Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Nasılsınız?
İmam-ı Âzam’ın o tesbihatı ne kadar güzeldir:
“Sübhâne men yerânî ve ya’rifu mekânî. Ve yerzukunî ve lâ yensânî.”
“Beni gören Allah ne yücedir. Yerimi bilen Allah ne yücedir. Beni rızıklandıran Allah ne yücedir. Beni unutmayan Allah ne yücedir.”
İnsanın kalbine huzur veren ne büyük bir zikirdir. Çünkü kul bilir ki, koca dağın altında olsa, ıssız bir çölde bulunsa, denizin ortasında yapayalnız kalsa, hatta hiçbir insanın kendisinden haberdar olmadığı bir yerde bulunsa bile, Allah Azze ve Celle onu görmektedir, bilmektedir ve hiçbir zaman unutmamaktadır.
Bunu nereden anlıyoruz? Kanımız dolaşıyor, kalbimiz atıyor, nefes alıp veriyoruz. Her an bizi yaşatan Allah’tır. Bir an olsun bizi kendi hâlimize bıraksa, hayatımız sona ererdi. Demek ki Rabbimiz her an bizimle ilgilenmekte, bizi ayakta tutmakta (Hayy ve kayyum) ve rahmetiyle kuşatmaktadır.
Allah Azze ve Celle’nin kapsama alanı dışında hiçbir şey, hiçbir yer yoktur.
“وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ”
“O’nun Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır.” (Bakara 255)
O’nun ilmi, kudreti, hâkimiyeti azameti ve yönetimi gökleri de yeri de kuşatmıştır.
Hiçbir olay O’nun bilgisi dışında gerçekleşmez.
Yine Rabbimiz buyuruyor:
“وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ”
“Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.” (Hadîd 4)
Canın sıkıldığında da biliyor, üzüldüğünde de biliyor. İçinden geçenleri söylemesen bile biliyor. Hatta bazen insan kendisini bile tam anlayamazken Allah onu en iyi bilendir. (Sır ve ahva -Ta ha 7)
Bu yüzden Rabbimize bir şeyi haber veriyormuş gibi dua etmiyoruz. O zaten her şeyi biliyor.
Dua, Allah’ın bilmediğini bildirmek için değil; kulun aczini itiraf etmesi, ihtiyacını arz etmesi ve kulluğunu göstermesi içindir.
Allah Azze ve Celle sanki kuluna şöyle buyuruyor:
“Her şeyi biliyorum. İçinden geçenleri de biliyorum. Yaşadığın sıkıntıyı da biliyorum. Bu süreci de bilerek takdir ettim. Hiç bir şey kontrolümün dışında değil. Sen sadece vazifene sımsıkı sarıl, kulluğunu yap, bana güven ve teslim ol.”
İşte mümine düşen de budur: Sebeplere sarılmak, vazifesini en güzel şekilde yapmak, sonucu ise Allah’a bırakmaktır.
Rabbimizin vaadi açıktır:
“فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ”
“Öyleyse sabret. Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır.” (Rûm 60)
Sabır, pasif beklemek değildir. Sabır; Allah’ın hikmetine güvenerek doğru yolda sebat etmek, imtihanın içinde teslimiyeti kaybetmemektir.
Çünkü biliriz ki bizi gören, yerimizi bilen, rızkımızı veren ve bizi asla unutmayan bir Rabbimiz var.
Böyle bir Rabb’e sahip olan kul, hiçbir zaman sahipsiz değildir.
Allah’ın sizi unutmadığı gibi siz de O’nu; severek, zikrederek, emrine itaat ederek, bütün yetkiyi O’na verip O’ndan başka ilah tanımayarak iman edin..
Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
Ahi Kul Ahmet