Güzel ahlaka hoş geldiniz.. peygamber de sizi bekliyordu zaten..sakın kıçınızı dönmeyin…kar mutlak..

 

NEDEN GÜZEL İNSAN?

NEDEN GÜZEL AHLAK?

BU KİTAP BİR GÜZEL AHLAK KİTABI MIDIR?

EVET…

Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..

İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi. Bu onun bizi toplum olarak kaynaştırmasının da kaynağı idi. Ve “müminler kardeştir” deyince müminler namaz da kılması gerektiği için sevgili oluyorlardı.

ALLAH yine bir ayette Rasulüne “….. katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi…” buyurdu.

Bir hadiste “ insanlara ALLAH’ı sevdiriniz “ buyruldu.

Bir başka hadiste “ ….. ya ömer canından daha üstün beni sevmelisin” buyuruldu.

Bir diğer hadiste “ahrette bana komşu olanınız ahlakı güzel olanınız” buyruldu.

Bir hadiste “mizana ilk konulan şey güzel ahlaktır” buyruldu.

Sahabe zamanında İslam’ın 5 parçasından en önce gelen güzel ahlak idi.

“Şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzerindesin(Kalem 4)”

“Onun Ahlakı Kur’andı. Sen kuranda şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzeresin ayetini okumadın mı?(Hz.Aişe Müslim)”

“Ben güzel Ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”.(Taberani)”

“İslam güzel Ahlaktır, Güzel ahlaktır.”(Beyhaki)

“Güzel Ahlak Dinin yarısıdır.”

“Mü’min güzel ahlakıyla gece sabaha namaz kılan, gündüz ise nafile oruç tutan derecesine çıkar.”

“Güzel Ahlak Hataları güneşin yerdeki kıravı erittiği gibi eritir. Kötü ahlak sarımsağın balı bozduğu gibi ameli de bozar.”

“Nerede olursan ol Allah’dan kork, her kötülüğün ardından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin. İnsanlarla güzel ahlakla geçin.”

“İman’dan sonra Aklın başı kişinin(güzel ahlakıyla)kendini diğer insanlara sevdirebilmesidir.”

“Sizin en hayırlısınız ahlakı en güzel olanıdır.”

“Allah’ım yüzümüde güzelleştirdiğin gibi ahlakımıda güzelleştir.”

“kıyamet gününde mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha güzel bir şey olmayacaktır.”

“Allah Azze ve Celle Katında kötü ahlaktan daha büyük bir günah yoktur. Çünkü kötü ahlak sahibi bir günahtan kurtulur başka bir günaha düşer.”

Bugün artık ibadet daha önemli oldu. Namaz kılanın nasıl kıldığı önemsenmiyor ve güzel ahlak ise meziyet haline geldi.

İslam aslında güzel ahlaka ilişkin namaz ve zekat gibi ibadetleri ağır cezalara bağlamıştır. Namazda 32 defa emrin arkasından 20 sopadan eşinden boş sayılmaya, zekatta ise malın bereketinin kaldırılmasından zorla toplamaya ve nihayetinde ahrette sırtlarının dağlanmasına kadar sert tedbirlerdi bunlar. Bu cezalar ALLAH’ın insanları kötü ahlaka bırakmak istemediğini ve içindeki fakirleri de feda edip kimsenin serbest reyine bırakmadığını göstermektedir. Halbuki bozulan ilahi dinlerde iyilik ve ibadetler öylesine bir tavsiyeye dönüşerek ahlak ve içindeki fakirin haklarını korumaktan tamamen uzaktırlar. Adam simith’den makyavelle ve bilmem kime kadar fikri bozuk yeteri kadar fikir babası hırıstiyanlığın kucağına epey pislik bırakmışlardır.

Bunların ortak yanı sevgi üzerine olmalarıdır. Bu sevgiden beklenen ise sevilene itaattir. Allah’ın ve onun peygamberinin emirleri GÜZEL AHLAK üzerine olduğuna göre kişi severek güzel ahlaklı olması bekleniyor demektir.

Neden güzel ahlak sürekli bozuluyor?

Güzel ahlaktaki ilk bozulma Kabil’le oldu. O kendi batınındaki daha güzel olan kendi kardeşi ile evlenmek istiyordu. Habil ise onun “Seni öldüreceğim” sözüne karşılık “Ben sana hiç elimi kaldırmayacağım” şeklinde bir yiğitçe cevap veriyordu. İyi ve kötü aynı anda bir olayın içinde gerçekleşiyordu.

Zaman içerisinde Peygamber’lerin öldürülmesi bir kötülük, ancak onların her türlü tehdide rağmen canları pahasına dini tebliğ etmeleri ise bir yiğitlik olarak daima süregeldi.

Toplumların bozulması Peygamber’lerin gönderilme gerekçesi de oluyordu. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın bir islah etme operasyonu olarak Allah’ın bir yiğitliği ya da merhameti kabul edilmeliydi bunlar.

Eski Mısır’da zenginler fakirlere sadece ancak karnını doyuracakları şeyler veriyorlardı. Mülkler içindeki köleleriyle beraber alınıp satılıyordu. İnsan kendi kendinin bir kısmını köleleleştiriyor ve aşağılıyordu, yani ötekileştiriyordu.

Ancak Allah’ın farklılık olarak yarattığı şeyler gerçekte insanlara iş gördürmek amacıyla olmasına rağmen bunu insanlar kendilerine tanınan bir hak olarak gördüler ve övünerek başkasında olmayanları da aşağılama yoluna gittiler.

Dolayısıyla güzel ahlak olarak toplumlar içerisinde etkin olmamasına rağmen halen konuşulan ve arzu edilen ancak bir türlü ulaşılamayan ülvi hedeflerin temel kaynağı ilahi dinler olup o da İSLAM’dır.

İşte insanlar güzel ahlaklı olmak istemelerine rağmen bir türlü güzel ahlaklı olamamaktadırlar. Eğer siz öldükten sonraya inanıyorsanız ve bunu merak ediyorsanız size bu iyiliğinizin karşılığını kim verecek dersiniz? Elbette Allah değil mi? O halde geriye dönüp de kendisinden ikram beklediğiniz O Allah’a neden bu dünyada siz de iltifat etmiyorsunuz?

Bu sadece bir dürüstlük olarak ya da kadirşinaslık olarak algılanması gerekmez mi? O halde bu dünyada O’nun için bir şeyler yapacaksak eh onun gönderdiği din olan İslam’a giderek en temel emri olan, dinin direği Namazı kılmamız gerekmez mi?

İşte Namaz bir kadirşinaslık olarak düşünmekten öte sizi önce Allah’a yaklaştıran ve arkasında da sizin güzel ahlaklı olmanızı sağlayan en temel amel biçimidir. Bir ayette “namaz sizi münkerden korur” buyurulmadı mı?  Bu amelin gerçekleşmesi için sizin imanınızın çok yüksek ve fedakarlık yapabilecek düzeyde olması zorunludur. Bu zorunluluğu en saf  İHLAS  ile gerçekleştirip İHSAN seviyesine de çıkarmanız gereklidir. Aksi halde “yuraune”- (maun suresi)’nde olduğu gibi şekli olarak kıldığınız namaz sizi hiçbir güzel ahlaka götürmeyecektir.

Sonuç olarak ilahi aşk ile aşktan nasibinizi almanız, sonra bu aşkın etkisiyle bir amel (Salih Amel) yapmanız ve bu çerçevede de beş vakit düzenli, ihlaslı, ihsanlı namaz kılmanız gerekir. Elbette kalbin eğitimi de gerekli..

 

Peygamber ve Raşit halifelerden sonra bilgide bozulma başladı. Bu, ahlaka yansıdı. Yerel kültürlerin İslam’ın içine akması bütüncül sistemi bozdu. Müslümanların bağrına sızdı. İslam’a değil. “Sakınan korunur” kuralına uyulmadı. İnsanlar terbiyeden geçmeden İslam’a girdi. Hz. Ömer devrinde Mısır ve İran süratle fethedilince, oralar irfan ve hikmet ile doldurulamayınca felsefe ve mistisizm geldi doldurdu.

 

İngiliz ekonomisti Adam Smith kendisi bir ahlak hocası olmasına rağmen tuttu “Alçak gönüllülük ve yardımseverlik üretim maliyetini artırır” diyerek bir çok ahlaki değerin gözden düşmesine sebep oldu.

 

Günümüz dünyamızdaki temel sorunlardan biri insanın kendine büyük hedefler koyamamasıdır.

 

İnsan uğruna fedakarlık yapacağı bir amaç olmazsa hayatı anlamlandıramayarak gününü gün olarak yaşamak yoluna gitmektedir. Bu durum insanda bazı yanlış değerlerin ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Hazzın sınırsız olarak kullanımı daima yeni haz arayışıyla neticelenmekte ve insana tatmin vermeyerek toplumsal anlamda huzur da bozabilmektedir.

 

Toplumda bilgi ve kararları etkileyen en önemli üç şey, önem, öncelik ve değer sıralaması olduğu artık günümüz insanınca da konuşulur oldu. Ahlaki akıl yürütme ise kararlarda önemli bir paya sahip olduğu ahlaki ilkel seviye kısa vadeli çıkarları düşünülerek karar alırken ortalama ahlaki akıl yürütme ise sosyal düzen görev niyetleri ve gelecek düşüncesine dayanır. 

 

İleri seviyedeki ahlaki akıl yürütme ise hakkaniyet merhamet, acıyı hafifletme, iç güdülere yenik düşmeme, baştan çıkarıcı unsurlara direnç gösterme, fedakar olma, başkaları için katlanma, başkalarının duygularına karşı hassasiyet, adalet ve kimseye zarar vermeme olarak sıralanabilir.

 

Toplumda belli değerlerin kaybolduğu bir normsuzluk havası varsa toplum kargaşa ve kaosa doğru gider. İnsan daima bir toplumun parçası olma ve öyle yaşamak ister. Hiç kimseye karşı sorumluluk duymayan çağımız sapık insanları toplumdaki değer eğitimin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Karl Marxın  söylediği “ yıkıcı dürtü, yaratıcı dürtüdür.”   bakışı da toplumları ister istemez olumsuz yönde etkilemiştir.

 

Toplumda oluşturulan değerler arasında bazı doğrusal korelasyonlar vardır. Toplum bunu zaman içerisinde bazen de argo bir biçimde oluşturur ve yaşatır. Bu değerlerin gerçekten sağlıklı olduğunu düşünmekte pek fazla bir yanlış yoktur. Bu adeta bir şeyi bir şeyle tartmak veya sonucunu onunla oluşturmak seklinde bir mizansene bağlı olabilir. Bunlardan bazıları şunlar olabilir.

 

“Ne kadar ekmek o kadar köfte.”

“Ne kadar özgüven o kadar başarı”

“Ne kadar adalet o kadar huzur”

“Ne tembellik o kadar esaret”

“Ne kadar samimiyet o kadar ikna”

“Ne kadar bilgi o kadar güç”

“Ne kadar kanaat o kadar zenginlik”

“Ne kadar edep o kadar mutluluk“

“Ne kadar merak o kadar ilim”

“Ne kadar erdemlik o kadar insanlık”[1]

 

İnsanlar bunları adeta bir ahlak terazisi gibi düşünüp bunun dışına çıkanları ayıplamaya hazırdırlar. İşin aslı bu değerlendirme yöntemi çok da yanlış bir sonuç vermez. Zaten doğruluğu toplumca da kabul edilmiş demektir. Bunların daha da yaygınlaştırılmasında demokratik ortamda iyilikler daha çok kâr eder.

 

GÜZEL AHLAK

GÜZEL TOPLUM

SEVGİ İLE OLUŞUR

 

İnsandaki olumlu duyguların başında sevgi gelir. Bunlar genel olarak sevgi, ümit, güven, şefkat, iyimserlik, mutluluk şeklinde temel duygulardır.

 

Sevgi, insanları birbirine yaklaştıran ve sevişmesini sağlayan “görünmez bağ” dediğimiz en temel duygudur.

Bir gün 15 kişiye bir camide imamlık yapmak üzereyken tam elimi kaldırmışken sağ omzumun arkasından bir nur içinde peygamber efendimiz geldi ve “Ahmet tekbirlerine sevgi kat” dedi ve gitti. Bunu takip eden 15 sene güleryüzlü davranışların ardından 2009 da aşıklık verildi diyebilirim. Bu büyük bir imtihandı ve kazanmıştım.

Normal yaşamda sevginin ümit duygusuyla beslenmesi gerekir. Bu takdirde kişide harekete geçme duygusu belirir ve aktif hale gelir. Eğer sevgi ümitle beslenmezse çaresizlik, umutsuzluk duygusu baş gösterir.

 

Sevilen kişi karşıda olursa empati meydana çıkar ve dostluğu artırır. Bir kişiye bağlılık ile sevgi birlikte bulunursa bunu aşk denir ve kişi sevdiğine bağlılığından onu düşünmesi ve arzulaması baskın olur. Bu aşk ilerde tutkuya yani kendini sevdiği için feda etmesine dönüşebilir. Bu nedenle ateşe atılmaktan, yanıp kavrulmaktan, hastalanmaktan bahsedilir ve insan sevilene doğru göç etmeye başlar. Tasavvuf’ta ölmeden evvel ölmek kavramı da bu manaya yakındır. Aynı zamanda benliğin yok olması da sevgilide birliği ifade eder.

 

İnsan daima güzele ilgi duymuştur. Onu gelişim sürecinde ilerleten şey güzeli sevme duygusudur. Karşılık görmeyen sevgi sönebilir. Bu yüzden sevilenlerin de bu sevgiye cevap vermesi önemlidir.

 

Çocuktaki sevgi son derece saf ve temizdir.. Çocukların kullandıkları lisan daha az kelimeyle ancak büyük bir içtenlik söz konusu olduğu için büyüklerin yapamadığı ya da söyleyemediği şeyleri büyün çıplaklığı ile çocukların söylemesi muhtemeldir.

 

Farklı yerden ve temiz olan kişilerin fikirlerinden istifade etmek bir amaç olabilir. Bu amaç işletme körlüğü dediğimiz hastalığa bir ilaç olabilir.

 

Sevginin yayıldığı alan farklı farklıdır. Sıradan kullanımı diyebileceğimiz eş, aile, yemek sevgisi örnektir. İkinci grupta sayabileceğimiz insanlar yaşadıkları toplum ve dünyayı sevenlerdir. Üçüncü gruptaki ise dünyalıkla ilgili şeylerin yanında kainatı ve kendisini yaratanı da sevenlerdir. Böylece ahreti de düşünürler ve bunlar imanı sağlam güçlü kişiliklerdir.

 

Sevgiyi insanın kişiliğine yöneltmek daha kalıcıdır. Karşı tarafa yönetilen sevgi onun sıfatlarına iken bu sıfatlar kayba uğrarsa bu sevgide biter. Evlenme gibi özellikli durumlarda insanlar akıldan ziyade duygularıyla hareket etmek isterler. Sevginin davranışlarda gerçekten büyük önemi var. Duygusuz bir iletişim dahi sorun yaratabilir. Reklamlarda duygulara hitap edilmesinin temel nedeni budur.

 

Değer verdiği kişiyi insan, harcamaz dost kabul eder. Sevginin azlığından ise düşmanlık hasıl olur. Karşı taraftan zarar göreceğini düşünen kişi savunma durumuna geçer. Nefret edilen kişinin kusurları artmış görünür. İyi taraflarını siler.  Bunun tersi olarak seven kişi sevdiğini hayali olarak abartarak da sevebilir. Bu yüzden aşırı iyimserlik muhtemel zararlara karşı kişiyi savunmasız kılar. Sevgiyle beraber olumsuz bir düşünce beraberinde oluşmuşsa iyi tarafını severken kötü yönlerinden dolayı da sevgide azalma olur.

 

Kısa vadeli sevgiler anlıktır. Uzun vadeli olan ise gelecekteki mutluluğu için zorluklara katlanması anlamına gelir.

 

İnsan günlük hayatı hoşlandığı kadar ömür süreci ve ahiret boyutunda da mutlu olmayı hedeflemelidir. Bu bir sevgi yönetimidir diyebiliriz. Olgunlaşmak adeta sevgi yönetimi ile tanımlanabilir diyebiliriz. Peygamberlerin bile kırklı yıllardaki kişilerden seçilmesi çok manidardır. Bu yaşlarda hissedileni doğru tanıtıp doğruya yönelme beklenen şeydir. Toplumların zayıflayarak sevgilerin azaldığına çare olmak için güçlü aile bağlarına ve arkadaş ilişkisine yatırım yapılmalıdır.

 

Sevgi içine girdiği kişide biçimlenerek kişiyi düz mantık ve salt kuru bilgiden uzaklaştırır ve kişinin duygularına biçim verir.

 

Sevgi eşler arasında gidip gelirken çocuklarla beraber kadındaki sevgi çocuğuna erkeğin sevgisi ise işine kayar. Ailenin bireylerinin sıkıntılı zamanı aşıp aile ve çocuğun önemsenmesiyle sevgi ve bilgi beraberliği oluşur. Böylece bilgi ve sağlıklı düşünce tarzı önemli olarak ortaya çıkar. Kaybedebilme ihtimali seven insanı korku içine atar ve yıpratır. Bu yüzden doğru insanı seçmek ve bu hissi yerinde kullanmak bir marifet sayılmalıdır.

 

Akıllı insan her şeyi kendi ölçüsünde sever. Seven sevdiğine tabi olur ve onun yararını düşünür. Böylece diyalog başlar ve toplumdaki iyilikler artış gösterir. Bu konuda Mevlana Hz. Şöyle söylüyor.

 

 

Kim ki canın için cananı sevdi; canın sevdi

Kim ki canan için canın sevdi; cananı sevdi

 

Halbuki sevgide cömert olabilmek paylaşıldığında paradan farklı olarak verildikçe artmasıdır. Sevgi sonsuz, maliyeti ve vergisi bulunmayan fakat değeri çok yüksek bir hazine gibidir. Bunu elde etmek kişinin iradesiyle çalışmasına bağlıdır. Kuyu suyu nasıl ki kova sarkıltıp çekildikçe gelmeye devam edecektir.

 

EĞİTİMDEKİ

BOZULMA

AHLAKİ

OLUMSUZ

ETKİLİYOR

 

Bilmenin bir tevhid eylemi olduğu, bilginin ahlaktan ayrılmaması gerektiği, bunun amacının ahlak olduğu, bunun da Allah’ı işaret ettiği söylenebilir.

 

İlmin işlev olarak faydalı da olması gerekir. Hz. Rasulüllah “fayda vermeyen ilimden ya Rabbi sana sığınırım” buyurdu.. Hammadde bilgi ise, mamul ahlak olacak. Yoksa faydasız bilgi oluyor.

 

 

Modern Eğitimin Üç Ana Zaafı

 

Modern eğitim;

- Bilgi ile bilgi ahlakının arasını ayırdı.

Akılla kalbin,

Duygu ile düşüncenin,

Eylemle bilginin arasını ayırdı.

 

- Bilenle bilginin arasını ayırdı.

Bu, bilginin üstadsız aşırılabileceğini,

Bilgi ile bilenin arasındaki bağı kopardı.

 

- Alim ile ahlakın arasını ayırdı.

Alim; ahlak ile bilgiyi sindirmiş olana denir.

Hayata uygulayandan alınır = İlmi ile amil olmak.

 

SONUÇ

 

Neden güzel ahlak ve neden güzel insan?

 

Gerçekten bu sorunun cevabı o kadar şumullü ki bu dünyayı kapladığı gibi ahreti de kapsıyor denilebilir. Ferdi olarak kendi ruhi yapınızın buna ihtiyacı olduğu gibi toplumun da sizin güzel davranışınıza ihtiyacı ve hakkı var. Allah’ın da onun peygamberinin de bizden istediği bu değil mi?

 

Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çabuk yayılır. Bu yüzden Allah günahların açıktan işlenmesini istemez. İslamın belki de 7 şartı diyebileceğimiz “emri bil mağruf, nehyi anil münker” görevi var. İşte toplumlar bu emri hem fert olarak hem de örgütlü olarak yapmazlarsa doğrular meziyete dönüşür ve kokar.  Demokrasi var deyip kaçınamazsınız. Bu emir mutlaka yerine getirilmelidir. Sınırsız toplumların demokrasi ve özgürlük adına geldiği tatminsizlik, sex ve uyuşturucu batağı bu işin eğitimle bile olmayacağını göstermiyor mu? Onların %70’i artık sakinleştirici kullanıyor. Ne olursunuz iyi olun diyen ve Allah’a şirk koşarak onun yetkilerini alan bir papazlar cumhuriyetlerinin güzel ahlakı koruyup kollayamayacağı artık anlaşılsın. İyilik kazığı sıkı tutulmazsa kötülük başının çaresine bakar zaten. İyilik imanın, kötülük şirkin içinde.

 

Halkın genel yaşayışında aranan iki unsur vartdır. Birincisi evine sadık olması. İkincisi ise işinde doğru davranması. Bu ikisini yaparken makul bir ölçüde de ibadetlerini yapabilirse bu insan artık güzel ahlaklı güzel insan olarak anılır. Artık ondan takva beklenmez. Bu bir asgari standarttır. Ve tasavvufi değerler aranmaz. Biz de bu amaçla normal halka GÜZEL İNSAN derken bunu kasteddik.

 

İnsan imanını kaybedince ne zalim. Nerde hak ve adil güç sahipleri

 

İnsan iman edince ne kadar güzel ahlaklı, güzel insan.

 

İyilik galip ne güzel ve mutluyuz..

 

Kötülük galip, kim hakkı koruyacak.

 

peygamber,

 

Yahut peygamber yolunda siz!

Şimdi ilahi adaletten konuşabiliriz.

Sizde başkaları da varsınız.

Siz yolda yoksanız

Başkaları da yok,

İnanın siz de yoksunuz.!!!

 

aşık ahi kul ahmede nasib oldu bunlar


[1] Güzel İnsan Modeli “Prof. Dr. Nevzat TARHAN” 2012 Sf.18

22 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Bir tasavvuf hocasıyla, aşık ahi kul ahmedin aykırı düşmesi; Özüm mü? Sözüm mü? Anlaşılmak mı? Adamı ezberdeki şablona oturtmak mı?

Birinci atış (aşık ahi kul ahmedin gönderdiği) ; 11 mart 2012 / saat 14;10

(üç gün telefonla aramanın ardından gönderilen telefon mesajı )

 

“Ne desem de kar etmiyor

İsmailim ismailim

Al desem de al giymiyor

Şu kasaba ismailim

 

Aç şu telini be adem

Diyeceğim iki söz var

Kaf eylerim anlamazsın

Arkasına yaz bin nun var

 

Bıktım seni aramaktan

Mecnun yazdı yoklamaktan

Sala verem ölerekten

Arkasında imam var”

 

-Karşılıklı konuşma bizi anlamak yerine tasavvufta öğrenilen kalıplara bizi oturtmaya çalışınca ayaklarımız dışarda kalıyor ve konuşmayı iradi olarak kesmek zorunda kalıyoruz.

Anlaşılmak mı basiret ile özümü anlaya;

Kalıplara sokmak mı ezberler ile sözümü doğraya????

 

İkinci atış (aşık ahi kul ahmedin gönderdiği telf mesajı);  Saat  15;25

 

“Kapatalım kapatalım

Eksikleri ksapatalım

Şarab içmek mürşid kılmaz

Kul olmağa can verelim

 

Kul yazdık da kul demezsin

Gülşenimde gül bilmezsin

Cehli yusam hay demezsin

Horlanmağa yol verelim

 

Kafandaki şablonları

Sözündeki inatları

Gönül kıran salaları

Ol yumağa sır verelim

 

Eteklerin ağır ağır

Taşlar dolmuş çeker bahir

Yüzme bilmez kasap sağır

El demeğe gül verelim”

 

……………..

İsmail beyin tek mesaj cevabı: “eksiklik kendi özümde”

………………….

 

Üçüncü atış (ahi kul ahmedden telefon mesajı) ; 16;02

 

“Senin özün eksik ise

Nasıl bildin bende eksik

Okur durur şeyler isen

Nasıl karar şeyde hoşluk

 

Bilmedim bilmedim benlik

İrticalen yazdım o’nluk

Çala durdumnefse kemlik

Asıl karar Hakk’ta hoşluk

 

Gayriden geç zata yönel

Arşa çık da börüme gel

Aşk ile can ver can ver gel

Asıl zarar şekli darlık

 

Bildiklerin senin olsun

Bilmediğin benim olsun

Hakk’a yakîn eşek olsun

Asıl bahar canda birlik”

 

(Gayri; Allah’ın sıfatlarının alemdeki tecellileridir)

*

ismail beyin yorum yoluyla cevap hakkı vardır.

 

*

 

aşık ahi, kul ahmede nasibdir.

13 Mart 2012
Okunma
bosluk

Aşıklık Geleneği Hakkında Bilgi

Aşıklık ve Ozanlık geleneği konusunda sıkça bazı sorular sorulmaktadır. burada size genel tanımlamalar bir süreç olarak anlatılmıştır. özel olarak kendi yetişme sürecimiz konusunda ileride üç beş şey söyleyebileceğimi umuyorum ömrüm vefa yeterse.

.
İslâmiyet öncesinde şiir yazan şairlere; “Şair” anlamında “Ozan ve Baksı” gibi adlar verilmiştir. İslâmiyet sonrası Anadolu’da; saz eşliğinde veya sazsız şiir yazan şairlere “Âşık” adı verilmiştir.

Şairler, Orta Asya Türk boyları arasında çeşitli adlar almışlardır. Şairlere: Oğuz Türkleri; “Baksı (Bahsı-Bahşi), Ozan”, Altay Türkleri; “Kam”, Yakut Türkleri; “Oyun”, Tonguz Türkleri; “Şaman” demişlerdir.

Ozan; dilimizde “şair” anlamında kullanılmış en eski bir sözdür. Hece vezni (ölçüsü) ile şiir yazan ve söyleyen şairlere, âşık (ozan) denir. Âşık (ozan), gerçekleri olduğu gibi yazan ve söyleyen şairlerdir. Saz ile söyleyen şairlere saz şairi, sazsız söyleyen şairlere de halk şairi denir.

Âşık; terim olarak, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre gibi şiir yazan ve ilâhi olarak şiir söyleyen Dinî-Tasavvuf mensuplarına denmekle ortaya çıkmıştır.

Âşıklar, usta – çırak ilişkisine bağlı olarak yetişirler. Özelliklerini, yetiştikleri ve yaşadıkları sosyal çevreden alırlar.

Âşıkların yetişme yerleri çok farklıdır. Köylerde, kasabalarda ve şehirlerde, tekkelerde, medreselerde, asker ocaklarında yetişen âşıklar vardır. Bunlar içinde geleneğe en bağlı olanlar köylerde yetişenlerdir. Bunlar saf şairlerdir. Saf halk şairleri; tabiatı ve gerçekleri olduğu gibi dile getirirler.

Âşıklar, diyar diyar dolaşarak; köy odalarında, kahvelerde ve meydanlarda, şiirlerini okurlar. Bu şekilde şiirlerinin geniş halk toplulukları tarafından duyulmasını sağlarlar.

Âşıklar; gezgin şairlerdir. İlden ile köyden köye gezmişlerdir. Semaî ve meydan kahvelerinde şiirler söylemişlerdir.

Âşıklar; gördüklerini ve yaşadıklarını dile getiren halk kahramanlarıdır.

Âşıklar; semaî, koşma, varsağı, destan, koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi nazım biçimleri ve türleri ile tabiat, ayrılık, ölüm, kahramanlık, aşk ve toplumsal olaylar gibi konularda şiirler söylemişlerdir.

Sazlı saz şairleri ve sazsız halk şairleri, şiirlerini, “cönk” denen ve eni boyundan uzun olan, uzunlamasına açılan defterlere yazarlar. Cönk denen bu defterler Türk Halk Edebiyatı’nın temel kaynaklarını teşkil eder. Edebiyat tarihi bakımından değerleri çok büyüktür. Halk arasında “Cönk”ler, “danadili” diye de tanınır.

Âşıklar, Türklerin Orta- Asya’dan, Anadolu’ya gelişiyle burada da varlıklarını devam ettirmişlerdir. Âşıklara, Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyük bir değer verilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’un alınmasından sonra, doğu ve güney bölgelerinden gelen Âşıkların, İstanbul saraylarında bile büyük ilgi gördükleri bilinmektedir. Âşıklar, Anadolu’nun değişik yörelerinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Bazı padişahlar, âşıklara özel ilgi göstermişlerdir. Bunların başında IV. Murat, IV. Mehmet, II. Mahmut ve Sultan Abdülaziz gelir. II. Mahmut devrinde İstanbul Tavuk Pazarında âşık kahvehaneleri vardı. Ün salmış âşıklar burada toplanır, çalıp söylerlerdi. Âşık fasıllarını idare edene “Reis-i Aşikâr” denir. Ve devletten maaş alırlardı. Birisine âşık denebilmesi için önce Tavuk Pazarındaki Âşık Cemiyetine “çerağ” olması gerekirdi. Kabiliyeti olan sonra kalfa, ardından “ehliyetname” alarak “âşık” olurdu. Bu âşıklar, ülkenin her tarafında hükümet adamlarından kolaylık görürlerdi.

Bugün de gerek saz şairleri gerekse halk şairleri, halk şiirinin yaşaması için gayret etmektedirler. Âşıklar; hece ölçüsü ile ve hece kalıplarının 11’li, 8’li ve 7’li ölçüleri ile şiirlerini yazmayı tercih ederler. Âşıklar, milli kültürümüzü, eserlerinde sade ve saf bir biçimde dile getirmektedirler. Âşıklar (ozanlar) gerek kendi dertlerini gerekse toplum dertlerini dile getiren şairlerdir.

Günümüzde Âşıklık geleneği Sivas, Kayseri, Ankara, Kırşehir, Yozgat, Adana, Osmaniye, Konya, Kars, İstanbul, Şanlıurfa, Erzurum, Toroslar ve Doğu Anadolu yörelerinde sürdürülmektedir.

Yunus Emre’den Ozan tanımı

“Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim”

“Cümle şair dost bahçesinin bülbülü
Yunus Emre arada dürraclana”

Açıklama: “Şairlerin hepsi dost bağının bülbülüdür. Yunus Emre’de aralarında turaçlanır.” demiştir.

“Yunus gel âşık isen tövbe eyle
Nasûha tövbe ucu kutlu oldu”

Açıklama: “Yunus, eğer âşık isen gel tövbe et, nasihat vericiye tövbe sonu mübarek oldu” demiştir.

 

 

aşık ahi kul ahmed derledi.

29 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Her aşk bir köle arar

Ahbeptu kadehini içermiş divaneler

Ahirette alaf saçarmiş dost pervaneler

 

Hakk’ın kudreti yedi cehennemi nar eyler

Ol nar aşığın narasından kaçarmış dostlar

 

“Doldun mu” derse Hakk şikayeti aşıklara

Takati yoktur cehennemin şol aşıklara

 

Hakk Teala varayım ol meramımdan yana

Aşık say ki yaşlarımdan döne ateş suya

 

Aşk satarım çık dükkanımı arşa kurmuşam

Gözyaşım derya “hay” kademine yüz sürmüşem

 

Kaçar olsun inşaallah ahından yedi sema

Göçer olsun inşaallah aşkından şerri cefa

 

Hakk saki oluptur mey içirir peymaneden

Ev bark çoluk çocuktan, kıldırır divaneden

 

Vücudumdan kaçar mı şeytan Hakk’ın fehmiyle

Cürmümden isyanıma karar sekinetiyle

 

Ol kapı ki aşk derler Hakk sana açmış ola

Kadir-i mutlak ol aşkını gönlünde kıla

 

Lütfi ihsan ile aşıkları sultan yaza

Sultan kim yolunda kaim Hakk’a canan yaza

 

Meyden bir katre sundu Sübhan’ım açtı kalbim

Zikrin bin bir sırdır ol sırrına kadem kalbim

 

Her aşk bir köle arar, bil bu sırrı gılman kim

Cennet nedir, aşık kastı nicedir, rıza kim

 

Allah deyu kalksa kabirden alem yanarmış

Sevi kuldur deyu Rahman’ım yalnız severmiş

 

Seherlerde yaş yerine kan dökermiş dostlar

Hamdeylese lanetli şeytan kaçarmış dostlar

 

Vaadine yoktur güman söyler kendi Cemal

Yalnız aşık olmaz lütf ile yola koy Cemal

 

Sen feryad ederken garipler elinden tutar

Aşk ile şevk şarabı içmek tasından tutar

 

Ahi kul ahmed aşk özündür aşksız kalma sen

Aşksız olan cahilin işin cehle koma sen

 

Arş ve kürsi bekler sahibini bir vecd ile

Levh ve kalem yazar sadıkını bir çeşm ile

 

Aşksız gelen aşkı dünyadır Hakk’tan bigane

Hakk’sız gelen yarandır yedi tamu civane

 

 

ahi kul ahmede nasib

 

9 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Güller ona düştü diken bana düştü

Şeyhimle erleri halinden bölüştük

Derviş ona düştü şeytan bana düştü

Rasülün hatırına varıp anlaştık

Güller ona düştü diken bana düştü

                         *** 

Sevgilimle canımı candan bölüştük

Canan ona düştü bu can dara düştü

Halim sormaz çare yok onmaz yareler

Canan güle düştü bu can ele düştü

                          ***

Dağlar ferhat ile gönül şirin ile

Bağlar gülşen diye bülbül gülün dile

Söyler kalpten göze canı sırrın bile

Canan yada düştü bu can hara düştü

                       ***

Şeytanla kulları kalbinden üleştik

Mü’min bana düştü kafir ona döşek

Hak ile pazar eyledim gönlümdür köşk

Zikir bana düştü lütuf ona düştü

                         ***

Yoktan yarattım dedi varım yoğ kıldı

Yoğ ile varlığı ol maydana saldı

Adem dedi ruhundan üfleyip ol’du

Cennet ona düştü dünya bana düştü

                            ***

Şeytan sultası havva ile gel oldu

Sonsuz ömür adem için düş oldu

Elma yemek isyan ile derc oldu

Hata ona düştü günah bana düştü

                           ***

Ayrı ayrı yere savruldu bir gece

Adem bakmaz göğe suçundan hallice

Kırk yıl tövbe etti gözünden aktıkça

Affı ona düştü sabır bana düştü

                          ***

Düşman oldu kullar dahi hayvanat

Kabille habil niza etti öl hayat

Habilin ahiliği hakka seranat

Feta  ona düştü katil bana düştü

                         ***

Daim latif oldu cömert feta dendi

Kim ki zaif oldu feta yada koştu

Ali derler hazret etek ile örttü

Gizi ona düştü sala bana düştü

                    *** 

İbrahim, yuşa, yusuf, kehf kuran feta

İbrahim ol putların babasın kıra

Yuşa Musa ile etti kula vefa

Sefa ona düştü cefa bana düştü

                          ***

Kul ahmedim ahilik sana mı kaldı

Darlıkta cömert ol baha can mı aldı

Zaman hızlandı afet ki candır yahşi

Canan hara düştü ahmed dara düştü

                                                                ahi kul ahmed

7 Eylül 2011
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç