Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
MUTLAK İRADE VE KULUN TERCİHİ
Cenâb-ı Hak, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde mutlak kudret sahibidir.
Hiçbir varlık, hiçbir sebep ve hiçbir ortaklık ilişkisi, O’nun iradesini kayıt altına alamaz, hükmünü sınırlandıramaz veya tasarrufunu engelleyemez.
Allah Teâlâ, varlığı dilediği şekilde yaratır, dilediği gibi idare eder ve hikmeti gereğince dilediği zaman değiştirir.
O’nun iradesi hiçbir dış etkenin tesiri altında değildir.
“O, bir şeyi dilediği zaman O’nun emri sadece ‘Ol!’ demektir; o da hemen oluverir.” (Yasin 83)
“Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah ne yücedir! O’nun her şeye gücü yeter.” ( Mülk 1)
“Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Diriltir ve öldürür. O’nun her şeye gücü yeter – El Kadîr.” ( Hadid 2)
“O, yaptığından sorgulanmaz; onlar ise sorgulanacaklardır.” (Enbiyâ, 23)
Buna karşılık insanın herhangi bir şeye bağlılığını sürdürmesi, çoğunlukla kendi iradesi ve tercihinin sonucudur.
İnsan; menfaat gördüğü, alışkanlık edindiği, nefsinin hoşuna gittiği veya başka bir seçeneğin daha hayırlı olduğuna inanmadığı için bir ilişkiyi, bir düşünceyi ya da bir yolu devam ettirir.
Bu sebeple dünya hayatındaki hiçbir bağlılık, insanın iradesini bütünüyle ortadan kaldıran mutlak bir zorunluluk değildir.
Allah’ın insana lütfettiği cüz’î irade sayesinde kişi tercih eder, yönelir, vazgeçer veya yönünü değiştirebilir.
Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati şöyle ifade eder:
“De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 29)
Ancak kulun iradesi de bağımsız değildir; o da ilâhî iradenin yaratması ve kuşatıcılığı altındadır:
“Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvîr, 29)
Bu itibarla hakiki kulluk, insanın kendi rızasıyla Allah’a yönelmesi, O’na teslim olması ve bütün güvenini yalnız O’na bağlamasıdır.
Çünkü gerçek kudret, mutlak tasarruf ve nihai hüküm yalnızca Allah’a aittir.
Resûlullah (sav) bu hakikati şu veciz zikir / ifadeyle özetlemiştir:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, cennet hazinelerinden bir hazinedir” Yani: “Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır…..” (Buhari, Müslim, Tirmizî, Ebu Davut)
Mümin, sebeplere sarılmayı kulluğun bir gereği bilir; ancak sebeplere tesir gücü atfetmez.
Sebepler yalnızca ilâhî iradenin tecellisine vesiledir. Neticeyi yaratan, kapıları açan, çıkış yollarını ihsan eden ve her şeyi hikmetiyle takdir eden yalnız Allah Teâlâ’dır.
Bu sebeple kalbin gerçek tevekkülü sebeplere değil, sebepleri yaratan Rabb’ine yönelmeli, Rezzaka itibar etmelidir.
Allah’ı Kur’an ile tanıyınız, tanımlamaya kalkmayınız.
VE ALLAH’I UNUTARAK KONUŞMAK GÜNAHTIR.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet