ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

KDV’Yİ FAKİRLER DE ÖDEDİĞİ İÇİN ADALETSİZDİR


Popüler Aramalar

I- GİRİŞ

Gelir ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergilerin genellikle daha az yansıtılabildiği kabul edilir. KDV gibi dolaylı vergilerdeki yansıma ise diğerlerine göre daha fazladır.

Bir ekonomide ticaretin serbestçe yapılabiliyor olması temel amaçlardan biridir. Bu, dünya ticareti için de böyledir.

Konuyu serbest ticaret, kayıp ve yansıma konuları ile birlikte ele aldığımızda; KDV’nin pahalılaşmaya yol açarak serbest ticaretin önündeki en büyük engellerden biri olduğu, son derece adaletsiz ve çok büyük oranda da tüketiciye yansıtılabilmesine rağmen devlete bütünüyle vergi olarak da dönmediği, bu yönüyle de işletmeleri, tüketicilere finanse ettirdiği anlaşılmaktadır.  

II- KDV, PAHALILAŞMAYA YOL AÇMAKTADIR VE SERBEST TİCARETİ ENGELLEMEKTEDİR

KDV, devlete ait bir vergi midir? Yoksa devletin toplayabildiği vergiler devletin, geriye kalanlar ilgili kişilerin midir?

Bu noktada katma değer vergisi yönünden öncelikle iyi bir tanımlamaya ihtiyaç vardır.

Eğer KDV başından beri devlete ait bir vergidir, işletmeler bu vergiyi yasalar çerçevesinde alışlarında öder, satarken yansıtır, tahsil eder ve devlete yatırırlar derseniz, sorulacak soru şudur: alıcıdan tahsil edilen ancak bir şekilde yatırılmayan KDV’ler ne kadardır ve nasıl bir sonuç doğurmaktadır?

Şayet yatırılanlar devletin, yatırılmayanlar elinde kalanınsa, -yasal olarak kabul etmeseniz de gerçekte KDV kayıp ve kaçağı bir gerçektir- devletin amacı, hem kendi kazanmak ve hem de bu işe aracılık eden işletmeleri tüketicilere finanse ettirmek midir? Devlet, vergi müşterisini korumak mı istemektedir?

Piyasa şartlarına bağlı olarak, tüketicilerin de pazarlık güçleri oranında KDV’den kurtuldukları da bilinmektedir.

Her iki halde de ortak nokta; KDV kayıp ve kaçağının çok olması ve KDV’nin, büyük oranda tüketiciler tarafından finanse ediliyor olmasıdır.

Bu finansmanın bir başka yönü de;  bir malın daha pahalıya üretilmesine sebebiyet vermesidir. Dolayısıyla KDV’nin de mal bedeli içinde hammadde, işçilik gibi ek bir maliyet unsuru haline gelmiş olmasıdır.

Hemen bu görüşlere itiraz edenler olabilir. Efendim, KDV devletindir, işletmeler indirim hakkına sahiptir vs.

Öyle bile olsa, indirim hakkı bulunan bir KDV’nin işletme tarafından önceden ödeniyor olması ve ilgili mal satılıncaya kadar bir finansman yükü doğurması kaçınılmazdır.

Buradan çıkan sonuç şudur. KDV her hal ve takdirde pahalılaşmaya yol açmaktadır. Ticaretin önündeki engellerin kaldırılarak daha büyük oranda ve ucuz imalat ve ticaret yaparak ve dolayısıyla daha büyük oranda tüketici tatmini amaç olması gerekirken KDV gibi bir satış vergisinin ticaretin önünde engel teşkil etmesini anlamamazlıktan gelmek anlaşılır gibi değildir.

III- KDV, ÇOK ADALETSİZ BİR VERGİDİR

Zengin fakir herkesten eşit miktarda alınan KDV’nin, kişinin gelirine oranlandığında çok büyük bir adaletsizlik içerdiğini herkes biliyor!

O zaman sorun nedir? Sorun, yalnızca kamu harcamalarının finansmanı mıdır? Yoksa bu finansmanı kimin sağlayacağı noktasında bir oyun mu oynanmaktadır. Bu oyunun içinde devletin (1) rolü gerçekten büyük suçluluk içermektedir. Kaba fakat anlaşılır bir tabirle, devlet şunu demektedir: “Al  KDV’ni, birazını bana yatır, birazı da ayak kirası olarak sende kalsın!” Adeta vergi direncini kırmak için sunulmuş bir  rüşvet gibi!

KDV, bu yönüyle işletmelere ek bir vergi ödeme gücü   kazandırıyor diye düşünülebilir. İlginç bir anlaşma… (2).

KDV’nin ÖTV’ye dönüşmesiyle (3) lüks tüketim mallarında anlaşılabilir bir pahalılık varsayılıyor olmasına rağmen, neyin lüks olduğu tanımlamasında yatan kapsam genişlemesi, işi aynı noktaya getirmektedir. Lüks adı altında, tüketim kalıplarının genişlemesiyle halkın genel olarak kullandığı çoğu malların da vergi kapsamına alınması ile, yine bir çok şey vergi kapsamına girmiş olmaktadır.

Özet sonuç olarak; KDV hem adil değildir ve hem de ticaretin önünde pahalılaştırıcı bir engeldir.

Bütün vergilerin yeniden  tanımlamaları gerekir?

Vergi nedir? Kimler ödemelidir?

Bu iki sorunun cevabını verirken, adil olmak yeterlidir. Bize göre, uluslararası uygulama düzeyine çıkmış bir çok uygulamanın mihenk taşlarında büyük yanlışlar vardır ve yeniden sorgulanmaları gerekir!

KDV de bunlardan biridir. 

KDV yanlış bir uygulamadır ve kaldırılmalıdır.

Ataleti değil, hareketi ve ticareti vergilendirmektedir.

Gelecekte insanların bu noktaya geleceklerine kuvvetle inanıyorum (4).

Ticaret serbest  olmalıdır. Fiyatlar, vergiden bağımsız oluşmalıdır. Üretimde kullanılan temel dört üretim faktörünün dışında vergi gibi suni ilaveler yanlıştır.

AB uygulamaları arasında ihracatta KDV istisnasının bulunmasının anlamı nedir? Elbette rekabet için daha ucuz bir ticarettir. Ancak sistem bünyesinde KDV barındırdığı için gidilen ülkede vergilenmesi esasını getirmeye mecbur olmaktadır.

IV- DOĞRUDAN VERGİLERE AĞIRLIK VERİLMELİDİR

Kamu finansmanı, gelir ve kurumlar vergileri gibi doğrudan vergilerle sağlanamaz mı?

Servet vergilerinin vergi gelirleri içindeki ağırlığı artırılamaz mı?

Siyasal iktidarların ekonomik iktidarları da olmalıdır.

Ülkelerin ekonomik bir gelişme modelleri de olmalıdır.

Son yıllarda KDV’nin pahalılığa yol açtığı, üretim faktörleri arasına fiyatları artırıcı ek bir finansman ihtiyacı olarak girdiğini kim inkar edebilir ki? Fiyat dendiği zaman normal satış fiyatına KDV’yi de eklemek gerekir. Ya da alış fiyatının içine ödenen KDV’yi de eklemelisiniz. Siz onu ne kadar indirim konusu yaparsanız yapınız ödenmiş olması size daima bir finansman yükü oluşturacaktır. Konuyu maliyet muhasebesinin dışında gerçek boyutuyla daha geniş olarak düşünmek gerekir.

Vergi uygulamalarının, ilk ve temel nedeni, kamu finansmanıdır denilebilir. Klasik maliye anlayışı bu işlevi temel alır.

Verginin kamu harcamalarını karşılama görevi yanında maliye politikasının bir aracı olarak piyasa düzenlemelerine katkıda bulunmak gibi daha bir çok işlev ve görevleri olduğu da söylenebilir. Ama bunlar temel amaçlardan değildirler. Piyasa düzenlemek için vergi koymak yerine başka piyasa araçları da kullanabilirsiniz. Piyasayı örneğin para politikası tedbirleri ile de düzenleyebilirsiniz.

V- KDV, VERGİ TOPLAMA MALİYETİNİ ARTIRIYOR

Vergide tasarruf ilkesi, temelde, bir verginin toplama maliyetini en aza indirmeyi amaçlar.

Uygulanan vergi toplama yöntemlerine göre değişiklik göstermekle beraber, ortalama olarak %2 civarında bir toplama maliyetinin olduğu söylenebilir.

Ancak biz, bu görünen maliyetlerin yanında, görünmeyen bir maliyet olup olmadığını da sorgulamak istedik.

Vergi idaresi ile ilgili personel, araç gereç ve diğer altyapı harcamaları doğrudan vergi toplama maliyeti olarak kabul edilebilir. Ancak toplamak istediğiniz vergilerdeki sızmaların da bir verimlilik kaybı veya maliyet olarak kabul edilmesi gerekmez mi?

KDV’nin uzun süren aşamalı aktarma işlemleri nedeniyle kayıp ve kaçakları diğer vergilere göre daha fazladır.

Gelir ve kurumlar vergisinde de bu tür kayıplar olabilir. Ancak bu tür kayıp ve kaçaklar, nitelik itibariyle KDV kayıp ve kaçağından farklıdır. Gelir ve kurumlar vergisi gibi kazanç vergileri ile servet vergilerinde, KDV’de olduğu gibi “tüketiciden benim adıma şu vergiyi al ve bana getir” diye bir açık bir talimat ya da zorlama bulunmamaktadır. Bu nedenle KDV kayıpları tüketiciden vergi adı altında alınmış ancak ilgili yerine ulaşmayan haksız kayıplar haline dönüşmektedir. Neredeyse her KDV kaçıran gerçek bir KDV kaçakçısı haline gelmektedir! Bu nedenle sorunu, neden KDV kaçırılıyor diye değil, KDV’nin bizzat kendinde (ağırlığında, haksızlığında) veya KDV’nin alınış biçiminin doğal sonucu olarak görmek gerekir.

VI- HER AY ÖDENEN KDV’LER GELİR VERGİSİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR

Bize göre  her ay ödenen KDV’leri gelir vergisi gibi düşünmek gerekir.

İşletme, ödediği vergiyi toplam olarak düşünür ve toplam olarak ne vergi ödediğine bakar.

İşyeri sahibinin zaman zaman dile getirdiği şikayetleri arasında “KDV ödüyoruz ya..”  demesi % 30’ları aşmış olan KDV nedeniyledir. Bu ifadelerin iyi değerlendirilmesi gerekir.

2003 Yılı Vergi Gelirlerinin Dağılımı

  Tutar (milyar) Yüzde Yüzde
VERGİ GELİRLERİ 84.334 100  
  1- Gelirden alınan vergiler 25.709   30 100
      GELİR VERGİSİ     17.058            65  
    – Beyana dayanan GV            1.088             6
    – Gelir vergisi tevkifatı          15.388           90
    – Geçici vergi               543             3
      KURUMLAR VERGİSİ        8.644 34 100
    – Beyana dayanan KV            1.663                    19
    – Kurumlar vergisi tevkifatı                 66                         1
    – KV geçici vergisi            6.895                   80
2- Servetten alınan vergiler   2.091 2  
3- Mal ve hizmetlerden alınan verg. 43.951 52  
  – Dahilde alınan KDV          15.387            35  
  – Özel tüketim vergisi          22.299            51  
  – Harç, damga verg, v.s.            6.265            14  
4- Dış ticaretten alınan vergiler 12.578 15  
  – Gümrük vergisi               889              7  
  – İthalde alınan KDV          11.641            93  
       
– DOLAYSIZ VERGİLER 27.801 34  
– DOLAYLI VERGİLER 56.532 66  

 

Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere gelir vergisinin %90’ı tevkifattan ve ancak % 6’sı ise beyan esasından elde ediliyor. Yani sistem hem adaletini kaybetmiş ve hem de tıkanmış, bitmiş görünüyor.

Normalde vergi ödeme gücü dolaysız bir vergi olarak ağırlığın kurumlar vergisinde olması gerekirken, kurumlar vergisi, gelir vergisinin yarısı oranında. Kurumlar vergisinde dikkati çeken tek iyi nokta; kurumlar vergisi geçici vergisinin % 80’lerde olması. Geçici vergi aldığınız sıradaki verginin reel değeri mahsup sırasındaki aynı değerden daha yüksek olması da görünmeyen bir vergi yükü sayılabilir. Servetten alınan vergiler %2 düzeyinde ve çok düşük. Onlarda araba vergileri.

KDV ve ÖTV toplamı bütün vergi gelirleri içinde %44 düzeyinde. Buna ithalde alınan KDV’yi de eklerseniz bütün vergi gelirleri içinde KDV ve benzeri vergiler %58’ler seviyesine çıkmaktadır. Özet olarak sistem hem adaletsizliği doruk noktasına doğru çıkarmış ve hem de ana sistemleri tıkanmış görünüyor.

Bundan sonra ne yapılabilirin cevabını vermek zor. Sisteme bazı kontrol araçlar dahil edilebilir belki. Ancak bunun hukuki bir sistemde bazı zorlukları olduğu mali idarenin “beyanını beğenmedim, lütfen değiştirir misin” uygulamasında görüldü. Muhtemel siyasi olayların ısındığı bir dönemde Türk maliyesi olağanüstü vergi tasarılarına da hazırlıklı olmalıdır. Daha önceki ekonomik denge ve net aktif vergisi uygulamalarında yaşanan bazı sıkıntıların yollarını da şimdiden açmalıdır.

Maliyenin zaman zaman ödeme sürelerini ayrı ayrı, çok sayıda ve farklı fonksiyon ve isimlere bağlamak istemesinin temel nedeni; ödenen toplam vergiler konusunda mükelleflerin vergi yükünde yanılmalarını sağlamak ve “kazandıkça öde” (5) şeklinde bir ödeme kolaylığını ona bir “kazanma zaman fırsatı” vererek vergi ödeme gücü ve ortamı oluşturmaktır.

Bu nedenle ödeme zamanları üzerinde oynama yaparken bu hususlara dikkat edilmesi gerekir.

VII- VERGİ LEVHASI TERSİNE İŞLER HALE GELMİŞTİR. KALDIRILMALIDIR

Vergi levhası, gerçekten işletmeler üzerinde bir tüketici baskısı oluşturuyor mu? Yoksa aradan geçen 23 yıl içinde işletmelerin komşusunun ne ödediğini öğrenmelerine mi yaradı?

Yapılan bir araştırmanın çarpıcı sonucu şöyle: mükellef, komşusu ne ödüyorsa (aynı veya benzer iş kolunda) o da onu ödüyor. Bu durum özellikle vergi levhasının yol açtığı bir durum olarak görünüyor. Bu nedenle bize göre kaldırılması gerekir.

Vergi levhasının işletmelerin vergi kaydının bulunup bulunmadığı konusunda takip amaçlı bir katkısı da olduğu söylenebilir. Bu fonksiyonu içeren “…vergi dairesinde …. numara ile kaydı vardır” diye bir yazı da aynı işi yapabilir.

VIII- VERGİLEMENİN ULUSLARARASI YÖNÜ

Vergilemenin uluslararası yönü; harcamalar üzerinden vergi almak yönündedir.

Şüphesiz KDV’de bunlardan biridir. Bu durum bize göre yanlış bir gidiştir.

Her uluslararası veya ulusal bir yönelimin her zaman doğru olmayabileceğini düşünecek kadar hür ve adil fikirlere ihtiyaç vardır. İnsan adalete aşık olmalıdır. Adaletsiz bir uygulamayı ancak çıkarı olanlar ve adil de olmayanlar savunabilir. Hükümetler ise, bütçe ihtiyaçları için adalet yerine kolay ve zengin fonları (6) tercih ederler.

KDV’nin yeteri kadar direnç görmemesinin bir nedeni de işletmelere ek bir KDV kârı sağlıyor olmasındandır. KDV kadar daha pahalı mal satmak ve bu satış için bütün işletmelere birlikte verilmiş haklılık gerekçesi onları, “isteksiz memnun” (7) edecektir.

KDV’ye karşı direncin çok artmamasının ya da kırılma noktasına ulaşamamasının bir nedeni de belli mal veya hizmet alıcılarının zaman zaman artan direnişleri karşısında hükümetlerin geri adım atarak bazı KDV oranlarını düşürmeleridir. 

Bu durum, aynı cins mal veya hizmeti alan tüketiciler üzerindeki vergi yükünü kısmen hafifletmekte ve topyekün bir KDV muhalefetini de kırmaktadır. Aslına bakarsanız %18’lik bir oranın %1 seviyesine çekilmesi ya da çektirilmesi bir çeşit kaldırılma da sayılabilir.

Görüleceği üzere aslında KDV’ye karşı muhalefet zaten yürürlüktedir. Sorun yanlışlığın toplu olarak söylenememesindedir.

IX- VERGİ DEĞİL, SERMAYE TABANA YAYILMALIDIR

Yıllardan beri gündemden düşmeyen içi boş bir slogan var:

“Verginin tabana yayılması”

Verginin tabana yayılmasından sadece vergi mükellefi olması gerektiği halde kayıt dışı olanların kayıt altına alınması ve eksik beyanlarının makul seviyelere çekilmesi olarak anlamak gerek. Bunun dışında, daha geniş kitleleri kazançları yeterli olmadığı halde vergi mükellefi yapmaya çalışmak, ya da mevcut vergi yüklerini artırmak olarak anlamamak gerek.

Asıl tabana yayılması gereken şey; sermayenin tabana yayılmasıdır. Paylaşım ve parasal güvenlik (banka güvencesi değil, sermaye olarak konulan azınlık veya küçük tutardaki paraların hukuki güvencesi olarak) olmadığı için sermaye birikimi de olmamaktadır.

Batı sermaye birikiminin tabanında, toprağın belli ellerde daha önceden bulunmasının yarattığı bir ön birikim yanında diğer uluslardan önce gerçekleştirdiği teknik üstünlüğün verdiği soygun avantajı da bulunmaktadır (8).

Japonya’da da durum aynıdır. Japonya’da başlangıçta toprak, samuray denen ve soy üstünlüğüne dayanan bir sınıfın elindedir. Doğal kaynaklar yönünden son derece fakir ve dışa bağlı olan bu ülke, kalkınma felsefesindeki canlılık sayesinde bugünkü ileri durumuna yükselmiştir (9) (Japon Sony firmasının  kuruluşu bir çok küçük sermayenin birleşimi ile oluşmuş dikkat  çekmiş farklı bir  uygulamadır.).

Japon kalkınma modeline bir alternatif olarak İskandinav katılımcı kalkınma modeli gösterilebilir. Bu model, katılımcı yönüyle daha adil gibi görünüyor..

Gelelim bize. Yaklaşık iki yüz senedir kalkınma modeli arıyoruz. Hâlâ da bulamadık. Neler yapmadık ki? Önceleri kendi bildiğimiz, bulduğumuz teknolojinin tekrar bize dönüşünü reddetmiştik ama daha sonra mahalle zenginlerine, özelleştirmelerden, bankacılık oyunlarına kadar her şeyi denedik. Ama olmadı.

Tercüme kanunlardaki adaletsizlikleri hiç kimse görmüyor. Aslında bize adalet gerek. Türk Ticaret Kanunu’ndaki  daha  büyük sermaye paylarını savunan uygulamalara, şirket ve kooperatiflerdeki adaletsiz uygulamalara kimse dikkat etmiyor.

Geçtiğimiz günlerde bir tv kanalında da yayınlanan bir araştırmada, 5 yaşındaki 10 çocuktan 5’ine 10’ar tane  çikolata verilir ve bunların yarısını diğer 5 arkadaşına vermesi söylenir. Sonuç hiç de adil değildir. Hemen hemen her çocuk on    çikolatadan bir veya iki tanesini  diğer arkadaşına vermiş geriye kalan 8 veya 9’unu kendi almıştır. Bu adil olmayan paylaşımları nedeniyle bütün çocukların ellerinden çikolataların tamamı geri alınır. Bir süre sonra çikolatalar tekrar aynı  çocuklara aynı  şekilde geri verilir ve ellerindekinin yarısını diğer   arkadaşlarına  vermesi söylenir. Bu kez  çocuk adil olmadığı takdirde çikolataların elinden alınacağını bilmektedir (yerleşmiş bir adaletle karşılaşma duygusu). Bu bilinç üzerine çocuk eşit bir   paylaşım yapar ve elindekinin yarısını diğerine verir. Sonuç gayet adildir.

Adalet o kadar önemli bir şeydir ki, bunu başka hiçbir şeyle ikame edemezsiniz! 

Siz ne kadar adaletli  yasalar çıkarır ya da adil bir uygulama yaparsanız diğer insanlar da o kadar adil olur.

Biz bir   kalkınma modeli olarak adalet  uygulamasını yaşam, hatta bir kalkınma temel felsefesi olarak düşünmek istedik.

Mülkiyet esasının sürükleyici bir etkiye sahip olduğunu biliyoruz. İşte mülkiyetin  veya  diğer bir ifadeyle küçük sermayenin korunmasının da toplam fayda üzerinde  çok büyük katkıları olacaktır. Adaletsiz uygulamalar, insanlardaki bir araya gelme duygularını yok etmektedir.

Bu yüzden kuruluş ölçeklerini artırmak da mümkün olmamaktadır. Banka mevduatlarını toptan verip geri almadığımız hangi kuruluş uluslararası kuruluş haline geldi?

Kalkınmada temel saiklerden biri de tek bir amaca odaklanma duygusudur. Yani kalkınma felsefesi veya düşüncesi.

Menfaat insanları birbirinden ayırır ve fakat korku insanları birleştirir. Bütün canlılar alemi öyle değil mi? Her canlının bir düşmanı var ve bu onu daima uyanık tutuyor. Bir insanı ya da ülkeyi batırmak istiyorsanız ona sürekli borç verip sen iyisin demeniz yeterlidir. Bugün bize yapılan da budur. Bu nedenle gerek merkezi idarenin ve gerekse yerel yönetimlerin borçlanmalarına bir türlü sınır getiremedik!

Eğer bu sınırı getirebilseydik öz kaynaklara dönme yönünde daha çok gayret içinde olabilirdik!

X- SONUÇ

KDV, bize göre mihengi yanlış oturtulmuş bir vergidir.

Adil de değildir. Kaldırılmalıdır. Diğer uluslar böyle yapıyor diye aynı yolu takip etmek insanı sürü psikolojisine itmektedir.

Fikir ve vicdanlardaki adalet aşkına çok ihtiyaç var.

Varlıklılar vergi ödemelidir.

Servetler üzerinden vergi alınmalıdır.

Ticaret ve hareket değil, atalet vergilendirilmelidir.

Sermaye birikimini, adaletsiz yöntemlerle yapmak yerine, dengeli ve adil bir ticaret ve geniş tabanlı bir mülkiyet  sistemine dayalı bir kalkınma modeli ve ile sağlamalısınız. Kalkınma felsefeniz bu ülke insanının değerlerine uygun olmalı ki onları bu yarışın içine alabilesiniz.

Vergilerin tabana yayılması gibi gösterişli fakat anlamsız bir slogan sürekli gündemde tutuldu. Bunun yerine sermayenin tabana yayılması anlamında yapılabilecek hukuki düzenlemeler gündemde olmalı. Bu anlamda borsada ıslah edilmeli ve günlük iniş çıkışlar % 10’dan % 5’e çekilmeli.

Türk maliyesi yakın siyasi gelişmeleri finanse edebilecek bilgi ve tecrübeye kendini hazırlamalıdır.

Keban, Atatürk, Karakaya gibi büyük barajların mülkiyetinin farklı bir özelleştirilmeye ihtiyacı vardır. Bu, hem verimliliği artıracaktır ve hem de güvenlik ve  sağlam bir gelir elde etme imkanı sağlayacaktır.

Adil, iyi ve canlı bir ticaret ise, yatırımları kendiliğinden götürecektir.
 

Yazar: AhmetATİK(*)

(1)         Genel ve teorik olarak devlet ifadesi kullanılmıştır.

(2)         Burada kasdi ve bilinçli bir anlaşmadan söz edilmemektedir. İşin gerçekleşme boyutunun buna dayandığı ifade edilmek istenmektedir.

(3)         Türkiye’de 1984 yılı sonuna kadar Gider Vergileri uygulanıyordu. KDV bunun yerine ikame edildi. KDV’nin kısmen ÖTV’ye dönüşmesiyle yeniden bir geriye dönüş anlamında, eski, imalattan alınan Gider Vergisine dönülmüş olmaktadır.

(4)         Ancak bu tür büyük fikir değişiklikleri kuvvetli bir kamu vicdanı, buna riayet eden siyasal ve ekonomik güçlü bir iktidar ve bütün bunları harekete geçirecek eş zamanlı bir iktisadi olay gerektirir.

(5)         İngilizlerin “pay as you earn” dedikleri ve bugün bizde de uygulanan geçici vergi, ticari kazançlardaki gecikmeyi bertaraf etmek için, “kazandığın zaman -geciktirmeden- öde” anlamına gelmektedir.

(6)         SSK VE BAĞKUR gibi sosyal kuruluş primlerinde de durum aynıdır. Yüksek pirimler adaletsizdir ancak kolay ve yüksek rakamlar söz konusu olduğu için hükümetler tarafından tercih edilirler.

(7)         İsteksizlik, KDV nedeniyle fiyatı yükselen malın satışının yüksek fiyat nedeniyle satışları etkilemesindendir.

(8)         Batı, daha önceki gelişmesine rağmen bugün artık geriye gitmektedir.

(9)         Japon kalkınma modeli bugün gittikçe bir çöküş içindedir. Dolayısıyla bu kalkınma modeli de sorgulanmalıdır.

KDV’Yİ FAKİRLER DE ÖDEDİĞİ İÇİN ADALETSİZDİR ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 2:26

KDV’Yİ FAKİRLER DE ÖDEDİĞİ İÇİN ADALETSİZDİR Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Son Yorumlar


Notice: Undefined variable: pre_HTML in /home/ahisicom/domains/ahikirsehir.com/public_html/wp-content/themes/seohocasiv2/sidebar.php on line 20

Notice: Undefined variable: post_HTML in /home/ahisicom/domains/ahikirsehir.com/public_html/wp-content/themes/seohocasiv2/sidebar.php on line 26
cami alttan ısıtma
halı altı ısıtma
cami ısıtma
cami ısıtma