ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

RÜŞVET


Popüler Aramalar

Bir ülkenin ticaret için mevcut doğal kapasitesi,  o ülkedeki rüşvet[2] oranının en belirleyici unsurudur.

                        Rüşvetin ekonomik etkileri hakkında son zamanlarda yapılan araştırma patlaması akla yumurta-tavuk bilmecesini getiriyor. Bu konuda yazılan artan sayıdaki hemen hemen her yazı, ilk önce hangisinin geldiğini ele alıyor: Bozulma ya da rüşvet mi önce başlıyor, yoksa rüşvetin bağlantılı olduğu ekonomik olaylar mı bozulmanın başlangıcını oluşturuyor ?

                        Örneğin, rüşvet ve uluslararası ticaret arasındaki bağı ele alalım. Bir ülkeye gelmek isteyen yabancılar, rüşvet peşindeki gümrük memurları ve güven vermeyen bürokrasilerle uğraşmamayı tercih edeceklerinden o ülkede rüşvetin ticareti olumsuz etkileyebileceği görüşü mantıklı görünüyor. Diğer taraftan, az miktarda dış ticaret yapan ülkelerin rüşveti frenlemek için yaptıkları çalışmalarla elde edebildiklerinin az olması, yukarıdaki görüşü haklı gösteriyor. Her türlü durumda da, dış ticaretin hacmi ile rüşvetin seviyesi arasında bir bağlantı bulunmaktadır: Sonuç olarak, ne kadar çok rüşvet varsa, dış ticaret de o kadar az olacaktır. Fakat    asıl sorun nedensellik bağının hangi yöne doğru akmakta olduğudur.

                        Harvard Üniversitesi’nden Shang-Jin Wei tarafından yapılan yeni bir çalışma “doğal sınırların açıklığı”nı  gözönünde bulundurarak bilmeceyi çözmeye çalışıyor. Wei, düşük ticaret hacminin rüşvete yol açan sebeplerden biri olmasından ziyade, rüşvetin düşük ticarete yol açtığı iddiasını analiz ediyor. Bunu, bir ülkenin açıklığını (yani o ülkenin kendi Gayri Safi Yurt İçi Hasılasına göre oluşan yıllık ihracat ve ithalat akışını ) iki bölüme ayırarak yapıyor. Birincisi ülkenin içinde bulunduğu coğrafya, konuşulan diller ve nüfus oranı gibi büyük ölçüde değiştirilemez faktörlerle açıklanabilecek olan açıklığın bir bölümüdür ki; bu “doğal” açıklıktır. Geri kalanı ise Wei, ‘yapısal açıklık’ olarak adlandırıyor.

                        Wei’ye göre, deneysel testler, bu açıklık tanımlamasında ülkeden ülkeye farklılık gösterecek değişkenlerin hemen hemen % 60’ının “doğal faktörler”le açıklanabileceğini gösteriyor. İngilizce konuşmak en önemli faktörler arasında; diğer yönlerden benzerlikleri olan iki ülkeden, sanayicileri ingilizceyi anlayan ülkenin, Gayri Safi Yurt İçi Hasılası tarafından belirlenen dış ticaret hacminin % 17 kadar daha yüksek olması beklenir. Geleneksel bir anlayışa sahip olmak, The Economist’i  okumak gibi başka şeyler için halkın İngilizce’yi kullanıp kullanmadıkları önemli değildir. Asıl mesele bunların hiçbirinin “bozulma” tarafından ağır bir şekilde etkilenmemiş olmasıdır.

                        Yazarın hipotezi, dünyanın diğer ülkeleriyle ticaret yapabilmek için doğal bir coğrafi yapısı olan (yani, hemen hemen tamamen doğal açıklığı bulunan) ülkelerin nispeten daha farklı soyutlanmış şeylerle uğraşmaktansa rüşveti durdurmakla çok daha fazla şey kazanacağıdır. Yerli mallar tüketenlerin, yurtdışından ithal mal getirebilenlerden daha az seçenekleri vardır; bunlar ayrıca mal veya herhangibir eşya alırken daha az resmiyetle uğraşırlar. Bu nedenle, ithalat oranı az olan soyutlanmış yalnız ülkeler, rüşvetin yayılmasına izin vererek dış ticarete daha açık olan diğer ülkelerden daha az riske girerler. Fakat bu bağlantı ters yönde çalışacak gibi görünüyor; Rüşvet verilen milyonlarca dolar bile denize kıyısı olan ülkelerin korunmasını sağlayamıyor.

                        Deneysel sonuçlar bu hipotezi doğruluyor. Wei, ilk olarak; 80’lerin başlarında (şu anda The Economist Grubu’nun bir parçası olan) “Uluslararası İş Konseyi” ve 1998’de özel bir organizasyon olan “Uluslararası Şeffaflık[3] Konseyi” tarafından derlenen, rüşvet ölçümlemesinde ‘doğal’ ve ‘yapısal’ açıklığın etkilerini tanımlıyor. Her iki durumda da daha fazla doğal açıklık rüşvetin esasen daha düşük seviyeleriyle birleşmektedir. ‘Yapısal açıklığın’; tavuk – yumurta,  yumurta – tavuk problemine  benzeyen bu konu üzerinde ilave bir etkisi yoktur, ancak yine de, diğer bazı faktörler, bariz bir ölçülebilir fark meydana getirirler: Örneğin, kamu harcamaları ve vergi toplamanın yetki dağıtılması (ademi merkeziyet) sistemiyle yapılması rüşvetle daha az ilişkilidir. Diğer yandan demokratik müesseseler ve etnik farklılıklar rüşvette çok az bir değişiklik yapıyor görünüyor.

                        Wei, ayrıca hipotezini, rüşvet seviyesinin ölçülmesinde ‘kamu çalışanları maaşlarını, o ülkedeki yaygın maaş ortalamalarına oranlayıp’ bunu bir girdi olarak kullanarak da analiz ediyor: Daha çok ücret alan işçilerin daha az rüşvet alma gereksinmesinin pek çok nedeni vardır. Eğer maaşlar daha yüksek olursa, işçiler rüşvet alarak daha çok şey risk ederler ve eğer yakalanırlarsa işlerini bile kaybedebilirler. Ayrıca, daha fazla net gelirle, kötü kazançların marjinal değeri azalacaktır. Bir ülkedeki toplam gelir seviyesini ele alınca, yazar, kamu görevlilerine daha yüksek maaş verilmesi ile daha fazla ‘doğal’ ve ‘yapısal açıklık’ arasında bir bağ olduğunu bulur. Ancak bu sonuçlar sadece 29 ülkeyi kapsar.

                        YAPILMASI GEREKENLER

 

                        Wei’in araştırmasını gözönünde bulundurarak net bir politika reçetesi çizmek kolay değildir. Hükümet politikalarının bazı kontrolleri üzerinde uygulayabileceği açıklık  olan ‘yapısal açıklık’ın rüşvet seviyesiyle çok az bir bağlantısının olması nedeniyle ‘doğal açıklık’tan yoksun ülkelerin geleceği umutsuz gibi görünebilir. ‘Çifte uğursuzlar’ denilen hilebaz bürokratlar ve bastırılan ticaretten sonsuza kadar zarar görmeye mahkum olmuş Slovakya ve Laos gibi popüler bir dilden yoksun olan ve tamamen karayla kuşatılmış çevrili yerlerin kaderi de aynı mıdır?

                        Tam olarak değil. Wei, ‘doğal açıklığı’ belirleyen faktörlerin, açıkça gözönünde bulundurduklarından sayıca çok daha fazla olduğunu söylüyor. Global liberalleşme ve teknolojik ilerleme yoluyla ticaret yapmak için diğer temel sınırların engellerin azaltılmasının rüşveti azaltabileceği tahmininde bulunuyor. Bu erdemli bir döngü  başlatabilir: daha az hileli tavuklar artan ticaretin altın yumurtalarını yumurtlayacaktır. Döngü  ve erdemin devamını sağlamak için hükümetler, işletme kredileri yoluyla sınırlar arası elektronik ticaretin gelişmesini ve bazı internete dayalı ithalatlar için gerekli ayrıcalıklı tarife ve muafiyetleri destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler. Ya da nüfuslarına İngilizce öğretmek için daha fazla para harcayabilirler.

                        ‘Doğal açıklık’ daima kelimenin tam anlamıyla bir avantaj değildir. Değerli doğal kaynakların çokluğu gibi bazı faktörler bir gün tükenecektir. Suudi Arabistan gibi doğal açıklığını, sahil kıyısına sahip olması yanında petrolüne borçlu olan bir ülke için durum dehşet vericidir. Wei’in hipotezi siyah hammadde suyunu çektiği zaman sadece ticaret hacminin çökeceğini değil, ayrıca işlerin rüşvete dönüşebileceğini de söylüyor.

DEĞERLENDİRME :

Yukarıda 29 ülkeyi kapsayan bir çalışmanın sonuçları yer alıyor.Ülke bazında kaldırılmış engeller ve kolaylaştırılmış bir ticaretin rüşveti azaltabileceği bu çerçevede elektronik ticaretin de buna yardımcı olarak erdemli bir döngüye aracılık edebileceği düşünülüyor.

Çalışan insan yönünden ele alınan konu ise kişinin makul bir ücret almasının onu rüşvetten alıkoyabileceği şeklinde .

Gerçekten gerek ülke için ticari şartlardaki dengenin korunması ve gerekse insan için gelir-gider dengesinin gözetilmesi ortam ya da  kişiden makul bir davranış beklemenin ön şartı.Bunun alt ve üst sınırlarındaki elastikiyet ise toplumsal ve kişisel ahlakın dayanıklılığı ile ilgili.

Bu ahlaki yapılanma içinde geleneksel davranışlar  , kültür ve din en önemli unsurları oluşturuyor.Kişisel yönden ise gelir-gider dengesinin korunması çok önemli.Dar gelirli olmak  ya da üst gelir diliminde yer almak pek durumu değiştirmiyor.

Dar gelirli için belki normal bir yaşamın gerektirdiği gidere uygun bir gelir uydurma zorluğu varsa , üst gelir diliminde ise farklı saiklerle gelir gider dengesizliği oluşuyor. Saiklerin farklılığına rağmen ortak nokta ortada bir gelir gider dengesizliğinin bulunmasıdır.

İnsan erdemleri arasında yer alan “kanaat” tanımlaması , gerçekten en çok ihtiyaç duyduğumuz kavram haline geldi.

İnsan kendi vicdani yapısı ve aldığı eğitimle bu erdemi tek başına yakalaması zor görünüyor. Buna ilave olarak ortam ve toplumsal davranışlardaki iyileşmelere de ihtiyaç var. En üst ahlaki kurum ise “din”.

Kişinin gelir gider dengesinin korunmasında ihtiyaçları belirlemek ve karşılamak kadar neyin ihtiyaç olduğunun belirlenmesindeki kişisel yaklaşımlar da çok önemli.O halde fiziki ihtiyaçlarla belirlenecek makul bir baraj aşıldıktan sonra “şunu almasam da olur” deme cesaretini gösterecek nefsi bir yapılanmaya ihtiyaç var.Neden fiatların hep   sonu ..99’lu belirleniyor ? Hiç düşündünüz mü? İnsan satın almak istediğinde ona kendi nefsi  yalan söylüyor. Örneğin satın almak istediğiniz bir eşyada  fiyatı 99.000.000 TL olarak gördüğünüzde sizin bunu algılamanız 90 olacaktır. Al-tüket zihniyetine itilen insanların bu zaafı günümüzde çok iyi kullanılıyor.

Artık iktisadi teoriler değişti. “Talebe göre arz” düşüncesinin yerini “her mal kendi talebini oluşturur.” fikri aldı.

İnsanlara bu sahnede kibarcası “liberal” olan anlayışın piyonları olarak yer verilirken , hürriyeti elinden alınıyor. Birer tüketim köleleri haline getirilmeye çalışılıyor. Kim bana TV veya diğer reklamların insanları şartlandırmadığını söyleyebilir?

Ülke kapitalizmi gelişirken bir taraftan da dünya kapitalizmi kapıya dayandı. Uluslararası şirketler diğer şirketleri birer birer yutuyor. Örneğin ; Time Warner-AOL birleşmesinin birleşme değeri 181 milyar dolar . Bu rakam Türkiye’nin 1 yıllık GSMH’sına eşit. Yakın bir gelecekte Dünya’nın 15 şirket tarafından yönetileceği ifade ediliyor. Büyük marketler küçük esnaf diye birşey bırakmadı.. “Gel bende işçi ol” diyor.

Globalleşme adı verilen vahşi bir gerçek bizi sarmal sarmal sarmalıyor. Kendine köle ülkeler ve onların köleleşmiş insanlarını arıyor.

 İstediğini yap , istediğin gibi yaşa , adı demokrasi olan çarpıklığın gerçek bir demokrasi ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Ortalıkta sadace köleler ve onların efendileri olacak .

Bütün bu gelişmelere karşılık dini öğütlerin , öncelikle insanı tanımlayarak alt gelir gruplarını korumaya çalışması, üst gelir gruplarını törpülemeye çalışması ve hepsine birden ; isteklerinizi kontrol edin , emin misiniz ? son kararınız mı? gibi soruları sordurması kişiyi kazançta doğruluk ve harcamada en sıkı “ihtiyaç” tanımlaması ile karşı karşıya bırakması…Basit görünen bu çğütlerin ekonomik yansımaları üzerinde düşünen insanları akıllı saymak gerek.

Galiba gerek ülkeler ve gerekse insan , yaklaşmakta olan bu fırtınadan korunacak bir sipere ihtiyacı olacak.Aksi halde büyük ülkelerin ve sermayelerinin köleleri ile nefislerinin köleleri olan insanlardan bir çok “Dünya Köle Cumhuriyetleri” oluşacak. Sahi siz ahirete inanıyor muydunuz? Gerçekten ve kesin olarak mı inanıyorsunuz? Eğer cevabınız “evet” ise tüketim ve eğlencede fren yapabilirsiniz ve iyi biri olmanız da beklenebilir. Yok , cevabınız hayır veya şeklen inanıyor fakat bu inanç, davranışlarınıza yön vermiyorsa, ideal köle adayısınız demektir. Eğer bu söze kızdıysanız sanki siz değil de nefsiniz kızmış gibi …

İhtiyaçsızlığımızı önce kendinize anlatabilirsek, önce kendi palangalarımızı kırmış oluruz. Ülkeler de öyle. Hepimize kolay gelsin.


[1] The economist Dergisi, 9 Eylül 2000 Sayısı, Sh. 108, Çeviren: Ahmet Atik, Baş Hesap Uzmanı.

[2] Anlatılmak istenen genel bir bozulma olmasına rağmen, bozulmanın en belirgin simgesi olarak  burada rüşvet kelimesi kullanılacaktır.

[3] Bir anlamda ‘rüşvetle mücadele’ olarak anlaşılabilir.

RÜŞVET ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 1:12

RÜŞVET Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç