ama aklı kıt olan insanlar fark edilmek için pahalı bir bitkiye çok para öderler”sözü idare için kimsenin yapmadığını yaparak fark edilmek mi isterler? Başarı sizce farklılıklarda mı yatıyor yoksa bilgi ve adalette mi?

 

Sizi hatırlatan laleyi ters mi yapalım” sözü idarenin hatalarını çalışanın hicvetmesi sayılmaz mı? Sizi de mi hicvedelim.

 

İdare dedikodular üzerine karar almamalıdır. Gerçeği araştırmalı ve doğrudan görüşme yöntemini uygulamalıdır” Sözü Kuran’i değil midir? Süfli kurallar neden Kuran-i kurallara tercih edilir?

 

Hakan der ki;yasalara uy, vergileri zamanında ver, dostumla dost, düşmanımla düşman ol”

 

Halk der ki; “yasalara uyarım ama adil yasaler olmalı, vergileri zamanında veririm ama gümşün ayarını bozmamalısın, dostunu dost, düşmanını düşman bilirim ama sen de bizim için güveni sağla” Kutadgu Bilig, Temel sorumlulukları belirlerken temel sorumlulukta bir ihmal olmadığı halde gıvır zıvır şeyler bahane edilip çalışan neden üzülüyor. Kişisel benlik bir tavra mı dönüşüyor.= zulüm sayılabilir mi? Yönetmek halka hizmetten halka efendiliğe mi dönüştü?

 

Hz. Ali : “yedi yaşına kadar çocuğunuzla oynayın, 7-15 yaşları arasında onunla arkadaş olun, 15 yaşından sonra onunla istişare edin, ona danışın” idare çalışanına danışmamakla yönetme görevini bırakıp egemenlik mi kurmak istiyor?

 

Vicdan baskıcı değil, rahat ortamlarda gelişir” yanlış ve süfli kararlar çalışanlar üzerinde baskıya, baskı da kişisel iç hukuku zedeliyor mu?

 

Toplumda bir şeyler nasib olan insanlar daima ulvi değerlerle yaşar ve öyle de idare edilmek isterler. İdarenin süfli kararlarının onların ulvi kararlarını bozduğu görülmemiştir. Ve onlar kendilerine yapılan süfli kararlara sadece sabrederler ve fakat bu süfli kararlar yanında ve başkasına yapıldığında en çok bağıranlar onlardır. 

 

12 saat çalışan ve sürekli hem devlet için hem devletin görevi olarak halk için çalışan ve üreten adamın yazıcı ve internetini hiç bir şey üretme ve araştırma diye mi kesersin, yoksa dedikodu merkezli süfli amaçlar gözünüzde ulvi değerlere mi dönüştü?

 

Bütün bunlar çalışan üzerinde bir travma yapabilecek olumsuzluklardır. Gereğinin öğüt kabul edilmesini dileriz.                                                                                             

“Akıl başta / Utanma yüzde / Bilgi gözde bulunur / Öfke gelince akıl gider / Tamah gelince utanma gider / Haset gelince bilgi gider”  Hacı Bektaş-ı Veli                                                              

 

“Yöneticiler daima öğüde ihtiyaç duyarlar” Nizamü-l Mülk – Siyasetname

 

“Yöneticiler, yönetilenlerden daha çok öğüde ihtiyaç duyarlar” ahi kul ahmed

                                                                                                                ahi kul ahmed

 

5 Ocak 2012
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç