İl iken İlçe yapılan Kırşehir’e ağıt

Kalktı göç eyledi Türkmen illeri

Gelen sağlar yol üstüne Kırşehir

Saldı yer beğendi aşret dilleri

Çöken sağlar can üstüne Kırşehir

 

Konya’dan Kırşehir’e yol eylendi

Bir Ahi Evran kula gel söylendi

Yamak çırak kalfa usta düzüldü

Gülen sağlar hal üstüne Kırşehir

 

Can verdin can üstüne şu Kale’den

Ahi Evran feda ettin alperen

Biçildi ahiler Moğol şerrinden

Kalan sağlar zar üstüne Kırşehir

 

Hutbe kıldı Osman Bey’im Söğüt’ten

Şeyh Edebali kız verdi öğütnen

Aşık Paşa yol eyledi garipnen

Bilen sağlar gül üstüne Kırşehir

 

Osman kutladı Kırşehir sancağı

Aşık Paşa Bey kılındı veraı

Türkmen Yörük İslam düştü çerağı

Hünkar sağlar kul üstüne Kırşehir

 

Kır şehir dedi Türkmen’im yeşile  

Boza yordu nesillerim nesile

Bağrına sardın niceler aşkına

Yatan sağlar çek üstüne Kırşehir

 

Gel zaman git zaman garip söylendi

Bölükbaşı dediler laf uzandı

Menderes alan’da toza bulandı

Giden sağlar baş üstüne Kırşehir

 

Yaz baharı elli dört say deminden

İl, ilçe düştü menderes hışmından

Yavruları dağıldı zar hükmünden

Giden sağlar gel üstüne Kırşehir

 

Muşkara’nın yeni yeni yelinen

Feda oldun siyasetle kastınan

Arap için Arabistan yakılan

Yanan sağlar od üstüne Kırşehir

 

Yiten yitti kalan kaldı ar olsun

Dertli kullar ah eyledi oh olsun

Hakk nasib eder öcünü gün olsun

Yaman sağlar öc üstüne Kırşehir

 

Menderes, Menderes bihoş ademdir

Bir vakit gelir dünya can parendir

Koltuk veren halk imiş sayendir

Aman sağlar oy üstüne Kırşehir

 

Osman’ın adalet’te kar etmedi

İlçe olmaktan korkmayız denildi

Bölükbaşı muhtarımız seçildi

Saman sağlar köy üstüne Kırşehir

 

Vakit geldi tamam oldu azabın

Avanosla Hacıbektaş budağın

Elli yedi gelin gele mezatın

Duman sağlar al üstüne Kırşehir

 

Ahi kul ahmedim yaren yareli

Kır şehir oymakları bin pareli

Öte dursam beri gel der beyleri

Zaman sağlar kır üstüne Kırşehir

 

AÇIKLAMA: 1954 yılı Temmuz ayında Başbakan Menderes, ziyaret için geldiği Kırşehir’de, muhalif Bölükbaşı’nın ateşli konuşması üzerine, konuşma alanından (Bu günkü stad yeri -alan-) seçmenleri ile başlar üstünde ayrılarak, Kırşehir’e gelen bir Başbakanı seyircisiz ve yalnız bırakması üzerine çok kızar ve Ankara’ya döner dönmez çıkarttırdığı bir kanunla Kırşehir’i ilçe yapar ve eski ilçelerini de komşu vilayetlere dağıtır, Kırşehir’i de daha yeni il olmuş olan (şu anki adı Nevşehir olan) Muşkara’ya bağlar.

 

Bölükbaşı “Arap için Arabistan yanmaz” diye çok söylendi ise de yeterli çoğunluğu olmadığı için bir şey yapamadı. Menderes’in Adalet Bakanı Osman Çiçekdağı’da aslında Kırşehirli’ydi fakat onun da bir faydası olmadı. Nihayet üç yıl süren büyük üzentü ve muhalefet ve halkın kızgınlığı ile 1957 yılı temmuz ayında muhalefetteki İnönü’nün verdiği bir önergeyle tekrar il olsa da eski ilçelerinden avanos ve Hacıbektaş’ı tekrar geri almak kısmet olmadı.

Biz bu ağıtı bu acı için kaleme aldık ki bundan sonraki bir zamanda bu iki ilçeyi de geri almak mümkün olsun ve insanlar bunu doğru bilip gayretli olsunlar.

 

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur

5 Şubat 2013
Okunma
bosluk

Türkmenim göçetti; Alparslanım şahı haklar aslanım

Türkmenim derdim neslim göçetti
Ağıl otlak dar geldi de terk etti
Anadolu yaylasına çarketti
Alparslanım şahı haklar aslanım

*

Malazgirt açtı bu toprağın dilin
Oğuz Bayat Türkmen Yörük aşretin
Yurt buldu da kuzu saldı yaylanın
Hayvanların başı bekler çobanım

*

Aç kaldı açıkta kaldı bir zaman
Çıka geldi Hoy’dan bir zahit adam
Bağdat ilinden el aldı ol ferman
Sanatkara AHİ derler civanım

*

Evvel vardı Kayseri’ye han dikti
Cümle sanat erbabına el attı
Bacıları ayrı dizdi dokuttu
Dokuyanın eli hastır dursunum

*

Moğollar sardı var Türkmen yurdunu
Ahiler savundu Kayser burcunu
Bir ermeni deyiverdi sırrını
Ahilerin kanı akar kurbanım

*
eksik kaldığı görünüyor zahir, hak vere mana, ahmed çevire kelama inşaallah…

*
ahi kul ahmed

4 Kasım 2011
Okunma
bosluk

elif kıza ağıt

kırşehirin geycekli köyünde çocukken evlendirilip daha bir yıllık evli iken ölen elif kıza anasının yaktığı ağıta bir ağıt da bizden olsun dedik. bakalım ne dedik..

*

Bahar gelmiş çiçek açmış kime ne
Gelin olmuş yuva kurmuş şuna he
Aş bilmez aşret bilmez söze ne
Eliflerin yadı ezdi bencileyin

*

Düzyurdunun düzünde oynamış ha
Çocuktan da avrat olmuş bak ha
Anası verirken ne demiş ona da
Zülüflerin teli ezdi sencileyin

*

Türkmen kızı saçlarını salaydı
Aşığına göz ucundan bakaydı
Gardaşları el alemden soraydı
Eliflerin ahı kaldı onculayın

*

Elif kızı toprak aldı erkeninen
Yürek yaktı da türkü dizdim lafınan
Selam söylen anasına da elinen
Kul Ahmed de yandı gitti günüleyin

*

ahi kul ahmed

3 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Ey Ahiler Kendi kendimize saz çalalım, bacılara sofra düzdürelim biraz

Ahilerde yemek yeme adabı diye bir adab vardı. Eller önceden yıkanırdı. Hane sahibi buyur etmeden kimse sofraya oturamazdı. Aksi adaba mugayir sayılılrdı. Herkes kendi önünden sağa sola bakmadan ağzını şapırdatmadan sessizce sakince, başkasının da o kaptan eşit yemesine fırsat vererek yemeliydi. Yemekler ayrı ayrı tabaklara konmazdı. Tek ve büyük bir kalaylı bakır veya toprak çanak/çömlekten birlikte yenirdi. Tek kaptan yemenin manası ahi kardeşiyle bir şeyi paylaşabilmeyi öğrenmek ve bunda hakkaniyete dikkat edebilmesini sağlamaktı. Kaşıklar tahta şimşir gürgen veya dut kaşıklardan olurdu. Yerken bu kaşıkların sizden tarafından ağzınıza götürmeniz ters tarafından ise yemek ya da çorbaya batırmanız gerekir idi. Böylece ağzınızdan bir miktar bulaşığın yemeğe girmesi de önlenmiş olurdu. “ye kürküm ye” benzetmesi Ahi Evren’in Letaif’inde de geçiyor. Yani sofrada bile adamına göre muamele etmeyeceksin demek istiyordu. Ve etmezlerdi. Aşırı yemek yememek gerekiyordu ve iştahı varken çekilmek gerekliydi. Ekkel (obur) olmamalıydı ahi.. Havvasların doyana kadar, avamın doyduktan sonra yemesi haramdı. Fakat ahiler havvastan sayılırdı.

Yemekten sonra hane başkanı dua ederdi. Onların geleneksel duaları şöyleydi:

“Rabbim Teala yedirsin içirsin. Yahşilarla tanıştırsın, yamanlardan uzaklaştırsın (kötülerden), yiyenlerin yedirenlerin üstünden belaları aştırsın, cennet nimetleriyle tanıştırsın, cehennemden uzaklaştırsın, kabeyi dolaştırsın, zemzeme kavuştursun, artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin”

Ahi ocakları bugünkü köy odaları şeklideydi. Ramazanda oralar da şenlenirdi. Oralarda da ahi edep ve usulleri uygulanırdı. Bazı oyunlar oynanırdı. Halk şairleri elde sazla köy köy gezerler türkü çığırırlardı.

Zaviyelerde yemekten sonra dua edilir. Ortalık temizlendikten sonra bir güzel sesi olan kuran okurdu. Daha sonra kısa bir süre tefsir dersi başlardı. Arkasından hadis izahı yapılırdı. Daha sonra kadı veya bir müderris belli bir konuda sohbete başlardı. Daha sonra ustalar kendi çırak ve kalfalarına meslekin inceliklerini anlatımlarda bulunurlardı. Artık vakit ilerleyince yaşlı ve ustalar çekilir evlerine giderlerdi. Gençler geç saatte yaran sohbetine geçerlerdi. Artık oyunlar oynanır, şakalar yapılır, hem de ne eşşek şakaları. Bugün bile hala Çankırı bölgesinde devam ettiğini haber almaktayız. Biz de şu iki dörtlüğü karalayıverdik yarısı eşek şakası olmak üzere.

Birisi bize dost olmak istemiş. Biz de onun hakiki güvenilir bir dost olup olmayacağını öğrenmek için önce çok güzel bir şiir gönderdik.

Nemrud kim İbrahime

Bostan yap ateşine

Hakkın gül didarına

Halilim diyen menem

***

Kırdım nefsin çerisin

Giydim takva libasın

Pak eyledim odasın

Gel gönlü yuyan menem

***

Adıma “kul”u takdım

Sırrı aleme çaktım

Levhi kalemden yazdım

Dilde söylenen menem

***

Bunlar senin kulların

Günahı çok bunların

Sal bunları Ahilerim

Postta oturan menem

***

Bırak beni yanayım

Kül olup savrulayım

Muhammed’e post olayım

Var bak tebaan menem

Bu şiir çok güzel bir karşılık buldu ve gözlerinden öperim diye bir mesaj geldi. Arkasından şu şiiri yolladık:

Olmaz bu kadar ucuz olmaz

Hak kelamı elbet satılmaz

Keşke yüküm himmet olaydı

Bu sekleme eşşek bulunmaz

***

Vardım at pazarına eşşek diye

Eşşek osurturlar bana at diye

Gördüm ademini kır eşşek diye

Bu seklemi ademe eşşek dayanmaz

Bu kez tık yok. böyle olunca anladık ki bundan bize mürid çıkmayacak. Zira iyime de iyi kötüme de iyi demeliydi…İzahı bunun şöyle: Bir buçuk (bir erkek bir kadın) müridi olan bir zat varmış Ankara ilinde. Müridleri bir gün demişler ki “hocam bir keramet gösterseniz de müridleriniz artsa demişler. Hoca gerek yok dediyse de dinletememiş ve bir gün Pazar yerinde bir karganın başını kopardıktan sonra tekrar yapıştırmış ve uç demiş o da uçmuş. Bunu gören ahali o zata mürid olmak için akın etmiş. Evler almamış yeni müridleri. Fakat bunları bir gün imtihan etmek kaç tanesi gerçek ihlaslı mürid olabilir diye kavara denen kuru bağırsağı beline dolayıp cemaat olarak namaza durmuşlar. Hoca rukuya eğildikçe bağırsaktan ossuruk sesleri çıkınca yeni müridler “bu abdestsisiz arkasında namaz kılınmaz deyip hepsi de müridliği terketmiş. Aynı eski birbuçuk müridi kalmış geriye. Onlar şöyle düşünmüş: “bir bildiği olmalı”demişler. Hoca onları yanına çağırıp demiş ki: gördünüz mü kargayla toplanan kavarayla dağılır demiş. Bizimkisi de o hesap işte..

Zaviyelerde bazan halk oyunları niteliğinde ya da ortaoyunları da oynarlardı. Örneğin bir değirmenci ortaoyunu vardı ki kırar geçirirdi. Şöyle: köylü eşeğine biner gelir. Yastıklar sırtta ya da adam adamın sırtında. Değirmenci bunlara git sonra gel der. Bir daha bir daha tekrar takrar gelir giderler. Değirmenin çalıştığını göstermek için sopalarla birbirine vurarak insanların önlerinden geçer. Değirmencinin dediği sıra çok diyerek aslında rüşvet istemektedir. Birisi birinin kıçının altından bir sopa vurur ve elini uzatır avucuna örnek un düşürüp kontrol etmek istemiştir aslında. Derken kadıya şikayete giderler. Kadı yaşlı biri olur. Fakat kadı namazdadır ve namaz bir türlü bitmemektedir. Çünkü kadı da rüşvet istemektedir. Derken oradan da eli boş dönerler. Sonrasında bu düzenin bozukluğuna ilişkin taşlama mahiyetinde şeyler söylerler. Zaviyelerde geleneklerin etkisi olarak halk şairleri de gelirdi. Halk türküleri söylerler, saz çalarlar, şairlerin atışmaları olur, yahut acı bir ölme veya öldürme olayı ağıt şeklinde anlatılırdı. Bu ağıtlar Pazar yerlerinde de bir taşın üstüne çıkıp anlatıldığı olurdu.

Bir Türkmen olan Pir Sultan Abdal’a bir yol verelim..

Bu yıl yaylanın karı erimez

Eser badı saba yol bozuk bozuk

Türkmen çıkıp yaylasına yürümez

Bozulmuş aşiret el bozuk bozuk

***

Elim varmaz güllerini dermeye

Dilim varmaz hasta halin sormaya

Dört kitabın manasını yormaya

Sazım düzen tutmaz tel bozuk bozuk

***

Pir Sultanım yaratıldım kul diye

Zalimlerin elinde mi öl diye

Dost name göndermiş durma gel diye

Gideceğim amma yol bozuk bozuk

Kırşehir’in adının;

AHİ KIRŞEHİR

AHİŞEHİR

AHİŞEHRİ

‘den birisi olmasını teklif ediyoruz. Ancak bize AHİ KIRŞEHİR daha cazip geliyor. Çünkü Kırşehir ismini oraya Türkmenler verdi. Bu ismin korunması uygun olur. Bu yolla Kırşehir’in Ahiliğe daha güzel hizmetler yapması umulur. Tabbi sizin ahiliği anlatabilecek yetişmiş ve fedakar adamınız varsa.

Türkmen Mutasavvıfları ile Mevlana ve diğer tarikatların anlayışı arasındaki farklar.

Sofi anlayışı dönme, raks, cezbe ile Allah’a ulaşma, seyri sülüki enfüsi, kendi benliklerini ne kadar iyi tanırsa Allah’ı da o kadar iyi tanır. İnsan ruhunun derinliklerine nufus etmek onları keşfetmeye dayanır. Bunlarda tabiatı tasavvur eden hiç bir şey yoktur. İnsan ruhunun kötü eğilimlerini iyiye yönlendirmeye çalışır.

Türkmen Mutasavvıfları ise seyru süluki afaki’dir. Tabiata yönelir. Neden? Çünkü Türkmen tabiatta yaşıyor. Yağmurla, davarla, yaylayla, çimenlerle, dağlarla, güneşle, gecede ayla, soğukla, sıcakla birlikte yaşıyor. O eşyaya tabiat kanunlarını nasıl yarattığını ve insanın nasıl yaratıldığını, onun yaratılışındaki azameti düşünüyor ve tabiatı keşfederek Allah’a ulaşmaya çalışıyorlar. Ahi Evren ve Hacı Bektaş-ı Veli Türkmendir. İşte Ahi Evren’in aynı zamanda bir şeyh olmasına rağmen akşam ders gösterip sabahleyin iş başı yapması, fikirlerinde eşari mezhebini taklid etmesine rağmen anlattığımız şekilde yine farklı bir yol izlemesi, onun bir şeyhten ziyade filozof olması gibi bir çok neden hayatla iç içe bir din ve ahlak ve çalışma anlayışının doğup gelişmesine yol açmıştır. Bu tenasub ahiliğin kısa sürede köylere kadar yaygınlaşmasındaki ana amil olduğu gibi aylakları ve suçluları içine almamasının da etkisiyle 800 sene uzun bir hayat sürdürebilmiştir. Hayvanlar aleminde bile güçlü olandan ziyade uyum sağlayabilen hayatta kalır. aynı hikaye…

Ahiler bir dua ederlerdi. Bu dua bir hadistir ve Ahi Evren’in Letaifi Gıyasiye kitabında da yer almaktadır. Bu duaya Kırşehir’liler olarak çok ihtiyacımız var diye düşünüyorum? İlme değer vermiyoruz ve hakkı bilip yanlışta toplaşıyoruz gibi geliyor? Şöyle ki: Hadis dua:

“Allahümme erinel hakka hakkani, verzukna ittibaehü. (Allah’ım bize hakkı göster (tanıt) ve o hakka uymayı da nasib et)

Allahümme erinel batıle batılen, verzukna ictinabehü (Allah’ım bize batılı tanıt ve o batıldan uzak olmayı da nasib et.)

Ve erinel eşyae kema hiye hakkahü (Eşyayı da nasıl ise öylece bize tanıt)”. Amin…

8 Eylül 2011
Okunma
bosluk
kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç