ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

İNSANLARI GÜZEL AHLAKA AHİLİKLE DAVET ETMENİN YOLU: AHİ KIRŞEHİR


  • Anasayfa
  • İNSANLARI GÜZEL AHLAKA AHİLİKLE DAVET ETMENİN YOLU: AHİ KIRŞEHİR
Popüler Aramalar

Sevgili okurlar,

 
Yukarıda göreceğiniz üzere ismimizin başına bir çok sırlı sırsız nedenle AHİ kelimesi ilave etme gereği hasıl oldu. Kırşehir’imizin bu insanlık hazinesinin önemini bazı Kırşehir’li hemşehrilerimizin fark edememesi bizi üzmüş olsa da biz onu araştırarak içine iyice girdiğimiz için ona aşık olduk. Bal yemeyen baldan ne anlar. Yavan ile gevinir durur. Bu yüzden onu öncelikle biz kendi ismimizin başına alalım, samimiyetimizi ispat edelim ve güzel bir de mesaj verelim dedik.
 
Bu ismi Kırşehir’imizin de isminin başında görebilmek için demokratik çabalarımızı kimseden korkmadan Allah için sürdüreceğiz. Bizi üzen şey değerli kardeşlerimizin bir oya sahip olduklarını unutarak başkaları adına da düşünmeye kalkmalarıdır. Ahi kelimesini duyurmanın önemi Kırşehir’i meşhur etme gayreti olarak anlaşılmamalı. “Ahilik denilince zaten Kırşehir akla geliyor” diyenlerin mihenginde bu yanlış fikir var. Onlar anlamıyorlar. Halbuki biz onda gizli olan onun “İNSANLIK SANATI” tarafı ile ilgileniyoruz. Yani ahiliği vesile kılarak bütün insanları güzel ahlaka davet etmek istiyoruz. Mevlana Konya değildir. O bir ilahi aşktır ve herkesin de malıdır. Onun gibi, Ahilik de Kırşehir değildir. Evrensel bir din temelli güzel ahlaktır. Yılda bir bayram yapmakla bunu duyuramazsınız ve etkili de olamazsınız. Yalnızca bayram namazı kılan bir adam ne kadar ALLAH’a yakın olabilirse, yılda bir ahilik bayramı da o kadar ahiliği insanlara yaklaştırır, anlatır. Bu yüzden ahiliği insanlara sürekli hatırlatmanın ve dillerden düşürmemenin yollarını aramalıyız. Bunun yolu da “beni bununla an” demekten geçer. İsim bir sürekli hatırlatma yöntemidir. Siz en sevdiğiniz kolyenizi en değerli yeriniz olan döşünüzde taşımaz mısınız? İşte Kırşehir’de adının başına çakmalı, kazımalıdır, özdeşleşmelidir, kaynaşmalıdır onunla. Bu hem tarihi bir görev ve sorumluluktur, hem de bir şeref ve kazançtır onun için.
 
Eğer insanlar ahiliği sürekli anarlarsa artık bir gün merak ederek “ahilik de neymiş acaba” demeye başlayabilirler. Şayet siz de onu güzelce anlatabilecek değerli fikir adamlarınız varsa ve insanları işin içine çekebilirseniz onun sadece Kırşehir’de yatan, modeli geçmiş bir evliya olmasından daha fazla şey olduğunu, hatta günümüz sorunlarına nasıl etkili çözümler ürettiğini anlatabilirsiniz. Yani tarihi, günümüz sorunlarına ışık tutan öz değerlerimiz olarak görebilirsek bu ülkeyi tercüme ve kopya belasından kurtarıp, adam olmaya ve diğer insanları da kurtarmaya namzediz artık demektir. Kuran’ın mezarlıkta okunmasıyla, bir vakit Ahi Evran vardı diye öğünmenin ne farkı var. Fakat bu zat “nasıl ahlakla ticareti seviştirmiş, mükemmel insanı nasıl elde etmiş, sorunları devlete götürmeden nasıl çözmüş, saygı ve sevgiye dayalı hiyeraşik düzeni nasıl oluşturmuş, dinin hangi iman ve ahlak prensiplerine dayanmış, Allah korkusunu nasıl sağlamış, yardımlaşmada iç hukuk dediğimiz vicdanı nasıl canlı tutmuş, çizgi dışı gidenleri “pabucunu dama atarak” nasıl kesip atmış, tasarruf ve ihtiyaç esasıyla israfı nasıl önlemiş, sigorta sistemini nasıl kurmuş, kaliteyi nasıl sağlamış, insanları dünyevileşmekten nasıl korumuş, sürekli eğitimi nasıl sağlamış” deyip birazcık merak edebiliyorsanız, o size çok şeyler söyleyecektir eminim.
 
İşte bunları hem bilen, hem de üstüne aşık olan, hem de onlar gibi namaz kılan, idraki derin ve sözü latif, cesaretli insanlar yapabilir. Biz ismimizin başına koymakla ona gereken değeri şüphesiz vermiş oluyoruz. İkinci olarak böylesine tarihe mal olmuş bir ismi taşıma şerefiyle onu günümüze taşıyarak yaşatmış da oluyoruz şüphesiz. Bu taşımaların insanlar üzerinde son derece olumlu psikolojik etkileri de olacaktır eminim. Ben bu ismi haddim olmayarak almakla ona değer verdiğim gibi o da beni şereflendiriyor ve arkasından da açık bir sorumluluğu üzerime yüklüyor. İnsanların bunu görünce akıllarına ilk gelen şey “sen ahilik ahlakına uyuyor musun?” sorusu olacaktır kuşkusuz.
 
Benim de nefis taşıyan bir ben-i adem olduğum açıktır. Seven sevdiğine tabi olur. Eğer ben ahiliği seviyorsam onun güzel ahlak kurallarına uymak da bana zor gelmeyecektir. Yalnız hedefimi doğru tespit etmeliyim. Şöyle ki;Bu ahilik kuralları nereden geldi diye düşünürsek kaynağının ayet ve hadislere dayandığını çok açık görebiliriz. O halde Ahi Evran-ı pas geçip perdeyi aralayıp arkadaki ALLAH’ı ve onun merhametli ve dini hayata taşıyan Rasulünü görebilmeliyim. İşte şimdi bütün işler Allah’a varmış ve onun güzel hatırı için yapılmış olur.
Bu güzel ahlakın dayandığı dini iki temel vardır. Bunlar; Allah’a iman ve Allah korkusudur. Bunlar olmadan hiç bir ahlak sistemi süreklilik sağlayamaz. İnsanlara “ahlaklı ol” demekle insanlar ahlaklı olmaz. Bir insanın içine iç hukuk dediğimiz vicdanla beraber Allah korkusuna dayalı bir imanı da vermelisiniz. İşte eğitimcilerin ya da doktorların bir türlü anlayamadığı şey budur. Televizyonda dinliyorum adam profösör olmuş, “aklınla uğraş da suç işleme” diyor. Daha insanı tanımıyor. Yunus’un “ha bir kuru emek” dediği şey bu işte. Aklın her şeyi zaten düşündüğünü insanın aptal yaratılmadığını bilmiyor. İradenin korkulardan, üstünlüklerden, kabulsüzlüklerden, nefsi istek ve arzulardan, gazap öfke gibi şeylerin kontrol edilememesinden kaynaklandığını, namaz ve oruç gibi ibadetlerin aslında Allah’tan bir öğüt olarak nefsi kontrol etme talimi olarak verildiğini bilmiyor. Namaz kılmıyor ki bilsin. İlahi şifreler iman ve ibadette gizlidir. Ancak onun içine giren onu idrak edebilir ve çözebilir. Siz girmediğiniz evde ne var nereden bileceksiniz.
 
Geçtiğimiz günlerde sanırım polis haftasıydı. (Kırşehir’e çok tutuğum, akıllı, vicdanlı, basiretli eh imanlı da bir emniyet müdürü gelmiş. Sayın Metin Aşık umarım yararlı hizmetler eder ve Kırşehir’liler de kıymetini bilir – mi dersiniz? Kendi okumuşunu sevmeyen na’pardı…) Onlar şöyle diyorlar “herkesin polisi kendi vicdanıdır” İlk bakışta iyi gibi görünüyor bu slogan. Fakat bir uzman bir ilahiyatçı edasıyla düşündüğünüzde tek başına vicdanın yeterli olmadığını anlıyorsunuz. Vicdanın bir seviye ifade ettiği doğrudur. Fakat en üst noktaya çıkarmaz ve bütün sorunları çözmez. Evinde eşiyle kavga eden bir bürokrat dairede fırçalamadık memur bırakmaz. Ya da menfaatinin kaybolduğunu gören tamahkar bir işadamını vicdanı durduramaz. (Araba satarken “sol çamurluk darbeli” diye yazmıştım da her gelen “enayi ve keriz” demişti.) Nefsiyle alay edilen birisi durum müsaitse ya küfür eder ya da yumrukla girişir daha olmadı gidip tabancayı alır ve kapıya dayanır. Son günlerde onlarca kadın bıçaklanıyor. Bu insanların vicdanı yok mu? Elbette var. Fakat yalnız kalan vicdanın üstünü öfke ya da kıskançlık örtüyor ve suç hasıl oluyor. İşte kuvvetli bir iman için namaz ve bilinçli bir Allah korkusuyla vicdan desteklenmediği sürece vicdan gereken etkiyi sağlayamaz. Şimdi polis “ herkesin polisi Allah’a iman ve Allah Korkusudur” dese hemen birileri bu laikliğe aykırıdır diye bağırmaya başlar. Halbuki ahlakın temeli dindir. Bu gerçeği laiklik adına inkar eder. Geç oradan, güneydoğu sorununu din çözer ve İslam kardeşliğinde insanları buluşturur dersin. Fakat laik devlet dini araç olarak bile kullanamaz. Kendinden korkuyor. Anayasa da benden önce kendini vazgeçilmezlerle tanımlıyor. Askerin önce kendini beklediği gibi. Ankara’daki bütün askeri birimlerin duvarları yüksek, her taraf demirli ve nöbetçili. Bunlar insanı rahatsız ediyor ve hiç bir sevgi mesajı vermiyor..Duyurulur..
 
İnsanlar camide namaz kılıyor fakat evinde gelenekleriyle zalimleşiyor. Çünkü Maun 3’teki “yüraune” –görüntüde- bir içi boş namaz olduğu için kötülükten de alıkoymuyor. Suçlar da bu ülkede böylece devam edip gidiyor. Diyanet bile hutbede “kardeşlik” şarkıları söyletiyor fakat ancak sağlam bir itikat ve salih amel olursa kardeş olunabilir diyemiyor. Haftada bir kılınan Cuma da yeterli iman kuvveti sağlamıyor zaten. Ticaretine bakıyorsunuz sürekli birilerine kazık atmanın peşinde. “Kazıkla kazanılır” ya da “kopardığın senindir” diye inanıyor. Rızkın nasibin ne olduğundan habersiz risk al diye öğüt alıyor. “Bütün ihaleleri ben alayım da öbürleri silinsin, batırayım, tek kalayım” diye uğraşıyor. Yarışma kıran kırana bir rekabete dönüşüyor. Bakanlar bile “rekabeti sağlayacağız” diye konuşuyor. “Yarışmayı sağlayacağız” dese ve insanları barışa itmiş olacak ancak bunu düşünemiyor. Fikir babaları Marks “çatışma olmadan gelişme olmaz” dedi çünkü. Adam Simith de farklı söylemedi. “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” deme dimi? 90 kiloluk pehlivanla 60 kiloluk pehlivanı serbestçe güreştirirsen ne olursa o oluyor. Altta kalanın canı çıksın. Ahilik bir talimatında “İstanbul’daki tacir gelip buradan mal almaya kalkmasın ve burayı pahalılandırmasın” diyor. Bu ne demek? Zayıfları korumak değil mi?
 
Halbuki İslam “yarışmayla gelişme olur” der ve herkesi kendi kulvarında yarıştırarak kimsenin kimseyi ezmediği bir merhamet ve kişisel gayrete imkan verir. Bunun arkası diğer sistemlerde toplumsal kırılmalar ve husumetler olduğu halde, İslam’da toplumsal huzur ve barıştır. İşte huzur bununla sağlanır. İslam’ın inceliklerinden hem habersiz hem de benim geleneğim var deyip kabın bulaşığına sarılan insanlar sonuçta mutlu da olamıyorlar ve ülkeye de zarar veriyorlar maalesef.
 
Son bir kaç şifre: İyilikten önce adalet gelir (Nahl 90) ibadetsiz de gerçek adalete ulaşılamaz. Adaletten önce de ehliyet gelir (Nisa 58)  Bu şifrelere göre bir yönetici önce ehliyetli olacak, sonra adaletli olacak daha sonra da adaletli olabilmek için namaz kılarak adaleti ve merhameti Allah korkusuna dayandıracak. Artık namaz kılmayan bir adaya oy verilir mi verilmez mi siz düşünün.
 

İNSANLARI GÜZEL AHLAKA AHİLİKLE DAVET ETMENİN YOLU: AHİ KIRŞEHİR ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 3:50
  Ahilik

“İNSANLARI GÜZEL AHLAKA AHİLİKLE DAVET ETMENİN YOLU: AHİ KIRŞEHİR” için 6 Yorum

  1. Doç. Dr. Salih Sarı diyor ki:

    “AHİLİK; BİR İNSANLIK SANATI”

    Senin o AHİ gözlerinden öpüyorum. Bir fikri yaşamayan bu kadar güzel ifade edemez. Dalmış ve daldırmışsın. Üsluptan fikre, fikirden hedefe latif bir akışla yol almışsın.

    AHİ KIRŞEHİR fikrinin babanın olduğunu biliyoruz. Fakat senin de böylesine dolu dolu destek vermen beklenen bir vefa örneği.

    Hedefe İNSANLIĞI koymanız ve bunu DİN temelli AHLAK ile desteklemeniz; tarih,sosyoloji,psikoloji ve İslam üçlüsünü seviştirdiğini gösteriyor. Tam bir profesyonel işi.

    Gerçekten AHİ KIRŞEHİR fikri bu ülkeye ahlak bazında çok şey kazandırabilir.

    Tavırlarınla ve fikirlerinle kalbimi kazandın. Ben bile bu kadar etkili bir fikir veya yöntem oluşturamadım. “memurlaşan aydınlar” tekrarla uğraşırlar. İşte “AŞIK” olanlar akılla kalbi birlikte kullandığı için “EN DOĞRUYU” bulanlar onlardır. Çünkü onlar ilahi yardım almışlardır.

    Kalbim seninle ve AHİ KIRŞEHİRLE..

  2. Efren Koistinen diyor ki:

    I simply want to say I am new to blogging and site-building and absolutely liked your website. Very likely I’m likely to bookmark your blog . You definitely have incredible well written articles. Many thanks for sharing with us your web site.

  3. weight loss pills diyor ki:

    yisSfe I truly appreciate this article.Much thanks again. Really Great.

  4. Wow, marvelous blog layout! How long have you been blogging for? you make blogging look easy. The overall look of your website is excellent, let alone the content!

  5. KylQ15 Im obliged for the blog article.Really looking forward to read more. Want more.

  6. yo si iarna sunt pe val diyor ki:

    Here are a number of the web sites we suggest for our visitors.

İNSANLARI GÜZEL AHLAKA AHİLİKLE DAVET ETMENİN YOLU: AHİ KIRŞEHİR Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç