Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
O, İKİ DOĞUNUN DA RABBİDİR, İKİ BATININ DA RABBİDİR ( Hidayet ve Gaflet veren Allah )
رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ
“Rabbül meşrikayni, ve Rabbül mağribeyn”
“O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir.” (Rahmân, 17)
Bu ayet yalnızca güneşin doğuş ve batış ufuklarını anlatmaz; kulun iç dünyasına da işaret eder.
Doğuş, kalpte hidayetin, marifetin, muhabbetin ve ümidin doğmasıdır.
Batış ise gafletin sona ermesi, nefsânî arzuların sönmesi ve kulun kendi benliğinden geçmesidir.
Kul bazen manevi bir “meşrik” yaşar: gönlü açılır, ibadetten lezzet alır, Allah’a yakınlık hisseder.
Bazen de bir “mağrib” yaşar: gönlü daralır, zevkler kaybolur, yalnızlık ve imtihan gelir.
Her ikisinin Rabbi de Allah’tır. Sana ferahlığı veren de O’dur, seni terbiye etmek için manevi güneşini bir müddet perdeleyen de O’dur.
Bu yolda kemal, yalnızca “güneş doğduğunda” Allah’ı görmek değil; güneş battığında da Rabb’in değişmediğini bilmektir.
Bu sebeple mümin şöyle düşünür:
“Kalbime nur doğduğunda da Rabbim Sensin; gönlüme gece çöktüğünde de Rabbim Sensin.”
Bir başka incelikle; insanın dünyaya gelişi bir doğuş, ölümü bir batıştır. Fakat her doğuşun ve her batışın arkasında aynı Rabb vardır.
Kul böyle baktığında hâllerin değişmesine değil, hâlleri değiştiren Allah’a yönelir / bağlanır.
Sonuç : Doğuşa da batışa da takılıp kalma; ikisinin de Rabbini ara.
Her nerede, ne halde, ne yapıyor olsan da Allah ve rızasını ara O’na yönel.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü..
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
ALLAH’IM! SENİN VERDİĞİNE ENGEL OLACAK YOKTUR. SENİN ENGELLEDİĞİNİ VERECEK DE YOKTUR.
Aşağıdaki dua, tevekkül ve teslimiyetin en özlü ifadelerinden biridir. Resûlullah namazların ardından bu duayı okurdu. (Buhârî, Ezân 155; Müslim, Mesâcid 137)
اللَّهُمَّ لَا مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلَا مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلَا يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ
“Allah’ım! Senin verdiğine engel olacak yoktur; Senin engellediğini verecek de yoktur. Servet ve güç sahibi kimseye, sahip olduğu servet ve güç Senin huzurunda fayda vermez.”
“Senin verdiğine engel olacak yoktur” :
Kulun kalbine şu hakikati yerleştirir: Allah sana bir şeyi takdir etmişse bütün dünya birleşse onu senden alamaz.
Rızık da böyledir, fırsat da, makam da, hidayet de, huzur da… Sebepler yalnızca vasıtadır; veren Allah’tır. Bu yüzden mümin sebeplere müracaat eder ama sebeplere kulluk etmez.
“Senin engellediğini verecek yoktur” :
Burası teslimiyetin daha zor tarafıdır. Çok istediğin bir kapı kapanabilir. Bir iş olmayabilir, beklediğin fırsat elinden çıkabilir. Dua bize şunu öğretir:
“Kapı kapandıysa Allah’ın hazinesi kapanmadı.”
İnsan çoğu zaman bir sebebe kilitlenip, “Bu olmazsa bittim” der. İşte bu dua o vehmi parçalar. Allah bir şeyi vermediyse insanlar onu zorla veremez; fakat Allah dilerse hiç hesapta olmayan başka bir kapı yaratabilir.
Kur’an’ın ifadesiyle:
“Allah insanlara bir rahmet açarsa onu tutacak yoktur; O’nun tuttuğunu da O’ndan sonra salıverecek yoktur.”
(Fâtır, 2)
“Servet ve güç, Senin katında fayda vermez” :
Buradaki “el-cedd” (الجدّ); zenginlik, güç, mevki ve dünyevî imkân anlamındadır.
Yani insanın “Benim param var, çevrem var, gücüm var, imkânlarım var” diye güvendiği şeylerin hiçbiri Allah karşısında bağımsız bir kudret değildir.
Kalbin sebeplerden Müsebbibü’l-Esbâb’a dönmesi.
İşin varsa çalışırsın, hastaysan tedavi ararsın, rızık için kapıları çalarsın. Fakat kalbin kapının üzerinde değil, kapıları açan Allah’ın üzerinde durur.
Bu duayı gerçekten anlayarak söyleyen insanın kalbinde şu cümle yerleşir:
“Nasibim insanlarda değil, Allah’ın elindedir. Bana gelecek olanı kimse engelleyemez; benden uzaklaştırılanı da kimse zorla getiremez. Öyleyse sebepleri yerine getirir, fakat kalbimi yalnız Rabbime bağlarım.”
İşte bu hâl, tevekkülün huzurudur.
Cumanız Mübarek Olsun
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH, CİHAD EDEN MÜ’MİNLERİN CANLARINI VE MALLARINI CENNET KARŞILIĞINDA SATIN ALMIŞTIR.
“Şüphesiz ki Allah, cihad eden müminlerin, canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. ..” (Tevbe 111)
Rasulüllah sav şöyle buyurdu:
Bir kimse cihad etmese de cihad arzu ve niyeti olmadan ölürse, münafıklığın bir şubesi üzere ölür. (Sahih Müslim, İmare,158; Ebû Hüreyre ra)
Bu hadis Allah yolunda mücadele ve fedakarlık ruhunun mü’minin kalbinde canlı tutulması gerektiğini belirtir.
“Onlar tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. Müminleri müjdele.”
(Tevbe, 112)
Bu ayet, kulun Allah’a doğru yaptığı yolculuğun merhalelerini anlatır.
Tevbe ile kul geçmişinden döner.
İbadet ile yönünü Allah’a çevirir.
Hamd ile başına gelen her hâlde, Allah’ı görmeye başlar.
Oruç ile nefsinin arzularını terbiye eder.
Rükû ve secde ile benliğini küçültür; “Ben” demekten vazgeçip “Sen” demeyi öğrenir.
İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ise bu güzelliğin sadece kendisinde kalmamasıdır.
Ve sonunda “Allah’ın sınırlarını korumak” gelir.
Asıl mesele, Allah’ı sadece ibadet anında değil, hayatın her anında hesaba katabilmektir.
Ayetin sonunda çok güzel bir müjde vardır:
“Müminleri müjdele.”
Tevbe dönüş, ibadet yürüyüş, secde teslimiyet, sınırları korumak ise vuslat yolunda istikamettir. Böylece kul Allah rızasına doğru yürür.
Allah Azze Ve Celle’nin namaz kılanlara cennet vaadi vardır. Kılmayana vaadi yoktur. Dilerse affeder dilerse azap eder.
“Sizi Sekar’a (cehenneme) sürükleyen nedir?”
Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”
(Müddessir, 42-43)
Cehennem ehlinin itirafında ilk zikredilen sebeplerden biri namazı terk etmeleridir.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
ALLAH’IN RAHMETİNİ VE KUDRETİNİ KENDİ GÜCÜMÜZ KADAR SANMAYALIM.
“Allah’ın rahmetini ve kudretini kendi gücümüz kadar sanmayalım” cümlesi, bütün bu sohbetin özünü taşıyor.
Niyet küçük olursa insan daha başlamadan kendisine sınır çizer.
Niyet Allah için büyüdüğünde ise insanın vazifesi sonucu üretmek değil, o niyetin gerektirdiği gayreti sonuna kadar ortaya koymak olur.
“Sen niyetini büyük tut; imkânı yaratacak olan Allah’tır. Sen kapıya yürü, kapıları açmak Allah’a aittir.”
Asıl mesele belki de şudur: Öldüğümüzde “Keşke daha fazlasını yapabilseydim” demekten önce, “Keşke daha fazlasını niyet etseydim” demeyelim.
Bugün kendimize şunu söyleyelim:
“Benim gücüm sınırlı olabilir; Allah’ın kudreti sınırsızdır.”
Ben bir çıkış yolu göremeyebilirim; Allah görür. Ben yarını bilemem; Allah bilir. Ben bir kapının nasıl açılacağını bilemem; Allah dilediği kapıyı açar.
“Allah benim için bunu yapamaz.” demeyelim. Şöyle diyelim:
“Ben yolunu göremiyorum; fakat Rabbimin kudreti buna yeter.”
“Allah, kuluna yetmez mi?”
(Zümer, 36)
“Yaratan bilmez mi?”
(Mülk 14)
Allah kuluna yeter. Yeter ki kul, Allah’ı kendi gücüyle ölçmesin ve ümidini kesmesin.
Bizim duamız şöyle:
İlahi ente maksudî ve rıdake matlubi (İlahi maksadım sensin, talebim rızandır)
Ya Rabbi.
Ümmete
Rahmetini
Bereketini
Mağfiretini
Hidayetini
Muhabbetini
Merhametini
Rızanı diler
Kamil iman ve
Salih ameller dileriz.
Sağlık sıhhat ve afiyet ve huzur İhsan eyle,
Affı mağfiret eyle,
Sıratı müstakîm üzere kıl
Nice insanı müslüman eyle.
Ümmetin rızkını helalinden bol ve bereketli eyle.
Kaza bela hastalık ve âfât verme.
Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlulara eda İhsan eyle.
Zor durumdaki kardeşlerimize yardım et.
Rauf, rahim, alemlere rahmete vesile kıl.
Tebliğ, irşad, kalbi Selim, sıdk İhsan eyle. İhlas, İhsan, İrfan, şefi ver.
Ümmeti Muhammedi cennetinle cemalinle müşerref eyle.
İşte bu dua, niyetin büyük tutulduğu anlamına gelebilir. İlk kısımlarını ikinci secdelerinizde dileyebilirsiniz.
Cumanız mübarek olsun.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
MAL İÇİN YAŞAMAK FİTNEDİR; İLACI İMAN VE KANAATTİR
Bir kasa meyve koyuyorsun. Bir kuş gelip bir tane alıp gidiyor. Bir insan geliyor kasayı götürüyor.
Şeytan insanı sürekli daha fazlasına yöneltiyor.
Aslında çöpten ev biriktirmekle mal yığmak arasında, ölüm geldiğinde geriye kalan açısından fark yok. Ha altın, ha çöp bırakmışsın. Hiç biri seninle gitmiyor.
Allah Teâlâ buyuruyor:
“Mal ve evlatlar dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise daha hayırlıdır.” (Kehf, 46)
Resûlullah sav de şöyle buyuruyor:
“İnsanoğlu ‘Malım!’ der. Oysa ona kalan; yediği, giydiği ve sadaka verip gönderdiğidir.”
(Müslim, Zühd, 3)
Rasulüllah sav buyurur:
“Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi ise maldır. Allah’a yemin ederim ki, sizin için fakirlikten korkmuyorum. Fakat sizden öncekilerin önüne dünyanın serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden ve onların birbirleriyle yarıştıkları gibi sizin de onun için yarışmanızdan; bunun da onları helâk ettiği gibi sizi helâk etmesinden korkuyorum.”
(Tirmizi, Zühd, 26, Sahihtir)
Allah Teâlâ buyuruyor:
“Çoklukla övünmek yarışı sizi oyaladı.” (Tekâsür, 1)
Bu “fitne”, malın kendisinin haram veya kötü olduğu anlamına gelmez. Asıl tehlike, malın sevgisinin kalbe girmesi, ALLAH’IN ÖNÜNE GEÇİRİLMESİ, hırs ve rekabet sebebiyle harama götürmesi ve insanın, malın kulu hâline gelmesidir.
İnsan daha fazla kazanayım, daha fazla biriktireyim diyerek sahip olamadıklarına bakar, Hakk’ı unutur, harama girer ve ölüm gelip çatar. Helâk olur.
Bir müslüman, bir ev ve bir araba ile normal geçim rızkını karşıladıktan sonra kazandığı parayı fakirlere harcamalıdır. İKİNCİ EV ALAMAZ, FİTNEDİR. Rızık bellidir ve Allah’a aittir. Rızık endişesi Allah’a bir güvensizliktir ve şeytanidir ve kişiyi, fazla birikime iter.
Resûlullah sav şöyle buyurur:
“Âdemoğlunun iki vadi
dolusu malı olsa üçüncüsünü ister.
(Buhari, Müslüm)
Sonuçta mesele daha fazlası değil, “daha fazla” arzusunu yönetebilmektir. İman aksiyona dönüşmediği için de kanaat oluşmamaktadır. İnsan hırs ve haset arasında gidip gelmektedir.
MAL İÇİN YAŞAMAK FİTNEDİR. İLACI İMAN VE KANAATTİR
Cumanız mübarek olsun
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
KİM ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINIRSA, ALLAH ONA BİR ÇIKIŞ YOLU AÇAR VE ONU HİÇ UMMADIĞI YERDEN RIZIKLANDIRIR..
(kıtlık psikolojisi ile tevekkül arasındaki mücadele)
Şeytanın telkini çoğu zaman doğrudan “bunu yap” şeklinde gelmez. Bazen insana:
“Başka seçeneğin yok.”
“Bu son fırsat.”
“Bunu kaçırırsan bir daha bulamazsın.”
“Bundan daha iyisi gelmez.”
dedirtir.
Bu; bir kız, bir adam, bir makam, bir rızık veya bir ihale olabilir.
İşte insanı kilitleyen düşünce şudur: “Allah’ın bana açabileceği imkânların tamamı şu anda gördüklerimden ibaret.”
Kur’an ise tam tersini öğretir:
“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.” (Talâk, 2-3)
Buradaki “hiç ummadığı yerden” ifadesi çok güçlüdür. Çünkü insanın problemi çoğu zaman çıkış yolunun olmaması değil, çıkış yolunu yalnızca kendi görebildiği seçenekler içerisinde aramasıdır.
Mesela bir insan önünde iki seçenek görür:
“Ya bunu kabul edeceğim ya da hayatım boyunca böyle bir fırsat daha gelmeyecek.”
Tevekkül ise şunu söyler:
“Ben şu anda iki seçenek görüyorum. Allah ise benim görmediğim üçüncü, dördüncü, onuncu seçeneği yaratmaya kadirdir.”
İşte bu, tevekkülün psikolojik olarak ne kadar özgürleştirici olduğunu gösteriyor.
Fakat burada önemli bir denge de var: Tevekkül, her fırsatı reddetmek veya “Allah nasılsa başka kapı açar” diyerek tedbiri terk etmek değildir. İnsan karar verir, araştırır, istişare eder, sebeplere sarılır; fakat haramı veya kendisine açıkça zarar verecek bir şeyi sırf “bir daha bulamam” korkusuyla seçmez.
Çünkü “bir daha bulamam” düşüncesi, Allah’ın kudretini insanın mevcut seçeneklerine hapsetmektir.
Nitekim Allah:
“Allah dilediğini yaratır ve seçer.” (Kasas, 68)
Ve:
“Allah her gün bir iştedir.”
(Rahmân, 29)
buyuruyor.
Dolayısıyla bugün kapalı görünen bir kapının arkasında, yarın hiç hesapta olmayan bir kapı açılabilir.
Bence bu sohbetin en güçlü cümlesi şu olabilir:
“Şeytan sana ‘Bu son fırsatın’ der. Allah ise ‘Bana karşı gelmekten sakınırsan sana bir çıkış yolu açarım’ der.
Sen hangisinin sözünü daha büyük kabul edeceksin?”
Ve bunun devamı:
“Allah’ın kudretini, bugün önümde duran seçeneklerin sayısıyla ölçmeyeceğim. Ben bir kapı göremiyor olabilirim; fakat bu, Allah’ın kapı açamayacağı anlamına gelmez.”
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
ALLAH KİMİ HİDAYETE ERDİRMEK İSTERSE ONUN GÖĞSÜNÜ İSLÂMA AÇAR
“Allah kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslam’a açar.”
(En‘âm 125)
Hidayet Allah’ın takdiri olduğu kadar, istemeye de bağlı olan bir güzellik.
“Ya Rabbi, istiyorum hidayeti.” dediği zaman kul, bu süreçte adım attı mı, onu istediği hâlde yarı yolda bırakma gibi bir şeyi Allah asla yapmıyor.
Yani, ahirette gözümüzü açtığımızda, oradaki müttakiler bir tarafa, bir de hidayet bulamamışlara döndüğümüzde aralarında;
“Ya, ben hidayeti çok istedim aslında da, yani işte benim zekâ seviyem yeterli değildi, o yüzden olmadı. Koca ömrümde çaba gösterdim bu iş için ama karmaşık geldi bana yani.
Bu böyle diferansiyel denklemi çözmek gibi geldi. Soyut, ne bileyim; matematik, geometri, fizik vesaire. Böyle hani altından kalkılamaz.
Bazı kimselerin aklının erdiği zor bir şey, hidayet; öyle kolay bir şey değil.” gibi bir şey olsa…
Yani, “Ya Rabbi, öyle bir hidayet ki, anlamıyorduk, çok karışıktı, çok uğraştık. Dünyada o kadar böyle hidayet diye kendisini bize sunan dinler vardı ki, hepsi hakk diyordu.
Günlerce ona çalıştım, günlerce ötekine çalıştım, çıkamadım işin içerisinden. Hepsi hakk gibi geldi bana. Ben gerçeği bilmek istememe rağmen isabet ettiremeyeceğimi görünce hepsinden vazgeçtim ve Senin huzuruna böyle geldim.” diyecek tek bir kimse bulamayacağız.
Çünkü, Allah Azze ve Celle diyor ki, bu hidayet o kadar net, o kadar hiçbir karışıklığa, şek ve şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktır ki, yeter ki insan “ BEN GERÇEĞİ MERAK EDİYORUM ” dediği anda Yaratıcı’ya yönelsin, iş bitiyor. Yani; niyeti yüksek tutmak / samimi olmak yetiyor.
SONUÇ ; Kul arar, yönelir, samimiyet gösterir; Allah hidayet eder, hidayeti artırır ve kulunu yolunda sabit kılar. (Ra’d 27)
Ve;
” Canım Rahman’ım ” veya
” Sevgilim ” diyebilenler O’nun dostlarıdır.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
RAHMAN’A KUL OLARAK GELMEYECEK YOKTUR
” Kim Tagutu inkar edip Allah’a iman ederse, kopmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. ” (Bakara 256, Lokman 22)
Biz bu sağlam kulpa yapışmayı önce kendimiz yaşamalıyız. Fıtratımız Allah’ın kelamıyla buluştuğunda O’nunla yaşamaya uygundur. Aynı Rabb’in kullarıyız.
Cenab-ı Hakk da kullarını başıboş bırakmamış; an be an; ” gözetleyendir ” (Ahzâb, 52)
Hakikati samimiyetle aradığımızda ümit kesemeyiz; zira, Allah kullarını kurtuluşa, esenliğe davet edip, şifa ve rahmeti üzerimize akıtacaktır.
“O gün Ruh ve melekler saf saf duracaklar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve doğru söz söyleyen kimse dışında hiç kimse konuşamayacaktır.” ( Nebe 38 )
Göklerde ve yerde olan herkes Rahmân’a kul olarak gelecektir.” (Meryem, 93)
Allah katında ayrı sınıflar yoktur; makam farklı olabilir fakat hepimiz aynı safta kullarız. Peygamberler ve melekler de buna dahil, sıra sırayız.
Allah’ın verdiği ilim, mal ve imkânlar üstünlük değil kulluğu güzel yaşamak için bir imtihandır.
Allah katında en değerliniz en takvalı olanınızdır.” (Hucurât, 13)
Rasûlullah sav “Allah suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)
Her nerede, ne yapıyor olursanız olunuz yönünüzü Allah’a dönünüz. Allah rızası her şeyde, her şeyde Allah rızasını arayınız.
Rızıktan şüphe uygun olmaz. Gayret ve tevekkül sabırdır, sevgiye yol açar.
Sevgi ise itaati kolaylaştırır.
Cumanız şimdiden mübârek olsun
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
Râşidûn (الرَّاشِدُون), Arapçada doğru yolu bulanlar, hidayet üzere olanlar, doğru ve isabetli hareket edenler demektir.
Kulun teslimiyeti sadece namazda, oruçta veya camide ortaya çıkan bir hâl değildir.
Asıl teslimiyet, hayatın her anında Allah’ın mutlak hâkimiyetini görebilmektir.
” O göktede ilah olandır, yerde de ilah olandır, hakîmdir alîmdir ” (Zührûf 84)
Gökte de yerde de (yaşamımızın her alanında) mutlak hüküm, kulluk ve itaat hakkı yalnız O’na aittir.
Çünkü Allah, kulunu korkuyla, açlıkla, mallardan ve canlardan eksiltmekle imtihan eder. (Bakara 155)
Bu imtihanlar rastgele değil, kulunu kendisine yaklaştırmak içindir.
Bu yol zorlamayla değil, sevgiyle yürünür.
Allah Kuran’la tanındıkça sevilir. Azameti insana haşyet verirken, rahmeti ve cemali sevgiyi artırır = VEDÛD
“Fakat Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsledi; küfrü, fâsıklığı ve isyanı size çirkin gösterdi. İşte doğru yolu bulanlar onlardır.” (Hucurât 7)
Eş de, evlad da, mal da Allah verdiği için sevilir. Böyle olunca Allah, alsa da kul isyan etmez; çünkü veren de O’dur, alan da O’dur.
Sevgi ALLAH’IN ZATINADIR. Verilene alınana değil.
İşte bu noktada ibadet yük olmaktan çıkar, teslimiyet tabiat hâline gelir.
Kuran’ın hedeflediği raşidûn:
– Kalbi imanla güzelleşmiş,
– Küfür, fısk ve isyandan nefret eder hâle gelmiş,
– Allah’ın razı olduğu istikamette yaşayan,
– Manevî olgunluğa erişmiş kimseleri ifade eder; (Âl-i İmran 104)
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Biz hiç iyiyiz, siz hep nasılsınız?
Hz. Peygamber’in (sav) Gönderiliş Amacı:
– İnsanları Allah’a Davet Etmek
O’nun davetinin özü tevhid idi : La ilahe – sahte ilahları yıktırarak / illallah, “Allah’tan başka ilah yok” diyerek insanların yalnız Allah’a kul olmalarını sağlamaktı.
Rasulüllah’ın sav ve devamında gelen İslam’î devletlerin bütün savaşları insanların hür iradelerini kullanabileceği bir ortam sağlamak için tağut ve diğer sahte ilahları ve yönetimleri yıkmaya yönelikti = Küfürle Savaş
“..Kim tâğûtu inkâr edip Allah’a iman ederse.. (Bakara 256)
Tevhid deki gibi önce tağutun inkarı, sonra Allah’a iman gerekiyor.
” Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih Suresi, 8)
– Kur’an’ı Tebliğ Etmek:
Peygamber Efendimiz kendi adına konuşmadı; Allah’ın vahyini eksiksiz yazdırdı ve tebliğ etti.
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.” (Mâide 67)
Onun görevi yeni bir hakikat üretmek değil, Allah’ın mesajını insanlığa ulaştırmaktı.
– Kalpleri Tezkiye Etmek;
Rasûlullah’ın hedefi :
“Onlara ayetlerini okur, onları arındırır, Kitabı ve hikmeti öğretir.” (Âl-i İmrân 164)
İslam, bilgi kadar ahlâk ve kalp terbiyesidir.
– Allah’ı Tanıtmak:
Kur’an’ın en büyük konusu Allah’tır. Peygamberimiz insanlara Rablerini tanıttı; O’nun rahmetini, kudretini, adaletini ve sevgisini anlattı.
Allah tanındıkça ve anlaşıldıkça (Marifetullah) doğar, bundan da güven ve (muhabbetullah) doğar, böylece teslimiyet kolaylaşır.
– Tevhidi Hayata Yerleştirmek;
İbadet, ahlâk, ticaret, aile ve toplum/devlet hayatı… Hayatın hiçbir alanı Allah’ın hâkimiyetinin dışında değildir.
“De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm 162)
– Güzel Ahlâkı Tamamlamak
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta’, Hüsnü’l-Huluk 8)
Merhamet, doğruluk, sabır, affedicilik ve emanet onun hayatında en güzel şekilde yaşandı.
– İnsanları Allah Sevgisine Ulaştırmak:
İmanın kemâli “la ilahe illallah”tır. Peygamberimiz insanların Allah’ı tanımasını, anlamasını ve severek hür iradeleriyle kulluk etmelerini istedi.
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin…” (Âl-i İmrân 31)
– Rahmet Olmak:
Rasûlullah sadece müminlere değil, bütün insanlığa, cinlere ve mahlükata rahmet olarak gönderildi.
“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 107)
Onun hayatı; affın, şefkatin, adaletin ve merhametin canlı örneğidir (Rauf ve rahim)
– İnsanları Ahirete Hazırlamak:
Dünya geçici, ahiret ise ebedîdir. Peygamber Efendimiz insanları yalnız dünya başarısına değil, Allah’ın rızasına ve ebedî kurtuluşa yönlendirdi.
Onu tanımak ve tabi olmak; sadece hayatını öğrenmek değil; getirdiği mesajı anlamak ve yaşayarak Allah’a daha yakın bir kul olmaya çalışmaktır.
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet