CUMA SOHBETİ – 22 “İSLAM’DA İHSAN ŞUURU”

Bismillahirrahmanirrahim

selamün aleyküm

İSLAMDA İHSAN ŞUURU

 

Kültürün eşya ve hadiseleri algılama biçimi var. Hayatı algılayan ve biçimlendiren bir biçimi vardır. Böylesine bir bakış açısı hayatımızı da değiştiriyor. İnsan ister istemez Modern kültürün yansımalarından etkileniyor.

Modern kültür Kadim kültürü inançtan her türlü yeniliğe kadar etkiliyor. Modern kültürün yaşadığı kriz önce aileyi etkiliyor. Bu bir gerilim oluşturuyor ve aynı anlamdaki zıt kavramlar insan olarak genlerimizi değiştiriyor. Makul ve saf olarak görünen HAK kavramı öylesine genişledi ve öne çıktı ki gittikçe çatışmaların kaynağı oldu. İnsan hakları, kadın hakları, hasta hakları, işçi hakları, çocuk hakları gibi…

İslam da ise vazife ve sorumluluklar merkeze alınır. Modern kültürde ise bu haklar bir varoluş mücadelesinden çıkıyor denilebilir. Hasta doktordan, kadın kocadan mücadele ile bir şeyler koparmaya çalışıyor. Çünkü hayatın tanımı “hayat mücadeledir” şeklinde yapılıyor. Bu durum sınıfsal yapı ve çatışma ortamından etkileniyor. İslam ülkelerinde sınıfsal bir yapı olmadığını düşündüğünüzde bu durumun ne kadar sakat bir anlayış tarzı olduğu anlaşılır.

Modernlik temelde din karşıtlığı üzerine oturur. Sekülerleşme ile din alanını daralttı. Din hayatın arka planına atılınca düzeltip toparlayacak bir şey kalmıyor ve hayat paramparça bir şekilde devam ediyor.

Modern dünya da ahlaka ihtiyaç duyar aslında. Fakat yine kendisi ahlakı imkansız kılar.

Din; değer koyar. Ahlak yorumsal bir tavırdır. Dinden beslenmediği sürece nereye kadar gideceği belli olmaz.

Hukuk formel, maddi müeyyidesi olan kaideler koyar. Ancak bu kaideleri yine toplumsal ahlak belirler. Yine bu noktada da dini değerlerin belirleyiciliği olmazsa değer ve fıtrata uygun tanımlardan uzaklaşılmış olur.

Dinin ulaşmadığı bazı Eskimo kabileleri 70 yaşını geçen yaşlılarını köyün dışına atarlar ve beyaz ayının gelip onu diri diri yemesini beklerler. Ayı adamcağızı bağırttıra bağırttıra yedikten sonra “tamam, dedemizin ruhu beyaz ayıya geçti ve daha uzun yaşayacak ” derler. Din daima iyilikle sonuçlanan normlar oluşturur. Hz. ademden beri böyle olmuştur. Fakat onu bir kenara atarsanız çıplak kalırsınız çıplak…

Modern hayatta,

Dinin yerini ……… ilim aldı.

Allah’ın yerini…… İnsan aldı.

Vahyin yerini………akıl aldı.

Türkiyedeki entelektüeller batı dini anlayışı ile davranıyor.

Merhamet ve acımak Rum 21 ‘de şöyle sayılıyor.

Rahmet

Meveddet

Sekinet

Olarak sayılıyor. Rahmet, acımak değildir. Kim kime acıyacak?? Acımak dikeydir ve Allah’tandır. Merhamet ve acımak rahmet olmaz. Bu incelik İhsan’dır, İyiliktir, güzelliktir. Ancak iyilik, güzellik içten gelerek güzellikle yapılırsa İHSAN olur.

Peygamber efendimiz oğlu İbrahim’i kaybettiğinde bir sahabi mezarı düzeltmek için mezarın içine iner. Peygamberimiz başındadır. Boş kalan bir deliği görünce der ki; şu karşısındaki delik boş kaldı der. Sahabi de “ya Rasulüllah bunun cenazeye bir zararı yok ki” deyince “ölüye yok ama dirinin gözüne var” der. Arkasından da şu hadisi irad ederler. “Allah bir kulunun yaptığı işi iyi ve güzel yapmasından hoşnut olur” buyururlar. İşte ihsan şuuru bu kadar önemlidir.

Nezaket=

İhsandan=== MEVEDDET; karşılıklı sevgi doğar= bundan da SEKİNET=huzur doğar.

Hak nihai adalettir. Son noktadır. Tersi ise zulümdür.

Borçlu ödeyemezse “başkasını kendine tercih etme” prensibi gereğince bağışlama yapabilmelidir. Bu bir insan ahlakıdır.

Hakşinaslık—karşı taraf oluşturur.

“Hak verilmez alınır” diye bilinir yanlış bir şekilde.

“Her hak sahibine hakkını ver” HADİS. Bu hadis hak almaya değil sorumluluğu hitap ediyor.

Adaleti aşan değerler ne olacak? Örneğin merhamet gerektiren konular hak kavramıyla çözülemezler. Bu kırılgan ilişkiyi hak üzerine kurarsanız diğergamlık gibi erdemleri iptal etmiş olursunuz.

Peygamber efendimiz kızı Fatıma’yı çıkarırken ona şöyle diyor: “Kızım, ülfet ettiğin ortamdan bir başka ortama gidiyorsun. Sen kocana cariye ol, o da sana köle olsun”

Artık buna rağmen bütünleşme sağlanamıyorsa bunu sorgulamak gerekir. Kuran bir ayetinde “siz bütün oldunuz” diye buyurur. Onun hitabı zevc ve zevce kelimeleri üzerindendir. Öyle ki; zevc kelimesi; ayakkabı, mes veya çorabın teki demektir. Biri diğerine lazımdır ve parçasıdır. Aynı numaradan olması gerekir ve sağ mes solun yerine geçmez, sol mes de sağın yerine geçmez. Sol sola sağ da sağa giyilir. İşte Kuran’ın bu benzetmesi müthiş bir ilahi benzetme veya adlandırmadır denilebilir.

Halbuki batıda hırıstiyanlık değer üretmekten iyice uzaklaştığı için toplumsal cinsiyet rollerinin değiştirileceğine ilişkin sapık fikirler gelişiyor. Böylece roller karışıyor. Bunun akabinde haklar devreye giriyor ve toplum kesimleri karşı karşıya gelip iyice ayrışıyor. Arkasından “o benim hakkımı yedi” deyip kavga başlıyor.

Biz ne yapıyoruz derseniz; biz, “batıyı suçlayıp kendimizi beraat ettiriz” desek pek de yanlış olmaz sanırım.

Adamın son model jeepi var, yerde rahle ve megafonla ders yapıyor=zıtlık.

Batıdan fikir alırken ona bir parola sorabilmeli ve içini kendimize göre doldurup bize uygun hale getirmeliyiz.

Müslümanlar ya çok geride kalıyor ya da hayat budur deyip uyuyor. Hayatta gerilimler var. Yer bulmak için dik durmak gerekiyor. Boşanmalar, fikri çözülmeler ve bir çok yaşam problemleri yaşanıyor. Bu ortamda batının yaptığı gibi hakka temel bulmak son derece yanlış olup ayet ve hadislerde dikkat çekilen vazife ve sorumlulukları daha önemli olarak ön plana çıkarmalıyız.

Ülkemizde hak ve vazifenin içi boşaltıldı. Eşitlik kavramı öne çıkarılıyor. Halbuki eşitlik kavramı kadın ve erkeği karşı karşıya getiriyor. Halbuki İslam’da TAMAMLAYICILIK vardır. Kadın erkek eşit olmaz. İki farklı şeyi, tamamlayıcılığını öne sürerek bir elmanın birer yarısı gibi eşitlerseniz bu benzetme yanlış olur. Zira eşler zevc kelimesinde olduğu gibi iki farklının birbirinin yerine geçmeden birbirini tamamlamasıdır. Eşitlemek yerine erkeğin üstünlüğü ile kadını tamamlaması, kadın da kendi üstünlüğü ile erkeği tamamlar…

Böyle bir ortamda eşitlik değil de tamamlayıcılık olduğu için bir saygı düzeni ister istemez oluşur ve öfke ve hakarete yer olmaz. Şayet problem çıkarsa bu yapı o sorunu çözebilecek bir ortam sunar. Çünkü eşitliğin kavga ettiriciliği yoktur burada. (Veceale beyneküm meveddet) sevgi ve merhamet temelli bir yapı öngörüyor Kuran.. Temelde yatan şey kulların fiili davranışıdır. Yanlış davranışlar aşkı bitirir.

Rasulüllah veda hutbesinde “siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız” buyuruyor. Emanet=sığıntı değildir. Bu, sorumluluğun zirvesidir. Emanet= birisinin yanına bırakılan kişi ya da eşyanın aynen zarar vermeden geri vermesine denir. Allah diyor ki; “bir zarar verirseniz ona ihanet edersiniz” diyor. “Birbirinize takva elbisesisiniz” buyuruyor. Burada meseleye bütüncül bakılması gerekir. Buna göre kadın da erkeği, onu ilgilendiren özellikleri ile doyurarak da olsa koruması gerekir. İslam ailesi kendini nasıl görüyorsa ona göre hayatını kuruyor. Halbuki dinini bu inceliklerini bilmekten aciz. Biraz eğitim gerekli görünüyor.

Kız çocukları “ekonomik özgürlüğümü kazanmak istiyorum” diyor. Daha baştan aile olmak düşüncesi yok. Evlendiğinde kocasının peşinen dışarı atacağı varsayımına göre “ben kışa hazırlanayım da yaz gelirse bahtıma” hesabıyla en kötüsü için baştan uğraş veriyor. İş hayatı da görevlerde ihmal ve yorgunlukları getirince kavgalar ve gerçekten de beklendiği gibi boşanmalar kendini gösteriyor. Artık yumurta tavuk hikayesine dönüyor ve sol ayakta sağ ayakkabı ne yapıyorsa aynen öyle oluyor. Artık ailede eşitlikçi, tartışmacı, kaba davranışlar aile olmaktan uzak bir tartışma hayatını beraberinde getiriyor. Fertler artık fedakarlıklardan uzaklaşıyor baştan. Bireysellik öne çıkıp ego öne çıkınca kavga kaçınılmaz artık. Halbuki aile ben değil biz olmayı gerektiren bir yapıda olmalıdır. Rasulüllah efendimizi bir sahabe davet edince “aişe ile geleceksek gelelim” diyor davete.

Cibril hadisi, bildiğiniz üzere 4 temel soruya oturur. Sırayla İman nadir? İslam nedir? İhsan nedir? Ve kıyamet ne zaman kopacak sorularıdır bunlar.

İlk üç sorunun cevabından sonra kıyametle ilgili sorunun alametleri konuşulurken “cariyenin efendisini doğurmasıdır” buyrulur. Bu, öyle insanlar göreceksiniz ki meteliksizken-çobanken- birden zenginleşecekler ve aralarında yarışacaklar. Böylece statüye göre itibar öne çıkacak. Sizin gibi olmayan insanları dışlamaya başlıyorsunuz. Burada statü farkından dolayı ihtiyaç pompalanıp mal doldurmasını sorgulamak gerek.

Evimizde salon takımı genellikle 7 kişiliktir. Adeta misafire 5 kişi gelin fazla gelmeyin diyorsunuz.

Sabır ailede çok önemli. Ailede duygu yüklü tavırlar çatışabilir. Bunların kaynaşması, ülfeti kolay değil, süreç ve sabır istiyen şeyler bunlar. “sabırla koruk, helva olur” bu olmayınca boşanıyorlar. Temel sorun ise fedakarlığın değil de ben duygusunun öne çıkmasıdır denilebilir. Problemlerde bencillikten çocuğu bile düşünmüyorlar. Zira önemli olan kendisi. Değerlerimizi İSLAM İLE DOLDURMALIYIZ: EŞYA İLE DEĞİL.

Şunu alırsam daha rahat olurum diyor. Eşya ile alışveriş tatmini istiyor = boş meşguliyet = aile olmaktan kaçış.

Erkeğin de TV ve İnternete 5 saat seyretme zamanı ayırması da aile olmaktan bir kaçıştır denilebilir.

Şöyle bir düşünün. Rasulüllah’ın ev eşyası nasıldı? HAKİKATE MUHAMMED’LE GÖZ AÇMAK GEREK.

İnsan görevini zekat ve sadaka ile bol bol yerine getiriyorsa alacağının en iyisini alabilir. Ancak bunu da sonuna kadar kullanması gerekir. Bir Hadis’te şöyle buyruldu: “Allah, rahmetini kullarının üzerinde görmekten hoşnut olur.”

Günümüz insanı 3 ayda bir takım değiştiriyor. 30 çift ayakkabı. 50 çift elbise. 50 başörtüsü. Tüketim ve tesettür dahi teşhire dönüşüyor. Bir elbise alınca buna uygun ayakkabı ve çanta da alması gerekiyor. Böylece her renkle giyilebilecek elbiseler alınmadığı için gösterişli moda tüketimler diğer tüketimleri de beraberinde zorluyor.

Saç ektirme şu kadar. Bu şu kadar aç insanı doyurur halbuki.

Benim için israf yoktur, asla yapamam diye düşünerek “ela bi zikrillahi tatmeinnel kulüb- kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain (tatmin olur sukünet bulur) olur” ayetini hatırlamalıdır. Oysa biz bunu dolduracak başka şeyler arıyoruz. Şu soru önemli: eşyayı kullanıyor muyuz? Yoksa eşyaya tapıyor muyuz? Bir hadiste “ kumaşın kulları…” diye geçer. Bu hadis bugün aynen geçerli değil mi?

Batı’nın özgürlük anlayışı tanrıdan (Kilise temsil ediyordu) bağımsızlaşma olarak algıladı. Bu sefer tanrıdan kaçarken kendine (İnsana) tapar hale geldi. İlişkiler large hale geldi. Özgürlükler öylesine sınırsız ve fıtratsız hale geldi ki farklı evlilikler, eğer insan istiyorsa olabilir dediler. Namus ve iffet büyük yaralar aldı. Fıtrat bozuldu. Özgürlüğün tanımını batı : “İnsan, Allah’tan uzaklaştıkça özgürleşir” dedi.

Halbuki Kuşeyri: “ÖZGÜRLÜĞÜN HAKİKATİ, KULLUĞUN KEMALİDİR” dedi.

Halbuki İnsan ne kadar deniz suyu içerse içsin susuzluğu artar!!!!! yani ne kadar tüketirseniz tüketin tatmin olmayacaksınız demektir. Amerikalıların %70′i sakinleştirici kullanıyor ve mutsuzların oranı %70. Batılılar, gelirimiz üç kat arttı fakat mutluluğumuz %40 düştü diyorlar. bizde ise mahkemelerin asli görevi boşanma davaları oldu. üç kat arttı. aile bakanlığı aileyi kurtarmaz. İslam Bakanlığı aileyi kurtarır. Yukarıda Kuşeyri’nin sözünü okumadınız mı? “Özgürlüğün hakikati kulluğun kemalidir”

Daha çok kul olmalıyız. Kulluk edeptir evvelde. Sınırsız toplumlar edepsiz toplumlardır. Bu yüzden aşırı özgürlük ferdiyetçiliği getirdi. Ego ise hak sorununu, hak ise alınır denilerek kavgayı.

Bir müslüman kadın veya erkek hak adına hak kavgası yaparak feminizmin veya bilmem neyin telinden çalamaz. Müslüman, müslümanlığın içinde bir görevini yerine getirebilir ve arkasından başkasını görevini yapmaya davet edebilir.

Zekat, açın, komşunun, akrabanın doyurulması, işçinin alnının teri kurumadan ücretinin verilmesi hep görevdir. Allah fakiri zenginin merhametine bırakmadı, tavsiye etmedi. Emretti, vermezsen devlet toplasın dedi, daha da olmazsa malını eksiltirim dedi. Daha da olmazsa ahirette senin sırtını alnını dağlarım dedi tehdit etti. Bizler İslam’dan uzaklaştıkça görevlerimizi unutuyoruz. Bu yüzden zulme uğruyanlar da feministlerin ya da Allahsız bilmem kim olup hak arayıcıların kavgacıların kucağına düşüyorlar. Fertten aileye ondan da ülkeye sıçrıyor huzursuzluk.

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur..

4 Aralık 2014
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 11

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Selâmün Aleyküm

 

  • Cahiliye adetlerinden çocukların gömülmesi bu gün çocuğun elden kayması olarak devam ediyor. Çocuğun ahlakını sokak belirliyor. Aile zayıf bir şey veremiyor. Okul sadece bilgi veriyor. Öğretmen ilmi ahlak ile beraber vermiyor.
  • Vesilenin şirk sayılması bu gün de yaratılanların yaratanın önüne geçmesiyle devam ediyor. İslama sokuşturulan üç darbe;
  1. Allah dursun insan öne geçsin. ( Örneğin, Kendine iyi bak sözü )
  2. Din dursun ilim öne geçsin (tevekkül kalksın, sebep sonuç yeterlidir yaklaşımı)
  3. Vahiy dursun akıl öne geçsin (Kuran dursun, laiklik –akıl- öne çıksın)
  • Milliyetin siyasi boyuta taşınması TAĞUT’tur. Üyesini şirke düşürür. Yöneticinin namaz kılıyor olması bunu değiştirmez.

 

  • Müslüman ne zaman acıktıysa o zaman ve ihtiyacı kadar yemelidir. Bir miktar ekmeği kuşlara bölmelidir. Peygamber efendimizin öğün sayısı 2 idi.
  • Otobüse bindiğinde boş yer varsa oturup sonra adalet için yarı yolda kalkmalıdır. Kimseye buyurun dememeli ve teşekkür beklememelidir. Teşekkür bekleyen karşılığını almıştır.
  • Ateşin etrafında döndükçe dönmeli. Güneşe yaklaştıkça kanatlar yanar. Fakat kendi de ateş olanın kanadı yanmaz.
  • Ölüm gelip seni bulduğunda sen yine Allah Allah diyor ol. Ölümün ne zaman geleceği belli olmadığı için daima Allah diye yaşıyor ol. Ya Allah ile beraber ol. Veya olanlarla beraber ol.
  • Her gün bir simitçiye 2 lira ver. Kimsesiz çocuklara versin diye.
  • Bir gerçek fakir size gelip ihtiyacını bildirdiğinde kazancınızdan arta kalan ve onun ihtiyacına göre vermelisiniz. Tam fedakârlık yapmadan birr’e ulaşılmaz.
  • İmkânlar ölçüsünde misafirin isteği önemlidir. Misafirin verilene itiraz hakkı yoktur. Ev sahibi de aşırı masrafa girmemelidir. Var olanı gizlememelidir.
  • Sabah yola çıktığında en az 1 kişiye selam vermeden araca binmemelidir. Selamı latif şekilde vermelidir. Minibüste 20 kişiye otobüste erkeklere sıradan selam verilmelidir. Gönülden bağlarla selam sevgiye, sevgi imana götürür.
  • Yolda giderken herkese özellikle hamilelere, sakatlara, acizlere, yaşlılara içinden dua etmelidir. Yürürken dik ve güleç yüzle herkese gülümseyerek yürümelidir. İbadet ve kul hakkına dikkat etmiş güleç yüz rahmeti çeker ve insanlara bunu dağıtır.
  • Allah’a tam yönelerek kılınmış bir namaz kişinin boyutunu uzatır. Boy uzaması terakkidir. Namaz zikri ekber olarak kişinin makamını yükseltir. Boy, yetişemeyeceği yerlere yetişmesi demektir, cennete yaklaşması gibi.
  • Her gün ileri gidecek şeyler yapılmalı ve yapamadığı için veya dün için esteğfirullah çekilmelidir. Günlük vird olarak en az 100 estağfirullah çekilmelidir.
  • Günlük hayatta Allah zikrinden uzak kalmamalıdır.
  • “Ya Rabbi, Ümmeti Muhammed” zikri/duası da bol bol yapılmalıdır.
  • İsraf haramdır. Her doğru ihtiyaç helal parayla aşırı borçlanmadan helaldir. Evler ne imrenilecek kadar gösterişli, ne de iğrenilecek kadar kötü olmalıdır.  “sadelik imandandır” Hadis…Fayda sağlamayan şeyler de israftır. Güzel olan şey hem güzel olmalı hem faydalı olmalıdır. Allah gökyüzünü hem güzel yarattı hem de başımıza yağan taşları eriterek fayda sağlar. Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca diyen adam da güzel hakkında doğru söylemiştir.

 

aşık ahi kul ahmed

20 Mart 2014
Okunma
bosluk

NO’LA MUHAMMEDÎ (Mersiyye) (İlahi) (video)

*

Sultan I. Ahmed’in Hazreti Peygambere Mersiyyesi

 

N’ola tacum gibi başumda götürsem daim

Kademi resmini ol hazret-i şah-ı resulün

Gül-i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir

 Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün

Sultan I. Ahmed

                                             

NO’LA MUHAMMEDΠ 

(Hz. Peygambere Aşık Ahi Kul Ahmedin Mersiyyesi)

 

N’ola başım gibi seni de taşısam

Beni hardan alan nuru Muhammedî

Gülşeninim güllerim seninle koksam

Ahmedî kul üzre yüzün Muhammedî

 

N’ola canım gibi seni de sevseydim

Beni hare sokan narı Muhammedî

Didarımın bağları seninle gülsem

Ahmedî kul üzre gülün Muhammedî

 

N’ola sözüm gibi seni de bilseydim

Beni senden alan nuru Muhammedî

Cennetimin köşkleri görüp bilseydim

Ahmedî kul üzre sözün Muhammedî

 

N’ola yarim gibi seni de sarsaydım

Beni candan eden canı Muhammedî

Cananımsın köşkleri verince gülsem

Ahmedî kul üzre köşkün Muhammedî

 

N’ola halim gibi seni de ağlatsam

Beni kuldan eden birr’i Muhammedî

Resulüsün ümmeti verince gülsem

Ahmedî kul üzre gül sen Muhammedî

 

N’ola gülüm gibi seni de dileseydim

Beni bülbül kılan gülü Muhammedî

Türkülerin neşvesi kârınca yağsam

Ahmedî kul üzre türkün Muhammedî

 

N’ola yıllar gibi seni de içseydim

Beni yorgun kılan ahı Muhammedî

Gözlerimin yaşları tövbede Hakşen

Ahmedî kul üzre makam Muhammedî

 

N’ola zikrim gibi seni de ansaydım

Beni cezbe salan şah’ı Muhammedî

Döndüğümün nirengi yıkılsa yansam

Ahmedî kul üzre ölsem Muhammedî

 

N’ola aşkım gibi senide yar saydım

Beni derde koyan aşk’ı Muhammedî

Sadıkınım mihengim yıkılsa düşsem

Ahmedî kul üzre kalksam Muhammedî

 

N’ola bilgin gibi seni de çözseydim

Beni bir de bulan dahi Muhammedî

Sorulanın şifresi verilse çözsem

Ahmedî kul üzre bilsem Muhammedî

 

N’ola halim gibi seni de sorsaydım

Beni hapse koyan hakkı Muhammedî

Mahpusların kapısı açılsa kalsam

Ahmedî kul üzre assam Muhammedî

 

N’ola cahil gibi seni de sorsaydım

Beni ilme iten “oku, Muhammedî”

Alimlerin imamı olup kıldırsam

Ahmedî kul üzre ezan Muhammedî

 

N’ola sırrım gibi seni de açsaydım

Beni ele veren yad-ı Muhammedî

Gizlerinin çırası yansa da görsem

Ahmedî kul üzre gizin Muhammedî

 

N’ola dişim gibi seni de sıksaydım

Beni sünnete koşan şer’i Muhammedî

Tarikatının yolunu söyle de bilsem

Ahmedî kul üzre erin Muhammedî

 

N’ola elim gibi seni de tutsaydım

Beni biat eden nebi Muhammedî

Hakikatının hükmünü bildir de ölsem

Ahmedî kul üzre hakkın Muhammedî

 

N’olaydı da n’olaydı hükmüm n’olaydı

Yedi düvel hükümranım hal olaydı

Resulü Zişan hükmüne ram olaydı

Ahmedî kul üzre şahın Muhammedî

 

Kul ahmed’im sultanın kim Ahmet midir

İki cihan üzre şahın gül gülşen midir

Bu adaşların Rahman’ı Rahim midir

Ümmetî kul üzre şaf’i Muhammedî

 

ilk kıta şiir Sultan 1. Ahmedin kendi şiiri olup İstanbul Sultan Ahmed meydanındaki türbe kabristanının giriş kısmının üst içe bakan tarafında beyaz mermer üzerine altuni renkte yazılı olan kıtadır. kendisi 14 yaşında tahta çıkmış, 14 sene tahtta kalıp hastalık nedeniyle vefat etmiş, 12. padişah olup 14. sırada (önceki iki defa tahta çıkış dolayısıyla) tahta çıktığı için 14 şerefeli Sultan Ahmed Camii’ni yaptırmış ve açılış ikindi namazına denk gelince cemaate dönüp “ey cemaat, içinizde ikindi namazının sünnetini ömründe hiç terketmeyen her kim var ise gelsin bu namazı kıldırsın” diye nida etmiş,

 

bir süre bekledikten sonra etrafındaki mollalar da dahil olmak üzere hiç kimseden ses çıkmadığını görünce öne geçip ” Elhamdülillah biz ömrümüz boyunca bu sünneti de hiç terketmedik” deyip imamete geçmiştir. Sultanın bir türlü namaza başlamadığını gören alimler mollalar sultana “Sultanım cemaat bekleyip duruyor, huzursuzlaştı, biraz acele edin” deyince Sultan Ahmed’in cevabı şöyle olur. “Bre Molla, siz benim kabeyi görmeden namaza duracağımızı mı sandınız” der. b

 

ir müddet sonra da namaz eda edilir. bu cami bir ihtiyaçtan ziyada Ayasofya Camii’ne kinaye olarak üstünlüğümüzü ilan etmek için onun tam karşısına yapılmıştır. kubbesi Ayasofyadan bir karış da olsa geniştir. ayasofyanın hantallılığına göre daha zariftir. konumu daha isabetli ve görünür bir yerdedir. iç direkleri de aynı şekilde zarif ve içi çini kaplama olup yabancılar “mavi cami” olarak anarlar.

Bu fakir geçtiğimiz ramazandan üç gün önce Temmuz 2011’de İstanbul’da idi ve hem eserini hem eser sahibini ziyaret edince (muhabbeti bir başka oldu mübareğin) ve yukarıdaki şiiri de görünce hemen onu not edip İstabnul-Ankara yolunda aşağıdaki mersiyyeyi kaleme almak nasib oldu. yazdırana hamdolsun.

 

 

aşık ahi kul ahmede nasibdir.

3 Ocak 2014
Okunma
bosluk

İhsan = Estetik = Güzellik = Anlayışlılık = Ahlaki İyileşme = Hoşgörü = Edep Şuuru Üzerine

Estetik  İslam’da ibadetle başlamış görünüyor. Ancak estetik fıtridir. Kişi yetişkin olunca ya gelişir ya das üstü örtülür. Bir ayette “..her şeyi en güzel yaratan Allah’tır” buyuruldu.  Sanat felsefesi ahlakın bir parçasıdır. Ahlak da değer olarak norm oluşturur.

Buradaki tartışma estetiğin Allah’ın zatından mı, yoksa, insanlar mı atfediyor tartışmasıdır.

Allah insanı bir sanat eseri gibi yarattı.

Allah ademi kendi suretinde yarattı =bu benzetme esmai Hüsna açısındandır.

Tevhid = Bu noktada Hakk ile mahluku ayırmak gerek. Benzetmemek gerek.

Tenzih = Allah ve peygamberi birbirine benzetme yapılmamalı. Görevleri ayrışmalı ve peygamberin sınırı belirlenmeli.

Helal-haram dairesinde Müslümanlar ölçüye dikkat ettiler. Örneğin sinemada tiyatroda, hat sanatında.

Cibril hadisinde temel üç soru var.

İman nedir?

İslam nedir?

İhsan nedir? = Allah’ı görüyor gibi ibadet etmendir…..

İbadetteki bu tavrı günlük hayatın içinde de düşünmeliyiz. Bir şeyi güzel yapmak da bir ihsan şuurudur.

İyi  =  yapma

=  olma

=  duyma

=  muamele     ‘nin hepsi ihsan şuurunu oluşturuyor denilebilir.

Kötü davranışta da ihsan şuuru gerek. Amele yağmelü.  Öyle iş yapın ki Allah görüyor, peygamber görüyor, ümmet görüyor.=İYİ

İTKAN=sapasağlam.

Peygamber efendimiz oğlu ibrahimi kaybedince mezara bir sahabe iniyor. Efendimiz şu deliği düzelt deyince “bunun ölüye bir zararı yok ya Rasulüllah”  diye cevap alınca “hayır, göze hoş gelsin” buyuruyor. Arkasından da “Allah, kulunun yaptığı işi iyi ve güzel yapmasından hoşnut olur”  hadisini buyuruyorlar.

Bazı haller var ki onun da estetiğine dikkat edilmesi gerekir. Örneğin “ameli başa kakmayın ki bir estetiği olsun” “sağ elinin verdiğini sol el görmemeli ” “başkasının aldığını görmemesi” bunlar birer ihsan şuuru.

Gazali

1-     Kusursuzluk  (onlar semaya bakmıyorlar mı?   ….. düzensizlik görebiliyorlar mı?

Çatı      gök

Sergi    yer

Lamba  yıldız

Mavi

Yıldız

(Turkuaz) mavi   …..teskiye

yeşil    ….telkin

2-Amaç olacak (biz yeri ve göğü boşuna yaratmadık,…-insan başıboş yaratılmadı..)

3-Uyum olacak. (ölçülülük olacak.. insan,varlık,otlar, simetri)

4- Nizam olacak.(andolsun saf saf duranlara, lezzetül ayn=gözlerin hoşlandığı)

Bu dört unsur olmazsa güzellik değişken olur.  Estetik tecrübeden yararlanmak da mümkündür.

Bir Türkün Alman hapisanesinde HAT çalıştığını düşünün.

Sıdık ve Salihler kusurları an aza indirilmiş insan en faydalı insandır. Ruh güzelliği yüsektir ve ahseni takvim olarak adlandırılır bu kişiler.

Aristoya göre duyuların algısı anlamındadır. Halbuki asıl olan ahlak güzelliğidir.

“Allah güzeldir, güzel olanı sever”

Bir adam saçı sakalı karışmış fakat yediği haram, içtiği haramdır. Nasıl kabul olur bunun duası….

Güzellik hem maddi ve hem de manevi olmalıdır. Güzellik güçtür, etkiler. Estetik islama davet aracıdır= giyim, çevre, hareket…

Gaye için var olmak, insan-ı kamil’de estetik var.

Kusurlar bile söylenirken estetik olmalı. Kırmadan dökmeden.

Peygamber efendimiz kusuru umuma söylerdi.

Müslümanın namazı estetik olmalı, yem yer gibi olursa rahatsız eder. Yani tadili erkan üzere olmalı.

Ahlaki davranışlarımız da estetik olmalı. İlişki, alış-veriş, aile hayatı = estetik olmalı.

İslam savaşa bile kadın, yaşlı, çocuk, ağaç, ekinler yakılmamalı, eli eziyet etmemeli, burnu, kulağı kesmemeli…

İyi bir söz sadaka verip başa kakmadan iyidir.

Sözü süz de söyle

Yaz da söyle kışta söyle

Ağzını büz de söyle

Gazali

Tenzih

İbadet

Hukuk

 

İman

İbadet

Ahlak

Azaların güzelleştirilmesi

Çatal, kab, bedesten, camii

Hem kullanışlı hem göz zevkine uygun olmalı

Sanatın büyüleyiciliği

Estetik –sevgi var –bilmek de gerek

İlim, bilirse – muhabbet hasıl olur

Hal üzre olmak- değer bilmek

Rabbena ma halekteha batıla  =  sen boşa yaratmadın ya Rabbi

Camiler Allah’la ilişkileri olumlu etkiliyor.

Osmanlı = mabed medeniyeti

Taşların duası,

Allah’ın celal sıfatı camilerdir. İçinde ise Cemal sıfatı müşahhas hale getirilmiş.

Hadis:”Kuran’ı sesinizle süsleyiniz”  Kuran’ın özel ciltlerle ciltlenmesi ve tezhib le süsleme yapılması estetiktir.

İstanbul beyefendisi” tavırların estetiğini güzelliğini hatırlatır.

Her Müslüman İslam’ın temsilcisidir. Yaşamında estetik olmazsa kaba saba olur ve tebliğ mesajı veremez.

Hat çalışan bir öğrenci yaptığını kendinden bilmemeli, Allah’ın güzelliğini hatta aksettiriyorum” demeli.  Okuyan kişi , Allah’ın lütfuyla okudum demeli. Hazır bulup kullanan ses tellerini kendi yaratmadı elbette.

BATI’ya göre ne kadar tanrıya isyan ederse o kadar iyi sanatkar olur.

Tecelligah, lütuf, aktarıyorsa, yansıma olarak aktarır

Ayet “Allah yaratanların en güzeli değil midir?”

Burada Halıkla Mahluka dikkat edip karıştırmamak gerek.

Oruç : “size biri kötü söz söylerse “ben oruçluyum” desin”  ==  estetik var.

Hacc: “Hacc yapan kötü söz söylemesin, incitmesin== ahlaki dönüşüm var.

Malkom X: (Amerikalı Müslüman Lider olup Hacc yapınca gerçek İslamı anlalıyor. 36 sene beyaz düşmanlığı yapıyor şeyhinin etkisiyle. Hacc yapıp ciddeye gelince herkesin kendini kucakladığını görüyor ve evrensel bir din olduğunu anlayınca dönüşte şeyhini terk ediyor. Mısırda sabah ezanları okunurken firavunların sesinin kesildiğini görüyor. Müthiş bir sahne müthiş.. –Bu filmi bu fakir de izledi–

Camideki namazın hidayete vesile olması: “soyut bir varlığın karşısında bir sesle birlikte hareket ediyorlar. Bundan çok etkilendim” diyor bir batılı yazar.

Oruç tutup da gereğini yapmayanlar için efendimiz: “yanına sadece açlık ve susuzluk kalır” diyor.

Mevlana ise denizi kullanır ve der ki:

Bu denizde ölmek yok

Bu denizde muhabbet var

 .

 

 

aşık ahi kul ahmede nasibdir

11 Nisan 2012
Okunma
bosluk

Evvel bahar ermeyince / ben bir şahin olsam / bağlar başı şiirleri…

Evvel bahar ermeyince

 

 

Evvel bahar ermeyince

Kırmızı gül açmaz imiş

Kırmızı gül açmayınca

Gonca diye kokmaz imiş

 

Bahar baçı güller imiş

Gül bahayı aşk eylemiş

Aşkın sazı bülbül ötmüş

Bülbül gülsüz yatmaz imiş

 

Bülbül güle aşık imiş

Aşık ne ki ölür imiş

Ölmeden evvel ölseymiş

İnsan oğlu ölmezmiş

 

Gül bahardan azad imiş

Evvel nazar gonca imiş

Gonca Hakk’ın fehmi imiş

Fehme eren yanmaz imiş

 

Kır çiçekli ala dağlar

Lale sümbül çiğdem eğler

Yazıdaki oğlak söyler

Cana bülbül ayvaz imiş

 

Er baharda bağım gülşen

Gül dedimse kastım aşktan

Bülbül kimmiş benim canan

Canın sunan ölmez imiş

 

*                 *                  *

 

Şahin olsam ne çıkar bundan

 

İlim arzu edenlerindir

Arzu etsem ne çıkar bundan

Alim arzu edenlerdir

Sazı olsam ne çıkar bundan

 

 İlme gönül vermem veremem

 Arzu diye gece ölemem

 Ben bir arzu ile yaşarım

 Canı olsam ne çıkar bundan

 

Mesaj alındı yaşlan beyim

Bilmez kimse hem arzu halim

Sohbetimiz var arzu canın

Canan olsam ne çıkar bundan

 

Bize şahın nazarı gerek

Karga değiliz sekecek

Taksam cırnamı can verilcek

Şahin olsam ne çıkar bundan 

 

 *                   *                     *

 

 Bağlar başı

 

Bağlar başı yeller nazı

Çıka geldi ömrüm varı

Çala dursam ömrür sazı

Gönül çarhı ferman bilmez

 

Bağlar başı candan öte

Canan bekler candan geçe

Vara dursam neyden geçe

Gönül çarhı “ben”den bilmez

  

Bağlar başı sevda baçı

Etse eydür can niyazı

Gönül sazı canan nazı

Gönül çarhı eyvan bilmez

   

Bağlar başı dağlar kaşı

Yollar aşar dağdan âri

Benim yarim kimden eğri

Gönül çarhı zordan bilmez

 

Bağlar başı güller kârı

Aça dursa gonca gülü

Gülüm bilmez canan beni

Gönül çarhı candan bilmez

  

Bağlar başı eller kârı

Koka dursa gülüm zari

Bülbül güle yansa dahi

Gönül çarhı neyden bilmez

 

 

ahi kul ahmed’e nasib

 

 

 

30 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Ey Gül-ü şeyda söyle cümbüşe muhtacız

Aklı vefa Muhammed Mustafaya kurban

Gönlü sada kerem et şefkate muhtacız

Bağrı aşkı Muhammedi aşkullah sarsın

Göğnü bela ikram et şadına muhtacız

*

İlm ile yürü nurun kullar aydınlatsın

Marifetullah ile gülü ayn göresin

Hakikat sukut bir katre ruhu verasın

Ey Gül-ü şeyda söyle cümbüşe muhtacız.

*

Hizmet gelir suhuletle sadayı hüdayız

Aşkla sarıl ki kaçmasın nuru verayız

Şükr ile sabit eyle hem devamı abız                  

Ey Rahman-ı Hüda ol lütfuna muhtacız

*

kul ahmede nasib

3 Kasım 2011
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç