Yare (Koşma)

Bakmayın siz benim ağladığıma

Bir ataş düştü ciğer’mde yarem var

Döner döner yanarım da yarime

Bir ataş düştü ciğer’mde yarem var

 

Kızılırmak gibi çağlar akarım

Yel estikçe rayihalar kokarım

Üç gün güler isem beş gün ağlarım

Bir ataş düştü kalbimde yarem var

 

Allah kahretmesin böyle zalimi

Aleme rüsvay etti gör halimi

Kafir etmez ettiğin şu zulümü

Bir ataş düştü gönlümde yarem var

 

Yar göçünü denklemiş seher vakti

Gül takarmış başına göçer ahdi

Altun asbap yumuş zülfü taraklı

Bir ataş düştü sarımda yarem var

 

Bakar oldum yar göçünün ardından

Beyler komaz şu yaylanın gülünden

Giri versem ak gerdanın koynundan

Bir ataş düştü koynumda yarem var

 

Düşer oldum toz topraklı yollara

Karışaydım boz bulanık sellere

İsmi cismi bilinmedik illere

Bir ataş düştü bağrımda  yarem var

 

Ahdim kaldı şu gelinin yanında

Canım tüter bir gecenin harında

Güller açar çift memenin ucunda

Bir ataş düştü tenimde yarem var

 

Karanlık gecede çıkıp gelesin

Dereyim gülleri vakti yetesin

Kollarım üstüne yatıp kalasın

Bir ataş düştü canımda yarem var

 

Döne döne teneşirde yunayım

Kimse bilmez cahile post olayım

Kâfur içtim Rahman’a dost olayım

Bir ataş düştü  kullukta yarem var

 

Gurbet ile gidersem anmazlar

Güzel ile bağrı başlı komazlar

Memesinde çakır diken bilmezler

Bir ataş düştü gülümde yarem var

 

Salınırda benim yarim salınır

Hasret kaldım ciğerciyim bölünür

Akıbeti bu dert beni öldürür

Bir ataş düştü ömrümde yarem var

 

Kırata da yavrum yol mu dayanır?

İkrar vermez isen yiğit darlanır

Yarın kara toprak örter söylenir

Bir ataş düştü sorgumda yarem var

 

Karakaş altında sürme nazeyler

Güzel gül elinde ele sazeyler

Mene sen diyende cane yazeyler

Bir ataş düştü haremde yarem var

 

Ak kolları sala sala yürüsün

Al fistanı yare diye sürüsün

İnce bele yiğit kolu sarılsın

Bir ataş düştü böğrümde yarem var

 

Ahi kula ahmed yazar yareler

Vera kıla rahmet düşer çareler

Güzel sene düştüm bilmem niceler

Bir ataş düştü zühdümde yarem var

 

Kul ahmedin derdi bitmez şöylece

Kim ne bilsin feta örter boyluca

Kaç garibin ahı düşer fakrına

Bir ataş düştü sırrımda yarem var

 

 

aşık ahi kul ahmedin nasibidir

 

17 Haziran 2013
Okunma
bosluk

Yar elinden (Varsağı)

Yar elinden yar elinden

Bade içtim yar elinden

Ağşam sabah kul olmaya

Yane düştüm yar elinden

 

Al fistana mavi yazma

Yanar olmuş sallı durma

Hay düşümde yarım elma

Sene düştüm yar elinden

 

Gelin çıkma yalın ayak

Başa durma eksik etek

Olmaz olsun kahpe felek

Derde düştüm yar elinden

 

Altun asbap düze durur

Düze vardım eğri yatır

Canı verdim daha nedir

Cane düştüm yar elinden

 

Yar severim yaran olmaz

Akçesine kesem yetmez

Gönül düşkün gayri bilmez

Yele düştüm yar elinden

 

Havalanma deli gönül

Göğe çıkmış dalı melül

Edep bilmez ben’i cahil

Kele düştüm yar elinden

 

Menendin yok şu alemde

Sadrıma düştü yarem de

Bir ağlar bir gülersen de

Ben’e düştüm yar elinden

 

Gel güzelim bekle beni

Ağşam sabah çıkar yeni

Aklım alsan ebru demi

Niye düştüm yar elinden

 

Gamzelerin çifte çifte

Fitnelerin onbeş gülde

Bre güzel alma diye

Dile düştüm yar elinden

 

Kaşlarını kara saydım

Mecnununu çöle saldım

Ben bu aşkı gülde buldum

Ele düştüm yar elinden

 

Güzelliğin başa bela

Ala gözün kula cefa

Sever isem sanem ola

İle düştüm yar elinden

 

Ağam taş yerinde ağır

Bülbül öter gülde hatır

İnsan sevdiğinden soğur

Göze düştüm yar elinden

 

Aşkı yazdım sırasına

Sıra geldi kime sine

Bir söylenir ölesine

Nice düştüm yar elinden

 

Kul ahmedin şavkı vurdu

Döndü döndü Hakk’a kuldu

Aramanın hakkı buydu

Aşka  düştüm yar elinden

 

 

aşık ahi kul ahmed nasibidir.

16 Haziran 2013
Okunma
bosluk

Gezi Parkı’ndan “bilmem kimin askerleri”ne Cumhuriyetin Çakıldakları (Tarihi ve siyasi makale)

Sevgili okurlarım,

İstanbul’da başlayıp ülkemizin bir çok yerine sirayet eden gösteriler hepimizi üzmüş olmalı.

Yıkmanın Asaleti

Yıkmadan Yapılmaz mirim. Bırak yıksınlar.

Bu yangına başbakan dahil herkes gaz bidonu ile gitti. Gençler bu yürüyüşler sırasında öyle mutluydular ki anlatamam. Ben üç tane cam kırdım ya sen kaç tane kırdın derken gözleri yaptığı kahramanlığa kilitlenmişti denilebilir. Zaten dersler de bitmişti.  Anlaşılan her şey arka arkaya denk gelmişti. Yoksa külli irade mi devreye girmişti? Peygamber efendimiz bu gençler için “Gençlik Saradan bir şubedir” diyordu derken bir af gönlümüzden geçiyor. Rejimin dayanağı Laik okul ve Öğretmenler, mesleksiz  din ve ahlak’tan yoksun gençleri Mustafa Kemalin askerleri olarak yetiştiriyorlar derken de bu gençlerin öğreticilerinin kulakları bükülmeli sözleri dilimden dökülüyordu. Ancak bu yıkma işini ALLAH’da yapıyordu. Depremler neydi? Bilinçli bir yıkım değil miydi? Yangınlar neydi? Kudüs’te yıkıldıktan sonra yapılmıştı. O halde insanlardaki yıkım isteği böylece teskinliğe mi dönüşmüştü. Bazen az polisi çok anarşiste gönderip polislerin dayak yemeleri de toplumsal bir tatmine yol açabilir miydi? Fakat Tayyip’in karamış gözleri bunları ve sevgiyi anlamıyordu. O kadar da uyarmıştı bu fakir. Ne peygamber tanıyordu ne Allah. Bunda hastalığının bir etkisi var mıydı?

 

 

Ahi Kul Ahmed yanılmaz.

Yaradanını unutmaz.

Unutur Tayyip unutur. 

Sinirleri yatışmaz

 

Bu sitede Tayyip Bey’e halkına karşı sevgi ile davran diye sert bir yazı da yazmıştım. (Başbakan’a Mektup 6 sahifemizde yayında) bu uyarımız ilahi kaynaklı idi. lakin anlamadı. Kulağını açmadı. Çıkıp da korkmadan gençlerin arasına girip ” ya çocuklar ben de sizinle beraberim” deyip orada üç kuruşa beş köfte yeyiverseydi bu iş çoktan bitmişti. Çünkü gazap gazabı doğuruyor.  Bu tür toplumsal olaylarda size sataşana siz de “sizinle beraberim doğru söylüyorsunuz” demeniz sosyolojik bir tespittir aslında. Fakat kavga etmekten buna fırsat bulamıyor ki mübarek.. Yıldırım Akbulut kendisi hakkında uydurulan fıkraların bir tanesini çıkıp söyleyiverdi. Anında herkes stop.. Danışmanları sadece bilgili namaz kılanlar olmalı. Halbuki ferasetli bilgili olması lazım ferasetli. Diyanet işleri Başkanı da sindi kaldı ( Diyanet İşleri Başkanı’na mektup 6. sahifemizde)

 

Allah’ü Teala her peygambere bir şekilde çobanlık yaptırmıştı. Neden irade böyleydi? İşin aslı koyun insana çok benzer davranışlarda bulunan bir hayvandı. Bir peygamber gençliğinde koyunları gütmeyi öğrenirse peygamber olduğunda insanları da yönetebilirdi. Çünkü koyunları bir yerden atlatırken önce hiçbiri atlamazken bir tanesi atlar atlamaz diğerleri de düşünmeden atlıyordu. O zaman kitle değil o kitleye ilk “vur” emrini veren suçluydu. Bir de, iki koyun alıp birini diğerinin yanında kessen öbürü anlamıyordu. Gerçekten bugünkü insanlar da arkadaşını veya babasını toprağa veriyor arkasından gelip aynı hayata devam ediyordu. Aynı koyun gibi. Solcu laikler de cenazeyi el üstünde camiye (Teşvikiye) getiriyor fakat kendisinin de oraya geleceğini düşünmüyor ve aynı laik sloganları bir başka arkadaşını gönderirken de tekrarlamaya devam ediyordu. 

 

Bu gösterilerde dikkatimizi çeken şey, o gençlere vur emrini verenler değil, o gence “biz Mustafa kemalin askerleriyiz” diyen , dedirten laik elebaşları sorumlu. Bütün yürüyenleri belli bir partinin sempatizanı olarak düşünmek biraz haksızlık olur. Fakat Mustafa sempatizanı olmak joker gibiydi. ve insanlar bir inanç uğruna daha büyük kitlelere karşı çıkmak yerine kısa yoldan zamana uyum sağlayıp taraftar olup çıkar sağlayarak daha tatlıydı. Zira Dünya ve Mustafa peşin, Allah ve ahiret veresiyeydi değil mi? 

 

 Kes Bir Mustafa Kemal !

Mustafa kemal meselesi günümüz Türkiye’sinde hala yükselen bir değer. Öyle ki bir meselede sıkıştıysanız “ben Atatürkçüyüm” deyin çıkın içinden. Ne sağ ne sol asla bu kavramdan uzağım demiyor diyemiyor. Konu böyle olunca çok farklı nedenler için bile olsa şemsiyeniz hazır. Gökte kuşlar uçuyor. Bazıları da yerde…

 

Bu Mustafa zor bir aile hayatı geçirdiği kuşkusuz. Bu girdaplarla bezeli bozuk hayat onu aslında psikolojisi bozuk fakat hırslı ve bunları gerçekleştirecek fırsatçı oportünist bir insan yapmıştı. Ancak fırsatçılığı onun asıl amaçlarını gerekli vakte kadar daima gizlenmesi gerektiğini gösteriyordu. o da zaten öyle yapıyordu. ne tesadüf kimse de zaten söylemediği sırlarını anlamıyordu. işte işin sırrı kiminle nereye kadar gideceğini iyi bilmendi. Herkesi satılacağı yerde satmak gerekiyordu. Bu; ilkesiz ilkeler onun ömür boyu dayanıp yükselip çıkar sağladığı şifreler olacaktı. Kız kardeşine diyor ki “ben ne dersem onu yapacaksın”  Öyle ki bu hitabet  ilerde onun “kuvvetler birliği” meselesine kuvvetli taraftar hatta despot olmasına kadar giden kişilik yansıması olacaktı.  Osmanlı’da genelkurmay başkanı olamamıştı ama Enver Paşa onun Çanakkaledeki iki atağından dolayı albaylık süresi bitmeden onu paşa yapacaktı. 

 

O yıllarda o kadar dindardı ki 22 nisan perşembeyi daha bereketli olsun diye Cuma’ya kaydırarak 23 nisana alacaktı. İlk meclis her şeyi belirleyen en yetkili bir meclisti. Yetkiler dağınıktı ve halka yansıyordu ve dini liderler etkisindeydi. Kontrol edemiyordu.  İkinci mecliste önce dini liderler alaşağı edilerek Mustafa Kemalin askerleri çıktı geldi. İşte ilk askerler bunlardı. Bunlar tipik itaatkar,  fikirsiz, evetçi, sepetçileriydi. İşte bunlara ilk yaptırdığı iş İslam’ın yolunu kestirmek oldu.

 

Onun altı prensibi vardı. Laiklik başta geleniydi. Batılılaşma ise İslam’ın boşalttığı boşluğu doldurmanın adıydı. Artık mecelle gibi 150 yıllık Hanefi fıkhı gitmiş yerine tercüme İsviçre’den Medeni Kanun, İtalya gibi despot bir ülkeden acımasız bir ceza kanunu (İsyan edeceğini bildiği halkı adam ederek rejimi koruyacak),  sermaye temerküzü hızlı bir Alman vergi kanunları özellikle rejime hizmet için seçilecekti. Onun milliyetçiliği de vardı ki Dersim’de 30 000 kişinin canına kibrit suyu sıkınca, dedenin yediği erikten torunun dişi kamaşacak ve PKK ile biz de bir 30 000 kişi kaybediyorduk. Her ölenin arkasından arkasından bir de şehit demeyi ihmal etmiyorduk. Halbuki Kürtler de Müslümandı Türkler de. İslam’a göre iki Müslüman devlet olsun olmasın organize şekildeyse bu bir FİTNE SAVAŞI’ydı. ortada şehit mehit yoktu aslında. Ve diğer Müslüman ülkelerin araya girip bu savaşa son vermeleri gerekiyordu. Fakat bu üç tarafı denizlerle çevrili ülkenin dört tarafı düşmanlarla çevriliydi. Bunlar Mustafa’nın ve Mustafa’cıların milliyetçiliği için bulunmaz fırsattı. 

 

Bu Cumhuriyeti İngilizler mi kurdu?

İngilizler sineğin yağını çıkaran bir millettir. Osmanlı’nın o üç kıtaya yayılan topraklarında oluşacak yirmiden fazla ülkenin sınırlarını dahi tek tek belirleyenler de onlardı. Elbette küçük bir Türk ülkesini de onlar belirledi. Şöyle ki; Türk ve İslamların kuvvetinin kırılması için şu üç şeyden koparılması gerekirdi. Bunlar:

1-PARA (Doğal kaynaklar)

2-Nüfus (Türki cumhuriyetler)

3-İSLAM

Bu üçlüyü şöyle gerçekleştirdiler: Türklerin ilan ettiği MİSAK-I MİLLİ içinde elbette doğal kaynaklı SURİYE; MUSUL KERKÜK vardı. Fakat İngilizler buna asla müsaade etmediler, özellikle LOZAN’da Churchill “gerekirse savaşırız” diyecek kadar işi sıkı tuttu. Çünkü yeni bir Osmanlı istenmiyordu ve Avrupa’nın güvenliği açısından zayıf olmalıydı. Bunun  için kaynakları şimdiden kurutulmalıydı veya eline verilmemeliydi. Bu oldu..

 

İkincisi Nüfus idi. Türkler onlara göre 250 milyonluk bir kitleydi ve parçalanıp birleştirilmemesi gerekiyordu. Rahmetli Kazım Karabekir doğu meselesini üzerine alınca hızla Ermenilerin üzerine gitti ve onları Osmanlı’nın İran sınırına doğru sürdü. Kendisi siyaset bilmeyen saf bir insan olduğu için Ermenilerin Türkiye’nin Azarbeycan bağlantısını kesecek şekilde geri çekildiğini anlayamadı. İşte Türki Cumhuriyetlerle bağlantımız böyle kesildi. K. Karabekir bir yılda doğuyu bitirirken Batıda ise Mustafa 3 yıl siyasetle oyalıyacaktı. 1990′dan sonra da hala geliştirilemedi. Rahmetli Özal’ın ölümü de Bu cumhuriyetlere seyahatinden hemen sonraya rastlamıştı zaten. bu ülkeler arasında ekonomi ve para birliği sağlanamaz mı?

 

Üçüncüsü ise İSLAM’dan koparmaktı. Bunun için en temel süreçli öge LAİKLİK idi. İstanbul’un işgalini boşaltmadan bu pazarlığı yaptılar. Mustafa ve avanesi ise ZATEN BİZ DE LAİKLİKTEN YANAYIZ diyerek cup diye atladılar. Gerçekten laikliğin ilanı ile İstanbul’un işgalinden vazgeçilmesi bu sıraya göredir. Yani önce önce laiklik ilan edilmiş daha sonra ise İstanbul’dan vazgeçilmiştir.

 

 Çanakkale’de ölenler için Churchill ” olsun, savaşı kazanamadık ama Osmanlı’nın çok büyük bir elit tabakasını yok ettik derken İslam alimlerini kastediyordu. Sultan Vahdettin ülkeden ayrılırken kendi saray alimlerinden de bir gemi oluşturmuş ve ne enteresandır ki bu gemi daha Çanakkale’yi çıkmadan batırılmıştır. Bu gemide Benim babamın öz dayısı olan Saray Müderrisi Amahafızın Hakkı dayımız da vardır ve şehit olmuştur. Allah Rahmet Eyleye..

 

Türklerin son şansı Sovyetlerde 1917′deki Ekim Devrimi’dir. İlginç olan şu ki Osmanlı, Çarlık ile baş edemeyince ona rakip olarak kıpırdayan Lenin’e önemli bir destek verdi.  Osmanlı’nın şartı gayet basitti. Sovyetler, Doğudan çekilecekti. Gerçekten devrim olur olmaz Lenin doğu sınırlarımızdan çekildi. Doğu sınırlarımızda açtıkları petrol kuyularına beton dökerek…

 

Sovyetler’de rejim değişikliğinin ikinci faydası bu rejimin Kapitalizme düşmanlığından dolayı Sovyetlerin kontrol edilmesi gerektiği şeklinde oldu. Diğer tedbirler yanında Sovyetlerin güneyden Türklerle kontrolü de iyi olabilirdi. Ancak buranın Osmanlı’nın merkezi olması da tehlikeliydi. O halde Parasız, az nüfuslu, Cihad ruhu olmayan (İslam’dan kopmuş) ZAYIF bir ülke olarak da başarabilirdi bunu.

 

Eğer ihtiyacı olursa bir şeye biz onu temin edebiliriz ve hem de bu yolla ekonomisini bize bağlı hale getirebiliriz dediler. böyle de oldu.. geriye bir tek Yunanlılar kalmıştı. Ona da bu ülkenin gücü yeter demişlerse de Yunanlıların Sakarya İstikametine çekilmesine de İngilizler müdahale etmişler ve Yunan Genelkurmayı’nın Sakarya istikametine çekilme emrini verdirmişlerdi. Elbette Geyve çok acı bir makastı ve oraya gömüldüler. Elbette İngilizler Katolik bir dünyanın karşısında kuvvetli bir Yunanistan ülkesi ve güçlü bir Yunan merkezli ORTADOKS kilisesi de istemiyorlardı aslında.  Ve bu Cumhuriyetin en temel özelliklerini böylece İngilizler belirlemiş oldu..

 

İmparatorlukların müşevvikleri ve gelişme sürelerinin kıyaslanması 

 

Ve biliyor musunuz bu cumhuriyet kurulalı yaklaşık 90 sene oldu. Hala belimiz doğrulmuş değil. Belimiz doğrulmadığı gibi küçücük bir atak da yapmış değiliz. Maliyetli Kıbrıs dışında.  Mustafa Kemal’in bile Musul ve Kerkük’ü alma planları vardı. Zamanını Rahmetli Özal denk getirdi aslında. Lakin kontrol edilen bir ülkede seçim kazanılabilir fakat tam iktidar olunamazdı. Bu iyi bir kontroldü. Yaşasın bizden hainler. 

 

Emeviler  100 senede tap nokta yapan yeryüzündeki tek ülke. Saltanat olmasına rağmen yine de İslam’ı canlı tuttular ve Allah için BATI’yı batıdan kuşattılar (Osmanlı daha etkili ve doğudan kuşatacaktı) ve bir kültür ülkesi olan ENDÜLÜSE İSLAMIN DAMGASINI VURDULAR. Osmanlı tap noktayı saltanatla ve İslam ile yaklaşık 250 yılda yakaladı ve Batı’yı doğudan kuşattı ve etkişli de oldu. 

Romalılar tap noktayı 300 senede bulabildi çünkü ateist idi sadece vatandaşlık dürtüsünü kullanmıştı. Ne acı ki biz de şimdi vatandaşlık numarası çekiyoruz ve tap noktayı bulmamıza daha 210 yıl var demektir. Bakalım kim yutacak. İçimizde zaten şu kadar laik ateistler yeteri kadar varken İslam’ı  Mushaf’tan çıkaracak bir Genelkurmay Başkanı arıyorum. Şimdilik Ateistlerle devam edebilirizDeğilse bu ülkenin ilerlemesi ahirete kalacak. Bu ülkenin Laiklikle kontrol edilmesine el ovuşturan İsrail ve avanesi Amerika ile İngilizler. Onlar şimdi nasıl olsa Türkler kendi kendini kontrol ediyor diyorlar. Ama yine de Lions ve Rottary kulüpleri yoluyla akademisyenleri, işadamlarını ve bürokratları ve siyasileri kontrol etmek hiç de fena olmaz değil mi??İlahi huzurda gördük ki Kürtlere siyasi bir yelpaze açtığın gün Amerika güneydoğuya cuk diye oturuyor.. haberiniz olsun. PKK ile şeytan kılıklı İsraillileri beraber gördük.

 

Bu ülkenin muhasebeciliği Mustafa’ya mı kaldı? İçeriyi Düzenleme: Cahiller Cumhuriyeti…

Yukarıdaki üç temel çatı ülkeyi biçimlendirmeye ve Batının avucuna vermeye yeter de artardı bile.  Bundan bizimkiler henüz Türki Cumhuriyetlerin önemini anlamamışlardı. onu sadece rahmetli, 90 000 kişiyi Sarıkamış’ta kırdıran Enver Paşa bilecek ve ölümü de zaten oralarda olacaktı.  Geriye bu ülkenin muhasebeciliği Mustafa’ya kalmıştı..Şapka muhasebeciliği gibi. Fakat adı şapka devrimi diye abuk subuk bir devrim olacaktı.. Fakat geçmiş Müslüman birikimini de kırması gerekiyordu. Evlat dedeyi anlamamalıydı ki yeni materyalist laik düzen yürüyebilsin. Yaşasın latin alfabesi… Bir günde 17 milyon insanı CAHİL konumuna düşürüyordu. CAHİLLER CUMHURİYETİ..

 

Cahil diye İslam’da dinsize derler. Dili kaybeden DİNİ de kaybeder. Çünkü Allah Kuran’ı ARAPÇA İNDİRDİK diyerek rahmetini Arapça lisanı içinde yerleştirerek verdiğini açıkça bildirdi zaten. Demek ki Türkçe okursanız sadece verilen emrin ne olduğunu şöyle böyle bileceksiniz, fakat o emrin rahmetini bereketini boyutunu gerçek manasını nerede hangi durumda nasıl yapabileceğinize ilişkin ilahi işaretlerden hiç birini almanız mümkün olmayacaktır. Örneğin biz Kuran okurken bazı sırlara vakıf oluruz. Eğer bir ölmüş kişinin arkasından Kuran okuyorsak o kişinin ahiret hali bize malüm olabiliyor. 

 

Yahut bir padişahın arkasından 10 sahife Kuran’ı 10 gün okursak o padişahın zalim mi yoksa alim mi olduğunu gördüğümüz de olabiliyor nasibi ilahi olarak.  Ama hiç bir zaman meal okurken böyle bir malüm olma olayı hiç bir zaman olmadı. Sonuç olarak Din hem Arapça hem Meal, tefsir ve İslam alimi kitabı eşliğinde yürütülmeli. Ben mealden okudum Kuran’da şöyle yazıyordu diye abuk subuk ortaya atlamamak gerekir ki söz ehli olan İslam alimine düşsün ve fitne çıkmasın. Elbette İslam alimi de cesaretle İslamı savunacak bilgi ve beceri içinde olmalı. Sahi sağa bakıyorum kimse yok, sola bakıyorum kimse yok, herkesle beraber Alimler de sinmiş mi olmalı (Diyanet İşleri Başkanı dahil).    Toprakları bol olsun…

 

Mustafa’nın Diğer Yaramaz İşleri

Atıf Hocama Mustafanın zulmü 

Uymayan için zaten en sert ceza kanunu vardı. 1932 de ezanın Türkçeleştirilmesi kararını aldı. 33’te de uyguladı. Müslümanlar için acılı yıllar başladı. İskilipli Atıf Hoca’yı şapka kanunundan önce yazdığı “batının neleri alınır neleri alınmaz” konusunu işleyen küçücük bir risalesi yüzünden Ulucanlar Cezaevinde idam ettirdi. Sanıyorum Atıf hoca çıkarmadığı ve özür de dilemediği için şapkaya karşı simge olmuş olmasından dolayı suç unsuru bulunmamasına rağmen idam edildi (Allah Rahmet Eylesin)

 

İşin aslı Atıf Hocam duruşma için bir kaç gün Ulucanlar Hapisanesindeki soğuk hücresinde uğraşıp itirazlarını kaleme almıştı. O gece bir rüya görür. Rüyasında Rasulüllah Efendimiz ona şöyle der. “ya Atıf bizim yanımıza gelmek istemiyor musun?” Ve sabah uyanır uyanmaz bütün müdafaası ile ilgili yazılarını yırtar. Duruşmaya çıkınca da “savunma yapmıyorum. Bildiğinizi yapın” der…

 

Bu parağraf yazılır yazılmaz Atıf Hoca’nın ruhaniyeti bir nur eşliğinde direk karşımızdan parlak bir cübbe giymiş halde geldi ve yanaklarımdan öptü. Ben ellerini öpmeye uzanmak istedim fakat anında yüzü yine bana dönük olarak yani arkasını dönmeden ve yükselerek uzaklaştı. Gelirken ki nuru bu yazının bütününü aydınlattığı için onun rızasının ve öpüşünün bu yazının tamamına ilişkin bir kutlama ve doğruluk ve güzellik tasdiki olduğunu anladım. Arkasını dönmeden geri çekilmesini gelecekte de yüzümüze bakacağını ve destekleyeceğini ve bize yol göstereceğini anladım. Noktaya dönüşmesini ise onun ilmine bağladım. zira ilim noktadır, onu cahiller çoğaltmıştır vesselam.

 

Ayrıca elini vermemesini de benim bu dünyada biraz daha rızkım olup burada kalıp çalışmam (İslam’a hizmet etmem gerektiğini) için olduğuna yordum. Eğer elini vermiş olsaydı Rabb’ime tezelden bir gidiş yolu açılacaktı demek ki. Bu kutsal vakte, yani  Şeb’i Aruz’uma (düğün gecesi) biraz daha vakit var anlaşılan. Oysa ben Rabb’imi çok özlemiştim. Allah’ü Zül’celal Geri kalan ömrümü de hayırlarla tamamlayarak Sevgili Rabbime kavuşmayı nasib ve müyesser kılsın. Amin..

 

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması ve Aleviler

İşte bu isyankar dindar halka da bir gözdağı idi.  Zaten tekkeler zaviyeler ve bunlarda yer alan bütün ünvanlarda silinmişti.  Bunun sosyolojik anlamı dindar Müslümanlar arasındaki iletişimi kesmek ve ilmi sadece kontrol ettiği laikleştirilmiş okullara vermek ve kastettiği İslam olmayan BATI TİPİ ÜLKE yapmak büyük amacındaydı. Tazyikler üzerine kalktı tekke ve zaviyeleri bir düzelmeden sonra yeniden açacağım dediyse de inanmayın bu bir ayak oyunuydu.  Çünkü rejimin düşmanları buralardaydı ve etkisizleşmesi için kapanmalıydı. Alevileri Laik bir Cumhuriyete teminat gibi düşünmüştü aslında. Fakat tekkelerden en çok onlar etkilenmiş üstüne üstlük Dersim’de kıtır kıtır kesmişti. Fakat düşman ilahlaşmış ve aleviler bütün bunlara karşı cemevlerinde onun resmini anıyorlardı. neden böyleydi acaba? Sünnileri yola getiren laiklik olduğu için sünni alevi mücadelesinde buna çok ihtiyaçları vardı demek ki.

 

Alevilerin gerçekten din anlayışları da laik olabilir miydi? Orucu tutmazlar, namazı kılmazlar, gel iki kadın kız karışık dönelim eyvallah eyvallah..  Bir çok alevi ataizme kayıyordu. Acaba bu neden böyleydi? Onlardaki imanı koruyucu ve besleyici formel ibadetler olmadığından mıydı? Allah ve Peygamber onların bu ala bula tavrından dolayı destek vermiyor muydu onlara? Onlar biz aleviyiz diye ahirete gittiklerinde gerçekten Ali Efendimiz onlara şamar mı vuracaktı? Çünkü onun dediğini ve yaptığını yapmıyorlardı. Ali efendimiz namaz kılıp oruç tutmuştu. Bunlar bunu yapmıyorlardı. o halde nasıl bir tabi olmaktı.

 

Halbuki seven sevdiğine tabi olmalıydı. Tabi olmadıklarına göre sevdik diye yalan mı söylüyorlardı. Cevabı biz verelim: EVET. Çünkü ahirette toplaştıklarında kendilerini kurtarmak için “Biz Ali’den yanayız” diyecekler. Ali efendimiz onların perişan haline bakıp “Ben onlardan değilim” diyecek. (gelsinler bir de bana sorsunlar) Neden 6 guruba bölünmüşlerdi? Hangisi doğruydu? Allah selamet versin…Fakat Laikliğin teminatı olarak her hükümet de bunları kullanacaktı. Onlar ise çoğunlukla CHP’yi tercih edecekler çünkü rejimi savunan bu partiydi. Ancak gel gör ki CHP’nin solculuğunu da benimsemekten geri durmayınca zaten noksan olan imanları da büyük yara alacaktı. İçlerinden ne kadar hızlı bağıran Lenin’ciler de çıkmıştı. CHP ise darbelerin gölgesi hariç sürekli muhalefette kalınca doğrusu iş bulamazlar gibi görünse de muhasebecilikle iş adamlarının vergi hırsızlığına ortak olacaklar ve bürokrasi de çok okuyarak elleri birbirine kenetli daima laik bir koltuk bulacaklardı.. 

 

Aktif Genç Müslümanları Laik MHP mi Kontrol Ediyor?

MHP yaklaşık %15 civarında taraftar bulabilen bir parti olarak yaşamını sürdürüyor. Bu partinin içi genellikle genç, canı kaynayan kitleden oluşuyor. Eğer bunlar kontrol edilmezlerse bu ülkede İslami Devrimi yapacaklar da bunlar olabilirdi. Dindar görükenler paspal payeydi ve bunların cihad kabiliyeti kalmamıştı. Fakat bu gençler tehlikeliydi. Bunların İslam’dan arındırılması gerekiyordu. Laik söylemler gittikçe teşkilatta yaygınlaştırılıyordu. “dininizi söyleyip riya yapmayın” gibi. Rahmetli Muhsin başkan aslında MHP’deyken oraya İslami bir kimlik vermek istediği için görevden alınmış o da Özal’ın karşı çıkmasına rağmen ayrı bir parti kurmak için yardımını da talebetmişti. İşte bu İslam’ın partiden dışlanmasıydı.

 

MHP ırkçı bir parti olup Kuran’a aykırıydı. Fakat Mustafa’nın bir prensibi de milliyetçilikti. Gerçekten milliyetçilik kaynaştırıcı bir rol üstlenebilir miydi? Çünkü Almanya ve İtalya gibi ülkelerde ırkın üstünlüğü esasına dayandığı için “Ne mutlu Türküm diyene” “Ey Türk milliyeti, …………” gibi söylemler bu amaçla söylenen şeyler olarak nihayet bu yıllarda eleştiri alır oldu. Çünkü Kürt problemi çözülemiyordu. Fakat laiklik yüzünden bir türlü din kardeşlerine çıkılamıyordu. Zira yeteri kadar yetişmiş bilinçli fakat akıbetini düşünmeyen aktif İslam düşmanı vardı. Aslında bunlar da müslüman olduklarını ya da müslümanlığa karşı çıkmadıklarını söylüyorlardı. Fakat devlette olmasın diyorlardı. Oysa Hz. Peygamber İslamın yaşamın her alanında olduğunu söylüyor ve kendisi dindar olarak ordu komutanlığı, savaşta toplu korku namazı kılıyor, dindar olarak anayasa (Medine Sözleşmesi) , dindar olarak devlet başkanlığı, dindar olarak mahkeme başkanlığı, dindar olarak ilim yapanlara (Ehli Suffa) rektörlük yapıyordu… Dolayısıyla bu açıklamalara göre her laiklik sözü tam bir küfür olmuyor muydu?

 

MHP bir beşeri ideolojiydi. Her beşeri ideoloji TAGUT’tu Kuran’a göre ve Allah’ın görevlerini üstlenerek ŞİRKE sebebiyet veriyordu. İslam’da din kardeşliği vardı ve Hucurat süresinde (10) Allah “Müminler kardeştir” diyordu. Halbuki milliyetçiler arasında şamanlar, hırıstiyanlar ve ateistlerde vardı. Oysa Allah bunları reddediyordu.. Bu parti içindeki herkes Allah’a şirk mi koşuyordu? Bu partinin başında bulunanlar aslında namaz kılıyorlardı. Bu nasıl olacaktı? İslam’a göre bunlar namaz da kılsalar da konumları TAGUT olup ahirette ATEŞ cübbesi giyeceklerdir demezsek bunları korkutamayız ve islamın tebliğ gücünü yükseltemeyiz. 

 

MHP’nin dayandığı Kuran ayeti “Biz sizi kavim kavim kavim yarattık ki birbirinizi tanıyasınız diye” şeklinde. Efendimiz daha sonra kalktı asabiyetin (ırkçılığın) yasak olduğunu söyledi.  Sahabi bu hadisten korktu ve dedi ki, “Ya Rasulüllah kavmimizle hiç mi ilgilenmeyeceğiz” deyince. Dedi ki; elbette onların ihtiyaçları ve sorunları ile ilgilenebilirsiniz” dedi. Bu kadar. Çünkü Rasulüllah Ümmeti kıracak her alt birliği kırıyor ve yardımlaşma ve dayanışmayı bütün dünyadaki müslümanlar boyutuna çıkarmak istiyordu. Siyaset sadece Ümmeti Muhammedin en üst boyutunda olmalıydı. Yani bugünkü Avrupa Birliği anlayışını aslında Efendimiz 1400 sene önce seslendirmişti. Müthiş bir tespit. Bu ancak ona yakışır.

 

Şimdi gel sen deki Allah kavim dedi diye, o halde ben de kavim diyorum diye ortaya çık ve müslümanları, Kürtleri ve daha niceleri böl. Edepsiz. Namazlarınız sizi çarpsın.. Arapların Baasları da senden farklı davranmadı zaten. İslam, Laik mustafa’larla Milliyetçi Devlet’lerin Baas’ları altında bir FETRET devleti yaşıyor diyebilirsiniz.  

 

İslam’da parti yoktur. Demokrasi yoktur. Cumhuriyet ve seçim vardır. Seçimde seçmenin oyunu yönlendirecek deleğe ve partinin seçip seçmenin önüne koyması gibi engeller asla yoktur. Herkes fert olarak bölgesinden seçilir gelir, kardeş olur ve İslamı ve ihtiyaçlarımızı nasıl karşılarız diye birleşirler.  Var olan bütün partiler bir ideolojiyi temsil eder ve TAGUT’tur. İnsan sadece seçim vakti geldiğinde hangisi ehveni şer ise ona gidip oy verebilir. Eğer bu laik partilere üye olursa partinin laik özelliğini ve ideolojisini de kabul etmiş olur ki küfre ortak olmuş olur. Makul olanı seçim zamanı biter bitmez bu siyaset işinden uzak durmak fakat hükümeti kontrolden uzak durmamalıdır. Asıl önemli olan halkın bu denetimini İslam’da olduğu gibi %50-%50 seviyesine getirebilmektir. Her yönetim öğüde ihtiyaç duyar der Siyasetname yazarı Nizam-ül Mülk. İşte öğüdü halk vermeli.

 

Müslümanlık ve Müslümanların yumuşatılması

……………………………..

…………………………….

işleyebiliriz inşaallah

 

Rejimin İlahı Mustafa

Rejim bütün insafsızlığı ile bodoslama gidiyordu. Rejimin bir İLAHA ihtiyacı vardı. O da hem askeri başarıları olan hem de siyasi etkinliği ele geçirmiş bulunan, her kararı içki masasında bile olsa anında alabilen, her duruma önce uyum sağlamış sonra durumu kendine uydurmuş, her kağıda takılır bir jokerr olan  Mustafa Kemal’di. Olursa bu kadar olurdu. Fakat gözünün şaşılığı, sesinin kadın sesi gibi inceliği, kahveyi şekerli içmesi enterasandı. Oysa Osmanlı keskin görüşlü, kalın ve tok sesli ve kahveyi sade içerdi. böyle bir liderin anlamı neydi?

 

Kişi dindar olsa bile laikliğin ne olduğunu idrak edemiyordu. Zaten yaşayışı Osmanlı’nın son dönemindeki toplumsal bozulma ile eşdeğerdi. İnsanlar doğrudan Allah’a değil menfaatini ilgilendiren kanunlara bakıyorlardı.  Mustafa Kemal’in bir kozu da askerdi.  Onların rejimi koruyucu olarak kullanılması gerekiyordu. ilişkisini kesmedi. Ve öylede oldu.. şimdiye kadar geçirdiğimiz darbeler için sanıyorum bir vasiyetname belki yazmadı. Ama yetiştirdiği sadık  …… leri onun arzu ettiğinden daha ilerisini yaptılar. Bugünkülerinin üçte birini ilahi huzurda ülkeye sadık olarak gördük. Geriye ne kadarı kalmıştı? Kim kimi eler sahi şimdi? Hangi sistemi uyguluyorsunuz? Gücü gücü yetene sistemi..

 

Türkçe Ezan

Nitekim halk sadece ezanın Türkçeleştirilmesinde tavır koydu. Ya camiye gitmedi, giden de sarığı boğazına bağlanarak sürüklendi. Asker ve jandarma görevini iyi yapıyordu. Bütün kararlar fütürsuzca alınıyordu. Hiçbir engel yoktu. Mehmet Akif’e Türkçe Kuran Meali bilinen amaçlar için verilmişti. Arkasından Elmalılı Hamdi Yazır bir çok önemli karara fetva verdikten sonra (Sultan Abdülhamid’in Hal edilmesine icazet veren de buydu)  bilinen tefsirini yazdı. Bu tefsir ne kadar içi teknik bilgi ile dolu olursa olsun, CİHAD ruhundan yoksundur. Cihad ise İslam’ın temel ruhu’dur. Çünkü siparişi verenler böyle istiyordu. O da öyle yazmıştı zaten. daha sonra bu durumu üstü kapalı olarak ifşa da edecekti)

 

Dini, Laiklikle ve Laik Kitleler Yetiştirerek Kontrol Etme

 

Sonuçta Mustafa Kemal İslam’dan uzak kalmamış gibi görünmesine rağmen esasta dini kendine uydurmak, kullanmak ve onu zayıf düşürerek etkinliğini azaltmak amacında olduğu imanı kavi Müslümanlarca anlaşılabilecektir.. Zira laiklik şartına bağlanmış bir Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapacağı, bütün Müslümanların şuurunu laikliğe çekmek ve bulandırmak olacaktır. Bir tefsir ve Buhari tercemesi meclis kararıyla olmuş, ancak oralarda yer alan tercüme dini bilgileri hiç bir zaman devlette kullanmamıştır. üstüne üstlük askere bile 281 sahife (Ahmet Hamdi Akseki’ye) din kitabı hazırlatmış ancak verilen talimat LAİKLİK olduğu için bunların hiç kimseye devlette karı olmamıştır. Bütünüyle cihaddan yoksun kitapların insanlar üzerinde kalıcı ve aktifleştirici etkisi olmamıştır.

 

Diyanetin kuruluş yasası ve anayasaya konulacak maddesi önce “kendi kuruluş kanununa göre uygular” şeklindeydi. Lakin Celal Bayar bunu yeterli bulmaz ve kıraldan çok kralcı hesabıyla “… Laikliğe göre uygular” diye çevirir. Aynen bugünkü gibi. Müslüman görünüp kafir gibi karar vermek ve benzeri ikilemler bu uygulamanın en belirgin özelliğidir. Camide Müslüman, işinde kafir gibi, evde zalim tiplemeleri İslamın her yere sirayet ettirilmemesinden kaynaklanan vazgeçiremediğimiz pisliklerdir.

 

Efendimizin sünnetleri evinde kıldığı bilindiği halde buna riayet eden bir Müslüman bulamazsınız. Her şey camide başlar ve biter. Eve, dükkana, yola, dağıtılacak, hayatın içine zerkedilmiş bir zikir kalmaz. 

 

Neden hiç bir Diyanet İşleri Başkanı hapis yatmıyor? Ne oldu, ne oldu, yeni bir Vahiy geldi de İslam ile Laiklik barıştı da bizim mi haberimiz olmadı diye bu günkü başkana yazdık.  Kısmet bunaymış na’palım?

 

Allah’ı Yaratan Mustafa

Mustafa Kemal 1934 te Kütahya’daki konuşmasında “Allah’ı insan yarattı” dedi çıktı. Bu beklenen bir şeydi. Batıdaki inkarcı akımların kitapları da Türkçe’ye tercüme edilmiş ve ihtiyaç duyanların eline kutsal kitap olarak verilmişti. Bunlar Oryantalistlerdi ve pozitivist akım bütün dünyayı kavuruyordu. Bunları da… Görmediğime inanmam derseniz bütün mana alemini inkar edin gitsin.. onlar da öyle yaptılar. Dinleri madde, ilahları da mustafa Kemal’di ki ne kadar çok taraftar bulmuştu? Neden böyleydi?

 

Osmanlı bize az mı Müslüman devretmişti? Yoksa her isteyenin istediğini görüp bulacağı bir oportünist (fırsatçı) bir ilah tiplemesi (Mustafa) bizi ateşe o mu götürüyordu.? Acilen Mehdi’ye ihtiyaç vardı. neden İslam alimleri toplu çıkış yapamadı.? hem dinini hem ülkesinin geleneklerini meczeden bir tek Mehmet Akif’miydi. Yoksa Çanakkale ve İngilizlerin  batırdığı gemilerdeki İslam alimlerinin telef olması yüzünden Mustafa’nın işleri de kolaylaşmış mıydı? Gerçekten bir pis canı için sinip de İslam’ı savunmayan alimlerin CANI ÇIKSIN. Çünkü alimin en önemli vasfı doğru bildiği İslami bir bilgiyi zalim devlet adamına karşı söyleyebilmesidir.

 

Cinsini bilen düşmanını da bilir. Cinsinden ayrılan düşmanının kucağına oturur

Benim akrabalarım bile O’nu (Mustafa’yı) öylesine seviyorlar ki, dedikleri tek şey “O bir kahraman. ülkeyi o kurtardı. onun sayesinde yaşıyorsun, onun sayesinde namaz kılıyorsun vs.  vs.. ” bunu diyenlerin İslam ile bağına bakıyorum=Namaz kılmıyorlar. Bunun anlamı şu olsa gerek: Ceylan kendi ait olduğu cinsinin özelliklerini bilir ve yaşar. Sonra döner benim canıma kim kastediyor der ve onu tanıyıp (çita) ondan uzak olan açık alanlarda yayılmayı tercih eder. bu ideal bir düşünüş ve ona uygun yaşayıştır. Şimdi bu örneği insana uyguladığınızda namaz kılmamak demek Müslümanlar kitlesine dahil olmamak anlamına gelir. İmamı Azam “namaz kılmayan kafir olmaz ama kafir de namaz kılmaz” diyerek çok açık bir cevap vermiştir zaten.

 

İşte siz Müslüman olmayınca düşmanınızın kim olduğunu da bilmenize imkan yoktur artık. varın gidin düşmanınızın kucağına oturun ve onu ilah sayacak kadarlık bir sevgiyle sevin. İşte Allah’ı aciz bırakıp “O bizi kurtardı” diye tapının durun.. Ancak ALLAH’ın  daima bir B planı vardır ki sizin belinizi kırar.. fakat biz sizi son nefesinize kadar Allah’ın dostlarını sevip düşmanlarından kaçmaya davet ediyoruz. lakin şart hakiki Müslüman olmaktır. yani ALLAH’a ŞİRKSİZ DOST OLMAKTIR. ama siz hem Allah’ı hem şirkimi severim diyorsunuz. Ne şiş yansın ne kebap??Bize de bir kebap söyleyin? 

 

Mustafa’yı Kaybettik, Yaşasın “Kaybettiğimiz Mustafa”

Mustafa Kemal sirozdan hastalanıp da Dolmabahçe’ye sıkışıp kalınca 22.10. 1938 de bir son nefes çıkışı yaparak birdenbire Müslüma kesilir ve ölümün  etkisiyle “ İslam dinimiz devlette ve her yerde uygulanmalıdır” anlamında bir çıkış yapar.   Başında bekleyen doktorların arasında Yahudi olanlar da vardır ve kendi yetiştirdiği yerlilerin de katılımıyla ipi çekilir. Halbuki aynı yıllarda Avusturya’da siroza ilişkin etkili ilaçlar geliştirilmişti aslında. Bu ilaç hiç duyurulmaz ve bilinen son 9. 11. 1938’de gerçekleşir. (saat 2 veya 3 sularında ölmesine rağmen ) bu saklanır.

 

Çünkü O’nun ilah olması kadar bu ilaha hürmet ve hizmet edeceklerin mesai saatına uygun bir ölüm saati olmalı ki insanlar işlerine saat 9′da gelir gelmez saygılarını rahatlıkla sunabilsinler ve bu ölüm sürekli ve uygun saatte devamlı anılarak fikirleri ve yaptıkları ölümsüzleşsin. Saat 9′u 5 geçe. ne kadar stratejik bir karar değil mi? işte şimdi bir türlü öldüremediğimiz mustafanın ilahlığa itiliş serüveni. demek ki O kendi elleriyle yarattığı canavarlar önce onun canını almışlar, arkasından da O’nun ilah olmasından büyük menfaatler bekledikleri için ilahlaştırmanın eksik ve devam eden ayaklarını kurmuşlardı.

 

Ve bu ayaklardan menfaat edinme inanın hala devam ediyor… Yukarıda yazdığımız onun son İslami söylevini Allah kabul etmiş olabilir veya olmayabilir. O hakettiğine ulaştığı için dinen bir şey söylemek yanlış olur. Hazreti Rasulüllah Efendimiz böyle buyurdu. Ancak O’nun ilahlığı bu gün de taraftar toplayarak Müslümanları küfre götürüyor. Acı olan da bu… Dolayısıyla sizin yaşadığınız şu anda ve gelişen şu durumlarda yani karşınıza çıkan bu veriler karşısında sizin ne yaptığınız önemlidir artık.

 

Mustafa’nın mezarında yatamaması, yahut toprağın onu dışarı atması gibi anlamsız cahil saldırıları okumuş insanlar arasında bile taraftar buluyor. Bu çok yanlış. İlah oldu ya, uzun süre ilaçlarla korunmaya çalışılınca patlayıp durdu. Baktılar ki ilaçla baş olmayacak artık altını kazıp toprağa verdiler üzülerek. Hitler mübarek onun beyni karşılığında ne büyük paralar teklif etmişti de İlahımız diye vermemişlerdi bu mübareği…. Zira kişi bu günkü belaları tamamiyle bu tanımlamayla Mustafa’ya yükleyince “Günah Keçisi” bulunmuş oluyor ve kişi artık kendi yapması gereken şeyleri de atlayıp ondan dolayı oldu deyince artık oturup kalıyor. kendine şimdi düşen sorumlulukları unutuyor ve artık “Kahrolsun Mustafa” şarkısıyla avunup İslami görevlerinden sarfınazar ediyor. Bu yüzden bu tür abuk subuk düzme hikayelerden toplumu uzak tutup insanları  yapması gerekenlere yönlendirmek daha akıllı ve imani bir görevdir. Unutmayınız…

 

TEVHİD, Cumhuriyetin küfrünü söylüyor, lakin duyuracak cesaretli alim kalmadı. Niye mi? Küfür tedrisatı kendine göre değiştirerek kendi laik tercümanını geliştirdi. Yaşasın laik İlahiyatlar.. Yaşasın Laik ve yumuşak İslamiyet…

 

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım.  Önce dindar mısınız yoksa öylesine bir hayat mı yaşıyorsunuz? İslam’a gönül vermemişseniz bunları okumanın bir manası yok.

Biraz da tevhidden bahsedelim. TEVHİD: Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla bitmez. Allah’a kural koyucu olarak “boyun eğmek”de gerekir. Bu İslam’dır ve VAHİY bütün hayatı kapsar. Kim inanmaz, veya eskidir, eksiktir, yetersizdir, sorunlara cevap vermez derse imanı yarelenir ve şirke yol alır.

Her beşeri ideoloji TAGUT’tur ve ALLAH’ın yerine geçerek ŞİRKE sebebiyet verir. örneğin ülkeyi filanca kurtardı demek Allah’ın kudretini o insana vermek demek olur ve o kişi kendi ideolojisi içinde zaten sahte bir ilah olduğundan şirk oluşur. Bu ise tam bir küfürdür. kişi Allah’tan af dilemezse bu sahte ilahla ahirette haşrolur ve beraberce yanar. Bu yüzden bir kişinin daha başlangıçta laikim demesi İslamı inkar anlamına gelir ve kişi dinden çıkar. üstüne üstlük bir de filanca kurtardı derse küfrü pekişir. Artık gider ve manasını idrak etmediği bir cuma kılar ve gelenekselleşmiş bir cuma Müslümanlığı ile cennet arar. Halbuki miracı Mustafa’yadır. ona bir söz edecek olursan seni orada öldürür, konuşturmaz. Baba ise evladını evden kovar..

 

Görüleceği üzere İslam’ı yalnızca cami ve eve hapsedip devletten dışlamak tam bir küfür örneği. Siz sanıyorum Allah’a inandık demekle iş biter sanıyordunuz değil mi? Allah yücedir o yüksekte dursun ancak ben kendi işimi kendim yapayım diyordunuz değil mi? Yükselterek dışlama…

 

Yok öyle dava. O, bütün mülk benim demiyor mu? Benim hükmüm geçer demiyor mu?  “Mülkün ve bütün makamların sahibi ancak o’dur. … O kalplerdeki gizli ve açık olanların hepsini bilir” (AYET) Emrimi tutmayanlar  zalim, kafir demiyor mu? (Maide suresi) Peygamberime itaat edin demiyor  mu? Peygambere itaat eden bana itaat etmiştir demiyor mu? Peygamberi Medeine’de bir anayasa yapmadı mı? Bu devlet içinde dindar bir peygamberin siyaseti ve devlet kurması değil mi? Dindar ama komutan değil miydi? Savaşın içinde hem de toplu namaz kıldırmadı mı? Sonra ayette “sen atmadın O attı” deyip galibiyete sahip çıkmadı mı? Savaşın içine giren bir Allah ve siz Allah’sız (Laik) bir devlet istiyorsunuz.. Dindar ama devlet başkanı değil miydi? Din ve devletin ayrıldığını görebiliyor musunuz burada?

Cihad İslam’ın en büyük kozu. Bütün oyunlar bizi bu kozdan uzaklaştırmak üzerine oynanıyor fakat bizim safların haberi yok. Namaz kılarak bilinçle İslam için mücadele etmeyi göze alarak ümmet olmamış bir insan nasıl cihad edecek? Yanisi şu ki; bu cumhuriyetin bir amacı yok ki uğruna cihad etsin!!! İçi kokuşmuş laiklerle dolu. İman küfre dönmüş. İnsanlar Yaratanı bırakmış yaratılana tapar hale gelmiş. Modern Batı’dan şu üç tehlikesi ya da tuzağı ciğerimize saplanmış:

1-Allah dursun, insan öne çıksın (Kendine iyi bak!!)

2-Vahiy dursun, akıl öne çıksın (Akıl=Laiklik)

3-Din dursun, ilim öne çıksın  (Sosyoloji, determinizm, bir şey bir şeyin sebebidir, Allah’a gerek yoktur) 

 

Batı’nın küfrü kahrolası laiklik

Batı’da ortaçağda Hırıstiyanlık bozulunca kilise de güçlenince ilmi gelişmelere papazlar da karşı çıkınca bu bozuk dini insanlar terkettiler. Yani o dini terkettiler ve adına Laiklik dediler. Fakat bizim dinimiz bozulmadı ki onlara bakıp neden terkedelim?Laiklik adına dini terketmek KÜFÜRDÜR.

 

Ben size şimdi soruyorum. Laik misiniz? Müslüman mısınız? Siz diyeceksiniz ki “Ben hem Müslümanım hem laikim” değil mi? Yok öyle dava. Yok öyle üç kuruşa beş köfte… Yemezler aslanım..

 

Sonuç olarak Laiklik İslam’ı her yerden silmeye çalışan bir pisliktir. Rakiptir. Dinsizliktir. Ve Küfürdür. Devlet bizim dışımızdaki başka insanlar ya da olaylar neticesinde laik olmuş olabilir. Ancak siz laikim diye ortaya çıkarsanız bu küfürden yana olduğunuz ve İslamın heryerde uygulanması için bir çaba da göstermiyeceğiniz anlamına gelir ki bu en azından münafıklığın bir şubesi sayılır (Hadis)

 

Allah Kuran’ı Kerim de 4 ayrı kelime ile kendi askerlerini anlattı. Hizbullah, cundullah gibi. Demek ki onun da askerleri vardı. O da kendisi için savaşacak yürekli dostlarını arıyordu. Bu kardeşiniz iyi bir Allah askeridir. savaşlar kazanmıştır gülüm..

 

Eğer laikseniz doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in askeri olmuş olmuyor musunuz? Mustafa Kemalin askeri iseniz laik olmuş olmuyor musunuz? Laik iseniz Küfür üzere olmuş olmuyor musunuz? Bu halinizi düzeltmeden giderseniz sizi bir ateş bekliyor olmasın?

 

Müslümansanız Allah’ın askeri olmuyor musunuz? Müslümanlığa rağmen hala Mustafa kemal’in askeri olmakta devam mı ediyorsunuz bre gafiller. Çünkü ülkeyi Allah değil o zat kurtardı değil mi? İki de tercüme yaptırdı o halde onu izleyebiliriz artık, velev ki o tercümeleri devlette uygulatmasa bile değil mi? Zaten siz de düşündüğünüzü yaşamıyordunuz değil mi? “Ben inanıyorum ya bu yeter. Mustafa’dan da ayrılmam Allah ayrılmam. onsuz yapamam. Zaten ben gördüğüme daha çok inanırım. Mustafa peşinci Allah veresiyeci!!!”

 

İşte çatlak burada sevgili okurlar.. Müslüman ım deyip de laik olmak. Öyle ki müslümanın düşünce tekniğini bile İslam’dan koparıp materyalist düşünce tekniğine getiriyor laiklik. İnsan DİNLİ olmaya yatkın yaratıldı. Laiklikte din olmayınca yerini materyalizm dolduruyor. Buna Müslümanlar da dahil. İlk yüzde yirmi beşe CHP laikliği desek. Geri kalan % 75′in üçte biri MHP içinde laiklik kontrolünde  desek. Ak Parti’ye oy verenler arasından da %25 desek.  Böylece bu ülkenin %75′i LAİK ya da sempatizan olabilir demektir. İşte hiç bir siyasetçinin göze alamadığı laik seçmen ihtiyacı bunu gösteriyor.

 

Konuşmanıza dikkat edin Tayyip Efendi. Diyanet İşleri Başkanı bile insanları kurtarmak adına “Laiklik İslam’da yoktur” diyemiyor. Çünkü canı tatlı Allah’ın belası. İnsanlar ateşe gitmiş önemli değil. Biz siyasi iktidarla uyum içinde çalışmalıyız diyor da İslam’a uymak zorunda olduğunu hatırlamıyor bile. Allah “Müminler kardeştir” dedi fakat “mümin olmayanlar kardeştir” demedi. Sen ise zorla herkesi kardeş yapmaya çalışıyorsun. Halbuki Müminin en önemli 10 özelliği ibadetler manzumesidir Müminun suresinde sayılır. Sen otur önce ibadet etmemenin cezasını gençlere bir anlat da biraz korksun ve fing atmaktan bir edep yoluna girsinler. İşte insanlar Allah’ın bu ayeti gereğince artık kardeş olurlar sen merak etme ciğerim…

 

Eğer bu laiklerin bir ayakları çukura girmeden akılları başlarına gelmezse  ahiretleri “yandı gitti gülüm keten helva” Onun için ben Laiklerin yaşlanmışını severim.

 

Doğruları bilmek ve doğruların yanında olmak rejimin reklamlarından sizi korur. İnsanlar doğruyu bildikleri halde gider yanlışla beraber olur. Şu bize Kırşehir yolunda Süha Turizm’de nasib olan şiire bakın..(kısaltılmıştır)

 

Kaside-i Felek Fi Mahbubu Kelek (Keleğin sevgilisi feleğin kasidesi)

 

Hakka kulluğa bir adım yazsaydı felek

Kullara kullukta bin adım kazdı felek

 

Kula tabiat kul ola riyadır felek

Zalim yabana kel dura revadır felek

 

Kına yakasın el uzat deccale felek

Seni yakasın el mehdi deccal ne felek

 

Kim ki deccalin en yakın dostudur felek

Lakin söylenir en düşman deccaldir felek

 

Kaçtır taptığın bir Allah vareste felek

Cümle ilahın bir senden habersiz felek

 

Ata kurtardı san iman yareler felek

Hakka garazdır bil şirke savrulur felek

 (bu beytin manası: Atatürk kurtardı ülkeyi sanıyorsan bu senin imanını yaralar,

Bu hareketin Allah’a garaz olup seni şirke savurur bunu bil )

 

Allah hakkıdır tüm, Sezar hak etmez felek

Sezar hakkına yaz diyen çarhetmez felek

 

Tevhid kaplasın bu ruhu “illa”dır felek

Felek yarandır bu nefse kaç “la”dır felek

 

Bilir insanlar kim doğru duruyor felek

Lakin toplaşır bin yanlış yerde “la” felek

(Bu beyt insanların doğruya rağmen eğrinin yanında

toplaştığını ifade eden sosyolojik bir tespittir.)

 

“la” yı bilip de bir “illa” demezsin felek

“İlla” imandır bir Allah demezsin felek

 

Ahi ahmedin tek derdi tevhiddir felek

Felek kulların tek aşkı şeytandır felek

 

Ya Rabb canımı al, yazma mihnette felek

İman yarimi sal cana cananla felek

 

Aksi halde: Adamın biri cennete gitmiş. fakat bir müddet sonra sıkılmaya başlamış. Yan taraftaki cehennemden de şarkılar türküler oyun havaları sesleri geliyormuş ve insanlar da oynuyormuş. Bunu duyup dururken meleğe demiş ki “ben öbür tarafa geçebilir miyim” deyince. Melek de bunu kabul ederek “yalnız geri dönemezsin” demiş. o da kabul edip yollanmışlar beri tarafa. fakat oraya varınca bir de ne görsünler. insanlar sacların üstünde yana yana bağıra bağıra zıplıyorlar. bizimki meleğe dönüp, ama benim gördüğüm başkaydı deyince. melek şöyle demiş. “O GÖRDÜĞÜN REKLAMLARDI”  

 

Şimdi nasıl üzülmezsin 16 yaşındeaki çocuklara da tanımadığı görmediği bir adamın askerliğinden dinsiz laikliğine, laiklikten gelecekteki toplu dinsizliğe…  Tepişen katır babalarını artık feda ettik gitti.  Siz kaybettiklerimizden olmayın. Bana gelin.. Ben iyi bir Allah askeriyim (hem de savaş kazanmış) sonra imamıyım sonra da aşığıyım, sonra kalemiyim: size feda edecek en değerli zenginliğim  GÖNLÜM VAR…buyurun… (Bizim irşadımız şiirlerimizledir. Okuyanlarını önce teskin eder, sonra imana yol açar. Hangisini okursanız okuyun Allah’ın izniyle bu böyledir inşaallah. Test edilmiştir)

 

 

5 Haziran 2013
Okunma
bosluk

Kurban İlmihali

   

 

KURBAN İLMİHALİ

İÇİNDEKİLER

SÖZ BAŞI   ……………………………………………………………………………………11

KURBANIN   DÜŞÜNSEL BOYUTU ……………………………………………….14

KURBAN   KESME VE ADABI …………………………………………………..….16

KURBAN   İBADETİNİN TARİHİ ………………………………………………..16

Çağları   Kucaklayan Uyarı  “Resûlllah’ın   Sünneti, Size Yetmiyor Mu?”. 18

Kurban   Bütün Dinlerde olan bir ibadettir …………………………………..19

Kurban   , İslâm Dininin Şeârindendir/Alâmetlerindendir…………….19

“Kurbanlık   develeri de size, Allah’ın şeârinden kıldık.” [ Hac suresi.36] ………………………………………………………………………19

Kurbana   Hazır mıyız? ……………20

Hazret-i   İbrahim’in Oğlunu Kurban Etmeğe Götürmesi …….21

Kurbanın   Tarifi ve Meşruiyeti ……………………………………22

Kurban   Kesmek Şu Vasıfların Taşıyan Kişilere Vaciptir ……23

Memlekette   Kurban ……………………………………………….24

Kurbanda   Zenginlik …………………………………………25

Kurbanda   Niyet ……………………………………………………..26

Kurbanlık   Hayvan Alınırken………………………………….. 26

Kurban   Olacak Hayvanlar…………………………………………… 26

Koyun-Keçi   Veya Sığır Kaç Kişiye Kurban Olur ? ……… 27

Kurbanda   Ortaklık ………………………………27

Ölmüş   Babamı Hisseye Katarsam Taksimat Nasıl Olacak? .27

Kurban   Edilen Hayvanların Yaşları ……………………28

Kurban   Kesmekle İlgili Hükümler Nelerdir? ………….28

Müstehap   Olan Kurbanlık Hayvanlar ……………29

Peygamberimizin   Kestiği Kurbanlık Hayvanlar………… 29

Kurban   Edilmeye Engel Olan Ayıplar ………………30

Kurban   Edilmesine Engel Olmayan Ayıplar ………… 31

Yine   Kurban Üzerine ……………………………….31

Kurban   Kesmenin Müstehap Olduğu Vakit ……….32

Fert   ve Toplum Açısından Kurbanın Faydaları………….32

Kurban   Kesmenin Değer ve Kıymeti/Faziletleri ………….34

Kurban   Kesmenin Hikmeti ………………………….34

Kurbanı   Allah İçin Kesmek ………………….35

Takva   …………………………………………..36

Kurbanlık   Hayvanlara Yumuşak Davranmak ……38

Kurbanı   Kendi Elimizle Kesmek……………………..39

Kurbanı   Kesmeden Önce Yapılacak Vazifeler ………41

Vekâlet   Verme Şekli ………………………..42

Kurbanda   Vekalet Olur mu? …………………..42

Talebe   yurtlarına kurban hibe edilir mi ? …………42

Kurban   Bütün Sünnetlerine Riayet Edilerek Şöyle Kesilir.42

Besmele   ve tekbir çektikten sonra başka bir işle meşgul olmadan hemen kesmeye   başlamalıdır..…… 45

Kadının   kesmesi de caizdir. ………………..45

Cereyanla/elektirikle   hayvan kesmek caiz midir ? …45

Şoklama   ile hayvan kesmek ……………………..46

Ölüm   ne ile olmaktadır? Şokla mı, yoksa şokun hemen arkasından yapılan kesimle mi?   …………..46

Kurbanla   İlgili Mekruhlar ………………..46

Kurbanın   derisini yüzmek ……..47

Kurban   Derisini Satmamak …………..47

Kurbanın   etinin yenmesi ve dağıtımı(infak) …….48

Kurban   Kesildikten Sonra Çevre Temizliği …………….50

KURBANLA   İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR …….………..51

Ölü   namına kurban kesmenin hükmü nedir ? …….51

Kurban   etini gayr-i Müslimlere dağıtmanın hükmü nedir? Bazı yardım kuruluşları bunu   yapıyorlar. Biz de Türkiye dışında yaşıyoruz ve Müslümanların gayr-i   Müslimlerle kanşık olduğu bir yerdeyiz. Kestiğimiz kurban etinden onlara da   verebilir miyiz? …………….51

Bazı   hayır kurumları, kurban bağışlarını kurban kesmeyerek başka hayır işlerinde   kullanıyorlar. Bu durum dinen caiz mi?……51

Etinin   Tamamının Tasadduk Edilmesi Gereken Kurbanlar Hangileridir. 52

Aldığım   Araç için Kurban Kesmem Gerekir Mi? …………………………52

Kurbanın   geçerli olabilmesi için hayvanın kişinin kendi mülkiyetinde olması gerekir   mi? …………………..…52

Bir   Zatı Karşılamak İçin Kesilen Kurbanın Eti Yenir Mi ?……52

Ölü   Namına Arafe Günü Kurban Kesilir Mi ? ………52

Türbelerde,   Törenlerde, Açılışlarda Kurban Kesilebilir Mi ?…53

Bina   Yapılırken Kesilen Kurban ……….…53

Sekiz   aylık evliyiz. Eşime ait mehir olarak verdiğim 80 gramın üstünde altını var.   Ben maaşımı babama veriyorum. Borçlarımızı da babam ödüyor. Evim de babamın   üzerinde. Babam benim adıma kurban kesmek istiyor. Ben o kurbanın etinden   yiyebilir miyim? Babam o kurbanı hanımım adına kesse olur mu? ………………………53

Bir   kimsenin vadesi dolmamış alacağı olsa ve nisap miktarı kadar başka malı da   bulunmasa kurban kesmesi için borçlanması gerekir mi?… 53

Bir   hanımın nisap miktarı kadar altını olup, başka malı olmazsa kurban kesmesi   gerekir mi ? …………..54

Kurban   kesmekle yükümlü kimse kurbanını hanımı namına kesebilir mi ? ……………………………..….54

Kurban   kesmek yerine bedelinin bir fakire veya bir hayır kurumuna verilmesi caiz   midir? ……………….54

Bağ,   bahçe ve tarla gibi şeylerin gelirleri mi, yoksa kendileri mi kurban nisabına   girer? ……………………….54

Bir   kimsenin ev satın almak amacıyla biriktirdiği paradan kurban kesmesi gerekir   mi? ……………………….… 54

Kurbanın   geçerli olabilmesi için hayvanın kişinin kendi mülkiyetinde olması gerekir   mi?………………………….54

Kurban   Bayramı’nda hayvanların kesilmesi katliam mıdır …54

“Kur’an’da   kan akıtmak yoktur” diyorlar bu doğru mu ?…55

Kurbanın   bedelini fakirlere vermek daha iyi mi ? …55

Ölüler   için kurban kesilmez mi ? ………………55

“Kurban   kesilmese de olur” diyorlar? ……………56

Taksitle   veya veresiye ile kurban alıp kesmek caiz midir? …56

Zengin   bir kimse herhangi bir sebepten dolayı bayram günlerinde kurban kesmemişse ne   gerekir? …………………56

Bir   kimse kurban bayramında kesmek niyetiyle aldığı hayvanı kesmeyip kurban   günleri geçerse ne yapar? ………56

Bir   kimse aldığı bir hayvanı bayram günlerinde kurban olarak kesmeyi adaşa, fakat   bayram günlerinde kesmezse ne yapması gerekir?……56

Almanya’da   ikamet edenler, parasını gönderdikleri kurbanlarını Türkiye’de kendi adlarına   kestirebilirler mi? ………………………………………………57

ZİLHİCCE   AYI ve ZİLHİCCENİN ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ……57

Arafe   Gününün Önemi ……………………58

Arafe   Gün ve Gecesinde Okunacak Dua ……59

Arafe   ve Tevriye Günü Oruç tutmak …………59

BAYRAM   ADABI ……………60

Bayramların   Önemi ………………60

Kurban   Bayramı …………………61

Peygamberimizin   Bayram Adabı……62

Kurban   Bayramında Yapacağımız Vazifeler…63

Bayram   Namazları ………………………64

Bayram   namazları hakkında …………64

Kurban   Bayramında Bayram Namazına Giderken Tekbir Getirmeli…65

Kurban   Bayramı Namazı Vakti …………………65

Teşrik   Tekbirleri …………………66

Neden   Tekbir Getiriyoruz? …………… 66

Kurban   Bayramının 1. Gününün Önemi …………67

Kurban   Bayramında Namazdan Sonra Yemek ……68

Bayramlarda   Tebrikleşmek ……………… 68

Bayram   Gecelerini İbadetle Geçirmek Sünnettir ………69

Bayram   Günü Duası ………………69

Ramazan   ve Kurban Bayramı Günlerinde Oruç Tutmanın Yasak Olması …………………………………….70

Bayram   Günlerinde Kabirleri Ziyaret Etmeliyiz ..70

İnsan-ı   kamile giden yol ……… 71

Zaman   …………………. 73

Meziyetlerin   öne çıkması  ……………  74

Yaratılışın   gayesi sevgidir. Ahilik Sevgiyle Olur. …………74

Görev   mi? Yardım mı? ………… 75

DİĞER   KURBAN TÜRLERİ ………77

ADAK   KURBANI …………… 77

Adak   kurbanı nedir? ……………… 77

Adak   kurbanı ne zaman kesilir ? ………77

Kişi   adadığı kurbanın etinden yiyebilir mi ? …77

Adak   kurbanının bağlayıcı olması için gerekli şartlar nelerdir .77

Adak   Kurbanıyla İlgili Çeşitli Meseleler …77

Şarta   bağlı olarak kurban kesmeyi adayan kimse, o şartın gerçekleşmesinden evvel   kurban kesebilir mi ? … 78

Bir   kimse olmasını istemediği bir iş için kurban kesmeyi adar ve iste­mediği iş   de olursa kurban kesmesi gerekir mi ? 78

Adak   kurbanı kesildikten sonra tamamıyla telef yok olsa kurban yükümlülüğü kalkar   mı ?……………78

Bir   kimse on tane kurban adarsa hepsini kesmesi gerekir mi ?78

Adak   kurbanının etinin zımmiye verilmesi caiz midir 78

Adak   kurbanının derisi ne yapılır ? …………78

Bir   kimse “Allah için çocuğumu kurban edeceğim” dese ne yapması gerekir ? ……………………………78

Bir   kimse kendisinin ve aile fertlerinin de yemesi şartıyla kurban adaşa, adadığı   kurbandan yiyebilir mi ? ………………78

Kişi   değerini fakirlere vermek şartıyla adak kurbanından bir miktarını kendi   çocuklarını yedirebilir mi ? ….………79

ŞÜKÜR   KURBANI ……………79

Şükür   kurbanı neye denir ? ………79

Sahibi   şükür kurbanından yiyebilir mi ? ……79

Ölmüş   kimselere kurban kesilir mi ? …………79

AKİKA   KURBANI …………80

Akika   neye denir ? ………80

Akika   kurbanını hükmü nedir ? ………………80

Akika   kurbanı ne vakit kesilir ? ………80

Akika   kurbanının etinden sahibi yiyebilir mi ? …80

Akîka   kurbanında aranan şartlar …………81

HEDY   KURBANI …………………81

Hedy   ne demektir? ……………81

Vacip   olan hedy’in başlıcaları hangileridir ? ………81

Ceza   hedy ne demektir ? ……………82

Hedy   kurbanı nerede kesilir ? ……………82

Hedy   kurbanı ne zaman kesilir ? …………… 82

Kişinin   hedy kurbanından yemesi caiz midir ? ……82

KURBAN KESEN MEDENİYETLERDE KURBAN KÜLTÜRÜ..82

1-Spor, Eğlence ve Oyunlar ………………82

EĞLENCE ……………82

KURBAN KESMENİN İNSAN DAVRANIŞLARINA ETKİSİ ……86

Kurbanın Prensipleri ……………………87

Yararlanılan   Kaynaklar……………………… 88

Yazarın   iletişim ve  özgeçmişi ………89

 

Yaşar Bozyiğit

 

SÖZ BAŞI                                11

Bizi   ve Kainatı bizim için yaratıp, başına bizi halife kılıp, akılla sorumluluk   terazisini dengelememizi isteyen, O, Rahman, Rahim, Settar, Latif, vedüd   Rabbimiz olan Allah(cc.)’ımıza deryalarının katresi adedince Hamdü Senalar   eder,

Onun   kul olarak kendi nurundan yarattığı, “kul” olarak anılan, sadık, ismet   sahibi, efendiler efendisi, ümmetine düşkün ve merhametli, islam’ı en   mükemmel ve doğru tebliğ ettiği için bugün bizlerin de müslüman olmasında   büyük pay sahibi, bu fakirle defalarca ilgilenmiş görüşmüş, Cenab-ı Hakk’ın   en son ve muhterem elçisi, örnek insan Hz. Muhammed (a.s)’a ve onun al ve   ashabına ve bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün iman sahibi kullara ve yaşayan   müslüman kardeşlerime sonsuz salatü selam eder ve cümlesine bereketler   dilerim…

Cenab-ı   Hak bir hadisi kudside bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet) bunun için   de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor.   Birincisi muhabbet yani aşk. İkincisi gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani,   iş..

İşte   siz de sevdiğiniz birine bu sevgiyi bildirmek isteseniz yapmanız gereken şey   bir fedakarlık ölçüsünde bir şeydir. Bir çiçek almak, yahut ona yardım etmek,   fedakarlık derecesinde elbisesini temizlemek, çocuksa gece kalkıp ilgilenmek.   Yani bir emek sarfetmek. Yani sevgi aslında bir emek denilemez mi?

Bütün   bu yukarıda anlatmaya çalıştığımız aşk, iş, din, ilim ve ahlak ilişkilerinde   temel unsur ilk söylenen aşkın diğerleri üzerinde de belirleyici olmasıdır.   Yani diğer bütün dört unsur aşkın gücünden yararlandığı gibi karşı tarafın   kendi aşkıyla ilk aşkı cevaplayabilmesi için aşk dışında yukarıdaki   saydığımız iş, din, ilim ve ahlakın bir ispat aracı olarak ilgili kişi   tarafından kullanılması gerekir. İşte bu noktada ortaya çıkan ve beklenen   ispat aracı FEDAKARLIK ölçüsüdür. Yani siz sevdiğiniz kişiyi ne kadar   seviyorsanız ona uygun bir büyüklükte fedakarlık yapmalısınız. Bunu hem karşı   taraf bekler ve hem de siz aynı yönde bir büyüklükle gerçekleştirmek   istersiniz.

Hz.   Adem (as) den beri bütün insan toplumlarında ilahi dini topluluklar olarak   veya müşrik toplumlar olarak daima bir kurban kesme hadisesi ola gelmiştir.   En belirgin örneği Hz İbrahim as da cerayan etmiş ve daha önce söz verdiği   oğlu İsmail as mı Rabbinin rızası için kesmek istemiştir. Burada ilginç olan   şey İsmail (as)’ın İbrahim(as)’ma en sevgili olmasıdır. Dolayısıyla   fedakarlık yapılan ya da feda edilen şey en çok sevilen şeydir.

Nitekim kurban kelimesi de   k-r-b kökünden gelen yakınlaşmak anlamında gelen bir kelimedir. Yani   fedakarlık yaparak yakınlaşmayı sağlamak amaçlanmaktadır. Hac suresinin   ilgili ayetlerinde kurbandan bahsedilirken Cenab-ı Hakkın insanların kestiği   kurbanların etlerinin ya da kanlarının Allah’a ulaşmayacağı ancak insanların   takvasının ona ulaşacağı belirtilmektedir. Ali İmran suresinde ise   sevdiklerinizden vermedikçe iyiliğe eremezsiniz buyrularak feda edilecek   şeyin en çok sevilen şey olması gerektiği ifade edilmiştir. Konu bu yönüyle   idrak etmeye doğru olarak yerleştirildiği zaman görülecektir ki kurban   bayramı yalnızca bilinen kurban bayramı günlerinde olmayacak ve bütün bir   yılı kapsayarak insanı daima Allah rızası için sevdiği şeylerden sık sık   fedakarlık yapmak zorunda bırakacaktır.

Bu   bayramın dikkat çeken bir diğer önemli özelliği de Allah-u Ekber tekbirinin   adeta simge olmuş olmasıdır. Yani zikir dolu bir bayram geçirilmesi   emredilmiş olmaktadır. İşte zikirde bir kimsenin daha çok sevilmesi için   temel faktörlerden biridir. Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde “insan   sevdiğini çok zikreder” buyurmaktadır. Ayrıca kişi sevdiği ile beraberdir   hadisinde görüleceği üzere sevmenin kişiyi sevenin yanına zaman içerisinde   götüreceği belirtilmektedir. Bu dünyada da böyledir, ahirette de böyledir.   Küfrün tek millet olmasının bir anlamı da budur. Ümmetin bir bütün halinde   parçalanmadan birlik içinde bulunması gereği de buradan gelir. Cemaatle namaz   bu bütünlüğü daima pekiştirir.

Allah’a ve dinine olan sadakatin bir göstergesi ola­rak   Hz. Peygamber’den bu yana sürdürülen bu uygulamanın, Hz. İbrahim’in bu   hatırasını canlı tutmak ve onun gibi Allah’a olan sadakatimizi sergilemek   şeklindeki temel özelliği yanında, sosyal yardımlaşma açısından da İslam top­lumlarında   önemli bir işlevi olduğu muhakkaktır.

 

Kurban temelde Hac ibadetinin bir parçası olmakla   birlikte, Hac ibadeti dışında, yine Hacılarla birlikte aynı günlerde (yani   Hacıların Arafat’a çıktığı “arafe” günün takip eden Kurban bayramı   günlerinde) hâli vakti yerinde olan diğer Müslümanların da kurban kesmesi isteğe   bağlı olarak teşvik edilmiş­tir.

 

İslam uleması kurban kesebilecek kadar maddi imkâna   sahip olanların kurban kesmelerinin zorunlu ve gerekli bir dinî görev olup   olmadığında farklı yaklaşımlar sergilemişler, bazıları -mesela Hanefiler-   zorunlu ve gerekli (vacip) olduğunu savunurken, bazıları da -mesela Şafiiler,   Malikiler ve Şiiler— zorunlu olmadığını, bilakis isteğe bağlı (mendup,   müstehap) olduğunu ileri sürmüşlerdir.

 

Mamafih, öte yandan Kurban bayramı günlerinde yolcu   duru­munda olanların Kurban kesmelerinin gerekmediği hususunda ulemanın   hemfikir olması, kurban kesmenin zorunlu olmadığını ileri sürenlerin haklı   olabileceğini gösteren bir ipucu olabilir; zira şayet kurban zorunlu (vacip)   olsaydı, bu görevin yolculuk gibi bir gerekçeyle ortadan kalkacağı kolaylıkla   ileri sürülemezdi.

 

Mamafih ihtiyatlı davranmak isteyenlerin, elden   geldiğince kurban kesmeye gayret etmelerinde de yarar vardır.

 

Aile fertlerinin bağımsız gelirleri olup da her   birinin maddi imkânlan varsa, her birinin ayn ayrı kurban kesmesi kuşkusuz   yerinde bir davranış olur.

 

Bilhassa ülkemizde yıl boyu İslam’a karşı tavırlar   sergileyip, kurban bayramı gelince Müslümanların kurban derilerine göz diken,   bu konuda devlet imkân ve desteğini arkasına alarak baskı uygulamaya kalkışan   veya İslam’a aykırı amaçlar doğrultusunda faaliyet gösteren -sivil veya yarı   sivil-yarı resmi- çevrelere, ya da dini istismar ederek şahsı veya çevresi   için maddi çıkar peşinde koşanlara kurban derilerinin verilmesi doğru   değildir.

 

Dindar çevrelerde, bilhassa belli bazı cemaat ve   tarikat çevrelerinde, “Hz. Peygamber için kurban keseceğiz” diyerek   para toplayanlar, insanları bu konuda manevi baskıya tabi tutanlar, hatta   maddi durumu elverişli olmayanları bile bu konuda sıkıştıracak kadar işi   abartanlar sık sık görülmektedir ki, bunun açık bir din istismarı olduğunda   kuşku yoktur.

 

Zira Hz. Peygamber ne ashabından ne de daha sonra   gelecek Müslüman nesillerden kendisi için kurban kesmelerini istemiş   değildir. Bu gibi uygulamalar ibadet olmak bir yana, çağdaş bidat ve   hurafeler olarak nite­lendirilmek durumundadır, Bu sebeple de bu tür din   istismarcılarına şiddetle karşı çıkmak ve onlarla mücadele etmek gerekir.

 

Son olarak kurbanın infak yönü toplumsal barış   açısından büyük önem taşır. Kurbanın ne kesilmesi katilliktir ne de kesen   insan katildir. Bilakis Allah’a bir kan feda eden insanda sükünet hasıl olur   ve dengeye gelir. Kurban kesmeyen toplumlarda ise futbol, arena, boks ve daha   bir çok uygulama insanları olduğundan daha da vahşileştirir.

 

Halbuki İslami toplumlarda yer alan güreş, orta   oyunu, cirit vb. oyunlarda uygulanan kurallar bile sertliği önleyici   tedbirler şeklindedir. Rakibin ezilmesine ne kurallar ne de hakemler izin   vermez. Dolayısıyla kurban toplum dengesi açısından çok büyük bir öneme   sahiptir. Bu kitapçığımızın ekinde bu konuya ilişkin açıklamalara yer   verilmiştir.

 

Herkesin Allah için feda edebileceği bir kıymeti   olmalıdır. Feda etmek ise bir kurban bayramında değil bütün yıl boyunca   olmalıdır. Yani kurban bir süreklilik duygusudur.

                                                                                                                 

KURBANIN DÜŞÜNSEL   BOYUTU             14

 

Ahlak;   niyet, irade ve davranışa dönüşmüş bir ‘din’dir. İlme göre insan “akıllı   hayvan”dır, Dine göre ise şahsiyet ve ahlak sahibi bir canlı varlıktır. İnsan   ile hayvan arasındaki temel fark, fiziki, bedenî veya zekâ ile ilgili   değildir; bilakis her şeyden önce manevi olup, dini, ahlaki ve estetik şuurun   varlığında kendini gösterir (homoreligious). Çünkü nerede insan zuhur   ettiyse, onunla beraber din ve sanat da zuhur etmiştir.

İlim   ise nispeten yeni ve genç bir fenomendir. İlim, sanat ve felsefeden yoksun   insan toplulukları bulunmuştur ve hâlâ da vardır, ama dinsiz bir insan   topluluğuna şimdiye kadar rastlanma­mıştır. Hayvanlarda mukaddes veya yasak   mefhumları olmadığı gibi, insanın anladığı manada güzellik mefhumu ve estetik   heyecan da yoktur. Kısacası insan hayvan olmak istemeyen yegâne varlıktır.

Adalet   ve fazilet uğrunda hayatını veren bir kahramanın hareket tarzının   doğruluğu/haklılığı, hangi dünyevi, maddi, tabii, mantıki, ilmî ve akli sebep­lerle   ortaya konabilir ki?

Şayet   zaman ve mekândan ibaret bu madde dünyası veya hak veya haksızlık karşısında   nötr kalan bir tabiat dışında bir başka ger­çek yoksa, o zaman adaletin   tarafını tuttuğu için hayatını feda eden bu kahra­manın fedakarlığını hiçbir   şekilde izah etmek mümkün olmaz.

Manasız   oldu­ğunu kabul etmediğimiz takdirde ise, onun bu fedakârlığının bambaşka bir   dünyadan bir haber olarak değerlendirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Aslında pek   çok insan, manasını bilmeden ve izahını yapmadan, bu “akılsızca” hareketi   tasvip edip, bütün benliğiyle onun tarafını tutar. Bu öyle bir şeydir ki, ya   hiç anlaşılamayan, ya da kendiliğinden anlaşılan bir nitelik arz etmektedir.

Bu   dünyada mücadele vererek ıstırap çeken büyük trajik şahsiyetleri, mağlup   değil galip ilan etmiş olmamız, onun bu davranışının haklılığını gösteren bir   başka dünyanın gerçekliğinin işareti değil midir? Galip mi? Evet, ama nerede,   hangi dünyada? Rahatını, hürriyetini, hatta hayatını kaybeden bir kimse nasıl   olur da galip sayılabilir? Bunun bu dünyada olamayacağı aşikâr olduğuna göre,   bambaşka bir dünyada olacağı ortadadır. Onlar aslında öbür dünyanın   habercileridir ve sayıları bütün peygamberlerden ve vaizler­den daha   fazladır.

Bu   kahramanların hayatları ve özellikle fedakârlıkları, bizi tekrar tekrar şu   soru ile karşı karşıya bırakır: Ya insanın var oluşunun zamanla bağımlı, geçici,   göreceli ve sınırlı olan anlamı dışında bir başka anlamı daha vardır veya hay­ran   olduğumuz bu büyük şahsiyetler aslında birer beceriksizlik örneğidirler.

İşte   ahlak fenomeninin -insan hayatının bir gerçeği olduğu hâlde, akılla izah   edilemeyişinde, Din lehine belki de ilk ve tek “pratik delil” bulunmakta­dır.   Çünkü ahlaka uygun davranış, ya izah edildiği gibi manasızlıktır, ya da Allah   varsa bir anlamı vardır; üçüncü şık imkânsızdır. Dolayısıyla ya ahlakı peşin   hükümle bir “ön kabuller yığını” olarak bir tarafa atmamız, ya da “ebedi­yetin   işareti” olarak nitelendirebileceğimiz bir denkleme yerleştirmemiz   gerekmektedir. Çünkü sadece başka bir hayatın varlığı ve insanın ebediliği   inancı, yani Allah’ın ve Ahiretin varlığı ile bu fedakârlıklar anlamlı bir hâle   gelir.

Ahlak   ve fazilet kanununa göre hareket eden insanların sayısı çok değildir elbet.   Fakat bu son derece küçük azınlıktaki insanlar, her insanın ve bütün   beşeriyetin gurur kaynağını teşkil edegelmişlerdir. Kendi hayatımızda da   ahlak ve fazilet ilkesine uygun davrandığımız anlar az olabilir, ama yine de,   kendi menfaat ve çıkarımıza aldırmaksızm, kendi kendimizin üstüne çıkıp   yüksele­bildiğimiz bu nadir anlar, ne kadar az olursa olsun, hayatımızın en   mutlu, en unutulmaz, en gurur verici anları, en yüce değerleri olmaya devam   ederler.

Bu   sebepledir ki, insan hiçbir zaman ahlaken “tarafsız” olmamıştır; daima, ya   hakikaten, ya da sahte ve görünüşte de olsa ahlaklıdır veya en çok görül­düğü   üzere her ikisidir. Çeşitli zamanlarda farklı davranılmış ve muhtelif   şekillerde hareket edilmiş olsa bile, her zaman adalet, hakikat, eşitlik ve   hürri­yetten, bariz bir şekilde söz edilmiştir; bilgelerle kahramanlar   tarafından sami­miyetle ve hakikat adına, siyasilerle demagoglar tarafından   ise riyakârlıkla ve menfaat adına…

Herkes   iyilik yapamaz, fakat herkes iyilik isteyebilir ve iyiliği sevebilir. Birçok   kişi fiilen haksızlıkları engelleyemez, fakat her insan kendisine veya   başkasına yapılan haksızlıkları takbih edip, nefret edebilir. Ahlak fiilin   biza­tihi kendisinde olmayıp, her şeyden önce insanın doğru ve dürüst yaşamak   istemesinde, iradesinde, iradesinin çabasında, kendi kurtuluşu için mücadele   etmesindedir. Günahsız, kâmil olmak, insani değildir. Bilakis ve tövbe etmek   insana daha yakındır, daha insanidir. Cenab-ı Allah’ın istediği de budur.

Din’e   göre her insanın içinde dâhili bir merkez vardır. Bu her insanın en derin   noktası, ruhudur. Niyet insanın kendi derinliklerine, o en derin noktaya   doğru dâhili bir adımı demektir ki, attığı bu adımla fiilini kendine mal eder,   tasdik eder ve iç tasdikten geçirir. Bundan sonra fiil ya gerçekleşir, ya da   gerçekleşmez, lâkin iç dünyada geri dönülmesi imkânsız bir biçimde   gerçekleşmiş olur. İşte bu “kendi kendine danışma” olmadıkça, insanın fiili   geçici olan bu dış dünyada mekanik veya tesadüfi bir hareket olarak kalma­ya   mahkûmdur. Bu itibarla ahlaka uygunluk, aslında doğru harekette değil, doğru   niyettedir. Özünde ahlak istektir (niyet ahlakı), sırf bir davranış tarzı   değildir. Yoksa bir hadımın iffetli-namuslu, az yemek zorunda kalan bir mide   hastasının da zahit sayılması gerekirdi ki, böyle değildir.

İnsanın   iç zenginliği ve enginliği, hemen hemen sonsuzdur. En iğrenç cinayetlere   olduğu gibi, en ulvi fedakârlıklara da istidadı vardır. Dolayısıyla onun   büyüklüğü, her şeyden evvel, iyiyi istemekten öte, iyi ile kötü arasında   seçim yapma imkânına sahip olmasındadır. İnsanın hür iradesiyle yaptığı seçim   dışında “iyi” mevcut değildir ve zorla “iyi” olmaz. Zira “iyi”nin şartı   özgürlüktür, kaba kuvvetle ve zorlamayla özgürlük bir arada olamaz. “Dinde   zorlama yok­tur.” (2/el-Bakara, 256). Aynı ilke ahlak için de geçerlidir:   Zorla alıştırma doğru davranmayı dayattığında bile haddi zatında gayr-i   ahlaki ve gayr-i insanidir.

Aklın   ahlakla ilişkisi nedir? Akıl varlıklar arasındaki ilişkileri keşfetmek­ten   başka bir şey yapamaz. Bu yüzden “değer yargısı” akıl dışında başka bir   referansı gerektirir.

Bütün   bu yukarıda anlatmaya çalıştığımız aşk, iş, din, ilim ve ahlak ilişkilerinde   temel unsur ilk söylenen aşkın diğerleri üzerinde de belirleyici olmasıdır.   Yani diğer bütün dört unsur aşkın gücünden yararlandığı gibi karşı tarafın   kendi aşkıyla ilk aşkı cevaplaya bilmesi için aşk dışında yukarıdaki   saydığımız iş, din, ilim ve ahlakın bir ispat aracı olarak ilgili kişi   tarafından kullanılması gerekir. İşte bu noktada ortaya çıkan ve beklenen   ispat aracı FEDAKARLIK ölçüsüdür. Yani siz sevdiğiniz kişiyi ne kadar   seviyorsanız ona uygun bir büyüklükte fedakarlık yapmalısınız. Bunu hem karşı   taraf bekler ve hem de siz aynı yönde bir büyüklükle gerçekleştirmek   istersiniz.

Hz.   Adem (as) den beri bütün insan toplumlarında ilahi dini topluluklar olarak   veya müşrik toplumlar olarak daima bir kurban kesme hadisesi ola gelmiştir.   En belirgin örneği Hz İbrahim as da cerayan etmiş ve daha önce söz verdiği   oğlu İsmail as mı Rabbinin rızası için kesmek istemiştir. Burada ilginç olan   şey İsmail as ın İbrahim as en sevgili olmasıdır. Dolayısıyla fedakarlık   yapılan ya da feda edilen şey en çok sevilen şeydir.

Nitekim kurban kelimesi de   k-r-b kökünden gelen yakınlaşmak anlamında gelen bir kelimedir. Yani   fedakarlık yaparak yakınlaşmayı sağlamak amaçlanmaktadır. Hac suresinin   ilgili ayetlerinde kurbandan bahsedilirken Cenab-ı Hakkın insanları kestiği   kurbanların etlerinin ya da kanlarının Allah’a ulaşmayacağı ancak insanların   takvasının ona ulaşacağı belirtilmektedir. Ali İmran suresinde ise   sevdiklerinizden vermedikçe iyiliğe eremezsiniz buyrularak feda edilecek   şeyin en çok sevilen şey olması gerektiği ifade edilmiştir. Konu bu yönüyle   idraki etmeye doğru olarak yerleştirildiği zaman görülecektir ki kurban   bayramı yalnızca bilinen kurban bayramı günlerinde olmayacak ve bütün bir   yılı kapsayarak insanı daima Allah rızası için sevdiği şeylerden sık sık   fedakarlık yapmak zorunda bırakacaktır.

Bu   bayramın dikkat çeken bir diğer önemli özelliği de Allah-u Ekber tekbirinin   adeta simge olmuş olmasıdır. Yani zikir dolu bir bayram geçirilmesi   emredilmiş olmaktadır. İşte zikirde bir kimsenin daha çok sevilmesi için   temel faktörlerden biridir. Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde “insan   sevdiğini çok zikreder” buyurmaktadır. Ayrıca kişi sevdiği ile beraberdir   hadisinde görüleceği üzere sevmenin kişiyi sevenin yanına zaman içerisinde   götüreceği belirtilmektedir. Bu dünyada da böyledir, ahirette de böyledir.   Küfrün tek millet olmasının bir anlamı da budur. Ümmetin bir bütün halinde   parçalanmadan birlik içinde bulunması gereği de buradan gelir. Cemaatle namaz   bu bütünlüğü daima pekiştirir.

Bu   bayramla ilgili dikkat çeken temel konular

 

KURBAN KESME VE   ADABI                16

Kurban   kelimesi sözlükte yaklaşmak ve Allah’a yakınlık sağlamak anlamına gelir. Bu   kelime maddi ve manevi her türlü yakınlığı ifade eder. Alak suresindeki secde   et ve Rabbine yaklaş anlamındaki “ikterib” kelimesi “kurban” kökünden gelir.

Genel   olarak yapılarak Allah’a yaklaşılan iman, namaz, zekat, sadaka ve oruç gibi   her türlü ibadet aynı kökten gelen “kurbet” kelimesiyle ifade edilir [Tövbe 99]

Özel   olarak da Allah’a yaklaşmak/ ibadet etmek amacıyla belirle şartları taşıyan   bir hayvanın usülune uygun olarak kesilmesine kurban ibadeti ve bu hayvana da   kurban denir.

 

Kurban ibadetinin   tarihi               

Kurban   ibadeti insanlık tarihi kadar eskidir.

a) Kuran’ı Kerim de Maide   Suresinin 27 ayetinde “Ey Peygamberim, onlara Adem’in iki oğlunu haberini   gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul   edilmiş ötekinden kabul edilmemişti….” Kuranda Habil ile kabilin   kurbanlarının mahiyeti bildirilmemekte ancak birinin kurbanının kabul   edildiği diğerinin ise edilmediği ifade edilmektedir.

Fakat   bazı dini içerikli tarih kitaplarında Habil’in kurbanının bir koyun olduğu,   Kabilin ise ziraatçı olduğu için sunduğu şeyin bir miktar kendi ürünleri   olduğu, kabul edilmemesinin nedeninin takvasındaki bir eksiklikten olduğu   ifade edilmektedir. Nitekim daha sonra kendi kız kardeşi daha güzel olduğu   için onunla evlenmek istemiş ancak Habil’in kız kardeşi biraz çirkin olduğu   için onunla evlenmek istememiş ve Habil’i de bu kıskançlık yüzünden öldürdüğü   ifade edilmektedir. Öyle sanıyoruz ki bu bilgilerin birçoğu Tevrat   kaynaklıdır.

b) Hz İbrahim’in kurbanı ise onun   yüce Allah’a kendisine Salih bir çocuk vermesi için dua etmesiyle başlar. Bu   da üzerine Allah ona Salih, uysal, halim selim, bir çocuk verir ve o çocuk büyüyüp   çalışacak yaşa gelir. Hz İbrahim (as) Zilhicce ayının 8,9,10’uncu gecelerin   de rüyada oğlunu kurban ettiğini görür fakat rahmani mi şeytani mi olduğundan   tereddüt eder. Bu güne “Tevriye “ der. İkinci gün de aynı rüyayı görünce   rahmani olduğunu anlar ve bu güne “arefe” der. Üçüncü günü de aynı rüyayı   görünce ilahi emrin kesin olduğunu anlar ve bu güne “yevmü’n nahr/ kurban   etme günü” der. İlahi vahiye dayalı bu bilgi üzerine oğlu İsmail’e bir ip ve   bıçak alıp gelmesini, birlikte ormana oduna gideceklerini söyler. Böylece ip,   balta ve bıçak alarak Mekke yakınlarındaki Mina mevkine varınca artık   rüyasını oğluna anlatır: “ Yavrum, ben rüyamda seni kurban ettiğimi   boğazladığımı gördüm sen buna ne dersin bir düşün bakalım” der. Oğlu İsmail   hiç tereddüt etmeden “Babacığım emrerolunduğun şeyi yap. İnşallah beni   sabredenler den bulacaksın karşılığını verir. ( Kale ya ebedif âl ma   tü’meru…) Bunun üzerine İbrahim (as) oğlu İsmail (as) yüzüstü yere yatırır ve   birkaç defa kesmeyi denerse de bir türlü bıçak kesmez. Bu cesareti Cenab-ı   Hak nezdinde kabul görür ve İbrahim (as) şöyle seslenir: “ Gördüğün rüyanın   hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz görevini en güzel biçimde yapanları   böyle mükafatlandırırız. Şüphesiz apaçık bir imtihandır.” ( kad satdakte-r   rü’ya…) Yüce Allah güzel bir koç verir ve İbrahim (as) da bu koçu kurban   eder. Kuran’ı Kerim’de bu husus “ Biz (İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek   onu ( İsmail’i) kurtardık” [Saffat 100-110.ayetler]

“Kurbanlık   büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık.   Sizin için onlardan hayır vardır. Onlar saflar halinde dururlarken kurban   edeceğinizde üzerlerinde düşüp canları çıkınca onlarda siz de yiyin,   istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin, Şükredesiniz   diye onları böylece sizin hizmetinize verdik” [ Hac 36]   Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat o’na sizin takvanız/   ihlasınız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yola   gösterdiğinden dolayı Allah7ı büyük tanıyasınız. Görevleri işlerini,   ibadetlerini en güzel biçimde yapanları müjdele.” [ Hac 37]

Birinci   ayette Allah’ın adının anılarak kesilmesinden, etinin yenilmesinden ve   fakirlere yedirilmesinden; ikinci ayette ise, kurbanlık hayvanın eti ve   kanından söz edilmektedir. Et olabilmesi için hayvanın kesilmesi gerekir.

Kurban   ibadeti sadece İslam dinine özgü bir ibadet değildir. Peygamberlerin tebliğ   ettiği ilahi vahye dayalı hak dinin hepsinde kurban ibadeti vardı. Bu husus   Kur’an’da;

“Her   ümmet için Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği hayvanlar üzenine ismini ansınlar   diye bir ibadet ( kurban kesme) yeri yaptık” [ Hac 34]   şeklinde ifade edilmektedir. Mesela kurban ibadeti Yahudilikte bağış   anlamında “minha”[ Levililer, 2 tekvin, 4/3] “gorban”[ Levililer, 2.] ve “zebah” [ Tekvin 34/54] kelimeleri ile ifade edilmiş kesilecek hayvanın   özellikleri hayvanı kesmek ve bağışta bulunmak Tevrat’ta anlatılmıştır. [ Levililer 22/27; çıkış 12/5; sayılar 19/1-10]

Bayramlar   İslâm aleminin; doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneşiyle, zengini, yoksulu,   yaşlısı, genciyle birlik ve beraberliği pekiştiren değerlerin canlandığı,   sevgi, muhabbet, yardımlaşma, kaynaşma, hediyeleşme, saygı ve sevgi   anlayışının zirveye ulaştığı, toplumun birbirine daha sıkı bağlandığı   günlerdir. Kurban Bayramı biraz meşakkatli bayramdır. Fakat bu meşakkatin de   rahmeti ve de bereketi oldukça fazladır.

Hemen   hemen her Kurban Bayramı’nı lüzumsuz tartışmalarla geçirir hale geldik.   Tartışmanın konusu: “Kurban Bayramı’nı daha nasıl güzel ihya ve idrak   edebiliriz, kurban kesme olayını en güzel nasıl gerçekleştirebiliriz?”   sorularının cevabı değil, yapacağımız bu ibadete yönelik görüş ve itirazların   olmasıdır. Bu görüş ve itirazlardan birçoğunun gerçekle alâkası yoktur. Çünkü   bunların bir kısmı bilgisizlikten, bir kısmı iman zayıflığından, bir kısmı da   inkâr ve şöhret sevdasından kaynaklanmaktadır. Bilgisizlikten ve iman   zayıflığından kaynaklanan yanlışları takviye edici, doğru ve aydınlatıcı   bilgilerle halletmek mümkün; ama, inkârdan ve şöhret sevdasından kaynaklanan   itirazları def etmek o kadar kolay değil. Çünkü bu itirazları ortaya   atanlardan birçoğunun derdi meseleyi anlamak ve anlatmak değil, meseleyi daha   içinden çıkılmaz hale getirmek, milleti inandığı değerlerinden koparmak,   dikkatleri kendi üzerlerine toplamak, saf ve temiz zihinlerin bulanmasını   sağlamaktır.

 

                                                     18

Çağları   Kucaklayan Uyarı

“Resûlllah’ın Sünneti,   Size Yetmiyor Mu?”

Kurban   bayramı öncesinde Kurban’in hükmünün sünnet mi vacip mi olduğundan başlayan   ve resmî plandaki Avrupa Birliği’ne girme girişimleri de söz konusu edilerek   Kurban Bayramının ve kesiminin kaldırılmasına kadar uzanan görüş ve tartışmalara   tanıklık etme bahtsızlığını yaşadık. Hattâ bu tartışmaların, kurbanlıkların   satışını olumsuz etkilediği şikayetlerini tv.lerden izledik. Tedbir alma   adına kurban kesmenin nerede ise suç işlemek anlamına geldiği izlenimini   veren kısıtlamaların getirilmeye çalışıldığını gördük. Derisine resmen talip   olunan kurbanın, -inananların inanma ve inançlarını ifade/yaşama özgürlüğü   dikkate alınmadan- ibâdet ve gelenek olarak devamını olumsuz yönde   etkileyecek söylem ve eylemleri izleme zorunda bırakıldık.

Bu   karmaşık, hiçbir pratik faydası olmayan ve yozlaştırıcı ortam içerisinde din   ve ilim adamlarının -iyi niyetle de olsa- başlatıp sürdürdüğü kurban kesmek   sünnet mi vacip mi tartışması, sünnet, vacip, farz vb. terimlerin, hukuki   zeminleri ve başlangıçta mevcut olup olmadıkları ve ilk dönemdeki anlamları   da yeterince açıklanmadan, konuya ait uygulamayı sarsan bir havaya sokuldu ve   ülkede genel bir rahatsızlık oluşturuldu.

Bu   ortamda tartışma dışı kalan, red ve inkâr edilemeyen yegâne nokta, Hazret-i   Peygamber’in Veda Haccı’ndan önceki yıllarda kurban kestiği gerçeği oldu.   Yani bir hadiste ifade buyurulduğu gibi babamız İbrahim’in uygulaması/sünneti   olan kurbanın Peygamber Efendimiz tarafından da fiilen uygulanıp sürdürüldüğü   tarihî gerçeğini kimse görmezden gelemedi. Nitekim Muhammed b. Şirin’den   nakledildiğine göre kendisi, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhüma’ya; “Kurban   kesmek vacip(farz)midir?”diye sormuştur. O da;

“Resûlullah   sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesti, ona uyarak Müslümanlar da kestiler   ve uygulama/sünnet böylece yerleşti.” [ İbn Mace, H.no:3124 Tirmizi, H.no:1542] diye cevap vermiştir.

Hadisin   Tirmizi’deki rivayetinde nakledildiğine göre, ismi verilmeyen kişi, İbn Ömer’e;   “Kurban kesmek vacip mi” diye sormuş o da;

“Resûlullah   sallallahu aleyhi ve sellem ve Müslümanlar kurban kesti !” [ Tirmizi, H.no:1542]cevabını vermiştir.

Soran   kişi aldığı cevaptan tatmin olmamış ve sorusunu ikinci defa yöneltmiştir. Bu   kez İbn Ömer;

“Ne   dediğimi anlıyor musun ? Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve   Müslümanlar kurban kestü/diyorum” diye cevabını vurgulu bir şekilde   tekrarlamıştır.

İbn   Ömer radıyalalhu anhüma’nın soruya “evet” veya “hayır” demeyip “Resûlullah   sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesti, Müslümanlar da kestiler !”   cevabında ısrar etmesi, bir işi Hazret-i Peygamber’in yapmış olmasının   yeterli olduğuna; Müslümanların o işi yapmış olmalarının ise, o fiilin   Hazret-i Peygamber’e özel olmadığına, dolayısıyla ümmeti de bağladığına   dikkat çekmek içindir.

Gerçek   durum bu olunca, fıkhî açıdan verilecek hükmün ve kullanılacak terimin pek de   ağırlığı kalmamakta ve büyük sahâbi Abdullah b. Ömer’in başlıktaki çağları   kucaklayan uyarı ve sorusu bütün haşmet ve vurgusuyla gündeme oturmaktadır:

“Resûlullah   sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti/uygulaması size yetmiyor mu ?” [ İ.L.Çakan. Altınoluk Dergisi.s:217, sahife:24]

 

                                                 19

Kurban Bütün   Dinlerde olan bir ibadettir          

Kurban   hemen hemen bütün dinlerde olan bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de kurbanın   bütün dinlerde var olduğu şu şekilde ifade edilmiştir:

“Biz   her ümmete kurban ibadeti koyduk.” [ Hac Suresi.22/34]

Kur’an,   kurbanın her dinde olduğunu bildirmenin yanında değişik dönemlerden kurban   ile ilgili olaylar, misâller anlatmaktadır: Meselâ; Hazret-i Adem aleyhisselâm’ın   iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerini, birisinin kurbanının kabul   edilirken, diğerinin ise kabul edilmediğinden bahsetmektedir.

“Onlara   Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar kendilerini Allah’a   yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Bunlardan birisinin kurbanı kabul   edilirken, diğerinin ki kabul edilmemişti” [ Maide suresi.6/27-29]

Kur’an’da   anlatılan bu olay, bazı değişikliklerle birlikte Kitab-ı Mukaddes’de de   anlatılmaktadır.

Ve   yine Kur’an’da Hazret-i İbrahim aleyhisselâm’ın gördüğü bir rüya üzerine oğlu   Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ı kurban etmek istediği ve baba-oğul tam bir   teslimiyet içerisinde bu emri yerine getirmek isterken Allah tarafından   kendilerine Hazret-i İsmail aleyhisselâm’a bedel olarak kurban verildiği   açıkça bildirilmektedir.

“Biz   kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Sonra çocuk onunla yürüyüp   gezecek yaşa ulaşınca, babası dedi:

“Oğulcuğum   ! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün ne dersin ?” O dedi ki:

“Babacım!   Sana emredileni yap, inşâallah beni sabredenlerden bulacaksın.” ikisi de   böylece teslim oldular. İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle   seslendik:

“Ey   ibrahim ! Sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz iyilik yapanları böylece   ödüllendiririz.” Gerçekten bu, apaçık bir sınavdı. Ona büyük bir kurbanlık   fidye verdik.” [ Saffat suresi.37/101-107]

 

Kurban , İslâm   Dininin Şeârindendir/Alâmetlerindendir.

Cenab-ı   Hakk, Kevser suresi’nde, “Rabbin için namaz kıl, kurban kes !” [ Kevser suresi.2] buyuruyor. Bu ayet-i keremdeki   “namaz”dan maksat “bayram namazı”; “kesmek”ten kasıt da, kurban kesme   günlerinde kesilen hayvanlardır. Başka bir ayet-i kerimede ise, kurbanlık   develerden şöyle bahsedilir:

 

“Kurbanlık   develeri de size, Allah’ın şeârinden kıldık.” [ Hac suresi.36]

“Şeâir”in   mânâsı, Allah’ın dininin alâmeti, işareti olan hususlardır. Pek çok şey,   alâmetleri ve işaretleri ile tanınır. Allah’ı ve O’nun dinini tanıtmayı   sağlayan bu vesileler hiç ters edilebilir mi? Hâl böyle olunca yapılacak iş   kurban kesmemek için bahaneler aramak yerine, kesebilmek için çareler aramak   olmalıdır. Kurban vecibesinin yerine getirilmesi; hak yolundaki fedakârlığın   bir nişanesi, Allah’ın verdiği nimetlere karşı kulun bir şükrânesidir. Ayrıca   bu ibadet, günahların bağışlanmasını dilemek ve bunların neticesi olarak de   sevaba nail olmak ve bir takım belâlardan korunmaktır. Velhâsıl kurbanın   meşruiyeti; dini, ahlâki, içtimaî birtakım hikmetlere, maslahatlara dayanır.   Bunu takdir etmeyecek bir akıl sahibi tasavvur edilemez. [Kutlu Zamanlar. 134-135]

                                                    

                                                  20

Kurbana Hazır   mıyız?

Kurban;   tevhid mücadelesinin tarihine ait bir bayramdır. Bize Hazret-i İbrahim   aleyhisselâm’ın ve Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ın teslimiyetini, her yıl   hatırlatır. Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ın soyuna dayandığı dikkate alınırsa   mesele daha iyi kavranır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Ben iki   kurbanlığın oğluyum.” [Zemahşeri, Keşşaf.4/88] buyurduğu bilinmektedir.

Ülkemizin   Manevi Mimarlarından Ramazanoglu Mahmud Sami Efendi kuddise siruh   hazretlerinin “Hazret-i İbrahim aleyhisselâm” kitabından sadeleştirmeden bu   konuyla ilgili güzel bir yorumunu sizlere sunuyorum:

Resûlullah   sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Ben iki kurbanlığın oğluyum.”, buyurması da,   kurban olunması emr olunan:

1.İsmail   aleyhisselâm

2.   Babası Abdullah’dır.

Resûl-i   Ekrem’in dedesi Abdülmuttalib’e bir zamandan beri kapanmış olan Zemzem kuyusu   rüyada gösterilerek bir oğlu ile açmak istediyse de mani olmuşlardı.   Abdülmuttalib öyle nezreyledi ki: “Eğer Hak Teâlâ Hazretleri on oğul verir de   Zemzem kuyusunu açar isem on oğlumdan birisini Hak yoluna kurban edeyim,   boğazlayayım.”

Hak   Teâlâ Hazretleri duasını kabul ile on oğul evlâdı verdi. Zemzem kuyusunu da   açtı. Rüyasında denildi ki:

“Ey   Abdülmuttalib ! Nezrini yerine getir !”

Abdülmuttalip   korku ile uyandı, bir koç kurban eyledi. Tekrar rüyasında:

“Kurbanını   büyük eyle!” diye işaret olundu. Böylece müteaddid defalar gördüğü rüya   üzerine sığır ve sonra deve kurban eyledi ise de:

“Daha   büyük kurban eyle !” diye oğlunu kurban etmeği nezr eylediğini rüyasında   söylediler.

Abdülmuttalip   uyanıp muzdarip oldu ve oğullarına söyledi. Onlar da:

“Hangimize   kur’a isabet ederse razıyız”, diye muvafakat etdiler. Kur’a Hazret-i   Abdullah’a isabet eyledi. Abdülmuttalip eline bıçağı alıp Abdullah’ın eline   yapıştı, ise de Kureyş Kavmi buna razı olmadılar.

“Sen   bu oğlunu boğazlar isen sonra bu bize âdet kalır, dediler. Bir kâhine sual   ettiler. O zaman bir adamın diyeti on deve idi. On deve ile Abdullah’a kur’a   attılar. Yine Abdullah’a kur’a isabet etdi. Böylece yüz deve kur’a edinceye   kadar Abdullah’a isabet etti. Yüzüncü de kur’a deveye isabetle yüz deveyi   birden kurban eylediler.

İşte   Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in iki zebh/kurban ile   muradı, cedd-i a’lâsı İsmail aleyhisselâm ile, babası Hazret-i Abdullah’tır.

 

                                            21

Hazret-i   İbrahim’in Oğlunu Kurban Etmeğe Götürmesi

“Vaktaki   İbrahim’in oğlu kendisiyle beraber maîyşet işlerinde sa’y edib pederine   yardım eder oldu, İbrahim şefkatle rüyasını anlatmağa başladı:

“Ey   oğulcuğum, ben rüyada görüyorum ki, Allah Teâlâ’ya kurban için ben seni   kesiyorum. Sen şu rüya hakkında ne düşünürsün ? Cenâb-ı Allah’ın şu   ibtilâsına sabır eder misin, yoksa etmez misin ?” [ Saffat suresi.102]

Fahr-i   Râzi, Hâzin ve Kâdî’nin beyânlarına nazaran ibranım aleyhisselâm leyle-i   tevriyede (arafe gününden bir gece evvel) bu rüyayı gördü. Fakat şeytani mi   rahmânî mi olduğunda tereddüd etdi. Arafe günü tekrar görünce rahmânî   olduğunu bildiğinde o güne “Arafe” denilmiştir. Üçüncü günü tekrar görünce   emr-i ilâhî’nin kat’î olduğunu bildiğinden ve kurban kasteylediğinden o güne   “Yevm-i Nahr” “Kurban Günü” denilmiştir.

İbrahim   aleyhisselâm ip, bıçak ve balta alıp odun getirmek için dağ başlarına   gideceklerini oğlu İsmail’e söyledi.

Mina   denilen mahalle varınca İbrahim aleyhisselâm rüyasını oğluna hikâye ile   taraf-ı ilâhîden böyle bir ibtîlâ ve imtihan olunduğunu beyân ile oğlunun   re’yini sorarak istişare eyledi.

“İbrahim,   oğlunu kurban etmekle memur olduğunu beyan edince oğlu: “Ey Babacığım !   Emrolunduğun şeyi yap. İnşâallah sen beni sabredici kimselerden bulursun,   dedi. Ne zaman ki baba-oğul her ikisi de ilâhî emre inkıyad da ittifak   ettiler.[Katade'ye göre İbrahim oğlunu, İsmail'de nefsini Allah'a teslim   etti.] İbrahim oğlunu sağ tarafına yatırınca alnının bir ta­rafı yere   dayandı. İşte o vakit her ikisi de seâdeti uzmaya eriştiler.” [ Saffat suresi.102-103]

İbrahim   aleyhisselâm teveccüh-i tam ile Hakk Teâlâ ve Tekâddes hazretlerinin cânib-i   manevisine teveccüh etti, yöneldi ve derğâh-ı ulûhiyyetde kurbiyyet-i   mâ’neviyyeye nail oldu.

Beyzâvi’nin   beyânı veçhile, bu vak’a Mina’da huccâcın kurban bayramının birinci günü   kurban kestikleri mahalde olmuşdur.

İbrahim   aleyhisselâm’a, kesmek istediği oğlu İsmail şöyle dedi: “Ey Babacığım, seni   hareketimle rahatsız etmemem için ipimi iyi bağla, kanımdan üzerine   sıçraması, kanımı görüp annemin mahzun olmaması ve bu sebeble ecrimin   noksanlaşmaması için üzerimden elbisemi çıkar. Ba­na daha kolay olması için   de bıçağı boğazıma çabuk sür. Çünkü ölüm zordur. Anneme gittiğinde benden ona   çok selâm söyle. Eğer münâsib görür iseniz gömleğimi anneme verin. Olabilir   ki annem bununla teselli bulur.”

Bunun   üzerine İbrahim aleyhisselâm, oğlu İsmail aleyhisselâm’a şöyle dedi:

“Sen   Allah’ın emrini yerine getirmek de ne iyi yardımcısın evlâdım !” İbrahim   aleyhisselâm, oğlunun dediklerini yaptı. Alnından öptü. Ağlayarak onu   bağladı. Sonra bıçağını alıp boğazına çalmaya başladı. Fakat bıçak kesmedi.

O   anda İsmail babasına şöyle dedi:

“Ey   Babacığım, yüzümü yan tarafa çevir. Zira sen yüzüme bakarsan belki sende bir   acımak duygusu belirir de Allah’ın emrini yerine getiremezsin. Bende nahoş   bir hareket de bulunmamak için bıçağa bakmayacağım.” İbrahim aleyhisselâm   bunu da yaptı. Sonra bıçağı boynuna koydu. Fakat bıçak tersine dönüyordu.   İşte bu anda şöyle bir nida geldi:

“Ey   İbrahim ! Sen bu işi bırak ! muhakkak ki rüyanı doğruladın. !”

 

                                            22

 

İbrahim   aleyhisselâm bakdı ki kendisiyle konuşan Cebrail aleyhisselâm Hak Sübhanehu   ve Teâlâ Hazretlerinin emriyle cennetten kırk seneden beri terbiye oluna   azıym’ül-cüsse koçu alıp makamından Allahu Ekber Allahu Ekber diyerek gelmeğe   başladı. İbrahim aleyhisselâm Cebrâil7in tekbirini işittiğinde bildi ki müşkilinin   halli geliyor. La ilahe illallahu vallahu ekber deyip Rabb’ul-âlemîn’i tevhid   ve tekbir eyledi. İsmail aleyhisselâm’-da yattığı yerde Cebrail   aleyhisselâm’ın tekbirini ve babasının tevhid ve tekbirini işitdikte bildi ki   Rahman olan Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin rahmeti zuhur etti. O da   Allahu ekber ve lillahilhamd diyerek tekbir ve tahmid eyledi. İşte bu ümmete   Arafe günü sabah namazından eyyam-ı teşrîk’în son günü ikindi namazına kadar   23 vakit namazın farzını edadan sonra bu tekbiri getirmek vacib oldu.

Cebrail   aleynhisselâm makamında tekbire başlayıp tamamında yere indi ve İbrahim   aleyhisselâm’a:

“Hak   Teâlâ sana selâm edib buyurdu ki, bu koçu kulum İsmail için feda ve   zebhAurban eylesin. İkisinden de kabul ettim” deyip kerem ve inayetini tebliğ   buyurdukda İbrahim aleyhisselâm geri döndü ki İsmail aleyhisselâm’ın ellerini   ve ayaklarını çöze. Gördü ki İsmail’in elleri ve ayakları çözülmüş ayak üzre   durur.. Dedi ki:

“Ey   oğul ! Senin bağını kim çözdü ?” İsmail:

“Kurban   ihsan buyuran Vâhib’ül-atâyâ’nın lütuf ve keremiyle çözül­dü.” [ Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi. İbrahim   Aleyhisselâm.171-178]

Şimdi   yine bir kurbanla karşı karşıyayız. Yâni apaçık bir imtihanla… Allah-ü Teâlâ’nın   rızası için; canını ve kanını vermeye her an hazır olduğumuzun ilânı !.. Her   mümin; “Ben buna hazır mıyım?”sualini sormalı; Hazret-i ibrahim   aleyhisselâm’ın çizgisini ve Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ın teslimiyetini   tefekkür etmelidir. [ Fıkhi Meseleler. 2/98]

 

Kurbanın Tarifi   ve Meşruiyeti

Kurban:   Bayram günleri kesilen hayvanın ismidir.

Kurban   kesmek, ibâdet ve taât niyetiyle, belli vakitte, belirli hayvanı,   boğazlamaktan ibarettir. [ Ebu Davud.10/453] Veya Kurban Bayramı günlerinde   Yüce Allah’a yakınlaşmak maksadıyla kesilen hayvanların adıdır. [ İs.Fık.An.4/392]

Belirli   hayvandan maksat; koyun, keçi, manda ve deve gibi şer’an kurban edilmesi caiz   olan hayvanlardır. Belli vakitten maksat, kurban bayramı günleridir.

Kurbanın   hükmü; dünyada bir vacibi yerine getirmek, ahirette sevap kazanmaktır. Sebebi   ise vakittir. Vakit tekrar ettikçe kurban kesmenin vücubu da tekerrür eder. [ Ebu Davud. 10/453]

Kurban   kesmek, zekat ve bayram namazları gibi hicretin ikinci senesinde meşru   kılınmış, meşruiyeti kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuştur.[ İs.Fık.An.4/392 Bu hüküm Hanefi mezhebine   göredir. Diğer mezheplerde ise sünnettir.]

Kur’an-ı   kerim’de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hitaben şöyle buyrulmuştur:

“Rabbin   için namaz kıl ve kurban kesiver.” [ Kevser suresi. 108/2]

“Her   ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların   üzerlerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.” [ Hac suresi.22/34-37]

 

 

                                             23

 

“Biz   oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik” [ Saffat suresi.37/107]

Hanefi   mezhebine göre, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e vacip olan, aksini   ispat eder bir delil, bir kayıt olmadıkça ümmetini de kapsar, dolayısıyla   onların da kurban kesmeleri gerekir. Zira Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem ümmeti için bir rehberdir. [ Bir Müslümanın Yol Haritası.531]

Kevser   suresinde geçen: “venhar” emri, İslâm alimlerinin çoğuna göre, kurban kesmek   anlamındadır. Alimlerin çoğunluğu bunun, Kurban bayramı günlerinde kesilen   kurban olduğu görüşündedirler. Zira bu konuda pek çok hadis-i şerif vardır.   Dini bayramlarımızdan olan Kurban Bayramı, Asr-ı Saadetten günümüze kadar   kurban kesilerek kutlanmıştır. Eyyam-ı Nahr/Kurbanlık hayvanların kesilme   günleri tabiri de, on beş asırdan beri bu anlamda kullanılmıştır.

Efendiler   Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz imkânı olduğu halde kurban   kesmeyen kimseleri, ağır bir dille ikaz ediyor; hâli vakit yerinde olanların   kurban kesmesi gerektiğini bildirmiştir:

“Kurban   kesecek güçte olup da kesmeyen, namazgahımıza yaklaşmasın.” [ İbn Mace, H.no:]

Bu   hadiste Efendimiz, imkânı olup da kurban kesmeyeni mescidimize yaklaşmasın.” [ Bir Müslümanın Yol Haritası.581] diyerek tehdid etmiştir.   Tehdid ancak vacibin terkinde söz konusudur.

“Her   hane halkının senede bir kere kurban kesmesi gerekir. “ [ Tirmizi, Edahi.18; Ebu Davud, Edahi.3; İbn   Mace.Edahi.2]

Bayram   namazından önce kurbanını kesen birisine Allah Resulü, yeniden kurban kesmeyi   emretmiştir. Peygamberimizin yeniden kesmesini emretmesi, kurban kesmenin   vacip olduğunu göste­rir. [ Bir Müslümanın Yol haritası.582]

Ayrıca   İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: dedi ki: Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de on sene ikâmet etti ve her sene kurban   keserdi.” [ Tirmizi ,H.no:1543]

Kurbanını   kesen kimse hem mesuliyetten kurtulur hem de niyetinin derecesine göre   ahirette sevaba nail olur. [ İbn Abidin.6/313]

Kâinatın   Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem, emredildikten sonra kurban kesmeyi hiç   terk etmemiş, hattâ yolculukta bile kesmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ey   insanlar ! Her sene her bir ev halkına kurban kesmek vaciptir.” [ Tirmizi, H.no:1518]

Vacib   olan, kurbanı kesip kanını akıtmaktır. Kurbanı diri olarak tasadduk etmekle   bu yükümlülük yerine getirilmiş olmaz. Tasadduk ancak, kurban kesildikten   sonra yapılır ki; bu müstehaptır. [ Ebu Davud. 10/453]

Şafiî   mezhebine göre kurban kesmek terk edilmesi istenmeyen bir sünnettir ki bu da   Hanefi mezhebindeki “vacip”e yakın bir yaklaşımdır. [ Bir Müslümanın Yol Haritası.582]

 

Kurban Kesmek Şu   Vasıfların Taşıyan Kişilere Vaciptir

1.Müslüman olmak.

2.Hür olmak, köle   olmamak.

3..Mukim olmak.   Seferi/yolcu olmamak

 

 

                                       24

Hanefilere göre, yolcuya kurban kesmek vacip   değildir. Çünkü Hazret-i Ebubekir ve Hazre-i Ömer radıyallahu anhüm yolcu   olduklarında kurban kesmezlerdi. Hazret-i Ali radıyallahu anh’den şöyle   dediği rivayet edilmiştir: “Yolcu olan kimseye Cuma namazı da, kurban kesmek   de vacip değildir.” [ Delilleriyle İslâm İlmihâli.611] Çünkü yolcu için kurban   kesmekte ve etinin değerlendirilmesinde bir takım güçlükler vardır. Bu,   nedenle yolcudan güçlüğü kaldırmak için Cuma namazı farz olmadığı gibi kurban   da ona vacip değildir.

Hanefiler   dışındaki üç mezhebe göre kurban kesmek yolcu içinde sünnettir. [ Delilleriyle İslâm İlmihâli.611]

Klasik   fıkıh kitaplarında konu böyle alınmış olmakla birlikte, günümüzde yolculuk   imkân ve şartları büyük ölçüde değişmiştir. Bayram tatilini fırsat bilerek   yurt içi veya yurt dışı geziye çıkan, yazlığa giden, memleketine giden   kimsenin durumu farklıdır. Bu durumdaki kimselerin söz konusu ruhsattan   yararlanma yerine, ya önceden gerekli tedbirleri alarak vekâleten kurban   kestirmesi ya da bulunduğu yerde kurban kesmesi daha isabetlidir. Çünkü   kurbanın namaz, oruç gibi bireyin niyetiyle ve iç dünyasıyla alakalı yönü   bulunduğu gibi onlara ilâveten toplumda sosyal adaleti sağlayan ve üçüncü   şahısların haklarını ilgilendiren yönü de mevcuttur. Bu sebeple de, yolcunun   namaz ve oruçta yolculuk ve meşakkat içinde olma ruhsatından yararlanması   daha bireysel bir karardır. Kurbanda ise zikredilen hususların, bu ibadetin   sosyal amaçlarının göz önünde bulundurulması, savunulabilir bir gerekçe,   sıkıntı veya mazeret bulunmadığı sürece kurban ibadetinin yerine getirilmesi   gerekir. [ İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı.4]

 

Memlekette Kurban

Bayramlarda   havaların iyi olduğu günlerde memleketimize gidiyor, bayramı orada   geçiriyoruz. Bu durumda kurbanımızı ne yapacağımızı bilemiyoruz. Kurbanı,   ikamet ettiğimiz yerde mi kesmeli, yoksa gittiğimiz memleketimizde kesebilir   miyiz? Bu konuda seferilik şüphesi yüzünden tereddüt yaşıyoruz.

Cevap:   Bayram için memleketinize gitmeden önce bulunduğunuz yerdeki bir yakınınıza   vekalet verip kurbanınızı kestirebileceğiniz gibi, gittiğiniz memleketinizde   de bizzat kesmeniz mümkün olur. Şayet memleketinizde (kendi eviniz yok da)   misafir sayılıyorsanız nafile kurban kesmiş olursunuz, sevap alırsınız. Kendi   eviniz var da seferi sayılmıyorsanız, vacip olan kurbanınızı kesmiş,   borcunuzu bizzat yerine getirmiş olursunuz. Bir şüpheniz kalmaz.

Ayrıca,   (ihtiyaç sahiplerine kurban ulaştırma görevini üstlenen) hizmet ehillerine   kurbanın parasını verip vekil olarak adınıza da kestirebilirsiniz. Bu   takdirde vacip olan kurbanınızı, vekaletini vermiş olacağınız kimse   vasıtasıyla kesmiş olacağınızdan yine bir zorluk söz konusu olmaz. [ Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi]

 

4. Zengin olmak.

Hanefi   mezhebine göre, kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü, zekatta ve   fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup kişinin borçları ve   asli ihtiyaçları dışında 20 miskal[85gr] altına, ya da buna denk bir paraya   veya mala sahip olmasıdır. Bu miktar bir mala sahip olan kimsenin kurban   kesme imkanına sahip olduğu düşünülmüştür. Böyle olunca ücretli, memur gibi   sabit gelirli kimselerin, kendi bütçe imkanları içinde sıkıntı çekmeden   kurban ücretini ödeyip ödeyemeyeceğini göz önünde bulundurması ve ona göre   karar vermesi gerekir. Pratik bir çözüm olması itibariyle, bu konuda   Hanefilerin yukarıda zikredilen ölçüsü esas alınabilir. Bu takdirde, sabit   gelirlilerin asli ihtiyaç

 

 

                                                      25

 

harcamalarını çıktıktan sonra yıllık gelirinden   arta kalan miktar 85 gr altın değerine ulaşıyorsa kurban kesmeleri gerekir. [D:V.İlmihâl.ll.5]

Bu   nisabın üzerinden bir sene geçmesi şart değildir. Kurbanın vacip oluşunda   erkek olmak şart değildir. Nisap miktarı mala sahip olan hür kadının da kendi   parasıyla kurban kesmesi vaciptir. [ Ebu Davud.10/454]

Zekât   ibadetinde yılın zenginliği aranırken, kurban ibadetinde günün zenginliği   esas alınmıştır. Kişinin zenginliğinde kurban bayramı süresindeki durumu ölçü   alınır. Böyle mali bir imkâna sahip her Müslüman’ın, akıllı ve baliğ/ergen   olması kaydıyla kurban kesmesi gerekir. Bu durumdaki kadın ve yetişkin   çocuklar bizzat mükellef olmakla birlikte kocası veya babası bunlar adına   hibe yoluyla kurban keserse o da yeterli olur. [ D.V.İlmihâl.2/6]

 

Kurbanda   Zenginlik

Dinimizin   hem dünyaya, hem de âhirete bakan emirlerinden biri de kurban kesme emridir.   Resûl-i Ekrem Efendimizin Medine’yi teşriflerinin ikinci senesinde meşru   kılınan Kurban, hâli vakti yerinde olan Müslümanlar için vaciptir. Bu vacibi,   durumu müsait olduğu hâlde ihmal edenlerin azaba uğrayacakları, hadîsin   işaretinden anlaşılmaktadır.

Hadîs   şöyle ikazda bulunmaktadır:

Kimin   geçim durumunda bir genişlik olur da kurbanını kesmezse, o kimse bizim   namazgahımıza yaklaşmasın! Evet, hadîs, kurbanı geçim durumu müsait olanların   keseceğini haber veriyor durumu müsait olduğu hâlde kesmeyecek olursa,   namazgaha gelmemesini de hatırlatıyor.

Bir   adamın namazgahtan uzak kalması, namaza gelecek mü’minlerin lâyık olduğu   mükâfattan uzak kalması demektir. Böyle bir mükâfattan uzak kalmak ise, azaba   lâyık olmaktan başka bir neticeyi getirmektedir.

Bunun   içindir ki Hanefî âlimleri, kurban kesmenin vacip olduğunu bildirmişler,   özürsüz kesmeyenlerin ise azaba mâruz kalacağını hatırlatmışlardır.

Fıkıhtaki   tâbirle, kurbanı zengin olanlar keserler.

Ama   biz bu zengini daha kolay anlaşılacak bir ifâde ile izah etmeye çalışacak   olursak diyebiliriz ki, kimin durumunda bir genişlik olursa, yâni kurban   kestiği takdirde geçimine bir sıkıntı gelmeyecek, normal ihtiyaçlarını   almakta bir güçlüğe mâruz kalmayacaksa, bu kimse kurban kesmelidir. Zira   normal ihtiyaçlarını karşılayacak kadarından artan paraya kurban düşer. Ama dilerseniz   buna bir de miktar tesbiti ile açıklık getirebiliriz.

Kurban,   fitre zengini üzerine vaciptir. Fitre zengini ise, Yâni 85 gr. Altın veya 640   gr gümüşe mâlik olanlar Öyle ise, aylık gelirinden artmış ne kadar boş bir   para bekliyorsa, artık bunun sahibi kendisini kurban kesmekle mükellef   bilmelidir.

Ancak,   bu para borç karşılığı ise, ödemesi gereken borçlarına mukabil bekliyorsa,   elbette o para yok hükmündedir. Lâkin bâzı zarurî ihtiyaçları almak için   bekliyorsa, durum o kadar vazıh değildir. Bu kimse, parayı ya o ihtiyaçları   için harcamalı, yahut da harcamayacak kadar ihtiyaç tesirini hissetmiyorsa   buna kurban düşeceği hatırdan çıkarılmamalıdır.

Aslında   kurbanın düşüp düşmeyeceğini, bir de kalbine sor hadîsiyle amel ederek tesbit   etmek gerekir.

 

                                               26

 

Biliyorsunuz, durumu kesinleşmeyen mes’eleler de bu hadîse   müracaat ediyorduk. Resûl-i Ekrem Efendimiz:

Kalbine   sor, çünkü o, en büyük müftüdür, buyurmuş, böylece hükmü bilinemeyen   hususlarda bozulmayan kalbi, selâhiyetli bir fetva makamı olarak haber   vermiştir.

Öyle   ise, maddî durumumuzu kendimiz tespit etmeli, kalbimize sormalıyız. O zaman   kalbimiz bize fetva verecek, kurban kesip kesemeyeceğimize dâir bir hükmü   vicdanımızda bulacağız. [Ahmet Şahin. Zaman gazetesi]

 

Kurbanda Niyet

Kesilecek   kurbanın geçerli olması için ayrıca niyet etmek de şarttır. Çünkü hayvan   ibadet maksadı ile de et maksadı ile de kesilebilir. Efendimiz sallallahu   aleyhi ve sellem:

“Ameller   niyetlere göredir ve her kişi için niyet ettiği vardır. “ [ Delilleriyle İslâm ilmihâli.612] buyurmuştur.

 

Kurbanlık Hayvan   Alınırken

Kurbanlık   hayvan almaya giderken niyetimiz şöyle olmalıdır:

“Yarabbî!   Nefsim isyan edip türlü kötü işler yaptığımdan, katledilmeye hak kazandı.   Ancak bir kimsenin de nefsini katletmesi haram olduğundan bu kurbanı nefsime   bedel olarak senin rızanı kazanmak için kesmeye niyet ettim. Yarabbi! Onun   her uzvuna bedel uzuvlarımı cehennemden halâs eyle. Tüm kötülüklerden ben   aciz, günahkâr kulunu temizle.” [ Kurban ve Faziletleri.29] diyerek böylece niyetini yapıp,   kurbanlık hayvan almak için çarşıya, pazara çıkmalı. Kurban almağa bu niyetle   gidilirse her adımına bir sevap yazılıp, günahları silinir.

Pazarlık   yaparken ne kadar çok konuşur, iyi ve güzel sözlerle alışveriş edecek olursa,   bu sözlerin hepsi teşbih olur ve kayda geçer. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem   şöyle buyurmuşlardır: “Bir kimse kurbanını satın almak üzere evinden çıkarsa,   onun her adımına karşılık Cenab-ı Hak on sevap evirir. On günahını siler.   Derecesine on derece ilave eder. Hayvanını alması için konuşması/yaptığı   pazarlık teşbih olur. Parasını öderken her kuruşu için bire yedi yüz sevap   verilir. Yere kurbanı yatırıp kestiği zaman, bütün yerden mahlûkat onun için   istiğfarda bulunur. Kanı akıtıldığında her damla kanından Cenab-ı Hak on   melek yaratıp kıyamete kadar onun için istiğfarda bulunurlar. Eti taksim   edilip dağıtıldığında her lokması için Hazret-i İsmail aleyhisselâm   evladından bir köle azad etmiş gibi sevab verilir.” [ Kurban ve Faziletleri. 13]

 

Kurban Olacak   Hayvanlar

Kurban   olacak hayvanlar şunlardır:

l.Deve-Sığır   (inek, öküz, manda)

2.Davar   (Koyun-Keçi)

Bu   cinslerin içine, bunların bütün nevileri dahil olur. Erkeği de dişisi de,   enenmiş olanı da, olmayanı da.

 

 

 

                                                  27

 

Bu   vasfı taşıyan hayvanları kesmek kurbanın rüknüdür. Kurban olabilecek   hayvanlar: Deve, sığır (inek, öküz, manda)ve davar (koyun-keçi)cinsinden   hayvanlardır.

Bu   sayılan hayvanlardan başkasından kurban kesmek caiz değildir. [ Fetavay-ı Hindiye.11/482; Is.Zekat   Müsessesesi.363]

Kümes   hayvanları(tavuk, horoz, kaz, ördek gibi evcil hayvanlar), eti yenilen vahşi   hayvanlar (yaban sığırı, geyik) kurban edilemezler. [ Ebu Davud.10/454]

 

Koyun-Keçi Veya   Sığır Kaç Kişiye Kurban Olur ?

Kurban   kesenlerin miktarlarına gelince, koyun ve keçi yalnız bir kişi için kurban   olur.

Bir   deve veya sığır yedi kişiden fazlaya kurban olmaz. Yedi veya daha noksan   kişiler için kurban olur. Bu, bütün alimlerimizin kavlidir. [ Fetavay-ı Hindiye. 11/483]

Cabir   b. Abdullah radıyalalhu anh’den rivayet olunmuştur ki: Biz Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem zamanında temettü’ haccı yapar ve ortaklasa yedi   kişiye bir sığır ve yine yedi kişiye bir deve kurban ederdik.” [ Ebu Davud, H.no:2807]

Cabir   b. Abdullah radıyallahu anh’dan demiştir ki:

“Hudeybiye   sulhu yapıldığı gün Hudeybiye’de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile   birlikte yedi kişi için bir deve, yedi kişi için bir sığır kurban ettik.” [ Ebu Davud, H.no.-2809] yine diğer bir rivayette:

“Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem sığır ve devenin yedi kişiye kurban edilmesi   caizdir” buyurmuştur. [ Ebu Davud, H.no:2808]

 

Kurbanda Ortaklık

Ortakların   hepsinin Müslüman olması ve hepsinin de niyetinin kurban kesmek olması   gerekir. Eğer içlerinden sadece et almak veya ticaret maksadı ile kesmek   niyetinde olan varsa, hiçbirini kestiği kurban olmaz.

Ortaklığın,   hayvanı satın almadan önce olması daha iyidir. Bir Müslüman kurban için satın   aldığı bir sığır veya deveye sonradan altı kişiyi daha ortak edebilir. [ Ebu Davud. 10/454] Aslolan önce yedi kişinin bir   araya gelmesi, sonra kurban niyetiyle sığırı satın almasıdır. [Fıkhi Meseleler.1/101]

Katılanların   sayısının tek veya çift olması mühim değildir. Ortaklar kurbandan hisselerini   tartarak ayırmalıdırlar. Götürü usulü ile taksim caiz olmaz.. [ Zaman Ailem.s: 109/29]

 

Ölmüş Babamı Hisseye   Katarsam Taksimat Nasıl Olacak?

Almış   olduğumuz büyük baş hayvana ölmüş olan babamı da dahil edeceğiz. Ancak   kurbanı ikiye bölerek kardeşimle paylaşıyoruz. Babamın hissesinin tamamını   dağıtmamız gerekiyor mu? Paylaştığımız hisse içinden babamın hissesini   dağıtsak dinimizce bir sakınca var mı?

Kesilen   büyük baş bir hayvana kaç kişi ortak ise o kadar hisseye bölünür. Ve bu   bölmenin tartı ile yapılması tavsiye edilir. Ancak bir kurban bir aile için   kesiliyor ve aynı eve giriyorsa taksime gerek

 

                                             28

 

yoktur. Siz paylaşmaktan   bahsettiğinize göre ikiye değil üçe bölmeniz gerekir; çünkü babanız üçüncü   ortak olmuş oluyor. Babanız için kestiğiniz kurban eğer babanızın vasiyeti   üzerine ise, o takdirde adak kurbanı hükmünde olup sizin onun tamamını   fakirlere dağıtmanız gerekir. Böyle değil de siz onun adına kesiyorsanız,   hissesinin tamamını dağıtabileceğiniz gibi bir bölümünü kendiniz alabilir   veya aileniz kalabalıksa tamamını da alabilirsiniz. Ancak kurban etinin   taksiminde tavsiye edilen, üçe ayrılıp bir bölümünün eve, bir bölümünün eş,   dost ve akrabaya, bir bölümünün de fakir fukaraya dağıtılmasıdır. [Prof.Dr.Raşit Küçük]

 

Kurban Edilen   Hayvanların Yaşları

Büyük   baş hayvanlardan devenin en aşağısı beş yaşında olanı, sığırın iki yaşında   olanı ve davarın bir yaşında olanı(veya daha az yaş da olup da bu yaşta   gösterenleri)kurban edilebilir. [Ebu Davud. 10/454]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“İki   yaşına girmiş hayvandan başkasını kurban etmeyin. İki yaşında bir hayvan   bulamazsanız, o halde bir yaşında koyun kesiniz.” [ İbn Mace.H.no:3141; c:8/470]

“Koyun   nevinden ceza (yani altı ayını doldurmuş ve bir yılını doldurandan farksız   kuvvetli kuzu)nun bayram kurbanı olması caizdir.” [ İbn Mace.H.no:3139; c:8/470]

Büyük   alim Kuduri şöyle buyurmuştur:

“Alimler   şöyle demişlerdir: Koyun ve keçiden bir yaşını bitirmiş olanlar, sığırdan iki   yaşını bitirmiş olanlar, deveden ise beş yaşını bitirmiş olanlar kurban   olurlar.

Bu   yaşlardan az olanlar kurban olmazlar.

Ancak   altı ayını bitirmiş ve anası kadar görünmekte olan, kuzu da kurban olur.

Şayet   yaşları bunlardan yukarı olursa, o hayvanların kurban olmaları caizdir ve   efdâldir.

Kuzu,   oğlak, buzağı, deve köşeğini/yavrusunu kurban kesmek caiz değildir.” [ Fetevay-ı Hindeyye.11/483]

 

Kurban Kesmekle   İlgili Hükümler Nelerdir?

Herkes   mâlî durumunu başkasından daha iyi bilir. Borcundan ve ev eşyası gibi zarurî   ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra geride parası kalan zenginlere kurban   kesmek vâcibtir.

Bazılarının   Eyyûb Sultan’da kestikleri tavuk, ördek, kaz, horoz gibi hayvanlar kurban   olmayacağından, kurban olarak koyun, keçi, sığır ve deve kesilir.

Koyun   ve keçi bir kişi nâmına, deve ile sığır ise yedi kişi kadar ortak olunarak   kesilebilir. Bunların erkeği ile dişisini kesmek arasında fark yoktur.   Koyunun erkeğini kurban etmek daha efdâl olur, diyenler olmuştur.

Koyun   ile keçi bir yaşını bitirmiş olmalıdır. Koyun cinsinin bir yaşını bitirmiş   kadar gösterişli olan yedi-sekiz aylığı da kesilebilir. Yedi kişiye kadar   ortak olunabilen sığır ise iki yaşını bitirmiş olmalıdır.

Ortaklar   kurban etini götürü ile değil, tartı ile son derece dikkat ederek   paylaşmalıdırlar. Tarafların

 

 

                                           29

 

hakları kalmaması için bu paylaşma işinde   adalete çok dikkat etmek zarureti vardır.

Kurban,   bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleri kesilir. Şüphesiz ki birinci günü   kesilmesi daha faziletli ve sevaplıdır. Mazeretlerinden dolayı ilk günde   kesemeyenler üçüncü günü akşama kadar kesebilirler. [ Ahmet Şahin Zaman Gazetesi.]

 

Müstehap Olan   Kurbanlık Hayvanlar

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Kefenin   en hayırlısından birisi de hülle (belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere   iki kısımdan ibaret elbise) dir. Bayramda kesilen kurbanların en hayırlısı da   iki boynuzlu koçtur. “ [ Ibn Mace, H.no:3130; Tirmizi.H.no:1554]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle ağa siyah, gözlerinin etrafı siyah, kara   bacaklı, boynuzlu ve damızlık iki koçu kurban etti. “ [ Tirmizi.H.no:1529]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Koyunlardan   toklu, ne güzel kurbanlık hayvandır.” [ Tirmizi.H.no:1534]

Kurbanlık   hayvanlardan bir kısmı kurban edilip insanın midesine gitmekle hayvanlıktan   kurtulup insanlık mertebesine çıkmakta, ebediyen cennete lâyık bir keyfiyet   kazanmakta, bir kısmı da Allah yolunda kurban edilmelerine mükâfat olarak   ahirette “Burak” olma şerefine nail olmakta, sahiplerini sırta köprüsünde   taşıma görevi ile onurlandırılmaktadır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem:

“Kurbanlarınızı   neşeli ve kuvvetli hayvanlardan kesin. Çünkü onlar sırat köprüsünde sizin   binitleriniz olacaktır.” [ V. Karakaş. Zaman Ailem.sayı: 160/33[M.A!i   Sabuni. M.Tefsirü İbn-i Ke­sir. 1/545]] hadisi de buna işaret etmektedir. Bu olay   kurbanlık hayvanlar için bir rahmet, bir sâadet bir şeref değil midir?

 

Peygamberimizin   Kestiği Kurbanlık Hayvanlar

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem yedi tane deveyi, ayakta yatırmadan kendi eliyle   boğazlamış, boynuzlu ve alacalı iki koçu da Medine’de kesmiştir.” [ Ebu Davud, H.no:2793]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem boynuzlu ve alacalı iki koç kurban etmiş. Onları   tekbir getirerek, besmele çekerek ve sağ dizini kurbanların sağ yanlarına   koyarak kesmiştir.” [ Ebu Davud, H.no:2794]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem kurban bayramı günü hayaları buruk, alacak ve   boynuzlu iki koç kesti, onları kesime hazırlayıp da yönlerini kıbleye   çevirdiği zaman:

“Ben   bütün dinlerden yüz çevirerek yüzümü İbrahim’in dini/yâni İslâm üzere gökleri   ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz   namazım ve diğer ibadetlerim, hayatım boyunca işlediğim bütün amellerim ve   ölümüm anına kadar taşıya geldiğim katıksız imanım ve ona bağlı hareketlerim   Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu   ve ben Müslümanlardanım, Ey Allah’ım ! bu kurban senden bana bir nimettir ve   Muhammed ile ümmeti tarafından sırf senin rızan için kurban edilmiştir.”diye   dua etti ve sonra kesti.” [ Ebu Davud, H.no:2795]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem hayası burulmadık, kara gözlü, kara ağızlı ve   kara ayaklı bir koçu kurban etmişti.” [ Ebu Davud, H-.no-.2796]

 

 

                                               30

 

 

Kurban Edilmeye   Engel Olan Ayıplar

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem’in adetinden biri de kurbanlığını seçmesi, en   iyisini alması ve hayvanın kusurlardan ve ayıplardan beri olmasına dikkat   etmesidir.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Dört   şey kurban olmaz:

l.   Körlüğü açıkça belli olan, tek gözlü..

2.   Hastalığı açıkça belli olan, hasta

3.Topallığı   iyice belli olan, topal.

4.Ayağı   kırılıp kötürüm olan ve aklı kalmayan, yani çöküp, zayıflayıp ne yaptığını   bilmeyen.” [Tirmizi.H.no:1530; EAbu Davud.H.no:2802]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem kulağının deliği görünecek kadar dipten kesik,   boynuzu çıkık, gözü çıkmış, zayıflığından ötürü sürüde gidemeyen ve kırık   ayaklılarında kurban edilmesini yasakladı. “ [ Ebu Davud.H.no:2803]

Biz   bu engelleri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

l.   Bir veya iki gözü kör olması.

2.   Zayıflığından dolayı iliği kurumuş olması.

3.   Kesileceği yere gidemeyecek kadar aksak olması

4.   Anadan doğma kulaksız olarak dünyaya gelmesi. Eğer küçük kulaklı, kulağı   delik veya damgalı ise kurban edilmesi caizdir.

5.   Burnunun kesik olması.

6.   Kulaklarının yarıdan fazlasının kesik olması.

7.   Dişlerinin çoğunun dökülmüş olması.

8.   Koyun ve keçi memelerinden birinin, sığırın iki memesinin kurumuş olması.

9.   Karnını doyuramayacak kadar deli olması.

10.   Boynuzunun biri veya her ikisi kökünden kırılmış olması.

11.   Ölecek derecede hasta olması.

12.   Kulak ve kuyruğunun yandan fazlasının bulunmaması

13.   Kulağını birinin dibinden kesimleş olması veya doğuştan bir kulağının   bulunmaması. [Büyük Kadın İlmihâli.242; Zad’ul-Meâd:2/879]

 

 

                                         31

 

Kurban Edilmesine   Engel Olmayan Ayıplar

1.   Uyuzlu hayvanın eti semiz olursa kurban edilebilir.

2.   Boynuzsuz doğan veya boynuzunun birazı kırılmış olan hayvan.

3.   Dişlerinin bir kısmı dökülüp, çoğu mevcut olan.

4.   Şaşı gözü olan.

5.   Topal olan, yani ayağını yere basarak yürüyebilen.

6.   Kulağı delik veya enine yarık olan.

7.Erkek   hayvanın burulmuş olması, kurban olmasına engel olmaz. [ Büyük Kadın İlmihâli.243]

Eti   Yenen Hayvanların Yenmeyen Organlarıdır.

Temiz   ve helâl olan hayvanların, yedi şeyini yemek haramdır. [ Fetavay-ı Hindiye: 11/455]

Cenâb-ı   Hak, rızık olarak yarattığı bazı şeylere kayıt ve yasaklamalar da   getirmiştir. Bunların mahiyetini açıklamak aklen mümkün olsun veya olmasın,   konulan yasaklamaya riayet etmek kul olmamızın ayrılmaz bir parçasıdır. İşi   nefis ve heveslerine göre değil, şer’i ölçülere göre tahsil etmemiz gerekir.

Bu   yönü dikkate alacak ve kesilen hayvanların yenilemeyecek taraflarını   araştıracak olursak şu yedi şeyin yenilmeyeceğini öğrenmiş oluruz:

1.Hayvan   kesildiği zaman akan kan.
  2. Erkek hayvanın cinsi organı
  3.Erkek hayvanın yumurtaları.
  4.Dişi hayvanın cinsel organı.
  5.İdrar kesesi.
  6.Öd.
  7.Beze denilen yumru. [ Fetavay-, Hindiye. 11/455; Büyük Kadın   İlmihali:246: Tam İlmihal: 286]  

 

Yine Kurban   Üzerine

Kurban   da bir ibâdettir. Hem de vacip olan ibâdet..

Öyle   ise her ibâdet gibi onun da kendine göre usûl ve kaideleri vardır. Usûlüne   uygun yapılan ibâdetin makbuliyeti daha kudsî olur.

Bu   sebeple kurban ibâdetinin bâzı usûllerine işarete devam edeceğiz

1.   Kurban olacak hayvanlar, değerini kaybettirecek sakatlıklardan uzak   olmalıdır. Tâ ki, kulların beğenmeyip reddettiği hayvanları Allah’a kabul   ettirmeye çalışmak gibi bir duruma düşmeyelim.

Bu   itibarla, kurbanlık hayvanın bir gözü tamamen kör olmamalıdır. Dişlerinin   yarısından fazlası düşmüş olmamalıdır. Kulakları kökünden kesilmiş   bulunmamalıdır. Kulakları kökünden kesilmiş bulunmamalıdır. Boynuzlarının   biri veya ikisi kökünden kırılmış olmamalıdır. Kulağı, yahut kuyruğu tamamen,   yahut yarısından kesik olmamalıdır. Memelerinin başları kopmuş   bulunmamalıdır. Zira bunlardan kurban olmaz.

 

 

                                   32

 

2.Şaşı   olması, topal bulunması, uyuzlu bulunması, yaratılışta boynuzu olmaması veya   boynuzun birazı kırık bulunması, kulaklarının delik olması, yâni işaretlenmiş   bulunması, dişlerinin az kısmı düşmüş olması, tenasül uzvu buruşmuş olması;   kurban olmasına mâni olmaz. Bu sayılan özürler kurbanlığa mâni teşkil   etmezler.

3.   Kurban olmaya mâni özürler kurban aldıktan sonra meydana gelse, kesecek kimse   başka kurban almaya gücü yeten biri ise bu ayıplardan salim yeni bir kurban   alması gerekir. Ama gücü yetmeyen biri ise bunu keser. Yenisini alması   gerekmez. Nitekim zenginin aldığı kurban ölse yenisini alması lâzımdır. Ama   fakire gerekmez. Zira onun için nafileydi. Nafile de ise borçlanma yoktur.

4.   Birkaç tane kurban bir arada iken birinin kurbanı diğeri adına kesilse,   helâlleşirlerse caiz olur. Helâlleşmezlerse, birbirininki ötekinden etli   olduğu iddiasında bulunursa fazla olan etin parası verilerek helâlleşir.   Ancak bu para harcanmaz, sadaka olarak verilir. [ Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi]

 

Kurban Kesmenin   Müstehap Olduğu Vakit

Kurban,   Bayram Namazından Sonra Kesilmelidir

Berâ   b. Âzib radıyallahu anha’den rivayete göre, şöyle demiştir Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem: Kurban bayramı günü bize bir hutbe okudu ve   şöyle buyurdu:

“Sizden   biriniz bayram namazını kılmadan kurban kesmesin.” Bunun üzerine dayım ayağa   kalktı ve dedi ki:

“Bugün   etin bol olması sebebiyle insanlar etten bıkıp usanırlar. Ben aileme ev   halkına ve komşularıma yedirmek için acele ederek kurbanımı kestim.”   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yeniden   Kurban kes!” Buyurdu. “Ey Allah’ın Resulü! Yanımda dişi bir süt oğlağım var   iki koyuna bedeldir onu kurban olarak kesebilir miyim?” Efendimiz şöyle   buyurdu:

“Evet   o hayırlı ve senin için yeterlidir fakat senden sonra hiçbir kimse için   yeterli olmayacaktır.” [Tirmizi, H.no: 1544; Buhârî, Edâhî: 11;]

“Her   kim namazdan önce kurbanını kesti ise, onun yerine bir başkasını daha kessin.   Kim de namazdan önce kurbanını kesmemişse, şimdi besmele çekip kessin.” [ Ebu Davud. 10/460]

Kurban   kesme süresu üç gün ile sınırlama şu delillere dayanır: Hazret-i Ömer,   Hazret-i Ali ve

İbn   Abbas radıyalalhu anhüm’den nakledilmiştir:

“Kurban   kesme günleri üç gündür, ilk gün en faziletlisidir.” Diğer bir rivayette:

“Kurban   günleri birinci kurban gününden sonra iki gündür.” [ Delilleriyle İslâm İlmihâli.612]

Kurban   kesme vakti bayramın 1. gününün bayram namazından sonra başlar, üçüncü   gününün akşam namazından önceye kadar devam eder.

Birinci   gün efdal olan gündür. Son gün efdal olan gün değildir. Müstehap olan kurbanı   üçüncü güne bırakmamaktır. Bu günlerin gecelerinde kesmek mekruhtur. Bu zaman   içinde kurbanını kesmeyen onu sadaka olarak verir. [ Ebu Davud.10/464; Fetavay-ı Hindiye:11/454;   Kurban ve Faziletleri:28-29]

 

                                                 33

 

Fert ve Toplum Açısından   Kurbanın Faydaları

a) Fert   açısından:

Kurban   müslümanı Allah’a yaklaştırarak onu günahlarının kirlerinden temizler.

Kurban,   müslümanın Allah uğrunda fedâkârlık yapmasının en güzel örneğidir. Müslüman   bu fedakârlığı ile kendisini Allah için kurban kesmiş derecesinde teslimiyet   kazanır.

Kurban,   müslümanın hem kendisinin, hem de çoluk çocuğunun belâ ve musibetlerden,   çeşitli sıkıntılardan kurtulmasına bir vesiledir.

Kurban,   müslümanın mutluluğunu artırır.

 

b) Kurbanın   Topluma Faydaları

Kurban,   senede bir defa da olsa fakir kimselerin gıda ihtiyaçlarına önemli bir   yardımdır.

Kurban,   sosyal yardımlaşmanın güzel örneklerinden biridir. Bu sayede bütün   toplumlarda fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygı hisleri belirerek bir   kaynaşma meydana gelir, dolayısıyla cemiyette birlik ve huzur temin edilir.   Fakir zengine duacı olur, zengin de fakirin ihtiyaçlarını gidererek onu   bayram sevincine kedersiz, gamsız olarak ortak etmenin saadetini duyar.

Kurban   aynı zamanda bütün Müslümanlara, hattâ gayr-i Müslim komşulara mükemmel ve   umumi bir ziyafet olması itibariyle de güzel bir kaynaşma ve yardımlaşma   vesilesidir.

Kurban,   toplumda, özellikle İslâm cemiyetlerinde fakirlere ve topyekün Müslümanlara,   yüce Allah’ın verdiği hususi bir ziyafettir. Kurban etinin dinimizce gayr-i   Müslimlere verilebileceğini düşünürsek o zaman daha şümullü bir yardımlaşma   emri olduğu görülür.

Kurban   bayramında, bütün İslâm aleminde aynı anda milyonlarca hayvan kesilmektedir.   Hiç bir beşeri kuvvetin aynı anda yüzlerce ülkede bu kadar hayvanın   kesilmesini temin etmesine ve toplumun bütün fertlerine ziyafet vermesine   imkân yoktur.

Kurban,   hayvan piyasasına bir hareketlilik getirerek, kasalarda stok olmuş paraların   toplum hizmetine girmesini sağlar. Bütün İslâm aleminde aynı zamanda   milyarlarca lira harcanmak suretiyle piyasada geniş ölçüde bir hareket   meydana gelir. Hayvanların etinden, yününden, derisinden birçok şahıs ve   müesseseler faydalanır. Zenginlerin kasasındaki paralardan mal sahipleri de   faydalanır. [ İslâm’da Zekât Müsessesesi.358-359]

Kurban   kesme ananesinin besiciliği teşvik ettiği, işsizlere iş sahası açtığı,   pazarlara hareket getirdiği, zenginlere kurban satan fakirlerin ve orta   hallilerin durumlarının iyileştiği de bir gerçektir.

Tekbir   getirilerek kurban kesenlerle hacılar arasında bir benzerlik vardır. Mekke’ye   gidemeyenler, bu suretle hacıların ulvi hissiyatına iştirak etmiş olurlar,   aynı hayatın bir örneğini yaşarlar [ S Uludağ.İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti. 101]

 

 

 

                                             34

 

Kurban Kesmenin   Değer ve Kıymeti/Faziletleri

Âişe   radıyallahu anha’dan rivayete göre, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem   şöyle buyurmuştur:

“Ademoğlu   kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel   işlememiştir. O kurban kıyamet günü boynuzları kılları ve tırnaklarıyla   gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında hemen kabul   olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlardan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş   olsun.” [ Tirmizi, H.no:1526; İbn Mâce, Edaha: 3]

Zeyd   İbnu Erkam radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın   ashabı: “Ey Allah’ın Resulü dediler, bayram günü kesilen şu kurban nedir?”

“Bu   babanız İbrahim aleyhisselâm’ın sünnetidir” buyurdular. Ashab:

“Pekiyi,   kurban kesmede bize ne gibi sevap var ey Allah’ın Resulü!” dediler.

“Kurbanın   her bir küı için bir sevap” buyurdular. Ashab tekrar:

“(Kesilen   kurban, koyun kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resulü (sevap nasıl olacak)?”   diye sordular. Aleyhissalâtu vesselam:

“Yünün   her bir kılı için de bir sevap var!” buyurdular.” [ İbn Mace, H.no:3126; Tergib ve Terhib.535]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem:

“İnsanoğlu   bu gününde akrabasıyla ilgilenmesi hariç, kan akıtmaktan daha faziletli hiç   bir amel işleyemez.” [ Tergib ve Terhib. 2/537]

“Ey   İnsanlar ! Kurban kesiniz. Kurbanların akıtılan kanlarına mukabil Allah’dan   sevab umunuz. Yere akan kurban kanı gerçekten Hâk Teâlâ’nın katına dökülür. “   [ El Uhudul-Kübra:257]

“Kim   Gönül hoşluğu ile, mükafatını Allah’tan umarak, kurban keserse, bu kendisini   cehennem ateşinden korur.” [ Tergib ve Terhib. 2/537]

“Bayram   gününde gümüş para, Allah katında kurbanlıktan daha sevimli bir şeye   harcanamaz.” [ Tergib ve Terhib.2/537]

 

Kurban Kesmenin   Hikmeti

İmam-ı   Şârâni kuddise sirruh hazretleri buyuruyor ki:

“Her   sene kurban bayramında nefsimiz, ailemiz, çocuklarımız için kurban kesmeliyiz.   Meşru bir mazeret olmadan bunu ihmâl etmemeliyiz. Kurban kesilmesinin   hikmetine gelince: Kimin adına kurban kesilirse o kişinin üzerinden kaza ve   belâ uzaklaştığı gibi, işlediği suç ve kabahatleri de affedilmiş olur. Helâl   kazancından kesilecek olan kurban ev halkından belâ ve ezayı uzaklaştırır.” [ El Uhudü’l-Kübra:257]

“Kurbanın   meşru kılınmasındaki hikmet ise; sayısız nimetlere karşı Allah’a şükretmek,   insanın geçen seneden bu seneye kadar hayatta kalışına şükretmek ve   günahlarının bağışlanmasını dilemektir. Sözü geçen bu günahlar ise Allah’ın   emirlerine muhalif hareket edilmesi yahut da emredilen şeylerdeki eksiklikler   dolayısıyladır. Hem kurban kesen ailenin hem de onlardan başkasının genişliğe   kavuşturulması, bir başka sebeptir. Bu bakımdan fakirin ihtiyacının   karşılanmasının maksat olarak gözetildiği fıtır sadakasının hilâfına,   kurbanda kıymetinin ödenmesi yeterli değildir. İmam Ahmed kurban

                                           34

 

 

kesmenin,   kıymetini tasadduk etmekten daha faziletli olduğunu açıkça ifade etmiştir.” [ İs.Fık.An.4/393]

“Allah   bütün kâinatı insanlar için yaratmış ve her şeyi onların emrine amade   kılmıştır. Deve, sığır, koyun, keçi gibi hayvanlarda insanoğlunun emrine   musahhar olan nimetler cümlesindendir. Kurban kesmek Allah’ın bu nimetlerine   şükür demektir. İnsan bu sayede Allah’a karşı sevincini, cömertliğini ifade   etmiş olur. Şu ayet bu gerçeği dile getirmektedir:

“Biz   kurbanlık develeri de sizin için Allah’ın şiarından kıldık. Onlarda size   hayır vardır. O halde onlar ayakta durup boğazlanırken üzerlerine Allah’ın   ismini anın (Besmele çekin. Kesme neticesi.) yanları üzeri düşüp öldükleri   vakitte ondan hem kendiniz yiyin, hem ihtiyacını gizleyen ve hem de   gizlemeyip dilenen fakirlere ye-dirin. Onlara şükredesiniz diye, böylece   sizin emrine amade kıldık. Onların ne etleri, ne kanları, hiçbir zaman   Allah’a erişmez. Fakat sizden O’nu (yalnız kendi rızası için yapılan samimiyetin   ifadesi olan işler)takva ulaşır.” [ Hacc suresi.36-37.A. Aydemir.Kurban ve   Akika.Diyanet Der.:11/1]

“Kurban   bize, Hazret-i İbrahim ve Hazret-i İsmail aleyhissselâm’ın teslimiyetini ve   kulluktaki üstün halini hatırlatır. Allah’ın her şeyi insanlara musahhar   kıldığını fiilen gösterip bunlardan usûlünce istifâde ve infak etmeyi   öğretir. Zira, Allah’ın emrimize verdiği nimetlerden faydalanmamak doğru   olmadığı gibi, onları israf etmek de son derece yanlıştır. Bunun için İslâm   kurbanı emretmiş, ancak diğer taraftan da israfı ve hayvanlara eziyeti   yasaklamış, hat­ta belli bir yaş sınırı koymuştur.

Kurban,   insanı cimrilik ve mal sevgisinden kurtarır. Toplumdaki kardeşlik,   yardımlaşma, paylaşma ve fukarayı sevindirme duygularını geliştirir.   İnsanları muhabbet ve merhametle birbirine bağlar. Allah’ın nimetlerinden   bütün kullarının istifade etmesini sağlar. Toplum halinde yerine getirilen   ferdî ve içtimâi ibadetlerle Allah’ın rızasını kazanmaya ve O’na yaklaşmaya   vesile olur.” [ Efendimiz’den Hayat Ölçüleri. 188]

 

Kurbanı Allah İçin   Kesmek

Her   şeyden önce şu hakikat bilinmelidir ki, ibadetler Allah em­rettiği için   yapılır. Allah’ın emri ile yapılan ibadetlerde de bildiğimiz bilemediğimiz   sayısız hikmetler vardır. Allah şu ayette kurban ile neyin hedeflendiğini   bildirmektedir:

“Biz   her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine erzak olarak   verdiği hayvanlardan keserken Allah’ın adını ansınlar. “ [ Hac suresi.22/34]

Kurban   ibadeti yerine getirilirken, Allah’ın yüce adının zikredilmesi, yeryüzünde   mevcut bütün hayvanların Allah’ın mülkü olup sırf rahmet eseri olarak   insanların istifadesine verilmiş olduğunun bilinmesi ve o şuurla bu ibadetin   yapılması emredilmektedir. [ Bir Müslümanın Yol Haritası.578]

Allah   rızası için kesilen kurban ahirette geçilmesi çok zor olan sırat köprüsünde   sahibi için bir binek vazifesi görecektir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem bir kutlu ifadesinde şöyle buyurmuştur:

“Hayvanın   iyi ve güzelini kurbanlık olarak seçin, çünkü sırat köprüsünde size bineklik   yapacaktır.” [ Bir Müslümanın Yol haritası.580]

Kurbanın   daha bilemediğimiz birçok hikmetleri vardır. İbadetler her çeşit hikmet ve   faydasından önce sırf Allah rızası için yapılmalıdır. Bu itibarla kurban da   her türlü ferdi, sosyal faydasıyla birlikte Allah’ın hoşnutluğu ve sırf Allah   rızası gaye esas gaye yapılarak yerine getirilmesi gereken bir ibadettir.   Kur’an-ı Kerim bunu şu şekilde vurgulamıştır:

“Şunu   unutmayın ki, ne onların kurbanlıkların etleri, ne de kanları asla Allah’a   ulaşacak değildir. Lâkin

 

                                                33

 

 

O’na ulaşan tek şey, kalplerinizde beslediğiniz   takvadır. Allah saygısıdır.” [Hac suresi.22/37.Bir Müslümanın Yol Haritası.580]

Kurban   Allah’a yaklaşmak maksadıyla ve yalnız O’nun rızasını kazanmak için kesilir. Allah’tan   başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem:

“Allah’tan   başkası nâmına hayvan kesene Allah lanet etsin” [ Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34.] şeklindeki ifadeleriyle   uyarmıştır.

 

 

 

TAKVA

Kuran   nazil olmazdan önce Arapça da Takva (fiil halinde ittika) insan veya hayvan   gibi canlı varlığın dışardan gelebilecek tehlikeye karşı savunması anlamına   geliyordu. Kuran-ı Kerim geldikten sonra bu kavramı genişletti ve maddi   tehlikeden ziyade manevi azaptan ve buna götürecek kötü işlerden korunmak   kaçınmak anlamlarını yükledi.

Örnek   olarak;

-   Şirkin her çeşidinden yüz çevirmek ( kurban bayramı süresince getirilen   teşrik tekbirlerini bu anlamda değerlendirebiliriz [ Fetih 26].

-   İslam’a girdikten sonra büyük ve küçük günahlardan kaçınmak [ Araf 96]  

-   Kalbi Allah’ı zikretmekten alıkoyacak her türlü meşguliyetten arındırmak [ Ali İmran 102]

-   Hayatın tümünü Allah için yaşamak [En’am 162]

Ebu   Hureyre (ra)nin rivayetine göre peygamber efendimize soruldu:

“İnsanları   cennete en çok hangi amel sokar?”. Buyurdu ki

-“   Allah’tan ittika etmek ve güzel ahlak”

-“   İnsanları cehenneme en çok hangi şeyler götürür?” diye sordular.

Buyurdu   ki;

–   “Ağız ve edep yeri ( şehvet)” [ Tirmizi, Birr-62]

Ebu   Ümame (ra)nın rivayetine göre peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

“   Müminin faydalandığı en iyi nimet Takvadır” [ İbn-i Mace]

Takva   sorumluluk bilinci oluşturulduğu zaman ancak gerçekleşir.

Bir   miktar korku duygusu Takva’yı etkin hale getirir. Ancak karşı etki olarak   ümit ve sevgi ise onun isteyerek yapılmasını sağlar ve derecesini yükseltir.   Böylece imanın ümit ve korku arasında gerçekleşmesi sağlanmış olur.

Takva   en hayırlı ve koruyucu elbise olarak tanımlanmaktadır Kuran-ı Kerimde [ A’raf 26]

Rüyalarda   da Takva bir cübbe olarak görülmektedir zaman zaman. Nitekim Hz Ömer   rüyasında kendini uzun bir cübbe içinde görmüş ve ertesi gün bunu Hz   peygambere sorduğunda o da “ Ya Ömer bu cübbe ve onun uzunluğu senin dininin   (Takvanın) derecesidir” buyurmuştur.

“   Fücur dediğimiz şey ise bu Takva elbisesi yırtan şey olarak değerlendirilir   ve kişinin nefsine aşırı

 

 

                                               36

 

derecede tabii olması anlamına gelir”

İman   insandaki deruni (iç) yaşantıyı,

İslam   ise Allah’nın kanununa teslim olarak yaşamayı,

Takva   ise hem imanı hem de teslim olmayı (islam’ı) kapsar.

Nitekim   Kuran’ı Kerim’in Bakara suresi 177. ayetinde “birr” (iyiliği) anlatırken   imanın gönüllerde kök salmasını gerektiğinin ve zahiri davranışlarının tek   başlarına yeterli olmayacağının altı çiziliyor.

Allah   için kesilen kurbanların etlerinin değil, mü’minlerin Takvasıyla Allah’a   ulaşılacağını [Hacc 37]   Allah’ın ölçülerine uymanın da kalplerin Takvasında olduğu belirtiliyor.   Kur’an, namaz, zekat, cihat gibi ibadetlerinin, kalbin takvasın olmadan birer   mekanik hareketler olacağını tekrar tekrar vurguluyor [Fazlu’r Rahman, A. E. Ve mesajı, s. 12-13]

Takva   imanı bir görevdir.

Allah’a   karşı takvalı olmak gerekir.

Korkunmaya   layık olan yalnızca Allah’dır.

Allah’a   kulun ancak takvası ulaşır.

Takva   Allah’ın açık emridir.

Allah’ın   emirleri ve hükümleri ancak takva bilinciyle anlaşılır ve uygulanabilir.

Takva   Hz peygamberin tavsiyesidir.

Bütün   peygamberlerin ortak daveti takvadır.

Bütün   selef takvaya önem vermiştir.

Bir   kul gücü yettiği kadar takva üzere olmalıdır.

Takva   en hayırlı azıktır.

En   güzel elbise takva elbisesidir.

Takva   kerametin sebebidir.

Müttakiler   insanların en keremlisidirler.

 

Müslim   isen zarar kılma komşuna

Mü’min   olup güven eyle her kime

Müttaki   dur sakındığın şüpheye

Dost   bilip de Muhsin kulda sır ister

 

                                      ahi kul ahmed

 

                                               37

 

Mü’minler   takva hususunda yardımlaşırlar.

Takvaya   yeterli bir İslami bilgi ve bilinen şeyle amel etmek ulaştırır.

Takva;   Allah’ın kuluna bir hediyesidir.

Takva   bir miktar murakabe ile elde edilir.

Takva   ma’siyet (günah) yollarını gösterir.

Takva   nefsin hevasına uymamaktır.

Takva   her insanda farklı farklı derecede gerçekleşir.

Allah’ın   yeryüzünde ve gökyüzündeki ayetleri müttakiler içindir [ Yunus 6]

Allah   kalpleri takva bilinci ile sınar.

Takva   Allah’ın Rabliğini idrak etme, şiarını yüceltme, Allah’ı hesaba katma, Allah   hakkıyla ibadet, birr (iyilik) ile ilişkili, ihsandan beslenen, sabırla   beraber gelişen, infak ile ilerleyen, af, sıdk ve adalet ile güzelleşen veli   olmanın şartı, tebliğ vasfı ile kişiyi önder kılar.

İman,   ibadet, ihsan, ancak ve ancak takva bilinci ile gerçekleşir. Dolayısıyla   takvası zayıf olan bir müslüman’ın imanı da zayıftır ve muhtemeldir ki beş   vakit yerine Cuma namazıyla iktifa ediyor ve namazlarında ihsan seviyesini de   büyük olasılıkla bulamıyor denilebilir. Yalnız beş vakit kılıp da takva   eksikliği nedeniyle tadili erkanda bir bozukluk nedeniyle ihlas ve ihsanda da   eksiklikler olabilir.

 

Kurbanlık Hayvanlara   Yumuşak Davranmak

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem hayvanı kesmenin güzel bir biçimde yapılmasını ve   bıçağın iyice bilenmesini emir buyurmuştur. Böylece boğazlanacak hayvan rahat   bir şekilde can vermiş olur.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem bıçağın ağzını bilemeyi ve bıçağın hayvana   gösterilmemesini emretti ve,

“Biriniz   hayvan boğazlayacağı zaman hemen kesimi çabucak yapsın, “buyurdu. [ İbn Mace, H.no:3172]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem boğazlama esnasında hayvana yumuşak   davranılmasını da ister.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem, birinin koyunu kulaklarından tutarak çektiğini   gördü. Bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona,

“Hayvanın   kulağını bırak, boynundan tut !” [ İbn Mace.H.no:3171] buyurdu Efendimiz sallallahu   aleyhi ve sellem, adamın birini, hayvanın yüzüne ayağını dayamış bir halde   bıçağını bilerken gördü. Bu hal üzerine adama şöyle dedi:

“Bu   bileme işini daha önce yapman gerekmez miydi ? Hayvanı defalarca mı öldürmek   istiyorsun” [Hadislerle ilim ve Hikmet. 1/515] dedi. Başka bir rivayette:   “..hayvanı yere yatırmadan önce bıçağını bileseydin ya!” [ Hadislerle İlim ve Hikmet. 1/515] Kesilecek hayvan kesim yerine   yumuşaklıkla sevkedilmeli. Bıçak hayvanın gözünden uzak tutulmalı, tam kesim   yapılacağı zaman bıçak ortaya çıkarılmalıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem, bıçağın hayvanın gözünden uzakta bilenmesini

 

                                               39   

 

emretmiştir. Kesimle   ilgili emirler arasında, hayvanın şah damarının kesilmesi de vardır.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şeytanın yaptığı gibi yapmayı yasaklamıştı.   Şeytanın yapmasından maksat; hayvanı boğazlamak ve şah damarını kesmeden   hemen derisini yüzmeye başlamak demektir.” Diğer bir rivayette:

“Onlar   hayvanın boğazını birazcık keserler, sonra da şah damarlarını kesmeden   ölünceye kadar hayvanı öylece bırakırlardı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem bunu yasakladı.” [ Hadislerle İlim ve Hikmet. 1/516]

Bir   sahabi anlatıyor:

“Kasap,   kesim yapmak için kapıyı açarak koçun yanına girdi. Koç kasaptan kaçtı, o   sırada Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve koç yakalandı. Ancak   koç, gitmemek için ayaklarıyla diretiyordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem koça: “Allah’ın emrine karşı sabırlı ol .’”dedi. kasaba da:

“Sen   de ey kasap, hayvanı ölüme sevkederken yumuşak biçimde şevket! “ [ Hadislerle İlim ve Hikmet 1/517] buyurdu.

İbn   Ömer radıyallahu anh, adamın birinin, boğazlamak için bir koçu ayaklarıyla   sürüklediğini gördü. Hayvanı sürükleyen adama:

“Yazıklar   olsun sana, onu ölüme götürürken güzel bir biçimde götürsen ne olur ! [ Hadislerle İlim

ve Hikmet.   1/571]dedi. kasap bıçağını çıkararak,

“Güzel   bir şekilde sevketmeme gerek yok, onu şimdi boğazlayacağım!” dedi. İbn Ömer   yine:

“Olsun,   yine de güzel bir biçimde sevket dedi.

Adamın   biri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e;

“Ey   Allah’ın Resulü ! Ben koçu kesiyorum ama merhamet ediyorum !”dedi. Bu söz   üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:

“Koça   merhamet edersen Allah da sana merhamet eder ! “buyurdu [ Hadislerle İlim ve Hikmet. 1/518]

 

Kurbanı Kendi   Elimizle Kesmek

Kurban   öncelikle sahibi tarafından kesilmesi menduptur. Eğer gücü yetiyorsa kendisi   kesecektir. Çünkü bu Allah’a yakınlıktır. Bunu kendisinin yapması başkasını   bunun için görevlendirmesinden daha faziletlidir. Bunun delili şudur:

“Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem Harem-i Şerife hediye maksadıyla yüz deve   götürmüş, bizzat kendi eliyle altmış kadarını boğazladıktan sonra, elindeki   bıçağı Hazret-i Ali’ye vermiş o da ge­ri kalanını kesmiştir.” [ İs.Fık.An.4/417]

Enes   b. Mâlik radıyalalhu anh’dan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kurban   bayramında iki boynuzlu, alaca, iki adet koç kurban ederdi ve kurbanları   keseceği zaman “Bismiilâhi Allah-ü Ekber”derdi. And olsun ki, hem O’nun   ayağını/sağ dizini kurbanların sağ yanlarına basarak kendi eliyle

                                            40

keserken   gördüm.” [ Ebu Davud,H.no:2794] Hazret-i.   Ebu Musa (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre: “Efendimiz sallallahu   aleyhi ve sellem kızlarına, kurbanlarını kendi elleriyle kesmelerini, ayağını   kurbanın boynuna basmayı, keserken tekbir getirip besmele çekmeyi tenbih   etmiştir.” [ Kütüb-i Sitte Müh.6/80]

Bu   hadis, kişinin kurbanını kendi eliyle kesmesinin müstehap olduğunu gösterir.   Rivayetlerdeki emir vücuba değil, istihbaba hamledilmiştir. Bu rivayet   kadınların da kurbanlarını kendilerini kesmesinin caiz olduğunu ifade eder.   İmam Malik’ten bunun mekruh olduğunu; İmam-ı Şafiî’de kadının, birisine   vekâlet vererek kestirmesini, kesme işine kendisinin mübaşeret etmemesini tavsiye   etmiştir. Rivayetler, annelerimizin kurbanlarını Efendimiz sallallahu aleyhi   ve sellem’in kestiği ifade etmektedir. Buhâri’de:

“Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem zevceleri adına bir sığır kesti.” Müslim’de de:

“Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem, Veda Haccı’nda hanımları için bir sığır kesti.” [ Kütüb-i Sitte Müh.6/81]

En   faziletli olan, eğer kesmeyi iyice becerebiliyorsa kişinin kurbanını bizzat   kendisinin kesmesidir. Böylelikle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in   sünnetine uymuş olacaktır. Kadın için sünnet, yerine başkasını tayin   etmesidir. Eğer elinden kurban kesmek gelmiyorsa, bir başkasına vekâlet   verip, kesilirken yanında hazır bulunmalıdır.

Kurban   sahibinin bizzat kurbanının yanında bulunması da sünnet ile amel etmek ve   mağfireti istemek için efdaldir. [ İs.Fık.An.4/419] Çünkü kurbanın akacak ilk   damlası ile birlikte kurban sahibinin günahları bağışlanır. Bu sevinçli anda   kendisi de orada bulunarak ruhî inşirahı kâmil mânâda tatmalıdır [ Mehmet Emre. Müslümanca Yaşama Sanatı. 1/153]

Çünkü   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Fatima ! Kalk, kurbanının yanında   bulun. Şunu iyi bil ki, onun kanından yere düşen ilk damla ile işlemiş   olduğun günahların tümü affedilir. Ve kesilmeden önce “Benim namazım,   ibadetim, hayatim ve ölümüm alemlerin Rabbi içindir. O’nun ortağı yoktur,   bana böyle emrolundu ve ben Müslümanlardanım. “diyerek dua et.” Buyurdu.   İmran b. Hüseyin radıyallahu anh:

“Ey   Allah’ın Resulü! Bu sevap yalnız senin ‘Ehl-i Beyt’ine mi mahsustur, yoksa   tüm Müslümanlar içinde var mı ?”diye sordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem:

“Tüm   Müslümanlar içinde vardır, “buyurdu. [ İslâmda Helâl ve Haram. 1/619]  Kurbanı Müslüman birisinin kesmesi   müstehaptır, çünkü Kurban bir yakınlıktır, ibadettir; ona ehil olmayan kimse   bu işi üstlenemez. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demektedir:   “Kurbanı ancak Müslüman kişi keser.” [121 İs.Fık.An. 4/419]

Müslüman   birisinin kurbanlığı kesmek üzere vekil tayin edilmesi caizdir. Çünkü;   “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Harem-i Şerife hediye maksadıyla yüz   deve götürmüş, bizzat kendi eliyle altmış kadarını boğazladıktan sonra…” [ İs.Fık.An.4/417] geri kalan kısmını kesmek   üzere Hazret-i Ali’yi vekil tayin etmiştir. [ İs.Fık.An.4/419]

Vekil   olan kimsenin kimin adına kurban kestiğini söylemesi gerekmez. Çünkü bu   konuda niyet yeterlidir. Şayet adına kurban kestiği kimsenin ismini   zikredecek olursa, bu da güzeldir. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem kurban kesince:

“Allah’ım!   Sen Muhammed’den, aile halkından ve Muhammed’in ümmetinden kabul buyur,   “dedikten sonra, kurbanını kesmiştir. [ İs.Fık.An.4/420]

 

                                         41

 

Elinden   gelmezse, başkasına kestirir. “Vekilim ol da kurbanımı kesiver” diyerek ehil   bir kimseye havale etmeli ve kendi de başında durmalıdır, demelidir. Kurban   sahibi kurbanının başında durur veya vekili tarafından duaları okuması   müstehaptır. Dinen Hayvan Nasıl Kesilir?

Yenilmesi   dinen helâl ve mubah olan bir hayvanın dinen boğazlama/kesme işlemi ki   şekilde yapılır:

1.Boğazın   çeneye bitişen tarafı kesilmek suretiyle olur. Koyun, keçi ve sığırın bu   şekilde kesilmesi sünnettir. [ Bu kesme işlemine “Zebh”, kesilen ve kesilecek   hayvana da “zebiha” denir.]

2.Boğazın   göğse gelen kısmından ve hayvanın göğsü üstünden vurularak kesilir. Devenin   bu şekilde kesilmesi sünnettir. [ Bu kesme işlemine “nahr” adı verilir.]

Kesilecek   hayvan ister kurban niyetiyle, ister bir maksatla kesilsin, etinin dinen   helal olması için yukarıdaki kesim şekillerinden biri ile kesilmelidir. Çünkü   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kesim/boğazlama,   iki çene kemiği ile gerdan arasında olur. “buyurmuştur.

Hadis-i   Şerifte belirtildiği üzere, hayvanın boynunda bulunan damarları, boğazın çene   [Koyun, keçi ve sığır], veya göğüs tarafından [deve] kesmektir.

Bu   boğazlama esnasında dört damarı kesmek en iyi olanıdır. Bu damarlar; nefes   borusu, yemek borusu ve ikisi de şah damarıdır. Bunlardan üçünü; yemek ve   nefes borusu ile başka bir damarı kesmek yeterlidir.

Bu   şekilde kesilen hayvan dini usule göre kesilmiş olur. [ Ali Arslan Aydın. Kurban ve Hükümleri Diyanet   dergisi.sayi:6.1975]

 

Kurbanı Kesmeden   Önce Yapılacak Vazifeler

Kesime   yardımcı olabilecek malzemelerin hazırlanması lâzımdır.

Bıçakların   bilenmesi, keskinleştirilmesi lâzımdır.

Noksan   bı­çak, satır çeşitlerini tamamlanması lâzımdır.

Kurban   kesilecek yerin tespiti.

Çukur   kazmak için kazma, kürek ve vb aletleri temin etmeliyiz

Kesimden   sonra parçaları, et ve sakatatın konacağı kapların tespiti.

Kasap   ücretinin önceden hazırlanması. Kendisi kesemiyorsa, tecrübeli, mahir,   mütedeyyin bir kasap ile önceden anlaşmalı. Kesilen kurbanın etinden,   derisinden kasap ücreti verilmez.

Dağıtılacak   kurban etlerini konacağı naylon torbaların alımı. Gazete kağıdı veya   kullanılmış kağıtlara sarmak çirkin ve gayrisıhhi olur.

Hayvanın   ayaklarını bağlamak için ip, asmak için ip ve çengelin hazırlanması.

Kurbanı   kesmeye götürürken merhamet ölçülerini elden bırakmamalıyız. Onu bacağından   çekerek, itip kakarak, sürükleyerek götürmemeliyiz. Mekruhtur.

Hayvanın   birini ötekinin gözü önünde kesmemeliyiz.

 

                                          42

 

Kesilen   ve kesilmekte olan hayvanı, diğer hayvanlara göstermemeliyiz.

Bıçağı   kurbanlık hayvana göstermemeliyiz. Hele hayvanın yanında bıçak bilemek   gafletine düşmemeliyiz.

Kurban   çok hisli hayvandır. O kadar ki: “Ne güzel şey, ne tatlı şey. Allah yolunda   canımı kurban ediyorum diye söylemesi lezzetli zikirlerdendir.”

 

Vekâlet Verme   Şekli

Kurbanını   bizzat kesmeyen, kesemeyen, başka bir yere veya hayır kurumuna gönderen kimse   kurbanını kesecek veya kestirecek kimseye şöyle vekâlet verir:

“Adak,   akika veya vacip kurbanımı kesmeye, kestirmeye seni vekil tayin ettim.”der.   karşı tarafta:”Aldım kabul ettim.”der.

 

Kurbanda Vekalet   Olur mu?

Bir   kimse kendi adına kurban kesmesi için başkasını vekil tayin edebilir. Vekalet   bizzat verilebileceği gibi mektup, telefon, faks, e.-mâil gibi vasıtalarla da   verilebilir.

Hayır   kurumlarına yapılan kurbanlık bağışında direkt olarak vekalet verilemediği   veya dolaylı yollardan verildiği için kurbanın durumu ne olur? Bu şekilde   bağış yapmak dinen caiz mi?

Çeşitli   vekâlet yolları ile bağış yapma konusunda bir problem olmadığını, vekâletin   telefonla, telgrafla, mektupla, faksla, internet yoluyla vb. olabileceğini   daha önce ifade etmiştim. Sorunuzdan çıkabilecek bir sonuca daha işaret etmek   faydalı olur. Güvenli bir kuruluşa, ilanı sebebiyle hesabına para yatırıp,   kurban bağışı için olduğu notunu koydurmak hattâ açılan özel kurban hesabına   para yatırmak da vekâlet vermek anlamına gelir. Yani dolaylı dediğiniz yolla   da vekâlet caizdir. Çünkü güven duyulan bu organizasyonlar, kurban   bağışlarının en iyi şekilde değerlendirildiği, usulüne uygun kesildiği, fakir   ve muhtaçlara ulaştırıldığı yönünde âmmeye garanti vermektedirler. [ Prof.Dr.Raşit küçük]

 

Talebe yurtlarına   kurban hibe edilir mi ?

Kurbanı   kendi kesmeyip ihtiyaç yerlerine hibe etmek de caizdir. Hatta yarınlarımızın   teminatı olan öğrencilerimizin yetiştirildiği yerlere kurban parasını verip   de kestirmek uygun olan bir hizmet anlayışı ve kurbanı tümüyle değerlendirme   halidir. [ Zaman.Ailem.s:109/26]

 

Kurban Bütün   Sünnetlerine Riayet Edilerek Şöyle Kesilir:

Kesmeden   önce hayvana su vermek müstehaptır.

Önce   diz boyu çukur kazılır.

Kurbanın   gözlen tülbent ile bağlanır.

Kurbanlık   hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür.

 

                                          43

 

 

Hayvan   ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol tarafına yatırılır.

Hayvanın   sağ arka ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları bağlanır.

Boğazı   çukurun yanına getirilir.Kıbleye karşı getirilir.

Kesenin   de kıbleye dönmesi sünnettir.

Kurban   keserken keskin bıçak kullanılmalıdır.

Kurbanı   keserken, sol aynı üzerine yatırıp, sağ dizini kurbanın boğazına koymak   müstehaptır.

Kurban   sahibi kurbanının başında durur ve keseni vekil eder.

Başkasını   vekil ederek kesilen kurbanların başında bulunması halinde, kurban sahibinin   öteden “Bismillah” demesi kâfi değildir. Kesecek kimsenin kıbleye doğru   yatırdığı kurbanı keserken “Bismillah, Allahü Ekber” demesi gerekir.

Kurban   sahibi tarafından dua niyetiyle şu ayetler okunur.

“İnni   veccehtü vechiye lillezi fatare’s semâvâti ve’l arda hanîfen.” [ Enam Suresi.6/79[Ben yüzümü tamamen hanif olarak,   gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben Allah'a ortak koşanlardan   değilim.)]

“Inne   salâti ve nusiki ve mahyâye ve memâti lillâhi Rabbi’l âlemine la şerike lehü”   [ Enam Suresi.79/162 [De ki: "Şüphesiz benim   namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabb'i olan Allah'a aittir.   O'nun hiçbir ortağı yoktur ]]   ayetini okur. Bu ayetlerden sonra:

“Allah’ım   bu Sendendir ve Sanadır.” Bunu söyledikten sonra:

“Allah’ım   dostun İbrahim aleyhisselâm’dan kabul ettiğin gibi, benden de kabul buyur:”   diyecek olursa, bu da güzeldir. Yani, bu nimet Senden gelmiştir ve ben bu   nimet ile Sana yakınlaşmak istiyorum. [İs.Fık.An.4/419]

Üç   kere: “Allah-ü Ekber Allah-ü Ekber la ilahe illallahu vallahu ekber. Allah-u   ekber ve lillâhi’1-hamd” diye tekbir alır.

Sağ   eliyle bıçağı, sol eliyle de hayvanın kafasını tutar.

Sonra   “Bismillâhi Allah-ü Ekber” denilerek hayvanın boğazına bıçak vurulur. [ Bismillâhi derken (h)yi belli etmek lâzımdır.   Belli edince, Allah-ü Teâlâ’nın ismi olduğunu düşünmek lâzım olmaz.(h)açıkça   belli etmezse, Alla-ü Teâlâ’nın ismini söylediğini düşünmek lâzımdır. Bunu da   düşünmezse hayvan leş olur. Yemesi helâl olmaz. Bunun için her zaman Allah   Teâlâ dememeli, Allah-ü Teâlâ deyip (h) harfini belli etmeğe alışmalıdır.]

Bıçak   aşağıdan yukarıya doğru yürütülür. Nefes borusu, yemek borusu ve şah damarlar   kesilerek kan iyice akıtılır. [ A.Arslan Aydın. Kurban ve Hükümleri.Diyanet   Dergisi.5:6]

Sığır   ve davarlar, hemen çenelerinin altından boğazlanır kesilir. Boğazlarını iki   tarafındaki şah damarlarıyla, yem, su bousu ve gırtlakları kesilir. [ EbuDavud. 10/456]

Hayvan   kesen kimse “Bismillâhi Allah-ü Ekber”i açıktan okumalıdır. Böyle yapması çok   faydalıdır. Hem böylelikle suizanna sebebiyet verilmez. [ Mehmet Güleç. Tenbih ve ikaz. 186]

Kesimi   yapacak kimsenin elini tutma şartı yoktur. [ Mehmet Güleç. Tenbih ve İkaz.l85[

 

 

                                              44  

 

Kesecek kimsenin elini tutmak isteyen kurban sahibi kesenle birlikte "Bismillâhi Allah-ü   Ekber" demelidir. Kesecek kimsenin eli üzerine koyan veya kesenin   ikisinden birisi "Bismillâhi Allah-ü Ekber"i kasten terk ederse   kesilen hayvan kurban olmaz ve eti de yenmez. Çünkü herikisi de bir kesiyor   demektir.]]

Kesim   ânında kurban sahibinin çektiği besmele kâfi gelmez. Kesenin de çekmesi   şarttır. Hattâ, kesim ânından önce hep birlikte tekbir getirilir, ancak bu   tekbirleri çoğaltıp da hayvan yatırılmış hâlde bekletilerek zahmet   uzatılmaz.. Tekbir bitince, kesecek olan kimse Bismillâhi, Allahü Ekber   diyerek bıçağı çalar. [ Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem, bıçakların bilenerek hayvanlardan gizlenmesini   emretmiş ve şu tenbihte bulunmuştur:

“Biriniz   hayvanı keseceği zaman, o işi hızlı yapsın.”[ İbnMace.H.no:3172]

“Kestiğiniz   zaman da kesmeyi en iyi şekilde yapınız! Her biriniz bıçağını bilesin ve   hayvanını rahatlatsın.” [ Ibn Mace.H.no:3170]

Burada   “hayvanı rahatlatmaktan” maksat, bıçağı bileyerek hayvanın boğazına süratle   sürüp kesimi çabuk yapmak ve hayvanı okşamak gibi şeylerdir. [ Efendimiz’den Hayat Ölçüleri. 185]

Hayvanın   boğazında yemek borusu, hava borusu ve iki yanda şah daman denilen iki ana   damar kesilir. İmam-ı Azam rahmetullahi aleyh’e göre bu dört şeyden üçünü   kesilmiş olması gerekir.

Koyun,   keçi, sığır çene altından, deveyi gerdanından boğazlamak sünnettir. Hayvanın   boğazındaki yumru kemik, kesildiği zaman baş tarafında kalmalıdır.

Kurban   kesilirken “Bismillâhi Allah-ü Ekber” demeliyiz. “Bismillâhirrahmanirrahim”   dememeliyiz. Zira tevatür yolu ile gelen sünnet “Bismillâhi Allah-ü Ekber”   demektir.

Kurban   kesilirken oturmayıp, kan tamamen akıncaya kadar hürmeten ayakta beklemek de   Sâlihlerin âdetlerindendir. [ Efendimiz’den Hayat Ölçüleri. 186]

Hayvanı   keserken boyun kemiğinin içindeki ak iliği, murdar ilik dedikleri boyun   damara varıncaya kadar bıçağı götürmek mekruhtur. O damar canı çıktıktan   sonra kesilecektir. Boynunda kesileceği yeri iyi görebilmek için hayvanın   başını çekip uzatmak veyahut canı çıkmadan havanın boynunu geriye kırmak,   canı çıkmadan başını kesip ayırmak, soğumadan derisini yüzmeye başlamak gibi   işlerin hepsi de faydasız, hayvana eziyet olduklarından mekruhtur.

Kesimin   tam vâki olması için boğazda bulunan dört borunun kesilmesi gerekir. Bunlar:   Yemek borusu, hava borusu ile boğazdan gövdeye uzanan iki kan damarıdır.   Kesim bunların hepsinin de kesilmesiyle vâki olur. Ancak üçünün kesilmesiyle   de ölüm vaki olacağından dini kesim yapılmış olabilir. Bu dört, yahut üç bağı   kestikten sonra beklenmeli, boyun gövdeden tepinme bitince ayrılmalıdır.   Hayvanın çırpınması bitmeden kafayı gövdeden ayırmak mekruhtur. Kesimi ense   tarafından yapmak ise haramdır. Soğumadan soymaya başlamak da mekruhtur.   Beklenilmeli, canlılık alameti yok olunca deri yüzülmelidir. [ Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi]

Hayvan   ruhunu teslim edip çırpınması, depreşmesi son bulmadan, soğumaya başlamadan,   başını gövdesinden ayırmak ve yüzmeye başlamak mekruhtur.

Hayvan   boğazlanırken mutlaka: “Bismillâhi Allah-ü Ekber” demeli. Besmele ve tekbir   kasden terk edilecek olsa, hayvanın eti yemlemez. Telaş ve heyecandan   unutulmuş olan yenebilir.

Besmele   ve tekbirin tam hayvanın kesileceği sırada söylenilmesi şarttır. Besmele ve   tekbir ile boğazlama

 

 

                                          45

 

arasına başka bir iş veya söz girmemelidir. Besmele ve   tekbir yanılmak veya unutulmak sebebiyle terk edilmiş olursa, boğazlanan   hayvanın eti yenilir. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ümmetimden   yanılma, unutma ve zorla yaptıklarını sorumluluğu kaldırılmıştır.” [İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı.49] buyurmuştur.

 

Besmele ve tekbir   çektikten sonra başka bir işle meşgul olmadan hemen kesmeye başlamalıdır.

Besmele   çektikten sonra bıçağı bilese, kesmeye başlarken tekrar besmele ve tekbir   çekmesi lâzımdır. Besmele ve tekbir çektikten sonra hayvan yerinden kalksa,   onu yere yatırdığında tekrar besmele ve tekbiri çekmesi lâzımdır.

Birkaç   hayvanı birbiri peşine kesecek olsa, hepsi için ayrı ayrı besmele ve tekbir   çekmesi gerekir.

Bir   hayvanı kesmek için besmele ve tekbir çekse, sonra onu bırakıp başka birini   kesmeye teşebbüs etse, besmele ve tekbir çekmeyi yenilemesi gerekir.

Bıçağı   değiştirme de besmele ve tekbiri tekrarlamak lâzım değilse de, hayvanı   değiştirme de tekrarlamak gerekir.

Kurbanımızı   kestikten sonra, elimizdeki bıçağı bırakıp, sonra iki rekat namaz kılmalıyız.   Dua etmeliyiz. Kestiğimiz kurbanımızı kabul buyurması için Allah’a niyazda   bulunmalıyız. Müslümanlardan herhangi bir kimse iki rekat namaz kılarda   Allah-ü Teâlâ o kimseye istediğini verir.

İki   rekat namaz kıldıktan sonra hemen ardından şu duayı okumak müstehaptır:

“Allah’ım!   Bu kurban senin [bana] ihsan ettiğin rızıktandır. Zâtı-ı kerîminin rızası   için kurban edilmiştir. Habibin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den,   Halil’in İbrahim aleyhisselâm’dan kabul ettiğin gibi, benden de kabul buyur.”   duasını okuyup matlubunu istemeli ve duasının kabul olacağını Fahr-i Alem   sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz haber vermişlerdir.

 

Kadının kesmesi   de caizdir.

Hayvan   tamamen ölmeden kafa ve ayaklarını koparmak, derisini yüzmeye kalkmak,   kıbleden çevirmek veya hayvana azap vermek mekruhtur.

Kurbanın   fazla olan yerlerini sokağa atmamalıyız. Gömmeliyiz. [ Tam İlmihâl.285; Mülteka Tercümesi.2/320-331;   Kadın İlmihâli.243; Kurban ve Faziletleri.46; Ehl-i Sünnet İtikadı.226;   Fetevay-ı Hindiye.12/447; İbn Mace.H.no:3170; Ebu Davud. 10/455; Sahih-i   Müslim.9/228]

 

Cereyanla/elektirikle   hayvan kesmek caiz midir ?

Normal   kesilen her hayvan için ayrı besmele çekmek gerekir. Ancak iki veya daha   fazla hayvanın üstsüte yatırılıp keskin bir pala ile bir defa besmele çekilip   birden boğazlanması caiz olduğuna göre birden fazla hayvanın sıraya dizilip   kesici bir aletle otomatikman birden kesilmesi de caiz olabilir. Böyle bir   durumda otomatiğin her çalışmasında besmelenin yeniden çekilmesi gerekir.   Ancak bu durumda hayvanın canı çıkmadan başı koparılıyor veya hayvan   ensesinden kesiliyorsa mekruh olur. [ Kurban. Semerkand Yayınları.51]

                                                 46

 

Şoklama ile   hayvan kesmek

Şoklama   ile hayvan kesilebilir. Yalnız bir hususa dikkat etmek gerekir; şoklama veya   bayıltma kesim anında hayvanın mukavemetini zayıflatıyor fakat hayatına tesir   etmiyorsa-, yani hayvan ölmeyip yaşıyorsa, ancak kesildiğinde kanı akıyor ve   ölüyorsa, bu şekildeki bir şoklama veya bayıltma ile hayvan kesilebilir. Eğer   hayvan, henüz kesilmeden, şokun etkisiyle ölürse; o, kurban olamayacağı gibi,   eti de yenmez. [ Bir Müslümanın yol Haritası.5908]

Kurban   keserken en çok dikkat edilecek husus, hayvana işkence yapmadan, en az acıyla   kesmektir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bu hususta ikazları   vardır. Nitekim bir defasında Hazret-i Ömer radıyallahu anh, keseceği kurbanı   sürükleyerek götüren birini görünce ikazını şöyle yapmıştır:

“kurbana   eziyet etmeden götür, işkence yapmadan yatır, kesim işini bir anda bitir! Bu   açıdan bakılınca, şokla kesim acıyı en aza indiren kesim olarak görülebilir.   Şokla kesilecek kurbanlarda dikkat edilecek en mühim nokta şudur:

 

Ölüm ne ile   olmaktadır? Şokla mı, yoksa şokun hemen arkasından yapılan kesimle mi?

Şayet   verilen şokla hayvan ölüyor, kesim sonra oluyorsa elbette bu et yenmez. Çünkü   ölüm kesimle değil şokla oldu. Eğer şokla sakinleştirilen hayvan hemen   kesilmiş, ölüm bu kesimle gerçekleşmişse bundan şüphe etmeye gerek yoktur,   ölüm kesimle gerçekleşmiş, şart yerine gelmiştir. Bu konuda Diyanet’in   fetvası da vardır. [ Ahmet Şahin.Zaman Ailem.s: 109/31]

 

Kurbanla İlgili   Mekruhlar

Kesimi   bıçaktan başka bir şeyle yapmak.

Kör   bıçakla kesmek.

Hayvanı   kesileceği yere bacağından sürükleyerek ve itip kakarak götürmek.

İlk   bıçak sürtüşte murdar iliğe kadar kesmek.. (Bu ilik kesilince hayvan felç   olur, cırpınmaz. Bu sebeple icap eden necis kanıtam olarak dışarı atılmamış   olur.)

Kıbleye   çevirmeyi ihmâl etmek.

Bıçakları   hayvan yatırdıktan sonra bilemek

Hayvanın   birini ötekinin gözü önünde kesmek

Kesilen   hayvanı soğumadan yüzmek

Hayvanı   kestikten sonra, soğumadan önce murdar iliği kesmek

Boynun   ön kısmından -boğazından- kesmek müstehap, arka kısmından -ensesinden kesmek   mekruhtur.

 

                                        47

 

 

Kurbanın Derisini   Yüzmek

Ebu   Said el-Hudri radıyalalhu anh’dan rivayet edildiğine göre: Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem, bir koyunun derisini yüzmekte olan bir adamın   yanından geçti. Bu arada Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adama:

“Biraz   çekil, sana koyunun nasıl yüzüldüğünü göstereyim,”buyurdu. Sonra, Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem elini deri ile et arasına öyle soktu ki kolu   koltuk altına kadar derinin altında kayboldu ve: “Yâ adam, deriyi böyle yüz”   buyurdu. Sonra geçip gitti ve abdest almadan [yâni yenilemeden] cemâate namaz   kıldırdı.” [ İbn Mace,H.no:3179; Ebu Davud, H.no.-185]

Hadis;   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetine ne derece şefkatli ve nasıl   bir tevazu sahibi olduğunu gösterir. Öyle ki bir hayvan derisinin nasıl   soyulacağını/yüzüleceğini bile ümmetine göstermiş ve bizzat deriyi soyma   tevâzuunu göstermiştir.

Çiğ   et ellemekle abdest bozulmaz. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem   koyunun derisinin bir kısmını bizzat mübarek eliyle soymuş ve bundan sonra   abdest tazelemeden gidip cemaate namaz kıldırmıştır. [ İbn Mace. 8/522]

 

Kurban Derisini   Satmamak

Kurban   kesilmeden önce yünü kırkılmaz, onlardan faydalanılamaz. Yine kurban olacak   hayvanın sütünden istifade edilemez. [ Ebu Davud. 10/456]

Kurbanın   derisinin, yağının, etinin, ayaklarının, başının, yününün, tiftiğinin,   tüyünün, kesildikten sonra sağılan sütünün satılması haramdır. Bu ister vacip   kurban olsun, ister tatavvu kurban olsun fark etmez. Çünkü Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem: derilerinin de paylaştırılmalarını emretmiş,   satılmalarını yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

“Kim   kurban derisini satarsa, o, kurban kesmemiş olur.” [ İs Helâl ve Haramlar.1/621]

İbn   Hacer el-Heytemi bu hadis-i şerif hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Kişi   bu hareketiyle önemli bir adeti kökünden yok etmiştir. Bunun doğru olduğu şu   yoldan da anlaşılır. Meselâ, o hayvanı kurban kesmekle kendi mülkiyetinden   çıkanp yoksulların hakkı yapmıştır. Bundan sonra deriye satarsa, yoksulun   hakkını gasbetmiş olur. Hattâ kasap ücreti olarak deriyi vermek de satmak   gibidir. [ İs.Helâl ve Haramlar.1/621]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem’in Hazret-i Ali radıyallahu anh’a ya hitaben   kurbanlığın etini, derisini, yularını ve çulunu fakirlere tasadduk etmesini   emrettiği bilinmektedir. Aynı şekilde kasaba ve hayvanı kesen kimseye   derisini yahut her hangi bir parçayı kesme ücreti olarak vermek de caiz   değildir. Çünkü Hazret-i Ali radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet   edilmiştir:

“Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem boğazlandıkları zaman develerin başında durmamı,   derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı, onlardan kasaba herhangi   bir şey vermememi emretti ve bana: “kasaba ücretini biz kendimiz veririz.” [ İs.Fık.An.4/423] dedi.

Şayet   fakirliği dolayısıyla veya hediye olmak üzere, kasaba kurbandan herhangi bir   şey verecek olursa bunun bir mahzuru yoktur. Çünkü o da başkası gibi ondan   alma hakkına sahiptir. Hattâ öncelikle buna lâyıktır. Çünkü o, bu kurbanı   kesmiştir ve canı onu çekmiş olabilir.

Kurban   kesen kişi kurbanının derisini ev eşyası olarak kullanabilir, yararlanabilir.   Kurbanın derisi ile, kalıcı olan ve aynı ile yararlanacağı şeyleri/yani   demirbaş eşya alma hakkı vardır.

 

                                           48

 

Yani kurbanın derisiyle işine yarayacak   başka şeyleri değiştirmesi mümkündür. Çünkü alınan şey verilen maddenin   hükmünü alır. Bu şekilde mallar ile değiş tokuş yapmak bir çeşit   yararlanmadır. Bu parayı dayanabilme özelliği olmayan et, ekmek, yenilecek ve   içilecek gibi tüketim maddeleri satın alması caiz değildir. Yani deri, para   veya tüketilen maddeler karşılığında satması caiz olmaz.

Kurbanın   derisi, sahibi tarafından kullanılamaz, fakirlere de verilemez ise, daha   hayırlı hizmetlere muvafık olması için cemiyet hizmetindeki müesseselere   verilebilir. Yalnız bu müesseselerin iman açısından memleket ve millete   hizmet etmeyi gaye edinmeleri ve ellerine geçirdikleri paraları kötü yollarda   kullanmamaları lâzımdır. Aksi halde verenler de onların günahlarına ortak   olurlar. [ İslâm’da Zekat Müsessesesi.366]

Hanefi   fukahasi: “Kurban kesen kimse, kurban derilerini ya tasadduk etmek veya   kendileri ev eşyası olarak kullanmak durumundadırlar. Eğer kurban derisini   satarsa, bedelini fakir fukaraya tasadduk etmek borcundadır. [ Emanet ve Ehliyet. 1/569]

Bu   parayı aile halkının ihtiyaçları için harcamak da caiz değildir. Fakat   fukaranın ihtiyaçların karşılamak için harcamak kerahetle caizdir.

Hazret-i   İbn Ömer radıyallahu anh de; kurban derisini satıp parasını fakirlere   vermenin caiz olduğunu söylermiş. [ Ebu Davud. 10/502]

 

Kurbanın etinin   yenmesi ve dağıtımı(infak)

Kurban   bayramında kesilen kurbanın etinden sahibi yiyebilir. Kurban sahibi de bayram   gününde diğer insanlar gibi Allah’ın misafiridir, o da Allah’ın ziyafetinden   istifade edebilir.

Kesilen   kurbanın eti üçe ayrılır. Bir kısmı ev halkı için ayrılır, üçte biri akraba   ve komşulara dağıtılır. Geriye kalan üçte biri de fakir ve muhtaçlara   verilir, kurbanın etinin bu şekilde taksim edilmesi mendup/güzel bir   davranıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu ayetlerde böyle bir taksim   yapılabileceği bildirilmiştir:

“Siz   de onların[kesilen kurbanların) etinden hem kendiniz yiyin, hem de yoksula ve   fakire yedirin." [Hacc Suresi.22/28]

“Biz   kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin hakkınızda Allah’ın dininin şeârinden   kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar boğazlanmak üzere saf halinde   dururken, onları kestiğiniz zaman Allah’ın adını anın. Yanı üstü yere   yıkılınca da onlardan hem siz yiyin, hem kanaat gösterip istemeyene, hem isteyen   fakire yedirin. İşte böylece onları size amade kıldık ki şükredesiniz.” [ HaccSuresi.22/38]

Aynı   zamanda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kesilen kurbandan hem sahibinin   yemesini hem de başkalarına yedirmesini teşvik etmiştir. Kurbanın etinden   dağıtılan kısmın üçte birden az olması mendup yani güzel bir davranıştır.   Bütün bunlarla birlikte, eğer kurban kesen kimse ailesi kalabalık ve imkanı   geniş biri değilse, bu durumda kurbanın hepsini kendi evinde bırakması daha   uygun olur. Çünkü kendisinin ve ailesinin ihtiyacı, diğer insanların   ihtiyaçlarından önce gelir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu konuya   dikkati çekerek, ihtiyaç sahibinin ilk önce kendisinden ve ailesinden   başlaması gerektiğini bildirmiştir. [ Bir Müslümanın Yol Haritası.591]

Kurbanın   etinden yemek müstehaptır. Başkalarına yedirmek de müstehaptır. [ Fetavay-ı Hindiye. 11/491]

 

                                              49

 

Hz.   Câbir radıyallahu anh anlatıyor:

“Resûlullah   aleyhissalâtu vesselam kurban ettiği her deveden bir parça etin alınmasını   emretti. (Toplanan) etler bir çömleğe konulup pişirildi. Sonra Resûl-i Ekrem   aleyhissalâtu vesselam ve beraberindekiler etten yediler ve et suyundan   içtiler.” [ İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi.]

Bayramların,   birlik ve beraberlik, hediyeleşme, yardımlaşma, ikram etme, ilâhi nimetlerden   faydalanma ve Allah’ı zikretme günleri olduğunu:

Kâinatın   Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir kutlu ifadesinde şöyle   buyurmuştur:

“Hepinizin   istifade edebilmesi için, kurban etlerini üç günden fazla yemenizi   yasaklamıştık. Artık Allah size bolluk ihsan etti. Şimdi, kurban etlerini   istediğiniz kadar yiyiniz, kendiniz için ayırınız ve dağıtarak sevabını   Allah’dan bekleyiniz. Şunu iyi bilin ki, bu bayram günleri; yeme, içme ve   Allah azze ve celle’yi zikretme günleridir.” [ Ebu Davud, H.no:2813] Efdâl olanı ise, üçte birini   tasadduk eylemek, üçte birini akraba ve yakın dostlarına ziyafet çekmek, üçte   birisini de ailesi için bırakmaktır.

Peygamberimiz   sallallahu aleyhi ve sellem de:

“O,   üçte birini aile halkına yedirir, üçte birini yoksul olan komşularına   yedirir, geri kalan üçte birini de tasadduk ederdi..” [ İs.Fık.An.4/422]

Kurban   etini zengin de, fakir de yiyebilir. Cenâb-ı Hak:

“Onlardan   yiyin ve eli dar olana ve fakirlere ondan yedirin.” [ Hac Suresi.22/28]

“Etinden   yiyin ve ondan dilenen, dilenmeyen yoksullara yedirin.” [ Hac Suresi.22/36]

Çünkü   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yiyiniz,   saklayınız, tasadduk ediniz.”

“Yiyiniz,   yediriniz ve saklayınız.”

“Kurbanlık   etlerinizi satmayınız.” [ İs.Fık.An.4/422 Kurbanlıkların etlerini satmak   haramdır. Ebu Davud.10/501]   buyurmaktadır.

Kurban   kesen zat, onun etinden dilediği kimseye verebilir. İster zengin, ister   Müslüman, isterse zımmi olsun fark etmez.

Keza   bir kimsenin, kestiği kurbanının tamamını nefsi için bırakması da caizdir.   Bir kimsenin, kestiği kurbanın tamamını tasadduk etmesi de caizdir. [ Fetavay-ı hindiye. 11/491]

Kurban   etinin, kesimin yapıldığı bölgede dağıtılması teşvik edilirse de daha fazla   ihtiyaç sahiplerinin bulunması halinde başka yerleşim birimlerine gönderilebilir,   nakledilir. [İlmihâl.II.Diyanet Vakfı. 10]

“Kurban   kesenler, kurban etini gönderecekleri kimselerden üstün olduklarını ve daha   büyük fazilet taşıdıklarını düşünmemelidirler. Bilâkis onlara teşekkür   etmelidirler. Fakirler bu yardımı kabullenmekle onların üzerinden belâların   kalkmasını sağlamışlardır.” [ El Uhudül-Kübra.259]

Bir   hisse kurbanı sadaka olarak veren en önce tasadduk ettiği kurbanı sevindirir.   Sonra tasadduk ettiği kişiyi sevindirir. O yuvada yasayan yavruları   sevindirir. Umulur ki bu kadar kişiyi sevindiren insani da Allah sevindirir.   Bir beldede kesilen kurban o yer üzerine gelecek belâ ve musibetlere kalkan   olur. Cenâb-ı Allah İsmail’ler ile kurban olacak hayvanlar arasında   insanoğlunu serbest bırakmıştır. Hayvanlarını kurban edenler İsmail’lerini   kurtarmıştır.

Bir   kurban kesilmesinin sevabından kestiren kadar kesen de hissedar olur.   Kurbanlık hayvani besleyen, alan, satan hissedar olur. Etini pişiren,   pişirileni yiyen de hissedar olur. Yemekten sonra söylenen Elhamdülillah   bütün hissedarların hanesine yazılır. [ Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas,   s.89-105]

 

                                               50

 

Kurban   Kesildikten Sonra Çevre Temizliği

Temizlik   sadece vücut, elbise ve evlerin iç temizliğinden ibaret değildir. Dinimizde   temizliğin alanı çok daha geniştir.

Çevre   temizliği yalnız kendimizi değil, başkalarını da ilgilendiren bir konudur.   Çevreyi kirletmek, başkalarını rahatsız etmek, diğer insanlara zarar vermek   demektir. Halbuki Müslüman başkalarına zarar vermeyen, hiçbir canlıyı   incitmeyen insandır.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem: “Avlularınızı temizleyiniz” buyurarak evlerin   çevresinin de temizlenmesi gerektiğini bildirmiştir. [ Prof. Dr.İ.Canan.İslâm’da Çevre Sağlığı. 68; Her   Yönüyle Temizlik. 108]

Temiz   olan çevreyi pisletmek çok kötü bir iş ve Müslüman’a yakışmayan bir   davranıştır. Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Lanete   uğramışlardan olmaktan sakının, “buyurur. Bunun üzerine sahabiler: “Bunlar   kimdir, ya Resûlullah?”diye sorunca, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Halkın   gelip geçtiği yolu ve gölgelendikleri yerleri kirletenlerdir.” [ Ebu Davud, H.no:25-26] buyurur.

İnsanların   gelip geçtiği yolları, oturup kalktıkları ve dinlendikleri yerleri kirleterek   başkalarının rahatsız edilmesi İslâm Ahlâkı ile bağdaşmaz. Müslüman diğer   insanları rahatsız eden davranışlarda bulunmaz.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem, yerlere tükürmeye bile izin vermezken, bir   Müslüman nasıl olur da çevreyi kirleterek insanları rahatsız edebilir? Nasıl   olur da başkalarını zarar görmesine sebep olacak davranışlarda bulunabilir? [ Her Yönüyle Temizlik. 109]

Kurban   kesiminde en önemli hususlardan birisi çevrede görüntü kirliliğine sebep   vermemektir. Özellikle son yıllarda insanların inancından kaynaklanan bir   ibadete saldırmak isteyenler/saldıranlar açıktan açığa söylemese de hayvan   sevgisiyle veya çevre kirliliğine sebebiyet verdiğinden dolayı sık sık   eleştirilirde bulunmaktadırlar. Bu tür saldırılara fırsat vermemek için   kurban kesen kimselerin, kestikleri yerin temizliğini yapmaları veya   şehirlerde belediyeler tarafından hazırlanan yerlerde kurbanlarını kesmeleri   son derece önemlidir. Yöneticilerin de insanların bu ibadetini gönül   rahatlığıyla yapacağı ortamı hazırlamaları gerekir. [ Zaman Ailem.s: 109/6]

Kurban   kesildikten sonra çevre temizliğinin iyice yapılması gerekir. Hayvanın artan   parçalarının toprağa derince gömülmesi ve mümkün olduğu ölçüde dışarıda   hiçbir parçasının bırakılmaması gerekir. Bu şekilde bir hareket, kurbanlık   hayvana ve kurban ibadetine bir saygının bir gereği olduğu gibi özellikle   büyük şehirlerde ve kalabalık yerleşim birimlerinde sağlık kuralları ve çevre   temizliği açısından da çok önemlidir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem   bir çok kutlu ifadelerinde çevre temizliğinin önemini vurgulamıştır.

Kurban   kesmenin ve etini ihtiyaç sahiplerine dağıtmanın sevabını çevre kirliliği   meydana getirerek ve kul haklarını ihlal ederek azaltmamak gerekir. [ İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı. 10; Bir Müslümanın Yol   Haritası.592]

 

                                             51

 

KURBANLA İLGİLİ   SORU VE CEVAPLAR

Ölü namına kurban   kesmenin hükmü nedir ?

Bir   kimse öldükten sonra namına kurban kesilmesini vasiyet etmişse varisin onun namına   terekenin üçte birinden kurban kesmesi gerekir. Bu kurbanın etinden ölünün   varisleri ile zenginler yiyemezler. Bunun tamamının yoksullara dağıtılması   gerekir.

Şayet   ölen kimsenin vasiyeti yoksa varisin onan namına kurban kesmesi gerekmez.   Ancak bir kimse ölen anne ve babası ya da diğer yakınları adına fakirlere   bağışta bulunabileceği gibi kurban da kesebilir. Bu kurban eti fakirlere   sadaka olarak verilebileceği gibi, kesen kimse aile fertleri ve zenginlerde   yiyebilir. [Kurban. Semerkand Yayınları.55]

Kurban etini   gayr-i Müslimlere dağıtmanın hükmü nedir? Bazı yardım kuruluşları bunu   yapıyorlar. Biz de Türkiye dışında yaşıyoruz ve Müslümanların gayr-i   Müslimlerle kanşık olduğu bir yerdeyiz. Kestiğimiz kurban etinden onlara da   verebilir miyiz?

Gerek   Müslüman bir ülkede yaşansın gerek böyle olmayan bir coğrafyada, gayr-i   Müslim komşulara kurban eti verilmesinde bir sakınca olmadığı gibi, bu gibi   yardımlar komşuluğun icaplarından sayılmıştır. [ Prof. Dr.Raşit Küçük.Fetvalar]

Hayır   kurumları, kurbanın etlerini soğuk depolarda bekletip 6 ay sonra, 9 ay sonra   fakirlere verebilir mi? Bunun hemen kullanılmasına ilişkin herhangi bir hüküm   var mı?

Hayır.   Kurban ibadeti kurbanı kesmekle tamamlanmış olur. Etinin kullanılması,   tamamlayıcı unsurlardandır. Ana unsur değildir. Hayır kurumlarında bu etlerin   dondurulmak suretiyle, yıl boyunca kullanılması hususunda herhangi bir mahsur   yoktur.

Ama   esas Hz. Peygamber’in sünnetine uygun olan, kesilen kurbanın etinin hemen   dağıtılmasıdır. [Prof.Dr.M.Saim Yeprem.]

 

Bazı hayır   kurumları, kurban bağışlarını kurban kesmeyerek başka hayır işlerinde   kullanıyorlar. Bu durum dinen caiz mi?

Kurban   ibadeti, kurban kesme ibadetidir. Onun başka bir ibadet ile yer değiştirmesi   mümkün değildir. Kurban ibadeti, her halükarda kurbanın kesilmesini   gerektiren bir ibadettir. Kesilen kurbanın malzemesi satılarak parası hayır   işlerinde kullanılabilir. Ama ben hayvanı kestirmeyeceğim sadece parasını   kullanacağım dendiği zaman o ibadetin adı sadakadır, kurban ibadeti değildir.   [ Prof.Dr.M.Saim Yeprem.]

 

Etinin Tamamının   Tasadduk Edilmesi Gereken

Kurbanlar   Hangileridir ?

Etinin   tamamının tasadduk edilmesi gereken kurbanlar şunlardır:

Adak   olan kurban

Bayram   günlerinde kesilmeyen kurban

Ölünün   vasiyeti üzerine kesilen kurban

Ortaklardan   birinin kazaya niyet ettiği kurban

Kurbanın   doğurduğu yavru. [ Kurban. Semerkand Yayınları.50]

 

 

                                      52

 

Aldığım Araç için   Kurban Kesmem Gerekir Mi?

İkinci el bir   araç aldım. Bunun için veya herhangi bir araç için kurban kesmek gerekir mi?   Daha önce bunun için bir adakta da bulunmadım.

Alınan   herhangi bir araç ve eşya için kurban kesilmesi söz konusu değildir. Bu tür   şeyler için sıkça adak adamak da hoş karşılanmaz. Halk arasında ev veya araç   alan birinin kurban kesmesi ise sadece bir âdet olup, dînî bir gereklilik   değildir. Kazayı belâyı def edici sadaka kabilinden böyle bir hayrı işlemek   ise yadırganacak bir durum olarak görülmez.

 

Kurbanın Geçerli   Olması için Niyet Etmek Şart Mıdır ?

Evet,   kurbanın geçerli olması için niyet etmek şarttır. Çünkü hayvan ibadet   kastıyla da et kastıyla da kesilebilir.

 

Bir Zatı   Karşılamak İçin Kesilen Kurbanın Eti Yenir Mi ?

Allah   rızası olmaksızın sırf bir zatın gelişini kutlamak amacıyla besme­le çekilmiş   olsa bile kesilen kurbanın eti yenmez. Ancak o kimseye veya başkalarına ikram   etmek niyetiyle kesilirse caizdir ve eti yenir. [ Kurban.Semerkand Yayınları.49]

 

Ölü Namına Arafe   Günü Kurban Kesilir Mi ?

Burada   kurban bayramı günlerinde kesilen kurban kastediliyorsa arafe günü kesilemez.   Çünkü bu bir udhiyedir. Udhiye ise yalnız bayram günlerinde kesilir. Ancak   sadaka niyetiyle kesilmek isteniyorsa arafe günü de kesilebilir. [ Kurban. Semerkand Yayınları.49]

 

Türbelerde,   Törenlerde, Açılışlarda Kurban Kesilebilir Mi ?

Mezarları   tamamıyla sağlam ve sahih düşüncelerle türbe haline getirilen zevat-i kiramı   ziyaret etmenin, onların huzurunda onları şefaatçi yaparak Çenab-ı hakk’a   yalvarıp yakarmanın hiçbir mahzuru yoktur. Önceleri bu niyetle türbeleri   ziyaret eden insanlar ve özellikle bunlar arasında zengin olanlar,   ziyaretleri esnasında kurban kesip, etini fakir-fukaraya dağıtmışlar,   sevabını da türbe sahibine bağışlamışlardır. Bir teamül haline gelen, örfe   mâl olan bu alışkanlık sonraları su-i istimal edilmeye başlanmış.. Başlanmış   ve “Falan zata kurban keseceğim.” gibi düşünceler içine girilmiştir. Fakat   bu, akide açısından olabildiğine tehlikeli ve insanı küfre sokacak   taşımaktadır. Bazıları bu niyetle türbelere kurban kesenlere “kâfir olur”   demektedirler ki, meseleyi böyle ifrat içine sokmaya gerek yoktur.

 

                                                     53

 

Zira   aslında kesilen her hayvan Allah adına kesilmekte ve kesilirken “Bismillâhi   Allah-ü Ekber” denilmektedir. Burada dikkat edilmesi gerekli olan husus,   hayvanı boğazlayan kişini niyetidir. Hüküm ona göre verilir.

Meselâ;   bir beldeye teşrif eden devlet büyüğü için kurban kesilirken, onun ayak   basması tazim edilerek kesiliyorsa, şirke düşme endişesi söz konusudur ve o   hayvanın eti yenilmez. Fakat o vesileyle, Allah için kurban kesilirse, onun   eti yenir.

Aynı   durum, törenler, açılışlar için de geçerlidir. Burada mühim olan kalptir,   kalpte bulunan niyettir ve onu da Allah’dan sonra en iyi bilen o şahsın   kendisidir türbelerde kesilen kurban için aynı şey geçerlidir. [Bir Müslümanın Yol Haritası.598-599]

 

Bina Yapılırken   Kesilen Kurban

Bir   binanın temeli atılacağı sırada veya bir hastalıktan şifa bulma maksadı ile   kesilen kurbanın helâl olmasında şek ve tereddüt yoktur. Zira bundan maksat,   tasadduktur. Şu kadar var ki, kesilecek hayvanın kanının mutlaka temele   atılması şart değildir. [ Mehmet Emre Müslümanca Yaşama Sanatı.1/158]

 

Sekiz aylık   evliyiz. Eşime ait mehir olarak verdiğim 80 gramın üstünde altını var. Ben   maaşımı babama veriyorum. Borçlarımızı da babam ödüyor. Evim de babamın   üzerinde. Babam benim adıma kurban kesmek istiyor. Ben o kurbanın etinden   yiyebilir miyim? Babam o kurbanı hanımım adına kesse olur mu?

Sorunuzdan   anladığım kadarıyla, sizin maddî varlıklarınız babanızla müşterek durumda. Bu   durumda, size kurban düşmese bile babanızın senin adına kurban kesmesinde bir   sakınca yok, onun kestiği bu kurbanın etinden sen ve eşin de yiyebilirsiniz.   Şayet hanımıza ait mehir miktarının üstünde olan altını kendine has bir   varlık ise, ona ayrıca kurban kesmesi vacip olur. Onun kestiği kurbanın   etinden de sen yiyebilirsin. Babanız, anlattığınız duruma göre size kurban   düşmediği halde sizin adınıza bir kurban kesmiş olacak. Bu kesilecek kurbanı,   eşinizin adına onun kurbanı olarak keserse, parasını eşinizden almayıp   babanız verse bile kurban caizdir ve eşinizin kurban borcu ödenmiş olur. [ Prof.Dr. Raşit Küçük.]

 

Bir kimsenin   vadesi dolmamış alacağı olsa ve nisap miktarı kadar başka malı da bulunmasa   kurban kesmesi için borçlanması gerekir mi?

Hayır,   bu durumda kurban satın almak için borçlanmak, gerekmediği gibi sonradan   alacağını elde etmekle kurban bedelini tasadduk etmesi de gerekmez. [ Kurban.Semerkand Yayınları.46]

 

Bir hanımın nisap   miktarı kadar altını olup, başka malı olmazsa kurban kesmesi gerekir mi ?

Evet,   bir hanımın takı olsun olmasın, nisap miktarı kadar altını varsa başka malı   olmasa bile kurban kesmesi gerekir. [ Kurban.Semerkand yayınları.46]

 

                                             54

 

Kurban kesmekle   yükümlü kimse kurbanını hanımı namına kesebilir mi ?

Hayır,   kendi kurbanının hanımı adına kesemez. Çünkü kurban kesmek kendisine vacip   olmuştur. Ancak kendi kurbanının yanı sıra isterse hanımı adına kurban da   kesebilir. [ a.g.e:46]

 

Kurban kesmek   yerine bedelinin bir fakire veya bir hayır kurumuna verilmesi caiz midir?

Hayır,   kurban kesmek yerine, bedelinin bir fakire veya hayır kurumuna verilmesi caiz   değildir. Çünkü kurban kesme yükümlülüğünün kalkması ancak, Allah rızası için   kanın akıtılmış olması ile gerçekleşir. [a.g.e:46]

 

Bağ, bahçe ve   tarla gibi şeylerin gelirleri mi, yoksa kendileri mi kurban nisabına girer?

Ağırlıklı   olan görüşe göre bunların gelirleri, diğer bir görüşe göre de kendileri   kurban nisabına girer. [a.g.e:46]

 

Bir kimsenin ev   satın almak amacıyla biriktirdiği paradan kurban kesmesi gerekir mi?

Evet,   bir kimsenin ev satın almak amacıyla biriktirdiği paradan, sahih olan görüşe   göre, kurban kesmesi gerekir. [ a.g.e:46]

 

Kurbanın geçerli   olabilmesi için hayvanın kişinin kendi mülkiyetinde olması gerekir mi?

Evet,   kurbanın geçerli olabilmesi için hayvanın kişinin mülkiyetinde olması   gerekir. Örneğin; kişi yanında emanet olarak bulunan bir hayvanı kendi namına   kurban olarak kesemez. [a.g.e:46]

Kurban   Bayramı’nda hayvanların kesilmesi katliam mıdır ?

Eğer   bu düşünce doğru olsaydı, rahmeti sonsuz olan, Rahman ve Rahim isimleriyle   kendisini tanıtan Allah kurban kesmeyi emretmez, [Kevser suresi. 108/2]   alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Efendiler Efendisi sallallahu   aleyhi ve sellem Efendimiz de kurban kesmezdi.

Siz   Allah’dan ve O’nun peygamberi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den daha   mı çok merhametlisiniz? Sonra neden kurban bayramında kesilen kurbanlara   acıyorsunuz, onların hakkını savunuyorsunuz da, senenin her gününde kesilen   hayvanlara acımıyor ve onların hakkını savunmuyorsunuz? Bu kadar şefkatli ve   merhametli iseniz neden her gün et yiyen bir dünya karşısında, ete hasret   insanlara acımıyorsunuz? Bu kadar hakperest ve bu kadar şefkatli ve   merhametli iseniz neden her gün alkole, uyuşturucuya, fuhuş sektörüne kurban   giden insanlarımıza acımıyorsunuz?

Siz   eğer kurbanı keserken İslâm’ın kaide ve kurallarına riayet ederek kurbanı   keserseniz yani kurbanlık hayvanı severek, okşayarak kesim yerine götürür,   incitmeden ve eziyet etmeden sol yanı üzerine kıbleye doğru yatırır, arka sağ   ayağını serbest bırakır, diğer üç ayağını bağlar, “Bismillâhi Allahü Ekber”   diyerek kurbanınızı keserseniz bu vahşet değil rahmetin ta kendisi olup   çıkar. Kurban kesmek, hem kesilen hayvan için rahmettir, hem de insanlar için   rahmettir.

Müslüman   medeni bir insandır. Kurbana eziyet etmek gibi bir vahşete tenezzül etmez.   Bırakın kurbanı, Müslüman haksız ve gereksiz yere bir ağacı bile kesmez, bir   gülü hatta bir otu bile koparmaz. Çünkü o her şeyin Allah’ı zikirle meşgul   olduğunu bilir. Bununla beraber Allah’ın emrinin olduğu yerde de boynu kıldan   incedir. [ V. Karakaş. Zaman Ailem.s: 160/32]

 

                                             55

 

“Kur’an’da kan   akıtmak yoktur” diyorlar bu doğru mu ?

Bununla   insan kanı kastedilmişse doğrudur. Haksız yere bir cana kıymak, Kur’an’a göre   bütün insanları öldürmek kadar büyük bir cinayet sayılmıştır.[Maide   suresi.5/32] “Kur’an’da kan akıtmak yoktur” ifadesiyle kurban kanı   kastedilmişse bu doğru değildir. Çünkü Allah Kur’an’da her millet için   kurbanı emrettiğini, [Hac suresi. 22/34.67] Kevser suresinde de çok açık bir   şekilde kurban kesilmesi istediğini biliyoruz. Kurban kesilince kan akar.   Farz edelim ki Kur’an’da kurban kesmekle ilgili açık ve net bir delil   bulamadınız. Kur’an’ı bize getiren ve O’nu herkesten en iyi anlayan Peygamber   Efendimiz’in Kurban bayramı’nda kurban kesme uygulamalarını nasıl   görmezlikten geleceksiniz? Efendiler Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem,   hemen her yıl kurban kesiyor, bazen iki koç kesiyor. Birini kendisi ve ailesi   adına, birini de ümmetinden kurban kesmeyenler adına niyetlenerek kesiyordu.   Veda Haccı’nda ise yüz deve kurban ettiğini bunlardan altmış üç tanesini   bizzat kendisi altmış üç yıllık ömrüne bedel kurban kestiğini, diğerlerinin   kesimini ise başkalarına havale ettiğini tarih kaydediyor.

 

Kurbanın bedelini   fakirlere vermek daha iyi mi ?

Kurban   kesme yerine kurbanın bedelini para olarak sadaka verme meselesi de ne   Kur’an’da ne de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in uygulamaları   arasında gördüğümüz bir meseledir. Bu görüş, dinin şeair derecesindeki bir   muameleyi lağv ve tahrif etmeye yönelik bir görüştür ki, asla kabul edilemez.   Varlıklı insanların kurban kesmesi, muhtaçlara sadaka vermesine, bir hastanın   tedavi masraflarını karşılamasına engel değildir.

Hem   kurban kesmeye, hem de çaresizlerin derdine derman olmaya gücü yeten   insanlara: kurban kesmeyin, keseceğiniz kurbanların parasını muhtaçlara   verin, demek, doğru olamayacağı gibi Kur’an’ı ve Sünnet’i kaâle almama ve   hafife alma anlamına gelir.

 

Ölüler için   kurban kesilmez mi ?

“Ölülere   Allah rahmet etsin”, denilirmiş de sevabı onlara bağışlanmak üzere kurban   kesilmezmiş, iddiası da mantıklı ve tutarlı bir ifade olmadığı gibi aynı   zamanda muteber kaynaklara da aykırı bir açıklamadır.

Ölüler   için “Allah rahmet etsin” demek bir duadır. Bunun anlamı şudur: Bu dua   sebebiyle ölen şahsa Allah’ın rahmeti kavuşsun, o bundan menfaâtlensin, rahat   etsin. Bu duanın sonucunu rahmet ve rahat olarak ölüye kavuşturan Allah’tır.   Bu sevabı, dolayısıyla bu rahmeti ve rahatı ölüye kavuşturan Allah, sevabı   ölülere bağışlanması umuduyla kendi rızası için kesilen ve fakir fukaraya   dağıtılan kurbanın sevabını, dolayısıyla onların dualarının sonucunu bir   rahmet ve rahat olarak, bir huzur ve mutluluk olarak neden kavuşturmasın? Bu   Allah’ın kudretine ağır gelir mi? Kaldı ki kaynaklarımız da dirilerin yapmış   olduklardı hayır ve hasenattan ölülerin hayır göreceğini, hatta Ehl-i   Sünnet’e göre sevaplarının da onlara kavuşacağını ifade etmektedir.

Kurban   kesmek de bir çeşit duadır. İbadetlerin hepsi fiili duadır. Sözle ve fiille   dua yapanlara sevap verildiği gibi bu duaları yapanlar, başkalarını da niyet   ederek dua etseler, dua ettikleri kimselere de sevaplarından pay ayrılması   Allah’ın lütfundan ve rahmetindendir. Hem de o hayır ve hasenatı yapanların   sevabından bir şey eksilmeden.

 

 

                                                     56

 

“Kurban kesilmese   de olur” diyorlar?

Kurban   kesmek başta Şafiî olmak üzere bazı imamlara göre sünnettir; ama onların bu   sünnet hükmü, İmam-ı Azam’ın “vacip” hükmüne denk bir sünnettir. Terk   edilmesi mümkün olmayan sünnetlerdendir. Şeair gibi bir sünnettir. İmam   Muhammed buna.”Terkine ruhsat olmayan sünnet” demiştir. Dolayısıyla zengin   olup da kurban kesmeyen hem Allah’ın emrini, hem de Peygamber’in emir ve   uygulamalarını görmezlikten gelmiş olur ki bu da bir çeşit günahtır. Eğer   kurban kesmeyen günaha girmemiş olsaydı hadis-i şerifte: “Hali vakti yerinde   olup da kurban kesmeyenler bizim namazgahımıza yaklaşmasın” denilmezdi. [ V. Karakaş. Zaman Ailem.s: 160/32-35]

 

Taksitle veya   veresiye ile kurban alıp kesmek caiz midir?

Evet,   caizdir. Kendisine kurban vacip olan kişinin bu şekilde kurban satın alması   caizdir. Çünkü taksit ile veya veresiye alınan kurban da peşin alınan kurban   gibi kişinin mülkiyetine geçmiş olur. [ a.g.e:46]

 

Zengin bir kimse   herhangi bir sebepten dolayı bayram günlerinde kurban kesmemişse ne gerekir?

Bu   durumda bir kurbanlık koyunun değerini fakirlere tasadduk etmesi gerekir.   Ertesi seneye bırakılmaz.

 

Bir kimse kurban   bayramında kesmek niyetiyle aldığı hayvanı kesmeyip kurban günleri geçerse ne   yapar?

Kişi   zengin ise dilerse aynını, yani o hayvanı, dilerse kıymetini, fakir ise   aynını tasadduk eder.

 

Bir kimse aldığı   bir hayvanı bayram günlerinde kurban olarak kesmeyi adaşa, fakat bayram   günlerinde kesmezse ne yapması gerekir?

Bu   durumda sahibi zengin olsun, fakir olsun, o hayvanı fakirlere tasadduk etmesi   gerekir. [Kurban. Semerkand yayınları.40]

 

Almanya’da ikamet   edenler, parasını gönderdikleri kurbanlarını Türkiye’de kendi adlarına   kestirebilirler mi?

Elbette.   Nerede olursa olsun parasını verdiği kimseye kurbanını kendi adına kestirmesi   caizdir. Bu sebeple, bilhassa ihtiyaç sahibi aile ve öğrencilere vekalet yoluyla   ulaştırılan kurbanlar, hedefini bulan kurbanlar olarak düşünülebilir. İtimat   ettiğiniz kimseye parasını verip kendi adınıza kurbanınızı kestirir,   dilediğiniz ihtiyaç yerlerini ulaştırabilirsiniz. Bütün mese­le, kurbanların   ihtiyaç sahibi yerlere gitmesi, neslin yetişmesine hizmet etmesidir. [ Ahmet Şahin.Zaman Ailem.s: 109/31]

 

 

                                             57

 

ZİLHİCCE AYI ve   ZİLHİCCENİN ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ

Kameri   ayların on ikincisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan Hacc   ibadetinin yerine getirildiği umûmi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek   ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “Leyâli-i Aşere” yani on mübarek   gecedir. Onuncu gün, Kurban Bayramı’nın ilk günü oluyor.

İşte   bu Allah’ın kitabında kendisi ile “Fecre ve On geceye andolsun” [ Fecr Suresi.l-2] diyerek yemin etmiş olduğu on   gündür. Bu yüzden bu gün­lerde tekbiri, tehlili ve Hamdi bol bol yapmak   müstehap olmuştur. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle   buyurmuştur:

“Bu   günlerde tekbir, tehlil ve hamdetmeyi çoğaltınız.” [ Zadu’l-Meâd. 1/77

]   Bu on günün diğer günlere faziletçe nisbeti, hac ibadeti yapılan mukaddes   yerlerin yeryüzünün diğer yerlerine nisbeti gibidir. [ Zadu’1-Meâd. 1/78]

Bugünlerin   ne kadar bereketli olduğunu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu   ifadelerle anlatıyor.

“Günlerden   hiç biri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan   işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevgili olsun…” [ Tirmizi, H.no:754]

Allah’ın   bazı günleri, ayları diğerlerine üstün kılıp mübarekleştirmesi de bu   ‘dilediğini seçer’ olmasındandır. Zilhicce ayının ilk on gününün diğer   günlere üstün tutulması da bu seçim ve tercihlerden birisidir. O on gün Allah   katında diğer günlerden daha faziletlidir.

İbni   Abbâs radıyallahu anhümadan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu   aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Başka   günlerin hiçbirinde, -zilhiccenin ilk on gününü kastederek- şu günlerde işlenecek   amel-i sâlihten, Allah katında, daha sevimli hiçbir amel yoktur. ”

-   Allah uğrunda yapılacak cihad da mı üstün değildir, Yâ Resûlallah? dediler.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem:

“Zilhicce’nin   ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.”   buyurarak aslında ömrünü bereketli bir zeminde geçirmek isteyenler için ne   kadar paha biçilmez fırsatların olduğuna işaret buyuruyor.

Efendimiz   sallalahu aleyhi ve sellem Zilhiccenin dokuz günü, aşure günü ve her ayın ilk   pazartesi ve Perşembe günleri olmak üzere üç gün oruç tutardı.” [ Ebu Davud,H.no:2437]

Hafsa   annemiz der ki: “Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem dört şeyi terk etmezdi.   Aşure günü orucu, zilhiccenin on günü orucu, her ay üç gün orucu ve sabahın   iki rekat sünneti.” [ Zadu’1-Meâd.2/651]

Hadisteki”..on   gün orucu..”ifadesinden maksat dokuz gündür. Çünkü onuncu gün Kurban   Bayramı’dır. [İbn Mace.4/632] Kurban Bayramı günü oruç tutmak haramdır.   Zilhiccenin başında dokuz gün oruç tutmak müstehaptır.

Ebu’d-Derda   radıyallahu anh Zilhicce ayının önemini söyle anlatıyor:

“Zilhiccenin   ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir.   Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bu   on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun” buyurdu.

 

                                            58

 

“Zilhicce’nin   ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu   belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir,   ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır   basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur.” [Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas,   s.89-105]

Bu   kadar mübarek gecelerde, insana daha çok sevaplar kazandıracak şifreli   ifadelere de ihtiyaç vardır. Ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize,

“Allah   indinde Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi   yoktur. Bugünlerde teşbihi (Sübhanallah), tahmidi (Elhamdülillah); tehlili   (La ilahe illallah); ve tekbiri (tekbir ise Allahü Ekber demektir.) çok   söyleyin.,!” [ Kutlu zamanlar.175; Abd b. Humeyd, Müsned.1/257] ifadeleriyle bu şifreleri bize   öğretiyor.

 

Arafe Gününün   Önemi

Zilhicce’nin   ilk on gecesinde yapılan her bir amel için, yedi yüz misli sevap verilirken,   buna rağmen bu on günün hayrından mahrum olan kimselerin neler   kaybettiklerinin izahı elbette ki zordur. Bu on günün özellikle   dokuzuncu/arafe gününe dikkat çeken İslâm alimleri bu günün oruçla   geçirilmesi üzerinde ısrarla durmuşlardır. Bu ısrara gerekçe olarak da onda   olan ve saymakla bitmeyecek kadar olan çok hayrı göstermişlerdir.

Arafe,   bizde günümüzde zann olunduğu gibi herhangi bir günden önce gelen gün   anlamına olmadığı gibi özellikle Kurban Bayramı’ndan önceki güne, bayramdan   önce geldiği için “Arafe” denmemiştir. “Arafe Günü” Arafat’ta hacıların durma   gününe has dini bir isim olup hiçbir güne bu isim verilemez.” [TecridTer.3/189]

Hacı   olsun olmasın herkes için, arafe gününden önceki Zilhicce ayının sekiz   gününde oruç tutmak menduptur.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah katında Arafe gününden   daha faziletli bir gün yoktur. Çünkü Arafe günü Allah-ü Teâlâ dünya semasına   iner ve dünya sakinleri ile semâ sakinlerine karşı iftihar eder, övünür.   İnsanların cehennem’den en çok çıkarıldığı gün Arafe günüdür.” [Ebu Davud, 6/503]

“Arafe   orucu tutmak sünnettir.” [ Bulûğ-ül-Merâm.2/452]

Arafe,   Kurban Bayramından bir önceki gün, hicrî takvime göre Zilhicce ayının 9.   günüdür. Başka güne arafe denmez. Ülkemizde Ramazan Bayramının bir önceki   gününe de arafe denmiştir.

Bil   ki, bu on günde diğer zamanlardan daha çok zikretmek ve arafe gününde, kalan   günlerden de fazla zikretmek müstehaptır.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Duaların en hayırlısı, arafe günü   duasıdır ve

“La   ilahe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve âlâ   külli şey’in kadiyr.”

Allah’dan   başka ilâh yoktur. O birdir ve ortağı yoktur. Mülk O’nun ve hamd O’nadır. O   her şeye muktedirdir” zikri, benim ve benden evvelki peygamberlerin söylediği   gibi en hayırlı sözdür.” [ İmam-ı Nevevi.El-Ezkârl/295]

 

                                                59

 

İmam-ı   Malik şu hadisi rivayet eder: Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Günlerin   en faziletlisi arafe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. O, cuma günü dışında   yapılan yetmiş hacdan faziletlidir. Duaların en faziletlisi de arafe günü   yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli   söz de: La ilahe illallah vahdehu la şerike lehu. (Allah birdir, ondan başka   ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur) sözüdür.” [ İmam Nevevi. 1/295- Furkan GALJB; “Mübarek Günler   ve Geceler”, s.89-105]

Abdullah   b. Ömer radıyalalhu anh, arafe günü halktan para isteyen bir dilenci gördü ve   ona:

“Ey   âciz! Bugün Allah-ü Teâlâ’dan başkasından istenir mi ?dedi.” [ İmam-ı Nevevi. El-Ezkâr. 1/295]

 

Arafe Gün ve   Gecesinde Okunacak Dua

Bilindiği   üzere mübarek gün ve gecelerimizden biri de bayram gecesi bayram günüdür.   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem arafe gecesinde şu duayı okuyana   Cenâb-ı Hak istediğini vereceğini beyan buyurmuştur. Dua şudur:

“Sübhânellezi   fi’-semâvâti arşuhu. Sübhânellezi fi’l-ardı mevtıuhu. Sübhânellezi fi’l-bahrî   sebilühu. Sübhânellezi fi’n-nâri sultânühu. Sübhânellezi fi’1-cenneti   rahmetühu. Sübhânellezi fi’1-kubûri kadâuhu. Sübhânellezi fi’1-hevâi rûhuhu.   Sübhânellezi rafaa’s-semâe bi-gayri amedin. Sübhânellezi vadaa’1-arda.   Sübhânellezi la melce illâ ileyhi.”

Buhari’de   geçen bir hadisten öğrendiğimize göre arafe günü şu duayı okuyan, şeytanın   tasallutundan kurtulur, kendini muhafaza altına almış olur.

“Allahümme’c’al   fî kalbî Nûran ve fî basan Nûran. Allahümme’şrahlî Sadrî ve yessir lî emil.”

“Allah’ım,   kalbimi, gözümü, gönlümü nurlu kıl. Allah’ım, kalbime genişlik, işlenme   kolaylık ver” [Ahrnet Şahin.Günlük Hayatımızda Dualar.170]

Netice   itibarıyla, bu mübarek günleri ve gecelen dolu dolu geçirmemizi, tam bir   ibadet ve dua insanı kesilmemiz gerekiyor. Arafe gününü de hiç unutmayalım.   Bediüzzaman Hazretleri; “Bizim memlekette eskiden Arafe gününde BİN İHLAS-I   ŞERİF okurduk. Ben, şimdi bir gün evvel beş yüz ve Arafe dahi beş yüz   okuyabilirim. Kendine güvenen birden okuyabilir.” [Bediüzzaman Said Nursi.13. Şua] diyor.

 

Arafe ve Tevriye   Günü Oruç tutmak

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem; “Tevriye yani Zilhicce’nin sekizinci günü oruç tutmak   bir senelik küçük günahlara keffârem’r. Arafe yani Zilhicce’nin dokuzuncu   günü oruç tutmak da iki seneye keffârettir.” [ Ramuz e!-Hadis:542/9; 309/3; Musahabe.5/85]

Ayrıca   Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den rivayete göre “Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem Arafe günü, Arafat’ta oruç tutmayı yasaklamıştır.” Binaenaleyh,   hacıların tevriye ve arafe günlerinde oruç tutmaları mekruhtur. [ M.Talu, Dini Meselelerimiz.2/499]

İhramda   bulunan hacılara benzemek için kurban kesmek isteyen kimsenin, zilhiccenin   birinci gününden kurbanını kesinceye kadar saçından, sakalından ve   tırnaklarından bir şey kesmemelidir.

 

 

                                             60

 

Müslim   b. Ammar el-Leysi radıyalalhu anh rivayet etti. Dedi ki: Kurban bayramının   önceğizinde hamamda idik. Orada bâzı kimseler kasık kıllarını temizlediler de   hamam sahiplerinden biri: “Said b. Müseyyeb bunu mekruh görüyor; yahut yasak   ediyor”, dedi. Az sonra Said b. Müseyyeb’e rastlayarak bunu kendisine andım.   Said el Müseyyeb rahmetullahi aleyh:

“Be   kardeşimin oğlu ! Bu unutulmuş ve terk edilmiş bir hadistir. Bana Peygamber   sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin zevcesi Ümmü Seleme radıyallahu anh   rivayet etti. Dedi ki:

“Kimin   kesecek kurbanı varsa, zilhicce ayının hilâli girince kurbanını kesinceye   kadar saçından ve tırnaklarından hiçbir şey kesmesin.” [ Müslim, H.no:1977; Ebu Davud, H.no:2791;lbn Mace,   H.no:3149-3150]

Bayramda   kurban kesecek kimse, ihramda bulunan hacılara benzemek için, zilhicce ayının   birinci gününden kurban kesinceye kadar, saçından, sakalından ve bedeninin   hiçbir yerinden ve sair tüylerini kısaltmaz ya da traş etmez, tırnağını   kesmez.

İhramda   bulunan hacılar kurbanlarını kesmedikçe tıraş olup ihramdan çıkmadıkları   gibi, kurbanını kestikten sonra, hacılar gibi, ihramdan çıkar gibi, bedeni   temizliğini yapmalı, tıraş olmalı, tırnaklarını kesmelidir. Böyle yapmak   müstehaptır. [ Riyazüs Sâlihin.7/228] Bundaki hikmet, kurban   sahibinin kendisini ihramlı hacılara benzetmesidir. [ Ebu Davud,10/467]

Mevlâ   bizi affede,

Bayram   o bayram olur

Cürm   ü hatalar gide,

Bayram   o bayram olur

 

Avlarlı   Efe Hazretleri

 

BAYRAM ADABI

Bayramların Önemi

 

Resulullah   sallallahu aleyhi ve sellem , Medine’ye teşrif ettiklerinde Medine’lilerin   eğlenip oynadıkları iki günleri vardı. Efendimiz:

“Bu   günler neyin nesidir ?” dedi.

“Biz   cahileye devrinde bu günlerde eğlenirdik (Ya Resulallah” dediler. Bunun   üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Şüphesiz,   Allah size bu günlerin yerine daha hayırlısını, iyilerini, kurban ve fıtır   günlerini (kurban ve ramazan bayramlarını) verdi.” [ Ebu Davud, h. no: 1134] buyurdu.

Bayramlar   Cenâb-ı Hakkın rahmet tecellileridir. Affın, hoşgörünün, yardımlaşmanın,   gönül almanın, muhabbet, ikram ve ihsan duygularının yaşandığı müstesna   günlerdir. Ramazan’da ve Hac’da ibadete yoğunlaşarak, mağfiret ve rızây-ı   ilâhiye nail olan müminler, bayramlarda Allah’ın nimetlerinden daha rahat bir   şekilde istifade ederler. Bir bakıma bayramlar, meşakkatli dünya imtihanından   yüzünün akıyla çıkan müminlerin, cennet nimetlerine kavuşmasını ve orada   diğer müminlerle, gönüllerinde haset, kıskançlık, kin gibi hiçbir menfi duygu   olmaksızın karşılıklı muhabbet etmelerini temsil eder. Zâten, esas bayram da   o gündür. Nitekim Hak dostları:

“Gerçek   bayram, yeni elbise giyene değil, Allah’ın azabından emin   olanadır.”demişlerdir. [Efendimizin Hayat Ölçüleri .131]

 

                                               61

 

Kurban Bayramı

Kurban   Bayramı ıydü’l-edhâ/ıydü’n-nahr, İslâm aleminin 10-13 Zilhiccce günlerinde   kutladığı en meşhur dinî bayramdır. Hicri takvimin son ayı olan Zilhicce’nin   onunda başlayan ve dört gün devam eden Kurban Bayramı, bu günlerde ‘Kurban’   kesildiği için bu adla anılmıştır. Hac ibadeti, Hicretin 9. yılında Kurban   kesilmesi ve Kurban Bayramı namazı, oruç ibadeti ve Ramazan Bayramı gibi   hicretin 2. yılında teşri kılınmıştır. Bu bayram Kur’an-ı Kerim’de Saffat   (37/83-113) ve Hac sûrelerinde (22/26-28) geçtiği üzere Hazret-i İbrahim   aleyhisselâm’ın sünneti olarak tes’îd edile gelmektedir.

“Biz   her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak   verdiği hayvanları keserken O’nun adını ansınlar…” [ Hac:22/34] ayeti de kurban kesmenin daha sonra bütün   ümmetlere şâmil bir ibadet olduğunu bildirmektedir.

Kurban   Bayramı, Mekke’de nazil olan “Biz gerçekten Sana Kevser’i verdik. Sen de   Rabbin için namaz kıl ve kurban kes !” emri ilâhisince yalnızca kendisine   farz kılınmış olarak kuşluk namazı kılmaya ve kurban kesmeye başlayan   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından ilk defa, hicretin birinci   yılında, Medine’de, Allah’ın emri doğrultusunda kavlî ve fiilî sünnetiyle   bütün müminlere bir bayram olarak teşri’ buyrulmuş ve bugünlerde bayram   namazı kılmak ve kurban kesmek de vacip kılınmıştır.

Kur’an-ı   Kerim’in üzerinde en çok durduğu ve hükümlerini belirlediği bayram olan   Kurban bayramı, aynı zamanda ilgili hadislerin bildirdiğine göre senenin en   kıymetli günüdür veya hayırda Arefe gününe denktir. Arefe günü ve Kurban   Bayramı günleri, esasında İslâm’in kutsi ve semavi kongresi hükmünde olan Hac   ibadetinin vakitleridir.

“Kurban   ibadetinin dinin delillerinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmadığını” iddia etmek ve   Allah’ın bu çeşit buyruğunun olmadığını ileri sürmek de mesnetsizdir. Zira   Kur’an-ı Kerim’de:

“Ey   Muhammed ! Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi   birer kurban sunmuşlardı da birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki ise kabul   edilmemişti…” [ Maide suresi,27] buyrulmuştur.

Ayrıca   Hazret-i İbrahim aleyhisselâm’ın oğlu Hazret-i İsmail’in yerine bir koçun   Allah tarafından fidye/kurban olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. [ Saffat suresi. 107]

Nitekim;   “Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık   hayvanların üzerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. [ Hac suresi.34] ve

“Bu   hayvanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak   olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.”   [ Hac suresi,37] âyetlerinde de izah edildiği gibi bu ibadet büyük   bir öneme sahiptir. [ Kutlu Zamanlar, 146-147]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem Kurban Bayramı’ndan bahseden hadislerinde, bu   bayramın ilâhi iradeyle ortaya çıkması şu şekilde ifade edilir:

“Kurban   gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram   kılmıştır.” [EbuDavud, h.no:2789]

Bu   sebeple her mümin bu bayrama, imkânı nispetinde katılmalıdır. İmkânı olanlar   kurban kesecek, olmayanlar da bu neşe ve sürür gününde maddi ve manevi   lütuflardan istifadeyle, bayramın hazzına ulaşacaktır. Bunun için, insanın   kendisini heder edecek kadar sıkıntıya girmesine gerek yoktur.

 

                                                        62

 

Kurban   kesemeyen kimse bayram için hazırlanır, temizlenir, namaza giderse, kurban   kesme sevabını elde eder. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kurban   gününü bayram olarak kutlamakla emr olundum. Onu bu ümmet için Allah bayram   kılmıştır.” buyurmuştu. Bir adam kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Emanet   olarak verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir   miyim?” diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Hayır,   ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek tıraşını   olursun. Bu da sana Allah yanında bir kurban yerine geçer.” dedi. [ Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas,   s.89-105]

Bu   kimsenin, kurban kesme hususunda son derece arzulu ve ihlaslı olduğu halde   fakirliği yüzünden buna gücü yetmediğini görünce, onun da kurban kesme   sevabına erişmesini sağlamak maksadıyla kendisine, kurban kesen kimseler   gibi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bugün yapılması gerekenler   arasında: “Bayram günü saç tıraşı olmak, uzamış olan tırnakları, bıyıkları   keserek bedenen temizlenmek, yeni ve temiz giysiler giyinmek…” gibi şeyleri   saymış, bayramın hürmetine uygun bir şekilde görünmenin de manevi kazanç   yönünden kurban kesmiş kadar Allah indinde makbul olacağını belirtmiş, [ Kutlu Zamanlar.133-134] bayrama iştirak etmesini   tavsiye etmiş ve kendisine böyle hareket etmekle, aynen kurban kesmiş gibi   sevaba erişeceğini bildirmiştir, [ Ebu Davud. 10/462]

 

Peygamberimizin   Bayram Adabı

Cenab-ı   Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, her cuma ve bayram günü   adeti veçhile dişlerinden tırnaklarına kadar umumi bir temizlik yapardı. Boy   abdesti alarak yıkanır. Yeni elbiseler giyer. Güzel kokular sürünerek bayram   namazına giderdi. Giydiği bayramlık elbiseleri kırmızı ve yeşil yollu Yemen   kumaşından biçilmiş altlı üstlü iki kat elbisedir.

Cenâb-ı   Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazına gitmeden önce o gün   oruçlu olmadığını, birkaç hurma yemek suretiyle gösterir ve hurma sayısının   tek olmasına dikkat ederdi.

“Allah-ü   Teâlâ tekdir, tekleri sever” buyurmuştur. Bayram namazlarına gidiş ve dönüş   yollarını ayrı ayrı (intihab) ederek, halkın bayramlaşmasını kolaylaştırırdı.   Bütün bu tebrikleri neş’e ve sevinç içinde kabul ederdi. Şair Ka’b, bir   şiirinde Peygamberimizin bu neş’e ve sevincini;

“Peygamberimiz   gülümsedikçe mübarek yüzü şimşek çeker gibi nur saçardı” mısraları ile tasvir   etmiştir.

 

Kurban Bayramında   Yapacağımız Vazifeler

Bayramlarda   Boy Abdesti Almak Sünnettir.

Bayram   günü erken kakıp boy abdesti alalım. Yeni ve temiz elbiselerimizi giyelim.

“Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem fıtır (Ramazan) bayramı günü ve Kurban bayramı   günü boy abdesti alırdı.” [ İbn Mace, H.no:1315]

“Resulullah   sallallahu aleyhi ve sellem Fıtır (Ramazan) bayramı günü Kurban bayramı günü   ve arefe günü boy abdesti alırdı. (Ravi demiştir ki) el-Fakih de bugünlerde   boy abdesti almayı ev halkına emrederdi.” [ İbn Mace, H.no:1316]

 

 

                                               63

 

1.   Bayram gününde yıkanmak, hoş kokular sürünmek, misvak kullanmak, erkeklerin   en güzel elbiselerini giymeleri Allah’ın nimetini göstermek ve Allah’a   şükretmek için menduptur.

2.   Aile fertlerine genişlik sağlamak, gücün yettiği ölçüde adetinden fazla   olarak çokça sadaka vermek, böylece fakirleri istemeğe muhtaç etmemek için,   çevremizde bulunan fakir-fukara ve yetimleri sevindirelim.

3.   Karşılaştığı mümin kardeşlerine karşı güler yüz ve sevinç göstermek kardeşlik   ve sevgi bağlarını kuvvetlendirmek için hayatta bulunan akraba ve dostlarını   ziyaret etmek.

4.   Kurban bayramında namazdan önce bir şey yemeyelim. Kurbanımız varsa ilk   olarak kurban etinden yiyelim.

5.   Hanefi mezhebine göre kişinin sabah namazını kendi mahallesinin mescidinde   kılması menduptur.

6.   Çocuklarımıza bu güzel günde bayram namazına götürelim. Bunun hazırlığını   akşamdan yapalım. “Yarın, ben oğlumla bayram namazına gideceğim” demek   suretiyle bu tatlı anı onlara yaşatmaya gayret edelim.

7.   Birinci safın faziletine erişebilmek için camiye erken gitmeliyiz.

8.   Kadınlar ise, fitne korkusundan ötürü, bayrama süslü olmayan normal   elbiseleri ile ve hoş koku sürünmeksizin çıkarlar.

9.   Bayramın verdiği sevinç ve mutluluk ile mü’minlerin kalplerinin mesrur,   yüzlerinin mütebessim ve nurlu, gözlerinin nuru ilahi ile ışıl ışıl parladığı   mübarek bayram günlerinde, boynu bükük, gözleri yaşlı ve kalpleri mahzun olan   fakir, yetim ve kimsesizleri unutmayalım. Onlara yardım ellerimizi uzatalım   ve kurban etlerinden gönderelim. Sevinç ve mutluluk ifadelerinin satır satır   okunduğu bayram günlerinde onlarında sevinmelerini temin edelim.

10.   Büyüklerimiz, anne ve babalarımızı ziyaret edip bayramlarını tebrik ederek   hayır dualarını alalım. Şayet büyüklerimiz anne ve babalarımız vefat   etmişlerse, kabirlerini ziyaret edip Kuran okuyalım ve bağışlamaları için   Allah’a dua edelim.

11.   Dargınlarımız varsa bayram günlerin fırsat bilerek barışalım.

 

Bayram Namazları

Bayram   namazı, biri Ramazan Bayramı’nda diğeri Kurban bayramı’nda olmak üzere yılda   iki defa kılınan iki rekatlık bir namazdır. Hanefi mezhebine göre vaciptir.   Hicretin birinci yılı meşru olmuştur. Bayram namazlarının meşru olduğuna   delil Kur’an, Sünnet ve İcma’dır.

Kur’an’dan   delil: “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” [ Kevser süresi:2] Tefsir kaynaklarında meşhur   olan görüşe göre, bu ayetteki namazdan kastedilen mânâ Kurban Bayramı Namazı   ve Kurban’dır.

Sünnetten   delil: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in iki bayram namazını da   kıldırdığı tevatür [kuvvetli haber] yolu ile sabittir. Peygamberimizin ilk   kıldırdığı bayram namazı, hicretin ikinci yılındaki, Ramazan Bayramı   namazıdır. Hazret-i Peygamber aleyhis-selâm bayram namazlarını ezansız ve   kametsiz olarak kılardı.

 

 

                                                  64

 

Câbir   b. Semure radıyalahu anh’den; demiştir ki: Efendimiz sallallahu aleyhi ve   sellem ile birlikte ezansız e kametsiz olarak defalarca bayram namazı   kıldım.” [ Ebu DavudH.no: 1148]

Bütün   müslümanlar iki bayram namazını da meşru olduğu konusunda icma [birlik]   etmişlerdir.

Hanefi   fukahası, Cuma ile bayram namazlarını birbirinden ayırmamış, edası için aynı   şartların bulunması gerektiği hususunda ittifak etmiştir. İmam Merginani:   “Bayram namazı, üzerine Cuma namazı vacip olan herkese vacip olur” [ Fıkhi Mese!eler.4/113] buyurmuştur.

Ömer   Nasuhi Bilmen: “Kendilerine Cuma namazı farz olan kimselere -Cuma namazının   vücup ve eda şartları dairesinde- Ramazan ve Kurban bayramı namazları   vaciptir. Yalnız bayram namazlarında hutbeler, vacip olmak üzere şart   değildir. Belki bu namazlardan sonra hutbe okunması bir sünnet-i seniyyedir.”   [ Ö.Nasuhi Bilme.B.İslâm İlmihâli. 167]

Ali   Fikri Yavuz: “Üzerine Cuma namazı farz olan kimselere bayram namazları da   vaciptir. Bayram namazlarının sıhhat şartları aynen Cuma namazının sıhhat   şartlarıdır.” [ A.Fikri Yavuz.İslâm İlmihâli.211]

Bayram namazları   hakkında

 Kime cuma namazı farz ise; o kimseye bayram   namazı kılmak vaciptir. Bayram namazlarından sonra okunan hutbeler sünnettir,   cuma hutbesi gibi farz değildir, cuma hutbesi namazdan önce, bayram hutbesi   ise namazdan sonra okunur. Bayram namazları hicretin birinci yılında meşru   kılınmıştır. [ Şamil İs.An]

Bayram   Namazına Yürüyerek Gitmek Sünnettir “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem   bayram namazına (mu-sallaya-camiye) yürüyerek çıkar ve yürüyerek dönerlerdi.”   [ İbn-i Mace, h. no: 1295]

Bayram   namazına yürüyerek gitmek sünnettendir.” [ İbn Mace, H.no:1296 ]

Bayram   Günü Bayram Namazına Bir Yoldan

Gitmek   ve Başka Bir Yoldan Dönmek Sünnettir.

“Peygamber   sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazına yürüyerek giderdi ve geldiği   yoldan başka, bir yoldan dönerdi.” [ Tirmizi, H.no:540; Ebu Davud, H.no:1156; İbn   Mace, H,no:1298]

Hadis-i   şerif, bayram namazına gidip gelişte ayrı ayrı yolları tercih etmesinin   müstehab olduğunu göstermektedir. Bundaki hikmet, camiye gidiş-gelişte,   yolların ve sakinlerinin şahit olmaları, İslâm’ın şeref ve izzetinin izharı,   tabir caizse kafirlere karşı bir gövde gösterisi yapmaktır.

 

Kurban Bayramında   Bayram Namazına Giderken Tekbir Getirmeli

Ramazan   Bayramı’nda bayram namazı kılınan camiye giderken gizli olarak, Kurban   Bayramı’nda açıktan tekbir getirmek sün­nettir. Delili, Peygamber Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem:

“Zikirlerin   en hayırlısı gizli olanıdır. Rızıkların en hayırlısı yetecek kadar olanıdır.”   hadis-i şerifidir.

Kurban   bayramı münasebetiyle namaza giderken duyulacak sesle tekbir getirelim.

Peygamberimiz   sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bayramlarınızı   tekbirlerle süsleyin” buyurmuştur.

 

                                                  65

 

Peygamberimiz   sallallahu aleyhi ve sellem Kurban bayramı sabahı, namaz kılınacak yere   gelinceye kadar tekbir getirir ve namaz bitinceye kadar devam ederdi. Namaz   bitince tekbiri keserdi.

İbn-i   Ata rahmetullahi aleyh: “Bayram günü tekbir getirmek sünnettendir.”   buyurmuştur.

Tekbirin   lafzı:

“Allâh-ü   Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber Allahu   Ekber ve lillâhi’l- Hamd”

[Allah   en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’dan başka ilâh yoktur. Allah en   büyüktür. Allah en büyüktür ve hamd O’na mahsustur.]

Tekbirde   aynı zamanda İslâm’ın şiarını göstermek, başkalarına İslam’ın üstünlüğünü   hatırlatmak vardır. [Is. Fık. Ans. 2/468]

 

Kurban Bayramı   Namazı Vakti

Kurban   Bayramı namazını vakti girer girmez hemen acele kılmak sünnettir. Çünkü,   Kurban bayramında acele edince namazdan sonra kesilecek kurbanlar için vakit   genişlemiş olur.

Ramazan   Bayramı namazını ilk vaktinden biraz tehir etmek de sünnettir. Ramazan   bayramında biraz gecikilirse, fitresini vermemiş bulunanlar, bu arada zaman   genişliği bulmuş olurlar.

Hazret-i   Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Necran’da bulunan Amr b. Hazm   radıyallahu anh’a şöyle yazmıştır:

“Necranlılara   kurban bayramı namazını acele kıldır. Ramazan bayramı namazını tehir ederek   kıldır ve insanlara öğüt ver. Çünkü böyle yapmakla kurban kesmek ve fıtır   sadakasını vermek için genişçe bir vakit kalmış olur.” [ İs. Fık. Ans. 2/456-475]

Kurban   Bayram namazını vakti girer girmez kılmak sünnettir.

Niyet:   Niyet ettim Allah rızası için vacip olan Kurban Bayramı namazını kılmaya.   Uydum hazır olan imama.

Namazdan   sonra  Estağfirullah [üç defa]  [ Mahmut Özakkaş, Namaz An. 176]

İmam   namazdan sonra hutbe için minbere çıkar, oturmaksızın hutbeye .- “Allâhü   Ekber” diye üç defa tekbir getirerek başlar. Cemaat de bu tekbirlere iştirak   eder. İmam hutbede Kur’an ve teşrik tekbirleri ile yapılacak ziyaret ve   yardımlaşmalar hakkında konuşur. Birinci hutbeden sonra kısaca oturur. İkinci   hutbeye yine tekbirle başlayıp sonunda tekbirle iner. [ Mahmut Özakkaş, Namaz An. 176]

Bayram   namazına yetişemeyen kimse, artık onu kaza edemez ve tek başına kılamaz.   Dilerse döner gider, dilerse dört rekat nafile namazı kılar. [ Şamil İslâm. An.]

 

Teşrik Tekbirleri

“Allâh-ü   Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhü Ekber Allâhü   Ekber ve lillâhi’l- Hamd”

 

                                                   66

 

Erkek   ve kadınlara Kurban Bayramında namazlardan sonra teşrik tekbirlerini bir kere   getirmek vaciptir.

Teşrik   günlerinde tekbir getirmenin vacip olduğu ve müddeti konusunda delil:   “Allah’ı sayılı günlerde zikredin” [ Bakara suresi.203 ] ile Efendimiz sallallahu   aleyhi ve sellem arafe günü sabah namazından sonra tekbire başlar, teşrik   günlerinin sonuncu günü ikindi namazına kadar devam ederdi. Bunu farz   namazlardan sonra selâm verince yapardı.” Buna göre yirmi üç vakitte tekbir   getirilir.

Yalnız   olarak, seferi olarak yahut imamla birlikte farz namaz kılan herkes için   farzların peşinden tekbir getirmek vaciptir. Çünkü tekbirler namaza bağlıdır.

Kadınlar   dışında herkesin bu tekbiri açıktan alması da sünnettir.

Tekbir   cemaatle de yalnız başına da eda edilebilir. Erkekler tekbiri açıktan   getirirler. Kadınlar ise tekbiri gizlice getirirler. Teşrik tekbirlerini   cemaatle hep birlikte söylemek müstehaptır.

Vitir   namazı ve bayram namazları sonunda tekbir getirilmez.Teşrik Tekbirleri Hazret-i   İbrahim aleyhisselâm’ın sünnetidir

Hazret-i   İbrahim aleyhisselâm, Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ı kurban etmeye   hazırlanırken bir anda “Allâhü Ekber Allâhü Ekber” sadâlarını duyar. Yanı   başında Hazret-i Cebrail’in semiz bir koçla kendisine doğru geldiğini görür,   hamd ve şükür duyguları içinde “Lâilâhe illallâhu vallâhu ekber”der. Durumu   fark eden Hazret-i İsmail aleyhisselâm ise, Cenab-ı Hakk’a karşı olan minnet   ve şükranını “Allâhü Ekber ve lillâhi’1-hamd” sözleriyle ifade eder.   Getirilen bu teşrik tekbirlerinden sonra Hazret-i İbrahim aleyhisselâm,   “Bismillâhi Allâhü Ekber” diyerek koçu kurban eder.

Kurban   bayramı günlerinde, Arafe günü sabah namazından, bayramın dördüncü günü   ikindi namazına kadar her vakit, namazın farzından sonra teşrik tekbirlerini   okumak vacip kabul edilmiştir. [ Kutlu Zamanlar. 125-126 ]

 

Neden Tekbir   Getiriyoruz ?

“Sayılı   günlerde Allah’ı zikredin.” [ Bakara suresi.2/203] Emri ile yapılması istenen   zikir; kurban bayramı öncesi 9 Zilhicce Arafe günü sabahtan başlayıp bayramın   4. gününe kadar beş gün süre ile teşrik günlerinde farz namazların akabinde   “Allâh-ü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber   Allahu Ekber ve lillâhi’l- Hamd”[Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.   Allah’dan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür ve hamd   O’na mahsustur.] şeklindeki tekbir getirmek[teşrik tekbirleri], Hac’da cemerata   taş atarken “Bismillahi Allâhu ekber” [Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür]   demek ve kurban keserken tekbir almaktır. [ Kur’anda Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir.77]

Bakara   suresinin 183-185 âyetlerinde oruçla ilgili hükümler zikredildikten sonra   185. âyetin sonunda:

“..Size   doğru yolu gösterdiğimizden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister.” Hac   suresinin 36-37 âyetlerinde kurbanla ilgili hükümler zikredilmiş, 37. âyetin   sonunda:

“…kurbanlıkları   bu şekilde size boyun eğdirdi ta ki size doğru yolu gösterdiği için Allah’ı   tekbir edesiniz.” buyrulmuştur. Yüce Allah, bu iki âyette bizden verdiği   nimetler karşısında “Allâhu Ekber” diyerek kendisini hamd ü sena ile tazim   etmemizi istemektedir.

 

                                                  67

 

Bakara   süresindeki “tekbir” emri ile bayramlarda tekbir getirilmesinin kastı da söz   konusudur. İbn Abbas; “Şevval hilâlini gördükleri zaman tekbir getirmek   Müslümanların üzerine bir haktir.” demiştir. Bu âyete dayanarak İmam Şafiî,   İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed, bayram   namazlarına giderken tekbir getirilmesi içtihadında bulunmuşlardır. Ramazan   ve Kurban bayramı namazında birinci rekatta fatihadan önce üç defa, ikinci   rekatta zammı sureden sonra üç defa “Allâhu ekber” diyerek tekbir alınır.   Bunlara “zevâid tekbirleri” denir. Selâmdan sonra, hutbe içinde ve hutbe   sonrasında; “Allâh-ü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber   Allâhu Ekber Allahu Ekber ve lillâhi’l-Hamd” denilerek tekbir alınır. Bu   tekbirlerin dayanağı bu âyettir.

Kurban   bayramının bir gün öncesi olan Arafe günü sabah namazından bayramın dördüncü   günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazların selamından sonra bir defa   “Allâhü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber   Allahu Ekber ve lillâhi’l- Hamd” tekbir alınır ki buna “Teşrik tekbirleri”   denir.

Bakara   süresindeki “tekbir” emri, “bayram namazı kılınız”, Hac süresindeki “tekbir”   emri ise, “hayvanları keserken tekbir getirin” anlamına da gelebilir. Bunu   En’am suresinin;

“O   halde Allah’ın âyetlerine inanıyorsanız kesilirken üzerine O’nun adı anılan   hayvanların etinden yeyin.” ayeti ile;

“Kesilirken   üzerine Allah’ın adı anılmayan hayvanların etlerinden yemeyin. Çünkü onu   yemek yoldan çıkmaktır.” ayeti teyid eder.

Eti   yenen hayvanlar kesilirken “Bismillâhi Allâhu ekber” [Allah’ın adıyla, Allah   en büyüktür] denir. “Allâhu ekber” [Allah en büyüktür] sözü aynı zamanda   Allah’ı zikirdir. Tekbir getiren kimse “Allah’ı çok zikredin” [33/41] emrini de yerine getirmiş olur. [1.Karagöz. Kur’anda Zikir Kavramı.83-85]

 

Kurban Bayramının   1. Gününün Önemi

Allah’ın   bazı günleri, ayları diğerlerine üstün kılıp mübarekleştirmesi de bu   ‘dilediğini seçer’ olmasındandır. Allah katında günlerin en hayırlısı kurban   kesme günüdür. [ Zadu’l Meâd.1/75]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şânı   yüce olan Allah katında günlerin en büyüğü kurban bayramı günüdür. Sonra da   karr günüdür.” [Ebu Davud.H.no:1765] Diğer bir rivayette:

“Allah   katında günlerin en faziletlisi Kurban günüdür.” buyrulmuştur.

Kurban   kesilen günlerin en faziletlisi Kurban Bayramı’nın birinci günüdür., sonra   “karr günü” denilen Kurban Bayramı’nın ikinci günü gelir. Bu güne “karr günü”   denmesinin sebebi o günde halkın Minâ’da karar kılıp istirahata kavuşmasıdır.   [ Ebu Davud.6/503-504 ]

 

Kurban Bayramında   Namazdan Sonra Yemek

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan bayramında bir şey yemeden namaza çıkmaz,   Kurban bayramında ise namaz kılıncaya kadar bir şey yemezdi. [ Tirmizi, H.no-.541]

“Döndüğü   vakit kurbanından yerdi.” [ Selâmet yolları.2/179]

“Döndüğü   vakit kurbanının karaciğerinden yerdi.” [ Selâmet yolları.2/179]

Kurban   bayramında, kişi ister kurban kessin, ister kesmesin mutlak olarak yemeği   tehir etmek menduptur.

 

                                             68

 

Bir   kimse kurban bayramında, ilk yediği şeyin kurban eti olması müstehaptır. Bu,   Allah’ın bir ziyafetidir.

Kurbanda   yemeği namazdan sonraya bırakmanın hikmeti: Kurban kesmeyi meşru kılmak suretiyle   Allah-ü zülcelâl kullarına kerametini gösterdiği cihetle, o gün namazdan   sonra yapılacak en mühim işi Allah’ın nimetlerine şükür için onun   ziyafetinden yemeye başlamak olmuştur. [ Selâmet yolları.2/179]

 

Bayramlarda   Tebrikleşmek

Bayram   günü ilk bayramlaşma, bizden istiğfar, dua ve sadaka sevabı bekleyen   geçmişlerimizle yapılır. Onlara Fatihalar ve sadaka sevapları ikram edilerek   ruhları şad edilir. Hallerinden ibret alınarak, hakiki bayrama hazırlık   yapmak gerektiği anlaşılır. Daha sonra akraba, eş ve dost ziyaretleri   yapılarak hâl hatır sorulur. Herkes birbiriyle helâlleşir ve dargınlar   barışır. [Efendimizden Hayat Ölçüleri. 134]

Sevinçli   anlarda tebrikleşmek sünnettir. Remli isimli kitapta.-

“Mübarek   günlerde Ramazan ve Kurban bayramı günlerinde tebrikleşmek meşrudur.”   denilmektedir.

Ömer   Nasuhi Bilmen rahmetullahi aleyh: “Büyük İslam İlmihâli” adlı eserinde;

“Ramazan,   Kurban bayramı günlerinde, mübarek gün ve gecelerde tebrikleşmek ve dualaşmak   sünnettir.” demektedir.

İmam-ı   Sehavi rahmetullahi aleyh: “Ayları ve bayramları tebrik etmek insanların   adetlerindendir.” Buyurmuştur [ Ruhul-Furkan, 2/297]

Bayram   günleri bayram tebrikleri için musafaha ederken önce davranan biri diğerine   şöyle dua eder:

“Tekabbelellâhü   minnâ ve minküm”

“Allah   sizden ve bizden kabul buyursun.”

Muhatab   olan da buna “amin” demekle karşılık vereceği gibi.

“Gaferallâhü   lenâ ve leküm” “Allah bizi de, sizi de mağfiret buyursun” demektir. [ Ahmet Şahin Günlük Hayatımızda Dualarımız. 171]

 

Bayram Gecelerini   İbadetle Geçirmek Sünnettir

Bayram   gecelerinde dua kabul olur. Kabul edilmesi rahmet-i ilahi ile beklenir. Bu   yüzden Cum’a gecesi ile Recep ayının ilk cuması ve Şaban ayının ortasında dua   etmek müstehap olduğu gibi, bayram gecelerinden duada bulunmak da   müstehaptır.

Bu   ibadetler zikir, namaz, Kuran okumak, tekbir, teşbih, istiğfar gibi   şeylerdir. Bu ibadetler de gecenin son üçte birinde yapılmalıdır. En iyisi   bütün bayram gecelerini ibadetle geçirerek ihya etmektir. Çünkü peygamberimiz   sallallahu aleyhi ve sellem:

“Her   kim Ramazan Bayramı gecesi ile Kurban Bayramı gecelerini Allah’tan ecir   bekleyerek ibadetle geçirirse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” [ Tergib ve Terhib. 2/531]

“Kim   ahiret sevabını umarak, iki bayram gecelerinde Allah’a ibadet ederse,   kalplerin öldüğü zamanda onun kalbi ölmez.” [ Tergib ve Terhib. 2/532]

“Şu   beş geceyi ihya edenlerin cennete girmeleri vacip olmuştur: Bu gecelerde:   Terviye gecesi (Zilhiccenin sekizinci günü), Kurban Bayramı arafe gecesi,   Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Saban ayının on beşinci   gecesidir.” [ Tergib ve Terhib.2/531]

 

                                             69

 

“Bayram   gecelerini Allah-ü Teâlâ’nın zikri, namaz ve başka ibadetlerle ihya etmek   müstehaptır.

Bayram   gününde ibadetin diğer günlerdekinden efdal oluşunun sırrı şuradan ileri   gelir: “Gaflet vakitlerinde ibadet, diğerlerinden üstündür. Teşrik günleri   ise umumiyetle gaflet günleridir. Bu sebeple o günlerde ibadet yapana, diğer   günlerde yapana nazaran ziyade bir sevap vardır. Bu tıpkı, insanların   çoğunluğu uykuda iken geceleyin kalkıp ibadet yapan kimse gibidir. [ Kütüb-i Sitte Muhtasarı. 13/134]

Yatsı   namazı ile sabah namazlarının cemaatle kılınması da bunun yerini tutar.

Osman   b. Affan radıyallahu anh’ den demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve   sellem şöyle buyurdu:

“Yatsı   namazını cemaatle kılan kimse o gecenin yansını namaz kılmakla geçirmiş   gibidir. Yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılan kimse o gecenin tamamını   namaz kılmakla geçirmiş gibi sevap alır. [ Ebu Davud:H.Nu:555]

 

Bayram Günü Duası

Bayram   günlerinde yapılan dua ve iyiliklerin sevabı daha fazladır.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem bayram günlerinde şu duayı çok okuyanın kalbinin   ölmeyeceğini haber vermiştir. Dua şudur:

“Yâ   hayyû, yâ kayyûm, yâ bedîa’s-semavâti ve’1-ardı, yâ ze’l-celâli ve’1-ikrâm.”

“Ey   Hayy ve Kayyûm olan Rabbimiz, ey semâvât ve arzın bedî’i, ey celâl ve kerem   sahibi. Beni sen koru, sen istikametde dâim eyle. Kötülük ve günahlardan   muhafaza et, sırat-ı müstaksimde dâim ve sabit eyle.” [ Ahmet Şahin.Günlük Hayatımızda Dualar. 170]

 

Ramazan ve Kurban   Bayramı Günlerinde

Oruç Tutmanın   Yasak Olması

Resulullah   sallallahu aleyhi ve sellem:

“Fıtır   günü (Ramazan bayramının ilk günü) ve Kurban Bayramı’nın günü oruç   tutulmasını yasakladı.” [Tirmizi, H.no:768]

“Ramazan   Bayramı ise, oruçlardan çıkışınızı ve Müslümanların bayramıdır. Kurban   bayramına gelince, kestiğiniz kurbanların etlerinde yiyiniz.” [ Tirmizi, H.no:769]

“Ramazan   ve Kurban Bayramı günleri ile teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır.   Bunlar yemek içmek günlerimizdir.” [ Tirmizi, H.no:770]

“Teşrik   günleri yiyip içme ve namaz günleridir. Binaenaleyh onlarda hiç kimse oruç   tutmaz.” [Selâmet Yolları.2/461]

“Teşrik   günleri yiyip içme ve Allah Azze ve Celleyi anma günleridir” [ Selâmet Yolları.2/461]

“Teşrik   günleri yiyip içme ve cima günleridir.” [ Selâmet Yolları.2/462]

 

                                                70

 

Bayram   günleri Allah’ın kullarına ziyafet günleridir. Ramazan ve Kurban bayramı   günleri oruç tutmak haramdır.

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem iki günün orucunu yasakladı. Çünkü kurban bayramı   günü kurbanlarınızın etlerinden yiyeceğiniz gündür. Ramazan Bayramı ise,   oruçlarınıza son verişinizdir.” [ Ebu Davud, H.no:2416]

 

Bayram Günlerinde   Kabirleri Ziyaret Etmeliyiz

Kabir Ziyaretinde   Ahireti Hatırlar

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem önceleri kabir ziyaretini yasaklamıştı. Bunun   sebebi cahiliye devrinden yeni çıkan Müslümanların kabir ziyareti sebebiyle   bir takım bâtıl inanç ve adetleri hatırlamalarını, hataya düşmelerini   önlemekti. İslâm gönüllere yerleşince kabir ziyaretine izin verdi ve bunu   “ahireti hatırlatma” hikmetine bağladı. [ H.Karaman. Ebediyet Yolcusunu Uğurlarken]

Resulullah   sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kabirleri   ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize ahireti   hatırlatır.” [Tirmizi, h.no: 1060] Diğer bir rivayette:

“Çünkü   şüphesiz kabirlerin ziyareti, dünyayı küçümsetir ve ahireti hatırlatır.” [ İbn Mace, H.no:1571] buyurarak da bu ziyaretlerden   asıl maksadın, ahireti hatırlamak ve o güne hazırlanmaya önem vermek olduğunu   açıkça ortaya koymuştur.

Genel   olarak kabirleri ziyaret etmek erkekler için müstehap, kadınlar için caizdir.   Kadınların kabirleri ziyaret etmesi, bağırıp çağırma, saçını başını yolma ve   kabirlere aşırı saygı gibi fitne korkusu olmadığı zaman mümkün ve caizdir.   Çünkü Peygamber Efendimiz, çocuğunun kabri başında ağlamakta olan bir kadına   sabır tavsiye etmiş, onu ziyaretten alıkoymamıştır.

Diğer   yandan Hazret-i Aişe annemiz de kardeşi Abdurrahman b. Ebubekir’in kabrini   ziyaret ettiği nakledilmektedir. [ Üsve-i Hasene. 1/471; Müslim, c:5/260]

Alimler   kadınların kabir ziyareti ile ilgili şunları söylemektedir:

Kadınların   kabirleri ziyaretlerine gelince, bazı hususlara riayet etme şartı ile buna   müsaade olunmuştur:

1.Kalabalık   bir günde, erkeklerin arasına karışarak ziyarete gitmemelidir.

2.Tesettüre   son derece riayet etmeli ve güzel koku/parfüm kullanmamalıdır.

3.Bu   ziyareti tek başına yapmamalı; ya mahremi olan bir er kekle veya birkaç kadın   bir araya gelerek ifâ etmelidir.

4.Kabrin   başında feryâd-ü figan ederek ağlamamalı ve ölünün üzülmesine ve azap   görmesine sebep olmamalıdır. [ Mehmet Emre.Müslümanca yaşama Sanatı. 1/411]

 

 

                                                71

 

Salih   kimselerin, anne, baba ve yakın akrabanın kabirlerini ziyaret etmek mendup   sayılmıştır.

Salih   kişilerin kabirlerini, özellikle Allah Resûlü’nün kabrini ziyaret, ruhlara   ferahlık verir ve ulvi hislerin duyulmasını sağlar. Efendimiz’in ve Allah’ın   veli kullarının kabirlerini ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Bir   hadis-i şerifte;

“Kim,   beni öldükten sonra ziyaret ederse, şefaatim ona hak olur.” [ Üsve-i Hasene. 1/473]buyrulmuştur.

Salih   kişilerin ve din büyüklerinin kabirlerini ziyaret etmekte çok büyük faydalar   mevcuttur. Şuurlu bir şekilde hareket etmek, gerekli ibreti almak ve yanlış   itikatlara kapılmamak şartıyla kabir ziyaretinde herhangi bir beis yoktur. [ Üsve-i Hasene. 1/471]

Kabirleri   ziyaret etmek, orada bulunanlara selâm verip dua ve istiğfarda bulunmak,   onlar adına hayır ve hasenat yapıp Kur’an tilavet etmek, mevtalar için bir   rahmet vesilesidir. Kuran’ı Kerim’de Rabbi’miz, bizden önce ahrete intikâl   etmiş mümin kardeşlerimiz için şöyle dua etmemizi tavsiye eder:

“Ey   Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla;   kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki   Sen çok şefkatli ve çok merhametlisin.” [Haşrsuresi.59/10]

Kabir   ziyaretiyle maksad, ziyaretçilerin ibret alması, ziyaret olunan kabir ehlinin   onların dua ve istiğfarlarından faydalanmaları ve sağlığında olduğu gibi,   hürmet görmesidir.” [ Dürretül Fahire.319]

 

insan-ı kamile   giden yol

 

Akıllılar   bazen, deliler her gün bayram yapar. Ben delileri daha çok severim. Çünkü   onlar katıksızdırlar. Onlar da birer ahidirler. Onların tek sorunu,   deliliğinin farkında olmaması. İşin aslı unutmayı da unutmak gerekir. Fakat   Allah deliliği akıllıdan bekler. Dini olmayanın deliliğini ne yapacak? İşte   dini deli gibi yaşayan akıllılardır O’nun aradığı.

Sahi   din deyince siz ne anladınız? Namaz, oruç, sadaka falan mı?

İmam-ı   Cafer’e sormuşlar, din nedir? Diye. Cevap vermiş: “Din sevgi ve nefretten   başka nedir ki?”

İşin   aslı saklambaç oynuyor. Ara ki bulasın.

Bu   yüzden;

“Arayanlar   bulanlarmış,

Bulanlar   arayanlarmış”

Bulunca   vuslat olur, aşk kalmaz!

Ne   demişler,

Aşkın   varsa can baş üzre gel beri,

Aşkın   yoksa, dön kapıdan git geri.

Aşk   bir derya, yüreğin kadar nasibin olur.

Uçurumdan   sen atla ki, “O” tutar seni! İşte o zaman Ahi olabilirsin.

Korkak   tacir kazanamaz! İşte atlayan deliler Ahiler kazanır!

 

 

                                          72

 

Mülkiyet   tarlasında ekim yapanın hasadı “ben” ve “israf” olur.

Emanet   tarlasını sür, harmanın rahmet olur.

Neye   yanarsan onu görürsün.

İhtiyacını   Pavlov’un köpekleri mi belirliyor? (Şartlı refleks)

“la   ilahe” süpürgesiyle süpürmeyenin Allah’ı çok olur.

Rapresantlara   ilk öğretilen “tekili çoğula çıkarmayın” “ çoğulu tekile indirmeyin”

İkincisi   yanlış; siz “kesreti tekile çıkarın!”

Kabe’nin   kara donuyla ne işin var senin.

Sahibini   ara, sen onu değil, o seni tavaf etsin! (ayniyle vaki)

Kardeşlikte   sevap ticareti

Dinimiz   bizlerin kardeş olduğunu ve birbirimizi sevmemiz gerektiğini bildirmektedir.

“İman   etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız”

Sevgi   ve barış içinde olmamızı isteyen yüce yaratıcı, ücrette de cömert   davranacaktır eminiz. Ahiler bu ücret için mi Ahi oldular.

Ne   yalan söyleyeyim, Rabbimin lütfunu geri çeviremem. Edebe mugayyir olur.

Ahi   Bayramınız kutlu ve mübarek olsun!…

Necip   Fazıl, “Mü’min sıkıştırılmış şeker gibidir. Deryayı tadlandıracak güce   sahibtir” der.

Dini,   tevhitten, güzel ahlaka dönüştürmüş iyi bir insan, çevresi için bir rahmettir   ve bir ölçüde etrafındaki herkesi de tatlandırır.

İşte   bayramlar, kısalığına rağmen af ve tebessümle, kardeşlik ve dostluğun fiilen   yaşama geçtiği barış ve huzur ortamlarıdırlar.

 

Zaman

Batılılar   “Time is Money” derler.- Zaman paradır-

İnanan   ise “Time is my life” der – Zaman inananın bütün hayatıdır-

O,   boş laf bilmez, öyle konuşan olursa selam der geçer. Zamanın hüsrana   dönüşmesi inananda olmaz. İki günü birbirine eşitlemez.

“İnsan   hüsrandadır”, buyruldu.

Dün   geçmiştir, yarın ne olacağını bilmiyorsun, o halde bugünü doku.

İnanmayan,   ise ne yaparsa yapsın, heyhat.. iman olmayınca..?

Zamanın   hüsranındadır o.

 

 

                                            73

 

Aranan   karşılıklı tanımadır.

“Sen   beni tanımazsan, ben de seni tanımam”dan öte nedir ki?

Kişilikte   bayram yapınız

Bayramlar   bağışlama günleridir.

“İnsanın   üç günden fazla küs durması helal olmaz”

Akrabalık   bağlarını kesenlerin ahiretleri zordur.

İntikam   almak yoktur. Dinde de ahilikte de.

Birisi   size bir tokat attı ise, Hz. İsa gibi öbür yanağınızı çevirmeyin, fakat,   sizin de bir tokat hakkınız olabilir, fakat affederseniz daha iyi olur.   Yumruk atamazsınız.

İyilikte   yardımlaşılır, fakat birlikte kazık atalım olmaz! Ahiler yapmadılar. Onlar   birlikte kazandılar.

Anne   baba hak ve hürmetini siz zaten biliyorsunuz. Öf’e bile izin yok! Yanınızda   yaşlanacak! Hanıma itaat yok! Artık hala cenneti kazanamıyorsanız, burnunuz   sürtülsün!

Gıbtadan   haset kokusu gelir.

Gıbta,   “keşke bende de olsa”; Haset ise, “onda da olmasın, bana verilsin” demektir   ki hoş bir şey değildir.

Arkadaşı   için “niye o çok şey biliyor da, ben bilmiyorum” gizli rekabettir ve haddi   aşmış olur, imrenme kıskançlığa dönüşür. Ahiler bunu bile yapmazlardı.

Gıbtadan   da uzaklaşarak takdire razı olmalı, kaderi tenkit etmemeli, kimseyi rakip   görmemeli ve kendinizi İslamın ve Ahiliğin güzel ahlakına   yönlendirmelisiniz..

Komşusunun   “iki eşeği olsun” diye dua edebilen, bir eşeği de hak eder. Yahudiler   kıskançlıklarından dişlerini sıkar. Çok zengin olmayın ve çok müslüman   olmayın. Zira çok müslüman Yahudinin müslümana düşmanlığını en çok karşı   duracak adamdır. Onlar namaz kılmayan müslümanı çok severler. En çok   korktukları şeyin müslümanların beş vakit namazlarını Cuma ve bayram namazı   gibi kılmaları olduğunu söylerler. Sakın namaz kılıpta yahudileri   üzmeyesiniz.

Her   şeyi emanet bilmeli. Mülkiyete geçeni iki metre kabut mülkiyeti paklar! Diğer   bütün mülkiyetlerin tapuları ıslanır zaten.

“Sen   rızkını aradığın gibi, rızkın da seni arar!” Bu ne telaş. Yat demedik ama,   kazık da at demedik!

Topu   sen oyna. Fakat skoru “O” belirler! Eh, kılıcın hiç mi hakkı yok?da   diyebilirsiniz Fatih gibi.

 

Meziyetlerin öne   çıkması

İnsanların   her fırsatta şahsi meziyetlerini sayıp dökmesi, ferdi başarılardan sözetmek,   başarıyı kendine mal etmek, başkasını çekememezliğe iter ve gıbta damarını   kabartır. Bu yüzden bunlar da ayıp kabul edilmiştir. Yani kendinden menkul   olmamak gerekiyor.

İyiliklerinizi   sayıp dökmeyin.

Herkes   kendi rekorunu kırmalı. Ahiler yarışı kendi kendine yapardı. Yarın daha iyi   olmalıyım der, kıyas yapmazdı. Eğitimcileri duymuyor musunuz? Kıyası   çocuklara bile yapmayın diyorlar.

 

                                                      74    

 

Fakirin   ihtiyacı görülmemiştir bir gün. Haber gelir; Ali ölmüştür. (kerremallahi   veche)

Yıkarken   sırtının nasır bağladığı görülür. Sorulur neden? Fakirlere gece gece un   çuvalı indirmekten olduğu anlaşılır. Size dairede çalışırken bir telefon   gelse “bir çuval una ihtiyacımız var” dense. 15 dakikada yola çıkıp   lacivertlerle 50 kiloluk çuvalı arabaya atabilir misiniz? Söylemeyeyim?

İşler   bölüşülmeli, eller taşın altına konulmalı ve yapabileceğinin en iyisi   yapılmalı. Allah bir işin düzgün ve sağlam yapılmasından hoşnut olur.   Hadistir.

Böylece,   semere de umumun malı olacaktır.

Sıddık   40 000 liranın 10 000’ini gece, 10 000’ini gündüz, 10 000’ini gizli, 10   000’ini açık verdi, ne güzeldir.

Siz   40 000 verin, “Akil” bir avuç hurmanın yarısını evine yarısını hayra ve   eşitler. (Akil’de Sıddık’de sahabedir malum)

Keşke   bir avuç birşeyimin yarısını ben de verebilseydim. Bu aciz iki şey yapabildi.   13 yaşında orta okul 2. sınıfı terkedip dinini tercih etti (İmam hatip !’e   inerek gitti). Bir de 22 yaşında kazanıp başladığı banka müfettiş   yardımcılığını hiç bir yeri kazanmadan “ben faize etmem aç kalırım” dedi ve   istifa edip sokakta yürümeye başladı. Bunlar bu acizin iki fetası. Umarım   kime yaptıysak yapılanı gözümüz kapalı Kerim buluruz. İnşallah demiyorum.   Edep dışı olabilir.

 

Yaratılışın   gayesi sevgidir. Ahilik Sevgiyle Olur.

Yunus   boşuna dememiş:

“Elif   okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü l Yaratılanı hoş gör l Yara­tan’dan   ötürü” bu hoş görmenin bedeni kusurlar olduğunu biliyorsunuzdur umarım.   Değilse Yaşar Nuri Hoca gibi buluş buldu diye imansız adama cennette şerbet   dağıttırırsınız. Sahih hadislere göre imansız birisi cennete giremez. Onlara   iyiliklerinin karşılığı burada verilir ki ahirette tutunacağı bir dal   kalmasın.

Yumuşaklık   ve merhamet iyi insan olmanın gereği. Allah Halim’dir yumuşak davrananı   sever.

Kralları   da Kuralları da putlaştırmak yok. Referandumda krallar, zarurette kurallar   kalkar. Seçimde ise köleler efendilerini seçerler.

İngilizlerin   çok tuttuğum bir özdeyişi var: “all thing in moderation, modaration in all   thing”. Yani; her şeyde ortalama, ortalama her şeyde. Bu yüzden ortalama   gitmek gerek.

 

Görev mi? Yardım   mı?

Muhabir   önündeki yaralıya yardım mı edecek, yoksa haber için o haldeyken onun   fotoğrafını mı çekecek? Kararı insanlığınız versin. Onlar şöyle bir çözüm   bulmuşlar. Önce fotoğraf, sonra yardım. Keşke kalp krizini de   fotoğraflayabilselerdi. O zaman teşhis yerine geçerdi de şifası kolay olurdu.   Bunlar kapitalizmin ordusu. Maddenin kulları. Maddnin fotoğrafını çeker   ancak. Mananın değil.

Yetimhanede   bir çocuğun devlete maliyeti aylık iki milyar lira. Halbuki bu çocuklar   koruyucu ailelere verilebilse ne kadar güzel olur. Devlet sağolsun verilecek   çocuk için 500-600 civarında bir para vermeye başladı Sıcak bir sevgi   ortamında o çocuk büyürdü. Bu çok güzel. Lakin ailelere köpek çocuktan daha   sevimli geliyor. Un yağ var ekmek yapacak avrat yok. Kalbinde yer olmayanın   başkasına yeri olmaz..

 

 

                                                75

 

Ben   avradıma şu iki çocuğun yanına iki çocuk da yuvadan alalım diye çok söyledim.   Lakin kadının merhameti kendinden uzayana, ihtiyaç sahibine değil.   Aralarındaki sevap farkını artık hiç söylemeyeyim.

İnsanın   köpek kadar değeri yok. Bunları devlet düşünmeli ve daha akıllı kalıcı çözümler   üretmeli. Diyanet yeterli desteği vermiyor. Bir insanda iki kalp olmaz, çocuk   asıl babasıyla anılır diyor da bir çocuk almanın derecesini anlatamıyor.   Çünkü anlatan fedakarlığı yaşamamış.. Etlik’te bir amucamız var cemaatten.   Gider kendi köyünden bir 13 14 yaşlarında bir kız getirir. Oya moya satan bir   dükkanı var. Orada çalıştırır, yedirir içirir büyütür, 18-20 yaşlarında ona   bir oğlan bulup evlendirir, gider bir kız daha getirir ve hikaye böyle devam   eder gider. Karısı kadın hastalığında dolayı çocuğu olmamış. Karısı evlen   demesine rağmen evlenmemiş. Eski model dizel golfle gelir gider camiye. İşte   insan şunum yok bunum yok dememeli.bi beklemeli. İlahi rıza nerede nasıl   teşekkül edecek sabırla beklemeli ve verileni en iyi değerlendirmeli.

Çocuk   yuvalarına her ay sohbet biçiminde anlatım için başvurdum. Tanıttım kendimi.   Sitemi söyledim. Beni fazla müslüman mı buldular nedir, biz sizi ararız   hikayesine döndü. Çocuğu dinden korumak..

Sevgili   okuyucular, iyi bir insan olabilmek için gözünüzden dünyayı düşürmeniz   gerekiyor. Neyi severseniz onun için yaparsınız fedakarlığı. Ama diğerleri   küüüt aşşa düşer. O zaman neyi aşşa neyi yukarı çıkaracağınıza dikkat edin.   En üstte kim var ne var. Eğer Allah aşağıda ise yandı gitti gülüm keten   helva. Fakat kime sorsam ben Allah’a çok inanırım der, lakin Cuma’dan öteye   gitmez. Ne anladım ben bu işten. Bu bir yalancı.. namaz kılar, kılarken işim   var veya yok acele namaz kılar. Kim yem yerdi? İşte boş iş bu. Geçen gün   ilahiyatçıyım deyip işim var cemaat olamam diyen birini firçaladım. Utandı   geldi cemaat oldu. İşte seven insan işi sevdiğinin önüne çıkarmaz.

İkinci   dersimiz ihlas. Bakın bu fakir radikal bir adamdır. Sınav orta gelirse   hocayla kavga eder, zayıf gelirse getir şu kağıdı der 8 olursa neden 9 değil   derdim. Cacabeyi birinci bitirdim. Siyasalda ortalama bir kıza takılana kadar   8.2 idi. Buradaki radikallik zayıf halinde mutsuzluk veriyordu ama başarılı   olduğumu gördünüz.. Buradaki ihlas şu.. radikalliğiniz neye ise onun dışında   hiç bir şeyi görmüyorsunuz. Bu sizin o şeye karşı bütün duygularınızı   varlığınızı yöneltmenize yol açıyor. İşte gözünüzü kırpmadan yapıyorsunuz   yapacağınızı ve sabır çalışma gayret arkadan geliyor. Mesela lisede 6-7 saat.   Üniversitede sınav zamanlarında 14 saat normal zamanlarda 8 saat çalışır,   hoca 82’yi anlatırken biz 250’yi çalışırdık Maliye Politikası dersinden. Hem   kendi seminerimi yapardım bir de devam etmeyen bir arkadaşın seminerini.   Zavallı arkadaşım semineri hoca anlattırırken şaşırırdı bir de hoca yahut   birisi bir soru sorarsa duman olurdu. Çünkü kalkar kalkmaz sigara almış, bir   altlık yapmamış, yani bilmiyor altını üstünü.

İşte   ihlaslı olabilmek için üçüncü saptamamız bir şey daima büyük bir aşk ile   kucaklamanızdır. Bana gördüğünüz üzere işe yarar yaramaz bilemem ama biraz   şiir yazmak nasip ediliyor. Siz zannediyormusunuz ki bu şiirler kafadan   atılıyor. Buyrun bir tane de siz yazın görelim. Burada kabiliyeti   tartışmıyorum. Bana düşen şeyin o işi ya da o olayı aşk ile kucaklamak onun   derdiyle dertlenmek hatta o ısındıysa sizin yanmanız gerekiyor ki bunları   yazabilesiniz. Eğer siz şiir yazamıyorsanız dert değil. Benim gibi o dertle   siz de irade ederek dertlenin ve bir nesir yazın . varsın abuk subuk olsun.   Ama ihlaslı ve samimi olsun. Demekki şairlerin üstünlüğü kabiliyetlerinden   değil hissetmeyi kul iradesiyle becerme ihlas ve samimiyetinde   olduklarındandır. Nokta.

 

 

                                                  76

 

Geç   oldu. Son olarak ihlaslı olabilmek için bir şeyleri feda edebilecek   olabilmelisiniz. İngiltere’de show programında anlatıyor showmen. Diyor ki   karşınızdaki maymunun iki elinde de birer elma var. Ona bir elma daha   atacağım. Sizce ne yapabilir? Yarışmacı birçok şey söylüyor fakat cevap doğru   değil. Ve elmayı atıyor maymuna. Maymun şöyle yapıyor. Bir elmayı ağzına   alıyor anında ve hemen o boş kalan eliyle gelen elmayı yakalıyor. Teşbihte   hata olmamak kaydıyla anladınız umarım. İşte insanın kapitalist olması diye   buna derler. Bu yüzden kapitalistler Ahi olamazlar, cömert olamazlar.   Sermayesiz kapitalistler o kadar çok ki orta gelir guruplarında hatta   fakirlerde bile Ahiler çıkmıyor. Zekat ödenmeyince haset sarıyor toplumu.   Sadece çalamadım kıramadım diye üzülüyor

Kesilen   kurbanların etini üçe ayrılarak, bir bölümünün fakirlere, bir bölümünün   komşulara dağıtılması, bir bölümünün komşulara dağıtılması, bir bölümünü de   hane halkına alıkonması uygun olur. Mamafih tamamının hane halkının   ihtiyaçları için alıkonması da mümkündür. Kurban sahibi sakatta ve iç   organları da ister dağıtır ister alıkoyar. Desirini ise İslami amaçlara uygun   hayır faaliyetlerinde bulunan sivil kuruluşlara verebilir veya kendisi   kullanmak amacıyla alıkoyabilir. Bilhassa ülkemizde yıl boyu İslam’a arşı   tavırlar sergileyip, kurban bayramı gelince Müslümanların kurban derilerine   göz diken, bu konuda devlet imkan desteğini arkasına alarak baskı uygulamaya   kalkışan veya İslama’a aykırı amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterin sivil   veya yarı sivil yarı resmi çevrelere ya da dini istismar ederek şahsı veya   çevresi için maddi çıkar peşinde koşanlara kurban derilerinin verilmesi doğru   değildir.

Maalesef   bu konudaki istismarla, İslam’a gönül vermiş çevrelerinde de eksik değildir.   Nitekim son birkaç yıldır, dindar çevrelerde, bihassa elli bazı cemaat ve   tarikat çevrelerinde, “Hz Peygamber için kurban keseceğiz” diyerek para   toplayanlar. İnsanları bu konuda manevi baskıya tabi tutanlar, hatta maddi   durumu elverişli olmayanları bile bu konuda sıkıştıracak kadar işi abartanlar   sık sık görülmektedir ki, bunun açık bir din istismarı olduğunda kuşku   yoktur. Zira Hz. Peygamber ne ashabında ne de daha sonra gelecek Müslüman   nesillerden kendisi için kurban kesmeleri istemiş değildir. Bu gibi   uygulamalar ibadet olmak bir yana, çağdaş bit ve hurafeler olarak   nitelendirdikleri durumundadır, bu sebeple de bu tür din istismarcılarına   şiddetle karşı çıkmak ve onlarla mücadele etmek gerekir.

Kalın   sağlıcakla..

 

DİĞER KURBAN   TÜRLERİ

Kurban   bayramı günlerinde kesilen kurbanın dışında adak, şükür, akika ve hedy gibi   kurban türleri vardır.

 

ADAK KURBANI

Adak kurbanı   nedir?

Adak   kurbanı, bir kimsenin dinen kesmekle yükümlü olmadığı halde kendisine vacip   kıldığı kurbana denir.

 

Adak kurbanı ne   zaman kesilir ?

Adak   kurbanı her zaman kesilebilir. Kurban bayramı günlerinde kesilmesi şart   değildir. Ancak kişinin isteği yerine geldikten sonra kurban kesmeyi mümkün   oldukça geciktirmemelidir.

 

 

                                                    77

 

Kişi adadığı   kurbanın etinden yiyebilir mi ?

Kişi   adadığı kurbanın etinden yiyemeyeceği gibi, eşi, annesi, babası, dede ve   nineleri, çocuk ve torunları da yiyemez. Bunun tamamının yoksullara tasadduk   edilmesi gerekir.

 

Adak kurbanının   bağlayıcı olması için gerekli şartlar nelerdir ?

Adak   kurbanının bağlayıcı olabilmesi için şartları şunlardır:

1.Adanan   kurbanın türü kurban olabilecek hayvanlardan olmalıdır. Bir kimse; “Horoz   veya tavuk kurban edeceğim” dese bu bağlayıcı olmaz. Çünkü horoz ve tavuk   kurban olabilecek hayvan türünden değildir. Fakat bir tavuk veya horoz etini   tasadduk etmeyi adayabilir. Bu durumda adağın türü kan akıtmaktan tasadduka   dönüşür.

2.   Kurban yalnız Allah rızası için adanmış olmalıdır. Mesela; bir kimse: “Hastam   iyileşirse filân türbeye kurban keseceğim” dese bu kurban bağlayıcı olmaz.   Çünkü bu tür kurban Allah rızası için adanan bir kurban sayılmaz.

3.   Adanan kurban kendisine zaten vacip olan bir kurban olmamalıdır. Örneğin,   zengin bir kimsenin kendisine vacip olan kurban kesmeyi adaması gibi.

Adak Kurbanıyla   İlgili Çeşitli Meseleler

Belirli   bir günde kesilmek üzere adanan kurbanın aynı günde kesilmesi gerekir mi ?

Uygun   olan kurbanın belirlenen günde kesilmesidir. Kesilmediği takdirde başka bir   gün kaza edilmesi gerekir.

 

Şarta bağlı   olarak kurban kesmeyi adayan kimse, o şartın gerçekleşmesinden evvel kurban   kesebilir mi ?

Şarta   bağlı olarak kurban kesmeyi adayan kimse, o şartın gerçekleşmesinden evvel   kurban kesemez. Şayet keserse, şartın gerçekleşmesinden sonra tekrar kesmesi   gerekir.

 

Bir kimse   olmasını istemediği bir iş için kurban kesmeyi adar ve iste­mediği iş de   olursa kurban kesmesi gerekir mi ?

Böyle   bir durumda kurban adayan kimse, dilerse kurban keser, dilerse yemin   kefaretini öder. Meselâ; bir kimsenin “Yalan söylersem kurban keserim” demesi   gibi.

 

Adak kurbanı   kesildikten sonra tamamıyla telef yok olsa kurban yükümlülüğü kalkar mı ?

Evet,   bu durumda kurban yükümlülüğü kalkar.

 

 

                                                 78

 

Bir kimse on tane   kurban adarsa hepsini kesmesi gerekir mi ?

Evet,   sahih olan görüşe göre hepsini kesmesi gerekir, bazı alimlere göre ise, bu   durumda iki tane kurban kesmesi yeterlidir.

 

Adak kurbanının   etinin zımmiye verilmesi caiz midir ?

Hayır,   adak kurbanının etinin sahih olan görüşe göre zımmiye verilmesi caiz   değildir.

 

Adak kurbanının   derisi ne yapılır ?

Adak   kurbanının derisi de eti gibi fakirlere verilir.

 

Bir kimse “Allah   için çocuğumu kurban edeceğim” dese ne yapması gerekir ?

İmam   Azam ile İmam Muhammed’e göre bu durumda o kimsenin bir koyun ve keçi kesmesi   gerekir. İma Ebu Yusuf’a göre bir şey gerekmez.

 

Bir kimse   kendisinin ve aile fertlerinin de yemesi şartıyla kurban adaşa, adadığı   kurbandan yiyebilir mi ?

Hayır,   bir kimse böyle bir şartla kurban adaşa bile kendisinin ve aile fertlerinin   adadığı kurbandan yemesi caiz değildir. Fakat adadığı kurbanı kesmesi   gerekir.

 

Kişi değerini   fakirlere vermek şartıyla adak kurbanından bir miktarını kendi çocuklarını   yedirebilir mi ?

Hayır,   değerini fakirlere verse bile adak kurbanından çocuklarına yediremez. Ancak   caiz olamamakla beraber yedirmiş ise, değerini fakirlere vermesi gerekir. [ Kurban. Semerkand yayınları.54]

 

ŞÜKÜR KURBANI

Şükür kurbanı   neye denir ?

Şükür   kurbanı bir nimet karşılığında kesilen kurbana denir. Örneğin; bir kişinin ev   veya araba gibi bir mala sahip olması durumunda keseceği kurbandır.

 

Sahibi şükür   kurbanından yiyebilir mi ?

Evet,   şükür kurbanından sahibi ve aile fertleri yiyebileceği gibi fakir olsun   olmasın istediği kişilere de verebilir. [ Kurban. Semerkand Yayınları.55]

 

 

                                                   79

 

Ölmüş kimselere   kurban kesilir mi ?

Bir   kimse, sevabını ölmüş bir akrabasına veya sevdiği bir kimseye bağışlamak   üzere kurban kesebilir. Tıpkı ölen bir insanın ardından onun adına sadaka   verildiği, hacc yapıldığı gibi, kurban da kesilebilir. Nitekim Peygamber   efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinden kurban kesemeyenler adına   kurban kesmiştir.

Ebu   Davud, Sünen’inde “Ölen kimsenin ardından kurban kesme” adı altında müstakil   bir başlık yaparak şu hadisi rivayet etmiştir:

“Hazret-i   Ali radıyallahu anh, birisi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem için olmak   üzere iki tane koç keserdi. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda “Allah Resulü   bana yaşadığım müddetçe kendisine kurban kesmemi vasiyyet etti. “Asla bunu   terk etmem.” buyurmuşlardır. [Ebu Davud, H.no:2790]

Efendimiz   sallallahu aleyhi ve sellem’in Hazret-i Ali’ye kendisi için kurban kesmesini   vasiyet etmesi, O’nun adına kurban kesilmesini sevdiğine delâlet eder. Bu   itibarla imkânı olanların sevgili Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem için   her seen en azından bir koyun/koç kesmesi veya bir sığırın yedide bir   hissesine ortak olması çok yerinde bir davranış olur. Cenab-ı Allah bizleri   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem için kurban kesmeye muvaffak kılsın ve   bunda bizleri ebedlere kadar daim kılsın, rızasına nail eylesin. Peygamber   Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i bizden hoşnut eylesin. Efendimiz’e,   âli beytine, ashabına, ezvac-ı tahirata salatu selâm olsun. Amin.

Bir   kimse kendi parasıyla aldığı, sbevabını ölmüş yakınına bağışlamak üzere   kestiği kurbanın etinden yiyebilir, başkalarına da yedirebilir. Bu niyetle   kesilmesi düşünülen bir hayvanın bayram günlerinde kesilmesi de şart   değildir. Her zaman kesilebilir. Hatta arafe günü kesilip fakirlere   dağıtılması daha isabetli olur. Çünkü kurban bayramı günü zaten fakirlere et   dağıtılacaktır. Arafe günü kesilip dağıtılırsa, o günde onların et yemeleri   temin edilmiş olur.

Eğer   ölen kimse kendisi adına kurban kesilmesini vasiyet etmiş ise bu kurbanın   bayram günleri içinde kesilmesi gerekir. Böyle bir kurban etinden kesen kimse   yiyemez. Tamamının tasadduk edilmesi gerekir. Ölen şahsın vasiyeti olmaksızın   parsından alınarak kurban kesiliyorsa bu kurban da vasiyet üzerine kurban   gibidir. Vasiyet veya adak olmasa bile Safiler hariç fakihlerin çoğunluğuna   göre sevabı ölüye bağışlanmak üzere onun adına kurban kesilebilir.

Bu   şekilde kesilen bir kurbanın Kurban Bayramı’nda kesilen diğer hayvanlardan   farkı yoktur. [Bir Müslümanın Yol Haritası.598]

 

AKİKA KURBANI

Akika neye denir   ?

Akika,   lügatta yeni doğan çocuğun başındaki tüyüne, ıstılahta ise, yeni doğmuş bir   çocuk için kesilen kurbana denir.

 

                                         79

 

Akika kurbanını   hükmü nedir ?

Akika   kurbanını kesmek müstehaptır.

 

Akika kurbanı ne   vakit kesilir ?

Akika   kurbanı, çocuğun doğduğu günden, erginlik çağına erinceye kadar geçen süre   içinde kesilebilir. Fakat yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Doğumunun   yedinci gününde çocuğa ad konur ve saçı kesilir. Sadaka olarak yoksullara   kesilen saçın ağırlığı kadar altın veya gümüş vermek müstehaptır.

Akika kurbanının   etinden sahibi yiyebilir mi ?

Akika   kurbanını etinden sahibi yiyebileceği gibi başkalarına da yedirebilir ve   sadaka olarak da dağıtabilir. [ Kurban Semerkand Yayınları.56]

 

AKİKA KURBANI

Yeni   doğan bebeğin başındaki ilk saçlarına akîka; bu çocuğun doğumundan yedi gün   sonra başındaki tüyleri kısmen veya tamamen traş edip adını koyduktan sonra   Allah’u Teâlâ’ya şükür için kesilen kurbana akîka kurbanı denir. Hz. Aişe   radıyallahu anh’den şöyle rivayet edilmektedir.

“Resûl-i   Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bize erkek çocuklar için iki, kız çocukları   için bir koyun “akîka” olarak kurban etmemizi emretti.” [ İbn Mâce hadis no: 3163, Zebâih, no: 1515] ().

Yine   Hz. Âişe validemizin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi   ve sellem, torunları Hasan ile Hüseyin’in doğumlarının yedinci günü akika   kurbanlarını kesmiş ve adlarını koymuştur.    [Tecrid-i Sarih Tercümesi, XI, 401]

İslâm’dan   önceki câhilî Arap toplumunda sadece erkek çocuklar için kurban* kesilirdi.   Kız çocukları için böyle bir merasim söz konusu değildi. İslâm bu değişikliği   yaparak kız çocuklarına da değer verilmesini sağlamıştır.

 

Akîka kurbanında   aranan şartlar

Kurban   edilecek hayvan tek veya iki gözünden kör olmamalı; dişlerinin ekserisi   düşmüş olmamalı; kulakları kesik olmamalı; boynuzlarından biri veya ikisi   kökünden kırılmış olmamalı; kulağı veya kuyruğunun yarısından çoğu,   memelerinin uçları kesik olmamalı; yahut yaratılıştan kulak ve kuyruğu   olmayan bir hayvan olmamalıdır. Akîka kurbanı Hanefi mezhebi­ne göre mubah ve   dolayısıyla menduptur. Diğer üç büyük imâma göre sünnet, Zahiri mezhebine   göre ise farzdır.

Hz.   Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kurbanın kesilmesi sırasında bir örf   olarak başa kan sürülmesi âdetini yasaklamış, [ Ebu Dâvud, Edahî, 20] kesilen saçların ağırlığınca   alfan veya gümüş tasadduk edilmesini emretmiştir. Akîka kelimesi anne-babaya   isyan anlamına geldiği için Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu   kurbanın adını “itaat ve ibadet” anlamına gelen “Nesike” kelimesi ile   değiştirmiştir. [ İbn Hanbel, II, 182]

Bu   kurban çocuğun doğduğu günden bâlîğ olacağı güne kadar kesilebilir. Ancak   doğumun yedinci gününde kesilmesi daha çok sevap kazanmaya sebeptir.

 

                                            81

 

Kesilen   kurbanın kemikleri çocuğun sıhhatli olmasına se­bep olsun niyetiyle   kırılmayıp eklem yerlerinden sıyrılır ve öylece pişirilir. Sonra bu kemikler   bir yere gömülür. Akîka kurbanının etinden bunu tasadduk eden kimsenin   yiyebileceği gibi ev halkı da bu etten istifâde eder. Bir kısmı da ihtiyaç   sahiplerine dağıtılır. [ Şamil İslâm An.]

 

HEDY KURBANI

Yüce   Allah’ın rahmetine yaklaşmak veya hac fiillerinde meydana gelebilecek bir   kusura kefaret olmak için Harem bölgesinde kesilmek üzere götürülen veya   kendisi veya parası gönderilen kurbana “Hedy” denir.

Temettü   haccı ile kıran haccından dolayı hedy (Harem bölgesinde kurban kesmek]   vaciptir. Bunun koyun cinsinden olması da yeterlidir. Bu kurbanlar, Bayramın   birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilebilir. Fakat birinci günde   kesilmesi daha faziletlidir. Bu, bir şükür kurbanı olduğundan, bunun etinden   sahibi de yiyebilir. Geri kalanını Mekke fakirlerine dağıtmakta fazilet   vardır. [ Bir müslümanın Yol Haritası.594]

 

Hedy ne demektir?

Hacla   ilgili olarak Mekke’yi çevreleyen Harem Bölgesi’nde kesilen kurbana denir.

 

Vacip olan   hedy’in başlıcaları hangileridir ?

Vacip   olan hedy’in başlıcaları şunlardır :

Şükür   hedy’i

Ceza   hedy’i.

 

Ceza hedy ne   demektir ?:

Mazeret   olmaksızın haccın vaciplerinden birinin terk edilmesinden veya zamanında   yapılamamasından veyahut ihram yasaklarından birisinin çiğnenmesinden dolayı   vacip olan kurbana denir. Temettü veya kıran haccına niyetlenenlerin   kesmeleri vacip olan kurbana denir

 

Hedy kurbanı   nerede kesilir ?

Hedy   kurbanı, Harem bölgesi sınırları içinde kesilir. Ancak şükür hedy’inin   Mina’da kesilmesi sünnettir.

 

 

                                           82

 

Hedy kurbanı ne   zaman kesilir ?

Ceza   hedy’i her zaman kesilebilir. Şükür hedy’inin ise bayram günle­rinde   kesilmesi vaciptir, imam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’e göre şükür hedy’inin   bayram günlerinde kesilmesi vacip değil, sünnettir.

 

Kişinin hedy   kurbanından yemesi caiz midir ?

Kişinin   şükür hedy’inden yemesi caiz, fakat ceza hedy’inden yemesi caiz değildir.

Adak,   şükür, ölü, akika ve hedy kurbanlarında kesilecek hayvanlarda aranan şartlar   nelerdir ?

Hayvanın   cinsi, yaşı ve kusurlu olup olmaması gibi kurbanda aranan şartların tamamı   bunlarda da aranır. [ Kurban. Semerkand Yayınları.56]

 

KURBAN   KESEN MEDENİYETLERDE KURBAN KÜLTÜRÜ

 

Kurban kesen medeniyetlerde birçok   farklılık olmakla beraber temsil bakımından en önemli temsili İslam   medeniyetini oluşturan ülkeler temsil eder. Kurban kesmeyen medeniyetlerde ki   ateş, kan, ölüm üçlemi kesen medeniyetlere göre daha belirgin ve baskındır.   İslam medeniyeti çerçevesinde İspanyaya kadar ulaşmış Emeviler ve 10 milyon   metre kareye varan genişliğiyle Osmanlı temsilcisidir.

 

1-Spor,   Eğlence ve Oyunlar

İslam medeniyetinde bu spor   konusundaki ölçü “tahripkar ve zararlı olmamak” gibi bir ölçü koymuştur. Bu   ölçü insanı karşı da geçerli olan ölçüdür. İnsanı hayvana karşı silahı koymak   yerine insanı hayvanla birlikte karşı karşıya dengeli bir karşılaştırma esas   alınmıştır. Bunun en güzel örneğini cirit oyunu teşkil eder. Batıda büyüyüp   gelişen ve o medeniyetin alamet-i farikası durumunda olan boks İslam   medeniyetin temsilcisi sayılan güreş birbirinden oldukça büyük farklar   gösterir. Bu nedenle zihinlerimizde beslenmesi gereken “ temel fikir” usül ve   kaideleriyle esneklik gösterdiği hususun canlı kalmalıdır.

Örneğin güreşçiler güreş öncesi ve   sonrası yaptıkları hareketler ile üzerinde durulması  ilginç şeyler oluşturur. Öncelikle güreş   Cuma günü başlayacaktır. Ve bu sebeple güreşçiler o semtteki ulu camiinde   Cuma namazını kılıp daha sonra o semtteki defnedilmiş bulunan bir pehlivanın   kabrini ziyaret edip birlikte dua etmekte güreş başlamış olacaktır. Güreş   öncesi yapılması gereken peşrev güreşçilerin   önünde uyulması icap edilen zaptu rap altına alınmış belli kaidelerden oluşan   ciddi hareketlerdir. Töre gereği yapılması gereken karşılıklı tek diz üzerine   çöküp ellerini yerden başlarına doğru götürerek – temenna ederek-  birbirlerini selamlarlar. Bu selamlama üç   defa tekrar edilir, eğilerek karşısındaki rakibin topuğuna dokunur ve kısbete   değer ellerini öpüp başlarına koyarlar. Daha sonra cazgır ortaya gelir   milletin inancına, değerlerine ve mukaddesatına dair kavramalar ve esaslar   ile hitabetine başlar. Daha sonra pehlivanları metheden güzel cümlelerle   bitirir. Artık güreş yavaş yavaş başlar.

Güreşteki mekan zaman usül ve   kaideler batıya göre çok büyük bir farklılık gösterir. Mekanın çayır üzerinde   olması iki efsafa denk düşer. Birincisi çok geniş bir alanda olmasından   dolayı minder dışına kaçma tabiri asla söz konusu olmaz. Kaçma mefhumunu   tanımayan bir medeniyetin bu değerlerinin spora yansımasıdır. İkincisi ise;   çayır olması nedeniyle bir yumuşaklı söz konusudur ve güreşçilerin   yaralanmaları ya da sakat kalmaları yer dolayısıyla söz konusu olmaz. Yani   kan dökülmesi ve ölüm vakaları olmayacaktır.

Zaman yönünden konu ele alındığında   güreşçiler zamanla mukayyed değildirler. Sınırlı olmayan bu vakit konusu   güreşçinin minderden kaçamamak kadar zamandan da kurtulamamak şeklinde bir   genişlik ve gerçek gücüm ortaya konmasına imkan sağlar.

 

 

                                             83

 

Üçüncü boyut olarak öngörülen usül ve kaideler bütünü güreşçilerin   birbirini ezmelerini bütünüyle önlemese de askeriyeye indirir. Örneğin; üstün   tarafın ufak bir üstün hareketinden hemen onu galip sayarak ezme işini   ortadan kaldırıp bertaraf eder. Mesela; taraflardan biri ötekini sırtı yere   gelmeden iki eli veya iki dirseği üzerine yaslanacak şekilde arka üstü   düşürse rakibini “ açık düşürmüş”, olacak ve galip sayılacaktır. Yine   taraflardan biri ötekinin ayaklarını yerden kesmekle ve bu halde onu üç adım   götürmekle “ayaklarını yerden kesti” durumunda olacak ve yine galip   sayılacaktır. Sonuç olarak güreşteki açık   düşürme, ayağını yerden kesme gibi benzeri tabirler diğer medeniyetlerde   ki bokstaki “ dövdü- dövüldü” kavramlarına denk gelmesine rağmen ne kadar   büyük bir şiddet farkı olduğu umarım anlaşılıyordur. Buna ilave olarak “ çift   boyunduruk ile çift sarmanın aynı anda rakibe vurulması” yasaklanmıştır.   Ayrıca rakibi havaya kaldırıp baş üstü yere çakma ihtimaline binaen çift   dalma gibi oyunlar men edilmiştir.

Güreşlerin bitmesiyle de yeni   durumlar ortaya çıkar. Kurban kesen ve kesmeyen medeniyetler arasındaki en   önemli fark burada kendini  belli eder.   Şayet galip gelen ve mağlup olan birbirinin yaşıtı ise güreşin bitmesiyle   beraber karşılıklı kucaklaşılır ve birbirlerini hafifçe kaldırırlar. Buna   karşılık mağlup olan daha genç ise yaş ve tecrübe, kuvvet bakımından   kendisinden üstün olanın elini öpecektir. Galip gelende buna mukabele edecek   ve onun alnında öpecek ve beraberce meydandan ayrılacaklardır. Bunun aksine   şayet yaşça küçük olan büyük olanı mağlup edecek olursa töre icabı yine   kalkacak büyüğün elini öpecektir. Yaşına ve güreşteki emeğine hürmeten   yenilende bu genç güreşçiye duyduğu takdir hissini ifade etmek için onun   alnından öpecek ve yine beraberce meydandan ayrılacaklardır. Bu hareketler   seyircilerin taşkınlığını önleyen çok önemli hareketlerdir ve sporla verilmek   istenen mesaj toplumsal değer yargılarıyla iç içedir. Şimdiye kadar hiçbir   zaman seyircilerin ifale kapılmaları veya sokaklarda önüne geleni dövüp   kırmaları söz konusu olmamıştır. Ve seyircilerle güreşçiler arasında futbol   da olduğu gibi herhangibir engelde bulunmamaktadır. Yani seyirci güreşçiden   kopmuş ya da koparılmış değildir. Ayrıca güreşler ve güreşçiler üzerine kumar   oynamak ve oynatmak söz konusu olmamıştır.

Özellikle Osmanlıda spor bedeni ve   ruhi bir disiplin olmaktan öte dini bir hüviyet içinde de telakki edilmiştir.   Pehlivanlar güreş öncesinde aynı ibadet neşesini idmanlarında duymuşlardır.   Pehlivanlar nerede ve ne zaman olursa olsun abdest alıp iki rekat namaz   kılmadan ve dua etmeden güreşe çıkmazlardı. Cazgır güreş meydanına gelip   sözlerine kelime-i tevhid ile başlar ve daha sonra milletin değerlerine ve   imanına dair ifade ve mefhumlarla sözlerine devam etmesi konunun ibadet yönünü   ortaya koyması açısından son derece önemliydi. Daha sonra güreşçilerin üstün   vasıflarını bahseder onları över teşvik eder ve onunla sözlerini bitirirdi.   Bunlar güreşçilerin musabaka esnasında ve sonrasında doğru olmaları, dürüst   davranmaları ve kuvvetlerin son noktaya varıncaya kadar kullanmalarını telkin   içindi.

 İnsanın ruh halinin bedeni kuvvetlerin   üzerindeki tesiri konusunda küçük bir araştırmaya bakalım; Amerikalı yazar   Dale Carnegie’nin İngiliz psikolog    J.A. Hadfield’de atfen yaptığı nakle göre üç adam kuvvetleri bir   dinamometre ile ölçülerken ruhu tekniatları dinamometreyi var kuvvetiyle   kavramaları istenildiğinde önce normal uyanıklı halinde 45 kilo, kendilerine   hipnotize edilerek çok zayıf oldukları söylendiğinde 13 kilo ve hipnotize   halinde çok kuvvetli oldukları söylenince 64 kilo vasati kaldırdıkları   görülmüştür. Kendisi buna ruh haletimizin kudreti inanılır şeylerden değil,   demekten kendini alamamıştır.

 

                                               84

 

EĞLENCE :

 Eğlencede ki temel unsur zaman bilimini   tespitidir. Zira gece, insan şahsiyetinin kendisini en az kontrol altında   tutabildiği devreye rastlar. Şuur, şuur-altını baskı altıda tutabilmek   hususunda bir hayli zayıflamıştır. Bu medeniyet şuurun, şuur-altının baskıdan   kaçışını hızlandırmak için, bu eğlencelere bir yan kuruluş olarak içkiyi   almıştır. Yine buna ilaveten bu medeniyet, bu eğlencelerde şuur-altı   dinamiklerini tahrik edecek konuşlalar, tanışmalar, harekete ve davranışlarla   meseleyi daha tehlikeli boyutlara sürüklemiştir. İçilen içkilerle,   şuur-altında kontrolden kaçan ve şuurlaşan eski düşmanlıklar, kırgınlıklar,   genç ve güzel hanımlara gösteriş merakı ve sevdasıyla beraber, bu insanlar   arası ilişkileri bir kat daha sertleştirecektir.  Buna mukabil Osmanlı medeniyeti’nde,   eğlence gayeli toplantılar, büyük bir ekseriyetle gündüzleri yapılagelmiştir.   Şurası muhakkaktır ki, eğlence için en uygun olmayan zaman sabahtır. Bunu gibi, bozulmalara ve   kötülüklere en uygun olmayan zaman yine sabahtır. Sabahleyin vücut zinde,   sinirler sağlam, şuur uyanıktır. Bu husus önemlidir ve bizlere iş hayatını   beklediği prensipleri hatırlatır. Gerçekten, iş hayatında, har zaman ve daima   iş prensibi öndedir ve şuur, kontrolü, kendisi kendi üzerine almıştır. Sonuç   olarak sabaha almakla ve bu medeniyet, eğlence için aynı prensipleri hakim   kılmak istemiştir. Halbuki eğlenceler her zaman disiplinli, katı ve sert   prensiplerden kaçınmışlardır. Böyle olunca, şuur-altı dinamiklerini kontrol   altına tutabilmek hususunda ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya kalmıştır.   Bu itibarla, artık sabahın seçilmesiyle, kişi kendini daha iyi kontrol   edebilecektir. Bu zamanlarda insanlar, ağızlarından çıkanları, yaptıklarını   ve ne yapacaklarını geceye nispetle daha iyi bilirler, Şuurla berraktır ve   duygular saptırılmamıştır. Uzun bir günü yorgunluğu insanın üstüne henüz   çökmemiştir.

Buna ilaveten, bu eğlencelerden   eğlenceyi oluşturan alt birimler, kişiyi tahrik edecek türden değildir.   İnsanları fevri hareketlere itecek kadın-erkek ilişkileri de yine ölçülü ve   dengelidir. Netice itibariyle, alt yapıyı oluşturan prensipleri sebebiyle ki,   bu toplantılarda sert çizgilerle ifade edilen hareketler kendilerine müsait   bir zemin bulamamışlardır. İnsanlar beşeri münasebetlerinde belirli ölçüler   içinde kalabilmeyi başarabilmişlerdir. Birisini hareketlerine sınır tanımayıp   aşırılıklara düşmesiyle ortaya çıkacak olan felaketler ve kötülükler, ötekini   ölçülü davranması sonucu tehlikeli boyutlara varmadan akim kalacaktır. Sabır   tahammül ve müsamaha birçok  vakanın   zuhuruna engel olacaktır.

Bunun böyle olduğunu tespit   sadedinde, şunu söylemek mümkündür.: bu çeşit toplantılarda insanlar arası   ilişkilerde vaki aksamalar, bir seviyenin altında kalmamış olsa idi, bu   toplantılar muhtemel çatışmaları belli bir noktada tutabilmek maksadıyla   kendi bünyesine içinde düello, harakiri… vs. gibi, birtakım ek müesseselerin   doğmamış olması, bunlara ihtiyaç duyulmamış olduğunu göstermesi bakımından   önemlidir. Bu husus, yanı zamanda bu nevi toplantıların, muhtemel çatışmaları   önlemede yardımcı müesseslere ihtiyaç bırakmayacak kadar kendi içinde sağlam   ve tutarlı olduğunu göstermesi bakımından değer taşır.

Netice itibariyle, kurban kesen   medeniyetlerin tertip ettikleri eğlenceler, kurban kesmeyen medeniyetlerde   yapılan eğlenceler kadar kendi içlerinden hakaret, alay, küçük düşürme gibi   gayri ciddi unsular taşımaz. Bunu tabii sonucu olarak da, bu toplantıların Ateş-Kan–Ölüm gibi felaketlerle   bitmesi gibi bir tehlike de bahis konusu değildir.

Osmanlı’nın son devirleri dahil   Türkiye Cumhuriyet döneminde bütün gayri milli ve gayri dini unsurlar   toplumumuza eğlence yolu ile girmiştir[1].   Bu nedenle eğlence ithali konusu üzerinde önemle durulması gereken bir   husustur. Eğlence, insan zihnini disiplinli düşünceden en fazla kaçtığı   zamana tekabül eder. Kişi eğlenebilmek ve dolayısıyla rahatlayabilmek için   kendisini duyguların akışına terk etmek mecburiyeti içinde olacaktır. bu   durumda eğlencenin fonksiyonu bir kat daha artmış demektir. Aklın kendi   fonksiyonlarını en fazla icra ettiği bu dönemde kişi, eskisine nispet ile çok   daha fazla telkine açıktır. Bu vasıf eğlencenin dış tesirlere karşı daha   hassas olduğu manasına gelir. Bu gerçek, eğlencenin daha çok kontrol altına   tutulması zaruretine işaret eder. Aksi takdirde eğlence, yabancı unsurlar   için müsait bir vasat oluşturacaktır. Bu mühimdir ve bütün kötülüklerin   cemiyet içerisinde yerleşmesi bakımından, eğlencenin hep bunların mihveri   durumunda olduğu manasını taşıyacaktır.

Bu tespit ve yorumların bizleri   getirdiği bu noktada şu husus önem kazanır ki, cemiyetlerde bu tür oyun,   eğlence ve benzeri kuruluşların gösterdiği farklılıklardan hareketle, onlar   arasında birtakım mukayeseler yaparak, kendilerine göre birtakım neticelere   varmak isteyecek her kimseni dikkatlerine behemehal kabul etmesi gereken   noktalar vardır.

Medeniyetler üzerine yapılacak kısa   vadeli bir çalışma olsun, zihinlerimize hemen hep aynı imajı verecekti:   Hiçbir Medeniyet, diğer Medeniyet’i taklit etmek, ona benzemek ve onun gibi   olmak mecburiyeti içinde değildir. Bir medeniyetin başka bir medeniyete   benzemediği için suçlamak, bir insanı bir başka insana benzemediği için   suçlamak kadar manasız ve yersizdir. O, insan olarak ancak kendisi kendi   içinde bir bütündür ve asıl o bir başkasına benzemediği için insandır. Bu   itibarla, her bir Medeniyet de, kendi içinde bir bütündür ve bir başka   Medeniyete benzemediği ve hatta bezemekten kaçcındığ4ı için bir bir   Medeniyettir. Taklit etmeye başladığı andan itibaren kendisi olmaktan   çıkacak, kendini inkar edecek ve artık bir taklitler topluluğu halini   alacaktır.

Bir medeniyet, ihtiyacı ölçüsünde ve   nispetinde başka medeniyetlerden aldıklarını kendi bünyesinden sindirip, onu   kendi değerlerine göre yoğurup, kendi dehasına göre yeniden şekillendirdikten   sonra, ancak kendi mensuplarına takdim etmek hakkına sahiptir.

 

Pek tabiidir ki, burada kurban kesen   medeniyetlere mensup fertlerin, beşeri zaaflardan kurtulmuş olduğu şeklindeki   bir iddia da, her zaman mesnetsiz kalacaktır. Medeniyetler için asıl olan, bu   insanları, bu zaaflarından kurtarmak değil, belki bu zaafların önüne sağlam   prensipleri ve ciddi engellemelerde çıkıp, bu zaafları, en az zarar verir bir   seviyede tutmaktadır.

 

                                           86

 

 

 

OYUNLAR  

 

Kurban kesen medeniyetler de oyunlar   medeniyetle bağlantılı bir paralerlik gösterir. Selçuklu ve Osmanlı   medeniyetlerinde kukla, karagöz-hacivat, hokkabaz ve orta oyunu şeklinde bir   sıra izlerler.

 

Kukla: Küçük   bebeklerin küçük sahnelerde iplerle idare olunduğu bir oyundur. Genellikle   çocuklara hitap eder.

 

Karagöz-Hacivat: sinema   tarzı bir oyun türü olup deve derisinden kesilmiş karagöz- Hacivat   şekillerinin mum ışığı vasıtasıyla beyaz perdeyi düşürülmesi sonucu bir nevi   gölge oyunudur.

 

Hokkabaz:   Karagöz ve Hacivat’ın perdeye düşen hallerini gerçek dünyada karşılıklı iki   kişi arasındaki konuşmasından oluşur. Birini elinde ince tahtadan yapılmış   ucu açık iki cetvel bulunur. Ve çeşitli vesilelerle diğerini omzuna vurur.   Cetvel iki parça olduğu için ses daha çok çıkar böyle devam eder gider.

 

Orta   oyunu:   Bu oyun iki veya daha fazla kimseyle karşılıklı oynanır. Kuklanın canlısıdır   denilebilir.

 

İnsanlar normalde başka insanlara   karşı onların üstünlüğünü sıfırlayıcı ya da aşşa görücü tavırları seyretmeye   daha yatkındırlar. Batı medeniyetlerinde insanlar kan görmeye ve kan akıtmaya   doymamış oldukları için trajedi ve dram türünden vurma, kurma, asma, kesme,   yakma ve yıkma gibi sahneler ilave tatmin için gereklidir.

 

Halbuki kurban kesen medeniyetlerde   örneğin Osmanlıda bu tür sahnelere rastlanmaz. Daha çok çocuklara hitap   etmesi nedeniyle fazla teferruatlı değil ve espriler çocukların   anlayabileceği gibidir. Genellikle söylenen şeyi yanlış anlama esasına göre   bir espri oluşturmayı amaçlar ve kelime oyunu tekerlemeler ve vb espriler   daha yaygındır. Bu oyunların hiçbirinde yazılı metin yoktur. Oyunlar   irticalen oynanır ve oyuncuların hazır cevaplılığı zeka gücü ve nükte   kabiliyetlerine göre şekillenir ve gelişir. Osmanlıda seyirci sayısı azdır.   Dekorlar az ve kıyafetler sınırlıdır.

 

İslam medeniyeti şaka, ciddi ya da   rol icabı veya daha başka sebeplerden olsun karşısındaki ile alay edilmesini   onun küçük düşürüp şahsiyetiyle, şeref ve haysiyetiyle de oynanmasını doğru   bulmamıştır. 

 

Sonuç olarak kurban kesen   medeniyetler de ki oyunlarda şeref ve haysiyet kırıcı sahneler insanların   şeref ve haysiyetiyle oynayan hakaretamiz sözler, alay ve hakaret dolu benzeri   küçük düşürmeler yoktur. Namus meseleleri ise gündemden uzak tutulur. Adam   öldürme, adam kaçırma, işkence etme gibi konulara yer verilmez. Özet olarak   vurma, kırma, asma, kesme, yakma ve yıkma gibi motiflere yer yoktur. Böylece   insanların kafaları o çeşit vakalarla ve kavramlarla doldurulmaz.

 

At yarışları düğünlerde ve   toplantılarda sık sık yapılır. Fakat ödül verilmesine rağmen müşterek bahis   hiçbir zaman oynanmaz. Ciritlerde aynı şekilde kumardan uzaktır. Hindistan’da   ki Müslümanların ciride benzer bir oyunu olan Gûy-u Çevgân oyunu da kumardan uzaktır. İngilizler buraya   geldikten sonra bu oyuna Polo demişlerdir.   Bu oyun çevgan denen ucu eğri bir çubukla yerdeki topu karşı tarafa geçirmeyi   amaç edinen bir ekip oyunudur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


[2]   Fetih 26

[3]   Araf 96

[4]   Ali İmran 102

[5]   En’am 162

[6]   Tirmizi, Birr-62

[7]   İbn-i Mace

[8]   A’raf 26

[9]   Hacc 37

[10]   Fazlu’r Rahman, A. E. Ve mesajı, s. 12-13

[11]   Yunus 6

[12]   Tövbe 99

[13]   Saffat 100-110.ayetler

[14]   Hac 36

[15]   Hac 37

[16]   Hac 34

[17]   Levililer, 2 tekvin, 4/3

[18]   Levililer, 2.

[19]   Tekvin 34/54

[20]   Levililer 22/27; çıkış 12/5; sayılar 19/1-10

[21]   V. Karakaş. Zaman Ailem.s: 160/32

[22]   V. Karakaş. Zaman Ailem.s: 160/32-35

[23]   İbn Mace, H.no:3124 Tirmizi, H.no:1542

[24]   Tirmizi, H.no:1542

[25]   İ.L.Çakan. Altınoluk Dergisi.s:217, sahife:24

[26]   Hac Suresi.22/34

[27]   Maide suresi.6/27-29

[28]   Saffat suresi.37/101-107

[29]   Kevser suresi.2

[30]   Hac suresi.36

[31]   Kutlu Zamanlar. 134-135

[32]   Zemahşeri, Keşşaf.4/88

[33]   Saffat suresi.102

[34]   Saffat suresi.102-103

[35]   Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi. İbrahim Aleyhisselâm.171-178

[36]   Fıkhi Meseleler. 2/98

[37]   Ebu Davud.10/453

[38]   İs.Fık.An.4/392

[39]   Ebu Davud. 10/453

[40]   İs.Fık.An.4/392 Bu hüküm Hanefi mezhebine göredir. Diğer mezheplerde ise   sünnettir.

[41]   Kevser suresi. 108/2

[42]   Hac suresi.22/34-37

[43]   Saffat suresi.37/107

[44]   Bir Müslümanın Yol Haritası.531

[45]   İbn Mace, H.no:

[46]   Bir Müslümanın Yol Haritası.581

[47]   Tirmizi, Edahi.18; Ebu Davud, Edahi.3; İbn Mace.Edahi.2

[48]   Bir Müslümanın Yol haritası.582

[49]   Tirmizi ,H.no:1543

[50]   İbn Abidin.6/313

[51]   Tirmizi, H.no:1518

[52]   Ebu Davud. 10/453

[53]   Bir Müslümanın Yol Haritası.582

[54]   Delilleriyle İslâm İlmihâli.611

[55]   Delilleriyle İslâm İlmihâli.611

[56]   İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı.4

[57]   Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi

[58]   D:V.İlmihâl.ll.5

[59]   Ebu Davud.10/454

[60]   D.V.İlmihâl.2/6

[61]   Ahmet Şahin. Zaman gazetesi

[62]   Prof.Dr. Raşit Küçük.

[63]   Kurban.Semerkand Yayınları.46

[64]   Kurban.Semerkand yayınları.46

[65]   a.g.e:46

[66]   a.g.e:46

[67]   a.g.e:46

[68]   a.g.e:46

[69]   a.g.e:46

[70]   a.g.e:46

[71]   Ahmet Şahin.Zaman Ailem.s: 109/31

[72]   İslâm’da Zekât Müsessesesi.358-359

[73]   S Uludağ.İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti. 101

[74]   Delilleriyle İslâm ilmihâli.612

[75]   Kurban ve Faziletleri.29

[76]   Kurban ve Faziletleri. 13

[77]   Tirmizi, H.no:1526; İbn Mâce, Edaha: 3

[78]   İbn Mace, H.no:3126; Tergib ve Terhib.535

[79]   Tergib ve Terhib. 2/537

[80]   El Uhudul-Kübra:257

[81]   Tergib ve Terhib. 2/537

[82]   Tergib ve Terhib.2/537

[83]   El Uhudü’l-Kübra:257

[84]   İs.Fık.An.4/393

[85]   Hacc suresi.36-37.A. Aydemir.Kurban ve Akika.Diyanet Der.:11/1

[86]   Efendimiz’den Hayat Ölçüleri. 188

[87]   Fetavay-ı Hindiye.11/482; Is.Zekat Müsessesesi.363

[88]   Ebu Davud.10/454

[89]   Fetavay-ı Hindiye. 11/483

[90]   Ebu Davud, H.no:2807

[91]   Ebu Davud, H.no.-2809

[92]   Ebu Davud, H.no:2808

[93]   Ebu Davud. 10/454

[94]   Fıkhi Meseleler.1/101

[95]   Zaman Ailem.s: 109/29

[96]   Prof.Dr.Raşit Küçük

[97]   Ebu Davud. 10/454

[98]   İbn Mace.H.no:3141; c:8/470

[99]   İbn Mace.H.no:3139; c:8/470

[100]   Fetevay-ı Hindeyye.11/483

[101]   Ahmet Şahin Zaman Gazetesi.

[102]   Ibn Mace, H.no:3130; Tirmizi.H.no:1554

[103]   Tirmizi.H.no:1529

[104]   Tirmizi.H.no:1534

[105]   V. Karakaş. Zaman Ailem.sayı: 160/33[M.A!i Sabuni. M.Tefsirü İbn-i Ke­sir.   1/545]

[106]   Ebu Davud, H.no:2793

[107]   Ebu Davud, H.no:2794

[108]   Ebu Davud, H.no:2795

[109]   Ebu Davud, H-.no-.2796

[110]   Tirmizi.H.no:1530; EAbu Davud.H.no:2802

[111]   Ebu Davud.H.no:2803

[112]   Büyük Kadın İlmihâli.242; Zad’ul-Meâd:2/879

[113]   Büyük Kadın İlmihâli.243

[114]   Fetavay-ı Hindiye: 11/455

[115]   Fetavay-, Hindiye. 11/455; Büyük Kadın İlmihali:246: Tam İlmihal: 286

[116]   Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi

[117]   Tirmizi, H.no: 1544; Buhârî, Edâhî: 11;

[118]   Ebu Davud. 10/460

[119]   Delilleriyle İslâm İlmihâli.612

[120]   Ebu Davud.10/464; Fetavay-ı Hindiye:11/454; Kurban ve Faziletleri:28-29

[121]   Kurban. Semerkand yayınları.40

[122]   Hac suresi.22/34

[123]   Bir Müslümanın Yol Haritası.578

[124]   Bir Müslümanın Yol haritası.580

[125]   Hac suresi.22/37.Bir Müslümanın Yol Haritası.580

[126]   Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34.

[127]   Kurban.Semerkand Yayınları.49

[128]   Kurban. Semerkand Yayınları.49

[129]   Bir Müslümanın Yol Haritası.598-599

[130]   Mehmet Emre Müslümanca Yaşama Sanatı.1/158

[131]   İbn Mace, H.no:3172

[132]   İbn Mace.H.no:3171

[133]   Hadislerle ilim ve Hikmet. 1/515

[134]   Hadislerle İlim ve Hikmet. 1/515

[135]   Hadislerle İlim ve Hikmet. 1/516

[136]   Hadislerle İlim ve Hikmet 1/517

[137]   Hadislerle İlim

ve   Hikmet. 1/571

[138]   Hadislerle İlim ve Hikmet. 1/518

[139]   İs.Fık.An.4/417

[140]   Ebu Davud,H.no:2794

[141]   Kütüb-i Sitte Müh.6/80

[142]   Kütüb-i Sitte Müh.6/81

[143]   İs.Fık.An.4/419

[144]   Mehmet Emre. Müslümanca Yaşama Sanatı. 1/153

[145]   İslâmda Helâl ve Haram. 1/619

[146]   121 İs.Fık.An. 4/419

[147]   İs.Fık.An.4/417

[148]   İs.Fık.An.4/419

[149]   İs.Fık.An.4/420

[150]   Bu kesme işlemine “Zebh”, kesilen ve kesilecek hayvana da “zebiha” denir.

[151]   Bu kesme işlemine “nahr” adı verilir.

[152]   Ali Arslan Aydın. Kurban ve Hükümleri Diyanet dergisi.sayi:6.1975

[153]   Prof.Dr.Raşit küçük

[154]   Zaman.Ailem.s:109/26

[155]   Enam Suresi.6/79[Ben yüzümü tamamen hanif olarak, gökleri ve yeri yoktan var   edene çevirdim ve ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.)

[156]   Enam Suresi.79/162 [De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım   ve ölümüm âlemlerin Rabb'i olan Allah'a aittir. O'nun hiçbir ortağı yoktur ]

[157]   İs.Fık.An.4/419

[158]   Bismillâhi derken (h)yi belli etmek lâzımdır. Belli edince, Allah-ü Teâlâ’nın   ismi olduğunu düşünmek lâzım olmaz.(h)açıkça belli etmezse, Alla-ü Teâlâ’nın   ismini söylediğini düşünmek lâzımdır. Bunu da düşünmezse hayvan leş olur.   Yemesi helâl olmaz. Bunun için her zaman Allah Teâlâ dememeli, Allah-ü Teâlâ   deyip (h) harfini belli etmeğe alışmalıdır.

[159]   A.Arslan Aydın. Kurban ve Hükümleri.Diyanet Dergisi.5:6

[160]   EbuDavud. 10/456

[161]   Mehmet Güleç. Tenbih ve ikaz. 186

[162]   Mehmet Güleç. Tenbih ve İkaz.l85[Kesecek kimsenin elini tutmak isteyen kurban   sahibi kesenle birlikte "Bismillâhi Allah-ü Ekber" demelidir.   Kesecek kimsenin eli üzerine koyan veya kesenin ikisinden birisi   "Bismillâhi Allah-ü Ekber"i kasten terk ederse kesilen hayvan   kurban olmaz ve eti de yenmez. Çünkü herikisi de bir kesiyor demektir.]

[163]   Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi

[164]   İbnMace.H.no:3172

[165]   Ibn Mace.H.no:3170

[166]   Efendimiz’den Hayat Ölçüleri. 185

[167]   Efendimiz’den Hayat Ölçüleri. 186

[168]   Ahmet Şahin. Zaman Gazetesi

[169]   İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı.49

[170]   Tam İlmihâl.285; Mülteka Tercümesi.2/320-331; Kadın İlmihâli.243; Kurban ve   Faziletleri.46; Ehl-i Sünnet İtikadı.226; Fetevay-ı Hindiye.12/447; İbn   Mace.H.no:3170; Ebu Davud. 10/455; Sahih-i Müslim.9/228

[171]   Kurban. Semerkand Yayınları.51

[172]   Bir Müslümanın yol Haritası.5908

[173]   Ahmet Şahin.Zaman Ailem.s: 109/31

[174]   İbn Mace,H.no:3179; Ebu Davud, H.no.-185

[175]   İbn Mace. 8/522

[176]   Ebu Davud. 10/456

[177]   İs Helâl ve Haramlar.1/621

[178]   İs.Helâl ve Haramlar.1/621

[179]İs.Fık.An.4/423

[180]   İslâm’da Zekat Müsessesesi.366

[181]   Emanet ve Ehliyet. 1/569

[182]   Ebu Davud. 10/502

[183]   Hacc Suresi.22/28

[184]   HaccSuresi.22/38

[185]   Bir Müslümanın Yol Haritası.591

[186]   Fetavay-ı Hindiye. 11/491

[187]   İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi.

[188]   Ebu Davud, H.no:2813

[189]   İs.Fık.An.4/422

[190]   Hac Suresi.22/28

[191]   Hac Suresi.22/36

[192]   İs.Fık.An.4/422 Kurbanlıkların etlerini satmak haramdır. Ebu Davud.10/501

[193]   Fetavay-ı hindiye. 11/491

[194]   İlmihâl.II.Diyanet Vakfı. 10

[195]   El Uhudül-Kübra.259

[196]   Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas, s.89-105

[197]   Prof. Dr.Raşit Küçük.Fetvalar

[198]   Prof.Dr.M.Saim Yeprem.

[199]   Prof.Dr.M.Saim Yeprem.

[200]   Kurban. Semerkand Yayınları.50

[201]   Prof. Dr.İ.Canan.İslâm’da Çevre Sağlığı. 68; Her Yönüyle Temizlik. 108

[202]   Ebu Davud, H.no:25-26

[203]   Her Yönüyle Temizlik. 109

[204]   Zaman Ailem.s: 109/6

[205]   İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı. 10; Bir Müslümanın Yol Haritası.592

[206]   Kurban. Semerkand yayınları.54

[207]   Kurban. Semerkand Yayınları.55

[208]   Ebu Davud, H.no:2790

[209]   Bir Müslümanın Yol Haritası.598

[210]   Kurban. Semerkand Yayınları.55

[211]   Kurban Semerkand Yayınları.56

[212]   İbn Mâce hadis no: 3163, Zebâih, no: 1515

[213]   Tecrid-i Sarih Tercümesi, XI, 401

[214]   Ebu Dâvud, Edahî, 20

[215]   İbn Hanbel, II, 182

[216]   Şamil İslâm An.

[217]   Bir müslümanın Yol Haritası.594

[218]   Kurban. Semerkand Yayınları.56

[219]   Fecr Suresi.l-2

[220]   Zadu’l-Meâd. 1/77

[221]   Zadu’1-Meâd. 1/78

[222]   Tirmizi, H.no:754

[223]   Ebu Davud,H.no:2437

[224]   Zadu’1-Meâd.2/651

[225]   İbn Mace.4/632

[226]   Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas, s.89-105

[227]   Kutlu zamanlar.175; Abd b. Humeyd, Müsned.1/257

[228]   TecridTer.3/189

[229]   Ebu Davud, 6/503

[230]   Bulûğ-ül-Merâm.2/452

[231]   İmam-ı Nevevi.El-Ezkârl/295

[232]   İmam Nevevi. 1/295- Furkan GALJB; “Mübarek Günler ve Geceler”, s.89-105

[233]   İmam-ı Nevevi. El-Ezkâr. 1/295

[234]   Ahrnet Şahin.Günlük Hayatımızda Dualar.170

[235]   Bediüzzaman Said Nursi.13. Şua

[236]   Ramuz e!-Hadis:542/9; 309/3; Musahabe.5/85

[237]   M.Talu, Dini Meselelerimiz.2/499

[238]   Müslim, H.no:1977; Ebu Davud, H.no:2791;lbn Mace, H.no:3149-3150

[239]   Riyazüs Sâlihin.7/228

[240]   Ebu Davud,10/467

[241]   Ebu Davud, h. no: 1134

[242]   Efendimizin Hayat Ölçüleri .131

[243]   Hac:22/34

[244]   Maide suresi,27

[245]   Saffat suresi. 107

[246]   Hac suresi.34

[247]   Hac suresi,37

[248]   Kutlu Zamanlar, 146-147

[249]   EbuDavud, h.no:2789

[250]   Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas, s.89-105

[251]   Kutlu Zamanlar.133-134

[252]   Ebu Davud. 10/462

[253]   İbn Mace, H.no:1315

[254]   İbn Mace, H.no:1316

[255]   Kevser süresi:2

[256]   Ebu DavudH.no: 1148

[257]   Fıkhi Mese!eler.4/113

[258]   Ö.Nasuhi Bilme.B.İslâm İlmihâli. 167

[259]   A.Fikri Yavuz.İslâm İlmihâli.211

[260]   Şamil İs.An

[261]   İbn-i Mace, h. no: 1295

[262]   İbn Mace, H.no:1296

[263]   Tirmizi, H.no:540; Ebu Davud, H.no:1156; İbn Mace, H,no:1298

[264]   Is. Fık. Ans. 2/468

[265]   İs. Fık. Ans. 2/456-475

[266]   Mahmut Özakkaş, Namaz An. 176

[267]   Mahmut Özakkaş, Namaz An. 176

[268]   Şamil İslâm. An.

[269]   Bakara suresi.203

[270]   Kutlu Zamanlar. 125-126

[271]   Bakara suresi.2/203

[272]   Kur’anda Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir.77

[273]   33/41

[274]   1.Karagöz. Kur’anda Zikir Kavramı.83-85

[275]   Zadu’l Meâd.1/75

[276]   Ebu Davud.H.no:1765

[277]   Ebu Davud.6/503-504

[278]   Tirmizi, H.no-.541

[279]   Selâmet yolları.2/179

[280]   Selâmet yolları.2/179

[281]   Selâmet yolları.2/179

[282]   Efendimizden Hayat Ölçüleri. 134

[283]   Ruhul-Furkan, 2/297

[284]   Ahmet Şahin Günlük Hayatımızda Dualarımız. 171

[285]   Tergib ve Terhib. 2/531

[286]   Tergib ve Terhib. 2/532

[287]   Tergib ve Terhib.2/531

[288]   Kütüb-i Sitte Muhtasarı. 13/134

[289]   Ebu Davud:H.Nu:555

[290]   Ahmet Şahin.Günlük Hayatımızda Dualar. 170

[291]   Tirmizi, H.no:768

[292]   Tirmizi, H.no:769

[293]   Tirmizi, H.no:770

[294]   Selâmet Yolları.2/461

[295]   Selâmet Yolları.2/461

[296]   Selâmet Yolları.2/462

[297]   Ebu Davud, H.no:2416

[298]   H.Karaman. Ebediyet Yolcusunu Uğurlarken

[299]   Tirmizi, h.no: 1060

[300]   İbn Mace, H.no:1571

[301]   Üsve-i Hasene. 1/471; Müslim, c:5/260

[302]   Mehmet Emre.Müslümanca yaşama Sanatı. 1/411

[303]   Üsve-i Hasene. 1/473

[304]   Üsve-i Hasene. 1/471

[305]   Haşrsuresi.59/10

[306]   Dürretül Fahire.319

[307]   Ramuz el-Hadis.368/10; Dürretül Fahire.319

[308]   Dürretül’ Fahire:320

[309]   Ramuz el-Hadis. 382/5

[310]   Cami’üs Sağir.2/131

[311]   Dürretül’ Fahire:318

[312]   Müslim, H:no:975

[313]   S.Toprak.Kabir Hayatı.445

[314]   Üsve-i Hasene. 1/476

[315]   İs.Fık.An.3/91

[316]   Kabirleri ayakta ziyaret etmek ve yanlarında ayakta dua okumak da sünnettir.   Nitekim Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem “Cennetü’1-Bâki”   mezarlığına çıktığı zaman bu şekilde yapmıştır

[317]   S.Toprak. Kabir Hayatı. Muhtelif sayfalar.

[318]   ibn-i Abidin.c:3/502

[319]   Üsve-i Hasene. 1/473

[320]   İs.Fık.An.3/88; İbn-i Abidin.3/503

[321]   İs.Fık.An.3/88; İbn-i Abidin.3/503

[322]   İbn Hanbel.V.26

[323]   Emanet ve Ehliyet, c: 1/349

[324]   Üsve-i Hasene. 1/474

[325]   Dürretül Fahire.319

[326]   İs.Fık.An.3/88

[327]   Üsve-i Hasene. 1/474-477

[328]   Haşr suresi.59/10

[329]   Muhammed suresi.79

[330]   İslamda Helâllar ve Haramlar: 1/341

[331]   O.Nuri Topbaş.Faziletler Medeniyeti.2/292

[332]   İbn Mace.Edeb.l; O.Nuri Topbaş.Faziletler Medeniyeti.2/292

[333]   Müslim.Vasiyyet. 10; O.Nuri Topbaş.Faziletler Medeniyeti.2/294

[334]   İs.Fık.An.3/98

[335]   İs.Fık.An.3/88

[336]   İbn-i Abidin.3/504

[337]   İbn-i Abidin. 3/504

[338]   İbn-i Abidin.3/504

[339]   İs.Fık.An.3/99

[340]   İs. Fık. An.3/99

[341]   O.Nuri Topbaş. Faziletler Medeniyeti.2/296

[342]   S.Toprak.kabir Hayatı.461-462

[343]   Üsve-i Hasene. 1/476

[344]   S.Toprak Kabir hayatı.471

[345]   Dürretül Fahire.316

[346]   Üsöve-i Hasnel/476; Dürretül Fahire.316

[347]   İs.Fık.An.3/88

[348]   S.Toprak Kabir ziyareti.476

[349]   S.Toprak.Kabir ziyareti.476

[350]   S.Toprak.kabir hayatı. 1/477

[351]   S.Toprak.Kabir Ziyareti.477

[352]   İs.Fık.An.3/91

[353]   Müslim, H.no:971; Nesaî, H.no:2046; Riyazü’s Sâlihin, H.no:1770

[354]   Müslim, H.no:972-973

[355]   Tergib veTerhib.7/81

[356]   Tergib ve Terhib.7/81

[357]   Müslim,5/246

[358]   Müslim, H.no:292; Nesâi, H.no.-2070

[359]   Üsve-i Hasene. 1/475

[360]   S.Toprak kabir hayatı.445

[361]   Dürretül Fahire.325

 

 

 

 

Yararlanılan   kaynaklar

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

-Kuran-ı Kerim Hayrat Neşriyat-İstanbul

-Kuran-ı Kerim ve Yüce Meali,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını

-Kuran-ı Kerim ve Yüce meali, Ali Bulaç

-Kütübisitte ,Prof.Dr. İbrahim Canan

-Risaleler,Sözler,Mektubat, Üstat Bedüzzaman

-Sahihi Buhari (Tercemesi)

-Sahihi Müslim (Tercemesi)

-Müsnet (Ahmet bin hambel)

-Aşk olsun, Tasavvuf ve Halk Edebiyatı Şiirleri, Aşık Ahi Kul Ahmet

-Kuran-ı Mecid ve Tefsirli Meal-i Alisi, Mahmud Ustaosmanoğlu, Yasin yayınevi

-Ruhu’l Furkan Tefsiri, Mahmud Ustaosmanoğlu

-İslam İlmihali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını

-Kuran-ı Hakim ve Açıklamalı Meali,Prf.Dr. Suat Yıldırım, Işık yayınları,2004

-AHİLER Sanatı İnsan Olan Sanatkarlar,Aşık Ahi Kul Ahmet

-Peygamberimizden Dualar,El Ezkar, İmam Nevevi,Çev:Doç Dr. Abdulvehhab Öztürk,Yenişafak-2005

-Peygamber Efendimizin Hayatı,Eyüp Sabri,Semerkand 2010

-Ayet ve Hadislerle İslam Ahlakı,İdris Tüzün İstanbul 2011 Süeda yayınevi

-Kuran-ı Kerim Fihristi,Recep Aykan 1997 Pınar yayınları

-Büyük İslam İlmihali,Ömer Nasuhi Bilmen Akçağ Yayınları no: 99

-Örnek Vaazlar –I,II, Lütfi Şentürk, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını 2004

-Mektübat-ı Rabbani,Aptul Kadir Akçicek, Çile yayınları 3. baskı

-Hadisler, Muhammed Fuad Abdülbaki,Vakit yayınları 1. ve 2.Cilt

-Hak dini kur’an dili Elmalılı M. Hamdi Yazır Zaman yayınları Feza gazetecilik a. Ş

-Kurban kesmenin psikolojik ve metafizik temelleri Prof. Dr. Ali Mudat Daryal (ifav) 3. Baskı

 

Yazarın iletişim ve  özgeçmişi;

1956 Kırşehir Aşıkpaşa mahallesi doğumludur. 5 yaşında mesnevi okumaya başlamış 10 yaşında mevlanadan ilahi aşk şarabı içmiştir. İmam hatipe gitmek için orta ikiyi terk etmiştir. Orta okulu birinci bitirmiştir. Siyasal bilgiler fakültesinden 1979 yılında inekçi bir talebe olarak mevzun olmuştur. Halen maliye bakanlığında müfettiş olarak çalışmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Peygamber efendimizle ve bir çok veli zatla Allah aşkı için görüşmüştür. Hali hazırda ahilik, ahlak, şiirlerin etkinliği, tevhid gibi konularda onbeş adet kitap çalışması vardır. Ayrıca iki ayrı özgün internet sitesi ile 490 yazı, şiir, makale, kitap ile  İslama ve ümmeti Muhammede hizmet etmeye çalışmaktadır. Bu siteler;

www.ahikirsehir.com

www.insanveislam.com

e-posta;

ahikulahmet@gmail.com

 

Not: İlmin kaynağı Allah c.c. olduğu ve zekatı da yüzde yüz olduğu için bu sitelerdeki / kitapçıktaki bilgilerin / şiirlerin telif hakkı yoktur. Aslına sadık kalmak ve ticari olmamak kaydıyla basılabilir, çoğaltılabilir, yayımlanabilir, alıntı yapılabilir, tercüme edilebilir…

 

 

 

Gel Gönlü Yuyan Menem

 

Benim canım güzeldir

Dost yüzün bakan menem

Katrem deryaya varır

Irmağım akan menem

                

Irmak olup çağlarım

Gah ağlar gah gülerim

Nefsime taş bağlarım

Kibri kin yıkan menem

                

Kırdım nefsin çerisin

Giydim takva libasın

Pak eyledim odasın

Gel gönlü yuyan menem

                

Hak didarın hoş durur

Fakirinde taht kurur

Kafir fakrı ne bilir

Didarın bakan menem

                

Hikmet ile her bir iş

Taat kıla yazu kış

Şöylece yadı biliş

Yıkılmaz duran menem

               

Cümle cana hükmeden

Damarlarda kaynayan

Bin lisanla söylenen

Tercüman olan menem

              

Nemrud kim ibrahime

Bostan yap ateşine

Hakkın gül didarına

Halilim diyen menem

                

Ne yoksul ne hoyratsın

Ne köşk ne saraydasın

Miskinler gönlü tahtın

Gel gir turabın menem

               

Bırak beni yanayım

Kül olup savrulayım

Muhammede post olayım

Var bak tebaan menem

             

Ne ilmim ne taatim

Ne gücüm ne takatim

Meğer ki inayetim

Ver gör şakıyan menem

                 

Ya rahmanım ya rahman

Sen dertlere ol derman

Bu acize kıl ferman

Gökte burağın menem

               

Bunlar senin kulların

Günahı çok bunların

Sal bunları ahilerim

Postta oturan menem

                

Ben eyiyem kim gani

Gel bekliyem hoş seni

Var esirgeme sen bunu

Uçsa burakla menem

               

 

Adıma kul’u takdım

Sırrı aleme çaktım

Levhi kalemden yazdım

Dilde söylenen menem

               

Ol rasulü Mustafa

Sefer kıla Allah’a

Ümmet haydi namaza

Ol sırra imam menem


 [1] Sabri Akdeniz Beyin konu ile çalışmaları

[2] Bakara 30

[3] Es-Seâlibî, Fikhu’l, Beyrut ts., ofset tab’ı, s. 110-111

3 Haziran 2013
Okunma
bosluk

Mihenk taşı (Koşma)

Ben bu aşkın sırrını şerh eylesem

sırlarım kelama kitaba sığmaz

Yaranlar aşkına zarım söylesem

Gözyaşım hesaba, mizana sığmaz

 

Hakk kelamı Rasul ile derc’olur

Ey sevgili aşkın bize yol olur

Bir noktadan cahil ilmi dağıtır

Merakım dünyaya cihana sığmaz

 

Güzel baki, meydan yiğite kalsa

Bağ-ı irfanımı edep ile yusa

Aşk ataşı yaksa divane kılsa

Yüreğim gömleğe ömrüme sığmaz

 

Cemalin bağında seyran eylesem

Kadrime dokundu ihsan eylesem

Sendeki halleri mihenk eylesem

Semaım yerlere göklere sığmaz

 

Güzelsin alemden ey peri sanem

Her gören, gönül verir, ahu zarem

Nice eğri düşer canı muhtarem

Veraım sadrıma canıma sığmaz

 

Dost ile olunca yağmurla beni

Gör nice eyledi divane hemi

Nice aşıkların tutmuş alemi

Mezatım tekkeye Mekke’ye sığmaz

 

Göz yaşım çağlıyor, katrem ırmağa

Mihnet etme cahil ile taşmağa

Yitirdi mihengim elden ayruğa

Hazanım fermana namaza sığmaz

 

Şu güzelin bahçasında açılan

Yar koynunda ellerimde yumulan

Ak gerdana dökülüp de saçılan

Kınalım ellere güllere sığmaz

 

Kudret kaleminden çekmiş sürmeler

Güzel hicri ile yıkmış niceler

Mah yüzüne çifte mahya dizeler

Mihrabım gözlere benlere sığmaz

 

Kaşları karadır gözleri ela

Sevdiğim gücenir ikili sıra

Gönüller şevkidir eğriye vara

Sözlerim ağuya karaya sığmaz

 

Güzel yüzün gören gayri unutmaz

Tesbihi sensin ayru din tutulmaz

Zahid mihrab, aşık eşik unutmaz

Kulluğum şeriat tarikat sığmaz

 

Ahi ahmed katren deryaya varsın

Gönül düştü bir zalime nice yansın

Dost kapısında kul tartıya çıksın

Günahım batmana kantara sığmaz

 

 

aşık ahi kul ahmed nasibidir

2 Haziran 2013
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç