ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

SAĞLAM BİR İTİKAT İÇİN İSLAMI DOĞRU ANLAMAK GEREKİR


  • Anasayfa
  • SAĞLAM BİR İTİKAT İÇİN İSLAMI DOĞRU ANLAMAK GEREKİR
Popüler Aramalar

Bir müslüman altı madde olarak belirtilen imanın şartlarını dil ile ikrar ve kalb ile tasdik ettikten sonra bu imanını amel sahasına intikal ettirmeli ve salih amel olarak nitelenen; namaz, oruç, hayır ve hasenat v.b. hareket sahasına intikal ettirerek uygulamalıdır.

Kişinin salih amelindeki bir eksikliğin Cenab-ı Hak tarafından affı, yapılacak bir tövbeye bağlı olarak her zaman mümkün bulunmaktadır. Örneğin farz namazlardaki bir eksikliğin bile sünnet namazlarla tamamlanacağı sahih kaynaklarca ifade edilmektedir. Ancak iman ve itikadında bir sapma olan bir kişinin affı son derece zordur ve affedilecek olan şey nedir? Kişi Allah’a, imanında bir sakatlık ya da sapma ile gitmemelidir. Bu sapmalar kişiyi Allah’tan uzaklaştıran şeyler olarak dünya ve ahirrette büyük kayıplara yol açacaktır. Bu yüzden özellikle Kur’an sünnet ilişkisini iyi anlamalı ve buna bağlı peygamber tasavvurunu aşırıya kaçmadan doğru bir şekilde konumlandırmalıdır.

Biz burada İslam’ın iki temel dayanağı olan Kur’an ve sünnet ile aralarındaki  ilişkiler üzerinde duracağız.

Her din, kurucusu sayılan kişilerin adıyla anılır. Budizm, Maniheizm gibi. Hz. Musa ve Hz. İsa’nın tabileri de, onların getirdiği mesajdan uzaklaştıktan sonra Musevi/Yahudi ve İsevi adını almışlardır. Oysa ki onlar da, her peygamber gibi İslam’ın peygamberi idiler ve takipçilerini İslâm’a (Allah’a teslimiyet yoluna) çağırmışlardı.

Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği dine Muhammedîlik, o dine mensup olanlara da Muhammedi denilemez. Çünkü, Hz. Peygamber İslâm’ın mucidi ve kurucusu değildir. O, tüm peygamberlerin tebliğ ettiği ortak dinin son peygamberidir. Onun aracılığıyla insanlığa gönderilen Kur’an mesajı ise, tüm peygamberlere gelen İslâm vahyinin zirvesidir.

Onun tebliğ ettiği dinin adını, Hz. Peygamber’in kendisi değil vahiy koymuştur: İslâm. Zaten, Kur’an’a göre Allah katında tüm zamanlarda ve mekanlarda tek makbul din vardır, o da “İslâm”dır. (3.19) Bu dine inananlar da bu nedenle “Müslüman” diye isimlendirilmişlerdir. (22.78) Kur’an, Hz. İbrahim’i de işte bu yaklaşımla “müslüman” olarak isimlendirir. (3.67) Yine Kur’an’a göre Hz. Nuh (10.72), Hz. Yusuf (12.101), Hz. Musa’ya iman eden sihirbazlar (7.126), Hz. İsa’nın havarileri (5.111), hep Müslümandırlar.

İslâm, hiçbir kişiye, zümreye, kültüre, medeniyete indirgenemeyecek olan, bir evrensel değerler sistemidir. Kur’an mesajının evrensel olabilmesi de İslâm’ın bu özelliğine bağlıdır. Hz. Muhammed aleyhisselama vahyedilen İslâm mesajı, onun adına dahi indirgenemez. Öyleyken, insanlığın evrensel değişmez değerlerini temsil eden İslâm Arap İslâmı, Türk İslâmı gibi adlarla bir ırka, bölgeye, kavme, kabileye, kültüre ve geleneğe nasıl indirgenebilir?

Kur’an’ın tebliğ ettiği İslâm’ı “Muhammedîlik” olarak algılamak ne kadar yanlışsa, o mesajı Hz. Muhammed’siz algılamak da en az o kadar yanlıştır. İslâm’ı, İslâm’ın teorik kaynağı olan Kur’an’a indirgeyerek pratik kaynağından mahrum bırakmaya kalkmak, aslında İslâm’ın hayat damarlarını koparmakla eş anlamlıdır. Çünkü bu, İslâm’ın geleneğini yok etmeye kalkışmaktır. Peygamberi geleneği toptan yok edilmiş bir İslâm öğretisi, geleceği inşa iddiasını yitirmiş demektir.

Kur’an vahyi, neden sık sık İslâm’ın Hz. Peygamberle başlamadığı mesajını verme gereğini duyuyordu? Elbette vahyin zirvesi olan Kur’an ile peygamberlerin zirvesi olan Hz. Muhammed’i (a.s.) kendisinden önceki gelenekle buluşturmak ve kaynaştırmak için. Kur’an bu tavrıyla, İslâm’ın evrensel geleceğini, onun insanlıkla yaşıt geleneği üzerine inşa ediyordu. Bugün, Hz. Peygamber’i ve onun sünnet ve hadisleriyle inşa edilmiş muazzam bir geleneği Kur’an adına yok saymak ne garip çelişki! Kur’an’ın yöntemini uygulamak yerine, onu hayata dönüştüren nebevi birikimi Kur’an adına toptan yok saymak kişiyi Kur’anlı yapmıyor, olsa olsa “Kur’an’cı” yapıyor.

Kur’an’lı olmak için, Kur’an’ı doğru anlamak şarttır. Onu doğru anlamak, onu en güzel anlayanların başında gelen Hz. Peygamber’in beyanına sırt dönerek nasıl mümkün olabilir?

İslam’ı sünnetsiz, bir bakıma geleneksiz bırakmanın en kesin sonucu onu hayatsız bırakmaktır. Çünkü geleneği olmayan bir inanç sistemi, geleceği yeniden inşa iddiasını kaybetmiş demektir. Oryantalizmi sünnet ve hadise karşı, böylesine iştahla savaş açmaya itekleyen neden bu olmalıdır!

Onlar bu sınırda da kalmamışlardır. Sünnet ve hadis birikimini toptan mahkum ettikten sonra sıra Hz. Peygamber’in şahsına gelmiştir. Çünkü sünnet ve hadis Hz. Peygamber’in manevi şahsiyetini ayakta tutan ana sütunlardandı. O sütunları parçalamak, Hz. Peygamber’in tarihsel kişiliğini manevi şahsiyetinden mahrum etmek anlamına geliyordu. İşte buna kani olduktan sonra, Hz. Peygamber’in tarihsel kişiliği, oryantalizmin saldırı hedefi haline geldi.

Hz. Peygamber’in tarihsel kişiliğini hedef alan oryantalist çalışmalar içerisinde William Muir’in “The Life of Muhammed”, Dr. Dozy’nin “History of İslam” ve İtalyan kardinal Leon Caetani’nin “Annali del İslam” adlı eserlerini sayabiliriz. Dozy’nin kitabı Abdullah Cevdet tarafından, Caetani’ninki ise Hüseyin Cahid Yalçın tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Cumhuriyet’in ilk nesillerinin peygamber tasavvurunu, örtülü ya da açık devlet desteğiyle yayımlanan bu yanlı ve garezkar çeviriler oluşturmuştur. İşte bu nedenledir ki, sözkonusu nesillerin Hz. Peygamber’e bakış açısı, kinci bir oryantalistin bakış açısından farklı olmamıştır. Türkiye’deki din-devlet ilişkilerinin üzerine inşa edildiği bu bakış açısı, resmi din politikalarını belirleyici bir etken olmuştur

Günümüze kadar örtülü ya da açık olarak sürdürülen resmi Türk İslamı projesi, aslında indirgemeciliğin başka hiçbir yerdeki tezahürüyle kıyaslanmayacak çok özel bir biçimidir. Dinin kamusal alandan tümüyle çekilip hayatı inşa iddialarından vazgeçmesini isteyen militan laiklik anlayışı, her fırsatta “peygambersiz” bir din düşlediğini dile getirmekten çekinmemiştir.

Bu örnek, Hz. Peygamber’in misyonunu zayıflatan her tavrın, gerçekte hangi tür projelere dolaylı destek anlamına geldiğinin ilginç bir göstergesidir. Böylesi bir yanlışa karşı durmanın yolu, sünnetçilik-hadisçilik diye adlandırdığımız bir başka yanlış anlamaya sarılmak değildir. Aksine, yüzyıllar içerisinde oluşan geleneğin zararlı ya da yararsız unsurlardan arındırılması için seçici davranarak çürükleri kendi elimizle vahiy ve akıl ışığında ayıklamaktır. Asıl o zaman doğru bir peygamber anlayışına ulaşabiliriz.

Ne ki bunu yapabilmek için, doğru ölçülere ihtiyacımız vardır. İşte o ölçüleri bize Kur’an vermektedir. O halde yanlış anlamaya dayalı peygamber anlayışlarını tashih etmenin en sağlıklı yolu Kur’an’ın Peygamberi’ni tanımaktan geçmektedir.

SAĞLAM BİR İTİKAT İÇİN İSLAMI DOĞRU ANLAMAK GEREKİR ile Benzer Yazılar:

2 Kasım 2011 Saat : 8:44
  İslam

SAĞLAM BİR İTİKAT İÇİN İSLAMI DOĞRU ANLAMAK GEREKİR Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç