Mülkü Beka’dan uçmuşam Fani cihana yorarım Her bir amelim yapmışam Baki cihana yorarım Dost cemalini görmüşem Huri gılmanı nitmişem Bağı bostanı bozmuşam Gülü canana yorarım Vahdet meyinden içmişem Aşık deyup de uçmuşam Dost kokusunu almışam Zannı Cemale yorarım İbrahim'im cananım var Cebrail’i ne hacet var Berden ve selama nar Ânı Rahman’a yorarım Ya Muhammed'im dostum…

Benim ol tılsımlı nihan ki bugün ayana geldim Ezeli nişansız kayıttı şimdi nişana geldim Bu tılsımı açadur sen hem zulme çerağ oladur Bağı bostan gülüptür nuru arştan cana doladur Ahmedim nice makam geçersin bu cana can ola Canların canı Ahmed'i seversin bu cana yar ola İsmi azam ile alem vucüd buldu hem…

Ahbeptu kadehini içermiş divaneler Ahirette alaf saçarmiş dost pervaneler Hakk’ın kudreti yedi cehennemi nar eyler Ol nar aşığın narasından kaçarmış dostlar “Doldun mu” derse Hakk şikayeti aşıklara Takati yoktur cehennemin şol aşıklara Hakk Teala varayım ol meramımdan yana Aşık say ki yaşlarımdan döne ateş suya Aşk satarım çık dükkanımı arşa kurmuşam…

Her daim anarım seni Kararım yoktur Allah’ım Can dahi bilirim seni Cananım yoktur Allah’ım İsmi Baki olan sensin Dilde yadı olan sensin Gönül dahi koyan sensin Nizaım yoktur Allah’ım Aşkına düşen abdallar Kendine gelmez aşıklar Zikrine dönen mürşitler Bela’ım yoktur Allah’ım Sen yarattın kamu alem Ol deyince oldu hemen Doğrulunca ruhu adem…

Hakk fermanı ulaştı kudret elinden Düştüm dipsiz denize yüzmek zorundan Kadir-i mutlak ferman eyledi ânâ Elhamdülillah salim çıkardı câna Beş yaşında okudum elif ba’ya er Altı yaşında şakıdım Yunus derler On yaşımda içtim şarab pir elinden Mevlana derler aşk-ı canan kulundan On dördümde Hakk’ı sual ettik biraz Hakikat vücud buldu iman…

İnsan bu, güzel yapının suvağı Hele bir nem yürüsün de şeklin gör Gönül verip nazın çekip aldanma Hele bir ak yürüsün de zülfün gör Kara toprak güllerin senin hani Ölümü öldüren mabedin gani Çağır ölmeyecek ahmağı beri Hele bir ot bürüsün de beytin gör Neler yedi neler yedi bu dişler Dostlar çekildi ben…

Bize üstad deniyorsa ossursak bile “bi bildiği olmalı” demelisiniz. Vaktiyle 1.5 müridi (bi erkek bi kadın) olan Kızılcahamam’da bir zat, ısrar üzerine keramet göstererek pazarda karganın başını koparır, sonra yapıştırır ve “uç” der, o da uçar. Bi anda müridler artınca dergah almaz. Sonra onların ihlasını denemek ister. Bağırsağı beline bağlar ve namaza durur. Ruküya eğildikçe…

Şu dünyada ey canlar Ağdıracak ölüm var Bağı bostan bozdurur Solduracak ölüm var Özen bezen yapadur Sonra şöyle kıradur Emanetin veredur Ödetecek ölüm var Malım mülküm hesabım Oğul uşak avradım Yar olmadı dostlarım Terkedecek ölüm var Beni derde düşürür Yolum belim şaşırır Uzak yere düşürür Varılacak ölüm var Altun gümüş geçmeğe…

Riyaset eyle, talip aşık olasın Teberrük eyle güzel sözüm tutasın Kan revan eyle, yaşlı gözler uykusuz Teberrük demi kamil sözü bilesin Bu ne iştir ki taliplerde yok ihlas Teberrük ola kamil kim Hızır-İlyas Bir mürşide er durup deme gavs-gıyas Teberrük şundan beri ol, ümmet kıyas “Talibim” deyu ortaya çıkarlar hem “Teberrük”…

sevgili okurlar.. aşağıdaki şiirin dördüncü satırları gerçekten uygun bir kıta bitişi bulunamadığı için boş bırakılmıştır. bu boşlukları sizin doldurmanızı isteyelim, sizin günyüzüne çıkmayan şairliğinizi hayata yansıtıp paylaşalım dedik. olmadı diye düşünmeyin. asıl olmayan şey sizin "yapamam, ya da beğenmezler" dediğiniz şeydir unutmayın. cesur olan iş yapar ve kusuru da olur. korkak olan kusursuz kalır lakin…
