ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

vergi rekortmenliği mi, yoksa faydalı insan faydalı işletme mesajı mı doğru?


Popüler Aramalar

Maliye Bakanlığı her yıl Gelir ve Kurumlar vergileri itibariyle öne çıkan 100 mükellefi, il bazında da benzeri şekilde en çok vergi veren mükellefleri ilan edip duyurmaktadır.

En çok verginin hesabı, en doğrusal şekilde, indirim ve istisnadan sonra oluşan nihai matraha göre hesaplanan vergilerin kıyaslamasıyla bulunmaktadır.

Bu hesaplama ve kıyaslamanın sağlıklı bir kıyaslama olup olmadığı konusunda tereddütlerimiz bulunduğundan hem bu konuya bir eleştiri getirmek ve akabinde de alternatif bir öneri sunmanın uygun ve yararlı olacağı düşünülmüştür.

İNCELEME

 

Yukarıda kısa olarak değinildiği üzere Maliye Bakanlığı’nın her yıl ilan ettiği en çok vergi veren Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi ilk 100 mükellef listesi ile illerde tespit edilen en çok vergi veren listesi ve onların basın yoluyla duyurularak onurlandırılmaları doğrusal bir ilişki üzerine kurulmuş, standart, ve neyi teşvik ettiği tam olarak kesin olmayan parasal bir ilişki üzerine kurulu bir sistem olarak görünüyor.

Önceki dönemlerde menkul sermaye iratlarının beyana tabi olmadığı dönemlerde sıkıntılı kazanç sahiplerine de ödül verildiği görülmüştü.

Şimdi de aynı sistem, başka bir şekilde, hizmet ve menkul sermaye elde etmiş kişileri ödüllendirir görünüyor.

A) BAŞARI MI, FAYDALI İNSAN MI?

 

Toplumda sürekli olarak “Başarı” modelli “öğrenci” ve “iş adamı” gibi modellemelerin tanım ve hitabı yapılmaktadır. Başarı elbette güzel ve takdir edilmesi gereken bir sonuç değerlemesidir. Ancak başarının bütün sonucunu ve sebebini kişi ya da kuruma bağlayarak ilahi ve dışsal bütün etkenleri en azından küçüksemek kısmen bir nevi inkar anlamı taşır bu sefer. Dolayısıyla yanlış olan şey başarının küçümsenmesi değilse de başarıya kilitlenmektir. Toplumda hala aileden devlete, devletten ticaret erbabına kadar başaranı yalnızca onun çalışmasına bağlayarak gereğinden çok takdir etmek ve onun psikolojisini bozmak, başaramıyanı da yine onun tembellik, iş bilmezlik hatta aptallığına bağlayarak cezalandırmak ve aşağılamak gibi son derece yanlış değerlendirmeler yapılmaktadır. Halbuki “faydalı insan” “faydalı işletme” kavramlarının üretimden kaliteye, kaliteden istihdama kadar bir çok ölçerlerin kullanılarak rakamların mesajını ulvi kavramlara yöneltmenin toplumun ruh sağlığından fiziki kalkınmaya, kalkınmadan toplumsal anlayış, güzellik ve gayretine kadar bir çok değişkeni umulmadık biçimde değiştirebileceği düşünülmektedir.

Bu anlayışın insan üzerindeki tanımlaması “ekonomik insan” değil “erdemli insan” dır ve toplumda asıl kabul görmesi gereken insan da bu olmalıdır. Aksi halde en çok kazık atan en çok kazanan oluyor ve ben bunu ödüllendiriyorum ki, buyursun devleti de en çok kazık atanlar yönetsin belki onlar daha çok başarılı olurlar!

Elbette erdemli insanın yeterli bir çalışma ve çabayı göstermesi de bir erdem olması gerektiğinden, o kişi zaten çalışmak zorunda hissedecektir kendini. Ancak bu insan işinde onun gerektirdiği sebeplere sarılacak fakat “sonuçlara karışmayacağı” için kendisine yapılan teşekkürlerden fazla etkilenmeyecek ve psikolojisi de bozulmayacaktır. Bunun bir adı var fakat rapor ciddiyetinde buna yer vermeden kibarca bunun “Kibir” oluğunu söylemekle yetinelim. Artık bu kibrin sermaye gücüyle “hırs” kavramının sultasına girmesi ve piyasada olmadık işler çevirmesi kaçınılmazdır. Bütün haksız rekabetler, öldürücü birbirini piyasadan silici sert tavırlar, aşırı reklamlar, aşırı riske yönelmeler buradan çıkar. Asıl sorun önce kişinin kendisinin hasta olmasıdır sonra da kendine verilen öğütlerin ikinci bir yanlışı oluşturmasıdır. Artık kanaat bitmiş, risk başlamıştır, büyümezsek rızkımız kesilir mesajı verilmiş ve bu yüzden faizle de olsa krediye girilecektir, işçiler yüzünden kazanamıyoruz mesajı onları sürekli çıkararak yeni ve ucuzlarını almaya iter. Bugün SPK Başkanı İMKB’ye kayıtlı şirketlerin %68’inin faiz kıskacında olduğunu söylüyor. Bu örnekler daha da artırılabilir. Demek istediğimiz şey, elinde büyük bir sermaye gücüyle piyasada ortaya çıkan kişi hastalıklı fikirlere sahipse elinde otomatik bir silahla öğrencileri ya da halkı tarayan adam gibi bir  etki yapar. Bu yüzden kişi ahlaklı olduğu kadar verilen öğütlerin de ahlaklı olması gerekir.

Erdem ve sağlam psikolojinin böylece tevazuya da dönüşmesi beklenir ki bu devlette hizmete, ticarette de makul fiyata, yerleşmiş bir yardımlaşma ve merhamete dönüşür. Bunlar da ahlakın fiziki ekonomiye katkıda bulunması anlamına gelir.

Temel unsur, yatarak kazanma güdüsü yerine, toplumu çalışarak, didinerek kazanma noktasına getirmek için devletin yalnızca “en çok”un yanına değil, gayretlinin de yanında olması ve sonucunda faydaya dönüşüp dönüşmediğinin de aranması gerekir.

 

B) SADECE KV VE GV TAM BİR ÖLÇERLİK İFADE ETMEYEBİLİR.

Uygulamanın sadece KV ve GV ile sınırlı tutulmasının işletmeleri kesin bir şekilde tanımlaması şüphelidir. Buradaki asıl soru şudur: Şahısların ya da işletmelerin sadece bu tanımlanan vergileri mi hangisinin çok ödediğini ölçeceğiz, yoksa vergi çeşitlidir deyip bütün ödenen vergilerin toplamının bir “VERGİ GAYRETİ” ya da “VERGİ ÖDEME GAYRETİ” olarak mı değerlendireceğiz?

Kanaatimce bu sorunun böyle yarım anlaşılmasının bir nedeni şudur. “KDV’yi zaten mükellef ödüyor ve muhtasar’ı da işçi ödüyor o halde ödeyenler başkası olduğuna göre bunların kişi ya da kurumun vergi başarısı olarak gösterilmesi doğru olmaz” denmeye getirilmektedir. Bize göre bu görüşler son derece sakıncalı görüşler olarak değerlendirilmelidir.

Bu ilk yüz tespitinin KDV ve Muhtasar yönünden de yapılmaması bir eksiklik olarak görünmektedir.

 

KDV ne kadar yansıtılırsa yansıtılsın işletmeler üzerinde gerçek bir finansman yükü oluşturur. İkinci olarak piyasa şartlarına göre yansıtma oranları %100 olmaz ve şartlara göre değişiklik gösterir. Zamanla da gittikçe nakit akımlı bir gelir vergisi niteliğine bürünür. İşletmelerin kısmen kayıt dışı da çalıştıkları bir gerçek olarak bilindiğine göre kayıtlı çalışanın ödüllendirilmesi gerektiği ortaya çıkar. Eğer illa ki “KDV devletindir” gibi keskin ve nereye gideceği belli olmayan, işletmeyi inkar eden vergi bir anlayışıyla verginin tanımlanması halinde bile bu verginin kişi ya da kurumlarca tahsil edilerek dürüstlük ölçüsünde mali idareye yatırılması bile takdir edilmesi gereken bir davranıştır. Söylenecek söz: “Siz bu vergileri bize kazandırdınız. Teşekkür ederiz”’den öte bir şey olmayacaktır. Bu söz de kıymetlidir ve esirgenmemelidir.

 

KDV oranlarının farklılıklar göstermesi nedeniyle bu vergide matrahın vergi ile orantısının kıyaslamaya konu olması, reel ekonomiyi kavramak anlamına gelecektir ve önemlidir. Matrahı esas alan bir hesaplama bütün sektörlerin ortak kıyas noktası olabilir. Her sektör itibariyle de bir kıyaslama yapılabilirse de bununla baş etmek zor olacağı için matrah / vergi oran kıyaslaması iyi bir ölçü olabilir.

ÖTV ödeyen petrol ürün ticareti ile araç imalatı ve benzeri imalat ile uğraşan işletmelerin durumları da bundan farklı değerlendirilmemelidir. ÖTV’nin de işletmenin finansman ve karlılık ve satış miktarı, satış fiatı üzerinde değişik belirleyici etkiler yarattığı unutulmamalıdır. Bunların hepsi birer yük veya bedeldir. İşletmeler tahsildar ya da muhasebeci olarak görülmemelidir. Devletin kasasına girdiğinde onun olabilir belki. O ana kadar geçen bütün sıkıntılar ise işletmede yüke dönüşür. Satışları etkiler, ciroyu düşürür, finansman sorunu yaratır, yansıtılması sorun olur vesaire vesaire. Ödüllendirilmeleri de kuvvetle gerekir.

Şu an ki sisteme göre açıklanan vergi rekortmenleri listesi üç tane sanayi kuruluşu ile aracı kuruluşlar ile bankalar ve benzeri hizmet sektörünü ve bazı menkul sermaye iradı sahiplerini öne çıkardığı görülüyor. Gelir vergisinde de yatarak kira geliri alan ev sahiplerini baş tacı ediyor. Bu listeye bakarak “bu ülkenin durumu şudur” demek çok saçma bir sonuca bizi götürebilir belki de. O halde saçma bir sonuca göre öne çıkanları yanlış olarak neden “Takdir” ederek ödüllendireyim ki?

GV Diğer taraftan kar dağıtımının bile bu şekilde yüksek paylı ve az sayıdaki ortağa verilmesinin hiç bir ekonomik anlamını insanlar anlayamamaktadırlar. Çünkü bu paraya insanlar önce “bu kişi bu parayı tek başına ne yapacak ki” gibi bir gereklilik sorusuyla yaklaşmaktadırlar. “çok kazanmış aferin” ya da “çok beyan etmiş aferin” kavramları burada beyan, gayret ve iyilikle mücehhez hale gelmeyince istenilen fikri olgunluk oluşmuyor. Örneğin tekeller de çok kazanır fakat olumsuz imajı gidermek için hayır işlerine zaman ve para ayırır. Bunun gibi. Diğer yandan alınan kar payı atalete sevkedilen bir para olarak ilk planda işlem görecek ve dönüşürse bir yatırıma dönüşene kadar dahi atıl nakit değerlendirme yerlerinde (faiz, döviz ve benzeri) değerlendirilecektir. Halbuki sistem normal olarak karın sermayeye ilave edilerek reel ekonomide kalmasına ilişkin tedbirlerle doludur ve bu anlamda kurumlar vergisi, gelir vergisi oranlarına göre nisbi bir düşüklüğe bile getirildi.. Dolayısıyla ortada bir çelişki vardır. İnsanlar “birinci olmak için mi kar dağıttırmaktadırlar” sorusunu akıllarına getirmektedirler.

Biz elbette Gelir Vergisinde kar dağıtımlarını ve atıl kaynak sayılan faiz ve benzeri gelirleri eleştirelim gibi bir şey söylemiyoruz. Sistemin gerçek çalışmayı ödüllendirerek, ekonomide elini taşın altına koyanla yatarak kazananın bir tutulmaması gerekir diye de düşünmüyor değiliz.

Muhtasarda ise ödenen ücretlerin vergisini işçinin ödediği konusu tartışmalı olduğu için bunun bir istihdam vergisi olarak işverence yüklenildiğinin kabulü gerekir. İşin aslı bir bilançonun bir tarafına karın yanına çalıştırılan işçi sayısının ilave edilmesi de ne kadar anlamlı olurdu? Bir işveren için “ben şu kadar kişiye iş ve aş veriyorum” demesi yöneticilerde süper kıymetli bir anlam ifade edebilmelidir. İnsanlar bu düşünceye getirilebilirlerse işletmenin sadece kar amaçlı bir kuruluş olmadığı sosyal fayda yönününde kısmen ağırlığının bulunması gerektiği anlaşılır ve en ufak bir krizde ücretleri kısmak ya da işçi çıkarmak yollarına gitmeyebilirler. Bunlar anlayışın ekonomik yansımsıdır ve ciddiyetle değerlendirilmelidir.

Diğer taraftan mükellefler fiilen ödediği gayri safi vergi yüküne karşı daha hassastırlar. Vergi yükündeki fiili ağırlık ise gelir tutarına ödenen verginin oranı kadar gelirin hangi alt gelir gurubunda bulunduğunun da ayrı bir önemi vardır. Şöyle ki; asgari ücret alan bir kimsenin komik olan asgari geçim indirimi düşüldükten sonra %15 oranında hesaplanan vergisi ile 100 milyar yıllık ücret alan bir banka müdürünün ortalama diyelim %30 oranındaki oran farkının bu kişiler üzerinde yaptığı etki bir olmaz. Bu yüzden Maliye Bakanı düzenlediği ödül töreninde bir asgari ücretliyi, yiyeceği ekmekten kesilerek alınan vergilerden dolayı temsili olarak tebrik etmelidir. Yani asıl mesaj, bu ülke için katlanılan bedelin “ne kadarla ne” olduğu mesajıdır. Yani “fedakarlık” ölçüsü kullanılmalıdır. Zenginlik elbette kötüdür diye bir şey düşünülemez. Zengin ve fakirin, birlikte, toplumu birleştirici bir mesaja dönüşmesi süper bir görüntü olur. Teşekkür kadar onların temsil ettikleri kitlelerin kişilikleri üzerinde son derece olumlu etkiler yapar.

C) FORMÜLÜN OLUŞUMU

 

Yukarıda sözkonusu edilen vergilerin Gelir, Kurumlar, KDV, ÖTV, Muhtasar olarak tamamının dilenirse ayrı ayrı ve zamanında açıklanması düşünülebilir.

İkinci olarak bütün vergilerin birleştirilerek tek bir toplama ulaşılması da diğerine göre daha sağlıklı bir ölçer olabilir. Bu toplamı “VERGİ ÖDEME GAYRETİ” olarak adlandırabiliriz. Bu kavramın bir gayreti ölçümlemesi ona ahlaki bir değere daha yaklaşılmış bir özellik de katar. Fakat fedakarlık ölçüsünü tam ifade etmez.

 

Üçüncü olarak düşünülebilecek formül; biraz daha karışık olsa da gayreti ölçme anlamında daha ileri olduğu kabul edilmelidir. Bu formülde ciro ve aktif toplamın diğer vergi toplamları ile birleştirilmesi düşünülmüştür. Bu birleştirme bir toplama işlemi değil kıyas anlamında bir oranlamadır. Bu işlem için bir değerleme ölçüsünün kullanılması uygun olur. Bu ölçü belli büyüklüklerin ortak bir katsayıdan oluşan standarda getirilmesiyle oluşur. Buradan elde edilen rakama “KAZANÇ / VERGİ GAYRETİ” denilebilir. Kar oranlarındaki farklılık ise teknik bir çalışma ile ortak bir katsayıya getirilebilir.

Dördüncü ve daha ileri bir değerleme ölçüleri düşünülebilir ki bu noktada artık kısmen vergi bağlamının toplam içindeki değeri azalmaya uğrar. Yukarıda anılan unsurlara ilave edilmesi gereken yeni şeyler; işçi sayısı ve ücret düzeyi, sektördeki kalite ve müşteri memnuniyet ve hizmetinin ölçülebilir bir katsayıya bağlanması, fiat düzeyinin sektörde kalite ile orantılı olarak düşük olması, üretimin miktar olarak seyri, kapasite kullanım oranı, verimlilik katsayısı, iyilik tutarı gibi temel ölçerlerdir. Burada iyilik kavramı yine bütün unsurlardan neşet eden ve kısmen de toplumun iyilik hizmetlerinden bazılarını karşılayan bir ifadedir. İyiliğin yalın kat faydalı harcama olarak “bu ferdi bir tavırdır, kişi dileği gibi harcama yapmakta hürdür” demek konuyu basite indirgemek olur ki iyiliklerin kurumsallaşması kişi ve işletmelere daima bir kredi ve zenginlik olarak döner ve toplumda iyiliğin yaygınlık kazanmasını sağlamak gibi son derece önemli bir rol de oynar. Çocuk yere indirilecek kadar serbest, gözle takip edilecek kadar ilgiye muhtaçtır.

İyilik tanımlamasını biz burada tam belirlemek istemedik. Zira bu kısmen objektif verilerle olduğu kadar zaman, çaba, fedakarlık, iyi niyet, dürüstlük, gibi subjektif unsurlardan oluşması daha uygundur. Biz bu değerlemeyi Selçuklu ve Osmanlı’yı 800 sene taşımış ve ticaretle ahlakı, faydayı, iyiliği seviştirmiş bir sivil toplum örgütü olan AHİLİK bünyesinde değerlendirmek istiyoruz. Buna ilişkin değerlendirmelerimizi gerekli araştırmalarımızdan sonra ayrı bir rapor olarak kaleme alacağız.  

Bu sonuncu olarak zikredilen ve  vergiden biraz uzaklaşmış olan, ismini şimdilik koymadığımız değerleme unsurlarının Maliye Bakanlığı yerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca değerlendirilmesi daha uygun olur düşüncesindeyiz.

III-SONUÇ

Maliye Bakanlığı her yıl değişik vergiler itibariyle öne çıkan mükellefleri gerek il bazında ve gerekse ülke bazında en çok vergi veren mükellefleri Vergi Rekortmenleri olarak ilan edip taltif etmektedir.

Bu değerlendirme ve taltif etmenin beraberinde bazı eksik kalan unsurlar içerdiği, daha mükemmel bir değerlendirmenin gayret, fayda ve erdem noktasında temin edilmesinin yine kalkınmaya dönüş yapacağı anlaşıldığından;

1- Gelir, Kurumlar, KDV, ÖTV, Muhtasar olarak bütün vergilerin tamamının dilenirse ayrı ayrı ve zamanında açıklanması,

2- İkinci olarak bütün vergilerin birleştirilerek tek bir toplama ulaşılmasının “VERGİ ÖDEME GAYRETİ” olarak değerlendirilip açıklanması,

 

3- Üçüncü olarak ciro ve aktif toplamın diğer vergi toplamları kıyas yapılarak oranlanması düşünülebilir. Bu işlem için bir değerleme ölçüsünün kullanılması uygun olur. Bu ölçü belli büyüklüklerin ortak bir katsayıdan oluşan standarda getirilmesiyle oluşur. Buradan elde edilen rakama “KAZANÇ / VERGİ GAYRETİ” denilebilir. Kar oranlarındaki farklılık teknik bir çalışma ile ortak bir katsayıya getirilebilir.

4- Dördüncü ve daha ileri bir değerleme olarak adlandırılabilecek bir ölçek düşünülebilir ki bu noktada artık kısmen vergi bağlamının toplam içindeki değeri azalmaya uğrar. Yukarıda anılan bütün vergi toplamlarına ilave edilmesi gereken yeni şeyler; işçi sayısı ve ücret düzeyi, sektördeki kalite ve müşteri memnuniyet ve hizmetinin ölçülebilir bir katsayıya bağlanması, fiat düzeyinin sektörde kalite ile orantılı olarak düşük olması, üretimin miktar olarak seyri, kapasite kullanım oranı, verimlilik katsayısı, iyilik ölçüsü gibi temel ölçerlerdir.

İyilik tanımlamasını biz burada tam belirlemek istemedik. Zira bu kısmen objektif verilerle olduğu kadar zaman, çaba, fedakarlık, iyi niyet, dürüstlük, gibi subjektif unsurlardan oluşması daha uygundur. Biz bu değerlemeyi Selçuklu ve Osmanlı’yı 800 sene taşımış ve ticaretle ahlakı, faydayı, iyiliği seviştirmiş bir sivil toplum örgütü olan AHİLİK bünyesinde değerlendirmek istiyoruz.

5- Bu dördüncü olarak zikredilen ve  vergiden biraz uzaklaşmış olan adı konmamış değerleme ölçeğinin Maliye Bakanlığı yerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca değerlendirilmesi daha uygun olacağı,

6- İnsanlar aslında en çok vergi veren insanların toplum huzuruna çıkarılarak manevi olarak takdir de edilmeleri beklenirken;

-kazancın yüksek fiyat uygulanarak elde edildiği şüphesi, insanların kötüye kullanıldığı, firmaların fiyatlarda rekabet yerine anlaştığı, makul fiyat uygulanmadığı,

-karın işletmede bırakılarak yeni yatırımlara konu edinilmesi gerekirken adını duyurmak için kar dağıttırarak listeye girme gayretlerinin bulunduğu, on tirilyonu bir kişinin ne yapacağının anlaşılabilir bir şey olmadığı, dolayısıyla toplumda iyi duygularla anılmadığı, hayırlarla birleşmediği, faydalı insan ve faydalı işletme kavramları mesajının topluma verilemediği,

7-Mevcut bir çok ilde devletle iş yapan noterlerin ve eczacıların kaçıramadıkları için kerhen birinci geldikleri (Örn. Kırşehir’de böyle)

8-Vergi tevkifatlarının yaygınlık kazanması ve ölçüyü taşması nedeniyle insanlarda vergi verme kaynaklı vatandaşlık duygularının gelişmediği ve değerlendirmelere de alınmadığı,

9-Mevcut sistemin ülke bazında genel olarak ataletin söz konusu olduğu faiz, rant, kısmen de hizmet sektörlerini öne çıkardığı, reel sanayi sektörlerini kazandırmıyor ya da gizliyor konuma soktuğu,

10-Yüksek karların işçi ücretlerinin asgari ücret uygulanarak düşük tutulduğu ve sürekli işçi çıkarıp tekrar aynı veya başkasını alan ve kıdem tazminatından kaçınarak ücret maliyetlerini insan haklarını çiğnemeden çiğneyecek uygulamalar yaptığı, bu parelelde kurumsallaşmış işletmelerde dahi işçilerin iş gücü müteahhitlerine verilerek düşük ücret ve sendikal haklardan mahrum bırakıldıkları,

11- Gelir azlığının da etkisiyle borçlanmanın yeni sıkıntılara yol açtığı bir isyan duygusu gibi nedenlerle insanlar umulmadık bir şekilde öne çıkan insanlara “HASET” duygusuyla bakmaktadırlar.

12-Bu haset duygusunu azaltmanın bir yolu olarak ilan edilen kazanç ve vergiden bir miktar da hayır (doğrudan fakire, sanat vakıfları değil) yapılmasının da birlikte ilan edilmesi düşünülebilir. Kültür ve sanat faaliyetleri insanları ilgilendirmiyor. Ama aç ve açıktaki bir fakire yardım, gönüllerdeki merhamet duygularını daha çok tatmin ediyor. Yüksek bir vergi ödenmesine rağmen “ödenen bu vergi Maliye Bakanını ilgilendirir” deyip çıkıyor. Çünkü bunda kendi asgari ücretine bir ilave olmayacağını biliyor. Bir de bütçe dağılımı konusunda bir şeyler biliyorsa tamam. Sonuç olarak “bana yansıyana bakarım” anlayışı doğrusal bir korelasyon oluşturuyor ve yapılacak şeylerin bu anlattıklarımıza göre birlikte ve birleştirilerek önerilen formüllerin oluşturulması ve yapılacak konuşmaların da zengin ve fakiri birlikte kucaklayacak şekilde bir mesajla içerik kazandırılması,

13-İnsanlardaki “haset” duygularının törpülenerek “faydalı insan” “faydalı işletme” kavramlarının üretimden kaliteye, kaliteden istihdama kadar bir çok ölçerlerin kullanılarak rakamların mesajını ulvi adalet, yararlılık, ahlakilik gibi kavramlara yöneltmenin toplumun fiziki kalkınmasından, kişisel ve kurumsal ruh sağlığından anlayış güzellik ve gayretine kadar bir çok değişkeni umulmadık biçimde değiştirebileceği düşünülmektedir.

14-YORUM

Olaylara temel bakış unsuru nasıl olacak? Faydası var diye yatarak kazanma güdüsünü mü destekleyeceğiz? Yoksa onun yerine çalışarak kazanma ve faydaya dönüşme hususunun mu temel gaye edinilmesi gerekir? İddia ve benzeri şans oyunlarının bu kadar yaygınlık kazanması sadece bir heyecan duymak olarak mı yorumlanmalı, yoksa kısa yoldan köşeyi nasıl dönerimin tutturarak “helal olsun”a dönüşmesi mi? Devlet açılmasına izin verdiği iddia bayi sayısı konusunda anılan kurumun yasa gerekçesinde belirtilen “kumarı sadece tatmin edip kontrol altında tutacak kadar” ifadesi çoktan aşılmış, devlet kumarı bir gelir sağlayan kaynak olarak görmeye başlamasıyla bugün artık toplum sağlığını bozacak düzeylere gelmiştir. Oynayanların yüzde sekseni 18 yaşın altındaki baba parasıyla geçinen gençlerdir. Bu mesajı böyle alan genç iş bulsa bile beğenmeyerek aileye bir on sene daha muhabbet etmenin bilinç altı güdülemesine esir olmaktadır. Batı’daki gibi 18 yaşa gelince ev kirası, mutfak parası daha olmadı git evini tut da olmadığı için aile muhabbet mi edeceğini yoksa azarlayacağını mı şaşırmış bir halde sessizce üzüntüleri oynamaktadır.

Toplumda sürekli olarak “Başarı” modelli “öğrenci” ve “iş adamı” gibi modellemelerin tanım ve hitabı yapılmaktadır. Başarı elbette güzel ve takdir edilmesi gereken bir sonuç değerlemesidir. Ancak başarının bütün sonucunu ve sebebini kişi ya da kuruma bağlayarak ilahi ve dışsal bütün etkenleri en azından küçüksemek kısmen bir nevi inkar anlamı taşır bu sefer. Dolayısıyla yanlış olan şey başarının küçümsenmesi değilse de başarıya kilitlenmektir. Toplumda hala aileden devlete, devletten ticaret erbabına kadar başaranı yalnızca onun çalışmasına bağlayarak gereğinden çok takdir etmek ve onun psikolojisini bozmak, başaramıyanı da yine onun tembellik, iş bilmezlik hatta aptallığına bağlayarak cezalandırmak ve aşağılamak gibi son derece yanlış değerlendirmeler yapılmaktadır. Halbuki “faydalı insan” “faydalı işletme” kavramlarının üretimden kaliteye, kaliteden istihdama kadar bir çok ölçerlerin kullanılarak rakamların mesajını ulvi kavramlara yöneltmenin toplumun ruh sağlığından fiziki kalkınmaya, kalkınmadan toplumsal anlayış, güzellik ve gayretine kadar bir çok değişkeni umulmadık biçimde değiştirebileceği düşünülmektedir.

Bu anlayışın insan üzerindeki tanımlaması “erdemli insan” dır ve toplumda asıl kabul görmesi gereken insan da budur. Elbette erdemli insanın çalışması da bir erdem olması gerektiğinden o zaten çalışacaktır. Ancak bu insan işte sebeplere sarılacak fakat “sonuçlara karışmayacağı” için teşekkürlerden fazla etkilenmeyecek ve psikolojisi bozulmayacaktır. Erdem ve sağlam psikolojinin tevazuya dönüşmesi beklenir ki bu devlette hizmete, ticarette de makul fiata yerleşmiş bir yardımlaşma ve merhamete dönüşür. Bunlar da ahlakın fiziki ekonomiye katkıda bulunması anlamına gelir.

Temel unsur, yatarak kazanma güdüsü yerine, toplumu çalışarak, didinerek kazanma noktasına getirmek için devletin yalnızca “en çok”un yanına değil, gayretlinin de yanında olması ve sonucunda faydaya dönüşüp dönüşmediğinin de aranması gerekir.

Toplumu çalışarak, didinerek kazanma noktasına getirmek ve çalışarak “helal ettirmek” dururken tutturarak “helal olsun” noktasına getirilmemesi gerekir. Bu yüzden  devletin de yalnızca “en çok”un yanında değil, en gayretlinin de yanında görmek hatta gayretliyi öne çıkarmak bile gereklidir, zarurettir.

Devlet para ile değil, adalet, merhamet, ahlak gibi ulvi değerlerle yönetilir. Bütün mali kaynaklar bu ahlaki değerlerin zamanında ve yerinde hakkaniyetle uygulanmasıyla bu değerleri takip eder.

Kanunların her tarafında son derece adaletsiz maddeler bulunmaktadır. Bunların da adalet noktasına getirilmesi için çalışmalar yapılması gerekir.

Oranlar yüksek, reklam ve faiz giderleri maiyetler içinde önemli hale geldi ve bu kalemlerin sınırlandırılması gerekir. Vergilerin nevri döndü ve dolaylı vergiler Avrupanın tersine 2/3 dolaylı vergilerin lehine döndü. 50 milyon seçmeni, zengin – fakir ayırmadan KDV mükellefi yaptık. Vergi tekniği ve kolaylığı adı altında 7 milyon stopaj mükellefi oluştu ve vergi ödeme bilincini yok ediyor. Bir taraftan da sistemde vergi güvenlik önlemleri kalmadı. Uygulanan sistemler de hep dar gelirlinin aleyhine sonuçlandı. Şirketlerin ciro ve aktif toplamları üzerinden bir güvenlik önlemi geliştirilebilir.  Onlar yatırım yapacaklar diye bundan kaçınmak sistemin bir tuzağıdır. Dikkat edilmesi gerekir. yatırımlar güvenlik, adalet ve canlı bir piyasa ile sağlanır. Yatırımların tercih sıralamasında vergi 5. sıradadır. Bu yanlış mesaj sürekli olarak çıkarı olan birileri tarafından pompalanmaktadır. Devlet vergiyi zenginden almasının zorunlu bir adalet olduğunu, bunun sonuçlarının da yine ekonomik canlanmaya dönüşeceğini bilmeli ve idrakine yerleştirmelidir.

vergi rekortmenliği mi, yoksa faydalı insan faydalı işletme mesajı mı doğru? ile Benzer Yazılar:

10 Ağustos 2011 Saat : 12:20

vergi rekortmenliği mi, yoksa faydalı insan faydalı işletme mesajı mı doğru? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Son Yorumlar


Notice: Undefined variable: pre_HTML in /home/ahisicom/domains/ahikirsehir.com/public_html/wp-content/themes/seohocasiv2/sidebar.php on line 20

Notice: Undefined variable: post_HTML in /home/ahisicom/domains/ahikirsehir.com/public_html/wp-content/themes/seohocasiv2/sidebar.php on line 26
cami alttan ısıtma
halı altı ısıtma
cami ısıtma
cami ısıtma