– yalan söylememek ve herkese ve herşeye merhametli olmak çok önemli bir sünnettir
1.Bölüm Yemekle İlgili Sünnetler
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.”[1]
Yemek Yeme Usûl Ve Âdâbı
Yemeğe Başlarken Besmele Çekmek, Sonunda Elhamdülillah Demek
Ömer İbni Ebû Seleme (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”[2]
Yemek Yemeğe Başlarken Besmele Çekmeyi Unutursa
“Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah / Bismillahi evveli vel ahir’ desin.”[3]
Eve Girerken Besmele Çekmek
“Kişi evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan adamlarına, “Burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz” der. Eğer o kimse eve girerken besmele çekmezse, şeytan adamlarına, “Geceyi geçirecek bir yer buldunuz” der. O şahıs yemek yerken besmele çekmezse, şeytan kendi adamlarına, “Hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz” der.”[4]
Yemekten Sonra Hamd Etmek
“Ey Rabbimiz! Sana tertemiz duygularla, eksilmeyip artan, huzurundan geri çevrilmeyip kabul edilen sayısız hamd ile hamd ederiz.”[5]
“Bir kimse yemek yedikten sonra: Bana bu yemeği yediren, sonucu etkileyecek bir güç ve kudretim olmaksızın onu bana nasip eden Allah’a hamd olsun, derse, geçmiş günahları bağışlanır.”[6]
Yemekte Kusur Aramayıp Onu Beğendiğini Söylemek
Resûlullah (s.a.v.) yemekte hiçbir zaman kusur aramazdı. İştahı varsa yer, canı çekmiyorsa yemezdi.[7]
Yemek Ne Olursa Olsun Küçümsemeyip Şükretmek
Bir gün Peygamber aleyhisselâm ev halkından ekmekle birlikte yiyeceği bir katık istedi. Onlar da: “Evde sirkeden başka bir şey yok” dediler. Resûl-i Ekrem onu getirmelerini söyledi. Sonra da: “Sirke ne güzel katık; sirke ne güzel katık!” diyerek yemeğini yemeye başladı.[8]
Oruçlu Bir Kimseye Yemek İkram Edildiğinde Yapması Gereken
“Biriniz yemeğe davet edildiği zaman gitsin; şayet oruçluysa yemek sahibine dua etsin; oruçlu değilse yesin.”[9]
Yemeği Kendi Önünden Yemek, Sofra Edebini Bilmeyene Öğretmek
Ömer İbni Ebû Seleme (r.a.) şöyle dedi: Ben Resûlullah (s.a.v.)’in himâyesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına giderdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:
“Oğlum, besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”[10]
Yemeği Mutlaka Sağ Elle Yemek
Adamın biri Resûlullah (s.a.v)‘in yanında sol eliyle yemek yedi. Resûl-i Ekrem ona: “Sağ elinle ye!” buyurdu. Adam: “Yapamıyorum” diye cevap verdi. Resûlullah (s.a.v.) o adama: “Yapamaz ol!” diye beddua etti. Seleme’nin dediğine göre adam kibirinden dolayı böyle söylemişti. Resûlullah’ın bedduası üzerine elini ağzına götüremez oldu.[11]
Hurma Gibi Birer Birer Yenecek Meyveleri Sofradakilerin İzni Olmadan İkişer İkişer Yememek
Cebele İbni Sühaym şöyle dedi: İbni Zübeyr ile birlikte savaştığımız sene kıtlık oldu. Bize erzak olarak hurma dağıtıldı. Hurmayı yerken Abdullah İbni Ömer yanımızdan geçer ve bize şöyle derdi: Hurmayı çifter çifter yemeyiniz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) bize hurmayı çifter çifter yemeyi yasakladı. Sonra İbni Ömer sözlerine devamla: Fakat arkadaşı izin verirse, çifter çifter yiyebilir, derdi.[12] * Başkalarıyla birlikte yemek yiyen kimseler onların hakkına da riayet etmelidir. Oburluk ve açgözlülük müslümanın üstün şahsiyetiyle bağdaşmayan kötü bir huydur.
Yediğinden Doymayan Kimsenin Ne Söyleyeceği Ve Nasıl Davranacağı
Resûlullah (s.a.v)’in ashâbı: Yâ Resûlallah! Yemek yiyoruz, fakat doymuyoruz, dediler. Resûl-i Ekrem onlara: “Herhalde ayrı ayrı yiyorsunuz!” diye sorunca: Evet, öyle yapıyoruz, dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de: “Yemeği birlikte yiyiniz; besmele çekiniz; yemeğiniz bereketlenir” buyurdu.[13] * Toplu yemekler hep bir kaptan yenilmeli ki bereket hasıl olsun ve böylece herkes doysun. Yemeğe başlanırken de mutlaka besmele herkes tarafından söylenilmelidir.
Yemeğin Tabağın Ortasından Değil Kenarlarından Yeneceği
“Bereket yemeğin ortasına iner. Bu sebeple tabağın ortasından değil, kenarlarından itibaren yiyiniz.”[14]
Bir Yere Dayanarak Yemek Yemenin Mekruh Olduğu
“Ben bir yere dayanarak yemek yemem.”[15]
Üç Parmakla Yemek Yemek
“Biriniz yemek yediği zaman parmağını yalamadıkça (veya emmedikçe) silmesin.”[16] Resûlullah (s.a.v)’in üç parmağıyla yemek yediğini, yemekten sonra da parmaklarını yaladığını gördüm.30 * Yemekten önce eller güzelce yıkanmalıdır.
Yere Düşen Yemeği Temizleyip Yemek
“Herhangi birinizin lokması yere düştüğü zaman, onu alıp bulaşan şeyi temizledikten sonra yesin. Lokmasını şeytana bırakmasın. Parmaklarını yalamadıkça da elini beze silmesin. Zira yemeğinin neresinde bereket bulunduğunu bilemez.”31
Yalnız Yemek Yememek
“Bir kişinin yiyeceği iki kişiye, iki kişinin yiyeceği dört kişiye, dört kişinin yiyeceği de sekiz kişiye yeter.”32
Su Tulumunun Ağzından (Şişe ve Sürahiden) Su İçilmemesi
Resûlullalı (s.a.v.) su tulumu yahut kırbanın ağzından su içmeyi yasakladı.33
İçilecek Şeylere Üflememek Gerektiği
Peygamber (s.a.v.) kabın içine solumayı veya kaba üflemeyi yasakladı.34
Ayakta Bir Şey Yeyip İçmemek
Enes (r.a.)’dan; Resûllullah (s.a.v.) bir kimsenin ayakta su içmesini yasaklamıştır. Katâde: “Biz Enes’e, ya ayakta yemek nasıldır?” diye sorduk. O: “Ayakta yemek daha beter (veya kötüdür)” dedi.35
Zemzemi Ayakta İçmek
Peygamber (s.a.v.) zemzemi ayakta içti.3”
Topluma Su Dağıtanın En Sonra İçeceği
“Halka su dağıtan kimse, suyu en sonra içer.”37 Diğer içecekler için de bu kural geçerlidir.
Gümüş ve Altın Kaplardan Yeyip İçmemek
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bize hâlis ipek ve atlas kumaştan elbise giymeyi, altın ve gümüş kaplarla su içmeyi yasakladı ve şöyle buyurdu:
“Bunlar dünyada kâfirlerin, âhirette de sizin olacaktır.”38
10 Müslim, Eşribe 131, 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 49; Tirmizî, Et’ime 11.
huzuruna çağırır ve onu iman ehlinin giyeceği elbiselerden dilediğini giymede serbest bırakır.”[17]
Orta Halli Elbise Giymek (Bir İhtiyaç Olmaksızın Ve Şer’î Bir Maksat Bulunmaksızın Alay Edilecek Derecede Basit Elbise Giyilmemesi)
“Şüphesiz ki Allah, verdiği nimetinin eserini kulunun üzerinde görmekten hoşlanır.”[18]
İpek Giymenin Erkeklere Haram Olduğu
“İpek giymek ve altın kullanmak ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kılındı.”[19] Resûlullah (s.a.v.) altın ve gümüş kaplardan içmemizi ve onların içinde yemek yememizi, ipek ve atlas giymemizi ve üzerinde oturmamızı bize yasakladı.[20]
Uyuz Hastalığı Olanın İpekli Giymesi Caizdir
Resûlullah (s.a.v.), Zübeyr ve Abdurrahman İbni Avf (r.a), yakalandıkları uyuz hastalığı sebebiyle ipek elbise giyme ruhsatı verdi.[21]
Kaplan vb. Yırtıcı Ve Vahşi Hayvan Derisi Kullanmamak
“İpek yüz geçirilmiş ve kaplan derisiyle kaplanmış eğer üzerine binmeyiniz.”[22]
Yeni Elbise Ayakkabı Ve Benzeri Bir Şey Giyince Nasıl Dua Edileceği
“Allahümme leke’l-hamdü ente kesevtenîhi, es’elüke hayrahü ve hayra mâ sunia lehü, ve eûzü bike min şerrihi ve şerri mâ sunia lehü: “Allah’ım! Hamd sana mahsustur. Onu bana sen giydirdin. Senden onu hayırlı kılmanı ve yapılışına uygun kullanmanın hayrını nasip etmeni dilerim. Şerrinden ve yaratılış gayesi dışında kullanılmasının şerrinden de sana sığınırım.”[23]
Elbise Giyerken Sağdan Başlamak
“Elbise giydiğiniz ve abdest aldığınız zaman sağ tarafınızdan başlayınız.”[24]
2.BöIüm Giyim Kuşamla İlgili Sünnetler
“Ey Ademoğulları! Size şeytanın açmak istediği çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve kıyafetler yarattık veya sizlere giyim kuşam yapma bilgisini öğrettik.”3”
“Sizi sıcağa ve soğuğa karşı koruyacak elbiseler verdik…”40
Beyaz Renk Elbise Giymek (Erkekler İçin)
“Beyaz renk elbiseler giyiniz; çünkü elbiselerinizin hayırlısı beyaz olanlardır. Ölülerinizi de beyaz kefene sarınız.”[25]
Yeşil Renk Elbise Giymek (Erkekler İçin)
Ben, Resûlullah (s.a.v).’i üzerinde iki yeşil elbise ile gördüm.[26]
Siyah Sarık Sarmak
Resûlullah (s.a.v.) başında siyah bir sarık olduğu halde halka hutbe okudu.[27]
Giysilerin Uzunluk Ve Kısalığı
Resûlullah (s.a.v)‘in gömleğinin kolu bileğine kadardı.[28]
Giyilen Elbiseyle Kibirlenmemek
“Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onların yüzüne bakmaz ve kendilerini temize de çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azâb vardır. Bunlar; elbisesinin eteğini yerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve ticaret malını yalan yere yeminle satmaya çalışan kimsedir.”[29]
Kadınların Elbiselerinin Uzun Olması
“Bir kimse, kendini beğendiği için elbisesini yerde sürürse, Allah kıyamet gününde o kimsenin yüzüne bakmaz.” Bunun üzerine Ümmü Seleme: Kadınlar eteklerini nasıl yapacaklar? diye sordu. Resûl-i Ekrem: “Onlar bir karış aşağı uzatırlar” buyurdu. Ümmü Seleme: O durumda ayakları açılır, dedi. Peygamber Efendimiz: “Öyleyse bir arşın uzatırlar, daha fazla uzatamazlar” buyurdular.[30]
Tevazu Sebebiyle Lüks Elbise Giymemek
“Bir kimse, gücü yettiği halde mütevazı davranarak lüks elbise giymeyi terkederse, Allah kıyamet gününde o insanı yarattıklarının en başında
Ayakkabıyı İlk Önce Sağ Ayaktan Giymek Sol Ayaktan Çıkarmak
“Biriniz ayakkabısını giyeceği zaman önce sağ ayağından, ayakkabısını çıkaracağı zaman da önce sol ayağından başlasın. Böylece sağ ayak ilk önce giyilen, en sonra çıkarılan ayak olsun.”[31]
3.Bölüm Uyku İle İlgili Sünnetler
“Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.”[32] “O geceyi sizin için bir elbise uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır.”[33] “Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve Allah’ın lütfiından (nasibinizi) aramanız da O’nun (varlığının) delillerindendir. Gerçekten bunda, işiten bir kavim için ibretler vardır.”[34]
Yatmadan Önce Namaz Abdesti Almak
“Yatağına gideceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve şu duayı oku ve bu duanın sözlerini yatmadan önce son sözün
yap”[35]
Sağ Tarafa Yatıp Şöyle Dua Etmek
Resûlullah (s.a.v.) yatağına uzandığında sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: “Allahümme eslemtü nefsî ileyke, ve veccehtü vechî ileyke, ve fevvadtü emrî ileyke, ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee ve lâ mence minke illâ ileyke. Âmentü bi kitâbikellezî enzelte ve nebiyyikellezî erselte: “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.”[36]
Yatarken Sağ Elini Yanağının Altına Koymak
Resûlullah (s.a.v.) geceleyin uyumak istediği zaman elini yanağının altına koyardı…[37]
Uyumadan Önce ve Kalkarken Okunacak Dua
…Uyumadan önce: “Allahümme bismike emûtü ve ahyâ: “Allah’ım! Senin isminle ölür, senin isminle dirilirim” derdi. Uykudan uyandığı zaman: “Elhamdülillâhillezî ahyânâ min ba’di mâ emâtenâ ve ileyhin-nüşûr. ” “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Diriltmek sadece O’na mahsustur” buyururdu.61
Yüzükoyun Yatmamak
Mescitte yüzükoyun yatan birine Resûlullah (s.a.v.) “Bu, Allah’ın kızgınlığına sebep olan bir yatış tarzıdır” buyurmuştur.[38]
Yatağa Yatınca Allah u Teâlâyı Zikretmek
“Bir kimse bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ’nın ismini anmazsa, Allah’a karşı eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur. Bir kimse yatağa yatar da orada Allah Teâlâ’yı zikretmezse, yine eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur.”[39]
Rüya Gören Kimsenin Yapacağı Dua
“Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ’dandır. Bu sebeple Allah’a hamdetsin. O rüyayı sadece sevdiğine söylesin. Hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu hiç kimseye söylemesin. O zaman o rüya kendisine zarar vermez.”[40]
Kötü Bir Rüya Gören Kimsenin Ne Yapacağı
“Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah’a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanma dönsün.”[41]
Görülmeyen Bir Rüyayı Görmüş Gibi Anlatmak İftiradır
“En büyük iftiralar, bir kimsenin babasından başkasına neseb iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi ve Resûlullah (s.a.v)’in söylemediği bir sözü ona nisbet etmesidir.”[42]
Sabah Namazını Kılıktan Sonra Güneş Doğana Kadar Uyumamak
Resûlullah (s.a.v.), sabah namazını kıldıktan sonra güneş iyice doğuncaya kadar, yerinde bağdaş kurarak otururlardı.[43] *Bu oturuş zikir ve tefekkür içindir.
Herhangi Bir Meclisten Allah’ı Zikretmeden Kalkmamak
“Bir cemaat oturduğu mecliste Allah’ı anmaz ve peygamberlerine salât ve selâm getirmezlerse, bu meclis onlar için bir nedâmet (pişmanlık) olur. Allah dilerse onlara azâb eder, dilerse mağfiret eder.”[44]
5. Bölüm
Selam ve Selamlaşma İle İlgili Sünnetler
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, sahiplerinden izin almadan, selam vermeden girmeyin.” “Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından bolluk bereket ve esenlik dileyerek, birbirinize mutlaka selam verin.” “Bir selam aldığınızda daha güzel bir selam ile karşılık verin veya en azından benzeri ile”[45]
Müslümanın Selamı
Bir Müslüman başka bir Müslümanı gördüğü zaman “Selamün Aleyküm” şeklinde selam verir. Selamı duyan ise “Aleyküm selam ve rahmetüllah” şeklinde selam alır.[46]
Selam Alıp Vermenin Şekli
Nebî (s.a.v.)’e bir adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.1 Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebî (s.a.v.) – “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da: – es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Hz. Peygamber: – “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz. Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz: – “Otuz sevap kazandı” buyurdular.[47]
Önce Selam Veren
“İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.”[48]
Kim Kime Selam Verir
“Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana “küçük büyüğe” selâm verir.”[49]
4. Bölüm
Meclis Ve Oturma İle İlgili Sünnetler
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[50]
Kalkan Bir Kimse Geri Gclecekse Onun Yerine Oturmamak
“Sizden biriniz bir kimseyi oturduğu yerden kaldırıp sonra onun yerine kendisi oturmasın. Fakat açılarak halkayı genişletiniz.” İbni Ömer, bir kimse kendisi için oturduğu yerden kalktığında onun yerine hiç kimse oturmazdı.[51]
Meclise Giren Kimsenin Boş Bulduğu Yere Oturması
Câbir İ. Semüre (r.a)dan: Biz Nebiyy-i Ekrem (s.a.vj’n huzuruna vardığımız zaman, her birimiz nerede yer bulursa’oraya otururdu.[52]
Müsaade Edilmedikçe İki Kişinin Arasına Oturmamak
“Kendileri müsaade etmedikçe, iki kişinin arasına oturmak bir kimseye helâl olmaz.”[53]
Mecliste Yapılan Hataları Affettiren Dua
“Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânâsız sözlerle vakit öldürür de, o meclisten kalkmadan önce, Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfîruke ve etûbu ileyke: Allah’ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim, derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır.”[54]
Meclisten Kakarken Yapılacak Dua
“Allah’ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek güçlü iman ver. Allah’ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musibete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve gayemiz, ilmimizin sonu kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme.”[55]
Tanıdığın ve Tanımadığın Kimseye Selam Vermek
Bir adam, Resûlullah (s.a.v)’e: “İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır” diye sordu? Resûl-i Ekrem: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu.81
Selamı Yaymak
“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”82
Biz Selam Vermek(Sevap Kazanmak) İçin Çarşıya Çıkıyoruz
Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b, söylediğine göre Abdullah İbni Ömer’e gelir ve onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: “Biz çarşıya çıktığımızda, Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul veya zengin herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi. Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanma gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: “Çarşıda ne yapacaksın? Alış verişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmuyorsun? Şurada otur da, birlikte konuşalım” dedim. Bunun üzerine Abdullah: “Ey Ebû Batn!” Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir. Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.”83
Cennete Götüren Sünnetler
“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz” buyururken işittim.84
Yedi Emir Yedi Sünnet
Resûlullah (s.a.v.) bize şu yedi şeyi emretti: Hasta ziyaretini, cenâzeye iştirak etmeyi, aksırana hayır dilemeyi, zayıfa yardım etmeyi, mazluma yardımcı olmayı, selâmı yaygın hale getirmeyi ve yemin edenin yemininin yerine gelmesini temin etmeyi.85
Selâmı Tekrarlamak
“Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.”[56]
Evine Giren Kimsenin Selâm Vermesi
Enes(r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) bana: “Yavrucuğum! Kendi ailenin yanma girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu. [57]
Çocuklara Selâm Verilmesi
Resûlullah (s.a.v)çocuklara rastladığı zaman onlara selâm verirdi.[58]
Erkeğin Kadına Selâm Vermesi
Esmâ Binti Yezîd (r.a.)’â şöyle dedi: Kadınlarla birlikte otururken, Nebî (s.a.v.) yanımıza uğradı ve bize selâm verdi.[59] Erkek kendi hanımına, mahremlerinden bir kadına, haklarında fitne korkusu bulunmayan yabancı bir kadına veya kadınlara selâm verir. Ancak hiç tanımadığı ve fitne korkusu oluşabilecek durumlarda kadınlara selam vermez. Yine mecburi konuşma ortamının oluşacağı yerlerde Müslüman erkek ve kadının birbirine selam vermesi daha hayırlıdır.
îman Etmeyenlere Selâm Verip Almak
“Yahudi ve hıristiyanlara öncelikle siz selâm vermeyin. Yolda onlardan biriyle karşılaştığınız zaman, eziyet etmemek şartıyla, onları yolun kenarından yürümeye zorlayınız.”[60] *Hadislerin genel muhtevası ve İslam tarihindeki tatbikata göre Müslümanlar ehli kitap denilen hristiyan ve yahudilere selam vermemişler, onlar verirlerse “ve aleyküm” diye alınması uygun görülmüştür. Onlara saygı ifadesi olarak yol vermek uygun değildir. Allah’tan gelen son mesaja, İslam’a kulak vermedikleri ve kabul etmediklerinden dolayı oların yeryüzünün gerçek sahibi olan Müslümanlara da hürmet edip yol vermeleri gerekir. Müslüman olmamız hasebiyle yoldan ve umumi olarak istifade edilen yerlerden istifade hakkına ilk olarak Allah’ın son mesajına itaat edenler layıktır. Diğerleri kenara zorlanarak Müslümanlar yoldan geçerler.[61]
Ayrılırken Selâm Vermek
“Sizden biriniz.bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.”[62]
Bir Eve Girerken İzin İstemenin Gereği Ve Uyulması Gereken Edepler
“İzin istemek üç defadır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.”[63]
Rib’î İbni Hirâş şöyle dedi: Benî Âmir’den bir adamın bize haber verdiğine göre, bu zât, Nebî (s.a.v.) evde iken, “İçeri gireyim mi?” diye izin istemişti. Resûlullah (s.a.v.) hizmetçisine: “Çık, bu adama izin istemeyi öğret. Önce es-Selâmü aleyküm desin, sonra gireyim mi diye sorsun?”, buyurdu. Adam Peygamberimizin söylediklerini duyarak: es-Selâmü aleyküm, girebilir miyim? dedi. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.) ona izin verdi o da içeri girdi.[64]
İzin İsterken İsmini Söylemek, İzin İsteyene “Kim O?” Denildiğinde, Bilinen Adını Söylemek
Ebû Zer (r.a.) şöyle dedi: Bir gece dışarı çıkmıştım. Bir de ne göreyim, Resûlullah (s.a.v.) tek başına yürüyor. Ben de ay ışığında yürümeye başladım. Resûlullah başını çevirdi ve beni gördü: “Kim o?” diye seslendi. Ben: Ebû Zer, dedim.[65]
Câbir (r.a.) şöyle dedi: Nebî (s.a.v.)’e geldim ve kapısını çaldım. Resûl-i Ekrem: “Kim o?” dedi. Benim, diye cevap verdim. Hz. Peygamber: “Benim benim!” diye tekrar etti. Galiba bu cevaptan hoşlanmamıştı.[66]
Aksırana Yerhamükellah Demek
“Şüphesiz Allah aksıranı sever, fakat esneyeni sevmez. Sizden biriniz aksırır ve Allah Teâlâ’ya hamdederse, onun lıamdini işiten her müslümanın yerhamükellah demesi üzerine bir vecîbedir. Esnemeye gelince, o şeytandandır. Sizden birinizin esnemesi geldiği zaman, onu gücü yettiği kadar engellemeye çalışsın. Çünkü sizden biriniz esnediği zaman şeytan ona güler. “[67] “Sizden biriniz aksırdığı zaman: Elhamdülillah desin. Kardeşi veya arkadaşı da ona: Yerhamükellah desin. Aksıran da: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm = Allah sizi hidayette kılsın ve kalbinizi ıslah etsin, desin.”[68] “Sizden biriniz aksırdığı zaman elhamdülillah derse, ona yerhamükellah deyiniz. Şayet Allah’a hamdetmezse siz de yerhamükellah demeyiniz.”[69]
Musafaha Yapmak, El Sıkışmak
Ebü’l-Hattâb Katâde şöyle dedi: Ben Enes’e: Resûlullah (S.A.V)‘in aslıâbı arasında el sıkışma âdeti var mıydı diye sordum. O da: Evet, diye cevap verdi.”[70] “İki müslüman karşılaştıklarında el sıkışırlarsa, birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanır.”[71]
Musafahanın Şekli
Enes (r.a.) şöyle dedi: Bir adam: Yâ Resûlallah! Bizden bir kişi kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun için eğilebilir mi, diye sordu. Peygamberimiz: “Hayır eğilemez” buyurdu. Adam: Ona sarılıp öpebilir mi, diye sordu. Efendimiz: “Hayır” buyurdular. Bu defa adam: Elini tutup musâfaha edebilir mi, dedi. Peygamberimiz: “Evet” buyurdu.[72]
Sâlih Bir Kimsenin Elini Öpmek
İbni Ömer (r.a.), başından geçen bir olayı anlatırken şöyle dedi: Nebî (s.a.v.)’e yaklaştık ve elini öptük.[73]
Yolculuktan Dönenle Kucaklaşmak
Resûlullah (s.a.v.) benim evimde iken Zeyd İbni Hârise Medine’ye gelmişti. Sonra Resûl-i Ekrem’e gelip kapıyı çaldı. Nebî (s.a.v.) de elbisesini sürüyerek ayağa kalktı, onu kucakladı ve öptü.[74]
Güler Yüzlü Davranmak
“Kardeşini güleryüzle karşılamak şeklinde bile olsa, hiçbir iyiliği küçük görme” buyurdu.[75]
Çocuğunu veya Torunlarını Şefkatle Öpmek
Nebî (s.a.v.), Hz. Ali’nin oğlu Hasan (r.a.)’yı öpmüştü. Bunun üzerine Akra’ İbni Habis: Benim on tane oğlum var, fakat bunlardan hiçbirini öpmedim, dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” buyurdu.[76] Küçük çocukları sevgi ve şefkat gereği öpmek caizdir.
6.Bölüm Hasta Ziyareti Müslümanın, Müslüman Üzerindeki Hakkı Beştir
“Miislümanın, müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm almak, hasta ziyaret etmek, cenazenin arkasından yürümek, davete icabet etmek ve aksırana “yerhamükellah” demek.”[77]
Hasta Olanı Ziyaret Etmek
“Hastayı ziyaret edin, aç olanı doyurun, esiri kurtarın!”[78]
” Allah Teâlâ kıyâmet gününde şöyle buyurur: “Ey âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin”. Ademoğlu: Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun? Ey Âdemoğlu! Beni doyurmanı istedim, doyurmadın” buyurur. Âdemoğlu: Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl doyurabilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini benim katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, vermedin” buyurur. Âdemoğlu: Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su verebilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevabını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?” buyurur.[79]
Hasta Ziyaretinin Fazileti
“Bir müslüman, hasta bir müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, dönünceye kadar cennet hurfesi içindedir.” Ey Allah’ın elçisi, cennet hurfesi nedir? dediler. Resûl-i Ekrem; “Cennet yemişidir,” buyurdu.[80] “Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet okur. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder. Ve o kişi için cennette toplanmış meyveler de vardır.”[81]
Hasta Olan Kimseye Hayrı Tavsiye Etmek
Nebî (s.a.v)‘in hizmetinde bulunan yahııdi bir çocuk vardı. Bir gün hastalandı. Peygamber (s.a.v.) onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve ona: “Müslüman ol!” buyurdu. Çocuk, düşüncesini öğrenmek için, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebü’l-Kâsım’ın çağrısına uy, dedi. Çocuk da müslüman oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Şu yavrucağı cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun” diyerek dışarı çıktı.”2
Hastaya Dua Etmek
Bir kimsenin herhangi bir yeri ağrıdığında veya yara bere olduğunda Hz. Peygamber parmağıyla şöyle yapar – râvi Süfyân İbni Uyeyne, .şehâdet parmağını yere değdirip kaldırarak Hz. Peygamber’in nasıl yaptığını gösterdi- ve: “Bismillah, bu birimizin tükrüğüyle karışmış bizim yurdumuzun toprağıdır, Rabbımız’ın izniyle hastalarımıza iyi gelir” buyururdu.[82] Nebî (s.a.v), aile fertlerinden biri hastalanınca, sağ eliyle hastayı sıvazlar ve şöyle dua buyururdu: “Bütün insanların Rabbi olan Allah’ım! Bunun ıstırabını giderip, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Buna, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ihsan et!”[83] (Müslüman olduğundan beri) vücüdunda hissettiği bir ağrıdan dolayı Resûlullah (s.a.v.)’e şikâyette bulundu. Resûlullah (s.a.v.) de ona şunu tavsiye etti: “Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç kere “bismillah” de, yedi kere de ‘bendeki bu hastalığın şerrinden ve ileride yenileyip elem ve hüzün vermesinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım’ de!”[84] “Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun başucunda yedi kere; “büyük arşın sahibi yüce Allah’dan seni iyi etmesini dilerim” diye dua ederse, Allah o hastayı iyi eder.”[85]
Nebî (s.a.v), hasta bir bedevîyi ziyaret etti. Her hastayı ziyaret ettiğinde yaptığı, gibi ona da, “Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffaret olur inşallah” buyurdu.[86] Cebrâil aleyhisselâm, Nebî (s.a.v.)’e gelerek: Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. Hz. Peygamber de: Evet, dedi. Cebrâil aleyhisselâm: “Allah’ın ismiyle seni rahatsız eden her şeyden sana okurum. Her nefsin veya hasetçi her gözün şerrinden Allah sana şifa versin. Allah’ın adıyla sana okurum” diye dua etti.[87]
Hastanın Kendi Yapacağı Dua
“Kim, Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah büyüktür”, derse; Allah onu doğrulayarak: “Benden başka ilah yoktur, ben büyüğüm” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur”, dediğinde, Allah Teâlâ, (o kulunu tasdik ederek) “Benden başka ilah yoktur, ben tekim, eşim-ortağım yoktur” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur. Mülk de O’nun, hamd de O’nundur”, dediğinde Allah Teâlâ: “Benden başka ilah yoktur, hamd de benimdir, mülk de benimdir” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur, güç kudret yalnız Allah’ındır”, dediği zaman Allah Teâlâ; “Benden başka ilah yoktur, kuvvet ve kudret ancak benimdir, benimledir” buyurur. Bu açıklamalardan sonra Resûl-i Ekrem (s.a.v.) sözüne devam ederek; “Bu duaları bir kimse hastalığında söyler de sonra ölürse, cehennem ateşi ona dokunmaz” buyurdu.”9
Hastanın Halini Yakınlarından Sormak
Ali İbni Ebû Tâlib (r.a.), Resûlullah (s.a.v)’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktı. Sahâbîler: Ey Ebü’l-Hasan! Resûlullah (s.a.v.) nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi ? dediler. O da: “Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı!” dedi.[88]
Öleceğini Anlayan Kimsenin “yapacağı Dua
“Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et ve beni refîk-i a’laya ilet!” diye dua ettiğini duydum.[89] Resûlullah (s.a.v.)’i, ölüm döşeğinde, yanıbaşındaki su kabına elini daldırıp yüzüne sürerken gördüm. O, böyle yapıyor sonra da “Allah’ım ölümün şiddet ve sıkıntılarına karşı bana yardım et” diye dua ediyordu.[90] ,
Allah’a İsyan Etmeden Hastanın Hâlini Anlatmasının Caiz Oluşu
İbni Mes’ûd (r.a.)’dan: Bir keresinde Nebî (s.a.v)in yanma girdim, kendisi sıtmaya yakalanmıştı, elimi vücuduna dokundurdum ve: Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz, dedim. “Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ıstırap çekiyorum” buyurdu.[91] Âişe (r.a.), bir keresinde şiddetli baş ağrısına tutulduğundan dolayı, “vay başım, ölüyorum” dedi. Nebî (s.a.v.r. “Asıl ben, ‘vay başım’ demeliyim” buyurdu.[92]
[1] Bakara, 2/172
[2] Buhârî, Et’ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 47; İbni Mâce, Et’ime 8.
[3] Ebû Dâvûd, Et’ime 15; Tirmizî, Et’ime 47.
[4] Müslim, Eşribe 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 15; İbni Mâce, Duâ 19.
[5] Buhârî, Et’ime 54. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 52; Tirmizî, Daavât 55; İbni Mâce, Et’ime 16.
” Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Daavât 56. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 16.
[7] Buhârî, Menâkıb 23; Et’ime 21; Müslim, Eşribe 187, 188.
[8] Müslim, Eşribe 167-169.
[9] Müslim, Nikâh 106. Ayrıca bk. Müslim, Sıyâm 159; Ebû Dâvûd, Et’ime l, Savm 75.
” Buhârî, Et’ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 8.
[11] Müslim, Eşribe 107.
[12] Buhârî, Et’ime 44, Şirket 4, Mezâlim 14; Müslim, Eşribe 150.
2” Ebû Dâvûd, Et’ime 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 17.
[14] Ebû Dâvûd, Et’ime 17; Tirmizî, Et’ime 12. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 12.
2K Buhârî, Et’ime 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 16; Tirmizî, Et’ime 28; İbni Mâce, Et’ime 6.
25 Buhârî, Et’ime 52; Müslim, Eşribe 129. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 51; İbni Mâce, Et’ime 9.
[17] Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâmet 39. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Miisned, III, 338, 339.
411 Tirmizî, Edeb 54. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 14.
4<) Tirmizî, Libâs I. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 19.
5n Buhârî, Libâs 27. Pek çok rivayetten bir kısmı içiıı ayrıca bk. Buhârî, Et’ime 29, 32, Eşribe 27, 28.
[21] Buhârî, Libâs 29; Müslim, Libâs 24-25. Ayrıca bk. Bulıârî, Cilıûd 91; Ebû Dâvud, Libâs 9.
[22] Ebû Dâvud, Libâs 39. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 47.
” Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Libâs 28. /
SJ Ebû Dâvûd, Libâs 41; Tirmizî, Libâs 37 (mânen). Ayrıca bk. İbni Mâce, Taharet 42.,
[25] Ebû Dâvud, Tıb 14, Libâs 1; Tirmizî, Cenâiz 18, Edeb46.
[26] Ebû Dâvûd, Libâs 19; Tirmizî, Edeb 48.
[27] Müslim, Hac 452-453.
[28] Ebû Dâvûd, Libâs 3; Tirmizî, Libâs 27.
[29]..Müslim, îmân 171. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 25; Nesâî, Büyü 5.
44 Ebû Dâvûd, Libâs 36; Tirmizî, Libâs 9. Ayrıca bk. Nesâî, Zînet I 05; İbni Mâce, Libâs 15.
[31] Buhârî, Libâs 39; Müslim, Libâs 67. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 41; Tirmizî, Libâs 37.
5” En’am, 6/60
[33] Furkan:25/47
sıi Rum: 30/23
5” Buhârî, Vudû 75; Müslim, Zikir 56.
[36] Buhârî, Daavât 5. bknz. Buhârî, Vudû’ 75; Müslim, Zikir 56-58; Ebû Dâvud, Edeb 98.
[37] Buhârî, Daavât 7, 8, 16. Ayrıca bk. Müslim, Zikr 59; Ebû Dâvûd, Edcb 98; Tirmizî, Edeb 28.
H Ebû Dâvûd, Edeb 95. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 21.
M Ebû Dâvûd, Edeb 25. Ayrıca bk. Alımed İbni Hanbel, Müsned, II, 422.
[40] Buhârî, Ta’bîr 3, 46; Müslim, Rü’yâ 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 52; İbni Mâce, Rü’yâ 3.
[41] Müslim, Rü’yâ 5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 88; İbni Mâce, Ta’bîr 4.
” Buhârî, Menâkıb 5. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Miisned, II, 118.
<8 Ebû Dâvûd, Edeb 26. Benzer rivâyetler için bk. Müslim, Mesâcid 286; Tirmizî, Salât 412.
[44] Tirmizî, Daavât 8.
[45] Nur: 24/ 27, Nur: 24/61, Nisa: 4/86
[46] Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân I; Müslim, Cennet 28.
[47] Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2.
[48] Ebû Dâvûd, Edeb 133. Benzer bir rivayet için bk. Tirmizî, İsti’zân 6.
[49] Buhârî, İsti’zân 5, 6; Müslim, Selâm 1; Âdâb 46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 134.
[50] Al i İmran: 3/14
[51] Müslim, Selâm 31.
[52] Ebû Dâvûd, Edeb 14; Tirmizî, İsti’zân 29.
[53] Ebû Dâvûd, Edeb 21; Tirmizî, Edeb II.
71 Tirmizî, Daavât 39.
[55] Tirmizî, Daavât 80.
** Ebû Dâvûd, Edeb 135.
“Tirmizî, İsti’zân 10.
[58] Buhârî, İsti’zân 15; Müslim, Selâm 15. Bk. Ebû Dâvûd, Edeb 136; Tirmizî, İsti’zân 8.
Ebû Dâvûd, Edeb 137; Tirmizî, İst’zân 9. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 14.
[60] Müslim, Selâm 13. Bk. Ebû Dâvûd, Edeb 138; Tirmizî, İsti’zân 12; İbni Mâce, Edeb 13.
” Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 266.
[62] Ebû Dâvûd, Edeb 139; Tirmizî, İsti’zân 15.
[63] Buhârî, İsti’zân 13; Müslim, Edeb 33-37. Bk. Ebû Dâvud, Edeb 127, 130; Tirmizî, İsti’zân 3.
[64] Ebû Dâvûd, Edeb 127. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 369.
[65] Buhârî, Rikak 13; Müslim, Zekât 33.
[66] Buhârî, İsti’zân 17; Müslim, Âdâb 38-39. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 128.
[67] Buhârî, Edeb 125, 128; Bed’ü’l-halk 11. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 7.
[68] Buhârî, Edeb 126. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 3; İbni Mâce, Edeb 20..’
w Müslim, Zühd 54.
“m Buhârî, İsti’zân 27.
[71] Ebû Dâvûd, Edeb 143. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 31; İbni Mâce, Edeb 15.
[72] Tirmizî, İsti’zân 31. Ayrıca bk. ibni Mâce, Edeb 15; Ahıned İbni Hanbel, Müsned, III, 198.
‘0J Ebû Dâvûd, Cihâd 96; Edeb 148. Ayrıca bk. Tirmizî, Cihâd 36; İbni Mâce, Edeb 16.
IW Tirmizî, İsti’zân 32.
[75] Müslim, Birî 144. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 24; Tirmizî, Et’ime 30.
Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fezâil 65. Ayrıca, bk. Ebû Dâvûd, Edeb 145; Tirmizî, Birr 12.
[77] Buhârî, Ceııâîz 2; Müslim, Selâm 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 1.
Buhârî, Cihâd 171, Et’ime 1, Nikâh 71, Merdâ 4.
‘””Müslim, Birr43.
“” Müslim, Birr 40-42. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 2.
[81] Tirmizî, Cenâiz 2. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd. Cenâiz 3; ibııi Mâce, Cenâiz 2.
[82] Buhârî, Tıb 38; Müslim, Selâm 54. Ayr. bk. Ebû Dâvûd, Tıb 19; İbni Mâce, Tıb 36.
“-1 Buhârî, Merdâ 20, 38,40; Müslim, Selâm 46-49. Bk. Ebû Dâvûd, Tıb 18, 19.
[84] Müslim, Selâm 67.Bk. Ebû Dâvûd, Tıb 19; Tirmizî, Tıb 29, Daavât 125; İbni Mâce, Tıb 36.
[85] Ebû Dâvûd, Cenâiz 8; Tirmizî, Tıb 32.
1,7 Buhârî, Tevhîd 31, Menâkıb 25, Merdâ 10, 14.
[87] Müslim, Selâm 40.
[88] Buhârî, Megâzî 83, İsti’zân 29.
[89] Buhârî, Merdâ 19, Fezâilüs-sahâbe 5, Megâzî 83, 84, Rikâk42, Daavât 28; Müslim, Selâm 46.
[90] Tirmizî, Cenâiz 7. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 64.
[91] Buhârî, Merdâ 3, 13, 16; Müslim, Birr45.
‘24 Buhârî, Merdâ 16.
Ey ramazan ramazan
Safa geldin ramazan
Ey güllerim ramazan
Safa geldin ramazan
Çok özledik gelmedin
Recep şaban bekledin
Hayır umar ümmetin
Safa geldin ramazan
İlan ettik geldiğin
Çarşı Pazar gezdiğin
Cümle kula dediğin
Safa geldin ramazan
Hayır senin elinde
Oruç tutan dilinde
Gazap duymaz halinde
Safa geldin ramazan
Aman yedim bozulmaz
Allah verir kızılmaz
İlkin kaza sorulmaz
Safa geldin ramazan
Dilim dursun konuşmaz
Belim çeksin karışmaz
Elim haram kokuşmaz
Safa geldin ramazan
Kimler oruç tutmazmış
Sokak ayıp bilmezmiş
Tutan ondan utanmış
Safa geldin ramazan
Avrat açmış açılmış
Evlat saçmış saçılmış
Sokak şeytan doğurmuş
Safa geldin ramazan
İftar ettik elliye
Dua sunduk Hadi’ye
Haydi kullar camiye
Safa geldin ramazan
Sofra düzdük ahiye
Hoşaf koyduk tas ile
Güllaç gelsin beriye
Safa geldin ramazan
Artsın sofra taşmasın
Niyet halis bozmasın
Kadir Mevlam çok versin
Safa geldin ramazan
Çıplak gezip gezinsem
Üç beş kuruş dilensem
Bunla çorba iç’versem
Safa geldin ramazan
Obur paşa yumuldu
Börek çorba kazındı
Tatlı helva yok oldu
Safa geldin ramazan
Mahya yandı illallah
Safam olsun hayrullah
Gelen düşsün nurullah
Safa geldin ramazan
Haydi yallah camiye
Yedik içtik şükrüne
Kulluk etmek herkese
Safa geldin ramazan
Ramazanım ramazan
Sana gönül komazam
Bizi hakka çağıran
Safa geldin ramazan
Rahmet doldu taşmaz mı
Gönül yandı coşmaz mı
Nefsim öldü uçmaz mı
Safa geldin ramazan
Namaz kılıp duranım
Oruç tutan kullarım
Azad etsin rahmanım
Safa geldin ramazan
ahi kul ahmet
Bre güzel böyle m’olur
Halı yardan ayrılanın
Katresi deryaya varır
Halı yarden ayrılanın
Gökte güvercinler uçar
İner ovalara düşer
Ak elleri deste tutar
Gülü yardan ayrılanın
Havalanma telli turnam
Kondu göçtü kimler canan
On üçünde yazdı ferman
Canı yardan ayrılanın
Gül dikensiz olmaz imiş
Er baharda gonca açmış
Bülbül diye mihnet etmiş
Dalı yardan ayrılanın
Ahi Ahmet geçmez imiş
Ataş almış yürek yanmış
Can düşüpte ciğer deşmiş
Gönlü yardan ayrılanın
Dumanlı dağlar dumanlı
Sevenin hali gümanlı
Bahar geçmiş yazlı kışlı
Ömrü yardan ayrılanın
Sevdim seni sevdim seni
Senden âla çoktur beni
Sen olmasan kimler nesi
Derdi yardan ayrılanın
Gelin kızlar gelin gelin
Bahasıdır aşka yelin
Onbeşidir canı tezin
Eli yardan ayrılanın
Erenler biz de bilelim
Seven el olmaz belalım
Bu aşkı cana satalım
Nazlı yardan ayrılanın
Kervansaray pare pare
Allar giyer kare kare
Selam almaz nazlı yare
Kulu yardan ayrılanın
Yel üstünde çifte konak
Haydi şöyle konup göçek
Sevip sevip ayrılacak
Zülfü yardan ayrılanın
Bugün yari düşte gördüm
Gördüm amma hayra yordum
Varıp güzellere yandım
Teni yardan ayrılanın
Yörü bre güzel hele
Yiğit bekler çağın gele
Senin olmadığın yere
Düşe yardan ayrılanın
Küskün müyüz akça gelin
Açmaz mıymış gonca gülün
Bağı bahçe gülşen neyin
Adı yardan ayrılanın
Kaşın siyah kara kara
Şükür ettim yaradana
Canım ister daha daha
Hani yardan ayrılanın
Selam versem almaz imiş
Kadir kıymet bilmez imiş
Hepten kelli onmaz imiş
Beli yardan ayrılanın
Ahi kulum gelmez yere
Selam salma duymaz ele
Aşık olmayaymış diye
Canı yardan ayrılanın
ahi kul ahmed nasibidir
Benden selam eylen suna boyluma
Hazanı bahara çelik koşmasın
Yenem derim de yenemem göğnüme
Hazanı bahara çelik koşmasın
Devası derttendir yoldan çekilmez
Nizaı yoktandır elden çekinmez
Kararı onbeştir aşktan sorulmaz
Hasanı bahara deyip geçmesin
Al yeşil yemeni geymek hazından
Hem dara düşmeğe ölmek zorundan
Bir kula sunmaya emmek tadından
Yiğiti sunaya kaşık düşmesin
Aldırdım aklımı garip aşığım
Bindirdim sıdkımı kulluk ederim
Yaylada güzeller gülün dererim
Mehmeti fatmaya çavıp düşmesin
Karadır karadır bahtım karadır
Usul boya ince beli yazadır
Demem o ki bana şöyle geledir
Cenneti cemale bakıp düşmesin
Geldiğim gittiğim yollar uslanmaz
Güzeldir koynumda lebler dayanmaz
Altunu asbapa söyler soyunmaz
Akçeyi mihrine sayıp düşmesin
Nicedir güzele saydım çarhını
Bellidir hürmüze koştum sadrını
Revadır kulluğa yazdım mahını
Aşığı eşiğe yelip düşmesin
Güzeller güllüdür elden düşmeğe
Süzdürür nazeder gözden içmeğe
Daradır yareler sazdan koşmağa
Yareli yarime süzüp düşmesin
Ahidir kulluğum Hakk’tan yazıla
Gömlektir giydiğim bezden biçile
Nicedir dediğim erden sayıla
Meradan sürdüğüm bozuk düşmesin
aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur
Güzel sevdim deyu kostak yol etmiş
Arkam sıra gıybet eden çoğ imiş
Şu güzeli naza çeken zor etmiş
Önüm sıra yola düşen çoğ imiş
Hazan erdi gönül çemen neylesin
Nice güzel sarmak gönül eylesin
Dünü günü ana baba kollasın
Aramızda yüce duran dağ imiş
Salındı boyuna kavak yelleri
Goncayı açarmış yiğit kolları
Baharı çemendir yayla kızları
Ardımızda sıra kollar çoğ imiş
El dayim yoklarmış senin bendini
Gül yüzün soldurur çözer dengini
Bu illerde paşa beylik ingili
Vatanında züğürt olmak yeğ imiş
Karşımda durur boz bulanık dağlar
Yar yüreğim çatallı sene yanar
Gadaların alayım tozlu yollar
Yar eline ırak düşmek dağ imiş
Bahar olsa yazı gelmez çemenden
Yazı düşse harman olmaz sinemden
Habar geldi yare bilmez zalımdan
El dilinden zehir içmek yeğ imiş
Dağlar oldum iniledim bir zaman
Perçem açtım aktı suyum bir zaman
Çemenlendi eteklerim bir zaman
Dağ elinden gayri düşmek dağ imiş
Bu illerde bilmem ki ne işim var
Yar iline habar saldım sazım kar
Gel eylemiş gayri durma canım var
Her yanımdan dara düşmek dağ imiş
Kaç demet hayal etsem yar üstüne
Ne söyler bilmem anın yel üstüne
Kur kurul açıl saçıl kol üstüne
Er kolundan canda yitmek cağ imiş
Hayatım şahittir iman yarime
Döşedim zaittir kulpu zarına
Aşığa bahadır cehli yunmaya
Aşk od’undan iman çalmak sa’ imiş
Ahi kula ahmed yazdım dalından
Çala durdum gönül sazı yolundan
Gelmez gitmez Rahman yaza eşkindan
Hakk yoluna candan geçmek dağ imiş
aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur
İman ile iman ile
Hakk’ı sevmek iman ile
Dosttan ayrı düşmek olmaz
İman ile iman ile
Bir gün gele tamam ola
Geri dönmek muhal ola
Senden yana dönen kula
İman ile iman ile
İman bize can mı ola
Candan içre giz mi yana
Sadırlarda gizler kula
İman ile iman ile
Sensin Kerim sensin Rahim
Yoldaş eyle iman elim
Ahir derler zaman gülüm
İman ile iman ile
Toğduk deyu ölmek olmaz
Zaman geçer hüsran bilmez
Eller gider kendi gitmez
İman ile iman ile
Daim andım seni Hüda
Koma bizi yanan nara
Muhammed’li doğru yola
İman ile iman ile
Muhammedin didarından
Güller açmış yanağından
Mahrum etme var nurundan
İman ile iman ile
Yüzüm yoktur halim söyler
Günah kalsın canan peyler
Meğer inayetin bekler
İman ile iman ile
Ey bizi yaradan Mevla
Muhammed’in şafi ola
Ümmet yazsın beni sona
İman ile iman ile
Taşdı yüreciğim taşdı
Dostum şu önüme düştü
Yer yarıldı canım pişti
İman ile iman ile
Yoldaş eyle imanımı
Muhammed’e salatımı
Sevab olcak günahımı
İman ile iman ile
Ahir olmuş zaman kötü
Bir gün sefer kılsam kati
Muhammed’siz sefer ne ki
İman ile iman ile
Senden yana dönder beni
Beni benden ayır Gani
İki esmez rüzgar demi
İman ile iman ile
Bu can sana feda Mevla
Senden gayri bilmem Hüda
Zatın ile hoştur bela
İman ile iman ile
Kafir ile koma bizi
Hele muhanette sızı
Meğer inayette bizi
İman ile iman ile
Yaşadım ha yaşamadım
Senden ayrı heç düşmedim
Muhammed’siz iş görmedim
İman ile iman ile
Sarık ile kefen biçtim
Secde ile kulluk ölçtüm
Feta diye ahi düştüm
İman ile iman ile
Selam ettim iman ile
Yazıdaki oğlak bile
Sala eyler vera ile
İman ile iman ile
İman kavi tevhid baştan
Salat ile kulluk halden
Ayırma sen Muhammed’den
İman ile iman ile
İsraf etme ömür çarkı
Hüsran gelir zaman ardı
Ayan etmiş Rahman sırrı
İman ile iman ile
Güller ile diller ile
İkra diyen Kuran ile
Cehli yumak alçak ile
İman ile iman ile
Zikir çektim dağlar ile
Zülfe çektim perçem düşe
Salavatım önden sona
İman ile iman ile
Eller ölsün bir sen yaşa
Toprak at dur arkadaşa
Döndüğünde aynı yaşa
İman ile iman ile
Ahi ahmed varır bir gün
Temennası iman her gün
Ayrı gayri olmaz bugün
İman ile iman ile
(Muhammed isimleri içun: Allahümme salli ala muhammedin ve ala ali muhammed)
aşık ahi kul ahmede nasibdir
Zikrimiz alındı muhterem hocam
Gülümüz kokar oldu bir ihtiram
Bilmez idik evvelde Hakk’tan fehim
Zikrile didarın açarmiş rahim
Dileriz bir Allah demeyi zelil
Saf bir kalb ile de yanmayı melül
Baha kıldı Rahman biraz gayreti
Gayret kim ki halden hale geçmeyi
Dertlenmeyeni aşık saymaz imiş
Hakk içun aşka yaran yazmaz imiş
Gönül gözü ışımadan aşk olmaz
Hakikat sözleri bilmemek olmaz
Aşk ile canın satanlar ararmış
Aramak ne kendi canan yazarmış
Ders verir sırrından perdeler açıp
Zorluk, cefa, sıkıntı ve horlatıp
Aşk bir bela, canı dara düşürür
Ağıt, aklı siler gömlek giydirir
La mekanın arş mıdır bu Mecnun’a
Leyla’ya dert midir nazlar mahına
Seherlerde kelam ile mahbub kıl
Cemaline seyran ile meftun kıl
Akıldan geçtim gömlekten giydim bil
Zatına düştüm gayrinden geçtim bil
Burda cefa yazarmış yoğa, cemal
Mahşerde kul deyu çağırır cemal
Kim ki aşık deyu yaratılırmış
Ahdeyler, kul nurdan bezetilirmiş
Hakk ile yaran nider halka devran
Kul olan canan yazar ümmet halktan
Cemal dilersen sıkı dur cefaya
Celal ile yanasın komaz sefaya
Yad etmeye yaşlar salar vefalım
Yüz bin bela kılsan düşmem feryadım
Ümid ile korkun mihrab eyledim
Şad olmaya delili yoğ peyledim
Aşık olmağ altın gümüş neylermiş
Bir kamilde toprak olmak eylermiş
Aşk yolunun kullarına derman mı
Dermanı dertten sayar ölmen mi
Manası Hakk’tan kelamı kuldanmış
Ölenler bela dost imiş candanmış
Yusuf kardeşi Doğan mı saymışlar
Doğan kim “ahi kul” şahin bilmişler
Bu kadar yarenlik Hakk nazıdır bil
Hakk içun “ahi”nin “kul” sözüdür bil
“Kul” olanlar tevhid ile uçarmış
Uçmağa Hakk burak ile yazarmış
Arşda yoğ imiş başka nebi “Yusuf”
Züleyha’dan kaçmamış Doğan Yusuf
Sen bir züleyha bul da gel mah cemal
Kaçmayam ben gel gör ki ahı cemal
aşık ahi kul ahmede nasibdir
Bakmayın benim ağladığıma
Bir ataş düştü gönlüm yareli
Etmeyin benim eylediğime
Bir ataş düştü yarim yareli
Al Kızılırmak gibi çağlarım
Deli devrek döner de eğlerim
Al yeşilli gelinler çekerim
Bir ataş düştü gelin yareli
Irmak bucağı da buz tutmazmış
Yeşil başa çifte salınmazmış
Anaç vurunca kirik yanarmış
Bir ataş düştü yavrun yareli
Yel estikçe bağrım yarelenir
Üç gün gülsem beş gün karelenir
Yar eğlendikçe başım dertlenir
Bir ataş düştü halin yareli
Acem illerinden garib geldim
Yol yordam bilmez bir fakir kulum
Zaviyeniz açılmaz mı gülüm
Bir ataş düştü yaban yareli
Seni doyurmak bize gerektir
Sofra düzmek hep ola adettir
Ahi derler yarenlik sohbettir
Bir ataş düştü yaran yareli
Hoşluğumuz kerem eyler iken
Bir yar içun başım terler iken
Gerdana beşi birlik dar iken
Bir ataş düştü saran yareli
Bre yiğidim sebatın yoktur
Ağşama sarsan sabahın yoktur
Al yanaktan da ötesi yoktur
Bir ataş düştü öpsen yareli
Yar göç eylemiş seher vaktinde
Düzelirmiş yükü at üstünde
Selam vermezmiş boy’un içinde
Bir ataş düştü nazın yareli
Ahi kul ahmed yanar yakılır
Yarim gitti deyu var döğünür
Eller güler şu bağrım delinir
Bir ataş düştü bağrın yareli
ahi kul ahmed’e nasib
Mülkü Beka’dan uçmuşam
Fani cihana yorarım
Her bir amelim yapmışam
Baki cihana yorarım
Dost cemalini görmüşem
Huri gılmanı nitmişem
Bağı bostanı bozmuşam
Gülü canana yorarım
Vahdet meyinden içmişem
Aşık deyup de uçmuşam
Dost kokusunu almışam
Zannı Cemale yorarım
İbrahim’im cananım var
Cebrail’i ne hacet var
Berden ve selama nar
Ânı Rahman’a yorarım
Ya Muhammed’im dostum dost
Gel gidelim hey dosta dost
Ümmetinden beni de dost
Kıldı uçmağa yorarım
İsmail’im sadıkım yaz
Hakk yoluna bin canım yaz
Koça kurbandır diyorlar
Canı kurbana yorarım
Kul İsa’dır Hakk Rasulüm
Yerde “Ahmet gele” dedim
Canım yandı göğe çektin
Ruhu hayata yorarım
Musa’yım Kelim’im dedin
Kader sırrını cezmeyledin
Turda yakıp devreyledin
Aczim nuruna yorarım
Eyyüb’üm çok cevru cefam
Çekerim yoğiken devam
Sabrımı zorlayınca belam
Çare rızaya yorarım
Musa imiş çoban gezer
Muhammed’miş alem güder
İmanımı ümmi söyler
Dini çobana yorarım
Aşık ahmedim yanarmış
Yanmak da ne ki ölürmüş
Hakk yoluna “kul” varırmış
Bunu Allah’a yorarım
Ahi kul ahmed erermiş
Vuslat olup da geçermiş
Mest oluban hem uçarmış
Canı Rahman’a yorarım
“kul ahmed”im de ahmedim
“Hay, ben de içtim bir hoşum”
Sakilik var senin olsun
Cübbe imana yorarım
Şişeyi çaldımdı taşa
Namusu vermişim beşe
Başımı SENİN yoluna
Kese kurbana yorarım
Ey “kul” hakikatli yarsın
Ahiliğin başta olsun
Mü’min kullar neyin olsun
Yaza ümmete yorarım
Ümmet aşkım kavidir bak
Kavi ne ki öldürür bak
Sünnet ile yandırır bak
Aşkı Rasule yorarım
Güler isem sendendir bu
Ağlar isem derttendir bu
Ağu içsem candandır bu
Canı ümmete yorarım
Gül Muhammed’im muhammed
Can boğazda “Ya Muhammed”
Nur Muhammed’im gel ahmed
Canı vermeğe yorarım
ahi kul ahmed’e nasib
Değerli Ahiler, Yarenler!
Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..
İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi.
İşte siz de sevdiğiniz birine bu sevgiyi bildirmek istediğinizde yapmanız gereken şey; fedakarlık ölçüsünde bir şey olmalıdır. Bir çiçek almak, yahut onun işine yardım etmek, fedakarlık derecesinde elbisesini temizlemek, çocuksa gece kalkıp ilgilenmek. Yani bir emek sarfetmek. Yani sevgi aslında bir emek denilemez mi?
İşte Ahi Evran-ı Veli’ye (1171-1261) atfedilen ancak onun bu sözü söylediğine dair bir kanıtın elimizde bulunmadığı “ALLAH DER ÇALIŞIRIZ” sözü aslında aşk ve iş kavramlarını bütünüyle barındırıyor denilebilir.
Konuya bu açıdan bakıldığında aşk kavramının kaynağının ilahi olduğu düşünülmelidir. Ancak insan Cenab-ı Hakk’a karşı saygı bazlı ve edepli bir sevgi duyabileceği gibi, insan olarak yahut eş olarak da, cinsiyet bazlı sevgiler duyabilir. İşte bu sevginin de üst seviyeye çıkabilmesi için “Allah için” kavramına dayanması ya da dayandırılması gerekir bir şekilde.. Aksi halde cinsi bir sevgiden öteye geçmez. İşte ilahi sevginin kaynağı, onun gönderdiği sınırlarla belirlenmiş bir dinin içinde onun istediği gibi olmalıdır.= din, yani İSLAM’dır.
Ortada, açıkta yanan bir ateş düşünün. Bu ateşin her an çevreye sıçraması ve ekinleri, evleri yakması mümkündür. Ama ahiler şöyle yaparlar. O ateşin etrafını küçük taşlarla çevirirler, üzerine iki demir atar ve bir toprak kap koyup içine de bir şeyler koyarak bir şeyler pişirirler. Bunun anlamı ilahi veya cinsi her ne ise sevginin taşlarla kontrol altına alınması ve üzerine konulan yemekle de yararlı hale getirilmesidir. Kontrolden mana edeptir. Hazreti Rasülüllah miraca çıktığında Cenab-ı Hakk’ın “yaklaş” nidasına karşılık yaklaşmış, ancak “bir yay aralığı” kalınca durmuştur. (Necm Suresi) İşte bu edeptir. Kulluktır. Arkasından verilen hediye ise 5 vakit namazdır. İşte bu üç şey olan aşk, kulluk, ve namaz, aynı anda ve aynı yerde miraçta, huzurda verilen ve üçü de birbiriyle bağlantılı ana unsurlardır.
Bunun arkasından Cenab-ı Allah’ın iş olarak kendine edinip altı günde yarattığı kainata insanı gönderişiyle ilgili olarak baktığımızda; insanın dünyaya gönderilişinde hanginizin daha iyi amel işleyeceğini sınamak olduğu belirtilir Mülk suresinde (2.ayet) Bunun anlamı şudur: Amel ederek sevginin ispatlanması sorgulanmak istenmektedir aslında. Şöyle de düşünebilirsiniz bunu: Birisi sizi sevdiğini söyleyip duruyor fakat bunu ispat edecek hiç bir şey yapmıyor. Ne dersiniz ona. “Defol başımdan” demez misiniz? Bir çocuğu seviyorum diyeceğinize onun yanına çömelmek ve elinden tutmak daha anlamlı bir sevgi aktarımı olmaz mı sizce? Ya da babasının yüzüne çıplak olarak yatıvermiş çocuk sevgiyi güveni nasıl hisseder? İngiliz oyun yazarı Sheaksper bir oyununda oyuncuyu şöyle konuşturur. “karının senin için yaptığı fedakarlığa bak” Burada sözkonusu olan fedakarlığın sevme fiiline dayandığıdır. Aşk ya da sevme fiili bir bütün olup parçalanamaz ve fiille de ispatlanması gerekir.
İşte insanlık binlerce yıldır iyi, güzel ve doğrunun peşinde koşmaktadır. Onu buna iten neden aslında Allah’ın yiğitlik ve merhamet ederek yarattığı kainatı insana halife olarak vererek aynı yiğitlik ve merhameti insandan beklemesidir. Bu beklemenin anlamı, insanın Allah’a ilahi aşk duymasının beklenmesi ve bunu da eyleme geçerek ispat etmesini istemesidir. Kuran ayetlerinde önce imandan ve hemen sonrasında da salih amel’den bahsedilmesi boşuna değildir. Salih amel adeta bir ispat vesilesidir denilebilir.
İşte insanlık bu çizgiden her sapışında kendisi de mutlu olamamış ve ahlaki ve çalışma ile ilgili sorunları beraber yaşamıştır. İşte ahirette Allah’ın kendisini ödüllendirmeyeceği bir insan canını neden feda etsin ki? Demek ki Ahlak’ın merkezinde doğru inanç (İslam) var olmalıdır. Batı “ben eğitirim“ dedi lakin suç oranları düşmüyor. Bütün dünya küresel bir vicdan sorunu demek istemem lakin inanç sorunu yaşıyor aslında. İnsanlar ahlaklı ol ya da vicdanlı demekle vicdanlı olmazlar. İşte Ahiliğin temelinde sağlam bir inanç, doğru kurallar, iktisadi denge ve doğru ahlak dediğimiz vahyin ahlak anlayışı vardır.
Uluslararası piyasalardaki 2007 mali krizi ile petrol ve diğer emtia fiatlarındaki aşırı artışların kaynağındaki nedenlere şöyle bir bakalım. Ortak yönlerinin önce kuralların yanlışlığını (K), sonra da ahlak eksikliğini (A) kendiniz görün:
Düşük faizle de olsa ortaya çıkan kontrolsüz serseri para, fazla emisyon, hedge ve emeklilik fonlarından oluşmuş, nereyi yıkacağı belli olmayan aşırı likit seli (K)
Banka ve fon yöneticilerinin daha fazla prim kazanmak için, aşırı hırs ve risk alma iştahı (A)
Spekülasyondan para kazanmaya çalışılması (K)
Muhasebede bilanço makyaj ve maskeleri (A)
Tasarruf yerine devlet ve halkın borçlanarak tüketime (ve bütçe açıklarına) teşvik edilmesi (K)
Emtia fiatlarının, beklentilerin ve olmayan para ve olmayan malın alınıp satıldığı borsa’nın future piyasalarında belirlenmesi (K)
Küreselleşmenin kuralsızlık olarak algılanması (A)
Merak etmeyin herşey kendi kendine düzelir diyen saf Adam Smith’in “gizli el”inin hiç bir şeyi düzeltemeyip kumarhane kapitalizmine dönüşmesi (K)
Derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdiği taraflı raporlar? (A)
Bunlar meselenin yalnızca ahlak olmadığını kuralların da doğru olması gerektiğini göstermiyor mu? Yorum yok..
ahi kul ahmed’e nasib