ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

Kelime-i tevhid’in özü (La ilahe illallah, Muhammedür rasülüllah)


  • Anasayfa
  • Kelime-i tevhid’in özü (La ilahe illallah, Muhammedür rasülüllah)
Popüler Aramalar

La ilahe ( İlah yoktur) sözü ile insan çağındaki her türlü sahte ilahları ret eder. Ve eliyle ve diliyle ve kalbiyle onları ortadan kaldırmaya çalışır. İşte bu sözle yapılan şahadetin birinci amacı budur. Her çağda olduğu gibi bizim çağımızda da birtakım sahte ilahlar vardır. Bunlar servet, güç, iktidar, şöhret, itibar, makam-mevki gibi şeylerdir. Ayrıca sosyal hayatta tüketim çılgınlığı, sınırsız cinsellik ve cinsel sapmalar, materyalizm, küreselleşme, yeni dünya düzeni, vahşi kapitalizm ve emperyalizm gibi şeylerdir. Bütün bunlar çağımızın sahte ilahları olup içimizdeki dürtüleri temsil ederler.

 

Herkes servet peşinde koşarken kazanç uğruna hiçbir kural ve kanun tanımamaktadır. Helal – haram olarak güne başlamak yerine kazanma ya da kaybetme dürtüsüyle başlamaktadır. Bu sahte ilahlara inananların amentüsü; para, döviz, borsa, hisse, repo, faiz, kaçakçılık, kara para, hayali ihracat, vergi kaçakçılığı, silah kadın ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi şeylerdir. Garaudy; dini imanı para olan kimseler için, “Pazar monoteizmi tabirini kullanmaktadır.”

 

İkinci grubu, iktidar, tahakküm, boyun eğdirme, diktatörlük, hegemonya, sömürgecilik ve emperyalizm gibi şeylerdir. Üçüncü grup ise şöhrete tapanlardır. Bunlar silik kişiliklerini tatmin etmek için medyada sık sık görülmek ve meclisteki yerlerini sağlama almak için toplumun yararının feda ederler. Dördüncü grup ise; bastırılmış cinselliğin veya cinsel doyumsuzluğun etkisinde kadın, cinsel fıkralar, pavyon, disko, bar, gece kulüplere, ve fuhuş ortamlarında bulunurlar. Bu nedenle her türlü ahlaki söylemden nefret ederler ve özgürlüklerini kısıtlandığını düşünür ve uyuşturucu ticareti yaptıkları da veya kullandıkları da olur.

İşte insan “la ilahe” derken, çağımızdaki bütün sahte ilahları reddettiğinde onun bilinci ikinci aşama olan “İllallah” ( gerçek ilah sadece Allah’tır) diyerek pozitif bir gerçeği ortaya koyarlar. Gerçek bir ilah sadece Allah’tır. Yani herkes onun önünde eğilir, eşittir ve kimse şahsi çıkarlarına Allah’ı alet edemez. Zira Allah herkese ilke olarak eşit mesafededir. Birisi hasbel kader Cenabı Hakkı kendi çıkarına kullanmaya kalkarsa büyüklenir ve insanlara egemen olmaya teşebbüs ettiğinde kendisi de çağın sahte ilahları haline gelir ki, onun da işinin bitirilmesi sahte ilahlıktan indirilmesi şart olur.

Bu durumda Müslüman her gün “ La ilaheillallah “ demesi ve bunu söylerken de sahte ilahları reddetmesi güç ve serveti ellerinde bulunduranların kendilerini ilah yerine koydukları mevcut statükaya baş kaldırıp onu reddetmesi gerekir. Bir başka deyişle “ la ilaheillallah” bir toplumsal eleştiri olarak kabul edilebilir ve çağımızdaki hastalıklar göz önüne serilerek İslam ümmetinin tevhid, adalet, eşitlik, özgürlük temelinde yeniden yapılandırılması yolunda çaba harcamaya vesile olabilir. “La ilahe illallah” insanların kararlarında yaşantılarında, eylemlerinde, özgürleşmesi için her türlü boyundurukluktan kurtulması ve toplumsal eşitlik anlamına gelir.

 

Herkes Allah önünde eşit olduğunu bilmeli siyah ve beyaz, yöneten ve yönetilen, büyük ile küçük, kadın ile erkek, güçlü ile zayıf hepsi insanlar bir tarağın dişleri gibidirler. Sonuç olarak ilave edelim ki “la ilahe illallah” sosyo ekonomik, adalet ve eşitlik temeline dayalı bir toplumun inşası için sürekli olarak cihad yapmayı gerekli kılar.

 

MUHAMMEDURRASÜLÜLLAH NE DEMEKTİR?

 

Kelime-i şahedetin son kısmı olan “ enne muhammeden abbüdü ve resulüh” ‘a gelince bu bir yalnız başına tesbit veya övmek, yüceltmek, kutsallaştırmak, faziletlerini sayıp dökmek, mevlüd kandilleri yapmak ve sevgisinden dem vurmak gibi şeyler de değildir. Hz Ebubekir’in “kim Muhammed’e kulluk ediyorsa bilsin ki o ölmüştür, ama kim Allah’a kulluk ediyorsa, yine bilsin ki o ölmeyen diridir .” Sözünü unutmamak gerekir.

 

Bu söz, yani kulu ve resulü sözü artık vahy gelmiyeceği anlamına geldiği gibi, insanlığın aklının da olgunlaştığı ve aklın ile vahyin sunduğu gerçekleri; anlama, yorumlama ve hayata uygulamaya ehil ve kadir olduğunda göstermektedir. Konuya bu yönden bakıldığında bir takım ilahi hakikatlerin akıl yerine keşf, ilham, kalp gözü veya gökten gelecek diğer ilahi yardımlar sayesinde idrak edilebileceği iddiası insan aklını ipotek altına alan ve Kuranı kerimde Cenabı Hakk’ın akletmez misiniz? Dediği aklın önemine aykırı bir tutum olacaktır. Bu ipotek insanların istismar edilmesine sömürülmesine ve egemen güçlerin kuklası haline insanların getirilmesine sebebiyet verir.

 

Bu durum aynı zamanda hurafe büyü, sihir, fal ve kehanetlere de yer olmadığı gösterir. Ayrıca cahillik, okuma yazmak bilmemek, zannın, taklidin, şüphenin, şaşkınlğını kararsızlığın sona ermesi anlamına da elbette gelecektir. Zira artık akıl vahy hakikatleri ışığında gerçeğe ulaşabilir kesin kararlar verebilir, meseleleri çözebilir ve yeni keşiflerde bulunabilir ve yeni icat ve yaratıcı düşünmeyi aktif olarak kullanabilir.

 

Maide suresinin 3. ayetinde Cenabı Hakk dinimizi tamamladığını ve din olarak bize İslam’ı seçtiğini açıkça ifade etmektedir. Yani din tam ve mükemmel ve hiçbir eksiği yoktur ve bu şekliyle insan aklına ve hizmetine sunulmuştur. Hadis dediğimiz şeyler de; Kuran’dan ayrı şeyler olmayıp sadece Peygamber Efendimizin Kuran’dan anladıklarıdır. Yani Kuran ve sünnet gerçekte tek bir bütün ifade eder. Dualizm denen ikilik İslam da yoktur. Dolayısıyla kuranın anlaşılmasında elbette hadislere ve sünnetlere de başvurmak gerecektir.

 

Bu tespitin sonucu olarak” enne muhammedin abdühü ve resulühu” sözünü söylemekle her insan kendi hür iradesiyle yüklendiği “ emanet ve sorumluluk görevi” taşımak ve yeryüzünde Allah’ın iradesini gerçekleştirmek için kendi iradesiyle hareket etmek ve başarıya ulaşmak durumundadır. Zira Peygamber Efendimiz sadece sözlü olarak Hakka tanıklık, şahitlik etmekle yetinmeyip bir İslam toplumu düzeni kurmayı da başardığı gibi bugünkü Müslüman da yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak onun iradesini egemen kılmak için her türlü beşeri boyunduruğa karşı çıkmak ve tam bağımsız bir insan olarak hareket etmek zorundadır.

 

Bütün bunlar yeni bir hayata başlamak anlamı taşır. Kelime-i şahadetle kişi İslam’ı kabullendiği ilan eden bir Müslüman olup bundan sonra imanın ve İslam’ın 32 hatta 54 farza kadar ilerlemek, zorundadır. Ancak bilinmelidir ki bu şart olarak konan şeylerin bir şart kelimesiyle tanımlanması yanlış olup İslam’ın bu noktada sayılamayan örneğin emri bil mağruf nehyi anin münker gibi önemli unsurları şart dışında bırakabilmektedir.

 

Bu yüzden İslam’ı görevler konusu oldukça geniş ve insana sorumluluk yükleyen bazen olumlu tavır bazen de olumsuz bir karşı koyma gereği hissettiren önemli davranış kalıplarıyla doludur. Bir Müslüman sadece nerede ve ne şekilde davranacağını bir tevhid şemsiyesi altında bilmesi ve bunu cesaretle uygulaması gerekir. Aksi halde şu şartı yaptım bu kadar yeter diyerek Müslümanlık bir yerde bitmez.// “Akıl başta / Utanma yüzde / Bilgi gözde bulunur / Öfke gelince akıl gider / Tamah gelince utanma gider / Haset gelince bilgi gider” //(Hacı Bektaş-ı Veli)

 

“ALLAH DER ÇALIŞIRIZ”( Ahi Evran-ı Veli )                           

 

Büyüklere …..ursa bile “bi bildiği olmalı” demeliyiz.  Vaktiyle 1.5 müridi olan zat ısrar üzerine keramet göstererek pazarda karganın başını koparır, sonra yapıştırır ve uç der o da uçar. Bi anda müridler artınca onların ihlasını denemek ister. Bağırsağı beline bağlar ve namaza durur. Rukuya eğildikçe bağırsak ossuruk gibi öter. Bunu duyan yeni müridler “bu abdestsizin arkasında namaz kılınmaz” diyerek hocayı terkederler. Geriye eski 1.5 mürid gene kalır. Onlar “bi bildiği olmalı” diye düşünmüşlerdir. İşte sadıklar böyle düşünür. Sıddık Ebu Bekir de miraç anlatılınca görmeden “bunu o söylediyse inanırım ve doğrudur” dememiş miydi? Sizin sadakatiniz kime acaba?

 

Cuma namazı konusunda peygamber efendimiz önce namaz sonra hutbe okurdu. Farzdan sonra 4 rekat sünnet kılardı. Başka kılmazdı. İki ayrı hadisten birinde “ ..bir kimse farzdan sonra nafile (sünnet) kılacaksa bunu mescidde yapıyorsa 4 rekat kılsın. İkinci ayrı hadiste ise “ evine gidip kılacaksa 2 rekat kılsın” buyurmuştur. Kendi camiinde 1000 olan sevab ile evdeki 2 rekatı eşitliyor demektir!!! Zuhru ahir ve son sünnet Emeviler döneminde yapılan bir ilavedir.

 

Hiçbir şekilde TAM (Maide 3) olan dine ilave yapılamaz, içinden de bir şey çıkarılamaz. Bir kimse ben bu arada kaza kılıyorum da diyemez. Çünkü başkasına ilaveyi örnek göstermiş olur ki dinde artışa sebebiyet verir. Gençler de bu çokluğu görüp farzdan başka son sünneti dahi kılmadan gitmelerinin sebebi budur. Farz kazası olsun nafile olsun Cuma saatinde kılmak yanlış anlamaya yol açar. Dinde asıl olan Allah’ın ve O’nun peygamberinin emirlerine itaattir. Yanlış zamanda çok namazla sevap koşturması çok sevap getirmez. SEVEN SEVDİĞİNE TABİ OLUR . Hz. Rasule tabi olunuz. Örnek Emeviler değil, Rasulüllah’tır.

—————————————————-

aşık ahi kul ahmede yazmak nasib olmuştur.

 

 

 

 

Kelime-i tevhid’in özü (La ilahe illallah, Muhammedür rasülüllah) ile Benzer Yazılar:

7 Ocak 2013 Saat : 3:34
  İslam

“Kelime-i tevhid’in özü (La ilahe illallah, Muhammedür rasülüllah)” için 1 Yorum

  1. Kadir ÇAKIR diyor ki:

    Ahmet Ağbi Allah Razı Olsun sizden güzel yazmışsınız, istifade ettik cumanız da mubarek olsun olsun.

Kelime-i tevhid’in özü (La ilahe illallah, Muhammedür rasülüllah) Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç