MİRAC-I AHMED

Ya Rabbi kalbimi minhaç ettim

Gönlüme girmedi senden gayri

Ya Hadi bendimi sertaç ettim

Yadeli sormadım eldir deyu

                   ***

Miracım sanadır dünden güne

Hüsnü aşkın can bahadır diye

Yolum edep yoludur kıldan ince

Sırrına eremedim erdir deyu

                     ***

Kullar gül bahar, ağlar gül kokar

Güller diker günah için her bahar

Her bir sözüm der yadı gül-i seher

Gülünü deremedim yardır deyu

                     ***

Miraçta yare kahve yapayım

Şekerli mi sade mi sorayım

Cümle ümmete gel gel diyeyim

Gelen kahvemi içmez sohbet neyu

                      ***

Ya rahman senin dostların kimdir

Dost kılmaz isen küserim öldür

Kul dosta paha verdiğin aşktır

Aşkımı diyemedim ardır deyu

kul ahmed

28 Haziran 2011
Okunma
bosluk

ÜMÜŞÜN AĞIDI 1940…

MUCURLU MULLA’NIN ASKERDEN ÖLÜMÜ ÜZERİNE NİŞANLISI ÜMÜŞÜN AĞIDI 1940….

 
Büyük bir heyecanla vatani görevini yapmak için gülerek askere giden Mulla kısa süre sonra hastalanır ve ecelle buluşur.
 
Künyesini köyüne getirirler. Elleri kınalı gözleri sürmeli asker yolu bekleyen 19 yaşında belki de Şairliğinin bile farkında olmayan Ümüş’ün yüreğini delen acılarını öğrenmek ister misiniz?
Acılar….Acılar…. Dil ile damağın birleştiği yerde beyne giden acılar…
 
Basit bir iğnenin ucundan damarda hissedilen acılar… Ahrazın kulağında körün gözüne,gebenin karnında topalın dizine giden acılar….
 
Yoksa kendinizi acı mı sayıyorsunuz?.. Siz hiç canından çok sevdiği insanı vatana şehit verip,yüreğindeki yarayı, omzundaki yükü hiçe sayıp, feryadı figanla dumanlı dağlara kaçan sevgiliyi ya da ciğeri yanmış,akan gözyaşlarıyla toprağı delen bir anayı gördünüz mü?..
 
ÜMÜŞ’ÜN AĞIDI
 
Geyceğin suyu da naman küşüler
Ayağında sarı çizme ışılar
Sen niye ağlıyon hüsne bacısı
Kardaşın var samenini karşılar
 
Alın mıskasını derin hocadan
Feryadını kimler duydu peceden
Eğer yarim duysa idim sesini
Yanına varırdım yarı geceden
 
Cevdet Abim verdi haberi alına
Çıkamadım aşılığın beline
Yaşım taze kıyma felek telime
Düğünüm mahşere kaldı neyleyim
 
Bacım gülüzar da başımda durur
Sıkıyeler gelmiş iğneler vurur
Yanıyo ciğerim dillerim kurur
Düğünüm mahşere kaldı neyleyim
 
Yaşadığı acıları sevinci paylaşan bir toplum temennisi ve arzusuyla….. sait sargın
22 Haziran 2011
Okunma
bosluk

halka er, hakka kul lazım

laf bilmez sayın altıparmak

hem dede hem baba ol’vermek

haydi alemi biz çoğaltak

er olacak halka adam lazım

                 ***

tayyipin 3 sözü sana kaldı

bağırıp durursun ona dahi

cümle kulların çocuk muradı

kul olacak hakka derviş lazım

                     ***

hak vermiş şükreyle yerden göğe

salmış ruhunu gökten anaya

sarılmışsın cilveyle sebebe

şükr edecek hakka kullar lazım.

                   ***

lafın bitmez siyaset satarsın

kimse tınmaz bir de din katarsın

karganın taşı hazırdı bilmezsin

şah olacak halka tayyip lazım

                    ***

ben haktan yanayım hak yarim

sen kimden yanasın hak neyin

ümmeti bırakıp TÜRK’üm dersin

vah olacak günde iman lazım

                   ***

şöyle bir kızıver arkamdan gari

çaldığım felah olmaz ne’tsen dahi

hak yazanın eli ateşe dahi

gir diyecek günde hatır lazım

                     ***

görcez şeriat mıdır tokadın

yoksa tarikat mıdır ki yolun

kime kulsan olsun hakikatin

HAK diyecek günde aşk lazım

                    ***

kul ahmedim kızarak seversin

demediğin bırakmaz üzersin

hak yaratmış öyle söversin

“kalk” diyecek günde namaz lazım

21 Haziran 2011
Okunma
bosluk

HAKKA küsmezler aslanım.

akıllılar bu dünyayı

deliler öte dünyayı

abdallar ki hak rüyayı

şerre yormazlar aslanım

               ***

ortak akıl da ne öyle

sağ duyu de hakkı bile

aklı selimdir yol bula

küfre gitmezler aslanım.

              ***

iki siyah, yahudi kor

kız hileyi hileye ver

cümle mümin kullara sor

safa durmazlar aslanım.

             ***

bektaşinin parasını

allah nebi ölçüsünü

aç durmanın yamanını

toka sormazlar aslanım

                 ***

sen ne dersen de gönülden

arif çıkmaz ol cahilden

yazdığından güldüğünden

safa demezler aslanım

              ***

kişi ki, her varı var bile

cümle halleri haktan ola

ol yazdığını HAK duyura

kula komazlar aslanım. 

               ***

bu sözüm sezgine ola

sabah akşam namaz kıla

ol kullara hutbe ok’ya

seni duymazlar aslanım.

                 ***

bir de baban okusun hutbe

ey cem’at sahanda yumurta

cız dedi yürekler ALLAH hay

hali bilmezler aslanım

                ***

kul ahmedim yazar dizersin

onca sırrı kime açarsın

dostum diye kimi bilirsin

HAKKA küsmezler aslanım.

 kul ahmed

21 Haziran 2011
Okunma
bosluk

şiir deyip de nesre gül atmışsın dulkadiroğlu…

tel etmişsin boğun ne ki derdin

şiir deyip nesre gül atmışsın

söz dilden olmaz dulkadiroğlu

şiir deyip de nesre gül atmışsın.

*

benim güreşim el huzurundadır

söyle derdini, er huzurundadır

gizli sırlarım hak huzurundadır

şiir deyip de şekle gül atmışsın.

*

bunca lafı güzafı bilmem mi hey

hak’tan bir fısıltı bu bilmem mi hey

nazargahı ilahi duymam mı hey

şiir deyip de nekre gül atmışsın.

*

benle aşşık atılmaz bilmedin mi?

rezil etmeden salmam görmedin mi?

ben kullara dost olmam yazmadım mı?

dostum deyip de ele gül atmışsın.

*

kul ahmedim çal kalem rüzigara

hakkı resmeyleyip gönlü efkara

görelim kim görür anı semada

dostum deyip de HAK’ka gül atmışım

*
Dulkadiroğlu!…

*

şiiri nesirle anlatma tezatı işleyen sn. yazar ve müdür Dulkadiroğluna taşlamadır…

*

ahi kul ahmed

21 Haziran 2011
Okunma
bosluk

ortak aklın tırpanını yemeyin

Sevgili okurlarım,
 
Ortak aklın dostu olmaz. Uyana gül atar, uymayana tırpan sallar. Sen aklı selimden yana ol ki kazanabilesin. Çünkü hep aklı selim kazanır. Buna sağ duyu da derler. Makul de derler. Makul kelimesi hazırlanacak bir anayasa için joker bir kelimedir ve bir uzlaşıyı ifade eder. 622 Medine Sözleşmesi’nde de çok geçer.
 
Bugün sizlere bu ortak akılla ilgili bazı hikayeler sunmaya çalışacağız. Hayat şaka yapılabilecek kadar ciddi bir iştir. En ciddi şeylerin en anlaşılabilir şekilde anlatımının anlamlı hikayelerde saklı olduğunu biliyorsunuzdur umarım. Okuyun, ancak tefekkür etmeden geçmeyin. Bu kuran hikayesi değil ama ondan aşşa da değil.
 
Aşşa deyince bakın; bektaşinin biri bir gün şu paranın değerini bir ölçeyim demiş. Bütün parasını küpe koyup beş parasız çarşıya çıkmış. Üç gün beş gün derken bir hafta zor dayanmış ve eve gelip küpün ağzını açıp parayı ortaya koyup başlamış onunla konuşmaya. “bak para demiş. Allah deseeeem değilsin. Peygamber deseeeem değilsin. Bakıyorum da şöyle sana hiç de aşşa değilsin” demiş. Bu fıkrayı Kırşehir Lisesinde iken babama Mantık Hocası Asaf Bey anlatmış.
 
HERKESİN BİR GÜN BAŞ EĞECEĞİ BİR YER GELİR
 
Duvarda “gürültü etmeyin” yazıyormuş, adam gürültü ediyormuş. “Ayağınızı sürümeyin” yazıyormuş, adam ayağını sürüyormuş. Bu sefer “başınızı eğin” yazınca, adam başını eğmiş. Yani zorunda kalıyor (iki yerde: seçimde siyasetçiler ve herkes de bir sefer imamın kayığında) Bir vakit gelir ki insanın başını eğmesi gerekir. Fakat buna rağmen elitler ve bürokrasi ve devlet rejimi, torbaya hep siyah taşları koyarak “halk ne çekerse çeksin hep kendim çıkayım” diye kazık atmak ister. Bakın şu kız bu kazığa hangi kazıkla çözüm bulmuş.
 
HALKA İKİ SİYAH TAŞ ÇEKTİRMEK
 
Adamın biri bir Yahudi’ye aşırı borçlanmış. Günü gelince de ödeyememiş. Yahudi yaşlı olmasına rağmen fakir borçlunun güzel kızına sulanmış ve borca karşılık kızı istemiş. Adam reddedince uyanık Yahudi “o zaman bir torbaya biri beyaz biri siyah iki taş koyalım. Kız beyazı çekerse bağışlıyorum borcu da kızı da demiş. Yok eğer siyah çekerse kızı isterim demiş. Kız da, babası da çaresiz buna razı olmuşlar. Uyanık Yahudi torbaya koyarken yerden çaktırmadan taşların ikisini de siyah seçip koymuş. Fakat taşların ikisinin de siyah olduğunu sadece kız fark edivermiş ama itiraz etse bir anlamı yok diye düşünürken, tamam demiş ve taşları çekerken birini çekip çaktırmadan kaza süsüyle yere düşürüvermiş. Bakmışlar ki yerdeki taşlar karışık ve hangisinin düştüğü belli değil. Kız demiş ki, “torbaya bakalım eğer siyah taş duruyorsa o zaman ben beyazı çekmiş olmalıyım” demiş. Bakmışlar ki torbada siyah bir taş var. O halde ben beyaz çekmiş olmalıyım diyerek, biz kazandık” demiş. Yani her işin bir püf noktası vardır ve siz onu bulup çıkarmalısınız.
Fakat bu torbanın içine kim elini sokabilir ki… Arı kovanı gibi, giren eli sokuyor. İmam hep aynı hutbeyi okuyor. Fakat “ey imam senin zulmün beni namazdan ediyor” diye bağıramıyor. Çaresiz iki siyah taştan birini çekiyor ve hep siyah çıkıyor.
 
BURSA’NIN KESTANELİKLERİ VAKIFTIR
 
Bursa’da amamın biri “ah ben bi an padişah olsaydım” der dururmuş. Gel zaman git zaman bu laf padişahın kulağına kadar gitmiş. Bursa yöresine ziyaret yaptığında “bu lafı söyleyen adamı bulun getirin” demiş. Gidip bulmuşlar adamı ve Uludağ’ın eteğinde gezinmekte olan padişahın yanına getirmişler. Padişah sormuş: “sen bi an padişah olup da ne yapacaksın” deyince, “padişahım sen o asayı ver, yere düşene kadar ne yapacağımı söylerim ben” demiş. Padişahın hoşuna gitmiş ve merak da ettiği için asayı vermiş adama. Adam asayı havaya fırlatır fırlatmaz “Bursa’nın kestanelikleri vakıftır” demiş. İşte o gün bu gündür Bursa’nın kestanelikleri vakıftır ve halk toplar anlayacağınız.. Gidip şahit de olduk vesselam.. Fakat bugün kimse halka bir sopa verip havaya attırmıyor. Yöneticiler koltuk kaybından korkacağına cehennemden korksaydı kesin cennete girerdi…(Bir alimin sözünden uyarlamadır. Onda “fakirlikten” diye geçiyor)
 
YÖNETİCİ EFENDİ Mİ HİZMETKAR MI?
 
Babam sınavda sormuş. “yönetici halka hizmet edendir” sözünden ne anlıyorsunuz diye. 4 sınıfta 100 kişiden sadece birisi cevap vermiş. “Bu ilahi bir iştir. Günümüzde yönetici halkın efendisidir” Bu çocuğu araştırmış ve imam hatip mezunu ve amiriyle kavgalı olup her haksızlığa isyan eden bağıran bir çocuktu diyor. Onu adalet için bağırmasından dolayı kolladım ve gönlünü aldım diyor.
 
İMANI KEŞİFTE KULLANMA
 
Einstain bile izafiyet teorisini bulurken rol model olarak Allah’ı seçti ve şöyle bir iman varsayımıyla “eğer ALLAH’ın yerinde olsaydım bu evreni nasıl yaratırdım” dedi ve izafiyet teorisini keşfetti. Bunun yönetimdeki anlamı bir ayağını dine (Allah’a) ver ve diğer ayağınla sorunları bu bakışla çöz demek sayılmaz mı? Geleneklerin ve öz değerlerin de merkez alınması buna dahildir diyebiliriz. İşte Çin ve Japonya örneği..
 
FARKLI DÜŞÜNEN KAZANIR
 
Bir farklı düşünme örneği bizden olsun. Bir ay önce abim evlendi. Bir akşam evde yengemle saklambaç oynamışlar. Abim oturma odasına kapanmış yengem de misafir odasından balkona geçip onun odadan çıkmasını beklemiş. O çıkar çıkmaz da pencereden oturma odasına girmiş. Abim diyor ki tam yarım saat aradım bulamadım diyor. Çünkü kendisi oturma odasındaydı ve oraya bakmak aklına gelmiyordu elbette. Varsayımı hep olması gerekene göre çünkü. Sıkıntı işte burada. Farklı düşünebilseydi belki sorunu çözebilirdi.
İşte bilim adamlarının başarılı olması kadar yöneticilerin de başarılı olması için farklı düşünen insanlara ihtiyaç var. “ÇÖZÜM AYRINTIDA GİZLİDİR” derler.
 
JAPONLARIN HEDEFLERİ VE MİLLİ EKONOMİMİZ
 
Japonların yaptığına bakalım. Beş yılda çelikte birinci olacağız dediler ve oldular. 10 yılda arabada birinci olacağız dediler ve oldular. Brezilya ağır sanayi hamlesinin arkasından şimdi ilk 10 gelişenlerin içinde. Yani ağır sanayi merkezli reel üretimi hedef alan yapısal dönüşümler gerekiyor. Artık işsizlik kölem olsun benim. Biz kısmen bir korumacı politika da izleyebilmeliyiz. Rekabet için açıyoruz demek ne demek? O rekabeti içerde sağlasana. Güney Kore hem içeriyi korudu hem dışa açıl dedi. Orada kimse Samsung’dan başka telefon kullanmıyor. Milliyetçiliğe bak. Bir mersedese binmek için 10 mersedes parası ödeyerek ithal etmeniz gerekir. Anlamış olmalısınız. Niye öldün Erbakan? Ağır sanayi hamlelerinle alay ettik? Artık arayacağız senin fikirlerini ve milli duruşunu. Sana Allah’tan rahmetler diliyorum..
 
MANEVİYATLA BERABER KALKINMA GERÇEĞİ
Çin ve Japonya lisanını ve geleneklerini değiştirmeden onu merkez edinerek kalkınmasını gerçekleştiriyor. Asayiş, adalet, düzgün bir hukuk sistemi, inancın itici gücü (Manevi kalkınmanın maddi kalkınmayı tetiklediğinin bilinmesi), milli değerlerin kullanılabilir şekilde aktif hale getirilmesiyle gerçek toplumsal kalkınma sağlanabildiği yeni anlaşıldı ancak. Dünya Bankası 2011 Kalkınma Raporu’nda ne yazık ki manevi ve maddi kalkınmanın birlikte düşünülmesinin zorunluluğuna işaret etti (312 sahife). Bu raporu sosyologdan mühendise, yöneticiden doktora kadar onlarca uzman uzun uğraş ve araştırmalar sonucunda hazırlamış. Tercümesine ulaşabilirsek sizleri de yararlandırmaya çalışacağız inşallah.
DİLEK
Hoşgörü ve eşitlikçi bir anlayışla Türk-Kürt, Laik-Dindar, Zengin-Fakir herkesin birbirini kucaklayacağını umuyor ve yeni yönetimin hayırla sürmesi için ALLAH c.c. ‘nun merhamet pınarlarını memleketimize ve insanımıza sağnak sağnak yağdırmasını diliyorum.
 
BİR AÇIKLAMA BİR ÖZÜR VE İKİ TEŞEKKÜR
 
Babamın diğer yazar abilerimin yazılarına onların yazılarından daha uzun yorum yaptığı serzenişi olmuş. Bu konu için kendisi önce özür diliyor. Elbette sizleri ve okuyucuları o çok seviyor. O insana çok düşkündür. 30 yıldır işinde onu asık suratlı gören olmadı. 12 saat çalışır. Bunun ortalama 9-10 saatini okur. Her şeyi de aşk ile tutunca ve bu bilgi iman ile birleşince hem dolu hem sağlam bir yapı ortaya çıkmaz mı? ve bunun bir yere de akması insanlara ulaşması gerekmez mi? Otursa 7 yazı yazar altına farklı isimle birer sahife de yorum yapar ve bunları da üç günde bir de değiştirir. Bu yazı yüzünden başına gelmeyen kalmadı. Eğer yanlış yazıyor deselerdi ben bile ondan soğurdum. Kaldı ki dini yazdığı, din Allah’ın ve nakil olduğu için yazarken onun hem eli hem kıçı titrer. Telefonunda 13 alimin telefonu var. Bir hadisi 4 kişiye sorar öyle yazar. Halbuki bütün sanatını yorumlara yarenlik ederek döküyordu. Ne kadar sataşsa da şiirlerinde bir yarenlik ve ilahi aşk görülmüyor mu? O bir HAK aşığıdır. Lakin yansıması insanadır. Şimdi dutlar olmadı lakin dut yemiş gibi oldu. Bu toplumda kişilikler böyle yok oluyor işte. Herkes herkesi her yerde öldürüyor. Devlette de böyle, ailede de böyle toplum içinde de aynı, hiç değişmiyor. Beğenmediğini anlamak yerine tırpan salla. Çocuğa sen bilmezsin diyen bir toplumdan mütefekkir çıkar mı? Dursun abi ve zafer abi teşekkür ettiler, sağolsunlar. Onlara özel teşekkürlerimi sunuyorum.
Amerika’da en sağlam ailelerin ortak özellikleri nedir diye bir araştırma yapmışlar. Ortaya üç sonuç çıkmış.
 
1- Manevi değerlere önem veren aileler oldukları anlaşılmış (Kiliseye düzenli gittikleri görülmüş)
2- Birbirlerini çok takdir ettikleri görülmüş. (Şımarma pahasına da olsa)
3- Birbirine zaman ayırdıkları görülmüş (iş ve bilgisayar gibi şeylerden)
 
Ben küçüktüm, İngiltere’de güneyinde Eastbourn’de Upper Kings Drive 67 no daki evimizdeyken (1 yıllığına babam görevli olarak gitmişti) annem asma yapraklarından topladıklarıyla bir yaprak sarması yaptı. Bundan bir tabaklık da komşumuz George amcaya götürdüm ben. Bir saat sonra kendisi tabak elde ve içinde bir zarfla kapıya kadar geldi. Nezaketle uzun uzun teşekkür ederken akdeniz ülkelerinde bu yemeğin çok yaygın olduğundan da bahsetti ve tekrar tekrar teşekkür ederek ayrıldı.. siz anladınız.
Tayyip bey Amerika ziyaretinde eski başkan Bush ile basın huzuruna çıkınca Amerikalılar basın mensuplarına fotoğrafı daha kısa olan başkan Bush tarafından çekmelerini söylemişler… siz zaten çok zekisiniz.
 
Allah’ı hesaba katmadan yazı yazmaz ve kullarını çok takdir eden kardeşiniz AHİ Sezgin Atik ülkemize ve insanımıza yeni seçimlerin HAYIRLI olmasını diliyor.
19 Haziran 2011
Okunma
bosluk

kulların şol niyazı (güzelleme)

yoktun ortalarda bir çıktın pir çıktın.
kalem çalıp da hak yoluna el attin.
doğru söze eğri diyeni alttettin
mahmudum sen bunları nerden öğrendin?

*

bir hoca gelir bir hoca gider belli
hak söz yere düşmez öyle tevekkeli
Rahman kullarına bakar niderler ki
Rabbimin şol kulları saftan bileydin

*

o işini bilir sen çok telaş etme
yumuşak ol ki kullarını ürkütme
sırrı hal ile bezemedikçe açma
nihanım sen bunları sözden  sileydin

*

kaf nun ile aşka düştü oldu alem
mim dedi nurun ziyaı saldı diyem
alemlere rahmeti muhammed kılam
veraım sen bunları hak’tan bileydin

*

gözel adı var mahmudu mustafa mı
ol cümleye ki sultanı asfiya mı
şefkat üzre yaşlar döker ümmetim mi
ümmetim ol günahı hepten sileydin

*

kul ahmedim dellenir döner dururum
yavan bulsam yağlı bilir gevinirim
aşkla sever vedüd söyler avunurum
kulların şol niyazın sevdim diyeydin

*
RABBİM!…

*
Kırşehirli yazar mahmut beye güzellemedir…

*

ahi kul ahmed

14 Haziran 2011
Okunma
bosluk

SEÇMEN; EFENDİSİNİ SEÇEN KÖLE,

 Karganın biri yavrusuna öğüt veriyormuş. Demiş ki “bak oğlum, bizim en büyük düşmanımız insanoğludur. Eğer o yere eğilirse bil ki bir taş alıp sana atacaktır” demiş. Yavrusu anasına “anacığım ya elinde taşı hazırsa” deyince  “oğlum sen öğüdünü almışsın” demiş.

Nasrettin hoca bir gün eşeğine binmiş gidiyormuş. Bunu gören birileri demiş ki; “koca adam utanmadan göbeğiyle şu eşeğe eziyet ederek biniyor” demiş. Hoca eşekten inerek yürümeye başlamış. Az ilerde bu sefer eşeğin yanında yürüdüğünü gören başkaları “Şu enayiye bak, eşeğe binmeden yanında aptal aptal yürüyor” demişler. Hoca bakmış ki olmayacak, eşeği kendisi sırtlamış..

İngilizler “ortalama her şeyde, her şey de ortalama” derler. Bu ümmetin de vasat “orta” bir ümmet olduğunu unutmamak lazım. Yani “ortalayın” gitsin diyoruz. Varsa rastladığınız hatalar onları “insanlık hataları” olarak geçin gitsin. Ana hatlarıyla “bu it bu deriyi sürür mü?” deyin yeter. Hata ararsanız her lidere sizin yerinize ben onlarca hata bulayım isterseniz. İşte kantarınıza girecek batman batman yünler aşağıda. Hangisi çakıldaklı, hangisinden iyi yün ve yatak olur siz seçin. O yatakta kendinizin yatacağını unutmayın. Düğün sizin..

Babam sınavda sormuş. “yönetici halka hizmet edendir” sözünden ne anlıyorsunuz diye. 4 sınıfta 100 kişiden sadece birisi cevap vermiş. “Bu ilahi bir iştir. Günümüzde yönetici halkın efendisidir” Bu çocuğu araştırmış ve imam hatip mezunu ve amiriyle kavgalı olup her haksızlığa isyan eden bağıran bir çocuktu diyor. Onu adalet için bağırmasından dolayı kolladım diyor.

LİDERLERİ TARTIDA GÖRELİM

Türk seçmeni meseleye kurumsal olarak fazla bakmıyor. O lidere bakarak karar veriyor. Biz dini baksak da seçmene uymak zorunda kaldık. Görelim ilim ne dedi bize, biz de diyek size.

- RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Gerçek bir lider özelliklerine sahip. İyi bir hatip ve çok çalışkan. Standart ve kasıcı bir tip değil. Yaptıklarını önce hayal ederek yapıyor. Bu yaklaşım bir bilim adamı yaklaşımı ve süper. Vizyonu olmayan muhasebeci cahiller alternatif proje üreteceğine onu eleştiriyorlar = kifayetsiz muhterisler.

Einstain bile izafiyet teorisini bulurken rol model olarak Allah’ı seçti ve şöyle hayal etti. “eğer ALLAH’ın yerinde olsaydım bu evreni nasıl yaratırdım” dedi ve keşfini tamamladı. Bunun anlamı inanç geniş düşünme yeteneğini artırıyor demektir.

Sayın Erdoğan farklı düşünerek topluma ileri hedefler gösteriyor. 2023 hedefinde keşke AHLAKİ HEDEFLER’de olsaydı biraz. Örneğin iyilik, yardımlaşma, faydalı insan, faydalı işletme, hoşgörü, güleryüzlü idare ve güler yüzlü insan ve insanlık yüzdeleri subjektif de olsa birer hedef olarak konsaydı ne kadar güzel olurdu. Bunlar evrensel olduğu için sağcı solcu kimse karşı çıkmazdı.

2023 ekonomik hedefleri güzel. Öngördüğü hedefe göre %2 Amerika’da enflasyon olsa, %1 Türk lirası değerli kabul etsek ekonominin her yıl aksamadan %5 büyümesi gerekir. (CHP’de olması gereken büyüme oranı %7’dir.) Bu hedefleri tutturmak çok etkili, çok yönlü, esnek politikalar, yapısal dönüşümler, ürettiğin kadar tüketme zorunluluğu ve her dışsal ihtimallerin aynı yönde dizilmesi yani kaderin buna izin vermesi gerekir ki bu iş çok zor görünüyor. Fakat hedefsiz de olmaz. İşsizliği önlemede yapısal dönüşümlere eğilmiyor. Dar gelirliyi biraz daha düşünmesi lazım. Kürt meselesinde danışmanları “TEK” şarkısını söyletiyorlar. Esnek çözümler aramalı. Şiddet kalkınmayı da engelliyor unutmamalı.

Halbuki Japonların yaptığı gibi beş yılda çelikte birinci olacağız dediler ve oldular. 10 yılda arabada birinci olacağız dediler ve oldular. Brezilya ağır sanayi hamlesinin arkasından şimdi ilk 10 gelişenlerin içinde. Yani ağır sanayi merkezli reel üretimi hedef alan yapısal dönüşümler gerekiyor. Artık işsizlik kölem olsun benim. Biz kısmen bir korumacı politika da izleyebilmeliyiz. Rekabet için açıyoruz demek ne demek? O rekabeti içerde sağlasana. Güney Kore hem içeriyi korudu hem dışa açıl dedi. Orada kimse Samsung’dan başka telefon kullanmıyor. Milliyetçiliğe bak. Bir mersedese binmek için 10 mersedes parası ödeyerek ithal etmeniz gerekir. Anlamış olmalısınız. Niye öldün Erbakan? Ağır sanayi hamlelerinle alay ettik? Artık arayacağız senin fikirlerini ve milli duruşunu. Sana Allah’tan rahmetler diliyorum..

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Emekli bürokrat. Fikirsiz. AK Partinin sadaka edebiyatını taklit ediyor. Yelpazesinin yetmediğini bildiği için sağdan da adaylar gösterdi. Hiç kürdüm, aleviyim demeden ince bir siyaset götürüyor. Ulusalcı görünmesine rağmen şu üç sokuşturmayı yediriyor. Yerel yönetimlerin bağımsızlaştırılması, PKK affı, cem evlerinin ibadethane sayılması.

Tayyip beyin her projesine bir kulp buluyor. Bürokrat olduğu için hayalsiz ve uzun vadeli hedefleri yok. Sadece sorunu yerinde rütüş yaparak geçiştirme anlamında çözme kabiliyeti var fakat yapısal değişiklikle sorunu kökten uzun vadeli hem çözme hem yeni dengeli yapıya kavuşturma vizyonuna sahip değil. Uzmanlıktan ziyade ayrılınca muhasebecileşmiş. Muhasebeciler ise fikir belirtmeden sadece kaydederler.

800 000 işsize iş bulacağını iddia ediyor. Fakat şu an ki yatırım düzeyi ancak 500 000 kişiye iş bulma kapasitesinde. Dolayısıyla işsizliği azaltamaz ve kısmen yalan söylüyor. Dış finansman konusunda ve özelleştirme konusunda kasıcı yavan politikalarla bu sorunu çözemez. Fakir edebiyatı ile kısa yoldan oy peşinde havası veriyor. Halbuki ülkede fakir de var orta halli %50’lik bir kitle de var elbette zengin de var. Fakiri çalıştıracak olan da zengindir. Yani sorunları kısmi merhamet şarkılarıyla çözemeyiz. Her parti fakiri düşünmeli elbette.

Öngördüğü hedefe göre %2 Amerika’da enflasyon olsa, %1 Türk lirası değerli yürüse ekonominin her yıl aksamadan %7 büyümesi gerekir. bu hedefleri tutturmak çok etkili, çok yönlü, esnek politikalar ve her dışsal ihtimalin aynı yönde dizilmesi yani kaderin buna izin vermesi gerekir ki bu iş çok zor. Yani hedef cilalı lakin at yaşlı görünüyor.

- DEVLET BAHÇELİ: Bir kere evlenmemiş bekar. Bu suç değil ama senin benim başımda ne işin var. Çocuğu olmayan kişi merhameti tanıyamaz. Onun için de küfredip saldırganlığı milliyetçiliğin de bir uzantısı olarak kurumsallaştırıyor. Namaz kılıyor fakat Namazı ona milliyetçilik yasak diyor fakat o Allah’ı duymuyor. Etrafına sakin olun diyor fakat kendisi küfür ve hain suçlamalarıyla nasıl bir örnek olduğunu düşünmüyor.

Sürekli AK Parti’yi hedef gösteriyor. Bunun anlamı en saf düşünceyle CHP dostumuzdur demek istiyor. Halbuki MHP içinde de inançlı insanlar var, AKP içinde de. Bunların ortak  seçmen yapısı nedeniyle kardeş olması gerekirken düşman partiler olarak gösteriliyorlar. Yani kontrol altındaki MHP ile aslında Dindarlar kontrol ediliyor demektir. Bu onun DEVLET değil DEVLETİN ADAMI olduğunu gösterir. Şimdi bir kısım ülkücüler gidip CHP’ye oy vereceğiz diyorlar. Ne diyelim Allah feraset versin…

Sınavsız üniversite diyor fakat 1 700 000’den 600 000’i diyelim sınavsız seçtin ve yerleştirdin. Geriye kalan 1 100 000 kişiyi hangi üniversiteye yerleştireceği konusunda fikri yok. Bunun adı göz boyama..

700 000  kişiye iş vereceğiz diyor fakat ekonominin şu anki finansman yapısıyla 500 000 kişiye iş verebileceğini, 200 000 kişilik yalan söylediğinin farkında değil.

Tayyip beyin projelerine karşı çıkıyor. Ne vizyonu ne kendine has bir projesi var. Her şeye muhalefet ve suçlama edebiyatının halkta cevap bulmayacağını fark edemiyor garibim. Devletin bitmez kesesinden sadaka edebiyatına o da katıldı. İnsanın dilenesi geliyor. Sahi dilencinin o üç kuruşla bir çorbayı en lezzeti içtiğini (çorba lezzetli değil, damak lezzetli fakirlikten dolayı) biliyor musunuz? Anlatırım sonra..

ORTAK AKLIN DOSTU OLMAZ. UYANA GÜL ATAR, UYMAYANA TIRPAN SALLAR. SEN AKLI SELİM’DEN YANA OL Kİ KAZANABİLESİN. ÇÜNKÜ HEP AKLI SELİM KAZANIR.

Ortak akıl denen ya da sağduyu denen şey hiç sapmaz. Eskiler bunlara “çarıklı erkan” da derlerdi. İşte sempatizan dışındaki SESSİZ KALABALIKLAR seçimin sonucunu belirler. Onlar geride durur fakat tabancası 14’lü gibidir attığını vurur. Vurduğunu başa getirir. Bir müddet öyle gider. Doğrular değiştikçe onun avı da değişir. Ona mutlak doğru yoktur. İndirici bindirici dünya da doğru olan aklı selimdir. Siz de aklı selimden yanaysanız size gül atabilir şayet kısmetiniz varsa. Aklı selimden siz saptıysanız hemen tırpan sallar, çürür gidersiniz tarlada, toplayıp ineklere veren de olmaz…partiler çöplüğünü görmüyor musunuz? Her kel tarak taşırmış biliyor musunuz!!!

ALLAH SÖZÜ DİNLENEN EN BÜYÜK SEÇMENDİR

Allah’ı unutarak bir yere mi gidiyordunuz yoksa? Bi dakka bi Dakka. ALLAH SÖZÜ DİNLENEN EN BÜYÜK SEÇMENDİR.. Allah’ın mülkünde alıp satanlar, nasıl oluyor da mülkün sahibini hesaba katmıyorsunuz bakim. Ekonomi hesabı yapanlar cari hesapların yanına bir İNŞALLAH HESABI açın bakim. İşte o “kalpleri tebdil edendir”. Siz iyi olursanız seçilen iyilik eder. Siz kötü olursanız seçilenler firavunlara ve karunlara taş çıkarttırır. Sonra da damın başınıza neden yıkıldığını bir türlü anlayamazsınız.. O hep “HERKES LAYIK OLDUĞUNA” yazgısı yazar. Adına KADER der. İnsanlar da rollerini oynar durur. Şu tiyatronun yazarını ikna edeyim demek aklına gelmez…

İlmim, aklı selimim, ve namaz ve iman üzere kalbim AKP ve Tayyip beyin hizmetlerinin bu ülkedeki herkese ayrım yapmadan ulaşacağını, refahımızı artıracağını, bu ülkeyi bir hedefe taşıyacağını, hoşgörü ve eşitlikçi bir anlayışla Türk-Kürt, Laik-Dindar, Zengin-Fakir herkesi kucaklayacağını umuyor ve 4 yıl sürecek bu iznin hayırla sürmesi için ALLAH c.c. ‘nun merhamet pınarlarını memleketimize ve insanımıza sağnak sağnak yağdırmasını diliyorum. Şüphesiz diğerleri de soyunmuşlardır ve kazanmayı ümid etmektedirler. Keşke iki kazanan olsaydı bu güreşte. Fakat Allah bu dünyada düşmansız ya da muhalefetsiz varlık yaratmadı. Korku insanı diri tutar..

Allah’ı hesaba katmadan yazı yazmaz ve oy vermez kardeşiniz AHİ, titreyen bir elle oy vermenizi ve sonucun HAYIRLI olmasını diliyor.

9 Haziran 2011
Okunma
bosluk

kusur arayan Allah’ta da kusur arar (Dursun Yastıman’a taşlama)

Etiketler: ,

dursunum da dursunum da dursunum
yağlı mendil elde gezer sümkürüm
iki ceviz bir köftürle doygunum
sen o ahi yurdu bekle dursunum

*

sait gibi dut mu yedin aslanım
kalem çalman yazı düzmen civanım
doğru eğriye selam salmaz küserim.
sen bu hali dizdiriver  dursunum

*

lafın ettim mani dizdim hökçüdüm
kalem yazdı hatır kırdı ezginim
gönül küser, tövbe siler saf kulum
sen bu nazı bir çekiver dursunum

*

deliyle aşşığı deliler atar
deli, deli hatırına çomak saklar
deli olmayan bu şevkten ne anlar
sen bu pazarı bir geziver  dursunum

*

bursa kadısıyım ciğer satarım
deliler arşa çıkmış seyrederim
kullar aklın sevmiş anı neyleyim
sen bu deliye bir kızıver dursunum

*

kul ahmedim aldın sattın kendinle
tohum ektin tarla biçtin keyfince
öküz çekti teker öttü nazınca
sen şu harmanı yele ver  dursunum

*

yazdım dizdim
öttüm zikrim
kim ki bildim
hak imiş.

*

kullar uzak
akıl tuzak
deli olak
hak imiş.

*

sevgi yetmez
aşka doymaz
kullar bilmez
hal imiş.

*

bunlar yeter
ahmet söyler
dursun çalar
saz imiş.

*

cümle selamı
verdik yaranı
hatrım soranı
taç imiş.

*

yarenlik ettik. bunda kusur arayan kusurludur biline. ve selam ola tüm hemşehrilere gönül dolusu muhabbetle..

*

ahi kul ahmed

9 Haziran 2011
Okunma
bosluk

KİFAYETSİZ MUHTERİSLER VE TAKDİRİN CİLVESİ

Sevgili okurlar internette XİNG diye bir gurupta ismini vermek istemediğimiz şöyle bir yazı yayınlandı ve buna “Katılıyorum” diye onlarca yorum aldı. Ancak biz biraz farklı bir yorum sunmak istedik. Her ikisini de aşağıya alarak size bir kıyaslama fırsatı sunmak istiyoruz.

“DUNNİNG-KRUGER SENDROMU
Televizyon izlerken birilerine bakıp da “Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?

Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp “Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

• Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Bitmedi…

Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi…

Soruların yüzde 10′una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların “testin yüzde 60′ına doğru yanıt verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90′ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70′ ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu’nun metni yazıldı:

“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.

‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.

Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler…Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”

BİZİM YORUMUMUZ –  TAKDİR BİR CİLVEDİR

İlk bakışta çok yerinde bir tespit olarak görünüyor şüphesiz.

Ancak ben bir de DİNİ açıdan konuya farklı bir bakış açısı getirmek isterim.

Örgütlerin daima hak edilen bir yöneticiyi başına getirdiğini düşünürüm. Bu siyasette de devlette de özel sektörde de böyledir.

Öyle ki, bir zaman gelir iyiler zulme uğrar ve işlerden ya da etkin görevlerden uzaklaştırılırlar. Bunun anlamı “siz biraz kenarda durun” demektir ve sıra kötülerindir. 28 Şubat serüveni böyle başlamıştır.

“Nasılsanız öyle yönetilirsiniz” bir hadistir.

“Yöneticilerinizi biz seçiyoruz, onlara küfretmeyiniz” bir hadistir.

“İnsanlar nefislerini (yaşayışlarını) değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez” bir kuran ayetidir.

“Zulüm ile bir devlet ayakta kalmaz, küfür ile ayakta kalır” bir hadistir.

Rızkı Allah verir ayettir.

Bütün bunları birleştirdiğimizde kişiler özellikli veya yetenekli olsalar bile o kişiye bir makamın ya da şirket sahipliğinin verilmesinde ALLAH’ın doğrudan müdahalesi görünüyor.

Babam maliyede uzman ve büyük şirketleri denetliyor. Diyor ki ilk okul mezunu öyle sermaye sahipleri geliyor ki bu aptala Allah niye bu kadar verdi demiyorum. Ona uygun görmüş diyorum inancım gereği o kadar diyor.

Konuyu bir de yetenekler yönünden bakacak olursak insan iki noktada cesaretli olur şüphesiz. Cahil cesareti ile alim cesareti.

Cahil cesareti olan kimseye yeteneksiz demek de bir yanılgı var. Cesaret başlı başına yetenektir aslında. Yukarıdaki kurgu buna puan vermiyor. Bununla haksız olarak ilerliyor diyor. Bu yanlış bana göre..

İkincisi yetenekleri artan kişi cesaretsiz olur geride kalır savı da tartışılabilir. Önemli olan doğru yeteneğin ne olduğudur ve siz neyle mücehhezsiniz. Her şeyi bilen adamı yetenekli sayıp geride kaldığı için de aptal demek doğru olmaz. Asıl nitelik işin gerektirdiği niteliklerin kişide var olması ve cesaretle de techiz edilmesidir. Örneğin çok bilgili fakat parası olup girişimci yeteneği olmayan birisi hala yetenekli insan mı sayacağız. Dolayısıyla her yetenekli insan geride kalır demek yanlışdır. Eğer toplum hakederse yetenekli kişi yaptıkları ile dikkat çeker ve devlette bile bir yerlere gelir zaten. Kişilerin yeteneklerini artırmaları, hatta ahlakını düzeltmesi ferdi bir gayretin neticesinde olabilir belki. Ancak büyüyen dev bir şirketin başına gelmesi veya devlette yer edinmesi rasyonel şartların yanında biraz da rızkın nasip edilmesi ve o toplumun o kişiye layık olmaları ile alakalıdır. Yani Allah’a aittir. Kaldı ki büyük şirketlerin başındaki çalışanlar ise kilit noktalardakiler kendini kanıtlamış olan kişilerdir. Özel sektör aptala para vermez..

Allah bir halkı saptıracağı zaman içlerindeki alimleri öldürüp çekip alır. Onlar da cahilleri baş edinirler. Böylece onlar onları doğru yoldan saptırırlar. Yani ilahi irade devrede unutulmamalı.

Devlette ise ehliyetten ziyade güven esası önemli görülüyor. Halbuki Allah’ın açık emri “Emaneti ehline veriniz” şeklindedir. Güvenle ehliyet her zaman maalesef  birleşmeyebiliyor. Kısmen aptallara yer veriliyor denilebilir. Ancak sonuçlarına onu getirenlerin de katlanacakları unutulmamalıdır. Hz. Ebubekir ehliyete dikkat etti ve hiç bir yakınını işe atamadı ve hiç sorun da olmadı. Lakin Hz. Osman süt kardeşine varıncaya kadar akrabalarını atadı ve bunun birçoğu ehil değildi. Sonucunda fitne çıktı ve canıyla ödedi.

Babam 30 yıllık uzman fakat hiç bir idari görevde bulunmadı. Gidenlerin bir çoğunun bozulduğunu ve yanlış şeylere imza attıklarını gördü. Özel sektöre de ayrılmadı. Teklif eden ortakların birbirine kazık attığını görünce bu günkü fiatla 13 milyarlık aylık ücreti “ahiretimi feda etmemek için reddeti” Şimdi ona yetenekli olduğu halde çekingen diyebilir miyiz?

Sonuç olarak meseleyi sadece hırs olarak ele almak, Allah’ı unutarak maddiyatçı bir bakışla meseleye bakmak ve insanlara sizde hırslı olun yoksa yükselemezsiniz mesajı vermek anlamına gelir ki, bu çok yanlış bir şey olur. Dinimizde makam istemek lanete uğrar. Takdir ve tavsiye edilerek bir yere getirilene Allah yardım sözü vermiştir. Diğerine ise vermemiştir ki onun işi zor demektir.

Başarıyı yalnızca “mutlak başarmak” olarak maddiyatçı bir bakışla tek yönlü ele alırsak bunun sonunda hayırlı mı olacağı ya da hayırsız mı olacağını bilemeyiz. Önemli olan da nihai faydadır ki bu gözden kaçıyor. Örneğin çok kazandınızsa bu başarı olarak görünüyor olabilir. Çünkü çok kazık da attınız, piyasada müsaitti, tek tabancaydınız vesaire. Sonra ne oldu.. Çocuğunuz BMW ile kaza yaptı. Karınız aşık buldu. Siz sekreterinizle kırıştırdınız. İşçilerin maaşını da kesmiştiniz. Asgari ücretti zaten. Her türlü haz ve imkan var fakat mutlu değilsiniz. Ne anladım ben bu işten?

Amerika’daki bir araştırma zenginlerin %70 inin mutsuz olduğunu gösteriyor.

Batı’lılar diyor ki “gelirimiz üç kat arttı. Lakin mutluluğumuz %40 düştü”

Demek istediğim şu ki paranın bir arka yüzü daima vardır. Bir şey yani makam ya da para bizatihi iyi ya da kötü olmaz. onun size ya da topluma getireceği fayda ya da zarara göre bir anlamı olur. Onlar insanı bile madde olarak tanımlarlar. Biz ise kadına “cinsi latif” deriz ve yunus gibi de “ bir ben vardır bende benden içeri” diye değerlendiririz.

Allah daima işlerin içindedir. Nasibi, rızkı, daima Allah verir. Bunlar hep ilahi TAKDİR’dir. Zenginlik de fakirlik de takdir’dir. Biri çalışmaktan, diğeri çalışmamaktan meydana gelmez.

Her zengin çalışmıştır fakat her çalışan zengin olamamıştır.

İşte tecrübe ettiğini sanan bu kişilerin (Amerikalıların) Allah inancı olmadığı için kuramları da yanlış, Allahsız, maddeci ve eksik kalıyor, siz de inanıyorsunuz.

Kolay gelsin.”

Sizlere hayırlı kazançlar ve meslekler ve onunla insanlara Allah’ın gösterdiği yolda iyilikler yapmanızı diliyorum. İşte bu ikili ve hayırla tanımlama sayılabilir. Bu bizde var fakat müslümanın idrakinde yok. Hiç kimse bu bana hayırlı mı demiyor. Gelsin makamlar, gelsin paralar, atalım kazıklar. İneğin otları mideye doldurduğu gibi dolduruyoruz.

MUTLAK BAŞARI terazisiyle öğrenci de işadamı da tartılıyor artık, ERDEM VE AHLAK kantarına kimse çıkmıyor…Halbuki Allah başarıya bakmaz erdem ve ahlakı ödüllendirir. Onun için fakirler Allah katında daha değerlidir. Şayet sabır ve namazlıysa…

 AHİ kardeşiniz size selam edip HAYIRLAR diliyor.

7 Haziran 2011
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç