ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

ZALİM ÇANAKKALE’NİN CUMHURİYETE RAHMETİ


Popüler Aramalar

Can’la Kazanılan Zalim Savaş

1915 yılında 500 000 kişilik bir orduyla Rusya’ya yardım etmek ve bu arada Osmanlı’yı da saf dışı bırakmak amacıyla 18 parçalık zırhlı gemilerle Çanakkale’ye saldıran İngiliz, Fransız, “kimi bilmem ne bela”, “bütün akvamı beşer”, karşısında Anadolu’nun saf, temiz, imanlı, ahiret merkezli düşünüp şehit olmaya and içmiş, yürekli yavrularının göğüslerini bulmuştur. Her kurşuna bir beden, her top mermisine bir batarya feda ederek kıyıya parelel döşenen son 26 mayınla, Seyyit Onbaşının 275 kiloluk mermisi son noktayı koymuştur.

Arkasından gelen dar bir alanda yoğun bir asker sayısıyla kurşunların havada birbirine geçtiği, bir günde 16 000 askerin şehadet mertebesine erdiği (Kırşehir’de Cingi’nin Rahmetli Mehmet amca anlatmış), sekiz metrelik mesafede mevzilerde ölümün muhakkak olduğu halde gözünü kırpmadan fütursuzca ileri atılan anadolu yiğitleri, 29 000 canını bombanın sesinden, kalan 138.000 kişiyi de kurşunlara feda ederek bu amansız yaman savaşı kazandı.

Çanakkale savaşı halkın bütünüyle topyekün olarak katıldığı bir millet, bir ümmet savaşıdır. Ruhu itibariyle ise İslam’ın savaşıdır. Hilalin savaşıdır. Şehadet şerbetinin kase kase içildiği, fütursuzca ölüme koşulduğu, bir günde onbinlerin feda edildiği, siper olarak bedenlerin, etlerin, göğüslerin gerildiği ne yaman, ne zalim savaştır o.

Çanakkale’nin Cumhuriyete Etkileri

-Mehmetler, Kürt Memolar, Çerkez Şamil’ler, Laz Temeller birlikte savaştık. En çok katılanlar orta Anadolu’dan. Onlar en güvenilen ve en vatanseverler. Fakat nimet külfet dengesi daima onların aleyhine oldu. Osmanlı’da da Cumhuriyette de. Ulusal nankörlük…

-İkinci olarak o gün birlikte savaşan kürtlerle bugün neden ayrılık rüzgarları estiriliyor aramızda. Araplar da ayrıldılar gidip İngiliz’lerin sömürgesi oldular. Bağımsızlık için 60’larda mücadele ettiler fakat bu sefer de krallar ve despotlardan kurtulamadılar. Şimdi yine toplumsal bir uyanış içindeler fakat yerine neyi koyacaklarını yine bilmiyorlar. İnşallah iradeleri serbest olursa doğruya ulaşmak güç olmaz. Yeter ki irade fesat olmasın.

-Büyük Savaşı uzatan bu savaştan üç yıl sonra İngilizler zorla geçemediği boğazları siyasetle nihai galip sayılarak geçecek ve İstanbul’u işgal edeceklerdir. Bu yönüyle bakıldığında “o zaman neden bu kadar adamı kırdırdık” denilebilir belki. Fakat Allah’ın da bir hesabı var. Bu son kaleyi yıkamayacaklardır. Çanakkale Savaşı’yla Rusya’ya yardım gitmeyince Ruslar’ın Almanlar’a yenilmesinin de etkisiyle iç karışıklıklar artacak ve Lenin 1917 Ekim devrimiyle komünistleri iktidara taşıyacaktır. Daha önce Rusya’nın nüfuz sahasına verilen Anadolu’nun önemi birdenbire artacak ve kapitalist dünya korktuğu komünizme güneyden bir set çekebilmek için milli sınırlar içinde kalan sınırlı bir Türk Devletine razı olacaktır: Şartlar koyarak!

-Böyle bir Milli sınır yoktur aslında. Bu çerçevede doğuda Kazım Karabekir Paşa Ermeniler’le yalnız kaldığı için rahat bir galibiyet alıp onları doğunun dışına itecektir. Batıda da Yunanlı’lar yalnız kalmıştır. İngilizler, Yunanlı’ları Sakarya cephesine çekilmeye ikna edeceklerdir. Yunanlı komutan ısrarla “İzmir – Eskişehir istikametine çekilelim” demesine rağmen merkezi kontrol eden İngilizler, Yunanistan’dan talimatı “Sakarya tarafı” olarak verdirirler. İşte bu onların intiharı demektir ve öyle de olur. Geyve’de Sakarya ırmağında sıkışırlar ve kaçacak yer olmayınca imha edilmeleri zor olmaz.

-Bütün bunların İngilizler tarafından Türklere karşılıksız olarak verildiğini düşünmek çok büyük bir saflık olur. Resmi tarihin de sorgulanması gerekir. Taha Akyol “Ama hangi Atatürk” adlı kitabında İngilizlerin Anadolu’dan çekilmelerinin bir nedenini o zamanki Hindistan (Bugün Afganistan ve Pakistan)daki müslümanların Osmanlı için İngilizlere yaptığı baskıya bağlıyor. Bize göre bu baskı da bir olasılık olarak değerlendirilebilir şüphesiz. Ancak bizim tanıdığımız İngiliz siyaseti, sineğin yağını çıkarmadan bırakmaz. Her şeyi hesaplar. Çekilirken bile kendi gelecekteki politikasına uygun bir düzenleme yaparak çekilir. Kıbrıs’ta bile çekilirken bir askeri üssü kendine tesis ederek ayrıldı. Önceden doğrudan askeri işgalle yaptığı sömürüyü, öyle ki siz bu kez başkaldırarak bağımsızlığınızı kazansanız dahi, bu kez, yöntem değiştirerek aynı sömürüyü yeni formatlarında devam ettirmenin yollarını buluyor. Çok değişik bir millettir. İngilizleri iyi tanımak zorundayız.

İngilizlerin Terkederken Biçimlendirme Hedefi (Vermek İçin Aldıkları)

-İngilizler bizimle ilgili şu üç şeyden korkmaktadırlar. Birisi bütün Türki Cumhuriyetlerle birleşik bir Türk ya da Turan birliği (250 Milyon Türk ırkının birleşmesi-Enver Paşa’nın rüyası- Batı bizi bugün bile böyle görüyor ve sürekli kontrol etmenin yollarını arıyor)

-İkincisi ise petrol kaynakları da bulunan geniş bir coğrafyada Osmanlı ruhunun yeniden dirilmesi. Bu yüzden sadece Anadolu’ya sıkışmış petrolsüz bir Misak-ı Milli’yi onların belirlediğini düşünüyorum. Bizimkilerin Misak-ı Milli!sinin içinde; Suriye, Musul ve Kerkük de vardır. Fakat Lozan’daki mücadelelere rağmen gerçekleşen bugünkü sınırlardır.

-Üçüncüsü ise Türklerin İslam’la bütünleşmesi. İngilizler bütün planlarını Türklerle İslam’ı ayırmak üzerine yaptılar. Türkler son savaş Çanakkale’yi İslam’la kazanmışlardı. Yeni Türk Devletine izin verilecekti fakat dar bir alanda, petrolsüz ve İslam’dan da uzak tutulmalıydı.

- İslam’la Türkleri ayırmanın en temel aracı ise “laiklik” ti. (Bu konuda kesin bir bilgiye sahip değiliz, ancak buna istekli oldukları bütün dünya politikalarından açıkça çıkarılabilir diye düşünüyoruz)

Lazın birisi lokantada zeytini çatala batıramayınca bunu gören garson gelir ve çatalı batırır zeytini alır. Buna bozulan bizimki der ki: “Ben zeytini yordum da sen ondan yakaladın”der. İşte Çanakkale ile Kurtuluş savaşının misali aynen böyledir. Kurtuluş savaşı Çanakkale’de kazanılan zaferin gölgesinde, onun etkisiyle, onun kolaylaştırmasıyla kazanılan bir savaştır. Bu savaşlara biri Osmanlı’nın biri Cumhuriyetin savaşı demek asla doğru olmaz. Hepsi de bizimdir ve etkileri itibariyle birbirine yardımcı olmuşlardır. Allah rızası için canını veren yiğitlerin ve komutanların hiçbirini küçümseyemeyiz. Hepsinden Allah razı olsun ve mekanları cennet olsun.

Onlar “ahiret merkezli” davrandılar, canlarını verdiler. O canların gölgesinde yaşıyoruz bugün. Biz ise “dünyevileştik” ve bizim gölgemizde bir fakir aile bile yaşamıyor, belki bir sinek bile. Allah “zikrim” ile mutmain olursunuz dedi. Biz çok tüketerek mutluluk arıyoruz. Ve babamın dediği gibi “ölümü öldürüyoruz.” Neden ben? Hep başkası ölecek. Ve bir atalet, bir vurdumduymazlık, bir düşüncesizlik almış başını gidiyor. Nerdesin Çanakkale, sana değilse de senin ruhuna ihtiyacımız var. Onlar “ölmek Allah’ın kaderiyse neden kaçınalım” dediler. Biz de tembelliğimize “bu da Allah’ın kaderiyse ne yapalım” diyoruz. Aynı kader anlayışının bizi getirdiği iki farklı noktaya bak!.

Necip Çöllerinde aldığı haberle, gecenin ay ışığında, şehitlerle hasbi hal ederek, Peygamber efendimizle görüşerek anıt şiirini yazan Mehmet Akif dedemden de Allah Razı olsun mekanı cennet olsun. Görmeden nasıl “Sana âğûşunu (kucağını) açmış duruyor Peygamber” diyebilir ki?
Sonuç: Savaş zordur fakat tümden de yararsız değildir. Erdem; savaşmadan savaş ruhunu yakalayabilmektedir.

Sevgilerimle.

ZALİM ÇANAKKALE’NİN CUMHURİYETE RAHMETİ ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 3:45

ZALİM ÇANAKKALE’NİN CUMHURİYETE RAHMETİ Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç