İslam, Ahiler, Batı, İletişim ve Hayatı anlayabilmekte sünnetin önemi….

Adı iletişim denen fakat iletişimsizliğin yaşandığı bir dünya yaşıyoruz. İletişim araçları gerçekte çok gelişmiş ve yaygınlaşmış olmasına rağmen iletişimler mekanik düzeyden öteye geçmiyor. Bu kargaşa içerisinde insana “hakikati unutturuyor” ve ilave olarak “unutmayı da unutturuyor” ve

 

İnsan gittikçe yabancılaşıyor. Önce doğaya karşı sonra insana karşı bu yabancılık artıyor. Bu yabancılaşma insanı her şeye düşman hale getiriyor. Adeta bir istenmeyen yöne doğru sürüklenme söz konusudur denilebilir.

 

Hıristiyanlık değer olarak tüketilmiş bir din. İnsana bir değer katkısı yapamıyor. Ancak Ahilik ve onun dayandığı İslam, belki insanlara tabiatla ilgili veya insanla ilgili ve yaşadığımız evrenle ilgili bir şeyler fısıldayabilir belki. Böylece varlığa, tabiata dönmemiz mümkün olabilir. Sıkıntı olan şey “erdemi varlıktan gevşemiş olan bir insanda” aramakta yatıyor.

 

İnsan büyük iyiliklerle donandığı zaman bunu idrakine olağan şey olarak yerleştiriyor ve başkalarına anlatmıyor. Çünkü Ahiler için cömertlik çok önemli idi ve 50 000 liradan fazla servet biriktiren dağıtmadığı varsayılarak cimri addedilir ve kınanırdı. Bu cömertlik artık doğal olarak görülmeye başlanıyordu. İşte beklenen yapı bu olmalı. Cömertlik ve Tevazu..

 

Günümüz sinemasına göre  eğer toplum gerçek anlamda bir aşk yaşamıyorsa sinemadaki aşk ütopik olarak kalacaktır. Bir diğer bakışla toplum ahlaki olarak çöküyorsa sinemanın buna yapacak bir şeyi yoktur  ve anlamsız kalır. Bugünkü sinema batının iyi ve kötü bütün yönlerini barındırıyor. Ontolojik varlığı ters yüz yapan en ahlaksız program ise haber programlarıdır. Bunlar Darwinist bir hayat çizgisi sunar ve insanda travma yaratır. Bir bomba işitirsiniz fakat hergün şu kadar bomba patlıyor zannedersiniz. Bir hırsız veya habere konu olur fakat milyonların elini uzatmadığını düşünmezsiniz bile. Ya bir caninin bir ay habere konu olduğunu düşünün. Bütün toplum travmada denilebilir.. Medya, yaşayanı öldürerek parasını da alma operasyonu??

 

Ahilerde gıybetin zina ile eşdeğer olup sıfıra yaklaştığını düşündüğünüzde toplum nasıl korunmuş oluyor bir hesab edin?? 

 

İlk siyer kitabını İbn-i İshak diye biri Abbasi saraylarındaki Prenslerin anlayacağı şekle göre Hicret ve Hazreti Rasulüllah’ın savaşlarını öne çıkarmış ancak vahye çok az yer vermiştir. Halbuki vahiy daima Peygamber efendimizin hayatı ile birlikte yürümüştür. 10 yıllık Medine hayatında savaşta geçen süre sadece 53 gündür. Gerisi hayat ve vahiydir. İşte tarihçi anlayışlar herşeyi bitiriyor. Halbuki Hazreti Peygamber’in hayatını vahyin izdüşümü olarak okumak gerekiyor

 

Aynı olay bugün Ahi ve Ahilik kitaplarının başında. Sürekli tarihçiler ahi kitabı yazıyorlar. Savaştan kavgadan geçilmiyor. Bu yanlış değil lakin yarı yarıya eksik addedilmeli. Bizim çıkardığımız ahi kitabının adı “AHİLER; SANATI İNSAN OLAN SANATKARLAR” şeklinde ve yarı tarih, yarı sohbet, yarı sosyolojik ve psikolojik, ve canlı yaşamla günümüzde neler yapılabilirle birlikte bir değerlendirme şeklinde. İnşaallah bu kitabın ikinci baskısını 600 sahife olarak yaşam içinde yaşayan bir ahilik olarak çıkarmayı planlıyoruz.

 

Form geliştiremeyen toplumların norm’ları da bitmiş demektir. Adeta bir niceliğin egemenliği söz konusudur. Hollywood kültür aktarımında bir araç olarak kullanılıyor. Öyle ki temel argümanı eğlenceye hizmet etmek olarak görünse de Amerika’lılar olmayan kültürlerini kutsayarak Almanların üstün ırkını bunlar da üstün kültür olarak kabul ettirmek istiyorlar denilebilir. (Amerika’da Wanderbilt Üniversite’sinde iki filme gittik. Seyirci, düşen ve aciz kalan ve aldatılan kişiye kahkahalarla gülerken biz üzüntü duyuyorduk. Aşağılamaktan zevk almak bir hastalık değil mi?)  Halbuki Batı sinemaları kısmen konu odaklı olduğu için biraz daha erdemli sağlayabilir.

 

İslam öncesi cahiliye döneminde şiiri bir form olarak nitelendirebiliriz. Batıda Rönesansta ise resim aynı görevi form olarak ifade eder. Ahilikte ise dürüst ve kaliteli üretim bir ideal olarak oluştu denilebilir. Bunun aksi ise pabucun dama atılması olarak simgeleşti.

 

160 yıldır modernlik bir kriz yaşıyor. Bu nedenle de 30-40 yıldır da postmodernizim’den bahsediyoruz. Modern sanatçılar gidilen noktanın insanlığı batağa götürdüğünü söylüyorlar aslında. İnsan kulluğu yitirince her şeyi tanrılaştırmaya başlıyor. Kulluğu anlayan bir insan ancak eşyayı da anlayabilir. Hz. Peygamber Efendimizin kulluğu elçiliğinden daha önce gelir. Önce Abduhu sonra veresüluhü.

 

Geçmiş dönemlerde felsefe vardı. İnsanlar doğrudan okuyor ve doğrudan düşünüyorlardı. Sinema onun yerini almaya başlayınca sinemanın içerdiği belli bir yüzde kurgu ve varsayımlarla doğruları sapıtır hale geldi.

 

Ahiler ise zaviyelerde yemekten sonra kuran, tefsir, hadis, alim kişi sohbeti, usta sohbeti, sazlı halk sanatçıları, yaran sohbetleri ve içindeki oynanan şaka ve hiciv ağırlıklı oyunlar tam bir aydınlanma ve edep dairesinde herkesi aktif olarak içine alan eğlencelerle toplum rahatlıyor ve bütünleşiyordu. Kulluk içinde eşyayı tanıyor ve “seyru sülüki afaki” dediğimiz “Türkmen’in kendi yaşadığı doğada eserden müessire” yöntemi ile Rabb’ini idrak ediyor ve ertesi gün nasıl cömert olabilirim diyebiliyordu. Demek ki insanı inşa etmeden ondan fedakarlık beklemek (ahlak beklemek) yanlış olmaz mı? Bugünün ahlak yazarlarının anlayamadığı şey bu işte.. Fukiyama dahi “önce iyilik sonra adalet” diyerek Kuran’ın “önce adalet sonra iyilik”(Nahl 90) fikrini okumadığını gösteriyordu.

Soruyorum size; işçinizin ücretini ödemeye ödemeye ondan güleryüz ve iyi çalışma veya iyilik bekleyebilir misiniz? Bir işçi bize “Şuna bir akis kestiremedim” diyordu?

 

Sünneti seniyeyi iyi anlayan bir insan kesinlikle doğru yolu bulur. Sünneti seniyenin temel kavramları;

 

-         Kavil (söz) ………… Akıl…………… Bilmek…………. İlme-l yakin    

-         Fiil  …………………… Göz…………… Görmek ……….. Ayne-l yakin

-         İkrar ………………….. Öz…………….. Yaşamak ……… Hakke-l yakin’dir.

 

Bu unsurlar arasındaki kemale doğru giden tenasüp son derece önemlidir. Bu üçlü bağlamın beraber olarak kullanılması halinde gerçekten insanın inanç boyutu olsun veya başka bir iş boyutu olsun sağlıkla ele alması mümkün ve muhtemel en önemli sistemdir. Bu üçlü sistem daima birbirini destekleyen ve besleyen özellikler içerir. Adeta kişi bu bağlama uyarak kemale ulaşmanın yollarını bulur. Ve hiç bir işi el ucuyla artık tutması mümkün değildir. Durum böyle olunca düşünmede sağlık, görülene itibar ve kabul edilmiş gerçekleri yaşama cesaret, azim ve kararlılığı artık o şeyin kişinin kendisine mal olmasını sağlayacaktır. İşte Ahiler her zaviyede arı bir tarikatın usulleri ve adapları uygulansa da burada izah ettiğimiz kavramlar alevi veya sünni bütün zaviyelerde öğretilir ve işlenirdi. Artık yoldan gelmiş bir misafiri ağırlamak için birbirleri ile kavga ederlerdi. Güne bugünkü maddeci anlayışın yaptığı “kazanmak ya da kaybetmek korkusu” ile değil “haram ya da helal korkusu” ile güne başlarlardı. Bir selamı bile “selamün aleyküm ey ehli şeriat… tarikat.. hakikat…marifet..” şeklinde dörtlü olarak verirlerdi. Bir kişiye durarak dört defa selam vermek neredeyse kişileri akraba yapar diyebiliriz.

 

 

Formlar evrensel olmazlar. Öz ile form arasında daima bir ilişki vardır. İslam’da,  İslam-i hakikatin ifade biçimidir form. Yunus’un bir şiiri 10 ciltle açıklanamaz fakat bir köylü çok rahatlıkla onu bilir ve anlar. Ahilikte ise fütüvvetnamelerle belirlenen usul ve adaplar tamamen ayet veya hadislere dayanırlar ve kısmen de icma dediğimiz halkın uygun yaşayışı kendini belli ederdi. Pabucu dama atmak da etkin bir form olarak düşünülebilir belki.

 

Avrupa da ki filmlerde daima bir umutsuzluk söz konusu olup kavramsal bir beslenme, din veya kültür olarak gelmediği için örneğin aşk filmlerinin sonu daima hüsranla biter.

 

Oysa Yusuf suresinde;

 

- Teveffeni müslimen ve el hikni bis salihin (Ya Rabbi bizi müslüman olarak canımızı al ve bizi salihler arasına kat- yani ölümden mutluluk beklemek)

 

Şeklindedir son ümitler.

 

Batıda kahramanlık önemli olduğu için güç kutsanır ve güçlü olan haklı çıkarılır.

 

Tasfiri hakikatte, varlık hesabından baktığı için ya ezer ya da tapar.

 

Kulluk meselesi öne çıkınca hakikatin kaynağı sünnet olarak görünüyor;

 

Rububiyet………………… Akıl

Ubudiyet………………….. Duygu ( göz)………. İdrak

Hilafet ……………………… Kalp

 

 

Vücut………………… Mekke

Vicdan………………. Medine

Vecd………………….. Mekke

 

İnsanca yaşanabilmesi için bu sıralamaların korunabilmesi zorunludur.

 

Enfüs…………………. Tekvini (önce) ayetler

Afak…………………… Tenzili (sonra) ayetler

 

İslam düşünce geleneği, kendi düşünce kodlarını koymuş ve yerleştirmiştir. Ruhi coşkunluk için oldukça zengin menkıbe kültürü bulunmaktadır. Ahilikte de zengin bir menkıbe kültürü vardır. Tarikat şeyhi aynı zamanda bir Ahibaba’dır. Halbuki sinemada sahicilik kayboluyor, bir sanallık ve gerçeklikten kopma baş gösteriyor ve senaryoyu teke indiriyor. Halbuki herkes okumakla farklı bir senaryo yapar zihninde. İslam’ın ilk emrinin OKU olması da boşuna değildir. Canım o zaman zaten sinema yoktu demek bu ilahi emri haksız yere küçümsemek anlamına gelir. Ahilerin zaviye muallimleri yoluyla talipten başlayarak daha işe başlamadan önce dini bir eğitimi, okuma eşliğinde vermesi oldukça manidardır.

 

Sinema ise bunu tek forma indirger. Bu amaçla olması gereken şey;

 

1-     Hakikatle bağlantınız olmalı

2-     Gerçeğin tasviri serbest olmalı

 

Sünnet olan selamda, kişiyi doğrudan karşıya almak sözlü=kültürel=diyolojiktir. Halbuki yalnızca yazılı olan kültür monolojik bir yapı sergiler. Kuran dili üzerinden dönüşüm tek düze değildir. Zira kıssaların dili “ahsenül kassas” (En güzel hikayeler) olarak nitelendirilir. Ve çok farklı olan bir çok şeyi bir arada söyler. Bu yöntem yaşayan gerçek bir hikayeyi söyleyeceklerinizi içine dahil ederek söyleme biçimidir. Amerikalı’lar buna “case study” diyorlar. Yani gerçek olaylarla örtüşük anlatma biçimi denilebilir. Bütün oradaki 3400 üniversite giriş reklamlarında öğretimlerinde bu yöntemi uygulayacaklarını belirterek öğrenci topluyorlar. Bizimkiler de uyanır da saçları dökülmüş hoca resimlerinden ilmi yöntem ve metedolojilere kayarlar inşaallah.  

 

Eşyada ise yaşayan bir Kuran ve sünneti seniyye her zaman birlikte bir zenginlik olarak görülmesi gereken unsurlardır. Bu noktada yaşamış örnek olarak Hz Peygamber Efendimize birincil olarak çağdaş kılmamız gerektiği gibi bizi de ona çağdaş kılmamız gerekir.

 

Sonuç olarak bir şeyin örnek alınabilmesi için aynı düzlemde birimleri bir araya getirmek zorunludur. Bunun için aslını bozmadan örnek alınması gerektiği şeyin kodlarını günümüze uyarlamak zorunludur. Buna ilişkin bir varsayım belki şu olabilir. Örneğin; nasları açık olmayan şu konuda Peygamber Efendimiz olsaydı ne yapardı? denilebilir. Öyle ki bu varsayım usulü zaten iman içinde de gizlidir. Kişi aslında bu kadar büyük kainatın bir yaratıcısı olmalı diye bir varsayım yapmış ve Allah’a öyle inanmıştır. Onun teferruatını da zaten Peygamberler getirmiş olmaktadır. Böylece iman, bir varsayıma dayalı olarak oluşmuş olmaktadır. Yeryüzündeki varsayıma dayalı tek inanç yapan varlık insandır ve bu bir üst akıl ifade eder. Bir başka örnek vermek gerekirse, Einstein dahi ünlü izafiyet teorisini bulurken “haşa ben Allah’ın yerinde olsaydım kainatı nasıl yaratırdım” demiş ve bu varsayımdan yararlanarak izafiyet teorisini bulmuştur. 

 

 ahi kul ahmed’e nasib

 

31 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Evvel bahar ermeyince / ben bir şahin olsam / bağlar başı şiirleri…

Evvel bahar ermeyince

 

 

Evvel bahar ermeyince

Kırmızı gül açmaz imiş

Kırmızı gül açmayınca

Gonca diye kokmaz imiş

 

Bahar baçı güller imiş

Gül bahayı aşk eylemiş

Aşkın sazı bülbül ötmüş

Bülbül gülsüz yatmaz imiş

 

Bülbül güle aşık imiş

Aşık ne ki ölür imiş

Ölmeden evvel ölseymiş

İnsan oğlu ölmezmiş

 

Gül bahardan azad imiş

Evvel nazar gonca imiş

Gonca Hakk’ın fehmi imiş

Fehme eren yanmaz imiş

 

Kır çiçekli ala dağlar

Lale sümbül çiğdem eğler

Yazıdaki oğlak söyler

Cana bülbül ayvaz imiş

 

Er baharda bağım gülşen

Gül dedimse kastım aşktan

Bülbül kimmiş benim canan

Canın sunan ölmez imiş

 

*                 *                  *

 

Şahin olsam ne çıkar bundan

 

İlim arzu edenlerindir

Arzu etsem ne çıkar bundan

Alim arzu edenlerdir

Sazı olsam ne çıkar bundan

 

 İlme gönül vermem veremem

 Arzu diye gece ölemem

 Ben bir arzu ile yaşarım

 Canı olsam ne çıkar bundan

 

Mesaj alındı yaşlan beyim

Bilmez kimse hem arzu halim

Sohbetimiz var arzu canın

Canan olsam ne çıkar bundan

 

Bize şahın nazarı gerek

Karga değiliz sekecek

Taksam cırnamı can verilcek

Şahin olsam ne çıkar bundan 

 

 *                   *                     *

 

 Bağlar başı

 

Bağlar başı yeller nazı

Çıka geldi ömrüm varı

Çala dursam ömrür sazı

Gönül çarhı ferman bilmez

 

Bağlar başı candan öte

Canan bekler candan geçe

Vara dursam neyden geçe

Gönül çarhı “ben”den bilmez

  

Bağlar başı sevda baçı

Etse eydür can niyazı

Gönül sazı canan nazı

Gönül çarhı eyvan bilmez

   

Bağlar başı dağlar kaşı

Yollar aşar dağdan âri

Benim yarim kimden eğri

Gönül çarhı zordan bilmez

 

Bağlar başı güller kârı

Aça dursa gonca gülü

Gülüm bilmez canan beni

Gönül çarhı candan bilmez

  

Bağlar başı eller kârı

Koka dursa gülüm zari

Bülbül güle yansa dahi

Gönül çarhı neyden bilmez

 

 

ahi kul ahmed’e nasib

 

 

 

30 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Ahiliğin ilahi kaynağı; Allah’ın kendine duyduğu AŞK ve bunun için kainatı yaratması İŞ…

Değerli Ahiler, Yarenler!

Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..

İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren  dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi.

İşte siz de sevdiğiniz birine bu sevgiyi bildirmek istediğinizde yapmanız gereken şey;  fedakarlık ölçüsünde bir şey olmalıdır. Bir çiçek almak, yahut onun işine yardım etmek, fedakarlık derecesinde elbisesini temizlemek, çocuksa gece kalkıp ilgilenmek. Yani bir emek sarfetmek. Yani sevgi aslında bir emek denilemez mi?

İşte Ahi Evran-ı Veli’ye (1171-1261) atfedilen ancak onun bu sözü söylediğine dair bir kanıtın elimizde bulunmadığı “ALLAH DER ÇALIŞIRIZ” sözü aslında aşk ve iş kavramlarını bütünüyle barındırıyor denilebilir.

Konuya bu açıdan bakıldığında aşk kavramının kaynağının ilahi olduğu düşünülmelidir. Ancak insan Cenab-ı Hakk’a karşı saygı bazlı ve edepli bir sevgi duyabileceği gibi, insan olarak yahut eş olarak da, cinsiyet bazlı sevgiler duyabilir. İşte bu sevginin de üst seviyeye çıkabilmesi için “Allah için” kavramına dayanması ya da dayandırılması gerekir bir şekilde.. Aksi halde cinsi bir sevgiden öteye geçmez. İşte ilahi sevginin kaynağı, onun gönderdiği sınırlarla belirlenmiş bir dinin içinde onun istediği gibi olmalıdır.= din, yani İSLAM’dır.

Ortada, açıkta yanan bir ateş düşünün. Bu ateşin her an çevreye sıçraması ve ekinleri, evleri yakması mümkündür. Ama ahiler şöyle yaparlar. O ateşin etrafını küçük taşlarla çevirirler, üzerine iki demir atar ve bir toprak kap koyup içine de bir şeyler koyarak bir şeyler pişirirler. Bunun anlamı ilahi veya cinsi her ne ise sevginin taşlarla kontrol altına alınması ve üzerine konulan yemekle de yararlı hale getirilmesidir. Kontrolden mana edeptir. Hazreti Rasülüllah miraca çıktığında Cenab-ı Hakk’ın “yaklaş” nidasına karşılık yaklaşmış, ancak “bir yay aralığı” kalınca durmuştur. (Necm Suresi)  İşte bu edeptir. Kulluktır. Arkasından verilen hediye ise 5 vakit namazdır. İşte bu üç şey olan aşk, kulluk, ve namaz, aynı anda ve aynı yerde miraçta, huzurda verilen ve üçü de birbiriyle bağlantılı ana unsurlardır.
Bunun arkasından Cenab-ı Allah’ın olarak kendine edinip altı günde yarattığı kainata insanı gönderişiyle ilgili olarak baktığımızda; insanın dünyaya gönderilişinde hanginizin daha iyi amel işleyeceğini sınamak olduğu belirtilir Mülk suresinde (2.ayet)  Bunun anlamı şudur: Amel ederek sevginin ispatlanması sorgulanmak istenmektedir aslında. Şöyle de düşünebilirsiniz bunu: Birisi sizi sevdiğini söyleyip duruyor fakat bunu ispat edecek hiç bir şey yapmıyor. Ne dersiniz ona. “Defol başımdan” demez misiniz? Bir çocuğu seviyorum diyeceğinize onun yanına çömelmek ve elinden tutmak daha anlamlı bir sevgi aktarımı olmaz mı sizce? Ya da babasının yüzüne çıplak olarak yatıvermiş çocuk sevgiyi güveni nasıl hisseder? İngiliz oyun yazarı Sheaksper bir oyununda oyuncuyu şöyle konuşturur. “karının senin için yaptığı fedakarlığa bak”  Burada sözkonusu olan fedakarlığın sevme fiiline dayandığıdır. Aşk ya da sevme fiili bir bütün olup parçalanamaz ve fiille de ispatlanması gerekir.

İşte insanlık binlerce yıldır iyi, güzel ve doğrunun peşinde koşmaktadır. Onu buna iten neden aslında Allah’ın yiğitlik ve merhamet ederek yarattığı kainatı insana halife olarak vererek aynı yiğitlik ve merhameti insandan beklemesidir. Bu beklemenin anlamı, insanın Allah’a ilahi aşk duymasının beklenmesi ve bunu da eyleme geçerek ispat etmesini istemesidir. Kuran ayetlerinde önce imandan ve hemen sonrasında da salih amel’den bahsedilmesi boşuna değildir. Salih amel adeta bir ispat vesilesidir denilebilir.

İşte insanlık bu çizgiden her sapışında kendisi de mutlu olamamış ve ahlaki ve çalışma ile ilgili sorunları beraber yaşamıştır. İşte ahirette Allah’ın kendisini ödüllendirmeyeceği bir insan canını neden feda etsin ki? Demek ki Ahlak’ın merkezinde doğru inanç (İslam) var olmalıdır. Batı “ben eğitirim“ dedi lakin suç oranları düşmüyor. Bütün dünya küresel bir vicdan sorunu demek istemem lakin inanç sorunu yaşıyor aslında. İnsanlar ahlaklı ol ya da vicdanlı demekle vicdanlı olmazlar. İşte Ahiliğin temelinde sağlam bir inanç, doğru kurallar, iktisadi denge ve doğru ahlak dediğimiz vahyin ahlak anlayışı vardır.

 

Uluslararası piyasalardaki 2007 mali krizi ile petrol ve diğer emtia fiatlarındaki aşırı artışların kaynağındaki nedenlere şöyle bir bakalım. Ortak yönlerinin önce kuralların yanlışlığını (K), sonra da ahlak eksikliğini (A) kendiniz görün:

 

Düşük faizle de olsa ortaya çıkan kontrolsüz serseri para, fazla emisyon, hedge ve emeklilik fonlarından oluşmuş, nereyi yıkacağı belli olmayan aşırı likit seli (K)

 

Banka ve fon yöneticilerinin daha fazla prim kazanmak için, aşırı hırs ve risk alma iştahı (A)

 

Spekülasyondan para kazanmaya çalışılması (K)

 

Muhasebede bilanço makyaj ve maskeleri (A)

 

Tasarruf yerine devlet ve halkın borçlanarak tüketime (ve bütçe açıklarına) teşvik edilmesi (K)

 

Emtia fiatlarının, beklentilerin ve olmayan para ve olmayan malın alınıp satıldığı borsa’nın future piyasalarında belirlenmesi (K)

 

Küreselleşmenin kuralsızlık olarak algılanması (A)

 

Merak etmeyin herşey kendi kendine düzelir diyen saf Adam Smith’in “gizli el”inin hiç bir şeyi düzeltemeyip kumarhane kapitalizmine dönüşmesi (K)

 

Derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdiği taraflı raporlar? (A)

 

Bunlar meselenin yalnızca ahlak olmadığını kuralların da doğru olması gerektiğini göstermiyor mu? Yorum yok..

 

 ahi kul ahmed’e nasib

 

 

29 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Ben bir yavru şahin olsam; Kapsam kaldırsam ne dersin?..

Ben bir yavru şahin olsam

Kapsam kaldırsam ne dersin

Gökler benim, şahı olsam

Ferman saldırsam ne dersin

 

Ben bir beyaz angut olsam

Seyfe gölün mekan tutsam

Yazlı kışlı selam dursam

Ferman duyursam ne dersin

 

Ben bir allı turna olsam

Cızgı cızgı uça dursam

Seyfe deyu rüya görsem

Ferman uçursam ne dersin

 

Ben bir ak güvercin olsam

Kanadımı aşka çırpsam

Mazlumlara haber olsam

Ferman çırparsam ne dersin

 

Ben bir ala karga olsam

Seke seke hem sekdirsem

Ahi ahmede av olsam

Ferman bozdursam ne dersin

 

Kara kara karga olsam

Akıl bende kelam etsem

Düşman için örnek olsam

Ferman okutsam ne dersin

 

Kara sığırcık ben olsam

Bahçalarda dallar ağsam

Avcı vursa pilav olsam

Ferman bozdursam ne dersin

 

Ben bir küçük serçe olsam

Kanadımı kırsa adem

Süleymana dava kılsam

Ferman çıkartsam ne dersin

 

Ben bir sarı bülbül olsam

Diyarımda hazan bilmem

Gülüm gülşenim şen benim

Ferman okusam ne dersin

 

Ben bir garib adem desem

Rasul için türab olsam

Dertsiz bülbül seni vursam

Ferman buyursam ne dersin

 

Ben bir zalim avcı olsam

Şahinimle yaylaklasam

Güvercine yaman salsam

Ferman yırttırsam ne dersin

 

Ben bir iki keklik olsam

Kayalarda öte dursam

Zalim avcı, sese kansam

Ferman şakısam ne dersin

 

Ben bir ahi dülger olsam

Kekliğime kafes yapsam

Şöyle bir yol aça dursam

Ferman bıraksam ne dersin

 

Yeşil başlı ördek olsam

Ağşam sulara saalsam

Avcı duya öte dursam

Ferman vurulsam ne dersin

 

Ben bir cahil avcı olsam

Avlaklara kulak versem

Yeşil başa çifte salsam

Ferman vurursam ne dersin

 

Ben bir yavru ceylan olsam

Avcı vura yitse canım

Üşüşürler etim içun

Ferman neyleyim ne dersin

 

Ben bir yaban domuz olsam

Onbeş yavru ile varsam

Bahçaları talan etsem

Ferman rızıktır ne dersin

 

Sen bir yaban domuz olsan

Bahçaları talan etsen

Ben bir sürek avcı olsam

Ferman çiftedir ne dersin

 

Ben bir hacı hoca olsam

Hüküm diye kitab açsam

Avcıları yaka dursam

Ferman buyursam ne dersin

 

Ben bir dünya yaratsam

Avcıyı yaylakda yazsam

Çorbasına geven koysam

Ferman içirsem ne dersin

 

Ben bir Rahman ola dursam

Kurtlar kuşlar bir uçursam

Avcıyı yemlerken görsem

Ferman sevdirsem ne dersin

 

Merkez Efendi ben idim

Hocam dese Rahman benim

“Aynısı aynısı”desem

Ferman değişmez ne dersin

 

 ahi kul ahmed’e nasib

 

28 Aralık 2011
Okunma
bosluk

La mekan’da ayvaz..

Yine gönül kuşu eyledi pervaz

Her bir demden söyledi bir ahi naz

 

Her seher bad-ı saba hem gül-i naz

Bir bahar yad-ı aşkın neşvesi saz

 

Kim gönül çarhını savursa felek

Cevr-u cefa bahadır ona niyaz

 

“ben” ile başım dertte eydür felek

Her “ben” ile iki düştüm dem poyraz

 

Arşu âlâda kapı vurduk felek

Lakin “kim” dedi “ben”e eyler firaz

 

Kulluk eyle bahadır aşkın felek

Kim söyler kuldur sefadır aşkı naz

 

“fezkurullah kesiran” dedi Hakk’ın

Zikreyleyip ağlar iken güldü yaz

 

Cemalini aşıklara vaad kıldın

Aşk yolunda bir Allah için can raz

 

Kavi aşkı Allah sevdi “kulum” der

Ara yolda kalmaya canan pervaz

 

Yalancılar cemalim görmez dedi

Aşk kapısında sağlam duran yanmaz

 

Kabirler yetmez mi akıllı ol sen

Ben de şunlar gibi olmam de biraz

 

“Mutua kabl-el temutu” eyle sen 

Ölmeden evvel ölmeğe kül biraz

 

“Felizehu kalilen” haber verir

“Veleyebku kesiran” der gül biraz

 

Amel yoğ ise güler şen yürürmüş

Fermana boyun veren gamla firaz

 

Kim “kul” oldum gece gündüz gözyaşı

Katrem derya özler mutmain olmaz

 

Nefsden geçen aşıklar Allah derler

Seherde dört dövünüp esti poyraz

 

Rahmeyledi Rahman özüm nazar

Taşdı derya ondan gayri şehnaz

 

Zalim nefs bırakmaz ateşe yanar

Vücudum yandıkça yandı gel aymaz

 

Müşrikin imanını şeytan alır

Euzu-bismillah deyip gül biraz

 

Münafığa cehennem yeter yanar

İman eden halis kul yanıp şehnaz

 

İmansızlar evvel ahir yanarlar

Allah’tan iman dile namaz niyaz

 

Nefsim heva kıldı da tafta şaşar

Başın alıp pir-i Kamil’e varmaz

 

Ahi kul ahmed ötelerden aşar

Kuş olup uçup la mekan’a ayvaz

 

ahi kul ahmed’e nasib

26 Aralık 2011
Okunma
bosluk

La mekanda aşk..

Gönül gözü ışımadan ibadet düşmez

La mekanda makbul olmaz dergahım işte

Hakikat bu sözleri öğrenmemek olmaz

La mekanda makbul olur kitabım işte

 

Ders aldım Hakk’tan perdeler açıp sırrından

Zorluk, cefa, sıkıntı gitmezmiş kulundan

Melamet, ihanet, ile geçmez hoşluktan

La mekanda kabul olur duaım işte

 

Aşk bir beladır başa düşe ağıt ister

Aklı giderir şaşkın kalır gömlek giyer

Gönül gözü açılınca bilmeği diler

La mekanda Mecnun olur leylaım işte

 

Seher vakti ağlar olsam nida eyleye

Cemalini göstermeğe Hüda söz vere

Aklım başımdan gitti, şaşkın kul neyleye

La mekanda Halil olur dostluğum işte

 

Burda cefa çekti isen Cemali Hakk’tır

Mahşerde bağışlar “kul”a celali yoktur

Aşığa ahdeyler yaratmış iken sözdür

La mekanda cemal olur gördüğüm işte

 

Halktan bezen, çöller aşar sorar aşkını

Kul olan Hakk’tan korkar ve dahi ağlayı

Cemal dileyen cefaya hazır olmalı

La mekanda celal olur yandığım işte

 

Yad etmeye gözlerimden kanlı yaşlarla

Yüz bin bela versen düşmeyem feryada

Hasta gönlüm korkar senden hem şad olmaya

La mekanda delil olur hastayım işte

 

Hakk’a aşık olmak altın gümüş gerekmez

Pir-i Kamil’de toprak ol kibir bulunmaz

Hakk yolunun kullarına derman gerekmez

La mekanda derman olur dertliyim işte

 

Aşk derdine deva yoktur bilin yarenler

Diri iken aşk defteri bitmez aşıklar

Dar mekanda kemik ayrık olmaz yatırlar

La mekanda nurun olur kulunum işte

 

Aşk kâdir, aşık fakir neyleyim acizdir

Hakk’tan fehim olmadıkça kelamı nacizdir

Hakk öğüdü haram kılar dünya hacizdir

La mekanda kulun olur aşığım işte

 

Kul ahi ahmed altıda Mesnevi okur

Onunda aşk şarabın Mevlana’dan alır

Ondörtte tasasız Hakk’a yürür keşf n’olur

La mekanda aşık olur yanarım işte

 

 ahi kul ahmed’e nasib

26 Aralık 2011
Okunma
bosluk

İki kapılı handan ateş almak…

Bu dünyaya gelenlerin

Gitmeyeni kalmaz imiş

Yükü ağır çekenlerin

Ahir işi onmaz imiş

 

Önce gelen ademleri

Yer altına girenleri

Hallerine erenleri

Burda olan bilmez imiş

 

Vara vara vardım sine

Haber sordum hepisine

Cevap vermez eyisi de

Bu dil orda geçmez imiş

 

Kamusu hem ölüdürler

Eller dahi bağlıdırlar

Mü’min olmam diler bunlar

Mü’min olan ölmez imiş

 

Kafir ile münafığın

Yandığını gördüm aman

Cehennemde yatar galan

Hiç de soluk almaz imiş

 

Dilince söyler garibler

Hallerini bildirirler

Halil olmağı öğütler

Halil  olan yanmaz imiş

 

Can bedende bir kuş imiş

Uçmadan “bir yana” imiş

Ahir illerde uçsa hoş

Gayri kazanç olmaz imiş

 

Ne amelin varsa söyle

Getirdiğin kâra geçe

Burda gafil olan kimse

Orda azad olmaz imiş

 

Bağım bahçem viran olur

Oğul uşak yalan olur

Malım mülküm talan olur

Altın gümüş geçmez imiş

 

İki kapılı handır bu

Gelen gider kervandır bu

Mü’min kula seyrandır bu

Kafir olan kanmaz imiş

 

İşte geldim gidiyorum

Gözüm açtım göçüyorum

Altı metre biçiyorum

Biçmem diyen gülmez imiş

 

 Bugün geldim yarın yokum

Ateş aldım aç mı tokum

Ben bu işten ne anladım

Gitmem diyen olmaz imiş

 

Ağlar isen aşka ağla

Aşka düşen ümmet kula

Kulu isen rahmet kıla

Aşkda yanan solmaz imiş

 

Ahi ahmed söyler durur

Okuduğun erler tuttur

Zalim kullar alim midir

Hakk’da rahmet kılmaz imiş

 

 

ahi kul ahmed

26 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Ecel oku erdi cana..

Ecel oku erdi cana

Canan yayı gergin dostlar

Gafil oldum kaldım yaya

Canan yayı girgin dostlar

 

Unut Hakk’ı oldur sultan

Eğri doğru vardan yoktan

Emanetti aldı candan

Canan hayyı solgun dostlar

 

 

Can boğaza kement ata

Elif iken ba’ya koşa

Yokuş geldi gevher döke

Canan deyu yoklar dostlar

 

Nazlı nazlı yürür idin

Kamu alem sürür idin

Kara defter yazar idin

Canan yazdı kara dostlar

 

Adın kazırlar defterden

Canın çekerler teninden

Kara düzenler ölümden

Canan der ki canın dostlar

 

Kabir sıka dört bir yandan

Amel getir bana senden

Yoksa yiye çıyan kurttan

Canan sordu kavi dostlar

 

Mü’min kullar hoşluk ile

Cevap vere güller ile

Huri gılman hizmet ede

Canan nuru bize dostlar

 

Münafıklar şaşkın ola

Rabbim kim ki diye haşa

Kulak topuz yiye anda

Canan vurdu çifte dostlar

 

Kafir ise zoka yermiş

Sorgu sual bilmez imiş

İmdat için iman etmiş

Canan bunu neyler dostlar

 

Bağ-ı bahçen viran olur

Beden dahi çeker durur

Cümle dostlar koşar gelir

Canan bolca toprak dostlar

 

Evlat uşak suyun döker

Üç beş adım döner gider

Varsa aşkın gelir söyler

Canan aşkı candan dostlar

 

Gülüm dalında mı kaldı

Elim ah uzandı düştü

Dünya sandım benim oldu

Canan n’ola kaydı dostlar

 

 

Gaflet ile geçti ömür

Namaz niyaz kaldı “devir”

Canım nitsin sorgu ağır

Canan diye imdat dostlar

 

Halik yarattı doğum ölüm

Alnıma çaktı hem mührüm

Hiç bilmedim ne var yarın

Canan dahi heyhat dostlar

 

Ahi ahmed kuldur paşa

Zabah ağşam aşka düşe

Ağlar ise ümmet uça

Canan sırrı ”kul”dur dostlar

 

 

ahi kul ahmede nasib

22 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Can pazarı canan evvel…

Ağlar isem yane yane

Şol gözümü silen kimdir

Bağlar isem kuşak hare

Şol belimi saran kimdir

 *

Ağu içsem dost elinden

Ağıt yaksa yüreğinden

Çeke dursam şol dilinden

Bu derdimi salan kimdir

 *

Güller ağlar nazı içun

Nazlı eyler başım içun

Başım feda Rahim içun

Bu fetayı yapan kimdir

 *

Sağlar yadı çekmez hali

Beyler karı onmaz düşü

Fakir neyler Karun varı

Bu metaı veren kimdir

 *

Çağlar isem coşa coşa

Katrem düşe derya naza

Bağı bostan güle yaza

Bu gülşeni açan kimdir

 *

Eyler isem gülşen yası

Bağı irfan cehlin sazı

Umut olmaz ilmin yüzü

Bu sebebi soran kimdir

 *

Saflar düşer doğru yolda

Ağlar durur gözü yarda

Güle dursun nazlı şurda

Bu niyazı eden kimdir

 *

Benim dosttan dosta koşan

Dost başına “bela” kılan

Ümmet içun sala veren

Bu nidayı salan kimdir

 *

Yaran ile yaran ile

Kul bahasın taat ile

Gül yeşerir toprak ile

Bu safayı süren kimdir

 *

Selam saldım sarı güle

Gül bahası yare çile

Ben yanarım dünü güne

Bu cefayı eden kimdir

 *

Bahar desem yaza çalar

Yaza ersem kışa döner

Mehil vermez ömür biter

Bu zamanı içen kimdir

 *

Ben söylerim Hakk’ı evvel

Aşka düşem vakti evvel

Can pazarı canan evvel

Bu canımı yakan kimdir

 *

Aşkı yakin cevr-u cefa

Yana dursun can-ı vefa

Kim yanmazmış nefsi heva

Bu hevesi eden kimdir

 *

Sen söyle aşk ile daim

Bir eyler şevk ile kaim

Gül pahasın dertle hoşum

Bu bedeli koyan kimdir

 *

Ahi kulsun ahmed ağa

Baş gelmeğe kimse sana

İki gözü çağlar Hakk’a

Bu selleri akan kimdir

*

*

ahi kul ahmede nasib

21 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Vay hele yaman yuyalar..

Şol dünyada ademlere

Gün gele tamam diyeler

Bağu bostan harab ola

Oy gele yaman diyeler

*

Malın mülkün evlad eşin

Taat gayri döner hepsin

Sorgusu kavidir dostun

Bil hele yaman soralar

*

Münker nekir sual eyler

Topuz vurur kulak neyler

Bilmez isen Rabbin kimler

Gel hele yaman vuralar

*

Nefis ile eylen haram

Varı yoğa uçkur tamam

Helal haram dursun ağam

Var hele yaman edeler

*

Günah çeki katır yükü

Bunca bela ahır seki

Tövbe yoksa satır ne ki

Vay hele yaman keseler

*

Yakasız donlar biçeler

Etünden yemler yapalar

Kurtlara bayram sunalar

Uy hele yaman yiyeler

*

Dünya tatlı şeker kaymak

Ölüm uzak  yaşam sıcak

Bağrı açık duşa girmek

Vay hele yaman diyeler

*

Yığdım ettim neslim içun

Sattı beni nefsi uçun

Taat dahi işim içun

Hey hele yaman yazalar

*

Ülkem dedim gazap saçtım

..çilik deyu üstün gördüm

İslam deyu Cuma bildim

Vay hele yaman kızalar

*

Benim param benim malım

Uyku tutmaz Karun benim

Divan dura beş bin kulum

Vay hele yaman yiteler

*

Bağım bahçem gülşen idi

Güller bana sırdaş idi

Gözler dizler çekti şimdi

Vay hele yaman kokalar

*

ahi kul ahmed tozutur

Baş olup adil konuşur

Dost aşkına bin kez ölür

Vay hele yaman yuyalar

*

ahi kul ahmed

17 Aralık 2011
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç