Aşk-ı Tevhid – 1 (Şerhli) (İlahi)

Besmeledir söze baş

Berekettir nice iş

İman kavi tevhid hoş

La ilahe illallah

 

Her işe Besmele ile başlamak gerekir. Besmelesiz her işin bereketi kesiktir. (innehu min süleymane ve innehu bismillahirrahmanirrahim ) ayeti nedeniyle her yazınıza besmele ile başlamanız gerekir. Şayet laik bir devlette yaşıyor ve re3smi yazı yazıyorsanız toplu iğne ucuyla besmele yazabilirsiniz. Onu da yapamıyorsanız ağzınızdan hafifçe besmele çekiniz. Aldığınız ete besmele çekildiğinizden şüpheniz varsa ete besmele çekiniz. Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanın eti yenmez.  Yahudiler Allah adnıı andıkları için onların kestiği et yenilebilir.

Hastalara şifa için bir kimse Kuran okumak isterse hastanın da bu süre zarfında 21 besmele çekmesi uygun olur.

Besmelenin bir kimsede reflekse dönüşmesi gerekir.ani bir olayda  “Aman bismillah” diyebilmelidir. İşine Allah ile başlamayanların işinin sonunu  Allah yetirmez..

kavi, güçlü.  İman kuvvetlendikçe Tevhide uymak daha hoş hale gelir.  İnsanla bütünleşir. ve şirke büyük düşman olur kişi..

 

Canu gönülden yada

Kaygulardan azade

Gönlüm kılar asane

La ilahe illallah

 

canu gönülden yabancıyı da kucaklamak gerek.

tevhid insanı kaygudan uzak tutar. gönlü sakin kılar. Geleceğinden emin olan şimdide sakin olur.

 

Gülü  gülşeni açar

Gülden yaranlar yazar

Onca sırra aşikar

La ilahe illallah

 

gül: tasavvufa yönelmiş insandır. kişi muhabbetle kızarır ve gül olur. Gülşen ise salim cemaatlerdir. bunların açılması aşka yönelip kokup sevilmesidir ki bunu tevhid sağlar.  gülden yaran demek Allah bu yola giren tasavvuf erbabını kendine yar kılmasıdır. tevhid bir çok sırrı açığa çıkarır. kişiye malüm eder.

 

Derdi gönülden siler

Azı çoğundan sayar

Arşu alaya çeker

La ilahe illallah

 

gönülde dert kalmaz. Sorun yine vardır fakat insandaki müşkülatı kalmaz.  Allah bu tür kişilerin amellerini az da olsa çoktan sayar.   kişinin makamını yükseltip Allah kendine çeker.

 

Güven eyler korkudan

Nuru salar ardından

Şeriatın yolundan

La ilahe illallah

 

Kişiyi korkularından emin eyler. nurun arkadan gelmesi kişinin yaptığı amelin nurla değerlendirilmesi demektir.  tevhid kişiyi şeriatın yolundan götürür. şeriat olmadan tarikat da olmaz zaten.

 

Seni sana bildiren

Ölmüş iken onduran

Sorgu sual yetiren

La ilahe illallah

 

kişiye kendini bildirmek “nefsini bilen Rabb’ini, bilir” hadisindeki gibi. yunus emre de : “ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsin, ha bir kuru emektir.” buyurmuştur.  ölmüş iken ondurmak kişinin dinden uzaklaşarak öldüğü bir durumdan tevhid ona can verir. sorgu sual mezardaki sorgu sual olup kişinin cevap vermesini tevhid sağlar.

 

Allah’ı zikredelim

İmanı pak idelüm

Saf kalp ile diyelüm

La ilahe illallah

 

zikrin amacı binlerce Allah zikrinden sadece en iyi en ihlaslı bir defa söylenmiş ALLAH zikridir. imanın pak olması temizlenip şirkten arınması gerek. kalbin saflığı onun hastalıklarından kurtulması halinde kalp saflaşabilir. işte kalp saf olunca tevhide yönelmesi daha iyi sonuçlar verir.

 

Taatım sana Rahman

Afüv kıla sen sultan

Sevab üzre günahtan

La ilahe illallah

 

Taat demek Allahın emirlerine düzgün itaat demektir. kişi kafasına göre bir din yaşarsa bu sevap alsa bile Hakk katında makbul olmaz ve sevabı az olur. kişiyi itaat Allah katına çıkarır. seven sevdiğine tabi olur. aranan budur. fakat insanların çok azı bunu bilir. 

 

Daim kullar sehv eyler

Hatasını yük eyler

Kerim üste ver eyler

La ilahe illallah

 

sehv eylemek nisyan kelimesinden (unutmak) insan kelimesinin türemesiyle olur. burada insan bir ara Allah’ı unutur da günah işler ve günah ahirette kişinin sırtına vurulmuş bir yüke dönüşür. Kerim üste vermek demektir.100 milyar borçlu olduğunuza gidip battım sen yardım et dediğinizde kişi hem o 100 milyarı affedip git işini kur diye bir 100 milyar daha veriyorsa bu kişi kerim demektir. Hiç asffetmezse kötü adam, sadece affederse iyi adam olur. Allah’ın üste vermesi ise şöyle olur.

 

Kişi dünyada günah işler ve sonra ölmeden tövbe eder. Allah da ahrette o tövbe edilmiş günahı hem basğışlar ve hem de üste sevap verir. Ahrette diğer insanlar bunu görür ve sorarlar.. Bunu öğrenince de “keşke biraz daha bizde günah işleyip tövbe etseydik de bu sevaplardan bize de verilseydi. Allah sonradan imana gelen kafirlerin günahlarını affedecek fakat günahtan dönen Müslümanları da kerim sıfatıyla ikramlandıracaktır.

 

Aşık ol gel meydana

Candan geç sen canana

Rahman kılar yarana

La ilahe illallah

 

Aşık olmak bir yiğitliktir. İnsan böyle bir yiğit olunca meydana çıkabilir. Sevgili olan Allah için kişi canından geçmelidir.Eğer böyle olursa dünyada Hakk’ın geçerli olan sıfatı Rahman sizi kendine yaran (dost) kılar. Bu büyük bir şerefli dostluktur.

 

Can gözüm açtı tevhid

Hem arşa Burak tevhid

Hem kış hem yaz it tevhid

La ilahe illallah

 

Can gözün açılması Kalp gözün açılmasıdır. Keşif buna dahildir. Bu kişiler olayların gizli tarafını bilebilirler. Bunu tevhid yapar. Yalnız tevhid zikri yeterli olmaz. İdrakin de doğru olması şirkte bulunulmaması gerekir.  Tevhidin arşa Burak olması kişiyi hakk katına yükseltmesi demektir. Hem yaz hem kıştan maksat bütün zor kolay zamanlarda durumlarda tevhid etmek yalnızca yalnızca zikir değil tevhidi yaşamak demektir. Bunun bir manası da bütün zorluğu yenerek tevhide devam edilmesi gerek demektir.

 

Şeytanlar uzak olsun

Uzak ne merdud olsun

Müminler gazap kılsın

La ilahe illallah

 

Şeytanın uzak olması sizin ihlaslı olup Allah’a yakın olmanızla mümkündür. Şeytanla uğraşılmaz. Ona namazda veya başka durumlarda asla cevap verilmez. Onun merdud olması onun din dışına (merdud) çıkarılması demektir.

Din içindekine göre din dışındakinin din içindekini etkilemesi daha zordur. Müslüman itikad etmekle olunur.  Mümin ise namaz kılıp zekat verip itaatı tam olan mümin demektir. işte bunların basiretinden korkulur  ve bunlar şeytana gazap kılabilir. İş ve amelini gerçekten ihlasla Allah rızası için yapan insanlar  işlerine şeytan karıştırmadıkları gibi şeytana galip de gelirler. İşte bu gazaptır.

Hikaye: Bir derviş duyduğu uzak bir yerdeki ağaca tapanların ağacını kesmeye gitmek ister.  yolda şeytan karşısına çıkar ve onu bu yolundan vazgeçirmek ister. sözle anlaşamayınca birbirine tutuşurlar güreşte derviş şeytanı yener. bunun üzerine şeytan son kozunu oynar. der ki, sen bu işten vazgeçersen her gece senin yastığının altına bir altın koyacağım der.

 

Nihayet derviş bu söze kanar ve yolundan dönüp evine yollanır. Birinci gün gerçekten yastığının altında bir altın bulur ve sevinir. gelgelelim ikinci gün yastık  altında hiç bir şey yoktur. hemen şeytana kızar ve eski gittiği yola tekrar düşer. şeytan yine karşısına çıkar. yine kavgaya tutuşurlar. fakat bu sefer şeytan yener. derviş aptallaşır ve niye böyle oldu diye şeytana sorar.

 

Şeytanın cevabı hazırdır. der ki Önceki tutuşmamızda sen dorudan doğruya ihlasla Allah Rızası için gidiyordun ve bundan dolayı güçlüydün ve beni yendin. Ama şimdi sen yastığının altına şeytan bir şey koymadı diye gidiyorsun. benim nerde sözümde durduğumu gördün. bunlar hiç bir zaman Allah Rızası olan şeyler değil. Senin arkanda Allah olmadığı için bana yenildin. haydi bildiğin yere git artık..

 

 

Bu gözlere nur verdin

Gönüllere sevinç erdin

Bu gönüle seni yazdın

La ilahe illallah

 

Gözlere nur verdin demek bir manada namazdır. Rasulüllah namaz gözümün nuru demiştir. İkinci olarak gözün zahiri ve batını bir çok şeyi görmesidir. Üçüncü olarak  gözün baktığı yer veya olayı aydınlatıp çözüme erdirmesidir. Dördüncü olarak gözün kendisinin nur olmasıdır.

İşte gönüller böyle olursa sevince erer ve Allah kendini sevdiği gönle yazar. İşin aslı gönülde Allaf Lafzı zaten vardır ve yazılıdır. Bunu aktif hale getirdiğinde gönül her olayda Allah diye atmaya başlar. Yani bu zikir ya da her şeyi Allah’tan bilme bir yaşam tarzı haline gelir. Allah’ın aradığı da budur.

 

Canı sattım meccane

Canan kıldım her cane

Baha eyler kim yare

La ilahe illallah

 

Canı meccane (karşılıksız) satmak demek hiçbir beklenti olmadan canı canana vermek deme4ktir. Eğer bir beklentiniz öne çıkarak bunu yapıyorsanız işiniz yaş demektir. böyle aşk olmnaz.

Her cane canan kılmak demek Allah’ın hatırı için onun bütün yarattıklarını da severek hepsine karşılıksız canan olmak, onları sevmek, kazanç ve zamandan verip fedakar olmak demektir.

Baha bedel demektir. Kim Allah’a yar olmak istiyorsa bunun bedeli yukarıdaki her cane canan olmaktır diyor. Demekki insanları sevmeden fedakarlık da yapmadan Allah’ı sevmek mümkün olmazmış.. 

 

Ahmed tevhid kanmadı

Boşa Behlül olmadı

Hakk’tan gayri bilmedi

La ilahe illallah

 

Ahmed tevhidin hem zikrine ve hem de uyulması gereken kurallarına göre davranmaktan uzanmadı. Öyle ki bunu bir aşk şerbeti içer gibi gördü de bir türlü kanmayı bilmedi.

Behlül ise Abbasi Halifesi Harun Reşid’in deli derler lakin veli kardeşi olup Allah için olağanüstü haller gösteren kardeşidir. Dolayısıyla ahmed de behlül gibi davranmaktan bir çok manalar serdetti de ve bu işleri boşuna yapmadı. O da Behlül gibi çok şeyleri murad etti.

 

Haktan gayri bilmedi demek Allah yerine Allah’tan başka kimseyi koymadı demektir. İnsanlar önce Allah’a inandık derler sonra filanca ülkeyi kurtardı diyerek şirk yaparlar. Ya da Allah’a inandık deyip Allah’ın kanunlarını tepeleyip benim aklım var ben LAİK’im deyip Allah’ın kanunlarını yani O’nun kurallarının yer aldığı Kuran’ını inkar ederler. Kuran inkar edilince Kitaplara iman gider ve kişi KAFİR olur. İşte Hakk’tan gayri budur. Hakk’ta kalan, gayri bilmeyen ise O’nu sevmenin itikad olarak sevmekle beraber onun hükmünü de tanımak ve bütün söylediklerini kabul edip yaşamak demektir.

İnsanlar yarım bir imanın kabul edilmeyeceğini ve ATEŞE gireceklerini keşke bilselerdi…

 

 

hadis: kelime-i tevhid ile imanınızı tazeleyiniz” 

 

Muhammedürrasulüllah…

 

Diğer bütün şiirler gibi bu nasibimiz de okuyup amel edene şifa kaynağıdır. Öğrenciler sınavdan önce ilim yapanlar çalışırken okursa salim bir kafayla okuduğunda başarılı olması Allah’tan beklenir.

 

 

 aşık ahi kul ahmede nasib oldu Hakk’tan bunlar…Yazana nasib olur da ihlasla okuyana nasib olmaz mı..

 

 

 

 

26 Kasım 2013
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 2

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Selamün aleyküm.

 

Cuma Hakkında

 

Müslüman, cuma sabahı banyo yapıp gusül abdesti almalıdır. salavatı biraz artırmalıdır. Cuma günü içki sigara gibi kötü alışkanlığı varsa bunları hiç olmazsa geçici olarak da olsa bırakmalıdır. insanlara daha sevgili davranmalıdır. az da olsa bir miktar sadaka vermelidir. Cuma Namazında Hutbe ile namaz selamı arasındaki geçen süre kadar dükkanını kapamalıdır. dükkan kapısına “namaz için kapalıyız” diye yazı asabilir. riyadan korkarsa yazı asmadan da kitleyebilir. Şayet kitlemezse cuma süresinde yapıyı satış ve anlaşmalar bereketsiz ve batıl hükmündedir. Mezhep imamları farklı kaviller söylese de ortak noktaları bereketsizlik ve kazançta bir şüpheye kadar gitmektedir.

 

Müezzinin Salavatla ilgili ayeti okuması bidattır, okunmaması gerekir. İmamın kısa ve özlü sözlerle hitabedip hutbeyi kısa tutması gerekir. Hadiste “hutbeyi kısa namazı uzun tutunuz” buyruldu.  Cemaatin farzdan sonra aynı mescitte kılacaksa 4 rekat Cuma son sünneti kılması gerekir. Şayet işine gidip de orada kılacaksa 2 rekat kılması gerekir. (Riyazüssalihin de bunlar iki ayrı hadsis olarak yeralmaktadır.) Rasülüllah efendimiz, kendi mescidindeki kılınacak 1000 rekatlik namazı bıraktırıp işinde iki kıl demekle bu ikiyi 1000 re4kattan üstün tutuyor demektir. müthiş bir şey…

 

Son sünnetten sonra kılınan Zuhru ahir ve son sünnet veyahutta bunları kaza naqmazı yerine kılmanın hepsi bidattır. Sahabe bunları düşündü fakat Ömer efendimiz zamanında yapmadı. Bir namaz kabul olsun diye veya kabul olmazsa yerine diye yeniden çift dikiş gibi namaz kılınmaz. Kaza kılmak da başka insanlara “ey millet bakın cuma 16 rekat anlamına gelir. zira kimse sizin kaza kıldığını bilmez. yani siz o takdirde yanlış anlamaya sebep olursunuz. bu yüzde kaza bile olsa kıyamazsınız vesselam…

 

    

Niyetleri Düzeltiniz

 

-        Hiçbir dînî ve dünyevi iş sevap beklentisi ile yapılmamalı. Niyeti daima Allah için, Allah rızası için yapmalı. Ancak Allah’ın vereceği sevap da küçük görülmemeli. Şeytan yerine şeytanî işlere muhalefet edilmeli ve şeytanlaşmış insanlardan uzak durulmalı.

 

 

Cahillere Karşılık Vermeyiniz 

 

-        Cahillerden uzak durulmalı. Onlarla tarikat yarışı yapılmamalı. Aksi halde onların hüneri size de bulaşır ve üstünüze sıçrar ve kişi inkara kadar gider. sebep de siz olursunuz..

 

 

 

Zulme Karşı Durmak Büyük Sevaptır

 

-         Zulme karşı durulabiliyorsa bu güzel olur ve daha makbuldür. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” Hadis. yolda şeytan olarak gezmeyin. Karşı çıkmak için feda  edeceğiniz veya göze alacağınız hiç bir şeyiniz yoksa zulme karşı durmanız mümkün olmaz.. kendiniz de zulüm yapmaktan kaçınınız.

Dervişin biri, elde bir testi su ile cehennemi söndürmeğe yola çıkar. Yolda zebellah gibi bir melek elindeki kamçıyı dervişe şöyle bir şaklatır. derviş “vay anam” deyip yanar. Melek ikinci defa kamçıyı dervişe dolayınca “yandım anam” diye bağırır. melek bir üçüncü defa okkalı okkalı şaklatınca artık işin sırrı belli olur. Derviş “zalimler için yaşasın cehennemder ve yolundan geri döner.

Ahir zamanda zulüm de zulme uğramak da yaygınlaştı. Asıl zalim olan şey günümüzde kanunlardır. Bazı sınıf insanlar yine bazı sınıf insanları kanunlar yoluyla söğüşlemektedir. Mesela İslam’da fakirler de ödediği için KDV gibi bir vergiyokken günümüzde bağırttıra bağırttıra vergilendirilmektedir. bu zulümdür. zenginlerin vergisi fakirlerin vergisinden düşüktür. İslam zekatı zengine yükleyip fakirin harcaması ile ciro üzerinden yatırım yapılmasını öngörürken, bugünkü aklı evveller asgari ücreti kısarak rekabet gücümüzü korumalıyız zülmünü yasallaştırıyorlar koltuklar üzerinden. zengine de vergi versin diye değil de vergi vermesin gitsin bir fabrika daha açsın istihdamı artırsın diye bakıyorlar.

 

Halbuki Allah zekatı zengin ödesin, ödemezse sırtını dağlarım dedi. işte bunlar büyük zülüm ve büyük aldatmaca. Asıl mücadeleyi bu kanunlar üzerinde göstermek gerekir. Şayet çalıştığınız yerdeki kanunlar zulüm yapıyor ve siz orada düzeltmek veya düzeltemiyorsanız oradan ayrılmak da istemiyorsanız ahirette yaptığınız kadar yapmadığınızdan da sorumlu olacağınızı asla unutmayın. Bir de bizim hiç bir iradi kararla ne özel sektöre ne de idareye bilinçli olarak gitmediğimizi lütfen hatırlayın. Soranlara “ALLAH beni kendine sakladı aslanım kendine. Bak aşık etti” diyorum… 

 

 

Tertil Manayı Bilme4yi de Gerektirir. 

 

-        Hergün Kur’an tertîl üzere okunmalı. Yani manası tefekkür edilmeli. Kur-an’ın bir çok manası tertîl üzere okuyanlara açılır. Dolayısıyla açılan mana yalnız size açılan bir sır olur. En önemli tefekkür namaz kıyamındaki tefekkürdür.

 

 

Hayrı bütün Ömre Yaymak Gerekir.

 

-        Her gün düzenli az da olsa bir hayır verilmelidir. Örneğin bir simitçiye iki lira yoldan geçen fakir çocuklara verilmek üzere verilebilir. bir fakir aileyi kardeş seçip banka hesabına gücünüzün yettiği kadar ve fakatgerçek bir destek rakamı yatırılırsa güzel olur. ayrıca kapınızdan da kimse boş dönmemeli. verdikleriniz fedakarlık düzeyinde olmalı. Bir gün bütün cebinizdekini verip kimseden de münübüs parası istemeden evinize yayan gidebilmelisiniz. Takva ne paranın ne de bedenin sıcaklığında asla elde edilmez.

Bir Müslümanın kalbi umreye gittiğinde kalbi ne kadar çarpıyorsa Fakire verdiği sadakada da o kadar çarpmalıdır.  Bir fakire 20 lira istiyorum. adam bir hafta sonra umreye gidiyor. Bu ne demek. adam sevap ticaretine gidiyor demek değil mi? 6 ay sonra adamın dükkanı manevi pisliğe boğuldu. hala da öyle.. yazık, yazık ki ne yazık..

 

-        Yemek yedikten sonra bir dilim ekmeğinizi ufalatılıp kuşlara verilmelidir. Bu, yemek istediğiniz ekmeğin bir parçası olmalıdır. yani var olanı değil sizin yiteceğinizi vermelisiniz. ki siz kendinizden bir şey vermiş olabilesiniz.

 

 

-        Cennet, namazı aşkla beşer beşer kılıp, çorba kaşığını karşı tarafa düşünmeden uzatanlara daha yakındır. Hiç izaha ihtiyacı yok bunun….

 

 

İnsan İstemeğe değil, vermeğe, Malik olmağa değil Şahit olmağa gönderilmiştir.

 

-        Kimseden bir şey istemeyeceksiniz. Sadece durumum şu diyebilirsiniz. Fatiha’da iyya kenestain (yalnız senden yardım dileriz) deyip de bunu inkar ederek insanlardan istemek de neyin nesi?? Bu ayete kim ne oranda uyabiliyorsa ve katlanabiliyorsa takvası o derece ileride demektir. Aksi ise kişinin avam olduğunu gösterir. Riya olmamak üzere bir gün bütün paramı birisine verip kimseden de iki lira münübüs parası istemeden şubat ayının buz kestiği bir vakitte Kızılay’dan Etlik’e (7 km) dona dona yürüdüğümü hatırlıyorum.

Oğlumun fakir bir arkadaşı oğluma “Baban evinizin mutfağını verir mi?” demiş. Bir cümle ile cevap verdim. “Söyle arkadaşına gitsin söksün götürsün” dedim. İki günde koca mutfağı genç söktü götürdü. benim hoşnutluğum o gencin hoşnutluğundan az değildi. bunları riya saymayımnız lütfen. örnek olsun diye yazdım. Eğer böylesine uç boyutlarda iyilik yapmıyor veya yapamıyorsanız, insanları etkilemeniz asla mümkün olmaz. ALLAH’ı da etkileyemiyeceğinizi unutmayın olmaz mı? Rabb’imin kapısının eşiğinde 43 sene yatıp yüz sürdüm de ancak 53 yaşımda aşıklık verdi. 

 

-        Kimseden su istemeyeceksiniz. Kalkıp, suyu alıp önce, “su isteyen var mı?” diyeceksiniz.

 

-        İnsan dünyaya “vermek” için gönderilmiştir. Almak için değil. Hakk yolda olan kişi birinden bir şey isterse yer gök titrer. Avam ise isteyebilir.

 

-        İnsan konuşurken malik olarak konuşmamalıdır. İnsan şahit olarak gönderilmiştir. Malik Allah’tır. Kul emanetçidir. Emanet, bir şeyi aynen geri vermeğe denir. Eş ve evlatlar bu emanete dahildir.

 

-        İnsan var, seni sen eder. İnsan var, seni senden eder.

 

-        Üç tür insan vardır:

  1. Sen incitmesen de incinir
  2. Sen incitince incinir
  3. Sen incitsen de incinmez.

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur.

    

25 Kasım 2013
Okunma
bosluk

Kuran’ı İnkara Cevap

Selamün Aleyküm.

 

Allahın rahmeti ve bereketi üzerine olsun.

 

Ali nasılsın. İyi misin. iyi olmanı Cenab-ı Allahtan dilerim.

 

Ali. Ta,  turnesinden beri orada söylediğin bir çift sözünü bir türlü unutmadım. Ben Kur’an’a inanmam demiştin yanılıyorsam. O günden beri seni ateşte görüyorum. Bu yüzden sona bu mektubu yazmaya karar verdim.

 

Beni hayrete düşüren şey Allah’a inanan bir kimse nasıl olur’da onun gönderdiği kitabını kabul etmez.

 

Satın aldığım bir bilgisayarın, bir televizyonun veya bir arabanın imalatçısının yazdığı kullanım klavuzunu görüyor ve bir arabanın kullanım klavuzunu alıyor ve kullanmak için okuyorsun da insanın nasıl yaşaması gerektiğini gösteren ve insanı yaratan Allah tarafından gönderilen bir kıtabın olabileceğini neden kabul etmiyorsun.

 

Kur’an insanın yaşam klavuzudur. Onun dünyada dünya ve ahrete yönelik olarak mutlu olmak için nasıl inanması ve yaşaması gerektiğimi bildiren bir yaşam klavuzudur ve insanı yaratan Allah tarafından gönderilmiştir.

 

Kur’an insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. O kendisinde sehv ve şüphe bulunmayan Allah kelamı ve iyiler için doğru yol rehberidir. Gaybe inananlara yol gösterir. Hidayet kaynağıdır. Kur’an insanlığı doğru yola sevk için gönderilmiş bir kitaptır. Kur’anı ve onun tercemesini okurken konuşanın daima Allahü Teala olduğunu ve zaman zaman da mahlukatı konuşturduğunu bazen güzel misaller ve temsillerle hadiseleri açıkladığını hatırda tutmak gerekir.

 

Kuran, kendisiyle insanların uyarılması ve inananlara öğüt verilmesi için indirilmiştir. Kuran gerek şekli olarak ve gerekse muhteviyatı  itibariyle mucizevi bir kitaptır. İçinde bir insanın öngöremeyeceği çeşitli mucizeler vardır. Asla bir insanın uydurması değildir. Bugüne kadar bir benzeri yapılamamıştır.

 

Hazreti Muhammed ümmi idi. Yani okuma yazması yoktu. Bu yüzden ona, bu kitabı uydurdu demek de mümkün değildir. Sen buna kendi uydurdu mu diyorsun?? Okuma yazması olmayan bir insan nasıl olur da böyle bir kitabı yazabilir?

 

Bildiğim kadarıyla sen Peygambere inanıyorsun. Şayet Kuranı Hz. Muhammed uydurmuş olsa idi  Allah onun şah damarını yırtar ve onu elçiliğinden azlederdi. Allah böyle bir şeye izin verir mi sanıyorsun?

 

Kuran bilimsel gerçeklerle çatışmaz, tam tersine çakışır ve ilmi araştırmalara ışık tutar.Einstain bile önce “Ben Allah’ın yerinde olsa idim” diyerek iman etti ve “kainatı nasıl yaratırdım” diye doğru bir soru sorarak  gidip ünlü izafiyet teorisini buldu. Bu imanla ilmin bulunduğunu gösteren ender bir örnektir.

 

Allahü Teala, sivrisinek ve ondan daha büyüğü ile misal getirmekten çekinmez. İman edenler bu misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kafir olanlara gelince onlar. “Allah böyle misal vermekle ne murat eder” derler Allah bununla bir çok  kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Allah ancak  kalpleri bozuk olanları  saptırır.

 

Bu yüzden dikkat et Allah seni saptırmasın! Allah’a tam manasıyla yönel.  İslam bir bütündür. Ben müslümanım demek istiyorsan onun kitabına da inanmalısın. Ben Allah’a inanıyorum fakat kitabına inanmıyorum diyerek yarım bir şekilde iman etmen Allah katında onun gazabına sebep olur. Bu yüzden, bu halinle ölecek olursan kafir olarak ölmüş olursun ve gideceğin yer cehennemdir ve büyük bir azaba maruz kalırsın.

 

İslam bir bütündür ve Allah yarım imanı kabul etmez. Sen kurulda ……..incelemesi yaparken bir mükellefin ………….. kanunun bir kısmını kabul etmiyorum dediğini duydun mu? Şayet masraf veya maliyetlerinde …………kanunlarının bir kısmına aykırı olanları gördüğünde bunları çıkararak ceza kestin, öyle değil mi? İşte Allah da yarım imanı kabul etmez ve ahrette cehennem azabıyla azablandırır. Bu dünyadaki rahat bir yaşamın arkasından ahrette büyük bir azaba düşersin. Dikkat et. İslam bir bütündür. Katablara iman da imanın ona unsurlarından biridir.

 

Ben Kuranı her gün bir miktar okurum. O benim başucu kitabımdır. Onu okurken Allah ile konuşmuş   gibi olurum ve ferahlarım. Seni, Kur’andan uzaklaştıran şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Keşke bilseydim. Daha isabetli bir görüş belirtebilirdim. Lütfen bana bunları yaz. Fevkalade memnun olurum.

 

Marksist olanlardan uzak dur. Hasedin galibiyetinden komünizm doğar. Hırsın galibiyetinden kapitalizm doğar. İkisi de yanlıştır. Komünizm yetmiş senede çöktü. Kapitalizm ise sürekli kriz geçiriyor ve devlet desteğiyle faturayı çalışanlarının ve geniş halk kitlelelerinin sırtından geçiştirmeye çalışıyorlar.

 

Komünizmin iktisadi görüşünün arkasındaki temel felsefe materyalist felsefedir ve Allah’ı kabul etmez. Bu yüzden konuyu bir inanç sorunu olarak düşünmek ve uzak durmak gerekir.

 

Kur’anın bazı ayetleri muhkemdir. Yani manası açık seçiktir. Herkes tarafından anlaşılabilir ve tereddüde yol açılmaz. Diğer bir kısmi ise müteşabihtir. Yani manasının kesinlikle anlaşılması mümkün görülmeyen ayetlerdir. İşte kalplerinde eğrilik alanlar fitne çıkarmak ve onun teviline (yorumuna) yeltenmek için müteşabih ayetlere yapışıp dururlar. Halbuki onun te’vilini (gerçek manasını) ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise “Ona inandık. Hepsi Rabbimiz tarafındandır” derler.

 

İşte bu inceliği ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar. Bu yüzden Kuranı okurken tam bir teslimiyet gerekir. Kuranın işte bazı ayetlerini beğenmemek, Kur’anın bir eksikliğini göstermez tam tersine okuyan kişinin kalbinde bulunan bir hastalığı (tam inanmamış bir kalbi) ortaya koyar. Bu yüzden Kuran okurken bu kısmına dikkat etmek gerekir.

 

Allah sana sağlam ve tam bir iman nasib etsin. Sana dua ediyorum. Alla emanet o. Cevap bekliyorum.

 

 

Aşık ahi kul ahmede yaznak nasib oldu bunları.

 

21 Kasım 2013
Okunma
bosluk

DAYAĞIN ÖLÇEĞİ (Halk arasında dolaşan 100 yıllık tarihi bir hikaye)

7 çocuklu aileden 1 erkek ile 1 kız çocuğu evlenmiş. Erkek evde yemeği fazla yiyormuş. Oğlan eşine annem gibi yapsana demiş. Kız, “annemin ölçeği vardı, git, onu bana getir”demiş. Oğlan kayınvalidesine gitmiş. Anne, kızın evlendi evleneli yemeği fazla yapıyor “Senin ölçeğini istedi” demiş. O da oğluna; ”2 kişinin yemeği ölçekli olmaz, ona söyle “aza az çoğa  çok olsun” demiş.

 

Anne “bunu unuturum ben, ne diyerek gideyim” demiş. o da, “oğlum yolda aza az çoğa çok diye diye git” demiş. Oğlan giderken yolda buğday hasadı paylaşanlara rast gelmiş. Biri az alıyormuş biri çok alıyormuş. Az alan oğlanın sözünü duyunca kızmış ve bir güzel  dövmüş.

 

“Giderken “bereketli olsun” de git” demiş. O da “bereketli olsun, bereketli olsun” diye söylene söylene giderken fakirin biri bir kenarda oturmuş bitine bakıyormuş. Oğlan da “bereketli olsun” deyince, bitin bereketlisi mi olur deyip bir de o dövmüş. Sonra ona “ne diyeyim” deyince “Bin arada bir bulma de” demiş. “Bin arada bir bulma” diyerek giderken iki avcı ava gidiyormuş.

 

Oğlanın “bin arada bir bulma” sözüne kızıp bir güzel de onlar dövmüşler. Oğlan da “ya ne diyeyim” demiş. Onlar da “ha şunun yanına bir eş daha de” demişler. “Ha şunun yanına bir eş daha” diyerek giderken bir cenazeye rast gelmiş. Ha şunun yanına bir eş daha deyince onlar da kızıp dövmüşler.

 

“Ya ne deyim” demiş. Onlar da “Allah rahmet eylesin” de gitsin” demişler.Oğlan bu sefer “Allah Rahmet etsin” diyerek giderken ölmüş köpeğini gömmeye götüren bir adama rast gelmiş. O da oğlanın sözüne kızıp bir dayak da o atmış.  Oğlan ona “peki ya ne diyeyim” demiş. O da “ölmüş köpeğe rahmet eylesin denir mi hiç” demiş, “hoşt karabaş de gitsin” demiş. Sonunda oğlan gele gele çarşıya kadar gelmiş.

 

Çarşıda bir eski yapan kunduracıya rast gelmiş. Kunduracı lastiği ağzıyla sündürüyormuş. Oğlan “hoşt karabaş” deyince o da kızıp oğlanı bir güzel dövmüş. Oğlan “peki ya ne diyeyim” deyince “altındakini sağlıkla ye” demiş. Meğer altındaki sandıkta biriktirdiği paraları varmış. “Altındakini sağlıkla ye” söyleyerek giderken yolun kenarında işeyen birisine rast gelmiş.

 

Oğlanın “Altındakini sağlıkla ye” sözünden dolayı “benim işediğimi bana mı yedireceksin” deyip o da bir güzel kızıp bir dayak da o atmış. Oğlan “peki ya ne diyeyim” deyince,  “kimse görmesin, kimse görmesin” deyiver gitsin demiş. Derken en sonunda gece geç saatte evine düşmüş. Girerken bile “kimse görmesin , kimse görmesin” diye konuşuyormuş.

 

Eşi bunu duyunca çok şaşırmış. İnsan evine kimse görmeden girer mi efendi demiş. Oğlan da “girer girer hanım sende yolda defalarca dayak yeseydin , sen de kimse görmeden girerdin” demiş. Hanım, peki ölçek ne oldu? deyince, oğlan “ dayağı ölçeksiz yiyen, yemeği de ölçeksiz yer hanım” demiş. Böylece kızgın insanlardan ölçekli davranışlar beklemenin yanlış olduğu anlaşılmış. Bunu zulümden saymak gerekmiş. Kim sınırsız zulmederse , kendisi de sınırsız bir azaba uğrar demişler.

 

Güçlü olup zulmetmeden , zayıf olup dayak yemek daha yeğ imiş …

 

AÇIKLAMA:

Bu Hikayeyi annem Meymune Hatun’dan aldım. O da TOPAK HALA derler 1960 ‘lı yıllarda vefat eden çok bilgili bir halamızdan almış. Ben bu halamızı ilkokuldayken hatırlarım. Bu kadında çok rahmet var idi. benim on yaşımda keşfim açık olduğu için ondaki rahmeti görür ve evden kaçıp uzaktaki (Şimdiki otuzevler) onun yanına giderdim. o da bana üzümlü leblebi koyardı cebime. Annem nere gittiğimi bilir ve almaya gelirdi. o mübarek kadının çok duasını aldım çocukken.

 

Aşık ahi kul ahmed anasından derledi…

19 Kasım 2013
Okunma
bosluk

CUMA SOHBETİ – 1

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Selâmün Aleyküm

                              Hakk yolunda ilerlemek için yapılabilecek bazı mülahazalar:

 

 

-  Cuma günü mübarek bir gün olup, ibadet ve kul haklarında büyük hata olmazsa, iki cuma arasındaki günahlar affolur.

 

- Hırıstiyanlar kainatın yaratılış günü dediler gidip pazarı seçtiler. Yahudiler de cumaertesini seçtiler. Müslümanlar ise Medine’de Hz. Rasulüllah gelmeden toplu namaz kılmak istediler ve bunun için Cuma gününü seçtiler. böylelikle en bereketli doğru günü Müslümanlar bulmuş oldu. Haz. Rasulüllah da bunu doğru bulup uydu.

 

-Bu günde salavatı artırınız buyurdu Rasulüllah

 

-Cuma Müslümanlığı diye bir şey yoktur İslam’da. namaz her gün 5′er 5′er kılınır. kılmayanın borcu affolur diye bir şey yoktur. o ALLAH’a kalmış bir şeydir. Hadis’te ; 5 vakit düzenli kılıp büyük günahlardan ve kuyl haklarından kaçınanlara Allah’ın cennet sözü vardır. 5 vakit kılmayana sözü yoktur. dilerse affeder dilerse azap eder buyuruldu.

 

-       İtikad boyutunda Allah’ın işine karışmayınız. Sizin zulüm gibi gördüğünüz şeyin arkası hayır olabilir. Bu yüzden olayları yargılarken acele etmeyip sonunu bekleyiniz. her gamda bir nimöet, her nimette bir gam gizlidir. Hiç bir şey zuhur ettiği gibi değildir.(Kehf suresinde Musa as ile Hızır as ın yolculuğunu daima hatırda tutunuz.. Her hafta cuma günü bir defa Kehf Suresini okumak kişiyi bir hafta belalardan korumaya vesile olur. Bu sure korku çeken insanlara özellikle küçük çocuklara şifa olarak da okunabilir. Yalnız okuyanın da ağzı biraz temiz olmalı. Okuduğum çocuklar korkudan kurtuldu. siz de gayret edin, Allah duanızı boş çevirmez)

 

-        Seven sevdiğine tabi olur. Allah’ın ve Rasulünun her emrine itirazsız tabi olup yapmaya çalışınız. severek yapamıyorsanız iman kalbininize sinmemiş demektir. Hadisler bu yöndedir. dikkatli olunuz.Dininizi şikayet etmeyiniz. Yapabildiğiniz kadar yapınız. dine güç yetiremezsiniz.

 

-        Allah’ı seviniz. İnsanlara sevdiriniz. Allah’tan korkmak demek onun gazabından korkmak değildir. Allah’a muhabbet edenler Allah’ın muhabbetini kesmesinden korkarlar. İşte korku budur. Ben ömrü hayatımda gençlik dönemimde bir gün günah işledim. Rabb’im bana hiç gazabını göstermedi. sadece sevgisini rahmetini üstümden kesiverdi. O yıllarda da keşfim açık olduğu için bu eksikliği hemen hissettim. Rabb’im bana sırtını dönmüştü. Sevgilimin sırtını dönmesi o kadar çok ağırıma gitti ki yollarda perişan oldum. önce günahımdan dönüp düzenli ve gözyaşlı tövbelerim bir ay sürdü. bir aydan sonra dualarımın kabul olduğunu ve bu durumun sona erdiğini hissettim. bu durum bütün ömrümde bir defa oldu. buna rağmençok çeşitli anlamlar için günde 500 estağfirullah çekerim.

 

haz. Rasulüllah’ın günahsız olmasına rağmen günde 70 veya 100 defa çektiğini hatırlarsanız bunun yalnızca tövbe için olmadığını anlarsınız. hakk yolcuları yükseldikçe benlik zorlamasına uğrarlar. yaptıklarını kendinden bilme eğilimi artar. bu benliği kırmak için estağfirullaha ihtiyaç hasıl olur. bir de günü gününe eşit olmayacak derecede gayret ve ihlaslı olan kişi bugün ilerdeyse dün geride olmuştu. o halde o geriye bir estağfirullah demesi gerekmez mi? 

 

-        Allah’ın adını anmadan peygamberi dahi sevmeye kalkmayınız.

 

-        Allah’a dua ederken kendinizden çok ümmete dua ediniz. Bize verilen özel dua şöyledir. sizler de edebilirsiniz. (Allah’ım, Rahmanım, Sübhanım, Sultanım, Zülcelalim. Ya Rabbi Ümmeti Muhammed, Ya Rabbi Ümmeti Muhammed… diye sadece son tekrar eden kısmı tekrar  edeceksiniz. (100 ila 500 arası olabilir) kendinizi özel duadan biraz geri tutacaksınız. ve Ümmet sözünden 

payınıza ne düşerse ona razı olacaksınız. Bu fakir kardeşiniz şu geçtiğimiz 5 aydır kendisine verilen bu duayı gözyaşı ile yaptı. Hiç kendine dua etmedi. ümmete ettiği duadan ne payına geldiyse ona razı oldu. bundan 15 gün önce Rabb’im beni gökyüzüne çekti. Sonra bir kuşak nur içinde ayak tırnağımdan girip saçlarından çıktı. ve bana bu sağlıktır denildi. bu dualardan ümmete ne fayda ulaştı o bana bildirilmedi. bunun anlamını ümmete aynı iştiyakla dua edebilmem için olduğunu düşündüm. ancak çok faydanı Hakk rızasından sadır olduğunu kalbim söylüyor. bazı sırlar da beraberinde elbette.

 

-        Tevhid; Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla bitmez. Allah’a “Kural Koyucu” olarak “boyun eğmek” de gerekir. Laiklik, Kur-an’ın devlete olan hükümlerini inkâr etmek demektir. Bu durum, Kur-an’ı ve kitaplara imanı inkâr etmek olup, küfür anlamına gelir. Laikim diyen kâfir olur. Bu konu insanlarla konuşulurken aynen söylenmeli, ancak küfür kısmı söylenip kâfir kelimesi söylenmemelidir. Fikir hedef alınmalı fakat şahıs incitilmemeli. Bu prensip bütün konuşmalarda uyulması gereken İslâmi bir kuraldır.

 

-       Her beşerî ideoloji “TAĞUT”tur. Allah’ın görevleri TAĞUT’a verilerek şirk oluşturulur. Bu yüzden kimi sevdiğinize dikkat etmelisiniz. (bazı TAGUT’lar şunlardır. liberalizm, sosyalizm, komünizm, milliyetçilik, kemalizm, batıcılık, ulusçuluk, aşiretçilik, milliyetçi hareket partisi, cumhuriyet halk partisi - bu parti Cehennem partisi olarak görünmektedir ) bunlardan ve bunları savunan partilerden uzak durunuz.  Yukarıdaki TEVHİD yorumunu tekrar okuyunuz.

Mülk O’nundur. O halde Malik de O’dur. Hüküm koyma hakkı da Malikindir. O halde Allah’ın kanunları yeryüzünde geçerli olmalıdır. Kim bu amacın dışında bir amaca hizmet ederse küfre gider. kim başka bir ideoloji içinde yer alırsa TAGUT içinde ŞİRKE gider. Müslümanın bunu bildiği halde bulunduğu yerde İslam’ın, Allah’ın kurallarının geçerli olması için uğraşmazsa (cihad etmezse veya cihad arzusu olmadan) ve öylece ölürse münafıklığın bir şubesi üzere ölür (Hadis)

 

-        Hiç kimse bir ülke kurtaramaz. Allah’ü Teâlâ Bedir Savaşı’ndan sonra “Sen atmadın, O attı” diye ayet indirdi. Hz. Resûlüllah bu savaştan sonra “Esteğfirullah” dedi.

 

 

-       Başka insanların putlarına küfretmeyiniz. Ülkeyi kurtardı diyene kötü söz yok. Daima yapılan yanlışlığa dikkat çekilmeli. İnsanlar karşıya alınmamalı.

 

 

aşık ahi kul ahmed yaptı bu sohbeti

 

19 Kasım 2013
Okunma
bosluk

İnsanlar sevdikleri zaman yaşarlar

Etiketler: ,

Sevgili arkadaşlar,

 

Çok ama çok ihtiyacımız olan, kainatın da yaratılış sebebi olan, ve toplum olarak birlikte yaşamak için de ihtiyacımız olan şu tatlı mı tatlı, kapıları açan gözbebeğimiz sevgiden bahsetmek istiyorum.

 

Bu sevgiye benden çok sizin ihtiyacınız var desem ne dersiniz? Bir de benim Aşık olduğumu düşündüğünüzde benim insanlara çok sevgi gösterdiğimi sakın unutmayın. Bakın size hep “sevgili arkadaşlar” diye hitap etmiyor muyum?

 

İnanın sevgi göstermek çok ucuz aslında. Fakat toplum olarak sevgi cimrisiyiz desem yalan olur mu? Kuyudan su çektikçe kuyuya su gelir.

 

İnsandaki olumlu duyguların başında sevgi vardır.  Bunlar genel olarak sevgi, ümit, güven, şefkat, iyimserlik, mutluluk şeklinde temel duygulardır.

 

Sevgi, bizleri birbirimize yaklaştıran ve sevişmemizi sağlayan “görünmez bağ” dediğimiz en temel duygudur. Toplumlar daima sevgi harcı ile bir bütünlük sağlayabilirler. Bu adeta bir çekim kuvveti gibidir. Sevgiyi kaybeden toplumların hali fitne diye anılır.

 

Renkler, insan duygusunu etkiler. Beyaz saflığı, kırmızı sevgiyi, sarı korkuyu, mavi de güveni temsil etmekle beraber mavide insan hayalini gıdıklayan bir sınırsızlık duygusu da vardır. Siyah ise asil renk olmakla beraber insana karanlık ve yas duygusu verir.

 

Normal yaşamda sevgimizin ümit duygusuyla beslenmesi gerekir. Bu takdirde kişide harekete geçme duygusu belirir ve aktif hale gelir. Eğer sevgi ümitle beslenmezse çaresizlik, umutsuzluk duygusu baş gösterir.  Sevilen kişi karşımızda olursa empati (Onun yerine kendini koyma) meydana çıkar ve dostluğu artırır.

aşk

Bir kişiye bağlılık ile sevgi birlikte bulunursa buna aşk denir.

İslam’da insan fıtratı bir yaratıcıya inanma yapısındadır. Bu güce duyulan muhabbet bağlılıkla birleşirse derin bir aşka dönüşür. Onu her an görüyor onun yanında duruyor ve ona feta derecesinde sevgi hissediyor olur. Büyük aşk sadıkları böyledir.  Aşk iki taraflıdır. Cevap bulmazsa sönebilir. Şefkat ise tek yönlüdür. Anne her şeye rağmen çocuğunu sever.

 

Bir annenin oğlu zalimdir. Sevdiği kız “git annenin ciğerini getirirsen senle evlenirim” demiştir. Gelir “anne senin ciğerine ihtiyacım var” der.  Annesi ciğerini oğlum istiyor diye çıkarır verir. Oğlu ciğeri alıp hızla giderken yolda düşer. Ciğerden o anda bir ses gelir. “oğlum bir yerin acıdı mı” diye… İşte annelik böyle sevgili arkadaşlar.

 

Karşılık görmeyen sevgi sönebilir. Ancak severken daha yüksek amaçlar uğruna severseniz sağlam bir kulpa yapışmış gibi olursunuz. Örneğin sevdiğiniz insanı Allah için severseniz cevapsızlık sizi fazla üzmez.

 

Çocuklar genelde kendilerine bakanı ve öğretmeni severler. İlerleyen yıllarda bu merkezileşmiş sevgi zamanla daha çok kişiye yaymayı öğrenir. Çocuktaki sevgi son derece saf ve temizdir.

 

İşletme körlüğü dediğimiz hastalığa çocuk fikirleri bir ilaç olabilir.

Eş, aile, yemek sevgisi öncedir.

Yaşadıkları toplum ve dünyayı sevmek ikincidir.

Üçüncü gruptaki ise dünyalıkla ilgili şeylerin yanında kainatı ve kendisini yaratanı da sevenlerdir. Böylece ahreti de düşünürler ve bunlar imanı sağlam güçlü kişiliklerdir.

Sevgi varsayım üzerine de inşa olabilir. Çünkü Allah’a inanmak bir varsayımdır. oturur kainata bakarsınız ve bunun mutlaka bir yaratıcısı olmalı dersiniz. işte bu bir varsayıma dayalı imandır be bunu yalnızca insan yapar.

Sevgiyi insanın kişiliğine yöneltmek daha kalıcıdır.. Sıfatlarını insan değiştirebilir çünkü.

Duygusuz bir iletişim sorun yaratabilir. Reklamlarda duygulara hitap edilmesinin temel nedeni budur.  İnsanlar doğrudan kendilerinin sevilip sevilmediğine bakarlar.

Sevginin azlığından ise düşmanlık hasıl olur. Sevginin zıddı ise korku duygusudur. Sevginin artması korkunun azalması anlamına gelir. Korku artınca da sevgi azalması muhtemeldir.

Uzun vadeli sevgi gelecekteki mutluluğu için zorluklara katlanması anlamına gelir. Sevginin süresi kadar sevginin miktarı da önemlidir. Bu miktarın iyi ayarlanması abartılı duyguları önler.

Sevginin ölçüsü

Sheaspear oyununda bir oyuncuyu şöyle konuşturur. “karının senin için yaptığı fedakarlığa bak” der. Sevgi burada fedakarlıkla ölçülmüştür.

İnsan günlük hayatı hoşlandığı kadar, ömür süreci ve ahiret boyutunda da mutlu olmayı hedeflemelidir. Bu bir sevgi yönetimidir diyebiliriz.

Peygamberlerin  kırklı  yaşlarda hissedileni doğru tanıtıp doğruya yönelmeleri beklenen şeydir. Toplumların zayıflayarak sevgilerin azaldığına çare olmak için güçlü aile bağlarına ve arkadaş ilişkisine yatırım yapılmalıdır. Umarım sizlerin de arkadaşlık ilişkisi ve ev hayatı iyidir ve çeşitlidir arkadaşlar

Sevgi içine girdiği kişide biçimlenerek kişiyi düz mantık ve salt kuru bilgiden uzaklaştırır ve kişinin duygularına biçim verir.

Kaybedebilme ihtimali seven insanı korku içine atar ve yıpratır.

Duygusal birikim genellikle yararlı sonuçlar verir. Kişinin kendini iyi tanımış olması karşı tarafı anlamayı kolaylaştırır. Akıllı insan her şeyi kendi ölçüsünde sever. Seven sevdiğine tabi olur ve onun yararını düşünür. Böylece diyalog başlar ve toplumdaki iyilikler artış gösterir. Bu konuda Mevlana Hz. Şöyle söylüyor.

Kim ki canın için cananı sevdi; canın sevdi

Kim ki canan için canın sevdi; cananı sevdi

 

Sevgi bağlılığı beraberinde getirir. Hayatta sevgiden yana fakir saydığımız insanlar merhametsiz eziyetten hoşlanan tiplerdir. Kendisini de sevmediği için mutlu olması da mümkün değildir. Çocuklar ve gençler büyükleri kadar hayatın zorluklarından haberdar olmadıkları için daha temiz bir sevgiyi yaşadıkları söylenebilir.

 

Fakat bazı zorluklar gençleri sevgi kıskancı haliyle getirmesi muhtemeldir. Halbuki sevgide cömert olabilmek paylaşıldığında paradan farklı olarak verildikçe artmasıdır. Sevgi sonsuz, maliyeti ve vergisi bulunmayan fakat değeri çok yüksek bir hazine gibidir. Bunu elde etmek kişinin iradesiyle çalışmasına bağlıdır.

Aşk fedakarlık ister

Delikanlı arkasında sevgilisi olduğu halde yolda motorsikleti ile sürat yapmaktadır. İkide bir kızın sevgisini ölçmektedir. Beni seviyorsan daha sıkı sarıl der. Maksadı onun sıkı durmasını sağlamaktır. Yaklaşan sert viraja girmeden frenleri kontrol eder. Frenler boştur. Kaskını ona uzatır. “Başımı sıktı, sen alır mısın” der. Viraj affetmez ve yalnızca kız kurtulur.

Anne

Ruhlar dünyaya gönderilmektedir. Fakat hepsini bir ağıt basar. Dünyada tek başına ne yapacakları onları üzmektedir. Allah Melekleri aracılığı ile haber gönderir. Onları yemeyip yedirecek, giymeyip giydirecek, sevgi ile davranacak, uyutacak, hastalığında başında duracak, düştüğünde kaldıracak, bütün sevgisini size verecek bir el uzanacak Allah’ın kolu gibi senin için der.  Sen ona Anne diyeceksin der.

 

Çocuk ve sevgi

Çocuk çırılçıplak babasının yüzüne yatmıştır. Sevgiyle güvenle.

Baba parkta üç yaşındaki oğlu ile konuşmak için yere çömelmiştir. Eşitlik olursa anlaşabiliriz demek istemiştir.

Çocuk parkta serbestçe yürümektedir. Beş metre yürüyünce şöyle bir arkasına bakar. Babam arkamda mı diye bakmıştır. Yürürken hürriyetini kazandığını düşünür.

Çocuk çok harcama yapmaktadır. Bir gün işe girer. Baba çocuğu ile deniz kenarında yürümektedir. Baba bir demir lira ister oğlundan. Alır ve denize savurur. Çocuk bozulmuştur. Gidene kadar babasının burnundan getirir. Çünkü kendi kazanmıştır.

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz ( Yunus Emre ) 

 

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib oldu..

12 Kasım 2013
Okunma
bosluk

İki ölç bir kes (Öykü)

Bir terzi kenar mahalledeki sakin yerinde Allah ne verirse alıp gül gibi geçiniyordu. Ona göre şehrin merkezinde yer tutanlar hırslı olanlardı.

 

Ona göre “iki ölç bir kes” demek bir terzilik düsturuydu. Fakat eski büyüklerin sözünden sual olunmazdı. Allah bile bir ağız iki kulak vermişti. İki ölçmekten maksat iki düşünmek de olabilirdi. Gerçekten akıllı insanlar çok düşünür az karar verirlerdi.

 

Böyle yapmayan insanlar yaptıktan sonra hatalarını keşke diye düşünürlerdi. İyi düşün terzisinin önemi buradan geliyordu. Her müşterisine iyi düşün demeye utanıyordu. Fakat iyi düşünmeyen bir çok müşterisi “keşke, keşke” diyerek bu terziye geliyordu. Hatalarını burada arıyorlardı. O ise şöyle söylüyordu. “Bakın Allah’a iman sabrı artırır ve ona güvendirir”

 

Namaz ise daha da artırır. Akıl doğruyu düşünür ama kararı irade verir. İrade ise önyargılardan ve bazı olumsuz duygulardan etkilenir. Bu yüzden kişi doğru karar veremez. İşte namaz iradeyi güçlendirir. Normalde akıllı olmak ileriyi düşünmek anlamına gelir.

 

Biz, “iki düşün” demekle yaptığınız işin hem dünya hem ahiret işini düşünün demek istedik.”bir kes” demekle de karar verdiğin bir işi uzatmadan ve ikilemeden başla ve bitir demek istedik. Çünkü bir iş uzarsa maliyeti artar. Şimdi siz de iki düşün bir kesin. İnsanlar Allah’a gönül verirlerse bir terzi bile öğüt alınacak bir insan olurmuş demek ki…

 

TEVHİD: Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla bitmez. Allah’a kural koyucu olarak kabul edip “boyun eğmek de” gerekir. Devlette uygulanmasın demek Kuran’ın yarsını inkar etmektir. Böylece Kitaplara iman inkar edilmiş olur ve bunu yapan/düşünen/katılan küfre düşmüş olur. yani kafir olur. Allah ise bu şirki tövbe etmeden affetmez.

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur

8 Kasım 2013
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç