Günlük yaşamda uyulabilecek bazı sünnetler

– yalan söylememek ve herkese ve herşeye merhametli olmak çok önemli bir sünnettir

 

1.Bölüm Yemekle İlgili Sünnetler

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.”[1]

Yemek Yeme Usûl Ve Âdâbı

Yemeğe Başlarken Besmele Çekmek, Sonunda Elhamdülillah Demek

Ömer İbni Ebû Seleme (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”[2]

Yemek Yemeğe Başlarken Besmele Çekmeyi Unutursa

“Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah / Bismillahi evveli vel ahir’ desin.”[3]

Eve Girerken Besmele Çekmek

“Kişi evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan adamlarına, “Burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz” der. Eğer o kimse eve girerken besmele çekmezse, şeytan adamlarına, “Geceyi geçirecek bir yer buldunuz” der. O şahıs yemek yerken besmele çekmezse, şeytan kendi adamlarına, “Hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz” der.”[4]

Yemekten Sonra Hamd Etmek

“Ey Rabbimiz! Sana tertemiz duygularla, eksilmeyip artan, huzurundan geri çevrilmeyip kabul edilen sayısız hamd ile hamd ederiz.”[5]

“Bir kimse yemek yedikten sonra: Bana bu yemeği yediren, sonucu etkileyecek bir güç ve kudretim olmaksızın onu bana nasip eden Allah’a hamd olsun, derse, geçmiş günahları bağışlanır.”[6]

Yemekte Kusur Aramayıp Onu Beğendiğini Söylemek

Resûlullah (s.a.v.) yemekte hiçbir zaman kusur aramazdı. İştahı varsa yer, canı çekmiyorsa yemezdi.[7]

Yemek Ne Olursa Olsun Küçümsemeyip Şükretmek

Bir gün Peygamber aleyhisselâm ev halkından ekmekle birlikte yiyeceği bir katık istedi. Onlar da: “Evde sirkeden başka bir şey yok” dediler. Resûl-i Ekrem onu getirmelerini söyledi. Sonra da: “Sirke ne güzel katık; sirke ne güzel katık!” diyerek yemeğini yemeye başladı.[8]

Oruçlu Bir Kimseye Yemek İkram Edildiğinde Yapması Gereken

“Biriniz yemeğe davet edildiği zaman gitsin; şayet oruçluysa yemek sahibine dua etsin; oruçlu değilse yesin.”[9]

Yemeği Kendi Önünden Yemek, Sofra Edebini Bilmeyene Öğretmek

Ömer İbni Ebû Seleme (r.a.) şöyle dedi: Ben Resûlullah (s.a.v.)’in himâyesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına giderdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

“Oğlum, besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”[10]

Yemeği Mutlaka Sağ Elle Yemek

Adamın biri Resûlullah (s.a.v)‘in yanında sol eliyle yemek yedi. Resûl-i Ekrem ona: “Sağ elinle ye!” buyurdu. Adam: “Yapamıyorum” diye cevap verdi. Resûlullah (s.a.v.) o adama: “Yapamaz ol!” diye beddua etti. Seleme’nin dediğine göre adam kibirinden dolayı böyle söylemişti. Resûlullah’ın bedduası üzerine elini ağzına götüremez oldu.[11]

Hurma Gibi Birer Birer Yenecek Meyveleri Sofradakilerin İzni Olmadan İkişer İkişer Yememek

Cebele İbni Sühaym şöyle dedi: İbni Zübeyr ile birlikte savaştığımız sene kıtlık oldu. Bize erzak olarak hurma dağıtıldı. Hurmayı yerken Abdullah İbni Ömer yanımızdan geçer ve bize şöyle derdi: Hurmayı çifter çifter yemeyiniz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) bize hurmayı çifter çifter yemeyi yasakladı. Sonra İbni Ömer sözlerine devamla: Fakat arkadaşı izin verirse, çifter çifter yiyebilir, derdi.[12] * Başkalarıyla birlikte yemek yiyen kimseler onların hakkına da riayet etmelidir. Oburluk ve açgözlülük müslümanın üstün şahsiyetiyle bağdaşmayan kötü bir huydur.

Yediğinden Doymayan Kimsenin Ne Söyleyeceği Ve Nasıl Davranacağı

Resûlullah (s.a.v)’in ashâbı: Yâ Resûlallah! Yemek yiyoruz, fakat doymuyoruz, dediler. Resûl-i Ekrem onlara: “Herhalde ayrı ayrı yiyorsunuz!” diye sorunca: Evet, öyle yapıyoruz, dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de: “Yemeği birlikte yiyiniz; besmele çekiniz; yemeğiniz bereketlenir” buyurdu.[13] * Toplu yemekler hep bir kaptan yenilmeli ki bereket hasıl olsun ve böylece herkes doysun. Yemeğe başlanırken de mutlaka besmele herkes tarafından söylenilmelidir.

Yemeğin Tabağın Ortasından Değil Kenarlarından Yeneceği

“Bereket yemeğin ortasına iner. Bu sebeple tabağın ortasından değil, kenarlarından itibaren yiyiniz.”[14]

Bir Yere Dayanarak Yemek Yemenin Mekruh Olduğu

“Ben bir yere dayanarak yemek yemem.”[15]

Üç Parmakla Yemek Yemek

“Biriniz yemek yediği zaman parmağını yalamadıkça (veya emmedikçe) silmesin.”[16] Resûlullah (s.a.v)’in üç parmağıyla yemek yediğini, yemekten sonra da parmaklarını yaladığını gördüm.30 * Yemekten önce eller güzelce yıkanmalıdır.

Yere Düşen Yemeği Temizleyip Yemek

“Herhangi birinizin lokması yere düştüğü zaman, onu alıp bulaşan şeyi temizledikten sonra yesin. Lokmasını şeytana bırakmasın. Parmaklarını yalamadıkça da elini beze silmesin. Zira yemeğinin neresinde bereket bulunduğunu bilemez.”31

Yalnız Yemek Yememek

“Bir kişinin yiyeceği iki kişiye, iki kişinin yiyeceği dört kişiye, dört kişinin yiyeceği de sekiz kişiye yeter.”32

Su Tulumunun Ağzından (Şişe ve Sürahiden) Su İçilmemesi

Resûlullalı (s.a.v.) su tulumu yahut kırbanın ağzından su içmeyi yasakladı.33

İçilecek Şeylere Üflememek Gerektiği

Peygamber (s.a.v.) kabın içine solumayı veya kaba üflemeyi yasakladı.34

Ayakta Bir Şey Yeyip İçmemek

Enes (r.a.)’dan; Resûllullah (s.a.v.) bir kimsenin ayakta su içmesini yasaklamıştır. Katâde: “Biz Enes’e, ya ayakta yemek nasıldır?” diye sorduk. O: “Ayakta yemek daha beter (veya kötüdür)” dedi.35

Zemzemi Ayakta İçmek

Peygamber (s.a.v.) zemzemi ayakta içti.3

Topluma Su Dağıtanın En Sonra İçeceği

“Halka su dağıtan kimse, suyu en sonra içer.”37 Diğer içecekler için de bu kural geçerlidir.

Gümüş ve Altın Kaplardan Yeyip İçmemek

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bize hâlis ipek ve atlas kumaştan elbise giymeyi, altın ve gümüş kaplarla su içmeyi yasakladı ve şöyle buyurdu:

“Bunlar dünyada kâfirlerin, âhirette de sizin olacaktır.”38

10 Müslim, Eşribe 131, 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 49; Tirmizî, Et’ime 11.

huzuruna çağırır ve onu iman ehlinin giyeceği elbiselerden dilediğini giymede serbest bırakır.”[17]

 

Orta Halli Elbise Giymek (Bir İhtiyaç Olmaksızın Ve Şer’î Bir Maksat Bulunmaksızın Alay Edilecek Derecede Basit Elbise Giyilmemesi)

“Şüphesiz ki Allah, verdiği nimetinin eserini kulunun üzerinde görmekten hoşlanır.”[18]

İpek Giymenin Erkeklere Haram Olduğu

“İpek giymek ve altın kullanmak ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kılındı.”[19] Resûlullah (s.a.v.) altın ve gümüş kaplardan içmemizi ve onların içinde yemek yememizi, ipek ve atlas giymemizi ve üzerinde oturmamızı bize yasakladı.[20]

Uyuz Hastalığı Olanın İpekli Giymesi Caizdir

Resûlullah (s.a.v.), Zübeyr ve Abdurrahman İbni Avf (r.a), yakalandıkları uyuz hastalığı sebebiyle ipek elbise giyme ruhsatı verdi.[21]

Kaplan vb. Yırtıcı Ve Vahşi Hayvan Derisi Kullanmamak

“İpek yüz geçirilmiş ve kaplan derisiyle kaplanmış eğer üzerine binmeyiniz.”[22]

Yeni Elbise Ayakkabı Ve Benzeri Bir Şey Giyince Nasıl Dua Edileceği

“Allahümme leke’l-hamdü ente kesevtenîhi, es’elüke hayrahü ve hayra mâ sunia lehü, ve eûzü bike min şerrihi ve şerri mâ sunia lehü: “Allah’ım! Hamd sana mahsustur. Onu bana sen giydirdin. Senden onu hayırlı kılmanı ve yapılışına uygun kullanmanın hayrını nasip etmeni dilerim. Şerrinden ve yaratılış gayesi dışında kullanılmasının şerrinden de sana sığınırım.”[23]

Elbise Giyerken Sağdan Başlamak

“Elbise giydiğiniz ve abdest aldığınız zaman sağ tarafınızdan başlayınız.”[24]

 

2.BöIüm Giyim Kuşamla İlgili Sünnetler

 

“Ey Ademoğulları! Size şeytanın açmak istediği çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve kıyafetler yarattık veya sizlere giyim kuşam yapma bilgisini öğrettik.”3

“Sizi sıcağa ve soğuğa karşı koruyacak elbiseler verdik…”40

Beyaz Renk Elbise Giymek (Erkekler İçin)

“Beyaz renk elbiseler giyiniz; çünkü elbiselerinizin hayırlısı beyaz olanlardır. Ölülerinizi de beyaz kefene sarınız.”[25]

Yeşil Renk Elbise Giymek (Erkekler İçin)

Ben, Resûlullah (s.a.v).’i üzerinde iki yeşil elbise ile gördüm.[26]

Siyah Sarık Sarmak

Resûlullah (s.a.v.) başında siyah bir sarık olduğu halde halka hutbe okudu.[27]

Giysilerin Uzunluk Ve Kısalığı

Resûlullah (s.a.v)‘in gömleğinin kolu bileğine kadardı.[28]

Giyilen Elbiseyle Kibirlenmemek

“Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onların yüzüne bakmaz ve kendilerini temize de çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azâb vardır. Bunlar; elbisesinin eteğini yerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve ticaret malını yalan yere yeminle satmaya çalışan kimsedir.”[29]

Kadınların Elbiselerinin Uzun Olması

“Bir kimse, kendini beğendiği için elbisesini yerde sürürse, Allah kıyamet gününde o kimsenin yüzüne bakmaz.” Bunun üzerine Ümmü Seleme: Kadınlar eteklerini nasıl yapacaklar? diye sordu. Resûl-i Ekrem: “Onlar bir karış aşağı uzatırlar” buyurdu. Ümmü Seleme: O durumda ayakları açılır, dedi. Peygamber Efendimiz: “Öyleyse bir arşın uzatırlar, daha fazla uzatamazlar” buyurdular.[30]

Tevazu Sebebiyle Lüks Elbise Giymemek

“Bir kimse, gücü yettiği halde mütevazı davranarak lüks elbise giymeyi terkederse, Allah kıyamet gününde o insanı yarattıklarının en başında

Ayakkabıyı İlk Önce Sağ Ayaktan Giymek Sol Ayaktan Çıkarmak

“Biriniz ayakkabısını giyeceği zaman önce sağ ayağından, ayakkabısını çıkaracağı zaman da önce sol ayağından başlasın. Böylece sağ ayak ilk önce giyilen, en sonra çıkarılan ayak olsun.”[31]

 

3.Bölüm Uyku İle İlgili Sünnetler

 

“Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.”[32] “O geceyi sizin için bir elbise uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır.”[33] “Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve Allah’ın lütfiından (nasibinizi) aramanız da O’nun (varlığının) delillerindendir. Gerçekten bunda, işiten bir kavim için ibretler vardır.”[34]

Yatmadan Önce Namaz Abdesti Almak

“Yatağına gideceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve şu duayı oku ve bu duanın sözlerini yatmadan önce son sözün

yap”[35]

Sağ Tarafa Yatıp Şöyle Dua Etmek

Resûlullah (s.a.v.) yatağına uzandığında sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: “Allahümme eslemtü nefsî ileyke, ve veccehtü vechî ileyke, ve fevvadtü emrî ileyke, ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee ve lâ mence minke illâ ileyke. Âmentü bi kitâbikellezî enzelte ve nebiyyikellezî erselte: “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.”[36]

Yatarken Sağ Elini Yanağının Altına Koymak

Resûlullah (s.a.v.) geceleyin uyumak istediği zaman elini yanağının altına koyardı…[37]

Uyumadan Önce ve Kalkarken Okunacak Dua

…Uyumadan önce: “Allahümme bismike emûtü ve ahyâ: “Allah’ım! Senin isminle ölür, senin isminle dirilirim” derdi. Uykudan uyandığı zaman: “Elhamdülillâhillezî ahyânâ min ba’di mâ emâtenâ ve ileyhin-nüşûr. ” “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Diriltmek sadece O’na mahsustur” buyururdu.61

Yüzükoyun Yatmamak

Mescitte yüzükoyun yatan birine Resûlullah (s.a.v.) “Bu, Allah’ın kızgınlığına sebep olan bir yatış tarzıdır” buyurmuştur.[38]

Yatağa Yatınca Allah u Teâlâyı Zikretmek

“Bir kimse bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ’nın ismini anmazsa, Allah’a karşı eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur. Bir kimse yatağa yatar da orada Allah Teâlâ’yı zikretmezse, yine eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur.”[39]

Rüya Gören Kimsenin Yapacağı Dua

“Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ’dandır. Bu sebeple Allah’a hamdetsin. O rüyayı sadece sevdiğine söylesin. Hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu hiç kimseye söylemesin. O zaman o rüya kendisine zarar vermez.”[40]

Kötü Bir Rüya Gören Kimsenin Ne Yapacağı

“Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah’a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanma dönsün.”[41]

Görülmeyen Bir Rüyayı Görmüş Gibi Anlatmak İftiradır

“En büyük iftiralar, bir kimsenin babasından başkasına neseb iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi ve Resûlullah (s.a.v)’in söylemediği bir sözü ona nisbet etmesidir.”[42]

Sabah Namazını Kılıktan Sonra Güneş Doğana Kadar Uyumamak

Resûlullah (s.a.v.), sabah namazını kıldıktan sonra güneş iyice doğuncaya kadar, yerinde bağdaş kurarak otururlardı.[43] *Bu oturuş zikir ve tefekkür içindir.

Herhangi Bir Meclisten Allah’ı Zikretmeden Kalkmamak

“Bir cemaat oturduğu mecliste Allah’ı anmaz ve peygamberlerine salât ve selâm getirmezlerse, bu meclis onlar için bir nedâmet (pişmanlık) olur. Allah dilerse onlara azâb eder, dilerse mağfiret eder.”[44]

 

5. Bölüm

 

Selam ve Selamlaşma İle İlgili Sünnetler

 

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, sahiplerinden izin almadan, selam vermeden girmeyin.” “Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından bolluk bereket ve esenlik dileyerek, birbirinize mutlaka selam verin.” “Bir selam aldığınızda daha güzel bir selam ile karşılık verin veya en azından benzeri ile”[45]

Müslümanın Selamı

Bir Müslüman başka bir Müslümanı gördüğü zaman “Selamün Aleyküm” şeklinde selam verir. Selamı duyan ise “Aleyküm selam ve rahmetüllah” şeklinde selam alır.[46]

Selam Alıp Vermenin Şekli

Nebî (s.a.v.)’e bir adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.1 Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebî (s.a.v.) – “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da: – es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Hz. Peygamber: – “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve: – es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz. Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz: – “Otuz sevap kazandı” buyurdular.[47]

Önce Selam Veren                            

“İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.”[48]


Kim Kime Selam Verir

“Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana “küçük büyüğe” selâm verir.”[49]

4. Bölüm

Meclis Ve Oturma İle İlgili Sünnetler

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[50]

Kalkan Bir Kimse Geri Gclecekse Onun Yerine Oturmamak

“Sizden biriniz bir kimseyi oturduğu yerden kaldırıp sonra onun yerine kendisi oturmasın. Fakat açılarak halkayı genişletiniz.” İbni Ömer, bir kimse kendisi için oturduğu yerden kalktığında onun yerine hiç kimse oturmazdı.[51]

Meclise Giren Kimsenin Boş Bulduğu Yere Oturması

Câbir İ. Semüre (r.a)dan: Biz Nebiyy-i Ekrem (s.a.vj’n huzuruna vardığımız zaman, her birimiz nerede yer bulursa’oraya otururdu.[52]

Müsaade Edilmedikçe İki Kişinin Arasına Oturmamak

“Kendileri müsaade etmedikçe, iki kişinin arasına oturmak bir kimseye helâl olmaz.”[53]

Mecliste Yapılan Hataları Affettiren Dua

“Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânâsız sözlerle vakit öldürür de, o meclisten kalkmadan önce, Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfîruke ve etûbu ileyke: Allah’ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim, derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır.”[54]

Meclisten Kakarken Yapılacak Dua

“Allah’ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek güçlü iman ver. Allah’ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musibete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve gayemiz, ilmimizin sonu kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme.”[55]

Tanıdığın ve Tanımadığın Kimseye Selam Vermek

Bir adam, Resûlullah (s.a.v)’e: “İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır” diye sordu? Resûl-i Ekrem: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu.81

Selamı Yaymak

“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”82

Biz Selam Vermek(Sevap Kazanmak) İçin Çarşıya Çıkıyoruz

Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b, söylediğine göre Abdullah İbni Ömer’e gelir ve onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: “Biz çarşıya çıktığımızda, Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul veya zengin herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi. Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanma gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: “Çarşıda ne yapacaksın? Alış verişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmuyorsun? Şurada otur da, birlikte konuşalım” dedim. Bunun üzerine Abdullah: “Ey Ebû Batn!” Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir. Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.”83

Cennete Götüren Sünnetler

“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz” buyururken işittim.84

Yedi Emir Yedi Sünnet

Resûlullah (s.a.v.) bize şu yedi şeyi emretti: Hasta ziyaretini, cenâzeye iştirak etmeyi, aksırana hayır dilemeyi, zayıfa yardım etmeyi, mazluma yardımcı olmayı, selâmı yaygın hale getirmeyi ve yemin edenin yemininin yerine gelmesini temin etmeyi.85

 

Selâmı Tekrarlamak

“Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.”[56]

Evine Giren Kimsenin Selâm Vermesi

Enes(r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) bana: “Yavrucuğum! Kendi ailenin yanma girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu. [57]

Çocuklara Selâm Verilmesi

Resûlullah (s.a.v)çocuklara rastladığı zaman onlara selâm verirdi.[58]

Erkeğin Kadına Selâm Vermesi

Esmâ Binti Yezîd (r.a.)’â şöyle dedi: Kadınlarla birlikte otururken, Nebî (s.a.v.) yanımıza uğradı ve bize selâm verdi.[59] Erkek kendi hanımına, mahremlerinden bir kadına, haklarında fitne korkusu bulunmayan yabancı bir kadına veya kadınlara selâm verir. Ancak hiç tanımadığı ve fitne korkusu oluşabilecek durumlarda kadınlara selam vermez. Yine mecburi konuşma ortamının oluşacağı yerlerde Müslüman erkek ve kadının birbirine selam vermesi daha hayırlıdır.

îman Etmeyenlere Selâm Verip Almak

“Yahudi ve hıristiyanlara öncelikle siz selâm vermeyin. Yolda onlardan biriyle karşılaştığınız zaman, eziyet etmemek şartıyla, onları yolun kenarından yürümeye zorlayınız.”[60] *Hadislerin genel muhtevası ve İslam tarihindeki tatbikata göre Müslümanlar ehli kitap denilen hristiyan ve yahudilere selam vermemişler, onlar verirlerse “ve aleyküm” diye alınması uygun görülmüştür. Onlara saygı ifadesi olarak yol vermek uygun değildir. Allah’tan gelen son mesaja, İslam’a kulak vermedikleri ve kabul etmediklerinden dolayı oların yeryüzünün gerçek sahibi olan Müslümanlara da hürmet edip yol vermeleri gerekir. Müslüman olmamız hasebiyle yoldan ve umumi olarak istifade edilen yerlerden istifade hakkına ilk olarak Allah’ın son mesajına itaat edenler layıktır. Diğerleri kenara zorlanarak Müslümanlar yoldan geçerler.[61]

Ayrılırken Selâm Vermek

“Sizden biriniz.bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.”[62]

Bir Eve Girerken İzin İstemenin Gereği Ve Uyulması Gereken Edepler

“İzin istemek üç defadır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.”[63]

Rib’î İbni Hirâş şöyle dedi: Benî Âmir’den bir adamın bize haber verdiğine göre, bu zât, Nebî (s.a.v.) evde iken, “İçeri gireyim mi?” diye izin istemişti. Resûlullah (s.a.v.) hizmetçisine: “Çık, bu adama izin istemeyi öğret. Önce es-Selâmü aleyküm desin, sonra gireyim mi diye sorsun?”, buyurdu. Adam Peygamberimizin söylediklerini duyarak: es-Selâmü aleyküm, girebilir miyim? dedi. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.) ona izin verdi o da içeri girdi.[64]

İzin İsterken İsmini Söylemek, İzin İsteyene “Kim O?” Denildiğinde, Bilinen Adını Söylemek

Ebû Zer (r.a.) şöyle dedi: Bir gece dışarı çıkmıştım. Bir de ne göreyim, Resûlullah (s.a.v.) tek başına yürüyor. Ben de ay ışığında yürümeye başladım. Resûlullah başını çevirdi ve beni gördü: “Kim o?” diye seslendi. Ben: Ebû Zer, dedim.[65]

Câbir (r.a.) şöyle dedi: Nebî (s.a.v.)’e geldim ve kapısını çaldım. Resûl-i Ekrem: “Kim o?” dedi. Benim, diye cevap verdim. Hz. Peygamber: “Benim benim!” diye tekrar etti. Galiba bu cevaptan hoşlanmamıştı.[66]

Aksırana Yerhamükellah Demek

“Şüphesiz Allah aksıranı sever, fakat esneyeni sevmez. Sizden biriniz aksırır ve Allah Teâlâ’ya hamdederse, onun lıamdini işiten her müslümanın yerhamükellah demesi üzerine bir vecîbedir. Esnemeye gelince, o şeytandandır. Sizden birinizin esnemesi geldiği zaman, onu gücü yettiği kadar engellemeye çalışsın. Çünkü sizden biriniz esnediği zaman şeytan ona güler. “[67] “Sizden biriniz aksırdığı zaman: Elhamdülillah desin. Kardeşi veya arkadaşı da ona: Yerhamükellah desin. Aksıran da: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm = Allah sizi hidayette kılsın ve kalbinizi ıslah etsin, desin.”[68] “Sizden biriniz aksırdığı zaman elhamdülillah derse, ona yerhamükellah deyiniz. Şayet Allah’a hamdetmezse siz de yerhamükellah demeyiniz.”[69]

Musafaha Yapmak, El Sıkışmak

Ebü’l-Hattâb Katâde şöyle dedi: Ben Enes’e: Resûlullah (S.A.V)‘in aslıâbı arasında el sıkışma âdeti var mıydı diye sordum. O da: Evet, diye cevap verdi.”[70] “İki müslüman karşılaştıklarında el sıkışırlarsa, birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanır.”[71]

Musafahanın Şekli

Enes (r.a.) şöyle dedi: Bir adam: Yâ Resûlallah! Bizden bir kişi kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun için eğilebilir mi, diye sordu. Peygamberimiz: “Hayır eğilemez” buyurdu. Adam: Ona sarılıp öpebilir mi, diye sordu. Efendimiz: “Hayır” buyurdular. Bu defa adam: Elini tutup musâfaha edebilir mi, dedi. Peygamberimiz: “Evet” buyurdu.[72]

Sâlih Bir Kimsenin Elini Öpmek

İbni Ömer (r.a.), başından geçen bir olayı anlatırken şöyle dedi: Nebî (s.a.v.)’e yaklaştık ve elini öptük.[73]

Yolculuktan Dönenle Kucaklaşmak

Resûlullah (s.a.v.) benim evimde iken Zeyd İbni Hârise Medine’ye gelmişti. Sonra Resûl-i Ekrem’e gelip kapıyı çaldı. Nebî (s.a.v.) de elbisesini sürüyerek ayağa kalktı, onu kucakladı ve öptü.[74]

Güler Yüzlü Davranmak

“Kardeşini güleryüzle karşılamak şeklinde bile olsa, hiçbir iyiliği küçük görme” buyurdu.[75]

Çocuğunu veya Torunlarını Şefkatle Öpmek

Nebî (s.a.v.), Hz. Ali’nin oğlu Hasan (r.a.)’yı öpmüştü. Bunun üzerine Akra’ İbni Habis: Benim on tane oğlum var, fakat bunlardan hiçbirini öpmedim, dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” buyurdu.[76] Küçük çocukları sevgi ve şefkat gereği öpmek caizdir.

6.Bölüm Hasta Ziyareti Müslümanın, Müslüman Üzerindeki Hakkı Beştir

“Miislümanın, müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm almak, hasta ziyaret etmek, cenazenin arkasından yürümek, davete icabet etmek ve aksırana “yerhamükellah” demek.”[77]

Hasta Olanı Ziyaret Etmek

“Hastayı ziyaret edin, aç olanı doyurun, esiri kurtarın!”[78]

” Allah Teâlâ kıyâmet gününde şöyle buyurur: “Ey âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin”. Ademoğlu: Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun? Ey Âdemoğlu! Beni doyurmanı istedim, doyurmadın” buyurur. Âdemoğlu: Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl doyurabilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini benim katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, vermedin” buyurur. Âdemoğlu: Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su verebilirdim? der. Allah Teâlâ: “Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevabını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?” buyurur.[79]

Hasta Ziyaretinin Fazileti

“Bir müslüman, hasta bir müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, dönünceye kadar cennet hurfesi içindedir.” Ey Allah’ın elçisi, cennet hurfesi nedir? dediler. Resûl-i Ekrem; “Cennet yemişidir,” buyurdu.[80] “Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet okur. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder. Ve o kişi için cennette toplanmış meyveler de vardır.”[81]

Hasta Olan Kimseye Hayrı Tavsiye Etmek

Nebî (s.a.v)‘in hizmetinde bulunan yahııdi bir çocuk vardı. Bir gün hastalandı. Peygamber (s.a.v.) onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve ona: “Müslüman ol!” buyurdu. Çocuk, düşüncesini öğrenmek için, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebü’l-Kâsım’ın çağrısına uy, dedi. Çocuk da müslüman oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Şu yavrucağı cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun” diyerek dışarı çıktı.”2

Hastaya Dua Etmek

Bir kimsenin herhangi bir yeri ağrıdığında veya yara bere olduğunda Hz. Peygamber parmağıyla şöyle yapar – râvi Süfyân İbni Uyeyne, .şehâdet parmağını yere değdirip kaldırarak Hz. Peygamber’in nasıl yaptığını gösterdi- ve: “Bismillah, bu birimizin tükrüğüyle karışmış bizim yurdumuzun toprağıdır, Rabbımız’ın izniyle hastalarımıza iyi gelir” buyururdu.[82] Nebî (s.a.v), aile fertlerinden biri hastalanınca, sağ eliyle hastayı sıvazlar ve şöyle dua buyururdu: “Bütün insanların Rabbi olan Allah’ım! Bunun ıstırabını giderip, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Buna, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ihsan et!”[83] (Müslüman olduğundan beri) vücüdunda hissettiği bir ağrıdan dolayı Resûlullah (s.a.v.)’e şikâyette bulundu. Resûlullah (s.a.v.) de ona şunu tavsiye etti: “Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç kere “bismillah” de, yedi kere de ‘bendeki bu hastalığın şerrinden ve ileride yenileyip elem ve hüzün vermesinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım’ de!”[84] “Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun başucunda yedi kere; “büyük arşın sahibi yüce Allah’dan seni iyi etmesini dilerim” diye dua ederse, Allah o hastayı iyi eder.”[85]

Nebî (s.a.v), hasta bir bedevîyi ziyaret etti. Her hastayı ziyaret ettiğinde yaptığı, gibi ona da, “Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffaret olur inşallah” buyurdu.[86] Cebrâil aleyhisselâm, Nebî (s.a.v.)’e gelerek: Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. Hz. Peygamber de: Evet, dedi. Cebrâil aleyhisselâm: “Allah’ın ismiyle seni rahatsız eden her şeyden sana okurum. Her nefsin veya hasetçi her gözün şerrinden Allah sana şifa versin. Allah’ın adıyla sana okurum” diye dua etti.[87]

                                   Hastanın Kendi Yapacağı Dua

“Kim, Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah büyüktür”, derse; Allah onu doğrulayarak: “Benden başka ilah yoktur, ben büyüğüm” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur”, dediğinde, Allah Teâlâ, (o kulunu tasdik ederek) “Benden başka ilah yoktur, ben tekim, eşim-ortağım yoktur” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur. Mülk de O’nun, hamd de O’nundur”, dediğinde Allah Teâlâ: “Benden başka ilah yoktur, hamd de benimdir, mülk de benimdir” buyurur. Kul: “Allah’tan başka ilah yoktur, güç kudret yalnız Allah’ındır”, dediği zaman Allah Teâlâ; “Benden başka ilah yoktur, kuvvet ve kudret ancak benimdir, benimledir” buyurur. Bu açıklamalardan sonra Resûl-i Ekrem (s.a.v.) sözüne devam ederek; “Bu duaları bir kimse hastalığında söyler de sonra ölürse, cehennem ateşi ona dokunmaz” buyurdu.”9

Hastanın Halini Yakınlarından Sormak

Ali İbni Ebû Tâlib (r.a.), Resûlullah (s.a.v)’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktı. Sahâbîler: Ey Ebü’l-Hasan! Resûlullah (s.a.v.) nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi ? dediler. O da: “Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı!” dedi.[88]

Öleceğini Anlayan Kimsenin “yapacağı Dua

“Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et ve beni refîk-i a’laya ilet!” diye dua ettiğini duydum.[89] Resûlullah (s.a.v.)’i, ölüm döşeğinde, yanıbaşındaki su kabına elini daldırıp yüzüne sürerken gördüm. O, böyle yapıyor sonra da “Allah’ım ölümün şiddet ve sıkıntılarına karşı bana yardım et” diye dua ediyordu.[90] ,

Allah’a İsyan Etmeden Hastanın Hâlini Anlatmasının Caiz Oluşu

İbni Mes’ûd (r.a.)’dan: Bir keresinde Nebî (s.a.v)in yanma girdim, kendisi sıtmaya yakalanmıştı, elimi vücuduna dokundurdum ve: Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz, dedim. “Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ıstırap çekiyorum” buyurdu.[91] Âişe (r.a.), bir keresinde şiddetli baş ağrısına tutulduğundan dolayı, “vay başım, ölüyorum” dedi. Nebî (s.a.v.r. “Asıl ben, ‘vay başım’ demeliyim” buyurdu.[92]



[1]   Bakara, 2/172

[2]   Buhârî, Et’ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 47; İbni Mâce, Et’ime 8.

[3]   Ebû Dâvûd, Et’ime 15; Tirmizî, Et’ime 47.

[4]   Müslim, Eşribe 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 15; İbni Mâce, Duâ 19.

[5]  Buhârî, Et’ime 54. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 52; Tirmizî, Daavât 55; İbni Mâce, Et’ime 16.

” Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Daavât 56. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 16.

[7]   Buhârî, Menâkıb 23; Et’ime 21; Müslim, Eşribe 187, 188.

[8]   Müslim, Eşribe 167-169.

[9]   Müslim, Nikâh 106. Ayrıca bk. Müslim, Sıyâm 159; Ebû Dâvûd, Et’ime l, Savm 75.

” Buhârî, Et’ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 8.

[11] Müslim, Eşribe 107.

[12]  Buhârî, Et’ime 44, Şirket 4, Mezâlim 14; Müslim, Eşribe 150.

2” Ebû Dâvûd, Et’ime 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 17.

[14] Ebû Dâvûd, Et’ime 17; Tirmizî, Et’ime 12. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et’ime 12.

2K Buhârî, Et’ime 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 16; Tirmizî, Et’ime 28; İbni Mâce, Et’ime 6.

25 Buhârî, Et’ime 52; Müslim, Eşribe 129. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 51; İbni Mâce, Et’ime 9.

[17] Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâmet 39. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Miisned, III, 338, 339.

411 Tirmizî, Edeb 54. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 14.

4<) Tirmizî, Libâs I. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 19.

5n Buhârî, Libâs 27. Pek çok rivayetten bir kısmı içiıı ayrıca bk. Buhârî, Et’ime 29, 32, Eşribe 27, 28.

[21] Buhârî, Libâs 29; Müslim, Libâs 24-25. Ayrıca bk. Bulıârî, Cilıûd 91; Ebû Dâvud, Libâs 9.

[22] Ebû Dâvud, Libâs 39. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 47.

” Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Libâs 28.                                                                           /

SJ Ebû Dâvûd, Libâs 41; Tirmizî, Libâs 37 (mânen). Ayrıca bk. İbni Mâce, Taharet 42.,

[25]  Ebû Dâvud, Tıb 14, Libâs 1; Tirmizî, Cenâiz 18, Edeb46.

[26]  Ebû Dâvûd, Libâs 19; Tirmizî, Edeb 48.

[27] Müslim, Hac 452-453.

[28] Ebû Dâvûd, Libâs 3; Tirmizî, Libâs 27.

[29]..Müslim, îmân 171. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 25; Nesâî, Büyü 5.

44 Ebû Dâvûd, Libâs 36; Tirmizî, Libâs 9. Ayrıca bk. Nesâî, Zînet I 05; İbni Mâce, Libâs 15.

[31] Buhârî, Libâs 39; Müslim, Libâs 67. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 41; Tirmizî, Libâs 37.

5” En’am, 6/60

[33] Furkan:25/47

sıi Rum: 30/23

5” Buhârî, Vudû 75; Müslim, Zikir 56.

[36]  Buhârî, Daavât 5. bknz. Buhârî, Vudû’ 75; Müslim, Zikir 56-58; Ebû Dâvud, Edeb 98.

[37]  Buhârî, Daavât 7, 8, 16. Ayrıca bk. Müslim, Zikr 59; Ebû Dâvûd, Edcb 98; Tirmizî, Edeb 28.

H Ebû Dâvûd, Edeb 95. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 21.

M Ebû Dâvûd, Edeb 25. Ayrıca bk. Alımed İbni Hanbel, Müsned, II, 422.

[40]  Buhârî, Ta’bîr 3, 46; Müslim, Rü’yâ 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 52; İbni Mâce, Rü’yâ 3.

[41]  Müslim, Rü’yâ 5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 88; İbni Mâce, Ta’bîr 4.

” Buhârî, Menâkıb 5. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Miisned, II, 118.

<8 Ebû Dâvûd, Edeb 26. Benzer rivâyetler için bk. Müslim, Mesâcid 286; Tirmizî, Salât 412.

[44] Tirmizî, Daavât 8.

[45] Nur: 24/ 27, Nur: 24/61, Nisa: 4/86

[46] Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân I; Müslim, Cennet 28.

[47] Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2.

[48] Ebû Dâvûd, Edeb 133. Benzer bir rivayet için bk. Tirmizî, İsti’zân 6.

[49]  Buhârî, İsti’zân 5, 6; Müslim, Selâm 1; Âdâb 46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 134.

[50] Al i İmran: 3/14

[51] Müslim, Selâm 31.

[52] Ebû Dâvûd, Edeb 14; Tirmizî, İsti’zân 29.

[53] Ebû Dâvûd, Edeb 21; Tirmizî, Edeb II.

71 Tirmizî, Daavât 39.

[55] Tirmizî, Daavât 80.

** Ebû Dâvûd, Edeb 135.

“Tirmizî, İsti’zân 10.

[58] Buhârî, İsti’zân 15; Müslim, Selâm 15. Bk. Ebû Dâvûd, Edeb 136; Tirmizî, İsti’zân 8.

Ebû Dâvûd, Edeb 137; Tirmizî, İst’zân 9. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 14.

[60] Müslim, Selâm 13. Bk. Ebû Dâvûd, Edeb 138; Tirmizî, İsti’zân 12; İbni Mâce, Edeb 13.

” Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 266.

[62]  Ebû Dâvûd, Edeb 139; Tirmizî, İsti’zân 15.

[63]  Buhârî, İsti’zân 13; Müslim, Edeb 33-37. Bk. Ebû Dâvud, Edeb 127, 130; Tirmizî, İsti’zân 3.

[64]  Ebû Dâvûd, Edeb 127. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 369.

[65]  Buhârî, Rikak 13; Müslim, Zekât 33.

[66]  Buhârî, İsti’zân 17; Müslim, Âdâb 38-39. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 128.

[67]  Buhârî, Edeb 125, 128; Bed’ü’l-halk 11. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 7.

[68]  Buhârî, Edeb 126. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 3; İbni Mâce, Edeb 20..’

w Müslim, Zühd 54.

m Buhârî, İsti’zân 27.

[71]   Ebû Dâvûd, Edeb 143. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 31; İbni Mâce, Edeb 15.

[72]   Tirmizî, İsti’zân 31. Ayrıca bk. ibni Mâce, Edeb 15; Ahıned İbni Hanbel, Müsned, III, 198.

0J Ebû Dâvûd, Cihâd 96; Edeb 148. Ayrıca bk. Tirmizî, Cihâd 36; İbni Mâce, Edeb 16.

IW Tirmizî, İsti’zân 32.

[75] Müslim, Birî 144. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 24; Tirmizî, Et’ime 30.

Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fezâil 65. Ayrıca, bk. Ebû Dâvûd, Edeb 145; Tirmizî, Birr 12.

[77] Buhârî, Ceııâîz 2; Müslim, Selâm 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 1.

Buhârî, Cihâd 171, Et’ime 1, Nikâh 71, Merdâ 4.

‘””Müslim, Birr43.

“” Müslim, Birr 40-42. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 2.

[81] Tirmizî, Cenâiz 2. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd. Cenâiz 3; ibııi Mâce, Cenâiz 2.

[82]   Buhârî, Tıb 38; Müslim, Selâm 54. Ayr. bk. Ebû Dâvûd, Tıb 19; İbni Mâce, Tıb 36.

“-1 Buhârî, Merdâ 20, 38,40; Müslim, Selâm 46-49. Bk. Ebû Dâvûd, Tıb 18, 19.

[84]  Müslim, Selâm 67.Bk. Ebû Dâvûd, Tıb 19; Tirmizî, Tıb 29, Daavât 125; İbni Mâce, Tıb 36.

[85]   Ebû Dâvûd, Cenâiz 8; Tirmizî, Tıb 32.

1,7 Buhârî, Tevhîd 31, Menâkıb 25, Merdâ 10, 14.

[87] Müslim, Selâm 40.

[88]   Buhârî, Megâzî 83, İsti’zân 29.

[89]   Buhârî, Merdâ 19, Fezâilüs-sahâbe 5, Megâzî 83, 84, Rikâk42, Daavât 28; Müslim, Selâm 46.

[90]   Tirmizî, Cenâiz 7. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 64.

[91]   Buhârî, Merdâ 3, 13, 16; Müslim, Birr45.

24 Buhârî, Merdâ 16.

26 Nisan 2016
Okunma
bosluk

Safa Geldin Ramazan

Ey ramazan ramazan

Safa geldin ramazan

Ey güllerim ramazan

Safa geldin ramazan

 

Çok özledik gelmedin

Recep şaban bekledin

Hayır umar ümmetin

Safa geldin ramazan

 

İlan ettik geldiğin

Çarşı Pazar gezdiğin

Cümle kula dediğin

Safa geldin ramazan

 

Hayır senin elinde

Oruç tutan dilinde

Gazap duymaz halinde

Safa geldin ramazan

 

Aman yedim bozulmaz

Allah verir kızılmaz

İlkin kaza sorulmaz

Safa geldin ramazan

 

Dilim dursun konuşmaz

Belim çeksin karışmaz

Elim haram kokuşmaz

Safa geldin ramazan

 

Kimler oruç tutmazmış

Sokak ayıp bilmezmiş

Tutan ondan utanmış

Safa geldin ramazan

 

Avrat açmış açılmış

Evlat saçmış saçılmış

Sokak şeytan doğurmuş

Safa geldin ramazan

 

İftar ettik elliye

Dua sunduk Hadi’ye

Haydi kullar camiye

Safa geldin ramazan

 

Sofra düzdük ahiye

Hoşaf koyduk tas ile

Güllaç gelsin beriye

Safa geldin ramazan

 

Artsın sofra taşmasın

Niyet halis bozmasın

Kadir Mevlam çok versin

Safa geldin ramazan

 

Çıplak gezip gezinsem

Üç beş kuruş dilensem

Bunla çorba iç’versem 

Safa geldin ramazan

 

Obur paşa yumuldu

Börek çorba kazındı

Tatlı helva yok oldu

Safa geldin ramazan

 

Mahya yandı illallah

Safam olsun hayrullah

Gelen düşsün nurullah

Safa geldin ramazan

 

Haydi yallah camiye

Yedik içtik şükrüne

Kulluk etmek herkese

Safa geldin ramazan

 

Ramazanım ramazan

Sana gönül komazam

Bizi hakka çağıran

Safa geldin ramazan

 

Rahmet doldu taşmaz mı

Gönül yandı coşmaz mı

Nefsim öldü uçmaz mı

Safa geldin ramazan

 

Namaz kılıp duranım

Oruç tutan kullarım

Azad etsin rahmanım

Safa geldin ramazan

 

ahi kul ahmet

10 Haziran 2015
Okunma
bosluk

Yardan ayrılanın ( Varsağı )

Bre güzel böyle m’olur

Halı yardan ayrılanın

Katresi deryaya varır

Halı yarden ayrılanın

 

Gökte güvercinler uçar

İner ovalara düşer

Ak elleri deste tutar

Gülü yardan ayrılanın

 

Havalanma telli turnam

Kondu göçtü kimler canan

On üçünde yazdı ferman

Canı yardan ayrılanın

 

Gül dikensiz olmaz imiş

Er baharda gonca açmış

Bülbül diye mihnet etmiş

Dalı yardan ayrılanın

 

Ahi Ahmet geçmez imiş

Ataş almış yürek yanmış

Can düşüpte ciğer deşmiş

Gönlü yardan ayrılanın

 

Dumanlı dağlar dumanlı

Sevenin hali gümanlı

Bahar geçmiş yazlı kışlı

Ömrü yardan ayrılanın

 

Sevdim seni sevdim seni

Senden âla çoktur beni

Sen olmasan kimler nesi

Derdi yardan ayrılanın

 

Gelin kızlar gelin gelin

Bahasıdır aşka yelin

Onbeşidir canı tezin

Eli yardan ayrılanın

 

Erenler biz de bilelim

Seven el olmaz belalım

Bu aşkı cana satalım

Nazlı yardan ayrılanın

 

Kervansaray pare pare

Allar giyer kare kare

Selam almaz nazlı yare

Kulu yardan ayrılanın

 

Yel üstünde çifte konak

Haydi şöyle konup göçek

Sevip sevip ayrılacak

Zülfü yardan ayrılanın

 

Bugün yari düşte gördüm

Gördüm amma hayra yordum

Varıp güzellere yandım

Teni yardan ayrılanın

 

Yörü bre güzel hele

Yiğit bekler çağın gele

Senin olmadığın yere

Düşe yardan ayrılanın

 

Küskün müyüz akça gelin

Açmaz mıymış gonca gülün

Bağı bahçe gülşen neyin

Adı yardan ayrılanın

 

Kaşın siyah kara kara

Şükür ettim yaradana

Canım ister daha daha

Hani yardan ayrılanın

 

Selam versem almaz imiş

Kadir kıymet bilmez imiş

Hepten kelli onmaz imiş

Beli yardan ayrılanın

 

Ahi kulum gelmez yere

Selam salma duymaz ele

Aşık olmayaymış diye

Canı yardan ayrılanın

 

 

ahi kul ahmed nasibidir

22 Nisan 2014
Okunma
bosluk

Suna boylum (Koşma)

Benden selam eylen suna boyluma

Hazanı bahara çelik koşmasın

Yenem derim de yenemem göğnüme

Hazanı bahara çelik koşmasın

 

Devası derttendir yoldan çekilmez

Nizaı yoktandır elden çekinmez

Kararı onbeştir aşktan sorulmaz

Hasanı bahara deyip geçmesin

 

Al yeşil yemeni geymek hazından

Hem dara düşmeğe ölmek zorundan

Bir kula sunmaya emmek tadından

Yiğiti sunaya kaşık düşmesin

 

Aldırdım aklımı garip aşığım

Bindirdim sıdkımı kulluk ederim

Yaylada güzeller gülün dererim

Mehmeti fatmaya çavıp düşmesin

 

Karadır karadır bahtım karadır

Usul boya ince beli yazadır

Demem o ki bana şöyle geledir

Cenneti cemale bakıp düşmesin

 

Geldiğim gittiğim yollar uslanmaz

Güzeldir  koynumda lebler dayanmaz

Altunu asbapa söyler soyunmaz

Akçeyi mihrine sayıp düşmesin

 

Nicedir güzele saydım çarhını

Bellidir hürmüze koştum sadrını

Revadır kulluğa yazdım mahını

Aşığı eşiğe yelip düşmesin

 

Güzeller güllüdür elden düşmeğe

Süzdürür nazeder gözden içmeğe

Daradır yareler sazdan koşmağa

Yareli yarime süzüp düşmesin

 

Ahidir kulluğum Hakk’tan yazıla

Gömlektir giydiğim  bezden biçile

Nicedir dediğim erden sayıla

Meradan sürdüğüm bozuk düşmesin

 

 

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur

10 Temmuz 2013
Okunma
bosluk

Dağ imiş (Koşma)

Güzel sevdim deyu kostak yol etmiş

Arkam sıra gıybet eden çoğ imiş

Şu güzeli naza çeken zor etmiş

Önüm sıra yola düşen çoğ imiş

 

Hazan erdi gönül çemen neylesin

Nice güzel sarmak gönül eylesin

Dünü günü ana baba kollasın

Aramızda yüce duran dağ imiş

 

Salındı boyuna kavak yelleri

Goncayı açarmış yiğit kolları

Baharı çemendir yayla kızları

Ardımızda sıra kollar çoğ imiş

 

El dayim yoklarmış senin bendini

Gül yüzün soldurur çözer dengini

Bu illerde paşa beylik ingili

Vatanında züğürt olmak yeğ imiş

 

Karşımda durur boz bulanık dağlar

Yar yüreğim çatallı sene yanar

Gadaların alayım tozlu yollar

Yar eline ırak düşmek dağ imiş

 

Bahar olsa yazı gelmez çemenden

Yazı düşse harman olmaz sinemden

Habar geldi yare bilmez zalımdan

El dilinden zehir içmek yeğ imiş

 

Dağlar oldum iniledim bir zaman

Perçem açtım aktı suyum bir zaman

Çemenlendi eteklerim bir zaman

Dağ elinden gayri düşmek dağ imiş

 

Bu illerde bilmem ki ne işim var

Yar iline habar saldım sazım kar

Gel eylemiş gayri durma canım var

Her yanımdan dara düşmek dağ imiş

 

Kaç demet hayal etsem yar üstüne

Ne söyler bilmem anın yel üstüne

Kur kurul açıl saçıl kol üstüne

Er kolundan canda yitmek cağ imiş

 

Hayatım şahittir iman yarime

Döşedim zaittir kulpu zarına

Aşığa bahadır cehli yunmaya

Aşk od’undan iman çalmak sa’ imiş

 

Ahi kula ahmed yazdım dalından

Çala durdum gönül sazı yolundan

Gelmez gitmez Rahman yaza eşkindan

Hakk yoluna candan geçmek dağ imiş

 

 

aşık ahi kul ahmede bunları yazmak nasib olmuştur

17 Nisan 2013
Okunma
bosluk

iman ile iman ile

İman ile iman ile

Hakk’ı sevmek iman ile

Dosttan ayrı düşmek olmaz

İman ile iman ile

 

Bir gün gele tamam ola

Geri dönmek muhal ola

Senden yana dönen kula

İman ile iman ile

 

İman bize can mı ola

Candan içre giz mi yana

Sadırlarda gizler kula

İman ile iman ile

 

Sensin Kerim sensin Rahim

Yoldaş eyle iman elim

Ahir derler zaman gülüm

İman ile iman ile

 

Toğduk deyu ölmek olmaz

Zaman geçer hüsran bilmez

Eller gider kendi gitmez

İman ile iman ile

 

Daim andım seni Hüda

Koma bizi yanan nara

Muhammed’li doğru yola

İman ile iman ile

 

Muhammedin didarından

Güller açmış yanağından

Mahrum etme var nurundan

İman ile iman ile

 

Yüzüm yoktur halim söyler

Günah kalsın canan peyler

Meğer inayetin bekler

İman ile iman ile

 

Ey bizi yaradan Mevla

Muhammed’in şafi ola

Ümmet yazsın beni sona

İman ile iman ile

 

Taşdı yüreciğim taşdı

Dostum şu önüme düştü

Yer yarıldı canım pişti

İman ile iman ile

 

Yoldaş eyle imanımı

Muhammed’e salatımı

Sevab olcak günahımı

İman ile iman ile

 

Ahir olmuş zaman kötü

Bir gün sefer kılsam kati

Muhammed’siz sefer ne ki

İman ile iman ile

 

Senden yana dönder beni

Beni benden ayır Gani

İki esmez rüzgar demi

İman ile iman ile

 

Bu can sana feda Mevla

Senden gayri bilmem Hüda

Zatın ile hoştur bela

İman ile iman ile

 

Kafir ile koma bizi

Hele muhanette sızı

Meğer inayette bizi

İman ile iman ile

 

Yaşadım ha yaşamadım

Senden ayrı heç düşmedim

Muhammed’siz iş görmedim

İman ile iman ile

 

Sarık ile kefen biçtim

Secde ile kulluk ölçtüm

Feta diye ahi düştüm

İman ile iman ile

 

Selam ettim iman ile

Yazıdaki oğlak bile

Sala eyler vera ile

İman ile iman ile

 

İman kavi tevhid baştan

Salat ile kulluk halden

Ayırma sen Muhammed’den

İman ile iman ile

 

İsraf etme ömür çarkı

Hüsran gelir zaman ardı

Ayan etmiş Rahman sırrı

İman ile iman ile

 

Güller ile diller ile

İkra diyen Kuran ile

Cehli yumak alçak ile

İman ile iman ile

 

Zikir çektim dağlar ile

Zülfe çektim perçem düşe

Salavatım önden sona

İman ile iman ile

 

Eller ölsün bir sen yaşa

Toprak at dur arkadaşa

Döndüğünde aynı yaşa

İman ile iman ile

 

Ahi ahmed varır bir gün

Temennası iman her gün

Ayrı gayri olmaz bugün

İman ile iman ile

 

 

(Muhammed isimleri içun: Allahümme salli ala muhammedin ve ala ali muhammed)

 

 

aşık ahi kul ahmede nasibdir

13 Temmuz 2012
Okunma
bosluk

Zikirden ilahi aşka

Zikrimiz alındı muhterem hocam

Gülümüz kokar oldu bir ihtiram

 

Bilmez idik evvelde Hakk’tan fehim

Zikrile didarın açarmiş rahim

 

Dileriz bir Allah demeyi zelil

Saf bir kalb ile de yanmayı melül

 

Baha kıldı Rahman biraz gayreti

Gayret kim ki halden  hale geçmeyi

 

Dertlenmeyeni aşık saymaz imiş

Hakk içun aşka yaran yazmaz imiş

 

Gönül gözü ışımadan aşk olmaz

Hakikat sözleri bilmemek olmaz

 

Aşk ile canın satanlar ararmış

Aramak ne kendi canan yazarmış

 

Ders verir sırrından perdeler açıp

Zorluk, cefa, sıkıntı ve horlatıp

 

Aşk bir bela, canı dara düşürür

Ağıt, aklı siler gömlek giydirir

 

La mekanın arş mıdır bu Mecnun’a

Leyla’ya dert midir nazlar mahına

 

Seherlerde kelam ile mahbub kıl

Cemaline seyran ile meftun kıl

 

Akıldan geçtim gömlekten giydim bil

Zatına düştüm gayrinden geçtim bil

 

Burda cefa yazarmış yoğa, cemal

Mahşerde kul deyu çağırır cemal

 

Kim ki aşık deyu yaratılırmış

Ahdeyler, kul nurdan bezetilirmiş

 

Hakk ile yaran nider halka devran

Kul olan canan yazar ümmet halktan

 

Cemal dilersen sıkı dur cefaya

Celal ile yanasın komaz sefaya

 

Yad etmeye yaşlar salar vefalım

Yüz bin bela kılsan düşmem feryadım

 

Ümid ile korkun mihrab eyledim

Şad olmaya delili yoğ peyledim

 

Aşık olmağ altın gümüş neylermiş 

Bir kamilde toprak olmak eylermiş

 

Aşk yolunun kullarına derman mı

Dermanı dertten sayar ölmen mi

 

Manası Hakk’tan kelamı kuldanmış

Ölenler bela dost imiş candanmış

 

Yusuf kardeşi Doğan mı saymışlar

Doğan kim “ahi kul” şahin bilmişler

 

Bu kadar yarenlik Hakk nazıdır bil

Hakk içun “ahi”nin “kul” sözüdür bil

 

“Kul” olanlar tevhid ile uçarmış

Uçmağa Hakk burak ile yazarmış

 

Arşda yoğ imiş başka nebi “Yusuf”

Züleyha’dan kaçmamış Doğan Yusuf

 

Sen bir züleyha bul da gel mah cemal

Kaçmayam ben gel gör ki ahı cemal

 

aşık ahi kul ahmede nasibdir

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Ataşda yareli yarim… (Koşma)

Bakmayın benim ağladığıma

Bir ataş düştü gönlüm yareli

Etmeyin  benim eylediğime

Bir ataş düştü yarim yareli

 

Al Kızılırmak gibi çağlarım

Deli  devrek döner de eğlerim

Al yeşilli gelinler çekerim

Bir ataş düştü gelin yareli

 

Irmak bucağı da buz tutmazmış

Yeşil başa çifte salınmazmış

Anaç  vurunca kirik yanarmış

Bir ataş düştü yavrun yareli

 

Yel estikçe bağrım yarelenir

Üç gün gülsem beş gün karelenir

Yar eğlendikçe başım dertlenir

Bir ataş düştü halin yareli

 

Acem illerinden garib geldim

Yol yordam bilmez bir fakir kulum

Zaviyeniz açılmaz mı gülüm

Bir ataş düştü yaban yareli

 

Seni doyurmak bize gerektir

Sofra düzmek hep ola adettir

Ahi derler yarenlik sohbettir

Bir ataş düştü yaran yareli

 

Hoşluğumuz kerem eyler iken

Bir yar içun başım terler iken

Gerdana beşi birlik dar iken

Bir ataş düştü saran yareli

 

Bre yiğidim sebatın yoktur

Ağşama sarsan sabahın yoktur

Al yanaktan da ötesi yoktur

Bir ataş düştü öpsen yareli

 

Yar göç eylemiş seher vaktinde

Düzelirmiş yükü at üstünde

Selam vermezmiş boy’un içinde

Bir ataş düştü nazın yareli

 

Ahi kul ahmed yanar yakılır

Yarim gitti deyu var döğünür

Eller güler şu bağrım delinir

Bir ataş düştü bağrın yareli

 

 

ahi kul ahmed’e nasib

21 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Hakikatli kulların sadakati

Mülkü Beka’dan uçmuşam

Fani cihana yorarım

Her bir amelim yapmışam

Baki cihana yorarım

 

Dost cemalini görmüşem

Huri gılmanı nitmişem

Bağı bostanı bozmuşam

Gülü canana yorarım

 

Vahdet meyinden içmişem

Aşık deyup de uçmuşam

Dost kokusunu almışam

Zannı Cemale yorarım

 

İbrahim’im cananım var

Cebrail’i ne hacet var

Berden ve selama nar

Ânı Rahman’a yorarım

 

Ya Muhammed’im dostum dost

Gel gidelim hey dosta dost

Ümmetinden beni de dost

Kıldı uçmağa yorarım

 

İsmail’im sadıkım yaz

Hakk yoluna bin canım yaz

Koça kurbandır diyorlar

Canı kurbana yorarım

 

Kul İsa’dır Hakk Rasulüm

Yerde “Ahmet gele” dedim            

Canım yandı göğe çektin

Ruhu hayata yorarım

 

Musa’yım Kelim’im dedin

Kader sırrını cezmeyledin 

Turda yakıp devreyledin

Aczim nuruna yorarım

 

Eyyüb’üm çok cevru cefam

Çekerim yoğiken devam

Sabrımı zorlayınca belam

Çare rızaya yorarım

 

Musa imiş çoban gezer

Muhammed’miş alem güder

İmanımı ümmi söyler

Dini çobana yorarım

 

Aşık ahmedim yanarmış

Yanmak da ne ki ölürmüş

Hakk yoluna “kul” varırmış

Bunu Allah’a yorarım

 

Ahi kul ahmed erermiş

Vuslat olup da geçermiş

Mest oluban hem uçarmış

Canı Rahman’a yorarım

 

“kul ahmed”im de ahmedim

“Hay, ben de içtim bir hoşum”

Sakilik var senin olsun

Cübbe imana yorarım

 

Şişeyi çaldımdı taşa

Namusu vermişim beşe

Başımı SENİN yoluna

Kese kurbana yorarım

 

Ey “kul” hakikatli yarsın

Ahiliğin başta olsun

Mü’min kullar neyin olsun

Yaza ümmete yorarım

 

Ümmet aşkım kavidir bak

Kavi ne ki  öldürür bak

Sünnet ile yandırır bak

Aşkı Rasule yorarım

 

Güler isem sendendir bu

Ağlar isem derttendir bu

Ağu içsem candandır bu

Canı ümmete yorarım

 

Gül Muhammed’im muhammed

Can boğazda “Ya Muhammed”

Nur Muhammed’im gel ahmed

Canı vermeğe yorarım

 

 

ahi kul ahmed’e nasib

14 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Ahiliğin ilahi kaynağı; Allah’ın kendine duyduğu AŞK ve bunun için kainatı yaratması İŞ…

Değerli Ahiler, Yarenler!

Cenab-ı Hak bir Hadis-i Kudsi’de bilinmeyi murad ettiğini (ahbeptu-muhabbet etmek) bunun için de kainatı yarattığını belirtiyor. Bu hadiste iki unsur göze çarpıyor. Birincisi muhabbet, yani aşk.. İkincisi ise bu aşkın hayat bulması için gereğini yaptığı yaratma fiili. Yani, iş..

İşte Cenab-ı Allah aşka uygun iş yaparken öylesine merhametli davrandı ki, suların tatlılığı, denizlerin orantısı, mevsimleri meydana getiren  dünyanın eğimi gibi binlerce şeyi rahman sıfatı ile bezedi denilebilir. İşte bu Allah’ın merhameti ve yiğitliği sayılmalıdır. Bütün evrenin düzeninde büyük bir merhamet gizlidir ve mücadele diyenlerin aksine yardımlaşma mevcuttur mahlukat arasında. Dalgıçlık yaparken yaraladığım balığa diğer balığın gelip onu itikleyerek taşın altına sokmasını hiç unutmuyorum. Allah merhametle yarattığı dünyada insandan yine merhametli olmasını istemektedir aslında. Hadis’te bile “din merhamettir” buyrulmadı mı? Demek ki istediği yiğitliği dinin yani İslam’ın içine koydu ve bekledi.

İşte siz de sevdiğiniz birine bu sevgiyi bildirmek istediğinizde yapmanız gereken şey;  fedakarlık ölçüsünde bir şey olmalıdır. Bir çiçek almak, yahut onun işine yardım etmek, fedakarlık derecesinde elbisesini temizlemek, çocuksa gece kalkıp ilgilenmek. Yani bir emek sarfetmek. Yani sevgi aslında bir emek denilemez mi?

İşte Ahi Evran-ı Veli’ye (1171-1261) atfedilen ancak onun bu sözü söylediğine dair bir kanıtın elimizde bulunmadığı “ALLAH DER ÇALIŞIRIZ” sözü aslında aşk ve iş kavramlarını bütünüyle barındırıyor denilebilir.

Konuya bu açıdan bakıldığında aşk kavramının kaynağının ilahi olduğu düşünülmelidir. Ancak insan Cenab-ı Hakk’a karşı saygı bazlı ve edepli bir sevgi duyabileceği gibi, insan olarak yahut eş olarak da, cinsiyet bazlı sevgiler duyabilir. İşte bu sevginin de üst seviyeye çıkabilmesi için “Allah için” kavramına dayanması ya da dayandırılması gerekir bir şekilde.. Aksi halde cinsi bir sevgiden öteye geçmez. İşte ilahi sevginin kaynağı, onun gönderdiği sınırlarla belirlenmiş bir dinin içinde onun istediği gibi olmalıdır.= din, yani İSLAM’dır.

Ortada, açıkta yanan bir ateş düşünün. Bu ateşin her an çevreye sıçraması ve ekinleri, evleri yakması mümkündür. Ama ahiler şöyle yaparlar. O ateşin etrafını küçük taşlarla çevirirler, üzerine iki demir atar ve bir toprak kap koyup içine de bir şeyler koyarak bir şeyler pişirirler. Bunun anlamı ilahi veya cinsi her ne ise sevginin taşlarla kontrol altına alınması ve üzerine konulan yemekle de yararlı hale getirilmesidir. Kontrolden mana edeptir. Hazreti Rasülüllah miraca çıktığında Cenab-ı Hakk’ın “yaklaş” nidasına karşılık yaklaşmış, ancak “bir yay aralığı” kalınca durmuştur. (Necm Suresi)  İşte bu edeptir. Kulluktır. Arkasından verilen hediye ise 5 vakit namazdır. İşte bu üç şey olan aşk, kulluk, ve namaz, aynı anda ve aynı yerde miraçta, huzurda verilen ve üçü de birbiriyle bağlantılı ana unsurlardır.
Bunun arkasından Cenab-ı Allah’ın olarak kendine edinip altı günde yarattığı kainata insanı gönderişiyle ilgili olarak baktığımızda; insanın dünyaya gönderilişinde hanginizin daha iyi amel işleyeceğini sınamak olduğu belirtilir Mülk suresinde (2.ayet)  Bunun anlamı şudur: Amel ederek sevginin ispatlanması sorgulanmak istenmektedir aslında. Şöyle de düşünebilirsiniz bunu: Birisi sizi sevdiğini söyleyip duruyor fakat bunu ispat edecek hiç bir şey yapmıyor. Ne dersiniz ona. “Defol başımdan” demez misiniz? Bir çocuğu seviyorum diyeceğinize onun yanına çömelmek ve elinden tutmak daha anlamlı bir sevgi aktarımı olmaz mı sizce? Ya da babasının yüzüne çıplak olarak yatıvermiş çocuk sevgiyi güveni nasıl hisseder? İngiliz oyun yazarı Sheaksper bir oyununda oyuncuyu şöyle konuşturur. “karının senin için yaptığı fedakarlığa bak”  Burada sözkonusu olan fedakarlığın sevme fiiline dayandığıdır. Aşk ya da sevme fiili bir bütün olup parçalanamaz ve fiille de ispatlanması gerekir.

İşte insanlık binlerce yıldır iyi, güzel ve doğrunun peşinde koşmaktadır. Onu buna iten neden aslında Allah’ın yiğitlik ve merhamet ederek yarattığı kainatı insana halife olarak vererek aynı yiğitlik ve merhameti insandan beklemesidir. Bu beklemenin anlamı, insanın Allah’a ilahi aşk duymasının beklenmesi ve bunu da eyleme geçerek ispat etmesini istemesidir. Kuran ayetlerinde önce imandan ve hemen sonrasında da salih amel’den bahsedilmesi boşuna değildir. Salih amel adeta bir ispat vesilesidir denilebilir.

İşte insanlık bu çizgiden her sapışında kendisi de mutlu olamamış ve ahlaki ve çalışma ile ilgili sorunları beraber yaşamıştır. İşte ahirette Allah’ın kendisini ödüllendirmeyeceği bir insan canını neden feda etsin ki? Demek ki Ahlak’ın merkezinde doğru inanç (İslam) var olmalıdır. Batı “ben eğitirim“ dedi lakin suç oranları düşmüyor. Bütün dünya küresel bir vicdan sorunu demek istemem lakin inanç sorunu yaşıyor aslında. İnsanlar ahlaklı ol ya da vicdanlı demekle vicdanlı olmazlar. İşte Ahiliğin temelinde sağlam bir inanç, doğru kurallar, iktisadi denge ve doğru ahlak dediğimiz vahyin ahlak anlayışı vardır.

 

Uluslararası piyasalardaki 2007 mali krizi ile petrol ve diğer emtia fiatlarındaki aşırı artışların kaynağındaki nedenlere şöyle bir bakalım. Ortak yönlerinin önce kuralların yanlışlığını (K), sonra da ahlak eksikliğini (A) kendiniz görün:

 

Düşük faizle de olsa ortaya çıkan kontrolsüz serseri para, fazla emisyon, hedge ve emeklilik fonlarından oluşmuş, nereyi yıkacağı belli olmayan aşırı likit seli (K)

 

Banka ve fon yöneticilerinin daha fazla prim kazanmak için, aşırı hırs ve risk alma iştahı (A)

 

Spekülasyondan para kazanmaya çalışılması (K)

 

Muhasebede bilanço makyaj ve maskeleri (A)

 

Tasarruf yerine devlet ve halkın borçlanarak tüketime (ve bütçe açıklarına) teşvik edilmesi (K)

 

Emtia fiatlarının, beklentilerin ve olmayan para ve olmayan malın alınıp satıldığı borsa’nın future piyasalarında belirlenmesi (K)

 

Küreselleşmenin kuralsızlık olarak algılanması (A)

 

Merak etmeyin herşey kendi kendine düzelir diyen saf Adam Smith’in “gizli el”inin hiç bir şeyi düzeltemeyip kumarhane kapitalizmine dönüşmesi (K)

 

Derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdiği taraflı raporlar? (A)

 

Bunlar meselenin yalnızca ahlak olmadığını kuralların da doğru olması gerektiğini göstermiyor mu? Yorum yok..

 

 ahi kul ahmed’e nasib

 

 

29 Aralık 2011
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Son Yorumlar

cami alttan ısıtma
halı altı ısıtma
cami ısıtma
cami ısıtma