Yare (Koşma)

Bakmayın siz benim ağladığıma

Bir ataş düştü ciğer’mde yarem var

Döner döner yanarım da yarime

Bir ataş düştü ciğer’mde yarem var

 

Kızılırmak gibi çağlar akarım

Yel estikçe rayihalar kokarım

Üç gün güler isem beş gün ağlarım

Bir ataş düştü kalbimde yarem var

 

Allah kahretmesin böyle zalimi

Aleme rüsvay etti gör halimi

Kafir etmez ettiğin şu zulümü

Bir ataş düştü gönlümde yarem var

 

Yar göçünü denklemiş seher vakti

Gül takarmış başına göçer ahdi

Altun asbap yumuş zülfü taraklı

Bir ataş düştü sarımda yarem var

 

Bakar oldum yar göçünün ardından

Beyler komaz şu yaylanın gülünden

Giri versem ak gerdanın koynundan

Bir ataş düştü koynumda yarem var

 

Düşer oldum toz topraklı yollara

Karışaydım boz bulanık sellere

İsmi cismi bilinmedik illere

Bir ataş düştü bağrımda  yarem var

 

Ahdim kaldı şu gelinin yanında

Canım tüter bir gecenin harında

Güller açar çift memenin ucunda

Bir ataş düştü tenimde yarem var

 

Karanlık gecede çıkıp gelesin

Dereyim gülleri vakti yetesin

Kollarım üstüne yatıp kalasın

Bir ataş düştü canımda yarem var

 

Döne döne teneşirde yunayım

Kimse bilmez cahile post olayım

Kâfur içtim Rahman’a dost olayım

Bir ataş düştü  kullukta yarem var

 

Gurbet ile gidersem anmazlar

Güzel ile bağrı başlı komazlar

Memesinde çakır diken bilmezler

Bir ataş düştü gülümde yarem var

 

Salınırda benim yarim salınır

Hasret kaldım ciğerciyim bölünür

Akıbeti bu dert beni öldürür

Bir ataş düştü ömrümde yarem var

 

Kırata da yavrum yol mu dayanır?

İkrar vermez isen yiğit darlanır

Yarın kara toprak örter söylenir

Bir ataş düştü sorgumda yarem var

 

Karakaş altında sürme nazeyler

Güzel gül elinde ele sazeyler

Mene sen diyende cane yazeyler

Bir ataş düştü haremde yarem var

 

Ak kolları sala sala yürüsün

Al fistanı yare diye sürüsün

İnce bele yiğit kolu sarılsın

Bir ataş düştü böğrümde yarem var

 

Ahi kula ahmed yazar yareler

Vera kıla rahmet düşer çareler

Güzel sene düştüm bilmem niceler

Bir ataş düştü zühdümde yarem var

 

Kul ahmedin derdi bitmez şöylece

Kim ne bilsin feta örter boyluca

Kaç garibin ahı düşer fakrına

Bir ataş düştü sırrımda yarem var

 

 

aşık ahi kul ahmedin nasibidir

 

17 Haziran 2013
Okunma
bosluk

Kızılırmak nettin allı pullu gelini (Ağıt)

Allanır pullanır kınalar yakar oy

Sürme ile nazara kimler girer oy

Hörü, gelin olmuş da ata biner oy

Yollar uzun ince beller sorulmaz oy

 

Allı gelin allı gelin oy oy

Al kuşakla bağlı gelin oy oy

Kızılırmak yaran olmaz oy oy  

Atlılara baş bu gelin oy oy

 

Al kuşağı dolar idi gardaşı oy

Boz eğeri ata vurdu yoldaşı oy

Üç köy öte varmak idi maksadı oy

Eller ırak nice kader sorulmaz oy

 

Allı gelin pullu gelin oy oy

Dualarda güllü gelin oy oy

Kızılırmak canan olmaz oy oy

Canlar ile baç bu gelin oy oy

 

Damlar boş kalırmış gelin gidince oy

Yollar tozuturmuş güvey gelince oy

Köprüler yıkılırmış kavuşunca oy

Kimler uzun nice canlar sorulmaz oy

 

Boylu gelin poslu gelin oy oy

Yiğitlere yaslı gelin oy oy

Kızılırmak nadim olmaz oy oy

Kimler ile göçtü gelin oy oy

 

Görümceler yengeler kaynanalar oy

İmamlar beyler nicedir ağalar oy

Yandı yandı köz köz oldu ciğerler oy

Kimler yanar nice hallar sorulmaz oy

 

Allı gelin pullu gelin oy oy

Domurları terli gelin oy oy

Kızılırmak gonca bilmez oy oy

Ağıtlarda yazgı gelin oy oy

 

Ulak saldım yarim gele kavuşak oy

Üç yüz atlı beş yüz yaya buluşak oy

Kapaltı’nda atlıları tozutak oy

Köprü gider canlar düşer sorulmaz oy

 

Allı gelin zorlu gelin oy oy

Meleklere hörü gelin oy oy

Kızılırmak taze bilmez oy oy

Azrail’e sözlü gelin oy oy

 

Köprüler yıkılır yiğitler ölür oy

Yazgılar çözülür kötüler kalır oy

Dua okunur ağıtlar yakılır oy

Gelin gider yiğit ağlar sorulmaz oy

 

Allı gelin akça gelin oy oy

Gönüllere gökçe gelin oy oy

Kızılırmak iman bilmez oy oy

Allah’ına kul bu gelin oy oy

 

Kızılırmak zalımsın zalım zalım oy

Koç yiğitler yutar oldun yanayım oy

Beş köprü de sırtına ben vurayım oy

Giden gitsin sular çağlar sorulmaz oy

 

Allı gelin şallı gelin oy oy

Ağıtlara düştü gelin oy oy

Kızılırmak edep bilmez oy oy

Muhammed’e koştu gelin oy oy

 

 

Kayseri Sarıoğlan ilçesi, Karaöz Köyü girişinde bulunmaktadır. Şahruh Bey, Alaüddevle Bozkurt Bey’in oğlu olup, bu köprüyü Kızılırmak üzerinde XVI.yüzyılın başında yaptırmıştır. Şahruh Bey’in oğlu Mehmet Bey tarafından da 1538-1539 tarihlerinde onarılmıştır. Bu onarımla ilgili bir kitabe köprü üzerinde bulunmaktadır. Kitabenin mealen anlamı:

”Bu köprüyü h.945 (1538-1539) ‘de Alaüddevle Zulkadirî Sasani’nin oğlu Şahruh Bey’in oğlu Mehmet Emir Abdullah eliyle onardı”.

Köprü muntazam kesme taştan yapılmıştır. Sekiz kemerlidir. Ortada yüksek sivri bir kemer, onun yanında da gittikçe alçalan beşer kemer daha bulunmaktadır. Yanlardaki korkuluklar iyi bir durumda olup, köprü günümüzde de kullanılmaktadır.

KÖPRÜNÜN HİKAYESİ

Rivayete göre Şahruh Köprüsünün eski yeri şimdiki yerinden 1600 metre daha yukarıda imiş. Köprü uzun yıllar insanları Kızılırmak’ın üzerinden geçmesine vasıta olmuş. Günü gelmiş yorulmuş insanları taşıya taşıya. Günün birinde üzerinden düğün alayı geçerken yıkılıvermiş.
Kayseri ve Yozgat’tan hareket eden iki düğün alayı köprünün üstünde buluşmuşlar. Ağıta göre köprünün üstünde üç yüz atlı, beş yüz de yaya varmış. Bunca insanı taşıyamayan eski köprü yıkılıvermiş ve Kızılırmak’ın azgın sularına kapılan insanlardan kimisi kurtulur, kimisi Kızılırmak’ın azgın sularında kaybolup gitmiştir.

 

 

 

 

 Aşık hattat ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur

 

25 Eylül 2012
Okunma
bosluk

Kırşehir’in halları (Koşma)

Gönül arzular Gırşaar halını

Kaman yeşildir uzaktan görünür

Evvel bahar yaz ayları salındı

Coşar Kızılırmak kızıl görünür

 

Karabacak selafur bağarası

Yatan bilir selamlığın havası

Bir yar sevdim kavaklıklar arası

Yatar koluma çalpıdan görünür

 

Kılıçözü boylu boyunca akar

Kaç  yavruyu yedi anası yanar

Serpme ile balık tutak gardaşlar

Girdiğimiz sular derya görünür

 

Yamacında Kervansaray görünür

Horozun gediği beldir geçilir

Kaç güzel geçtiyse yayla gülüdür

Boztepe yörüğü elden görünür

 

Çuğuna varınca ellerim titrer

Barajda aynalı sazanlar atlar

O oltayla tuttuğumuz balıklar

Hakk’ın rahmeti balıktan görünür

 

Harmanda düvene binsem kaşınsam

Bağ bellesem herbir yanım hamlasam

Güzel ile bir palada otursam

Gel de sarılak yalandan görünür

 

Yedi oldu kazaların sayısı

Koptu hacıbektaşı kozaklısı

Köylünün şa’rlı oldu avratlısı

Hastası sağı pazarda görünür

 

Üzüm haftına batsam sıza sıza

Ayvalar atsam pekmez kazanına

Boranı hedik kelle gel sabaha

Yumuşun hakkı sabırdan görünür

 

Ahi Evran Aşık Paşa salahı

Hacı Bektaş Kaya Şeyhi selamı

Ahmed-i Gülşehri Şeyh Süleymanı

Cümlesi Türkçe’ye algın görünür

 

Çalpıdan atlarlar alma yolmağa

Sağbısı tutarmış rezil etmeğe

Kaç güzel sevdiysem cana katmağa

Selamı sabahı arkta görünür

 

Aşık Paşa Ahi Evran Hastane

Cıncıklı Kapıcı Ahirmen cümle

Gel güzel beni yabandan belleme

Güzeller  gönülden gülden görünür

 

Tarla tapan seğirtirmiş oğlanlar

Güvercin deyu kurulur tuzaklar

Daş döğüşü olur vızlar sapanlar

Anam kapıda pecede görünür 

 

Zıkka oynayan beller kırılırmış

Soluyu soluyu hem karakırmış

Dalağı kabaranlar böğürürmüş

Anası güzeller cazdan görünür

 

Topak halam üzüm leblebi verse

Peynirli dürüm hem şerbet içirse

Alma köftür üvez hevengi çözse

Kilerin tadı pestilden görünür

 

Okuldan çıkınca döğüş başlardı

Cam kıranları hocalar haşlardı

Başangıdır deyu millet bıkardı

Karamemmet hasanla şer görünür

 

Sızgıt yapardı anam teker gibi

Yufka ekmanen dürerdi yi diyi

Ceplerimde şak leblebi var diyi

Komşunun kızları bizde görünür

 

Sümüğü akan koluna silerdi

Faytona asılan kamçıyı yerdi

Ustayla çemen-ekmek has nimetti

Okuldan sonra çıraklık görünür

 

Ceviz kaval ederdik bahçalarda

Enekli oynarız sakamız toksa

Kola söylese de bir kavga çıksa

Korkağın anası bizde görünür

 

Çiğ köftelik bir et çıksa satırdan

Kelle gelir sabanan tandırdan

Üşüşürdük yedi gardaş peşinden

Sarımsaklı paça başta görünür

 

Tok çik opban mirre aşşık oynasak

Enek ütüp cebimizi doldursak

Sonra aşşa mahalleden kaçırsak

Dövüşün alası daştan  görünür

 

Bir düğün olunca kayın giderdik

İnce sazlarla türküler söylerdik

Tavuklu dam pilavsız kalkmazdık

Sazdan sözden bir Muharrem (Ertaş) görünür

 

Anam Yörük babam Türkmen soyundan

Horasandan, Şam, Kayseri göçünden

Ama Hafız’ın Mehmet’in dalından

Üçgözdeki suyu bulmuş görünür

 

Orta ikiden git imam hatibe

Kuran hadis Arapça ilim ile

Dön Cacabey’e var birinciliğe

Hakk yardımı sadaklattan görünür

 

Hakkı dayım tuturuk getirirmiş

Sonra kaleye gider hem okurmuş

Sultan Hamidi’n müderrisi olmuş

Cumhuriyette kaybolmuş görünür

 

Bir ahi ahmed yaşamış ölmüş

Hakk’ın divanına kul deyu varmış

Hak bazarında hem sırtını açmış

Gelen vurmuş giden vurmuş görünür

 

(olaylar 1960 ila 1973 yılları arasında aşıkpaşa mahallesi tekke sokak ve çevresinde bizzat yaşadığım olaylardır. orada bir dam ev ile yine kerpiçten yapılmış iki katlı konağımız vardı. dam evin yarısı ahırdı ve ineklerimiz ve eşşeğimiz vardı. eşeği seğirtmek büyük zevkti. karabacaktaki bağ evimize eşşeğin habesi ile su götürürdük. eşşek karpuz kabuğuna aniden eğilince boynundan aşşa düşerdik. ne günlerdi .Orta ikiyi bırakıp İmam hatip bire giderek bir feta yaptığımı umut ederim.

cacabey ortaokulunu birinci bitirdim bir imam hatipli olarak. ozamanlar imam hatibe imam hatap yani odun derlerdi. imamhatipten gelip birinci olunca bu kötü hitaplar büyük ölçüde son buldu..

Dedelerimiz horasandan çıkıp Şam’a yerleşmişler. sonra oradaki arazilerini Hasaneyn adlı bir camöiye bağışlayarak Kayseriye gelmişler.. bu seyahat veya göçlerde dedelerimiz gönül eri tarikat ehli insanlar arayarak olmuş. kayseriden de Kırşehire gelerek yerleşmişler. Bu dedemizin adı AMA HAFIZ imiş ve okumaktan gözleri kör olmuş. kırşehire gelince su aramış ve üçgöz suyunu bulmuş. su çok baskın olduğu için üzerine çok büyük bir taş koymuş..

Babamın öz dayısı olan Hakkı dedemiz zor şartlarda okumuş. babası bakkal ali efendi çok sert bir adammış ve dayımıza sabah namazından önce bir eşşek yükü tuturuk getirmeden okula savmazmış. okul da kaledeymiş. derken okuyup İstanbula gitmiş ve Sultan Abdülhamitin sarayında SARAY MÜDERRİSİ (Profesörü) olmuş. daha sonra Cumhuriyette Kaybolmuş. akıbetini devlet yetkililerinden soruyorum. lütfen cevap versinler.

Muharrem ertaş usta ile onun evinde yarım saat oturdum. 15 yaşımdayken keşfim açıktı. o sedirde oturup beni, ben de onu süzdüm hiç konuşmadan. üzerinden öyle bir rahmet akıyorduki anlatamam. o yarım saati hiç unutmadım hiç. İşte kelamsız hal diliyle konuşma diye buna denir ve takva sahibi çok az insana nasibolurbenim keşfimi 10 yaşımda Mevlana (ks) açmıştı.

son şah beyitte geçen sırt açmak deyimi kul hakları içindir. peygamber efendimiz de veda hutbesinde sırtını açmış ve kimin hakkı varsa gelsin alsın demiştir işte bu davranış insanlar arasındaki eşitliği ifade eder temelde……)

 

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur.

9 Eylül 2012
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç