Bok çukurunda bal yalamak (Bir hikaye)

ne yaşarsan ne bulursun?

sona gelen ne yapar ne umar ne bulur?

 

Bu kitabın sonu yoktur.

Sonu başındadır.

Her baş bir son doğurur.

Lakin her son bir baş doğurmaz.

Siz yolda dikenli de olsa ısrarla doğruluk şarkısı söylerseniz sonunuzdan binlerce baş doğar.

Dön başa dön başa başların Rahman’dadır.

Son dedimse ağlama güllerim cennettedir.

Sa’y dedi Rahim olan Allah

Cennet yolundadır.

Şefaatin dahi kıldığın namazdadır.

Peşini şeytandan vadeyi Hakk’tan bulasın. Bal için beklerken, bok için sıradasın. Niye?

 

Bir hikaye: güneydoğuda iki komşu köyde iki genç yaşarmış ve arkadaşmış bunlar. Gel zaman git zaman biri okumuş imam olmuş, diğeri de hırıstiyan bir aileden geldiği için gitmiş okuyup papaz olmuş.

Derken bir gün imam olan bir rüya görmüş ve arkadaşını çağırıp anlatmak istemiş. Buluşunca başlamış anlatmaya imam olan. Demiş ki rüyamda senle ben uçuyorduk fakat sen benden daha yüksekte uçuyordun deyince papaz olan demiş ki, bak işte görüyorsun bundan da belli ki benim yolum seninkinden daha doğru demiş.

 

Berikisi anlatmaya devam etmiş. Daha da yükseklere çıktık yine swen benden daha yüksekteydin deyince o sözünü tekrarlamış. İmam devam etmiş derken düşmeye başladık fakat sen yiner yüksekteydin deyince berikisi üstünlüğünü tekrarlamış. İmam en sonunda şöyle demiş. Derken demiş ikimizde birer havuza düştük. Ben bok havuzuna sen ise bal havuzuna düştük deyince papaz bak yine ben üstünüm benim yolum doğru deyince imam şöyle demiş.

 

Fakat demiş ikimizde havuzlardan çıktık ve ben seni yaladım sen beni demiş. Ya dostlar işte böyle. Bu kitabı hayatı okudum da elime bir şey geçmedi demeyin. Ya tekrar edin okuyun ya tefekkür edin ya da ibadetin arkasından Cenab-ı Hakk’a dua edin ve bekleyin.. Boka da düşseniz bal yalamanız kuvvetle muhtemel. Boka itiraz edip durmayın. Zira Allah’ın işleri daima bir hesap üzeredir. itiraz eden kendini yanlış yerde bulur. uzağa bakan ve hali,ne şükreden kazanır. zira ALLAH’ın işine karışılmaz. Hesabın dışına çıkmayın yeter.  O merhametini göstermek isteyecektir sabredenlere. kısa vadeli zevk ve uçkur hesabı yapanların uzaklardan bekledikleri fazla bir şey yoktur. onun için bala da düşse o kişinin yalıyacağı boktur vesselam..ancak boka düşmüş bir müslüman ise sabrederse bal yalayacaktır eminim.

yanlış yapmayın!!

 

 

aşık ahi kul ahmede nasib olmuştur.

 

 

 

 

24 Nisan 2013
Okunma
bosluk

İletişim ve Özgeçmiş (Tövbesiz gümandan günahın aşkına bir aşık yaşam hikayesi..

AŞIK AHİ KUL AHMED BU HAYATI YAŞADI…

başına sarar buğulu dumanı

kaşına çeker karını dağlar

döşüme söyler tövbesiz gümanı (şüphe)

günaha yazarmış bahayı dağlar

Dedelerimin Horasan’dan Anadolu’ya gelişi

1-Dedelerim bundan yaklaşık 200 yıl önce Horasan’dan kalkıp Şam’a gelip yerleşmişler. Daha sonra büyük bir kısmı oradan göç edip Kırşehire gelmişler. Ancak orada bir kardeşleri kalmış ve onun da Mustafa ve Bekir adlı iki oğlu varmış. Şam’daki yerleri Hasaney camii ile Alaattin Camii arasında bir ev ile bir deve damı imiş. Bu yerlerin kamulaştırılması sırasında o kardeşleri ölmüş ve ölmeden önce de çocuklarının Kırşehire gitmelerini öğütlemiş. Oradaki yer kamulaştırılmış ve 10 yıl askıda kalmış. Bunun belgelerini devlet arşivlerinden bulduk ki üzerinde kamulaştırma bedeli dahi yazılı idi. Kimse giden olmayınca o paralar alınamadı.

Dedelerimiz sürekli olarak alim zatları arar ve onların sohbetlerinde bulunmak istermiş. Böylece Kayseri’ye gelip bir müddette orada kaldıktan sonra Kırşehir’e geçmiş. Ve okumaktan gözlerini kaybettiği için sülalemize lakap olarak “ama hafızlar” denmiş olup hepsi Türkmen’dirler.

Ökse suyunun bulunması

2-Kırşehir’e gelen o dedelerimiz Kırşehir’de ÖKSE denen yerde araştırarak büyük bir su kaynağı bulmuş ve çok çıktığı için üstüne büyük ve yassı bir taş koymuş.

Dedelerimiz sürekli olarak alim zatları arar ve onların sohbetlerinde bulunmak istermiş. Böylece Kayseri’ye gelip bir müddette orada kaldıktan sonra Kırşehir’e geçmiş. Ve okumaktan gözlerini kaybettiği için sülalemize lakap olarak “ama hafızlar” denmiş olup hepsi Türkmen’dirler.

Çanakkale’ye bir şehit

3-En son dedemin babası olan Ahmet dedemiz Bitlis’e asker olarak gitmiş. Ancak tam o sırada Çanakkale harbi başlayınca bütün birliklerin Çanakkale’ye kaydırılmasıyla o da oraya gitmiş ve Çanakkale’de şehit düşmüş. Benim adım da Ahmet olarak bu dedemizin adına konmuş.

Elhamdülillah bana verilen yalınkat Ahmet adını Aşık Ahi Kul Ahmed’e yükseltmek nasib oldu.

Cumhuriyette kaybolan saray müderrisi Hakkı dayımız

4-Babamın öz dayısı Hakkı dayımızdı. Gençliğinde okurken babası bakkal ali e4fendi sert tabiatlı bir adamdır ve oğluna imsak vakti dağdan bir eşek yükü tuturuk getirmeden okula gitmesi yasaktır. Böyle böyle okur ve İstanbul’a giderek zamanla orada saray müderrisi olur. Saray müderrisinin bu günkü karşılığı profesör demektir. Zaman zaman Kırşehir’e geldiğinde bütün alimler huzurunda el bağlarmış.

Derken Cumhuriyette kaybolduğu haberi gelir. Babasının İstanbul’a gidip ne araştıracak ne de cenazeyi getirecek parası vardır. Ali dedemizin kızı olan Ayşe ebem bir Osmanlı kadınıdır ve ağıt üstüne ağıt yakar kardeşine. Bunların bir kısmını da bana yazdırmıştır.

Ermenilerin katliamı

5-Ayşe ebemin babası Ali Efendi sert mizaçlı olmakla beraber adaletli ve hak hukuk gözetir dindar birisidir. Doğuda 1915 olayları başlayınca Kırşehir’deki Ermenilerin erkeklerini askeri birlikler toplar ve şehir içinden güney mahallesi olan üçgöz mahallesine doğru götürürler. İçlerinden birisi ali efendinin dükkanının yanından geçerek aceleyle üzerindeki altınları Ali Efendiye vermek ister. Fakat Ali efendi kul hakkından korkarak altınları iade eder. O ermeni vatandaş ve diğerleri adı geçen ÜÇGÖZ mahallesine götürülerek acı çekerek ölsünler diye bellerine kılıç vururlar. O mahallenin kadınları da beline kılıç vurulan Ermenilerin yuttuklarını düşündüğü altınları alıp çıkarmak için karınlarını deşerler. Bu yapılanları, onlar da bize yaptı diye gerekçelendirmek sizin vicdan ve adalet anlayışınıza sığarsa buyurun siz de yapılabilir deyin olsun bitsin…

Hayata merhaba ve Mevlana’dan ilahi aşk şarabı

6-Temmuz 1956 yılında babamın işleri Ankara’da iken doğmuşum. Babam berbermiş ve doğunca ikinci bir dükkan daha açmış bizim bereketimizle. 5 yaşında okula alınmayınca babam mahkeme kararıyla yaşımı büyütüp okula girdirmiş. Sonra iki ayda okur okumaz benim elime “mesnevinin özü” adlı çok kalın bir kitap verdi. Bu kitap hergün babamın dizinin dibinde, en az iki sahife okunacaktı. Okudukça ben hayvanların konuşturulduğu fablleri merak ediyordum babam da Mevlana’nın ilahi aşk deyişlerini ilgiyle takip ediyordu.

On yaşıma geldiğimde iki katlı kerpiç konağımızda gündüz gözüne Mevlana hazretlerinden ilahi aşk şarabı içtim. Daha o tarihlerde tek tük namaz kılıyordum. Böylece keşfim açıldı. Gelen insanların iyi mi kötü mü olduğunu, iç alemlerini bazen de ne yapmak istediklerini biliyordum. Bazı arif insanlar bizi bilince hastalıklara karşı iyileştirici bereketim olduğunu da söyleyince bir çocuk için sıkıntılı bir süreç başladı. Bütün hastalar bana geliyordu. Ben ağlayınca annem artık kimseyi yanıma yaklaştırmadı.

Bu arada babam pasta salonu açtı ve iflas etti. Bir yıl Almanya’ya gidip borçlarını ödeyip emlak işine başladı.

Hemen kandil gecelerinde ilahi okumaya seçildim ve kapucu camiinde “…çıkmış İslam bülbülleri, öter Allah deyu deyu” adlı ilahiyi okudum. İmam hatipde Allah’ı tanıdıkça Allah aşkım iyice arttı. Kuran okurken ağlardım. Bu üç yıllık eğitimim beni bütün hayat boyu götürecek dayanağım olacaktı.

Bu arada harçlıklarımı biriktirip Kayseri’den bir saz aldım. Babam bu sazı eve koymama müsaade etmedi ve aptal mı olacaksın deyip azarladı.

Muharrem Ertaş ile tanışma

7-Bir gün teyzem oğlu ile bir düğüne usta bulmaya bağbaşı mahallesine gittik. Bir eve girip sen burada biraz otur dediler ve gittiler. Aynı odada sedirde bir adam oturuyordu. O bana bakıyordu ben de ona. Hiç konuşmadan yarım saat karşılıklı bakıştık. Sonra teyzeoğlu gelince çıktığımızda dedi ki, sen biliyor musun o oturduğun kimdi. Ben bilmiyorum deyince o dedi ki, o Muharrem Ertaş’tı dedi. Demek ki ben onun manevi halini seyretmiştim o da benim ama hiç konuşmadan???

Veterinerden Siyasala geçiş

8-Daha sonra veteriner fakültesini kazanarak Elazığ’da bir sene okudum. Terar sınava girince Siyasal Bilgiler Fakültesi geldi. Meğer babam benden habersiz tercih listemi okul müdürü ile değiştirmişti. Tıplardan 12 puanlık fazlalık böylece ziyan oldu gitti. Aşırı sol gurupların arasında bombalar patlayarak öğrenciler öldürülerek 4 yıl geçti sessizce. Bizi fark ettiklerinde artık okul bitmek üzereydi.

Evlilik ve seyahatler

9-Gençliğinde Hatice adlı bir öğretmen kızı sevdi 6 sene. 6 defa istedi ise de alamadı bir türlü. 33 yıl yandı kavruldu. Haççem,, Haççedeki Gamzeler gibi bir çok şiirle aşkını hiç unutmadı ve şiirlerinde yaşattı. Bir bayram gelse de elindeki sıcaklığı hissetsem diye bir yıl bekler dururdu. Geçtiğimiz günlerde onu zorla veren babası da kocası da rahmetli oldular 20 gün arayla. Şu işe bakın. Allah’a dua ettim onun kocasının acısız ve imanla göçmesi için. Allah onun kocasını dilediğim gibi bana verdi de imanla rahmete kavuştu. İnanın beddua etmedim dostlar. Fakat bu kelin sahibi etti ne ettiyse.

Gençliğimde çok sevgililerim oldu doğrusu. Bir mahalle sevgilim “Nasıl olsa bu üniversiteyi kazanamaz” deyip bir matbaacıya 16 yaşında gelin gidiyordu.

Gördüğüm her güzel kıza aşık olurdum. Lisede önümde oturan Şahika’ya aşık olmuştum. O savcının kızıydı ben berberin. Edebiyat öğretmeni Nimet hanım “kaldır şu kızı danset onunla” derdi sınıfın ortasında.

Üniversite yıllarında aynı anda 6 arkadaşı vardı ki hiç biriyle seks düşünmemişti. Çünkü asıl sevgili dersi idi. Aşk dersin önüne geçmemeliydi.

Bir de Maraşlı çok çok çok ama çok güzel bir hanım vardı ki bir yerde memur idi “işten ayrıl, eşten ayrıl, benimle nikahlan ve bana ilahın gibi tap, benden başka hiç kimeyi asla görme” diyordu. Bizden çok şey götürdü,.

Bir Azeri hanım sevmiştim son olarak. Bana Azeri türküleri söylerdi. Konservatuarda okumuştu. Vefalı ve sadakatli idi. Bize çok şey verdi. Hayat dolu bir insandan gülümsemek onu en cömert yapıyordu. Ben de boş değildim. En güzel aşık sevgisi ilahi kaynaktan beslenerek bütün insanlara yansıyordu, tabii ona da. Bir aşıkla arkadaş olmak şans sayılabilir miydi? dostu olanın düşmanı, düşmanı olanın da dostu olmalıydı. Bir aşığın dostu ancak ALLAH olabilirdi. Bütün insanlar da düşmanı. Ancak düşmanlara Elhamdülillah deyip gülücükler atması gerekiyordu. o da öyle yaptı. ne gülücükler ama. Belki biraz fazla mı oldu ne?

Derken 1995 yılı geldi ve bütün bunları terk ederek NASUH bir TÖVBE ile günlerce ağladım ve iki ay sonra hiç hac için dua etmeden Rabbim beni huzuruna hacda kabul etti. Bunun anlamı Allah’ü Teala bizi rahmetine gark ediyor ve bana gel diyordu. Bu bir günahkar için hayati bir fırsattı. Oradaki namazlarda da burada da salya sümük iken farklı tarihlerde 4-5 defa Muhammed efendimizle görüşmekten müşerref oldum. Bir çok şey söyledi. 15 sene bize verilenleri sadakatle uygulayıp sadık kalınca büyük sınavı geçtik ve 15 sene sonra Aşıklık verildi. 53 yaşında aşık olunca 53 yıl nerdeydi. Temiz olmak için önce pis mi olmak gerekiyordu? Cenab-ı Allah’ın dua etmeden hüsnü kabülüne ne demeliydi? Salavat bile edilmeyen bir peygamber nasıl oluyor da günahtan kurtulduğu bile belli olmayan biriyle 4-5 defa konuşuyordu. Bildiğim ve kalbimde yok olmayan tek şey ALLAH AŞKI idi. Günahtayken bile cezbeye gelirdim. Kuran okunurken ağlar, namaza giderken önüme çıkanlara omuz vurur yıkar ve yolu düp düz olarak giderdim. İşte bu sevgiliye giden aşığın gözü karalığı değil miydi?

Bu eşim Rabiye hanım ile 1981 ‘de evlendik. Bir çok eşyam yoktu. Yavaş yavaş alıyorduk. İlk oğlumuz Hakkı Seçkin 1982’de oldu elhamdülillah. İkinci oğlumuz Sezgin ise 1983’te doğdu. İşyerindeki İlk turnemiz ise Trabzon oldu. Meslekte 20. Yıla kadar Edirne,Yozgat, İstanbul,Ceyhan,Adapazarı (Depremin hemen öncesinde), İzmir, Nazilli , Kayseri, Hatay, gibi yerlere 3’er ay turne yaparak ülkemi ve insanlarımı tanıma fırsatı buldum.

1988 yılında önce Amerika’da Tenessi eyaletinin Nashvill kentinde Vanderbild üniversitesine gittim. Daha sonra İngiltere’de incelemelerime devam ettim. Ev sahibim Mr. John “keşke Fransızlar bu ülkeyi işgal ettiklerinde biraz daha kalsalar da daha çok Fransızca kelime bize malolsaydı”deyip dururdu. Çünkü soyadı French yani Fransız idi. Yurt dışı seyahat ve incelemesi insanlara daha anlayışlı olmamı sağladı.

Dönüşümde yabancı dergilerde (Time) önemli yabancı yazıların kasıtlı yazıldığını gördüğümüz için o yazıları tercüme etmekle beraber altına da “ey millet bunlar var ya bunlar, şöyle yapıyorlar ki bunlar bu ülke için zararlıdır ve kasıtlı yazılıyor bunlar” diye yazıyordum çekinmeden.

Sabır mı kumar mı?

10-Bir gün bir arkadaş 36 kolonluk toto oynamayı teklif etti. Ben reddettim fakat başka bir arkadaşla oynadılar. Pazartesi günü bağıra bağıra geliyordu. 13+1 diyordu. O benim üzülmediğimi harama yaklaşmadığımı anlamıyordu. Yaklaşık 105 bin lira aldılar ve vergiden sonra 40 biner lira kazandılar. Askere gidince maaşlar kesilince onlar bu 40 biner lira ile ev kiralarını ödediler. Bana gelince babam telefonda kendiliğinden “oğlum, selametle git, senin dört aylık ev kiranı 10’ar bin 10’ar bin ben vereceğim diyordu” işte bu Allah’ın lütfuydu haramdan kaçan için..

Kılıcı keskin Ahmet

11-Maliye Hesap Uzmanlarındaki İşimde ilk beş senede 2 işletme batırdım. Aslında adaletli davranmıştım. O zaman sorun kanunların adaletsiz olmasında yatıyordu. Böylece kanunların adil olması için uğraş veren bir kimse olarak ortaya çıkıyordum. Adalet için, tercümeler, makaleler, komisyonlarda sert konuşmalar, uzlaşmalarda en alt düzeyden vergi indirimi, adalet için rapor yazımları, sert tartışmalar olağan işlerim haline gelmişti. Ayrıca Anadolu’daki Kırşehir, Yozgat, Amasya, tokat gibi zayıf iller incelemelerden korunmalı ve İstanbul, bursa, adana, mersin, Kocaeli, İzmir incelenmeliydi. Bunda başarılı da oldu ve İstanbul’a ekipler gönderildi. Sonra büyük mükellefler envanteri yapılmalıydı ve bunlar incelenmeliydi. Bunda da başarılı oldu denilebilir.

Bir muhasebe kitabı yazmak istedi. 150. Sahifeye geldiğinde karşısına Faiz hesapları çıktı. Bir Müslüman olarak faizi anlatamam dedi ve o 150 sahifelik çalışmayı yırttı.

1990’ların ortaları bütün kötü alışkanlıkların temizlendiği yıllar oldu.

Habibi Neccar Hazretlerinden el alma

12- 1990’lı yıllarda Hatay’a turne yaptım. Orada Kuran’ı Kerim’in Yasin suresi ikinci sahifesinde zikri geçen (ve cae min aksal medineti racülün yes’a” şehrin diğer tarafından bir adam geldi” sözü olan Habib-i Neccar hazretlerinden gözyaşı ile dua ve el aldım. Aldığım el tebliğ eliydi. Kime İslam’ı anlatsam dinliyor ve etkileniyordu. Yazılarımıza ve şiirlerimize insanlar çok yumuşak bir akışı var deyip etkilenmelerinin nedeni budur.

Hacca gidiş

13-Bir gün kızılaydaki dairesinde çalışırken canı dışarı çıkmak istedi. Çıktı. Ayakları götürüyordu onu. Sakaryadan kocatepeye kadar çıktı, diyanetin binasının önünde durdu. İçeri bakınca “hac dairesi” diye yazıyı gördü. Tamam dedi sen hacca gideceksin. Oradaki yetkili sordu, buyurun ne istiyorsunuz? Hacca gidecem. Yazıldınız mı? Hayır. Nasıl gideceksiniz? Ölen birinin yerine gideceğim. Halbuki hac başlamış herkes gidiyordu zaten. İki gidiş gelişin ardından görevli bıkmıştı ve git ömer beye seni yazsın diyordu. Hakikaten de ölmüş bir Kayseri’li kadının yerine gidecektim. Sene 1995 idi. Aynı sene hacı dedem ölmüş ve yerine hacı olarak ben gelmiştim.

Eşime havaalanından hacca gittiğimi söylüyordum. Orada en zor ve sorumluluğu fazla olan haccı temettu’yu yaptım. Kim ne bulduysa bana getirirdi ve ben de sahibini bulurdum. Vakıf derlerdi bana.

Ertesi sene ve daha ertesi sene olmak üzere iki kez ramazan umresi daha kısmet oldu. Hiç otel falan yoktu. Yerlerde yattım fakat Kabe’de benim etrafımda dönüyordu. Olağanüstü bir çok olaylara şahit oluyordum. Asıl olan ise Allaha duyulan aşkın tesciliydi.

Aşıklığa gidiş

14-Derken aradan bir hayli zaman geçti bu şekilde. Bazı haber sitelerinde yazarlık yapmaya başladım. Yazılarımıza sataşanlar olunca onlara şiirle cevap veriyordum. Yazdığımız yazılar 2112 sahifeye ulaştı ve 4 ciltlik Makaleler adlı baskıya hazır bir çalışma çıktı.

Şiirler gittikçe güzelleşmeye başlayınca neden insanlarla uğraşayım, “kendi kendime yazsam ya” demeğe başladım. Artık konuları kendim belirleyerek yazıyordum. Derken aşıklık böyle başladı. Bazı aşıklara yazdıklarımı gönderiyordum. Çok olumlu cevaplar alıyordum. Bunlar usta aşıkların yazısı diyorlardı. oysa ortada aşık falan yoktu. Hiçbir idari görevde bulunmadı. İnsanlar birbirine kazık atıyor diye ahret korkusundan özel sektöre de ayrılamadı. Astronomik ücretleri de reddetti. Bunun anlamı şuydu: En son “Allah beni kendine sakladı”dedi ve önüne baktı. Meslek arkadaşları 25 yıl onu asık suratlı görmedi. 15 yıl önce de peygamber efendimiz “Ahmet, tekbirine sevgi kat”demiş ve biz de bu sevgi emrine sonuna kadar sadık kalmıştık. Kim neyimizi isterse de Allah rızası deyip vermiştik. İnsanlara helal olan bir çok şey bize haram oluyordu. Bunlar büyük sınavdı ve başarıyla geçmiştik.

Derken 53 yaşında aşıklık seri şiirler ve edepli bir yaşamla başladı. 56 yaşına geldiğimde aşıklarla atışan, beste yapan ve hacmi 600 sahifeyi bulan (yarısı tasavvuf olan GÜL İNSAN, ve diğer yarısı GÜZEL İNSAN olan) KİTAB-I AŞK adlı bir şiir hacmine ulaştı.

Mevlana’nın İlahi aşk kitabı yazmamıza işaret etmesi

15Bir şiirimizdeki “on yaşımda Mevlana verdi selam/Hakk Mustafa emanetin armağan” dizesini okuyan bir hattat arkadaşım bizi rüyada insanların ortasında ney çalarken görmüştü” bunun anlamını Mevlana’nın ilahi aşkını insanlara duyuracaktık diye yorumladık ve Konya’yı ziyaret ettik. Bu kitabımızın adını “ilahi aşktan güzel ahlaka” diye koyduk. Tevhid ve Makaleler kitaplarını da sayarsak , Üzerinde çalıştığımız kitap sayısı 13’e ulaşmış oldu.

Peygamber efendimizin tekbirlerimize sevgi kat ifadesi

16-195 li yıllarda birkaç defa Peygamber efendimizle müşerref oldu. Hacdan geldiğinde bir gün 15 kişiye camide imamlık yapmak üzereyken tam elimi kaldırmışken sağ omzumun arkasından bir nur içinde geldi ve “Ahmet tekbirlerine sevgi kat” dedi ve gitti. Biz zaten öncesinde de güler yüzlü idik ki bundan böyle daha da sevgiyle hareket ettik. Bunu takip eden 15 sene güleryüzlü davranışların ardından 2009 da aşıklık verildi diyebilirim. Bu büyük bir imtihandı ve kazanmıştım.

Şehitlik mi uzun yaşamak mı

17-Hac’da cemaatle namaz kılarken dünyadaki iman ve amel seviyemin artarak yükseldiğini ve sekiz seviyesine gelince peygamber efendimiz tecelli ederek “haydi Ahmet son bir gayretle 10’a yüksel” dedi. Bunun anlamı şehit ol ve bana gel demekti. Ben ise son hamleden kaçındım. Aradan 13 yıl sonra ordu ile aram açılacak ve bana öldürmesi için uzun boylu bir çingeneyi göndereceklerdi. Kapının sürgüsü yoktu. Adam kapıya gelmişti ve adamı duvarın arkasında manevi olarak görüyordum. Adam normalde içeri kapıyı maymuncukla acacak ve hızla yatak odasına gelerek ön tarafta yatan beni döşümden bıçaklıyacaktı. Bunlar bana manevi olarak gösteriliyordu. Ben bu şehit olmaya razı oldum ve eşimin yanında olmasın diye kapıya yakın koridora yorgan serip yattım razı oldum.. Maneviyatta bana tekrar dediler ki sen yerini değiştirmeyecektin dediler. Aslında peygamber efendimiz. Böylece şehitlik olmayınca ümmet ile ilgilenmek için uzun ömür nasib edilmiş oldu. 13 yıl önce hacda “Ahmet, şehit olsan da uzun yaşasan da aynı dereceye yükseleceksin” demişti zaten.

Peygamber efendimiz ve bize verilen lafzai celal isimleri

18-Hacdan geldiğim yıllardı. Bir çok şeyi gündüz gözüne film gibi görüyordum. Peygamber efendimiz çok büyük bir Allah ismini yüksekte kırmızı güllerle kenarlarını boydan boya donattığını gördüm. Lafzai celalin çok büyük olması peygamber efendimizin imanının yüksekliğini gösteriyordu. Onun güllerle donatması ise peygamberin ilahi aşkını gösteriyordu.

Aynı günlerde kızılayda 6 caminin ayet ve hadislerini onların tahtalarına yazıyordum. Her gün bana da birkaç lafzai celal yazı çeşidi gösteriliyordu manevi alemde. Ben de her gördüğümü o tahtalara yazıyordum. Fakat 15-20 ismin sadece 3 tanesi kaldı. Keşke kayda alsaydım. Yaklaşık 5 tanesi yeryüzünde yoktu.

Arşu alada beyaz cübbe ile dans

19-Yine hacca gittiğim yıllardı. Üzerimde önden açılmalı bir beyaz kaftan vardı ve arşu alada dans ediyordum. Bu dans hiç de mevlananın dansına benzemiyordu. Bir baletin bale yapması gibi alttan üste, önden arkaya, baştan ayağa, dönerek dairesel ve oval, zincirden boşalmış gibi hızlı ve kararlı, sevgi ve şefkat ve AŞK dolu bir uçuştu ki ne uçuş. Bu aşkın tanımı yoktu. Sadece yaşanıyordu.

Kaftanımın uzunluğu dinimin iman kuvvetini gösteriyordu. Bir ara beyaz kaftanımın ön düğmelerinin açıldığını gördüm. Bunun anlamı bize verilen bu aşkın kıymetini bilmeden kaybetmek üzere olduğumuzu anladım. Hemen döşlerimi kapatıp eski aşk seviyesini yeniden yakaladım.

Cennette köşk ve bal ırmağı

20-Yine 1990 lı yıllardı. Cennette bir köşk ve bal ırmağı gördüm. Köşk bembeyazdı ve altı beyaz işlemeli direkleri vardı. Direklerin arasından bal ırmağı akıyordu. Bir miktar tadım. Hiçbir yabancı cisim yada pisliği asla kabul etmiyor ve içine almıyordu. Bu onun sürekli temiz olduğunu gösteriyordu. Çünkü başka köşklere de gidecekti. Irmak düz akmıyordu. Kıvrım kıvrım kıvrılıyor ve bir köşkten diğer köşke gidiyordu. Hiçbir köşk diğer köşkün içini görmüyordu. Köşkün içi yakından bile görünmüyordu.

Aşık Paşa’nın hem kendine yazdıklarımızı hem diğer yazdıklarımızın İslam’a uygunluğunu doğrulaması ve bize Dua için dua etmesi

21-Bundan birkaç ay önce Kırşehir’deki Aşık Paşa’nın hayatına Aşık Paşa şiir şöleninden hemen sonra 15 gün uğraşarak 183 beyitlik bir mersiyye yazdık. Bu zat yazdıklarımıza tecelli etti ve “yazdıkların doğrudur evladım”dedi. Biz rahatladık doğrusu.

Ertesi gün ise tekrar tecelli ederek bu iyiliğimizden dolayı “senin yazdıklarından herhangi bir şeyle amel eden kişiye senin ahirette şefaatin vacip olsun” dedi. Ben Amin dedim. hemen ilave ederek “kişi ahrete giderken ölüm anında da kolaylık ve iman üzre olmasına vesile olalım, duamız vacip olsun” dedim. Bir süre geçtikten sonra “vacip olsun” dedi. Ümmetin bu dünyadaki dertleri ne olacak dedim. Bir süre sonra “kişi senin yazdıklarınla amel ederse duan vacip olsun” dedi, ben de amin dedim.

Hattatlık

22-Uzun süre Hat kursu alarak hattatlık yolunda ilerledi ve yalnız Kırşehir’de 8 camiye bedava Hat Takım hediye etti. Onun maksadı insanların bu hattı edinmesidir. Bu yüzden genellikle maliyetine verir, ve çoğunlukla da bedava dağıtır.

Ankara’da Kadir Sakoğlu hocadan ders almıştır. Tatile gittiği deniz kenarında bile besmele yazarak dağıtmış, ancak ismimi yaz diyenlere “şayet isminizi yazarsam kibriniz artar” diyerek onları geri çevirmiştir. Yabancılar dahil. (Bir Hat Yazısı görüntüye girmeli)

Kan verme

23- Şimdiye kadar kan anosu duyup da duymazlıktan geldiği olmadı. En son geçen haftaki ile beraber 37. Kanını verdi. Bir gün bir doktor kan verdiğimi bilmeden “sizin kanınız bir yerden sızıyor. Kanınız azalmış, tehlikeli ”dedi. Doğrudur dedim.

Tarikatler ve Saidi Nursi ile görüşme

24-Bu güne kadar bir çok tarikate girip çıktım. Bir gün camide teşehhüdden sonra otururken Peygamber efendimiz geldi ve dediki “şu torbanın içine gir” dedi. Ben “efendimizi görmek istiyorum” deyince başka bir şahıs “şimdi çok işi var”dedi. Ben de uzatmayıp ağzı büzgülü keseye kafa üstü atladım girdim. Bu kese Mahmut Hoca’nın (İstanbulda İsmail ağa) cemaati dendi. Birkaç yıl bu cemaate ve zikirlerine devam ettim.

Sonra eşim öğretmen olması nedeniyle gittiğim camiyi basar ve insanları tehdit eder. Onlar da zikirden mahrum kalınca bize kibarca gelmeseniz iyi olur dendi.

Sonra Ramazan Efendinin cemaatine devam ettim. Çok soru soruyor söyleyin gelmesin demişler. O da öyle bitti.

Daha sonra Menzil cemaatine devam ettim ve menzile gidip tövbe aldım. Cemaatle anlaşmamız biraz güç görünüyordu ve zikirler çok yüksekti ve evde de zikir yapamıyordum. O da öyle bitti.

Şimdi ise Nur cemaatinin Yazıcılar koluna katıldım. Katılmamın birinci haftasında saidi Nursi hazretlerini gördüm. Üstümü ve arkamı kaftanıyla gökyüzünden kapatıyordu. Onun gökyüzündeki kaftan genişliği, hükmünün geniş ve etkinliğini, üstümü örtmesi bana Rahmet ve koruma yapacağını, yani kendi cemaatine dahil ettiğini, arkamı kapatması, hatalarımı kapatacağını ve arkadan bizi itiklediğini anlıyorum diye düşündüm.

Hayat anlayışı

25-Aşık hayata sevgi ile bakar. Sevgiyi kısmak haramdır der. Seven sevdiğine tabi olur der ve Allah Ve Rasulüne sevdiği için tabi olur. Bu yüzden benliğini terk edebilmiştir. Har yazısına “ahi kul ahmede nasib olmuştur” diye yazar. Ben yazdım demez. İnsanları da Allah için sever. Yolda üzgün gördüğü insanlara şaka yaparak sarılır ve onun derdini hem dinler hem ne yapabileceğini sorup bir şeyler yapar. Her sevgi bir karşı sevgiyi hakeder der. O ilk sevgi sunan olmak ister daima. Ayaküstü de olsa İslami bir soru sorulduğunda Allah ve Muhammed ve sıkıntıya uğrayan müslümanın adı geçtiğinde bir ağıt molası verir elinde olmadan. Konuşurken Allah’ın yardımını alarak konuştuğundan dolayı Doğruluğunun Allah’tan geldiğini, yarin sorulacak soruyu bugünden Allahın çalışmamı sağladığını söyler. Yardım ilham değil çalışma şeklindedir.

O bir radikaldir. Her şeyi en derin ve en fedakar biçimiyle yaşar ve iddia eder. O bir hatipdir. Aralıksız 3 saat konuşur bir tek hata ile. Allah o hata ile “bak seni destekliyoruz, desteğimizi kesince tökezledin, bunu anla” demek istemiştir der elhamdülillah der.

Allah ona Akıl ve İman nimetini çok vermiştir. Aklın radikalliği iş ve okulda ve ilimde derinliği ve gayreti ve başarıyı getirdi, imanın radikalliği ise Allah aşkında cezbe ve Allah dostluğunu ve aşıklığı ve olağanüstü olaylara vukufiyeti ve ümmete düşkünlük ile onlara makbul dua etme gücü getirdi. Ağlar durur ümmet için.

Namazda ümmete ya 25 dua etmeli, ya zikri artmalı ya da ümmet için ağlamalı. Hepsinde de Allah ile Konuşarak yapmalı bunu. Böyle olmayan namazlar zayi olmuştur.

O Allah’ı çok sevdiği için Peygamber Efendimiz’i yanında bulmuş, görüşmüş ve ondan dua, işaret ve birçok şey almıştır. Çok salat etmez, lakin hiç bir sünneti de ihmal etmez. O itaatin sevmek anlamına geldiğini düşünür. “Seven sevdiğine tabi olur” der. Günde 300 dua eder. İşi gücü duadır. Duasız iş yapanları döver. Yolda giderken nazarına giren binlerce kişiye hiçbirini ayırmadan dua eder. hastalandığında hastayım demez. sadece çalışamıyorum der. parasızsa şöfora “bak param yok” der fakat “beni al” demez. adam da otobüse almaz ve yayan gider 7 km. “Birşey istiyor musun” diyene diyeceği varsa da demez. “Bu Allah’a söylenmesi gereken sözü benim gibi aciz sana mı söyleyeceğim” der ve o adamı azarlar. hiç bir zaman garantiye oynamaz. Camide ayakkabısını kilitli kutulara koymaz Allah’a dua etmek ve hırsıza da bir hak tanımak için. İşim tıkır tıkır gider diyen adamlardan nefret eder.

 

Yeter ki bir şeyi aşk ile kucaklasın. Şiirlerinde; Yunus Emre, Karacaoğlan, Bayburtlu Hicrani, Erzurumlu Emrah, Kul Himmet, Murat Çobanoğlu, Ruhsati, Aşık kul ahmet, Aziz Mahmut Hüdai, Hacı Bayram-ı Veli, Hoca Ahmet Yesevi gibi değerlerin kalıp ve mana etkileri oldukça baskındır. aşıklarla atışır da yan düşürdüğü bir aşık dedi ki “sen bi daha bizim yanımıza gelme” işte bu tür aşıklar hokkabazdır, dinleyen de ahmaktır desem ağır mı olur? konuşurken beyt veya 4 lü hece olarak konuşur durur. atrada bir ALLAH deyip cezbeye gelir. herkesi hoplatır. kendi başına bir hayat yaşar. lakin her ihtiyaç sahini farkeder, ilgilenir. haftada en az 500 dağıttığı şiirlerini çekinerek ve sorarak yaklaşanı defeder, vermez. bakanlara başkanlara bile boklu ossuruklu yazılar gönderir. lakin kimsenin ya zoruna gitmez ya da adamcağız utanır bir şey diyemez. o her gün bir zalim bulur ve haddini bildirir. işte bu aşığın Allah için dostu olmak hala dost iseniz çok kolay, eğer bir defa bile güvensizlik belirten bir iş yaptıysanız sizin burnunuzu boka sokar ve defol başımdan der çıkar. aslında o bu kovmasıyla da terbiyeyi amaçlamıştır ve bir dost kaybetmenin acısını tattırarak hakka dostluğun önemini anlatmak ister ameli olarak. fakat kişi bilmez de arkadan kusur arar durur. halnbuki aşık demiştir ki “bize büyük (Yalnız büyük değil, ilim ve muhabbet olarak da üstünlük dahil) deniliyorsa ossursak bile “Bİ BİLDİĞİ OLMALI”” Demelisiniz demiştir. kişi bunu bir türlü anlamaz ve aşığın ışığından istifade edemez. işte o zaman hata da yapsa fırçaya rağmen sadakatlerini sürdürenler kalır ki onların özü HAKKA SADAKATTİR VE DOĞRU (İNSAN)DAN AYRILMAZLAR ONLAR..

 

Allah “isteyene ilmi veririm” dedi diye o da aynısını yapar. Şiir işinden bütün maddi kazancı pazadaki karpuzcuyla domatesçilere anında uydurduğu manilerden dolayı hoşlarına gittiği için 75 kuruşluk 50 kuruşluk fiattan ikramlardır. Manevi değerlerini ümmet için arşa postaladığını düşünür.

 

Bu kardeşiniz sulu zırtlak bir ademdir. Siz onu bilmezsiniz. Yolda giden herkese hem de ensesine tokat vurarak şaka yapar. Kendisiyle barışık olmasa yapabilir mi? Söylemek istediği şey şu: En ciddi konuları bile şaka yaparak anlatır. Ona göre şaka, en ciddi anlatımın en etkili biçimidir. Şakayı sakin insanlar en iyi yapar. O halde en ciddi meseleler sakin ve şakayla anlatılmalıdır. Aksi halde dünya bağınız artar ve ahirete göç zor olur sevgili dostlar.

 

Bu fakire çok konuşuyorsun dediler, lakin yanlış konuşuyorsun demediler. Yatsıda sorulan sorunun cevabı sabah namazında biter. Iki siyah ayakkabısı olmaz, üç takımı olmaz, servis yerine halkı tercih edip otobüsle gider, onları sever, koltuk yerine kibirlenmemek için 20 yıldır sandalyede oturur, “selam vermek için Rabbim beni gönderdi” deyip Ankara’da günde 100 kişiye selam verir. Bir münibüste 20 kişi selamı latif bir şekilde duyması gerekir. Hiç alan olmazsa 20 kişiyi de fırçalar cevap hakkı doğurmadan.. Siz bir işçiye selam verseniz kurtulursunuz, o bir kişiye selam vermese helak olur. Her konuşacağı adama selam verir, vermeyeni uyarır, namazını sorar, Allah’ın adının anılmadığı, selam ya da inşallah demeyen mesajları reddeder, resmi yazılarına toplu iğne ile besmele yazıp yollar, sıkça deli ya da çatlak derler bir ademdir. Bir aileyi destekler, günde 6 simit dilenen çocuklara verir, günde 12 işçiye çorba içirir. Onlar öğleyin çorba içiyor diye kendisi de gider çorba içer. Maaş kartını eşi hakkını helal etmek için istemiş o da vermiştir. Bu yüzden parasız kalıp bazen eve yürümek zorunda kaldığı (Kızılaydan Etlik’e) olur.

 

Şikayet onun kitabında yoktur. ayakkabısını kilitli yere asla koymaz. bununla önce dara düşmüş bir hırsıza bir şans tanımak ister ve Allah’a duaya fırsat veriyor der. zenginin Allahı az anmasının nedeni her ihtiyacını görebiliyor olmasıdır der. dervişlerin Allahı anması için hastalık istemesi gerçekten hastalığı istemesinden değil, eksikliğinin ve kulluğunun farkına varabileceği bir ortam istemesidir der..

Onun el ucuyla ya da dil ucuyla tuttuğu bir şey olmaz. Ruhuyla ya da bedeniyle girmediği bir kişi ya da olaya şiir yazmadı. O bir radikaldi. Doğru yola gittiği için bu radikallik okulda başarıyı, ilahi aşkta da mesafe katetmesini sağladı. Yanlış yola gitseydi dibin dibini bulacağı muhakkaktı denilebilir. Açlığını sormadığı, ikramsız gönderdiği, koluna girmediği misafiri olmaz. Tanımadığı yoldaki insana bile şaka yapmazsa çatlar ölür. Sadece inatçılar ve ahmaklarla anlaşamaz. Onun lisanında “illallah” dışında “illa” yoktur. Sadece uykudan dolayı kaçırdığı namazı olur ve ona acır. O bir ümmetçidir. İslam kardeşliğini savunur. Bu kardeşliği bölen milliyetçilik, aşiretçilik, ulusculuk, hemşehricilik, …cilik her ne ise hepsine kavi bir düşmandır.. O bütün inanan müslümanları (ümmeti) çok sever çok, çok,,

 

Hiç bir farz namazı hızlı kılmadı. İmamken cemaati dikkate aldı lakin camaate göre namaz kıldırmadı. Cemaat olalım diye 20 dakika bir adam bekler. Her türlü seçeneğe zulme yol açmadığı sürece evet der. Kendine yapılan zulme ya da küfre “elhamdülillah” der ve sitesinde birlikte yayınlar. Lakin onun bir arkadaşına yahut herhangi birine bir zulmederseniz sizi sokak ortasında döver, alimse rezil eder, imamsa bağırır. Elhamdülillah hiç “dilsiz şeytan” olmadı. Fakat yanında kendine yapılan zulme sessiz kalan çok dilsiz şeytanlar gördü. Kimseyi dost tutmadı. Hakkı dost seçti. Kullar ona geldi dost oldu. Bu onu insanlara eyvallah etmekten ve adaletten sapmaktan korudu. Kardeşini bile sadece “Allah için” sevdi.

 

Şiirde geleneksel tarz ile tasavvufu ayırmaz hepsini ilahi düşünür. Allah’a da yazar kullara da.. Aynı aşkla. Kulları hiç unutmadan. O ümmetsiz yapamaz.. Öyle hep ümmete ağlar.ağlar, ağlar. Ağlamadığı namaz zayi olmuştur…

 

Son iki sözü şudur “sulu zırtlak bu adamı okuyup da ne anladınız dostlar” ve “CENNET; Namazı 5, 5 aşkla kılıp, çorba kaşığını karşı tarafa düşünmeden uzatanlara daha yakındır” Çok parası yoktur, hep borç içinde yaşar. Lakin 50 defa borç alıp geri getirmeyin 51’incide gene gidip isteyin yine varsa verir. Bu fakirin ölçüleri insana göre asla olmadı çünkü. İnşallah son nefese kadar böyle gider. O telif hakkı peşinde koşan meslek örgütlerine üye olmaz. Telif hakkının aşırı korunmasının İslam’a aykırı olduğunu, ilmin kaynağının Allah olduğunu, verilmesi gereken zekatının %100 olduğunu düşünür ve eserlerine bu ibareleri çekinmeden koyar, isteyen olduğunda paralı veya parasız eserlerini dağıtır.

 

Ahi olabildik mi dostlar? Sizi de Ahi yapabildik mi dostlar?

Size helal olan bir şey aşığa haramdır. Kapısına gelen birini boş çevirmesi haramdır. O da hiç kimseyi çevirmedi zaten. Kiralık bir evimiz vardı ve boşalmıştı. Bir genç bana “mutfağınızı verir misiniz” dedi. İstemişti bir kere. Sök götür dedim. İki günde söktü götürdü.

Her beşeri ideoloji TAGUT’tur ve Allah’ın yerine geçirildiği için ŞİRKE sebebiyet verir. Bu şirki ise kul tövbe etmedikçe Allah affetmez. O bir TEVHİD aşığıdır. Tevhid üstüne onlarca şiir kaleme almıştır.

Gazete okumaz, televizyon seyretmez, servise binmez, diğer insanlarla otobüse biner ağızlarımız kokarak, ayağımıza basılarak, kıçımızı sürtetek. İnşallah veya selamalkm. demeyen mesajları reddeder. 6 metre kefeni sarık olarak Cuma namazında takar. Ölen bir çok insanın imanla ve acısız ahrete gitmesinde duası makbul olmuştur.

İkna kabiliyetim çok yüksektir. Gerçekte ise benim sesimi Allah duyurur. Fakat insanlar anlamazlar. Allah ile konuşmayanı kimse duymaz. Bir seyahatimde yakınımda otururken “ben laikim” diyen bir hanım mola yerinde arkadan öndeki şöföre arka kapıyı açın diyordu. Fakat defalarca söylese de şöfor duymuyordu. İsterseniz bir de ben söyleyeyim dedim ve kadınla aynı ses tonuyla şöföre arka kapıyı açarmısınız” deyince şöfor anında açıyordu. İşte bunlar Allah ile beraber olmanın, beraber iş yapmanın önemiydi..

Bindiği otobüste herkes aynı parayı ödüyor diye yarı yolda adalet için ayağa kalkar hiç kimseye teşekkür ettirmeden.

Hayat mücadeledir diyen batılı inkarcılara karşı durur ve hayat yardımlaşmadır der.

Yine batılı inkarcıların dediği “insan insanın kurdudur” sözünede çok kızar ve “insan Allah’ın kulu ve birbirinin dostudur ve en şerefli varlıktır” der.

“Cennet: namazı beşer beşer aşkla kılıp çorba kaşığını karşı tarafa düşünmeden uzatanlara daha yakındır” der.

İletişim: ANKARA

sitemiz: www.ahikirsehir.com

 

Mail adresimiz: ahikulahmet@gmail.com

 

Not: İlmin kaynağı Allah c.c. olduğu ve zekatı da yüzde yüz olduğu için bu sitelerdeki / kitapçıktaki bilgilerin / şiirlerin telif hakkı yoktur. Aslına sadık kalmak ve ticari olmamak kaydıyla basılabilir, çoğaltılabilir, yayımlanabilir, alıntı yapılabilir, tercüme edilebilir…

 

 

Bu hayatı Aşık Ahi Kul Ahmed yaşadı. hatasıyla ve sevabıyla..

 

 

 

24 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Güzel ahlaka hoş geldiniz.. peygamber de sizi bekliyordu zaten..sakın kıçınızı dönmeyin…kar mutlak..

 

NEDEN GÜZEL İNSAN?

NEDEN GÜZEL AHLAK?

BU KİTAP BİR GÜZEL AHLAK KİTABI MIDIR?

EVET…

Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..

İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi. Bu onun bizi toplum olarak kaynaştırmasının da kaynağı idi. Ve “müminler kardeştir” deyince müminler namaz da kılması gerektiği için sevgili oluyorlardı.

ALLAH yine bir ayette Rasulüne “….. katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi…” buyurdu.

Bir hadiste “ insanlara ALLAH’ı sevdiriniz “ buyruldu.

Bir başka hadiste “ ….. ya ömer canından daha üstün beni sevmelisin” buyuruldu.

Bir diğer hadiste “ahrette bana komşu olanınız ahlakı güzel olanınız” buyruldu.

Bir hadiste “mizana ilk konulan şey güzel ahlaktır” buyruldu.

Sahabe zamanında İslam’ın 5 parçasından en önce gelen güzel ahlak idi.

“Şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzerindesin(Kalem 4)”

“Onun Ahlakı Kur’andı. Sen kuranda şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzeresin ayetini okumadın mı?(Hz.Aişe Müslim)”

“Ben güzel Ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”.(Taberani)”

“İslam güzel Ahlaktır, Güzel ahlaktır.”(Beyhaki)

“Güzel Ahlak Dinin yarısıdır.”

“Mü’min güzel ahlakıyla gece sabaha namaz kılan, gündüz ise nafile oruç tutan derecesine çıkar.”

“Güzel Ahlak Hataları güneşin yerdeki kıravı erittiği gibi eritir. Kötü ahlak sarımsağın balı bozduğu gibi ameli de bozar.”

“Nerede olursan ol Allah’dan kork, her kötülüğün ardından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin. İnsanlarla güzel ahlakla geçin.”

“İman’dan sonra Aklın başı kişinin(güzel ahlakıyla)kendini diğer insanlara sevdirebilmesidir.”

“Sizin en hayırlısınız ahlakı en güzel olanıdır.”

“Allah’ım yüzümüde güzelleştirdiğin gibi ahlakımıda güzelleştir.”

“kıyamet gününde mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha güzel bir şey olmayacaktır.”

“Allah Azze ve Celle Katında kötü ahlaktan daha büyük bir günah yoktur. Çünkü kötü ahlak sahibi bir günahtan kurtulur başka bir günaha düşer.”

Bugün artık ibadet daha önemli oldu. Namaz kılanın nasıl kıldığı önemsenmiyor ve güzel ahlak ise meziyet haline geldi.

İslam aslında güzel ahlaka ilişkin namaz ve zekat gibi ibadetleri ağır cezalara bağlamıştır. Namazda 32 defa emrin arkasından 20 sopadan eşinden boş sayılmaya, zekatta ise malın bereketinin kaldırılmasından zorla toplamaya ve nihayetinde ahrette sırtlarının dağlanmasına kadar sert tedbirlerdi bunlar. Bu cezalar ALLAH’ın insanları kötü ahlaka bırakmak istemediğini ve içindeki fakirleri de feda edip kimsenin serbest reyine bırakmadığını göstermektedir. Halbuki bozulan ilahi dinlerde iyilik ve ibadetler öylesine bir tavsiyeye dönüşerek ahlak ve içindeki fakirin haklarını korumaktan tamamen uzaktırlar. Adam simith’den makyavelle ve bilmem kime kadar fikri bozuk yeteri kadar fikir babası hırıstiyanlığın kucağına epey pislik bırakmışlardır.

Bunların ortak yanı sevgi üzerine olmalarıdır. Bu sevgiden beklenen ise sevilene itaattir. Allah’ın ve onun peygamberinin emirleri GÜZEL AHLAK üzerine olduğuna göre kişi severek güzel ahlaklı olması bekleniyor demektir.

Neden güzel ahlak sürekli bozuluyor?

Güzel ahlaktaki ilk bozulma Kabil’le oldu. O kendi batınındaki daha güzel olan kendi kardeşi ile evlenmek istiyordu. Habil ise onun “Seni öldüreceğim” sözüne karşılık “Ben sana hiç elimi kaldırmayacağım” şeklinde bir yiğitçe cevap veriyordu. İyi ve kötü aynı anda bir olayın içinde gerçekleşiyordu.

Zaman içerisinde Peygamber’lerin öldürülmesi bir kötülük, ancak onların her türlü tehdide rağmen canları pahasına dini tebliğ etmeleri ise bir yiğitlik olarak daima süregeldi.

Toplumların bozulması Peygamber’lerin gönderilme gerekçesi de oluyordu. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın bir islah etme operasyonu olarak Allah’ın bir yiğitliği ya da merhameti kabul edilmeliydi bunlar.

Eski Mısır’da zenginler fakirlere sadece ancak karnını doyuracakları şeyler veriyorlardı. Mülkler içindeki köleleriyle beraber alınıp satılıyordu. İnsan kendi kendinin bir kısmını köleleleştiriyor ve aşağılıyordu, yani ötekileştiriyordu.

Ancak Allah’ın farklılık olarak yarattığı şeyler gerçekte insanlara iş gördürmek amacıyla olmasına rağmen bunu insanlar kendilerine tanınan bir hak olarak gördüler ve övünerek başkasında olmayanları da aşağılama yoluna gittiler.

Dolayısıyla güzel ahlak olarak toplumlar içerisinde etkin olmamasına rağmen halen konuşulan ve arzu edilen ancak bir türlü ulaşılamayan ülvi hedeflerin temel kaynağı ilahi dinler olup o da İSLAM’dır.

İşte insanlar güzel ahlaklı olmak istemelerine rağmen bir türlü güzel ahlaklı olamamaktadırlar. Eğer siz öldükten sonraya inanıyorsanız ve bunu merak ediyorsanız size bu iyiliğinizin karşılığını kim verecek dersiniz? Elbette Allah değil mi? O halde geriye dönüp de kendisinden ikram beklediğiniz O Allah’a neden bu dünyada siz de iltifat etmiyorsunuz?

Bu sadece bir dürüstlük olarak ya da kadirşinaslık olarak algılanması gerekmez mi? O halde bu dünyada O’nun için bir şeyler yapacaksak eh onun gönderdiği din olan İslam’a giderek en temel emri olan, dinin direği Namazı kılmamız gerekmez mi?

İşte Namaz bir kadirşinaslık olarak düşünmekten öte sizi önce Allah’a yaklaştıran ve arkasında da sizin güzel ahlaklı olmanızı sağlayan en temel amel biçimidir. Bir ayette “namaz sizi münkerden korur” buyurulmadı mı?  Bu amelin gerçekleşmesi için sizin imanınızın çok yüksek ve fedakarlık yapabilecek düzeyde olması zorunludur. Bu zorunluluğu en saf  İHLAS  ile gerçekleştirip İHSAN seviyesine de çıkarmanız gereklidir. Aksi halde “yuraune”- (maun suresi)’nde olduğu gibi şekli olarak kıldığınız namaz sizi hiçbir güzel ahlaka götürmeyecektir.

Sonuç olarak ilahi aşk ile aşktan nasibinizi almanız, sonra bu aşkın etkisiyle bir amel (Salih Amel) yapmanız ve bu çerçevede de beş vakit düzenli, ihlaslı, ihsanlı namaz kılmanız gerekir. Elbette kalbin eğitimi de gerekli..

 

Peygamber ve Raşit halifelerden sonra bilgide bozulma başladı. Bu, ahlaka yansıdı. Yerel kültürlerin İslam’ın içine akması bütüncül sistemi bozdu. Müslümanların bağrına sızdı. İslam’a değil. “Sakınan korunur” kuralına uyulmadı. İnsanlar terbiyeden geçmeden İslam’a girdi. Hz. Ömer devrinde Mısır ve İran süratle fethedilince, oralar irfan ve hikmet ile doldurulamayınca felsefe ve mistisizm geldi doldurdu.

 

İngiliz ekonomisti Adam Smith kendisi bir ahlak hocası olmasına rağmen tuttu “Alçak gönüllülük ve yardımseverlik üretim maliyetini artırır” diyerek bir çok ahlaki değerin gözden düşmesine sebep oldu.

 

Günümüz dünyamızdaki temel sorunlardan biri insanın kendine büyük hedefler koyamamasıdır.

 

İnsan uğruna fedakarlık yapacağı bir amaç olmazsa hayatı anlamlandıramayarak gününü gün olarak yaşamak yoluna gitmektedir. Bu durum insanda bazı yanlış değerlerin ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Hazzın sınırsız olarak kullanımı daima yeni haz arayışıyla neticelenmekte ve insana tatmin vermeyerek toplumsal anlamda huzur da bozabilmektedir.

 

Toplumda bilgi ve kararları etkileyen en önemli üç şey, önem, öncelik ve değer sıralaması olduğu artık günümüz insanınca da konuşulur oldu. Ahlaki akıl yürütme ise kararlarda önemli bir paya sahip olduğu ahlaki ilkel seviye kısa vadeli çıkarları düşünülerek karar alırken ortalama ahlaki akıl yürütme ise sosyal düzen görev niyetleri ve gelecek düşüncesine dayanır. 

 

İleri seviyedeki ahlaki akıl yürütme ise hakkaniyet merhamet, acıyı hafifletme, iç güdülere yenik düşmeme, baştan çıkarıcı unsurlara direnç gösterme, fedakar olma, başkaları için katlanma, başkalarının duygularına karşı hassasiyet, adalet ve kimseye zarar vermeme olarak sıralanabilir.

 

Toplumda belli değerlerin kaybolduğu bir normsuzluk havası varsa toplum kargaşa ve kaosa doğru gider. İnsan daima bir toplumun parçası olma ve öyle yaşamak ister. Hiç kimseye karşı sorumluluk duymayan çağımız sapık insanları toplumdaki değer eğitimin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Karl Marxın  söylediği “ yıkıcı dürtü, yaratıcı dürtüdür.”   bakışı da toplumları ister istemez olumsuz yönde etkilemiştir.

 

Toplumda oluşturulan değerler arasında bazı doğrusal korelasyonlar vardır. Toplum bunu zaman içerisinde bazen de argo bir biçimde oluşturur ve yaşatır. Bu değerlerin gerçekten sağlıklı olduğunu düşünmekte pek fazla bir yanlış yoktur. Bu adeta bir şeyi bir şeyle tartmak veya sonucunu onunla oluşturmak seklinde bir mizansene bağlı olabilir. Bunlardan bazıları şunlar olabilir.

 

“Ne kadar ekmek o kadar köfte.”

“Ne kadar özgüven o kadar başarı”

“Ne kadar adalet o kadar huzur”

“Ne tembellik o kadar esaret”

“Ne kadar samimiyet o kadar ikna”

“Ne kadar bilgi o kadar güç”

“Ne kadar kanaat o kadar zenginlik”

“Ne kadar edep o kadar mutluluk“

“Ne kadar merak o kadar ilim”

“Ne kadar erdemlik o kadar insanlık”[1]

 

İnsanlar bunları adeta bir ahlak terazisi gibi düşünüp bunun dışına çıkanları ayıplamaya hazırdırlar. İşin aslı bu değerlendirme yöntemi çok da yanlış bir sonuç vermez. Zaten doğruluğu toplumca da kabul edilmiş demektir. Bunların daha da yaygınlaştırılmasında demokratik ortamda iyilikler daha çok kâr eder.

 

GÜZEL AHLAK

GÜZEL TOPLUM

SEVGİ İLE OLUŞUR

 

İnsandaki olumlu duyguların başında sevgi gelir. Bunlar genel olarak sevgi, ümit, güven, şefkat, iyimserlik, mutluluk şeklinde temel duygulardır.

 

Sevgi, insanları birbirine yaklaştıran ve sevişmesini sağlayan “görünmez bağ” dediğimiz en temel duygudur.

Bir gün 15 kişiye bir camide imamlık yapmak üzereyken tam elimi kaldırmışken sağ omzumun arkasından bir nur içinde peygamber efendimiz geldi ve “Ahmet tekbirlerine sevgi kat” dedi ve gitti. Bunu takip eden 15 sene güleryüzlü davranışların ardından 2009 da aşıklık verildi diyebilirim. Bu büyük bir imtihandı ve kazanmıştım.

Normal yaşamda sevginin ümit duygusuyla beslenmesi gerekir. Bu takdirde kişide harekete geçme duygusu belirir ve aktif hale gelir. Eğer sevgi ümitle beslenmezse çaresizlik, umutsuzluk duygusu baş gösterir.

 

Sevilen kişi karşıda olursa empati meydana çıkar ve dostluğu artırır. Bir kişiye bağlılık ile sevgi birlikte bulunursa bunu aşk denir ve kişi sevdiğine bağlılığından onu düşünmesi ve arzulaması baskın olur. Bu aşk ilerde tutkuya yani kendini sevdiği için feda etmesine dönüşebilir. Bu nedenle ateşe atılmaktan, yanıp kavrulmaktan, hastalanmaktan bahsedilir ve insan sevilene doğru göç etmeye başlar. Tasavvuf’ta ölmeden evvel ölmek kavramı da bu manaya yakındır. Aynı zamanda benliğin yok olması da sevgilide birliği ifade eder.

 

İnsan daima güzele ilgi duymuştur. Onu gelişim sürecinde ilerleten şey güzeli sevme duygusudur. Karşılık görmeyen sevgi sönebilir. Bu yüzden sevilenlerin de bu sevgiye cevap vermesi önemlidir.

 

Çocuktaki sevgi son derece saf ve temizdir.. Çocukların kullandıkları lisan daha az kelimeyle ancak büyük bir içtenlik söz konusu olduğu için büyüklerin yapamadığı ya da söyleyemediği şeyleri büyün çıplaklığı ile çocukların söylemesi muhtemeldir.

 

Farklı yerden ve temiz olan kişilerin fikirlerinden istifade etmek bir amaç olabilir. Bu amaç işletme körlüğü dediğimiz hastalığa bir ilaç olabilir.

 

Sevginin yayıldığı alan farklı farklıdır. Sıradan kullanımı diyebileceğimiz eş, aile, yemek sevgisi örnektir. İkinci grupta sayabileceğimiz insanlar yaşadıkları toplum ve dünyayı sevenlerdir. Üçüncü gruptaki ise dünyalıkla ilgili şeylerin yanında kainatı ve kendisini yaratanı da sevenlerdir. Böylece ahreti de düşünürler ve bunlar imanı sağlam güçlü kişiliklerdir.

 

Sevgiyi insanın kişiliğine yöneltmek daha kalıcıdır. Karşı tarafa yönetilen sevgi onun sıfatlarına iken bu sıfatlar kayba uğrarsa bu sevgide biter. Evlenme gibi özellikli durumlarda insanlar akıldan ziyade duygularıyla hareket etmek isterler. Sevginin davranışlarda gerçekten büyük önemi var. Duygusuz bir iletişim dahi sorun yaratabilir. Reklamlarda duygulara hitap edilmesinin temel nedeni budur.

 

Değer verdiği kişiyi insan, harcamaz dost kabul eder. Sevginin azlığından ise düşmanlık hasıl olur. Karşı taraftan zarar göreceğini düşünen kişi savunma durumuna geçer. Nefret edilen kişinin kusurları artmış görünür. İyi taraflarını siler.  Bunun tersi olarak seven kişi sevdiğini hayali olarak abartarak da sevebilir. Bu yüzden aşırı iyimserlik muhtemel zararlara karşı kişiyi savunmasız kılar. Sevgiyle beraber olumsuz bir düşünce beraberinde oluşmuşsa iyi tarafını severken kötü yönlerinden dolayı da sevgide azalma olur.

 

Kısa vadeli sevgiler anlıktır. Uzun vadeli olan ise gelecekteki mutluluğu için zorluklara katlanması anlamına gelir.

 

İnsan günlük hayatı hoşlandığı kadar ömür süreci ve ahiret boyutunda da mutlu olmayı hedeflemelidir. Bu bir sevgi yönetimidir diyebiliriz. Olgunlaşmak adeta sevgi yönetimi ile tanımlanabilir diyebiliriz. Peygamberlerin bile kırklı yıllardaki kişilerden seçilmesi çok manidardır. Bu yaşlarda hissedileni doğru tanıtıp doğruya yönelme beklenen şeydir. Toplumların zayıflayarak sevgilerin azaldığına çare olmak için güçlü aile bağlarına ve arkadaş ilişkisine yatırım yapılmalıdır.

 

Sevgi içine girdiği kişide biçimlenerek kişiyi düz mantık ve salt kuru bilgiden uzaklaştırır ve kişinin duygularına biçim verir.

 

Sevgi eşler arasında gidip gelirken çocuklarla beraber kadındaki sevgi çocuğuna erkeğin sevgisi ise işine kayar. Ailenin bireylerinin sıkıntılı zamanı aşıp aile ve çocuğun önemsenmesiyle sevgi ve bilgi beraberliği oluşur. Böylece bilgi ve sağlıklı düşünce tarzı önemli olarak ortaya çıkar. Kaybedebilme ihtimali seven insanı korku içine atar ve yıpratır. Bu yüzden doğru insanı seçmek ve bu hissi yerinde kullanmak bir marifet sayılmalıdır.

 

Akıllı insan her şeyi kendi ölçüsünde sever. Seven sevdiğine tabi olur ve onun yararını düşünür. Böylece diyalog başlar ve toplumdaki iyilikler artış gösterir. Bu konuda Mevlana Hz. Şöyle söylüyor.

 

 

Kim ki canın için cananı sevdi; canın sevdi

Kim ki canan için canın sevdi; cananı sevdi

 

Halbuki sevgide cömert olabilmek paylaşıldığında paradan farklı olarak verildikçe artmasıdır. Sevgi sonsuz, maliyeti ve vergisi bulunmayan fakat değeri çok yüksek bir hazine gibidir. Bunu elde etmek kişinin iradesiyle çalışmasına bağlıdır. Kuyu suyu nasıl ki kova sarkıltıp çekildikçe gelmeye devam edecektir.

 

EĞİTİMDEKİ

BOZULMA

AHLAKİ

OLUMSUZ

ETKİLİYOR

 

Bilmenin bir tevhid eylemi olduğu, bilginin ahlaktan ayrılmaması gerektiği, bunun amacının ahlak olduğu, bunun da Allah’ı işaret ettiği söylenebilir.

 

İlmin işlev olarak faydalı da olması gerekir. Hz. Rasulüllah “fayda vermeyen ilimden ya Rabbi sana sığınırım” buyurdu.. Hammadde bilgi ise, mamul ahlak olacak. Yoksa faydasız bilgi oluyor.

 

 

Modern Eğitimin Üç Ana Zaafı

 

Modern eğitim;

- Bilgi ile bilgi ahlakının arasını ayırdı.

Akılla kalbin,

Duygu ile düşüncenin,

Eylemle bilginin arasını ayırdı.

 

- Bilenle bilginin arasını ayırdı.

Bu, bilginin üstadsız aşırılabileceğini,

Bilgi ile bilenin arasındaki bağı kopardı.

 

- Alim ile ahlakın arasını ayırdı.

Alim; ahlak ile bilgiyi sindirmiş olana denir.

Hayata uygulayandan alınır = İlmi ile amil olmak.

 

SONUÇ

 

Neden güzel ahlak ve neden güzel insan?

 

Gerçekten bu sorunun cevabı o kadar şumullü ki bu dünyayı kapladığı gibi ahreti de kapsıyor denilebilir. Ferdi olarak kendi ruhi yapınızın buna ihtiyacı olduğu gibi toplumun da sizin güzel davranışınıza ihtiyacı ve hakkı var. Allah’ın da onun peygamberinin de bizden istediği bu değil mi?

 

Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çabuk yayılır. Bu yüzden Allah günahların açıktan işlenmesini istemez. İslamın belki de 7 şartı diyebileceğimiz “emri bil mağruf, nehyi anil münker” görevi var. İşte toplumlar bu emri hem fert olarak hem de örgütlü olarak yapmazlarsa doğrular meziyete dönüşür ve kokar.  Demokrasi var deyip kaçınamazsınız. Bu emir mutlaka yerine getirilmelidir. Sınırsız toplumların demokrasi ve özgürlük adına geldiği tatminsizlik, sex ve uyuşturucu batağı bu işin eğitimle bile olmayacağını göstermiyor mu? Onların %70’i artık sakinleştirici kullanıyor. Ne olursunuz iyi olun diyen ve Allah’a şirk koşarak onun yetkilerini alan bir papazlar cumhuriyetlerinin güzel ahlakı koruyup kollayamayacağı artık anlaşılsın. İyilik kazığı sıkı tutulmazsa kötülük başının çaresine bakar zaten. İyilik imanın, kötülük şirkin içinde.

 

Halkın genel yaşayışında aranan iki unsur vartdır. Birincisi evine sadık olması. İkincisi ise işinde doğru davranması. Bu ikisini yaparken makul bir ölçüde de ibadetlerini yapabilirse bu insan artık güzel ahlaklı güzel insan olarak anılır. Artık ondan takva beklenmez. Bu bir asgari standarttır. Ve tasavvufi değerler aranmaz. Biz de bu amaçla normal halka GÜZEL İNSAN derken bunu kasteddik.

 

İnsan imanını kaybedince ne zalim. Nerde hak ve adil güç sahipleri

 

İnsan iman edince ne kadar güzel ahlaklı, güzel insan.

 

İyilik galip ne güzel ve mutluyuz..

 

Kötülük galip, kim hakkı koruyacak.

 

peygamber,

 

Yahut peygamber yolunda siz!

Şimdi ilahi adaletten konuşabiliriz.

Sizde başkaları da varsınız.

Siz yolda yoksanız

Başkaları da yok,

İnanın siz de yoksunuz.!!!

 

aşık ahi kul ahmede nasib oldu bunlar


[1] Güzel İnsan Modeli “Prof. Dr. Nevzat TARHAN” 2012 Sf.18

22 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Acep (Koşma)

Çıktım da seyran eyledim şu Gırşaarı

Acep gezsem ala donlum var mıdır

Güzeller çerağı Mucur Kaman’ı

Acep tozsam kara donlum var mıdır

 

Hay beri güzelim de hay beriye

Selam saldım iğde belli sülüye

Akpınar’dan gelen geçen diriye

Acep sorsam ince bellim var mıdır

 

Yatar da deli gönül kör duldaya

Mayil oldum onbeşine varmaya

Melhem olmaz yarelerim azmaya

Acep nitsem gönlümüze dal mıdır

 

Elem verir dertlerimin herbiri

Yol eyledim sultanımın kalbini

Boztepe’nin Yörük düşer ingini

Acep eğler sunaları var mıdır

 

Güzel oynar yaylanın çemeninde

Nazın içer dağların perçeminde

Niğde Bor’da eyleşir Nevşehir de

Acep yesem üzümleri var mıdır

 

Yanarım da deli gönül yanarım

Sağlam aldım çürük sattım şaşarım

Adana’dan bir yar tuttum kararım

Acep öpsem memeleri gül müdür

 

Yeşil ördek süzülüyor ırmakta

Benim yarim sallanıyor duvakta

Kayseri’den gelmiş eli kulakta

Acep öpsem mizanında kar mıdır

 

Ahi Evran pirimiz sultanımız

Kulak verir pabuçta hünkarımız

Çırak kalfa usta şedde salahımız

Acep deşsem şeceresi sır mıdır

 

Yesevi saldı hünkarı hikmetle

İrşad eyleye rençberi sohbetle

Kırşehir’den kopan Hacı Bektaş’da

Acep aslan geyik ile yar mıdır

 

Deli gönül yazılarda dolanır

Asbap yuyan kızlar ile eğleşir

Konya’yı Karaman’ı Akşehir

Acep yetsem garipleri çok mudur

 

Budaktan yavrum gel hele budaktan

Şarap içtim zem zem deyu dudaktan

Mekke Medineyi getir uzaktan

Acep gönül kabesine sır mıdır

 

Hazan olmuş güzelim hazan olmuş

Çemen üstüne gazel düşe durmuş

Yolunu gözlerim Antep’e inmiş

Acep nitsem ıraklarda zor mudur

 

Mestine de gülüm düşmez mestine

Gönül koydum sunaların ey’sine

Urfa Maraş İstanbul el üstüne

Acep kopsam avratları çok mudur

 

Deli gönül karar etmez kulpuna

Bakraç bilmez güğüm yükler tavuğa

Urfa Mardan Diyarbekir sulhuna

Acep gezsem tazeleri on mudur

 

Sıkıdır da menim canım sıkıdır

Men çalanda yar söyleye sekidir

Çankırı da yaren ağa başıdır

Acep desem başağaya yol mudur

 

Dolanır da deli gönül dolanır

Kırk avradın peşi sıra fırlanır

Çin de yemen de soyhası dökülür

Acep varsam yad elleri gül müdür

 

Selam verdim selam üste nur mudur

Gönül düştü bir zalime sır mıdır

Halep Şam Mısır koynumda el midir

Acep geçsem kasırlarda bey midir

 

Yar elinde gül destedir zamanı

Güle sordum el söyletir nihanı

Arap Kürd Laz Çerkez kaynar kazanı

Acep selam eylerim de dert midir

 

Yeldirdim de yar uğruna yeldirdim

Köşe bucak sap samanı doldurdum

Urus, Amerika ırak kondurdum

Acep ağsam sarışını bal mıdır  

 

Ahi kul ahmedim eller övünsün

Yaş ağaca balta vuran dövünsün

Ele güne yağlı yedim sanılsın

Acep niza etsem felek ile zor mudur

 

Ahmed ağlar ahmed güler dalından

Daldan öte gitmez yolun ardından

Bohçaladım diyeceğin lafından

Acep çözsem sırlarını ney midir

 

 tavuk: üzerine gelinen eski eş

 aşık ahi kul ahmede bu yazıları yazmak nasib olmuştur

22 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Göğermiş memeler (Semaî)

Geliyor karşıdan gülüm

Kara düşmüş benli dalım

Tel tel olmuş zülfün telin

Saçak düşmüş memeleri

 

Sen varken dünya nicedir

Sen gülken huri cefadır

Sen güzel eller kazadır

Top top olmuş memeleri

 

Kırşehir’in almaları

Karabacak balcıları

Bahar demiş sunaları

Sıka durmuş memeleri

 

Yeşile de al incinir

Sarıya kulun dökülür

İnce belden kol bilinir

Sara durmuş memeleri

 

Cemalin benzermiş aya

Giydiğim delinmiş saya

Haçça ile güllü “bela”

Ne hoş imiş memeleri

 

Aşık ahmed böyle dedi

Güzel için ağu yedi

Koyun girip gönül yudu

Eme durmuş memeleri

 

Yaban iller zorda gönül

Gel gidelim dosta gönül

Men sevmişem yahşi gönül

Zem zem olmuş memeleri

 

Yar koynunda civan olsam

Akıp akıp divan dursam

Sırra erip revan olsam

Ballar sürmüş memeleri

 

Canı cana verdim bilmez

Açtı göğsün derdi olmaz

Cümle alem sorgu etmez

Allı güllü memeleri

 

Terek suyu zorlu akar

Tiflis canı ondan bular

Yahşi  güzel ıslak giyer

Başlanırmış memeleri

 

Terekeme güle derler

Ele gelmez suya söyler

Kimler içmiş aşkı beyler

Meyle içmiş memeleri

 

Kars’ın kargısı kararmış

Ota çöpe kim bakarmış

Bir güzele ahmed yanmış

Eme durmuş memeleri

 

Men seni sevirem gönül

Meni sevmesen de gönül

Hemi öldürsen de gönül

Şu göğermiş memeleri

 

Dara düştüm yar neylesin

Candan geçtim kul eylesin

Yari öpsem gel eylesin

Çöze dursun memeleri

 

Ahmed neylersin güzelim

Güle bülbül şu gazelim

Söyledikçe gül pazarım

Ölçe dursun memeleri

 

Ahi ahmed gül eylesin

Ötelerde hu söylesin

Muhammed’e yar olasın

Sağlık olsun hadisleri

 

NOT: burada yazılan bazı uç yazılar müstehcen düşünülebilir. biz ise bunu nasibe yormadık ve Hakk’ın adını anmadık. peygamber efendimizin adının geçtiği yerde ise hem müstehcenliğe yer vermedik ve yazılanların şifaya dönmesi için hem adını hem de hadis  kelimesini andık. zira dini konularda müstehcenlik olsaydı ümmetin cinsel sorunları çözülemezdi. bir amacımızda konuşulamayan bazı şeyleri konuşulabilir hale getirip tabuları yıkmaktır. bir doktora nasıl ki müstehcenlik olmazsa aşığa da müstehcenlik olmaz.  bu nedenle müstehcenliğe bile bile sağlık için yer verdik. bu şiirimizin kalbi iyi olan müslümanlarda sağlık ve şifa olacağinı umut ve dua ediyoruz. eli uçkurunda olup kalbi sıkıntılı kimseler ise gıybet edebilirler ve hem de bunu doğruluk ve edep adına yapabilirler. bizim edebimize halel gelmez böyle yazdık diye. eyvallah..

aşık ahi kul ahmed yazdı bu yazıyı (Müstehcenli diye nasibe yormadık)

18 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Kölen kurban olsun (semaî)

Kara kaşlı benli güzel

Mah cemalin aya dönsün

Bu fakiri unutma gel

Yerin cennet mekan olsun

 

Bana eman verir isen

Gönül kasrı sürur isen

Akşam sabah yakîn isen

Gönlün cennet mekan olsun

 

Ahdin olsun yama tutmaz

Safan olsun haya etmez

Çevre yanın eza gitmez

Sekiz cennet hazan olsun

 

Çemenlerde gezmek ister

Kapılarda durmak ister

Onbeş adem soymak ister

Yiğit kolu devan olsun

 

Karar kıldım dünü güne

Kuşak idim ince bele

Beni bilmez kendi gece

Yatmak  ister meyan olsun

 

Denizlerde mavi çeker

Gökte uçar turna nider

Ayak döner eğri gider

Salladığı beyan olsun

 

Kulun kölen olsun eller

Çala durur gayri haller

Çıka durur arşa kullar

Eylediği canın olsun

 

Kalbin hile dolu ise

Kara bahtın çöğer ise

Beni senden sayar ise

Sırladığı geven olsun

 

Kadir Mevlam kavuştura

Ayrı yazgı üşüştüre

Soldan sağa yakıştıra

Gönül düşüp canan olsun

 

Seher yeli zülfün teli

Sara durur yiğit kolu

Bene düşmüş aşkın canı

Çulsuz aşka cefan olsun

 

Yola düştüm yola düştüm

Muhammed’li yola düştüm

Yollar ırak gönül verdim

Selam adlı Rahman olsun

 

Sırrı çeker kantar olsam

Günah çeki tövbe kılsam

Kitap çeker aşkı yazsam

Ahmed düşer Mennan olsun

 

Ahmed kulun uçtu gene

Arşa doğru ağdı sene

Ne akildir ne divane

Hakk’ı bilen insan olsun

 

Ahi ahmed kulluk eyler

Öte durur şerri peyler

Tevhid üzre  Hakk’ı söyler

Sana yanmış kulun olsun

 

 

aşık ahi kul ahmede bu yazıları yazmak nasib olmuştur

18 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Çulsuz aşk (Varsağı)

Behey yeşil gözlü güzel

Gülün bilmez demedim mi

Yiğit yıkar şu gözlerin

Ömür bilmez demedim mi

 

Bak şu nazlı güzel daşa

Selam eyler gelmez başa

Hakk’ın emrettiği kaşa

Şerri bilmez demedim mi

 

Ben bir deli olsam başa

Gömlek giyem önden sona

Aşkın olduğu şu yere

Çıkamazsın demedim mi

 

Şu güzelin kaşı gözü

Duramıyom ince sızı

Yar biçermiş ele bizi

Sınamazsın demedim mi

 

Usul edep erkan ola

Yola inmek ayan sa’ya

Cana düşen şu “bela”ya

Düşemezsin demedim mi

 

Ele düştü gönül kuşu

Çıka geldi kader yazı

Aşka çaldım dünü günü

Yanamazsın demedim mi

 

Bre güzel neler etti

Nice ocak söndü gitti

Kaşı gözü naza çekti

Karamazsın demedim mi

 

Yiğit olan doğru çalar

Namertler var eğri bakar

Dertlilere “Bari” düşer

Bilemezsin demedim mi

 

Yörü bre yaren ağa

Güzel kızlar saran dağa

Nice düşer yanık daha

Onbeş yetmez demedim mi

 

Bağı bostan zebil olur

Cümle alem melül olur

Güle düşmek yakîn olur

Dost haylamaz demedim mi

 

Güzel göze sürme çeke

Çeker perçem sırrım söke

Vakit gele tamam diye

Ağıt yetmez demedim mi

 

Ahmet arşın ile ölçün

Yele verdin koca ömrün

Karar oldu yaman düşün

El söylemez demedim mi

 

Hay ağalar zorlu beyler

Yol eylemiş dağa kızlar

Su yaylası genç ağırlar

Seni bilmez demedim mi

 

Hûma kuşu yüksek uçar

Yiğit olan alçak düşer

Felek bize türlü donlar

Biçer biçmez demedim mi

 

Kerpiç döktüm ömür ölçer

Varır gider selam eyler

Şu âleme girer çıkar

Kapı ağmaz demedim mi

 

Yörü bre kaşı keman

Senden âlâ yar eylemen

Dünya ipe ecel yaman

Çeker çekmez demedim mi

 

Bir gönüldür yandı canım

Kurban olsun sende canım

Felek  kollar pundun senin

Büker bükmez demedim mi

 

Ölmeden bir dem sürmedim

Kara toprak ben ölmedim

Ne aman bildin ne güman

Zulüm bitmez  demedim mi

 

Felek derler kendi bilir

Aman vermez zaman bilir

Ne söylesek kulak sağır

Kader bilmez demmedim mi

 

Böyle m’olur böyle m’olur

Yardan ayrı düşen n’olur

İner deryaya dökülür

Katre  bilmez demedim mi

 

Ey turnalar selam edin

Yar yoluna güller saçın

Ah eyledim güllü benim

Aşkın gülmez demmedim mi

 

Kırk beste yapmış bülbül

Kırkına da  yakarmış gül

Eğri dalda doğru  melül

Aşkın sapmaz bilmedin mi

 

Güllü benim gül senindir

Güllü bekler gül elimdir

Çala dursam kırk donumdur

Aşkın baçsız bilmedin mi

 

Seve durdum feta candan

Güle rakib oldum halden

Canım sevdim canan canlan

Aşkın duymaz görmedin mi

 

Seve durmuş feta yoktan

Canan sevmiş cana kuldan

Meydan sandı benli yoldan

Aşkın bensiz bilmedin mi

 

Karar düştü ahmed paşa

Bülbül cana rakip ola

Kim yanarsa önden sona

Aşkın çulsuz bilmedin mi

 

Ahi ahmed güle yazdı

Gül baharda gonca açtı

Bir bülbüle canan oldu

Aşkın sensiz bilmedin mi

 

Yetti gari gülün kastı

Çala durur bülbül mesti

Gülşenimde poyraz esti

Aşkın elsiz dermedim mi

 

Yolum dertli aşım dertli

Kolum bekler güle katlı

Muhammed’li yola saptı

Aşkın sekmez demedim mi

 

Ahi ahmed onbeş yazar

Yazı diye güzel sarar

Bakar bakar Hakk’a düşer

Aşkın yetmez sevmedin mi

 

 

aşık ahi kul ahmede bu yazıları yazmak nasib olmuştur

17 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Dağ imiş (Koşma)

Güzel sevdim deyu kostak yol etmiş

Arkam sıra gıybet eden çoğ imiş

Şu güzeli naza çeken zor etmiş

Önüm sıra yola düşen çoğ imiş

 

Hazan erdi gönül çemen neylesin

Nice güzel sarmak gönül eylesin

Dünü günü ana baba kollasın

Aramızda yüce duran dağ imiş

 

Salındı boyuna kavak yelleri

Goncayı açarmış yiğit kolları

Baharı çemendir yayla kızları

Ardımızda sıra kollar çoğ imiş

 

El dayim yoklarmış senin bendini

Gül yüzün soldurur çözer dengini

Bu illerde paşa beylik ingili

Vatanında züğürt olmak yeğ imiş

 

Karşımda durur boz bulanık dağlar

Yar yüreğim çatallı sene yanar

Gadaların alayım tozlu yollar

Yar eline ırak düşmek dağ imiş

 

Bahar olsa yazı gelmez çemenden

Yazı düşse harman olmaz sinemden

Habar geldi yare bilmez zalımdan

El dilinden zehir içmek yeğ imiş

 

Dağlar oldum iniledim bir zaman

Perçem açtım aktı suyum bir zaman

Çemenlendi eteklerim bir zaman

Dağ elinden gayri düşmek dağ imiş

 

Bu illerde bilmem ki ne işim var

Yar iline habar saldım sazım kar

Gel eylemiş gayri durma canım var

Her yanımdan dara düşmek dağ imiş

 

Kaç demet hayal etsem yar üstüne

Ne söyler bilmem anın yel üstüne

Kur kurul açıl saçıl kol üstüne

Er kolundan canda yitmek cağ imiş

 

Hayatım şahittir iman yarime

Döşedim zaittir kulpu zarına

Aşığa bahadır cehli yunmaya

Aşk od’undan iman çalmak sa’ imiş

 

Ahi kula ahmed yazdım dalından

Çala durdum gönül sazı yolundan

Gelmez gitmez Rahman yaza eşkindan

Hakk yoluna candan geçmek dağ imiş

 

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur

17 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Eşik (Koşma)

Hey gardaşım izin verde geçeyim

Arkamızda ağıt yakan gözler  var

Derdim nazlı yare evvel düşeyim

Aramızda devrilesi dağlar var

 

Bir yar bekler gönül sazı çalayım

Ele düşer dünü günü sarayım

Sevme derler de ben nasıl sevmeyim

Yar uğruna döşler döver neler var

 

Gazel oldun savrulursun ellere

Güzel kuldun dökülürsün yollara

Edep bilmez konuşursun kimlere

Yar ilinde canlar yakar beyler var

 

Yeni duydum güzellerin huyunu

Ala dur sen üzümlerin suyunu

Gülden saydım sunaların başını

Kol düşünce beller saran erler var

 

Güzel sevdim deyü aşım keserler

Ekmek tuza bandı deyu düşerler

Güle sordum niye beni yazarlar

Kapılarda eşik tutar  canlar var

 

Irak durdum yare düştü gönlüme

Yare dedim ele güne meyil ne

Felek yazmış dünü günü kahretme

Kahırlarda cefa ceker dostlar var

 

Gurbet iller eğlenecek yer değil

Alem divan dursa canım hoş değil

Gonca açtı derler gülüm baş değil

Çemenlerde sekme seker dallar var

 

Bir berbere şakirt oldum ustasız

Kerpiç kestim alaçığa kalıpsız

Bir alma soydum dost seçer gümansız

Manilerde geven düşer çullar var

 

Kara gözler manisini sürermiş

Oturur bahçaya zülfün tararmış

Yollara çıkmış da eşin ararmış

Gözlerinde aşkı içer meyler var

 

Bir zulüm geldi de dünden bugüne

Beyler zoru söker şerden eyiye

Garip isen ağla kendi düşüne

Yetimlerde Hakk’a çıkar keller var 

 

Yare dedim yare düştü gönlüm var

Gönül bilmez ele güne nazlım var

Kadir Mevlam yazmaz ise zorum var

Levhe düşe kalem yazar nazlar var

 

İkra düştüm kararınca yürüdüm

Canı saldım candan öte dokudum

Gel eyledim gelmez gitmez okudum

Kitabında aşkı yazar binler var

 

Ey Ahmed’im etme kendi mehdini

Taşlar alıp dövme döşün pundunu

Yine yoktan kıldı varım künhünü

Sadırlarda iman yari kullar var

 

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur

15 Nisan 2013
Okunma
bosluk

Bakraç (Koşma)

Sallanı sallanı gelir pınardan

Bakracı söyler her iki yanaktan

Muradım belleri sarar savaktan

Bakracı söyler her iki yanaktan

 

Yeşilin üstüne de al incinir

Elinin tersine de kul düşürür

Sarılıp yatmağa da kol gerilir

Aşığı çeker her iki belikten

 

Saydı divaneye aklım zorundan

Yazdı edebime sükut erinden

Verdi nazarıma şahit kulundan

Yarini seçer her düşü canından

 

Hasret kalıp diz üstüne yıkıldım

Pazar kılıp yol üstüne oturdum

Şeytan dedi kul üstüne kuruldum

Şerrini düzer her kişi yolundan

 

Dost elinden ırak düştü sarayım

Gönül kasrı yarelendi yüreğim

Felek sattı insan kârı nideyim

Sadrımı bezer her gülü çemenden

 

Gönül suyu yüreğimden akıyor

Gayret sa’yi Kuran’ımdan çavıyor

Benim yarim sözü sazdan ölçüyor

Bağrımı sarar her gayri yürekten

 

Evlerinin önü de elvan elvan

Kokarmış da lale nergis gül eyvan

Yar uğruna kokarmış derde reyhan

Gülşeni döşer her yadı çiçekten

 

Bağların güzeli güllere nazar

Çemende eyleşir yarine hazar

Dağlara düşermiş perçemi çeker

Yücesi zalım her izi dölekten

 

Yan dedi yan dedi Rabbim ümmete

Ben yanmassam kimler yanar eşkine

Hazan kıldın can bedende gel diye

Sadrını açar her sözü fetadan

 

Ele verdim gülüm gülşenim ağlar

Yola düştüm yarim dövünür söyler

Cana verdim canan kudretten eyler

Kadrini sorar her  güle çemenden

 

Bir yar için nice yiğit yıkılır

Su başında onbeş suna bakışır

Bir kadere çifte güzel yazılır

Gönlünü eyler her iki kucaktan

 

İbrişim atkının teli söylesin

Kargı kamış gibi dalı uzasın

Dua saldım ardı sıra yanasın

Aşkını yazar her iki dudaktan

 

Benim yarim mani dizer bakraca

Sağı benim solu senin ortaca

Hayat budur kimler çözer bulmaca

Yazgısı şeçer her iki suvaktan

 

Derdim artar dünü günü ahmedim

Ele güne düştüm seni diledim

Cenneti alaya beli niyetim

Mizanı tartar her iyi yazandan

 

Ahi kul ahmedim böyle işlerim

Oturmuş hasbihal eder eşlerim

Hakk yoluna feda olsun canlarım

Sevabı katlar her iki günahtan

 

NOT: Bu şiirin adının bakraç olmasının nedeni Bakracın iki kulplu olup

hayatın da iki kişi tarafından çekilmesi gerektiği düşüncesindendir.

 

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur.

15 Nisan 2013
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç