ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

KURBAN BAYRAMLAŞMA VE MEZAR ADABI


Popüler Aramalar

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.” buyurarak aslında ömrünü bereketli bir zeminde geçirmek isteyenler için ne kadar paha biçilmez fırsatların olduğuna işaret buyuruyor.

Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem Zilhiccenin dokuz günü, aşure günü ve her ayın ilk pazartesi ve Perşembe günleri olmak üzere üç gün oruç tutardı.”[204]

Hafsa annemiz der ki: “Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem dört şeyi terk etmezdi. Aşure günü orucu, zilhiccenin on günü orucu, her ay üç gün orucu ve sabahın iki rekat sünneti.”[205]

Hadisteki”..on gün orucu..”ifadesinden maksat dokuz gündür. Çünkü onuncu gün Kurban Bayramı’dır.[206]Kurban Bayramı günü oruç tutmak haramdır. Zilhiccenin başında dokuz gün oruç tutmak müstehaptır.

Ebu’d-Derda radıyallahu anh Zilhicce ayının önemini söyle anlatıyor:

“Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun” buyurdu.

“Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur.”[207]

Bu kadar mübarek gecelerde, insana daha çok sevaplar kazandıracak şifreli ifadelere de ihtiyaç vardır. Ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize,

“Allah indinde Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde teşbihi (Sübhanallah), tahmidi (Elhamdülillah); tehlili (La ilahe illallah); ve tekbiri (tekbir ise Allahü Ekber demektir.) çok söyleyin.,!”[208] ifadeleriyle bu şifreleri bize öğretiyor.

Arafe Gününün Önemi

Zilhicce’nin ilk on gecesinde yapılan her bir amel için, yedi yüz misli sevap verilirken, buna rağmen bu on günün hayrından mahrum olan kimselerin neler kaybettiklerinin izahı elbette ki zordur. Bu on günün özellikle dokuzuncu/arafe gününe dikkat çeken İslâm alimleri bu günün oruçla geçirilmesi üzerinde ısrarla durmuşlardır. Bu ısrara gerekçe olarak da onda olan ve saymakla bitmeyecek kadar olan çok hayrı göstermişlerdir.

Arafe, bizde günümüzde zann olunduğu gibi herhangi bir günden önce gelen gün anlamına olmadığı gibi özellikle Kurban Bayramı’ndan önceki güne, bayramdan önce geldiği için “Arafe” denmemiştir. “Arafe Günü” Arafat’ta hacıların durma gününe has dini bir isim olup hiçbir güne bu isim verilemez.”[209]

Hacı olsun olmasın herkes için, arafe gününden önceki Zilhicce ayının sekiz gününde oruç tutmak menduptur.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah katında Arafe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Çünkü Arafe günü Allah-ü Teâlâ dünya semasına iner ve dünya sakinleri ile semâ sakinlerine karşı iftihar eder, övünür. İnsanların cehennem’den en çok çıkarıldığı gün Arafe günüdür.”[210]

“Arafe orucu tutmak sünnettir.”[211]

Arafe, Kurban Bayramından bir önceki gün, hicrî takvime göre Zilhicce ayının 9. günüdür. Başka güne arafe denmez. Ülkemizde Ramazan Bayramının bir önceki gününe de arafe denmiştir.

Bil ki, bu on günde diğer zamanlardan daha çok zikretmek ve arafe gününde, kalan günlerden de fazla zikretmek müstehaptır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Duaların en hayırlısı, arafe günü duasıdır ve

“La ilahe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve âlâ külli şey’in kadiyr.”

Allah’dan başka ilâh yoktur. O birdir ve ortağı yoktur. Mülk O’nun ve hamd O’nadır. O her şeye muktedirdir” zikri, benim ve benden evvelki peygamberlerin söylediği gibi en hayırlı sözdür.”[212]

İmam-ı Malik şu hadisi rivayet eder: Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Günlerin en faziletlisi arafe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. O, cuma günü dışında yapılan yetmiş hacdan faziletlidir. Duaların en faziletlisi de arafe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de: La ilahe illallah vahdehu la şerike lehu. (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur) sözüdür.”[213]

Abdullah b. Ömer radıyalalhu anh, arafe günü halktan para isteyen bir dilenci gördü ve ona:

“Ey âciz! Bugün Allah-ü Teâlâ’dan başkasından istenir mi ?dedi.”[214]

Arafe Gün ve Gecesinde Okunacak Dua

Bilindiği üzere mübarek gün ve gecelerimizden biri de bayram gecesi bayram günüdür. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem arafe gecesinde şu duayı okuyana Cenâb-ı Hak istediğini vereceğini beyan buyurmuştur. Dua şudur:

“Sübhânellezi fi’-semâvâti arşuhu. Sübhânellezi fi’l-ardı mevtıuhu. Sübhânellezi fi’l-bahrî sebilühu. Sübhânellezi fi’n-nâri sultânühu. Sübhânellezi fi’1-cenneti rahmetühu. Sübhânellezi fi’1-kubûri kadâuhu. Sübhânellezi fi’1-hevâi rûhuhu. Sübhânellezi rafaa’s-semâe bi-gayri amedin. Sübhânellezi vadaa’1-arda. Sübhânellezi la melce illâ ileyhi.”

Buhari’de geçen bir hadisten öğrendiğimize göre arafe günü şu duayı okuyan, şeytanın tasallutundan kurtulur, kendini muhafaza altına almış olur.

“Allahümme’c’al fî kalbî Nûran ve fî basan Nûran. Allahümme’şrahlî Sadrî ve yessir lî emil.”

“Allah’ım, kalbimi, gözümü, gönlümü nurlu kıl. Allah’ım, kalbime genişlik, işlenme kolaylık ver”[215]

Netice itibarıyla, bu mübarek günleri ve gecelen dolu dolu geçirmemizi, tam bir ibadet ve dua insanı kesilmemiz gerekiyor. Arafe gününü de hiç unutmayalım. Bediüzzaman Hazretleri; “Bizim memlekette eskiden Arafe gününde BİN İHLAS-I ŞERİF okurduk. Ben, şimdi bir gün evvel beş yüz ve Arafe dahi beş yüz okuyabilirim. Kendine güvenen birden okuyabilir.”[216] diyor.

Arafe ve Tevriye Günü Oruç tutmak

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Tevriye yani Zilhicce’nin sekizinci günü oruç tutmak bir senelik küçük günahlara keffârem’r. Arafe yani Zilhicce’nin dokuzuncu günü oruç tutmak da iki seneye keffârettir.”[217]

Ayrıca Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den rivayete göre “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Arafe günü, Arafat’ta oruç tutmayı yasaklamıştır.” Binaenaleyh, hacıların tevriye ve arafe günlerinde oruç tutmaları mekruhtur.[218]

İhramda bulunan hacılara benzemek için kurban kesmek isteyen kimsenin, zilhiccenin birinci gününden kurbanını kesinceye kadar saçından, sakalından ve tırnaklarından bir şey kesmemelidir.

Müslim b. Ammar el-Leysi radıyalalhu anh rivayet etti. Dedi ki: Kurban bayramının önceğizinde hamamda idik. Orada bâzı kimseler kasık kıllarını temizlediler de hamam sahiplerinden biri: “Said b. Müseyyeb bunu mekruh görüyor; yahut yasak ediyor”, dedi. Az sonra Said b. Müseyyeb’e rastlayarak bunu kendisine andım. Said el Müseyyeb rahmetullahi aleyh:

“Be kardeşimin oğlu ! Bu unutulmuş ve terk edilmiş bir hadistir. Bana Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin zevcesi Ümmü Seleme radıyallahu anh rivayet etti. Dedi ki:

“Kimin kesecek kurbanı varsa, zilhicce ayının hilâli girince kurbanını kesinceye kadar saçından ve tırnaklarından hiçbir şey kesmesin.”[219]

Bayramda kurban kesecek kimse, ihramda bulunan hacılara benzemek için, zilhicce ayının birinci gününden kurban kesinceye kadar, saçından, sakalından ve bedeninin hiçbir yerinden ve sair tüylerini kısaltmaz ya da traş etmez, tırnağını kesmez.

İhramda bulunan hacılar kurbanlarını kesmedikçe tıraş olup ihramdan çıkmadıkları gibi, kurbanını kestikten sonra, hacılar gibi, ihramdan çıkar gibi, bedeni temizliğini yapmalı, tıraş olmalı, tırnaklarını kesmelidir. Böyle yapmak müstehaptır.[220] Bundaki hikmet, kurban sahibinin kendisini ihramlı hacılara benzetmesidir.[221]

Mevlâ bizi affede, Bayram o bayram olur

Cürm ü hatalar gide, Bayram o bayram olur

Avlarlı Efe Hazretleri

BAYRAM ADABI

 Bayramların Önemi

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem , Medine’ye teşrif ettiklerinde Medine’lilerin eğlenip oynadıkları iki günleri vardı. Efendimiz:

“Bu günler neyin nesidir ?” dedi.

“Biz cahileye devrinde bu günlerde eğlenirdik (Ya Resulallah” dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Şüphesiz, Allah size bu günlerin yerine daha hayırlısını, iyilerini, kurban ve fıtır günlerini (kurban ve ramazan bayramlarını) verdi.”[222] buyurdu.

Bayramlar Cenâb-ı Hakkın rahmet tecellileridir. Affın, hoşgörünün, yardımlaşmanın, gönül almanın, muhabbet, ikram ve ihsan duygularının yaşandığı müstesna günlerdir. Ramazan’da ve Hac’da ibadete yoğunlaşarak, mağfiret ve rızây-ı ilâhiye nail olan müminler, bayramlarda Allah’ın nimetlerinden daha rahat bir şekilde istifade ederler. Bir bakıma bayramlar, meşakkatli dünya imtihanından yüzünün akıyla çıkan müminlerin, cennet nimetlerine kavuşmasını ve orada diğer müminlerle, gönüllerinde haset, kıskançlık, kin gibi hiçbir menfi duygu olmaksızın karşılıklı muhabbet etmelerini temsil eder. Zâten, esas bayram da o gündür. Nitekim Hak dostları:

“Gerçek bayram, yeni elbise giyene değil, Allah’ın azabından emin olanadır.”demişlerdir.[223]

Kurban Bayramı

Kurban Bayramı ıydü’l-edhâ/ıydü’n-nahr, İslâm aleminin 10-13 Zilhiccce günlerinde kutladığı en meşhur dinî bayramdır. Hicri takvimin son ayı olan Zilhicce’nin onunda başlayan ve dört gün devam eden Kurban Bayramı, bu günlerde ‘Kurban’ kesildiği için bu adla anılmıştır. Hac ibadeti, Hicretin 9. yılında Kurban kesilmesi ve Kurban Bayramı namazı, oruç ibadeti ve Ramazan Bayramı gibi hicretin 2. yılında teşri kılınmıştır. Bu bayram Kur’an-ı Kerim’de Saffat (37/83-113) ve Hac sûrelerinde (22/26-28) geçtiği üzere Hazret-i İbrahim aleyhisselâm’ın sünneti olarak tes’îd edile gelmektedir.

“Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları keserken O’nun adını ansınlar…”[224] ayeti de kurban kesmenin daha sonra bütün ümmetlere şâmil bir ibadet olduğunu bildirmektedir.

Kurban Bayramı, Mekke’de nazil olan “Biz gerçekten Sana Kevser’i verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes !” emri ilâhisince yalnızca kendisine farz kılınmış olarak kuşluk namazı kılmaya ve kurban kesmeye başlayan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından ilk defa, hicretin birinci yılında, Medine’de, Allah’ın emri doğrultusunda kavlî ve fiilî sünnetiyle bütün müminlere bir bayram olarak teşri’ buyrulmuş ve bugünlerde bayram namazı kılmak ve kurban kesmek de vacip kılınmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu ve hükümlerini belirlediği bayram olan Kurban bayramı, aynı zamanda ilgili hadislerin bildirdiğine göre senenin en kıymetli günüdür veya hayırda Arefe gününe denktir. Arefe günü ve Kurban Bayramı günleri, esasında İslâm’in kutsi ve semavi kongresi hükmünde olan Hac ibadetinin vakitleridir.

“Kurban ibadetinin dinin delillerinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmadığını” iddia etmek ve Allah’ın bu çeşit buyruğunun olmadığını ileri sürmek de mesnetsizdir. Zira Kur’an-ı Kerim’de:

“Ey Muhammed ! Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi birer kurban sunmuşlardı da birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki ise kabul edilmemişti…”[225] buyrulmuştur.

Ayrıca Hazret-i İbrahim aleyhisselâm’ın oğlu Hazret-i İsmail’in yerine bir koçun Allah tarafından fidye/kurban olarak verildiği açıkça bildirilmektedir.[226]

Nitekim; “Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.[227] ve

“Bu hayvanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.”[228] âyetlerinde de izah edildiği gibi bu ibadet büyük bir öneme sahiptir.[229]

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kurban Bayramı’ndan bahseden hadislerinde, bu bayramın ilâhi iradeyle ortaya çıkması şu şekilde ifade edilir:

“Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır.”[230]

Bu sebeple her mümin bu bayrama, imkânı nispetinde katılmalıdır. İmkânı olanlar kurban kesecek, olmayanlar da bu neşe ve sürür gününde maddi ve manevi lütuflardan istifadeyle, bayramın hazzına ulaşacaktır. Bunun için, insanın kendisini heder edecek kadar sıkıntıya girmesine gerek yoktur.

Kurban kesemeyen kimse bayram için hazırlanır, temizlenir, namaza giderse, kurban kesme sevabını elde eder. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emr olundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır.” buyurmuştu. Bir adam kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Emanet olarak verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?” diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Hayır, ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek tıraşını olursun. Bu da sana Allah yanında bir kurban yerine geçer.” dedi.[231]

Bu kimsenin, kurban kesme hususunda son derece arzulu ve ihlaslı olduğu halde fakirliği yüzünden buna gücü yetmediğini görünce, onun da kurban kesme sevabına erişmesini sağlamak maksadıyla kendisine, kurban kesen kimseler gibi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bugün yapılması gerekenler arasında: “Bayram günü saç tıraşı olmak, uzamış olan tırnakları, bıyıkları keserek bedenen temizlenmek, yeni ve temiz giysiler giyinmek…” gibi şeyleri saymış, bayramın hürmetine uygun bir şekilde görünmenin de manevi kazanç yönünden kurban kesmiş kadar Allah indinde makbul olacağını belirtmiş,[232] bayrama iştirak etmesini tavsiye etmiş ve kendisine böyle hareket etmekle, aynen kurban kesmiş gibi sevaba erişeceğini bildirmiştir,[233]

Peygamberimizin Bayram Adabı

Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, her cuma ve bayram günü adeti veçhile dişlerinden tırnaklarına kadar umumi bir temizlik yapardı. Boy abdesti alarak yıkanır. Yeni elbiseler giyer. Güzel kokular sürünerek bayram namazına giderdi. Giydiği bayramlık elbiseleri kırmızı ve yeşil yollu Yemen kumaşından biçilmiş altlı üstlü iki kat elbisedir.

Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazına gitmeden önce o gün oruçlu olmadığını, birkaç hurma yemek suretiyle gösterir ve hurma sayısının tek olmasına dikkat ederdi.

“Allah-ü Teâlâ tekdir, tekleri sever” buyurmuştur. Bayram namazlarına gidiş ve dönüş yollarını ayrı ayrı (intihab) ederek, halkın bayramlaşmasını kolaylaştırırdı. Bütün bu tebrikleri neş’e ve sevinç içinde kabul ederdi. Şair Ka’b, bir şiirinde Peygamberimizin bu neş’e ve sevincini;

“Peygamberimiz gülümsedikçe mübarek yüzü şimşek çeker gibi nur saçardı” mısraları ile tasvir etmiştir.

Kurban Bayramında Yapacağımız Vazifeler

Bayramlarda Boy Abdesti Almak Sünnettir.

Bayram günü erken kakıp boy abdesti alalım. Yeni ve temiz elbiselerimizi giyelim.

“Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem fıtır (Ramazan) bayramı günü ve Kurban bayramı günü boy abdesti alırdı.”[234]

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fıtır (Ramazan) bayramı günü Kurban bayramı günü ve arefe günü boy abdesti alırdı. (Ravi demiştir ki) el-Fakih de bugünlerde boy abdesti almayı ev halkına emrederdi.”[235]           

1. Bayram gününde yıkanmak, hoş kokular sürünmek, misvak kullanmak, erkeklerin en güzel elbiselerini giymeleri Allah’ın nimetini göstermek ve Allah’a şükretmek için menduptur.

2. Aile fertlerine genişlik sağlamak, gücün yettiği ölçüde adetinden fazla olarak çokça sadaka vermek, böylece fakirleri istemeğe muhtaç etmemek için, çevremizde bulunan fakir-fukara ve yetimleri sevindirelim.

3. Karşılaştığı mümin kardeşlerine karşı güler yüz ve sevinç göstermek kardeşlik ve sevgi bağlarını kuvvetlendirmek için hayatta bulunan akraba ve dostlarını ziyaret etmek.

4. Kurban bayramında namazdan önce bir şey yemeyelim. Kurbanımız varsa ilk olarak kurban etinden yiyelim.

5. Hanefi mezhebine göre kişinin sabah namazını kendi mahallesinin mescidinde kılması menduptur.

6. Çocuklarımıza bu güzel günde bayram namazına götürelim. Bunun hazırlığını akşamdan yapalım. “Yarın, ben oğlumla bayram namazına gideceğim” demek suretiyle bu tatlı anı onlara yaşatmaya gayret edelim.

7. Birinci safın faziletine erişebilmek için camiye erken gitmeliyiz.

8. Kadınlar ise, fitne korkusundan ötürü, bayrama süslü olmayan normal elbiseleri ile ve hoş koku sürünmeksizin çıkarlar.

9. Bayramın verdiği sevinç ve mutluluk ile mü’minlerin kalplerinin mesrur, yüzlerinin mütebessim ve nurlu, gözlerinin nuru ilahi ile ışıl ışıl parladığı mübarek bayram günlerinde, boynu bükük, gözleri yaşlı ve kalpleri mahzun olan fakir, yetim ve kimsesizleri unutmayalım. Onlara yardım ellerimizi uzatalım ve kurban etlerinden gönderelim. Sevinç ve mutluluk ifadelerinin satır satır okunduğu bayram günlerinde onlarında sevinmelerini temin edelim.

10. Büyüklerimiz, anne ve babalarımızı ziyaret edip bayramlarını tebrik ederek hayır dualarını alalım. Şayet büyüklerimiz anne ve babalarımız vefat etmişlerse, kabirlerini ziyaret edip Kuran okuyalım ve bağışlamaları için Allah’a dua edelim.

11. Dargınlarımız varsa bayram günlerin fırsat bilerek barışalım.

Bayram Namazları

Bayram namazı, biri Ramazan Bayramı’nda diğeri Kurban bayramı’nda olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rekatlık bir namazdır. Hanefi mezhebine göre vaciptir. Hicretin birinci yılı meşru olmuştur. Bayram namazlarının meşru olduğuna delil Kur’an, Sünnet ve İcma’dır.

Kur’an’dan delil: “Rabbin için namaz kıl, kurban kes”[236]Tefsir kaynaklarında meşhur olan görüşe göre, bu ayetteki namazdan kastedilen mânâ Kurban Bayramı Namazı ve Kurban’dır.

Sünnetten delil: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in iki bayram namazını da kıldırdığı tevatür [kuvvetli haber] yolu ile sabittir. Peygamberimizin ilk kıldırdığı bayram namazı, hicretin ikinci yılındaki, Ramazan Bayramı namazıdır. Hazret-i Peygamber aleyhis-selâm bayram namazlarını ezansız ve kametsiz olarak kılardı.

Câbir b. Semure radıyalahu anh’den; demiştir ki: Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte ezansız e kametsiz olarak defalarca bayram namazı kıldım.”[237]

Bütün müslümanlar iki bayram namazını da meşru olduğu konusunda icma [birlik] etmişlerdir.

Hanefi fukahası, Cuma ile bayram namazlarını birbirinden ayırmamış, edası için aynı şartların bulunması gerektiği hususunda ittifak etmiştir. İmam Merginani: “Bayram namazı, üzerine Cuma namazı vacip olan herkese vacip olur”[238]buyurmuştur.

Ömer Nasuhi Bilmen: “Kendilerine Cuma namazı farz olan kimselere -Cuma namazının vücup ve eda şartları dairesinde- Ramazan ve Kurban bayramı namazları vaciptir. Yalnız bayram namazlarında hutbeler, vacip olmak üzere şart değildir. Belki bu namazlardan sonra hutbe okunması bir sünnet-i seniyyedir.”[239]

Ali Fikri Yavuz: “Üzerine Cuma namazı farz olan kimselere bayram namazları da vaciptir. Bayram namazlarının sıhhat şartları aynen Cuma namazının sıhhat şartlarıdır.”[240]

Bayram namazlarına gelince: Kime cuma namazı farz ise; o kimseye bayram namazı kılmak vaciptir. Bayram namazlarından sonra okunan hutbeler sünnettir, cuma hutbesi gibi farz değildir, cuma hutbesi namazdan önce, bayram hutbesi ise namazdan sonra okunur. Bayram namazları hicretin birinci yılında meşru kılınmıştır.[241]

Bayram Namazına Yürüyerek Gitmek Sünnettir “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazına (mu-sallaya-camiye) yürüyerek çıkar ve yürüyerek dönerlerdi.” [242]

Bayram namazına yürüyerek gitmek sünnettendir.”[243]

Bayram Günü Bayram Namazına Bir Yoldan

Gitmek ve Başka Bir Yoldan Dönmek Sünnettir.

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazına yürüyerek giderdi ve geldiği yoldan başka, bir yoldan dönerdi.”[244]

Hadis-i şerif, bayram namazına gidip gelişte ayrı ayrı yolları tercih etmesinin müstehab olduğunu göstermektedir. Bundaki hikmet, camiye gidiş-gelişte, yolların ve sakinlerinin şahit olmaları, İslâm’ın şeref ve izzetinin izharı, tabir caizse kafirlere karşı bir gövde gösterisi yapmaktır.

Kurban Bayramında Bayram Namazına Giderken Tekbir Getirmeli

Ramazan Bayramı’nda bayram namazı kılınan camiye giderken gizli olarak, Kurban Bayramı’nda açıktan tekbir getirmek sün­nettir. Delili, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Zikirlerin en hayırlısı gizli olanıdır. Rızıkların en hayırlısı yetecek kadar olanıdır.” hadis-i şerifidir.

Kurban bayramı münasebetiyle namaza giderken duyulacak sesle tekbir getirelim.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bayramlarınızı tekbirlerle süsleyin” buyurmuştur.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kurban bayramı sabahı, namaz kılınacak yere gelinceye kadar tekbir getirir ve namaz bitinceye kadar devam ederdi. Namaz bitince tekbiri keserdi.

İbn-i Ata rahmetullahi aleyh: “Bayram günü tekbir getirmek sünnettendir.” buyurmuştur.

Tekbirin lafzı:

“Allâh-ü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber Allahu Ekber ve lillâhi’l- Hamd”

[Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’dan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür ve hamd O’na mahsustur.]

Tekbirde aynı zamanda İslâm’ın şiarını göstermek, başkalarına İslam’ın üstünlüğünü hatırlatmak vardır.[245]

Kurban Bayramı Namazı Vakti

Kurban Bayramı namazını vakti girer girmez hemen acele kılmak sünnettir. Çünkü, Kurban bayramında acele edince namazdan sonra kesilecek kurbanlar için vakit genişlemiş olur.

Ramazan Bayramı namazını ilk vaktinden biraz tehir etmek de sünnettir. Ramazan bayramında biraz gecikilirse, fitresini vermemiş bulunanlar, bu arada zaman genişliği bulmuş olurlar.

Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Necran’da bulunan Amr b. Hazm radıyallahu anh’a şöyle yazmıştır:

“Necranlılara kurban bayramı namazını acele kıldır. Ramazan bayramı namazını tehir ederek kıldır ve insanlara öğüt ver. Çünkü böyle yapmakla kurban kesmek ve fıtır sadakasını vermek için genişçe bir vakit kalmış olur.”[246]

Kurban Bayram namazını vakti girer girmez kılmak sünnettir.

Bayram Namazı Nasıl Kılınır ?

İki Rekâtlı Namazın Kılınışı

Niyet: Niyet ettim Allah rızası için vacip olan Kurban Bayramı namazını kılmaya. Uydum hazır olan imama.

Birinci Rekât

Allâh-ü Ekber [İmamla birlikte iftitah Tekbiri]

Sübhâneke’l-lâhümme ve bihamdik. Ve tebârekesmük. Ve teâlâ ceddük. Ve la ilahe ğayrük.

Allâh-ü Ekber [eller kulaklara götürülür yana salıverilir]

Allâh-ü Ekber [eller kulaklara götürülür yana salıverilir]

Allâh-ü Ekber [eller kulaklara götürülür, bağlanır]

Eûzü billahi mineşşeytânirracim [imam gizlice okur]

Bismillâhirrahmânirraahîm [imam gizlice okur]

El-Hamdü lillâhi Rabbi’l – Âlemin. Er-Rahmânirrahim. Mâlik-i yevmiddin. İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîyn. İhdîne’s-sırâta’l -müstekim. Sırâtallezine en’amte Aleyhim. Gayrilmağdûbi aleyhim veleddâllîn. (Amin-İmam açıktan okur.)

Elemtera keyfe feale Rabbüke bieshâbi’l – fil. Elem yec’al keydehüm fî tadlilin ve ersele aleyhim tayran ebâbil. Termîhim bi hıcâretin min sicîl. Fecealehüm keasfin me’kûl. [imam açıktan okur]

Allâh-ü Ekber [rükûya varırken]

Sübhâne Rabbiye’l Azîm [rükûda üç kere]

Semiallâhü limen hamideh [rükûdan kalkarken]

Rabbena lekel hamd [rükûdan doğrulduktan sonra]

Allâh-ü Ekber [secdeye varırken]

Sübhâne Rabbiye’l – A’lâ [secdede üç defa]

Allâh-ü Ekber [otururken]

Allâh-ü Ekber [ikinci secdeye varırken]

Sübhâne Rabbiye’l – A’lâ [secdede üç defa]

Allâh-ü Ekber [secdeden ayağa kalkarken]

İkinci Rekât

Bismillâhirrahmânirraahîm [imam gizlice okur]

El-Hamdü lillâhi Rabbi’l – Âlemin. Er-Rahmânirrahim. Mâlik-i yevmiddin. İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîyn. İhdîne’s-sırâta’l -müştekim. Sırâtallezine en’amte Aleyhim. Gayrilmağdûbi aleyhim veleddâlfih. (Amin, -imam açıktan okur]

İnnâ a’taynâke’l – Kevser. Fesalli li-rabbike venhar. İnne şânieke hüve’l – ebter. [imam açıktan okur]

Allâh-ü Ekber [eller kulaklara götürülür, yana salıverilir]

Allâh-ü Ekber [eller kulaklara götürülür, yana salıverilir]

Allâh-ü Ekber [eller kulaklara götürülür, yana salıverilir.]

Allâh-ü Ekber [eller yanda iken rükû’a varılır.]

Sübhâne Rabbiye’l Azîm [rükûda üç kere]

Semiallâhü ilmen hamideh [rükûdan kalkarken]

Rabbena lekel hamd [rükûdan doğrulduktan sonra]

Allâh-ü Ekber [secdeye varırken]

Sübhâne Rabbiye’l – A’lâ [secdede üç defa]

Allâh-ü Ekber [otururken]

Allâh-ü Ekber [ikinci secdeye varırken]

Sübhâne Rabbiye’l – A’lâ [secdede üç defa]

Allâh-ü Ekber [teşehhüde oturur]

Ettehıyyâtü lillâhi ve’s-salevâtü ve’t tayyibâtü. Esselârnü Aleyke eyyühe’n – nebiyyü. Ve Rahmetullâhi ve berakâtüh. Es-selâmü Aleynâ ve Âlâ ibâdiUâhi’s-sâlihîn. Eşhedü ellâ ilahe illlahlâh, ve eşhedü erme Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh.

Allâhümme salli Âlâ Muhammedin ve Âlâ âli Muhammed. Kemâ salleyte âlâ ibrâhime ve âlâ âl-i İbrahim. Inneke hamîdün mecid.

Allâhümme bârîk Âlâ Muhammedin ve Âlâ âli Muhammed. Kemâ bârekte âlâ ibrâhime ve âlâ âl-i İbrâhîrn. Inneke hamîdün mecid.

Allâhümme Rabbena Atina fiddünyâ haseneten ve fi’l – âhirâti haseneten ve kına azâben – nâr. Birahmetike yâ erhamerrâhimin.

Esselârnü Aleyküm ve Rahmetullâh [sağ tarafa selâm verirken]

 Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullâh [sol tarafa selâm verirken]

Estağfirullah [üç defa] [247]

İmam namazdan sonra hutbe için minbere çıkar, oturmaksızın hutbeye .- “Allâhü Ekber” diye üç defa tekbir getirerek başlar. Cemaat de bu tekbirlere iştirak eder. İmam hutbede Kur’an ve teşrik tekbirleri ile yapılacak ziyaret ve yardımlaşmalar hakkında konuşur. Birinci hutbeden sonra kısaca oturur. İkinci hutbeye yine tekbirle başlayıp sonunda tekbirle iner.[248]

Bayram namazına yetişemeyen kimse, artık onu kaza edemez ve tek başına kılamaz. Dilerse döner gider, dilerse dört rekat nafile namazı kılar.[249]

Teşrik Tekbirleri

“Allâh-ü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhü Ekber Allâhü Ekber ve lillâhi’l- Hamd”

Erkek ve kadınlara Kurban Bayramında namazlardan sonra teşrik tekbirlerini bir kere getirmek vaciptir.

Teşrik günlerinde tekbir getirmenin vacip olduğu ve müddeti konusunda delil: “Allah’ı sayılı günlerde zikredin”[250] ile Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem arafe günü sabah namazından sonra tekbire başlar, teşrik günlerinin sonuncu günü ikindi namazına kadar devam ederdi. Bunu farz namazlardan sonra selâm verince yapardı.” Buna göre yirmi üç vakitte tekbir getirilir.

Yalnız olarak, seferi olarak yahut imamla birlikte farz namaz kılan herkes için farzların peşinden tekbir getirmek vaciptir. Çünkü tekbirler namaza bağlıdır.

Kadınlar dışında herkesin bu tekbiri açıktan alması da sünnettir.

Tekbir cemaatle de yalnız başına da eda edilebilir. Erkekler tekbiri açıktan getirirler. Kadınlar ise tekbiri gizlice getirirler. Teşrik tekbirlerini cemaatle hep birlikte söylemek müstehaptır.

Vitir namazı ve bayram namazları sonunda tekbir getirilmez.

Teşrik Tekbirleri

Hazret-i İbrahim aleyhisselâm’ın sünnetidir

Hazret-i İbrahim aleyhisselâm, Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ı kurban etmeye hazırlanırken bir anda “Allâhü Ekber Allâhü Ekber” sadâlarını duyar. Yanı başında Hazret-i Cebrail’in semiz bir koçla kendisine doğru geldiğini görür, hamd ve şükür duyguları içinde “Lâilâhe illallâhu vallâhu ekber”der. Durumu fark eden Hazret-i İsmail aleyhisselâm ise, Cenab-ı Hakk’a karşı olan minnet ve şükranını “Allâhü Ekber ve lillâhi’1-hamd” sözleriyle ifade eder. Getirilen bu teşrik tekbirlerinden sonra Hazret-i İbrahim aleyhisselâm, “Bismillâhi Allâhü Ekber” diyerek koçu kurban eder.

Kurban bayramı günlerinde, Arafe günü sabah namazından, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her vakit, namazın farzından sonra teşrik tekbirlerini okumak vacip kabul edilmiştir.[251]

Neden Tekbir Getiriyoruz ?

“Sayılı günlerde Allah’ı zikredin.”[252] Emri ile yapılması istenen zikir; kurban bayramı öncesi 9 Zilhicce Arafe günü sabahtan başlayıp bayramın 4. gününe kadar beş gün süre ile teşrik günlerinde farz namazların akabinde “Allâh-ü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber Allahu Ekber ve lillâhi’l- Hamd”[Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’dan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür ve hamd O’na mahsustur.] şeklindeki tekbir getirmek[teşrik tekbirleri], Hac’da cemerata taş atarken “Bismillahi Allâhu ekber” [Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür] demek ve kurban keserken tekbir almaktır.[253]

Bakara suresinin 183-185 âyetlerinde oruçla ilgili hükümler zikredildikten sonra 185. âyetin sonunda:

“..Size doğru yolu gösterdiğimizden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister.” Hac suresinin 36-37 âyetlerinde kurbanla ilgili hükümler zikredilmiş, 37. âyetin sonunda:

“…kurbanlıkları bu şekilde size boyun eğdirdi ta ki size doğru yolu gösterdiği için Allah’ı tekbir edesiniz.” buyrulmuştur. Yüce Allah, bu iki âyette bizden verdiği nimetler karşısında “Allâhu Ekber” diyerek kendisini hamd ü sena ile tazim etmemizi istemektedir.

Bakara süresindeki “tekbir” emri ile bayramlarda tekbir getirilmesinin kastı da söz konusudur. İbn Abbas; “Şevval hilâlini gördükleri zaman tekbir getirmek Müslümanların üzerine bir haktir.” demiştir. Bu âyete dayanarak İmam Şafiî, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed, bayram namazlarına giderken tekbir getirilmesi içtihadında bulunmuşlardır. Ramazan ve Kurban bayramı namazında birinci rekatta fatihadan önce üç defa, ikinci rekatta zammı sureden sonra üç defa “Allâhu ekber” diyerek tekbir alınır. Bunlara “zevâid tekbirleri” denir. Selâmdan sonra, hutbe içinde ve hutbe sonrasında; “Allâh-ü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber Allahu Ekber ve lillâhi’l-Hamd” denilerek tekbir alınır. Bu tekbirlerin dayanağı bu âyettir.

Kurban bayramının bir gün öncesi olan Arafe günü sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazların selamından sonra bir defa “Allâhü Ekber Allâh-ü Ekber la ilahe illellâhu vallâhu Ekber Allâhu Ekber Allahu Ekber ve lillâhi’l- Hamd” tekbir alınır ki buna “Teşrik tekbirleri” denir.

Bakara süresindeki “tekbir” emri, “bayram namazı kılınız”, Hac süresindeki “tekbir” emri ise, “hayvanları keserken tekbir getirin” anlamına da gelebilir. Bunu En’am suresinin;

“O halde Allah’ın âyetlerine inanıyorsanız kesilirken üzerine O’nun adı anılan hayvanların etinden yeyin.” ayeti ile;

“Kesilirken üzerine Allah’ın adı anılmayan hayvanların etlerinden yemeyin. Çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır.” ayeti teyid eder.

Eti yenen hayvanlar kesilirken “Bismillâhi Allâhu ekber” [Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür] denir. “Allâhu ekber” [Allah en büyüktür] sözü aynı zamanda Allah’ı zikirdir. Tekbir getiren kimse “Allah’ı çok zikredin”[254] emrini de yerine getirmiş olur.[255]

Kurban Bayramının 1. Gününün Önemi

Allah’ın bazı günleri, ayları diğerlerine üstün kılıp mübarekleştirmesi de bu ‘dilediğini seçer’ olmasındandır. Allah katında günlerin en hayırlısı kurban kesme günüdür.[256]

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şânı yüce olan Allah katında günlerin en büyüğü kurban bayramı günüdür. Sonra da karr günüdür.”[257] Diğer bir rivayette:

“Allah katında günlerin en faziletlisi Kurban günüdür.” buyrulmuştur.

Kurban kesilen günlerin en faziletlisi Kurban Bayramı’nın birinci günüdür., sonra “karr günü” denilen Kurban Bayramı’nın ikinci günü gelir. Bu güne “karr günü” denmesinin sebebi o günde halkın Minâ’da karar kılıp istirahata kavuşmasıdır.[258]

Kurban Bayramında Namazdan Sonra Yemek

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan bayramında bir şey yemeden namaza çıkmaz, Kurban bayramında ise namaz kılıncaya kadar bir şey yemezdi.[259]

“Döndüğü vakit kurbanından yerdi.”[260]

“Döndüğü vakit kurbanının karaciğerinden yerdi.”[261]

Kurban bayramında, kişi ister kurban kessin, ister kesmesin mutlak olarak yemeği tehir etmek menduptur.

Bir kimse kurban bayramında, ilk yediği şeyin kurban eti olması müstehaptır. Bu, Allah’ın bir ziyafetidir.

Kurbanda yemeği namazdan sonraya bırakmanın hikmeti: Kurban kesmeyi meşru kılmak suretiyle Allah-ü zülcelâl kullarına kerametini gösterdiği cihetle, o gün namazdan sonra yapılacak en mühim işi Allah’ın nimetlerine şükür için onun ziyafetinden yemeye başlamak olmuştur.[262]

Bayramlarda Tebrikleşmek

Bayram günü ilk bayramlaşma, bizden istiğfar, dua ve sadaka sevabı bekleyen geçmişlerimizle yapılır. Onlara Fatihalar ve sadaka sevapları ikram edilerek ruhları şad edilir. Hallerinden ibret alınarak, hakiki bayrama hazırlık yapmak gerektiği anlaşılır. Daha sonra akraba, eş ve dost ziyaretleri yapılarak hâl hatır sorulur. Herkes birbiriyle helâlleşir ve dargınlar barışır.[263]

Sevinçli anlarda tebrikleşmek sünnettir. Remli isimli kitapta.-

“Mübarek günlerde Ramazan ve Kurban bayramı günlerinde tebrikleşmek meşrudur.” denilmektedir.

Ömer Nasuhi Bilmen rahmetullahi aleyh: “Büyük İslam İlmihâli” adlı eserinde;

“Ramazan, Kurban bayramı günlerinde, mübarek gün ve gecelerde tebrikleşmek ve dualaşmak sünnettir.” demektedir.

İmam-ı Sehavi rahmetullahi aleyh: “Ayları ve bayramları tebrik etmek insanların adetlerindendir.” buyurmuştur[264]

Bayram günleri bayram tebrikleri için musafaha ederken önce davranan biri diğerine şöyle dua eder:

“Tekabbelellâhü minnâ ve minküm”

“Allah sizden ve bizden kabul buyursun.”

Muhatab olan da buna “amin” demekle karşılık vereceği gibi.

“Gaferallâhü lenâ ve leküm” “Allah bizi de, sizi de mağfiret buyursun” demektir.[265]

Bayram Gecelerini İbadetle Geçirmek Sünnettir

Bayram gecelerinde dua kabul olur. Kabul edilmesi rahmet-i ilahi ile beklenir. Bu yüzden Cum’a gecesi ile Recep ayının ilk cuması ve Şaban ayının ortasında dua etmek müstehap olduğu gibi, bayram gecelerinden duada bulunmak da müstehaptır.

Bu ibadetler zikir, namaz, Kuran okumak, tekbir, teşbih, istiğfar gibi şeylerdir. Bu ibadetler de gecenin son üçte birinde yapılmalıdır. En iyisi bütün bayram gecelerini ibadetle geçirerek ihya etmektir. Çünkü peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Her kim Ramazan Bayramı gecesi ile Kurban Bayramı gecelerini Allah’tan ecir bekleyerek ibadetle geçirirse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.”[266]

“Kim ahiret sevabını umarak, iki bayram gecelerinde Allah’a ibadet ederse, kalplerin öldüğü zamanda onun kalbi ölmez.”[267]

“Şu beş geceyi ihya edenlerin cennete girmeleri vacip olmuştur: Bu gecelerde: Terviye gecesi (Zilhiccenin sekizinci günü), Kurban Bayramı arafe gecesi, Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Saban ayının on beşinci gecesidir.”[268]

“Bayram gecelerini Allah-ü Teâlâ’nın zikri, namaz ve başka ibadetlerle ihya etmek müstehaptır.

Bayram gününde ibadetin diğer günlerdekinden efdal oluşunun sırrı şuradan ileri gelir: “Gaflet vakitlerinde ibadet, diğerlerinden üstündür. Teşrik günleri ise umumiyetle gaflet günleridir. Bu sebeple o günlerde ibadet yapana, diğer günlerde yapana nazaran ziyade bir sevap vardır. Bu tıpkı, insanların çoğunluğu uykuda iken geceleyin kalkıp ibadet yapan kimse gibidir.[269]

Yatsı namazı ile sabah namazlarının cemaatle kılınması da bunun yerini tutar.

Osman b. Affan radıyallahu anh’ den demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yatsı namazını cemaatle kılan kimse o gecenin yansını namaz kılmakla geçirmiş gibidir. Yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılan kimse o gecenin tamamını namaz kılmakla geçirmiş gibi sevap alır. [270]

Bayram Günü Duası

Bayram günlerinde yapılan dua ve iyiliklerin sevabı daha fazladır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bayram günlerinde şu duayı çok okuyanın kalbinin ölmeyeceğini haber vermiştir. Dua şudur:

“Yâ hayyû, yâ kayyûm, yâ bedîa’s-semavâti ve’1-ardı, yâ ze’l-celâli ve’1-ikrâm.”

“Ey Hayy ve Kayyûm olan Rabbimiz, ey semâvât ve arzın bedî’i, ey celâl ve kerem sahibi. Beni sen koru, sen istikametde dâim eyle. Kötülük ve günahlardan muhafaza et, sırat-ı müstaksimde dâim ve sabit eyle.”[271]

Ramazan ve Kurban Bayramı Günlerinde

Oruç Tutmanın Yasak Olması

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Fıtır günü (Ramazan bayramının ilk günü) ve Kurban Bayramı’nın günü oruç tutulmasını yasakladı.”[272]

“Ramazan Bayramı ise, oruçlardan çıkışınızı ve Müslümanların bayramıdır. Kurban bayramına gelince, kestiğiniz kurbanların etlerinde yiyiniz.”[273]

“Ramazan ve Kurban Bayramı günleri ile teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bunlar yemek içmek günlerimizdir.”[274]

“Teşrik günleri yiyip içme ve namaz günleridir. Binaenaleyh onlarda hiç kimse oruç tutmaz.”[275]

“Teşrik günleri yiyip içme ve Allah Azze ve Celleyi anma günleridir”[276]

“Teşrik günleri yiyip içme ve cima günleridir.”[277]

Bayram günleri Allah’ın kullarına ziyafet günleridir. Ramazan ve Kurban bayramı günleri oruç tutmak haramdır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem iki günün orucunu yasakladı. Çünkü kurban bayramı günü kurbanlarınızın etlerinden yiyeceğiniz gündür. Ramazan Bayramı ise, oruçlarınıza son verişinizdir.”[278]

Bayram Günlerinde Kabirleri Ziyaret Etmeliyiz

Kabir Ziyaretinde Ahireti Hatırlar

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem önceleri kabir ziyaretini yasaklamıştı. Bunun sebebi cahiliye devrinden yeni çıkan Müslümanların kabir ziyareti sebebiyle bir takım bâtıl inanç ve adetleri hatırlamalarını, hataya düşmelerini önlemekti. İslâm gönüllere yerleşince kabir ziyaretine izin verdi ve bunu “ahireti hatırlatma” hikmetine bağladı.[279]

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize ahireti hatırlatır.”[280] Diğer bir rivayette:

“Çünkü şüphesiz kabirlerin ziyareti, dünyayı küçümsetir ve ahireti hatırlatır.”[281] buyurarak da bu ziyaretlerden asıl maksadın, ahireti hatırlamak ve o güne hazırlanmaya önem vermek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Genel olarak kabirleri ziyaret etmek erkekler için müstehap, kadınlar için caizdir. Kadınların kabirleri ziyaret etmesi, bağırıp çağırma, saçını başını yolma ve kabirlere aşırı saygı gibi fitne korkusu olmadığı zaman mümkün ve caizdir. Çünkü Peygamber Efendimiz, çocuğunun kabri başında ağlamakta olan bir kadına sabır tavsiye etmiş, onu ziyaretten alıkoymamıştır.

Diğer yandan Hazret-i Aişe annemiz de kardeşi Abdurrahman b. Ebubekir’in kabrini ziyaret ettiği nakledilmektedir.[282]

Mehmet Emre Hoca Efendi kadınların kabir ziyareti ile ilgili şunları söylemektedir:

Kadınların kabirleri ziyaretlerine gelince, bazı hususlara riayet etme şartı ile buna müsaade olunmuştur:

1.Kalabalık bir günde, erkeklerin arasına karışarak ziyarete gitmemelidir.

2.Tesettüre son derece riayet etmeli ve güzel koku/parfüm kullanmamalıdır.

3.Bu ziyareti tek başına yapmamalı; ya mahremi olan bir er kekle veya birkaç kadın bir araya gelerek ifâ etmelidir.

4.Kabrin başında feryâd-ü figan ederek ağlamamalı ve ölünün üzülmesine ve azap görmesine sebep olmamalıdır.[283]

Salih kimselerin, anne, baba ve yakın akrabanın kabirlerini ziyaret etmek mendup sayılmıştır.

Salih kişilerin kabirlerini, özellikle Allah Resûlü’nün kabrini ziyaret, ruhlara ferahlık verir ve ulvi hislerin duyulmasını sağlar. Efendimiz’in ve Allah’ın veli kullarının kabirlerini ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Bir hadis-i şerifte;

“Kim, beni öldükten sonra ziyaret ederse, şefaatim ona hak olur.” [284]buyrulmuştur.

Salih kişilerin ve din büyüklerinin kabirlerini ziyaret etmekte çok büyük faydalar mevcuttur. Şuurlu bir şekilde hareket etmek, gerekli ibreti almak ve yanlış itikatlara kapılmamak şartıyla kabir ziyaretinde herhangi bir beis yoktur. [285]

Kabirleri ziyaret etmek, orada bulunanlara selâm verip dua ve istiğfarda bulunmak, onlar adına hayır ve hasenat yapıp Kur’an tilavet etmek, mevtalar için bir rahmet vesilesidir. Kuran’ı Kerim’de Rabbi’miz, bizden önce ahrete intikâl etmiş mümin kardeşlerimiz için şöyle dua etmemizi tavsiye eder:

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen çok şefkatli ve çok merhametlisin.”[286]

Kabir ziyaretiyle maksad, ziyaretçilerin ibret alması, ziyaret olunan kabir ehlinin onların dua ve istiğfarlarından faydalanmaları ve sağlığında olduğu gibi, hürmet görmesidir.”[287]

 

Ziyaret Ölüler İçin De Faydalıdır:

Mezara Verilen Selâmı Ölü Alıp Geri Verir

Bizler; kabirleri ziyaret ederiz. Çünkü insan hayattayken sevdiği kişileri ölümlerinden sonra da unutmak istese de unutamaz.

Onların kabirlerini ziyaret etmekle, onlara karşı minnet borcunu ödemiş hissi uyanır. Onların hatırası yeniden canlanır.

Hayat mücadelesinde koşuştururken ölümü ve ahireti hatırlayıp, ona göre hazırlık yapmak için zaman zaman kabristana gidip yakınlarımızın mezarlarını sık sık ziyaret edemiyoruz. Bayramlar; bizim yakınlarımızın mezarlarını ziyaretine sebep oluyor.

Kabirleri ziyaret etmekte fayda iki yönlüdür. Hem ziyaretçi, bu ziyareti sayesinde ölümü, kabri ve orada karşılaşacağı suâl, azap ve nimeti hatırlayıp, kalan ömrüne; kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirecek şekilde yön verir. Hem de kabirde yatan mü’min kardeşine, yakınına selâm verip dua ederek, okuyacağı ayet ve surelerin sevabını ona bağışlayarak ziyaret ettiği yakınına, mü’min kardeşine faydalı olur.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir kutlu ifadesinde şöyle buyurmaktadır:

“Mezardaki ölü, boğulmakta olup da yardım isteyen gibidir. Babadan veya anadan veya oğuldan veyahut sadık dosttan dua bekler. Beklediği dua yapılıp da ona ulaştıkta, onun için bütün dünyadan daha ziyade makbul ve faydalı olur. Muhakkak ki, Allah-ü Teâlâ dünyadakilerin duasından mezardakilere dağlar gibi fayda id-hâl eder. Şüphesiz ki sağ olanların ölülere hediyesi, onlar için istiğfar etmek ve sadaka vermektir.”[288]

Bundan ötürü Müslümanlar, ölüleri için dua edip afv ve mağfiret olunmalarını Allah’dan isteyip niyaz etmeyi ve ölülerinin ruhları için sadaka vermeyi unutmamak ve ihmal etmemek lâzımdır.[289]

Çünkü; yukarıda hadis-i şerifte de belirtildiği gibi mezardaki ölü, suya düşmüş olup da başkasından yardım dileyen kimse gibidir. Onun sevap alacak veya -eğer müstehak ise- kendisini azaptan kurtaracak işleri yapma imkânı kalmamıştır. Artık faydalanacağı tek şey, ziyaretçilerinin ve mü’min kardeşlerinin yapacakları dua ve yaptıkları hayırlı amellerden bağışlayacakları sevaplardır.

Mümin ölülerinin ruhları, sağ olan din kardeşlerinin hayırlı dualarından ve güzel selam vermelerinden memnun ve mesrur olacakları bildirilmektedir.

Bir kabre rastlayan yahut ziyaret için mezarlığa varan kimsenin ilk yapacağı iş, şüphesiz oradaki ölülere selâm vermektir. Ölü, gelen ziyaretçiden haberdar olup, verdiği selâmı alır, yapacağı duadan istifade eder ve mezarının yanında oturmasıyla ölü ünsiyet edip memnun olur.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir kutlu ifadesinde şöyle buyurmaktadır:

“Herhangi bir kişi, yakın adamının mezarını ziyaret edip selâm verir ve yanında oturursa, mezar sahibi selâmını alıp iade eder ve orada oturduğu müddet kalkıncaya kadar onunla ünsiyet eder.”[290] diğer bir kutlu ifade de:

“Herhangi bir kul, sağlığında tanıyıp bildiği bir kişinin mezarının yanından geçer de ona selâm verirse, mezar sahibi onu bilir ve sevinçle selâmını alıp iade eder.”[291]

İbn-i Kayyım el-Cezviyye bu konuda demiştir ki: “Ziyaretçi her ne zaman bir mezarı ziyarete gelirse, ziyaret olunan mezar sahibi onu bilir ve selâmını işitir de alıp iade ederek onunla ünsiyette bulunur olduğuna delalet eder. Bu hüküm umumi olup şehitlere ve gayrilere şâmildir ve muayyen bir vakti yoktur, her vakitte husulü mümkündür. Hâddî zatında akıl sahibi muhataba verilen selâmı, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kabir ehline verilmesini meşru kılmış ve ümmetine emretmiştir ki, bu da kabir ehlinin verilen selâmı idrâk ve iade edeceklerine delâlet eder.”[292]

Kabir ziyaretine abdestli gitmeliyiz. Şüphesiz her zaman abdestli olmak iyidir. Ama kabir ziyareti için abdest şart değildir. Abdestsiz de ziyaret edilebilir.

Kabir ziyaretine giden kişi kabristan/mezarlık kapısına vardığı zaman selâm vermelidir.

Ziyaretçi kabristanın kapısına vardığı zaman yüzünü mezarlara döndürerek ve kabrin yanına vardığı zaman da Peygamber Efendim iz’in öğrettiği üzere şöyle selâm verir-.

“Es-Selamü aleyküm dara kavmin müminin ve innâ inşaâllâhü biküm lâhikün, es’elüllaheli ve lekemü’l Afiyet”

“Ey müminler yurdunun sakinleri. Selam size. Bizlerde inşallah sizlere kavuşacağız. Allah-u Teala’dan bizim ve sizin için afiyet, ahiretle ilgili korku ve sıkıntılardan kurtuluş dilerim.”[293]

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabristandaki ölülere selâm verişi ve Müslümanlara da selâm vermeyi emredişi, onların selâmı duyduklarına ve aldıklarına delil olarak yeter.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı kabristana vardıkları zaman oradakilere selâm verip ölüler ve diriler için dua ediyorlardı. Gerek selâm verirken ve gerekse ölülere dua ederken, yüzlerini mezara doğru çeviriyorlardı. Ziyaretlerinin gayesi, ölülerin affına vesile olmak ve onlardan ibret almaktı.[294]

Ziyaret edeceğimiz yakınımızın başı tarafından değil, ayak tarafından gelmek suretiyle, sanki hayattaymış, onunla konuşuyormuşuz gibi yüzümüzü yakınımızın yüzüne doğru dönerek/çevirerek yaklaşmalı, kendisine çok yakın durmalı; Sağlığında kendisine çok yakın ise yakınına varmalı, fazla yakın değilse uzakça durarak dua etmelidir.[295] Ziyaretçi dirinin önünde nasıl duruyorsa, ölünün önünde de öyle durur.[296] Sünnet olan kabirleri ayakta ziyaret etmek ve yine ayakta dua etmektir.[297] Oturulabilir. Sonra; selâm vermeliyiz.

“Allah’ın rahmeti, bereketi ve selâmı senin üzerine olsun.

Ey [Anne veya baba] Allah’ım seni ve beni merhametiyle kuşatsın, merhametiyle sarsın, merhametine boğsun. Allah sana rahmet etsin.

 Allah’dan bizim ve senin için afiyet, ahiretle ilgili korku ve sıkıntılarından kurtuluş dilerim.

Allah seni de beni de affetsin. Dedikten sonra oturur. Böylece, kabirdeki yakını, gelen mü’min kardeşiyle yalnızlığını gidermek isteyecek ve sevinecektir.[298]

Kişi kabrin yanında kolayına gelen Kur’an ayetlerinden okur. Kabirlerde Kur’an okunması sünnettir. Çünkü Kur’an okumanın sevabı orada bulunanlara ulaşır. Ölü de hazır olan gibidir. Onun hakkında da rahmeti ilâhi umulur.

Ölüyü ziyaret eden, yine onun yanında, Fatiha ve Bakara suresinin baş tarafı gibi; Kur’an’dan kolayına gelen Yasin, Fatiha, Ihlas, Ayetel-Kürsi, Amenerrasulü, Tebareke, Tekasür surelerini okur, sonra İhlas suresini on iki yahut on bir, yahut yedi, yahut üç kere okuyarak dua eder: [299]Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kutlu ifadesinde şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri vefat ettiğinde onu fazla bekletmeden kabre götürünüz. Defnettiğiniz zaman da biriniz, başucunda Fatiha Suresi’ni, ayak ucunda da Bakara Suresi’nin son kısmını [Amenerrasulü] okusun.”[300]

“Her kim kabristana uğrayıp İHLÂS süresini on bir kere okur da sevabını ölülere bağışlarsa, orada bulunan ölülerin sayısınca kendisine sevap verilir.”[301]

Kabristan’da “Yasin-i Şerif” okumak da, sünnetle sabit olmuştur. Nitekim:

“Her kim kabristana girer de Yâsin’i okur ve sevabını ölülere bağışlarsa, o gün Allah Teâlâ onların azabını hafifletir. Kendisinin de bu kabristandaki ölüler sayısınca sevabı olur.”[302] hadis-i Şerifi, bunun delilidir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“….Yasin Kur’an’ın kalbidir. Bir kimse onu Allah’ın rızasını ve ahiret yurdunu talep ederek okursa, muhakkak günahları bağışlanır. Ölülerinize de Yasin suresini okuyunuz.”[303]

Yasin Sûresini bilemeyen mükellef; Kur’an-ı Kerim’den Fatiha, Ayete’l Kürsi ve İhlâs okur. “Ya Rabbi; okuduğumun sevabını fûlana ve burada yatanlara ulaştır” diye dua eder.[304]

İmam-ı Şafiî şunları söyler:

“Mezarın başında Kur’an’dan ayet ve sureler okumak müstehaptır. Kur’an’ın tamamının okunması (hatim edilmesi) ise, daha güzeldir.”[305]

İmam Ahmed b. Hanbel demiştir ki:

“Kabristana girdiğinizde Fatiha Muavvizeteyn (Felâk ve Nas sureleri) ve İhlâs surelerini okuyup, sevabını kabristan ehline bağışlayın, onlara gidip ulaşır.[306]

Kur’an okumanın peşinden kabulünü umarak ölüye dua edilir. Çünkü dua ölüye fayda verir. Çünkü kıratın peşinden yapılan dua kabul olunmaya daha yakındır.

Hadislerde geldiğine göre ölü görür, yanında yapılan işleri anlar, güzel işlerden ötürü sevinir, kötü işlerden ötürü üzülür. Ölü yine Cuma günü güneş doğmadan önceki ziyaretçilerini tanır. Yapılan hayırlardan faydalanır, yanında işlenen kötülüklerden rahatsız olur.[307]

Kabirleri gece ziyaret etmek de caizdir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gece Cennetü’l-Bâki mezarlığına gidip dua etmiştir.”[308]

Ölüye Kur’an Okuyup Sevabını Bağışlamak

Alimler; okunan Kur’an-ı Kerim ölülere mânevi bir ikram olduğu gibi, dua ve istiğfardan faydalanacağı konusunda ittifak etmişlerdir. Onlar adına yapılan hayır ve hasenatın sevabının kendilerine ulaşacağı da sahih hadislerle ve icmâ ile sabittir. Buna şu âyet-i kerime de delâlet etmektedir:

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen çok şefkatli ve çok merhametlisin.”"[309] Yine Allah-ü Teâlâ şöyle buyurur:

“Kendi günahın, müminlerin ve mümine kadınların günahları için mağfiret dile.”[310]

Ebu Hüreyre radıyallahu anh diyor ki: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber yürüyorduk. İki mezar başına geldik. Resûl-i Ekrem bu mezarların başında dikilip durdu. Biz de durduk. Resûl-i Ekrem’in rengi değişti, sararıp soldu. O derece ki gömleğinin koltukları titremeğe başladı. Biz:”Ya Resûlullah,ne oluyor ? diye sorduk.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Benim duyduğumu duymuyor musunuz ?” buyurdu.

Biz: “Duyduğunuz nedir ya Resûlullah ? ” diye sorduk.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bu iki mezarda yatan erkekler şiddetle azab oluyorlar” buyurdu. Devamla:

“Azab oldukları, kaçınıp kendileri için kolay ve aslında büyük olduğu halde kendilerince küçük sanılan iki günahtır” buyurdu.

Biz: “Nedir o iki günah ?” diye sorduk.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bunlardan biri idrardan sakınmaz, diğeri ise dili ile insanlara eziyet eder, söz gezdirirdi.” buyurdu ve iki yaş hurma dalı istedi. Biz de getirdik. Mezarlarına birer tane dikti. Biz: “Bu yaş dalların, azabın kalkmasında bir rolü var mıdır ?” diye sorduk.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Evet bu dallar yaş kaldıkları/kurumadıkları müddetçe azabları hafifler.” buyurdu.[311]

Müfessir Kurtubi bu kutlu sözü şöyle izah eder: “Hadisin, ‘kurumadıkları müddetçe’ kısmı, o dalların yaş kaldıkları müddetçe teşbih ettiklerine işaret etmektedir. Nitekim alimlerimiz şöyle demişlerdir: Kabirlere ağaç dikmekten ve orada Kur’an-ı Kerim okumaktan oradaki mevtalar istifada ederler. Bir ağaç dikmek bile ölülerin azabını hafifletirse, bir mü’minin Kur’an okumasından kim bilir ne kadar istifade ederler? Ölüye hediye edilen şeyin sevabı da kendisine ulaşır.”[312]

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Öldükten sonra kulun derecesi yükseltilir. “Kul:

“Ey Rabbim! Bu sevap nereden geldi?”diye sorara. Cenab-ı Hak ona:

“Arkamda bıraktığın hayırlı ve salih evlâdın seni için istiğfarda bulundu, dua etti” buyurur[313]

Yine Efendiler Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak şu üç şey müstesnadır: Sadaka-i cariye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlât.”buyurmuştur.[314]

Bir adam Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle sordu: “Yâ Resûlullah! Benim annem öldü. Onun adına sadaka versem kendisine faydası olur mu ?” Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’de: “Evet olur, buyurdu.”[315]

Nafile olarak sadaka vermek isteyenlerin bütün mümin ve müminelere niyet etmesi en faziletlisidir. Çünkü bunun sevabı onlara ulaşır, kendisinin sevabından bir şey eksilmez. Okunan Kur’an’ın sevabının önce Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e hediye edilmesi müstehaptır.[316]

Bir kimse oruç tutar, namaz kılar veya sadaka verir de sevabını başka bir ölüye ve ya diriye bağışlarsa caiz olur.[317]

Bir kimse bütün kabristandakiler için bir Fatiha okusa. Kabristanda yatan bütün ölülerin her birine birer fatiha sevabı yazılır.[318]

Bir kimse başta Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere, din büyüklerine, anne ve babasına, sevdiği insanlara “amellerini sevabını bağışlayabilir.”[319]

Ölü yanında okunan Kur’an’ın sevabı ölüye ulaşır. Kur’an okumanın peşinden yapılan dua, orada bulunmasa da ölüye ulaşır. Çünkü Kur’an okunan yere rahmet ve bereket iner. Kur’an okumanın akabinde dua etmek ise daha çok kabule şayandır. Kabul edilmesi daha çok umulur.[320]

İnsan yaptığı amelin sevabını başkasına bağışlayabilir, ister namaz olsun ister oruç olsun, ister sadaka ve benzen şeyler olsun fark etmez. Bunların sevabını ölüye bağışlamak, kendi sevabından hiçbir şey eksiltmez.[321]

Vefat etmiş müminlerin, sağlıklarında yaptıkları ve vefatlarından sonra da devam etmekte olan hayırlarından fayda göreceklerini, ayrıca hayatta olan yakınlarının ve mümin kardeşlerinin dua ve infaklarından/yardımlarından istifade edeceklerini bildirerek onları bu hayırlara teşvik etmektedir.[322]

Ölü için yapılan dua ve istiğfarın ölüye fayda vereceğinde alimlerimiz irtifak etmişlerdir. Alimlerimiz; dua ve sadaka ve istiğfarın, Müslümanların ölülerine ölümlerinden sonra fayda vereceğine inandıklarını bildirmektedirler, ayrıca; alimlere göre, sevabı ölüye bağışlanmak şartıyla her amel-i sâlihin sevabı ulaşır.

Bu itibarla Kur’an okuyacak olan, bunu mezar başında değil de evde, camide ya da başka bir yerde, her yerde okuyabiliriz. Evinde, mescitte veya dilediği her yerde Allah rızası için Kur’an’ını okur ve sevabını ölüye hediye ederse, Cenâb-ı Hakk onu ulaştırmağa kadirdir. İllâ da mezar başında okuması gerekmez. Başka bir yerde yapılıp sevabı ölüye bağışlanmalıdır.[323]

Yolculuk yaparken, yol güzergahında gördüğümüz ilçe, kasaba ve köylerin mezarlarının yanından geçerken, okuyacağımız on bir ihlas-ı şerif ve Fatiha surelerinin sevabını mezarlıklarda yatanlara hediye etsek binlerce sevaba nail oluruz.

Duayı, şu şekilde yapsak güzel olmaz mı?

“Yarabbi! Bu okumuş olduğum Kur’an-ı Kerim’in sevabını Efendiler Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in temiz pak ruhlarına, âlinin ve ashabının temiz pak ruhlarına; Hazret-i Adem aleyhisselâm’dan şu ana kadar ölmüş bütün Müslümanların ruhlarına, yaşayan bütün Müslümanların ruhlarına ve burada bulunan bütün ölülerin ruhlarına hediye eyledim. Sen kabul buyur. Yarabbi. Amin.”

Kabristanda Yapılmaması Gerekenler

Kabristanda ziyaret ile bağdaşmayan edep dışı ve malâyani söz söylemekten, kibirlenip çalım satarak yürümekten sakınmak ve mütevazi bir tavır takınmak gerekir.[324]

Kabirlerde büyük ve küçük tuvalet etmekten sakınmalıdır.

Kabir yanında kurban kesmek ve hayvan boğazlamak. Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem “Kabirde sığır, deve, koyun kesmek islâm’da yoktur.” buyurarak kabir ve yatırlara kurban kesmeyi yasaklamıştır. İslâm’da kurban Allah rızası içi kesilir. Kabir başında kesilende ise sanki başkasının/o kabirdekinin rızasını ummak vardır. Bu üstelik yasak olan fiildir. [325]Allah için olsa bile mekruhtur. Hele ölünün rızasını kazanmak ve yardımını elde etmek için kesilmesi kesinlikle haramdır. Bunun şirk olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü kurban kesmek ibadettir. İbadet ise yalnız Allah’a mahsustur.

Kabirler Ka’be tavaf edilir gibi dolaşılıp tavaf edilemez.

Kabir ziyaretinde edebe riayet etmek lâzımdır. Mekruh ve haram olan işleri yapmaktan sakınmak lâzımdır. Bir takım cahil insanların yaptıkları gibi; mezar taşlarına ve duvarlarına sarılmak veya elini sürmek, taşları ve yerleri öpmek, karnını ve göğsünü taşlara sürmek mekruh ve çirkin bidattir. Mezara eğilmek, secde eder gibi mezarın üzerine veya yerlere eğilip kapanmak, mezarın etrafını tavaf edip dolaşmak Peygamber ve Evliyaullah’dan bir velinin mezarı olsa dahi haramdır.[326]

Mezar sahibinden hastasına şifa, derdine derman istemek, mezara kurban adamak, çocuğu olmayana çocuk vereceğine inanmak, gömleğinden yırtıp mezarın taşlarına ve dikenlerine ve çalılara veya türbenin kapı ve pencerelerine bağlamak ve bu suretle hastalıktan kurtulacağına inanmak, İslâm inancına aykırı cehalet devrinden kalma şirk ve batıl inançlardır. İslâm’ın nezih inancına aykırı olan böyle batıl inançlardan kalplerimizi temizlemek lâzımdır. Ölülerden yardım istemek ve bunun gibi mezar taşlarına bez, mendil ve paçavra bağlamak kişiye bir fayda sağlamaz. Kabirdeki kişinin başkasına bizzat fayda vermeye veya bir zararı gidermeye gücü yetmez. [327]

Ancak Allah’tan bir şey isterken Salih zâtları vesile kılmak ve bunun için onların kabirlerini ziyaret etmek caizdir. Meselâ; “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hakkı için, O’nun hürmetine, ya Rabbi onunla sana dua ediyorum, şu isteğimi yerine getir! “demek duaların kabulüne vesile olur.

Kabir ziyaretini özellikle Cuma, cumartesi, pazartesi ve Perşembe günleri yapılan ziyarettir. Sünnet olan kabirleri ayakta ziyaret etmek ve yine ayakta dua etmektir Ancak diğer günlerde de ziyaret mümkün ve caizdir.[328]

Kabir başında ağlamak ve açılmak. Bilhassa yakın akraba ziyareti esnasında kadınlarda görülen ağlama ve açılıp saçılma yanlış bir harekettir. Bu ağlama esnasında çoğu kez yakışmayan sözler söylenir. Halbuki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kabir ziyaretine izin verildiğini bildirdiği hadislerinin birinin sonunda: “Ziyaret esnasında yakışıksız sözler söylemeyin.” buyurmuştur.[329]

Mezar başında sesli olarak zikir yapılmaz. Oranın zikir yeri olmadığı herkesin malumudur.[330],

Teberrük kastıyla mezarlar üzerine elbise veya mendil bırakılmaz.[331]

Cahil Müslümanlar arasında çok yaygın olan yanlış hareketlerden biri de paçavra bağlama hurafesidir. Kendisini hatırlayıp, dileğini yerine getirsin diye, bazı türbelerin etrafına ya da çevrede kutsal sayılan taş, ağaç ve demirlere çaput bağlamak, yahut çocuğum olsun diye çalı ve çaputlardan yaptığı bir bebeği mendil içerisine koyup asmak, akıl ve İslâm’la ilgisi olmayan hareketlerdendir. Böylesi hurafeleri yapana hiçbir faydası olamayacağı gibi, günah kazandırmak suretiyle, zararı da olur.[332]

Kabrin/Mezarın Üzerinde Oturmak

Kabirde/mezarlıkta yemek, içmek, gülmek, çok konuşmak, yine yüksek sesle Kur’an okumak, kabir üzerinde oturmak, yürümek, uyku uyumak, küçük veya büyük abdestini yapmak ve bunları adet edinmek de mekruhtur.[333]

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinin ateş koru üzerinde oturması ve bu ateş korunun elbisesini yakıp da derisine işlemesi bir kabrin üzerine oturmasından çok daha hayırlıdır. “[334]

“Kabirlerin üzerine oturmayın; onlara doğru namaz da kılmayın.[335]

“Bana ateşte yürümek, bir müslümanın mezarının üzerinde yürümekten daha iyidir.”[336]

Bir sahâbi anlatıyor: Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem beni bir mezarın üzerinde otururken gördü ve:

“Ey mezarda oturan adam, in aşağı. Mezardakine eziyet etme ki, o da sana eziyet etmesin (orada oturduğun için Allah seni cezalandırmasın)”[337]-

Kabir üzerine oturmak İmam Şafiî ile diğer bir çok ulemaya göre haramdır. Hanefilere göre: Kabir üzerine oturmak ve uyumak tenzihen mekruh, büyük ve küçük abdest bozmak gibi şeyler ise tahrimen mekruhtur. Hanefiler’le diğer birçok ulemaya göre kabre karşı namaz kılmak mekruhtur.[338]

Mezarın Üzerine veya Etrafına Ağaç Dikmek

Mezarın üzerine ve etrafına ağaç ve gülfidanı dikmek, çiçek ve yeşillik olacak bitkiler ekmek suretiyle mezarın üzerini yeşillendirmek sünnettir.

“Kabre ağaç dikmek de sevaptır. Hattâ dikilen ağaç ve bitki, ölünün azabının hafifletilmesine sebep olur.” [339]

Ecdadımız müessese önlerine çınar, kabristanlara ise selvi ağacı dikmiştir. Çınar, sonbaharda yaprağını döktüğü için dünyanın ve müesseselerinin faniliğini, selvi ise yapraklarını dökmediği için ahire tin ebediliğini simgeler. Aynı zamanda, bu uygulamalarla çevrenin, dünyanın akciğeri mesabesinde olan ağaçlarla süslenmesi sağlanmıştır.[340]

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabre yaş dal dikme sünnetine uyarak çiçek, gül, vs. yeşil bitkiler dikmek, mezara güzel bir görünüm kazandıracağı gibi, bunların teşbihi sebebiyle ölünün affına da vesile olur. Bu itibarla mezar üzerine yeşil bitkiler dikmek, ziyaretçinin yapacağı işler arasındadır.[341]

Kabir üzerinde bulunan yaş bitkileri, ağaçları, otları kesmek mekruhtur. Kuru otları kesmekte bir sakınca yoktur.

Binâenaleyh, yaş otların ve ağaçların zikrü teşbih etmeleri ile azabın hafiflenmesi ümid edilirse, Kur’an okumakla ve insanların dua ve istiğfar etmeleriyle azabın hafifleneceği daha çok kuvvetli olarak ümid edilir. Çünkü Kur’an okumanın rahmet ve bereketi, onların zikrü teşbihinden daha çok büyük olduğundan Kur’an okunan yere hepsinden fazla rahmet nazil olacağı şüphesizdir.”[342]


[204] Ebu Davud,H.no:2437

[205] Zadu’1-Meâd.2/651

[206] İbn Mace.4/632

[207] Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas, s.89-105

[208] Kutlu zamanlar.175; Abd b. Humeyd, Müsned.1/257

[209] TecridTer.3/189

[210] Ebu Davud, 6/503

[211] Bulûğ-ül-Merâm.2/452

[212] İmam-ı Nevevi.El-Ezkârl/295

[213] İmam Nevevi. 1/295- Furkan GALJB; “Mübarek Günler ve Geceler”, s.89-105

[214] İmam-ı Nevevi. El-Ezkâr. 1/295

[215] Ahrnet Şahin.Günlük Hayatımızda Dualar.170

[216] Bediüzzaman Said Nursi.13. Şua

[217] Ramuz e!-Hadis:542/9; 309/3; Musahabe.5/85

[218] M.Talu, Dini Meselelerimiz.2/499

[219] Müslim, H.no:1977; Ebu Davud, H.no:2791;lbn Mace, H.no:3149-3150

[220] Riyazüs Sâlihin.7/228

[221] Ebu Davud,10/467

[222] Ebu Davud, h. no: 1134

[223] Efendimizin Hayat Ölçüleri .131

[224] Hac:22/34

[225] Maide suresi,27

[226] Saffat suresi. 107

[227] Hac suresi.34

[228] Hac suresi,37

[229] Kutlu Zamanlar, 146-147

[230] EbuDavud, h.no:2789

[231] Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas, s.89-105

[232] Kutlu Zamanlar.133-134

[233] Ebu Davud. 10/462

[234] İbn Mace, H.no:1315

[235] İbn Mace, H.no:1316

[236] Kevser süresi:2

[237] Ebu DavudH.no: 1148

[238] Fıkhi Mese!eler.4/113

[239] Ö.Nasuhi Bilme.B.İslâm İlmihâli. 167

[240] A.Fikri Yavuz.İslâm İlmihâli.211

[241] Şamil İs.An

[242] İbn-i Mace, h. no: 1295

[243] İbn Mace, H.no:1296 

[244] Tirmizi, H.no:540; Ebu Davud, H.no:1156; İbn Mace, H,no:1298

[245] Is. Fık. Ans. 2/468

[246] İs. Fık. Ans. 2/456-475

[247] Mahmut Özakkaş, Namaz An. 176

[248] Mahmut Özakkaş, Namaz An. 176

[249] Şamil İslâm. An.  

[250] Bakara suresi.203 

[251] Kutlu Zamanlar. 125-126 

[252] Bakara suresi.2/203

[253] Kur’anda Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir.77

[254] 33/41

[255] 1.Karagöz. Kur’anda Zikir Kavramı.83-85

[256] Zadu’l Meâd.1/75

[257] Ebu Davud.H.no:1765

[258] Ebu Davud.6/503-504  

[259] Tirmizi, H.no-.541

[260] Selâmet yolları.2/179

[261] Selâmet yolları.2/179

[262] Selâmet yolları.2/179

[263] Efendimizden Hayat Ölçüleri. 134

[264] Ruhul-Furkan, 2/297

[265] Ahmet Şahin Günlük Hayatımızda Dualarımız. 171

[266] Tergib ve Terhib. 2/531

[267] Tergib ve Terhib. 2/532

[268] Tergib ve Terhib.2/531

[269] Kütüb-i Sitte Muhtasarı. 13/134

[270] Ebu Davud:H.Nu:555

[271] Ahmet Şahin.Günlük Hayatımızda Dualar. 170

[272] Tirmizi, H.no:768

[273] Tirmizi, H.no:769

[274] Tirmizi, H.no:770

[275] Selâmet Yolları.2/461

[276] Selâmet Yolları.2/461

[277] Selâmet Yolları.2/462

[278] Ebu Davud, H.no:2416

[279] H.Karaman. Ebediyet Yolcusunu Uğurlarken

[280] Tirmizi, h.no: 1060

[281] İbn Mace, H.no:1571

[282] Üsve-i Hasene. 1/471; Müslim, c:5/260

[283] Mehmet Emre.Müslümanca yaşama Sanatı. 1/411

[284] Üsve-i Hasene. 1/473

[285] Üsve-i Hasene. 1/471

[286] Haşrsuresi.59/10

[287] Dürretül Fahire.319

[288] Ramuz el-Hadis.368/10; Dürretül Fahire.319

[289] Dürretül’ Fahire:320

[290] Ramuz el-Hadis. 382/5

[291] Cami’üs Sağir.2/131

[292] Dürretül’ Fahire:318

[293] Müslim, H:no:975

[294] S.Toprak.Kabir Hayatı.445

[295] Üsve-i Hasene. 1/476

[296] İs.Fık.An.3/91

[297] Kabirleri ayakta ziyaret etmek ve yanlarında ayakta dua okumak da sünnettir. Nitekim Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem “Cennetü’1-Bâki” mezarlığına çıktığı zaman bu şekilde yapmıştır

[298] S.Toprak. Kabir Hayatı. Muhtelif sayfalar.

[299] ibn-i Abidin.c:3/502

[300] Üsve-i Hasene. 1/473

[301] İs.Fık.An.3/88; İbn-i Abidin.3/503

[302] İs.Fık.An.3/88; İbn-i Abidin.3/503

[303] İbn Hanbel.V.26

[304] Emanet ve Ehliyet, c: 1/349

[305] Üsve-i Hasene. 1/474

[306] Dürretül Fahire.319

[307] İs.Fık.An.3/88

[308] Üsve-i Hasene. 1/474-477

[309] Haşr suresi.59/10

[310] Muhammed suresi.79

[311] İslamda Helâllar ve Haramlar: 1/341

[312] O.Nuri Topbaş.Faziletler Medeniyeti.2/292

[313] İbn Mace.Edeb.l; O.Nuri Topbaş.Faziletler Medeniyeti.2/292

[314] Müslim.Vasiyyet. 10; O.Nuri Topbaş.Faziletler Medeniyeti.2/294

[315] İs.Fık.An.3/98

[316] İs.Fık.An.3/88

[317] İbn-i Abidin.3/504

[318] İbn-i Abidin. 3/504

[319] İbn-i Abidin.3/504

[320] İs.Fık.An.3/99

[321] İs. Fık. An.3/99

[322] O.Nuri Topbaş. Faziletler Medeniyeti.2/296

[323] S.Toprak.kabir Hayatı.461-462

[324] Üsve-i Hasene. 1/476

[325] S.Toprak Kabir hayatı.471

[326] Dürretül Fahire.316

[327] Üsöve-i Hasnel/476; Dürretül Fahire.316

[328] İs.Fık.An.3/88

[329] S.Toprak Kabir ziyareti.476

[330] S.Toprak.Kabir ziyareti.476

[331] S.Toprak.kabir hayatı. 1/477

[332] S.Toprak.Kabir Ziyareti.477

[333] İs.Fık.An.3/91

[334] Müslim, H.no:971; Nesaî, H.no:2046; Riyazü’s Sâlihin, H.no:1770

[335] Müslim, H.no:972-973

[336] Tergib veTerhib.7/81

[337] Tergib ve Terhib.7/81

[338] Müslim,5/246

[339] Müslim, H.no:292; Nesâi, H.no.-2070

[340] Üsve-i Hasene. 1/475

[341] S.Toprak kabir hayatı.445

[342] Dürretül  Fahire.325

KURBAN BAYRAMLAŞMA VE MEZAR ADABI ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 1:50
  İslam

KURBAN BAYRAMLAŞMA VE MEZAR ADABI Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç