ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

EVLİLİKTE ÖĞRENECEKLERİMİZ -I


Popüler Aramalar

Sistemleri ayakta tutacak genç nüfusun azalması, hükümetlerin etkisinin yatak odalarına girmemesi sosyal politikacıları düşündürüyor.

Nasıl bir gelecek istiyoruz? İnsanın konforunda aileyi ihmal etmek doğru mu? Bireyselleşirken bencilleşmeyi nasıl önleyebiliriz? Bencilleşmenin aile içinde birlikte yaşama biçimine zarar vermesine nasıl çözüm üretebiliriz?

En önemli psikososyal sorunların başında, yaşlıların yalnızlığı ve tek ebeveynli aileler gelmekte.

İnsanların gelecek endişesi azalmak bir yana arttığı için, çocuk yapmamayı tercih eden aileler çoğalıyor. Doğum oranları düşüyor.

Suçun, şiddetin, intiharın, uyuşturucu kullanımının artırması, “Ataerkil aileye dönelim mi?” sorusunu dahi uyandırdı.

Peki, bu durumda ne yapmalıyız? Evlilik kurumunu, buradaki rollerimizi yeniden gözden geçirmemizde fayda var. Yeni evliliklerin yaralanmadan yol alması için kritik öneriler sunma, sarsıntı geçiren evliliklere ise yaralarını saracak ipuçları vermek için bu kapıdan girmek gerek.

Evliliğin temelleri

Evliliğin sağlıklı yürüyebilmesi için de daima beslenmesi, yatırım yapılması, gayret gösterilmesi icap eder. Söz konusu yatırım, kadın erkek psikolojisi, eşler arası iletişim, çocuk ve ergen psikolojisi vs. gibi konularda bilgi sahibi olarak kendini geliştirmesiyle gerçekleşebilir. Bu sınırlar iyi öğrenildiği zaman, evlilik de iyi yürür. Kadın erkek ilişkilerinde, erkek, aşk verir, cinsellik ister; kadın da cinsellik verir, aşk ve sevgi ister. Kadınlar psikolojik doğaları gereği cinselliği ikinci planda tutarlar. Çünkü kadın sevilmeyi, değer verilmeyi duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasını daha çok önemser.

Evlilikteki standartları, kültürler kadar, insanın kişiliğinde bulunan iletişi stili (communication style) ve sorun çözme tarzı (coping style), düşünce biçimi (cognitive style) de belirler. Bu unsur, sosyal bir kurum olan evliliği iki tarafın karşılık uzlaşısına dayalı işleyen bir birliktelik haline getirir.

Dinin aileye bakışı

Bu birliktelikte dini bir inanışa sahib olan bireyler de dinin öngördüğü prensipler dahilinde evliliklerini götürmeye çalışırken sünnet, ve sevap günah bağlamında davranışlarına yön verir ve kul hakkı ile bunun ödeneceği yer olan ahiret inancı ve dolayısıyla Allah korkusu davranışının mihengini oluşturur. Bu yüzden din; eş seçiminden geçime, çocukların terbiyesinden boşanmaya kadar bir çok hüküm serdeder. Laik bir düzende bunun tamamına uyulmasa bile, genel olarak eşleri birbirine hoşgörü ve sabra davet etmesi, başkasını mutlu etmeyi yine bir mutluluk vesilesi sayması aile bütünlüğüne hizmet olarak algılanmalıdır. Çünkü Allah insanı bir nefisten, sonra ondan eşini yaratmış ve birbirinin arasına eş olabilecek bir sevgi var etmiştir, bu ise Allah’ın kudretinin delillerindendir.

              Eş seçiminde hadiste, güzelliğin onları helak edeceği, mallarının onları azdıracağı ifade edilir ve dindar olanın daha faziletli olacağı, bereket getireceği vurgulanır. Eşlerin birbirlerini görmeleri sünnettir. Hz. Peygamber kızı fatma’ya seni Ali’ye vereceğim sen ne diyorsun demiş ve susmasını evet olarak yorumlamıştır. Bugün bazı taikatlarda şeyhler “kızını filana verdim, git kızını al gel” demektedir. Bu dinen sünnete aykırıdır ve bir sapmayı ifade eder.

              Erkek helal kazanıp yedirmekten ve ailenin namaz ve terbiyesinden sorumludur. Ahirette erkeğin yakasına ilk yapışıp namaz ve terbiye vermemesi ile haram lokma yedirmesinden kısas isteyecek olanlar eş ve evlatlarıdır.

Eşlerin birbirine sabretmeleri, bir huyunu beğenmiyorsa beğendiği başke bir huyunun bulunduğuna dikkat çekilmesi yine Allah’ın buyruklarındandır. Kuran’a göre eş ve evlatlar birer imtihandır ve Allah’ın emrinin geldiği yerde onlar geri kalmalıdır. Yani ailenin kişiye Allah’ı unutturmasına izin yoktur. Erkek dinde aile reisidir ve bu gücünü hem fiziki güçlülüğünden ve hem de aileyi geçindirme sorumluluğundan alır. Bu ona ayrıca kadına karşı ilave bir kul hakkı da sağlar. Dolayısıyla ailede görevler bellidir, erkek dışarı işinde kadın ise ev ve çocuk bakımında görevlidir. Günümüzde kadının da çalışması/zorunda kalması bu görev paylaşımını da zedelemiş, kadının ekonomik özgürlüğü onu karşı çıkmanın/boşanmanın zeminine oturtmuştur.

Evlenmek kuvvetli bir sünnettir. Sahabe-i Kiram ölüm döşeğinde bile nikah yaparak ahirete evli yani bir sünnete uyarak gitmek istemişlerdir. Bu yüzden eşleri ölenlerin çok zaman geçirmeden evlenmeleri uygun olur.

İslam’da tek eşlilik esastır. Peygamber efendimiz uzun yılları tek eşle geçirmiş (55 yaşına kadar) daha sonra 5 yıl dul yaşamış, ancak dinin emirlerinin kadınlara da ulaşması için ayşe validemiz hariç (o da çok zeki idi ve hafıza ve zekası ile İslam’a hizmet etti.) diğer eşleri çocuklu dul kadınlar idi. Yani bir koruma amacı da vardı. Eskiden erkekler yanında yetiştirdiği yetimleri fuhuşa zorlarlardı. Canab-ı Hak onları fuhuşa zorlayacağınıza dışarıdan ikişer üçer dörder alabilirsiniz dedi, ve güc yetirmeyi ve adaleti şart koştu. Yani çok eşlilik olabilir ancak bu şartları belli bir ruhsattır. Teşvik değildir. 

Boşanma bilinen bir konudur. Nikah erketedir ve iki defa “boş ol” demeye izin var fakat üçüncüde başka bir evlilik yapılmadan tekrar dönüş yoktur. Bu bir cezalandırmadır.

Dini temellere dayanan evlilikler ayrılıkla sonuçlanmaz mı? Elbette olabilir. Ancak önce bir gayret ve sabra davet vardır, şayet olmayacaksa “Allah’ın sevmediği tek helal boşanmadır”(hadis)

               Modern çağın aileye bakışı

Kadın ve erkek rollerindeki değişim, beklentilerin yükselmesi ve yoğun stres altında yaşama gibi modern hayata eşlik eden problemler, ailenin kendine ait psikolojik ve sosyal sınırlarını zorlamaktadır.

Modern hayat, tüketim ekonomisi ve rekabetin her alanda teşvik edilmesi yönündeki tutumlar, bireylerin beklenti seviyesini yükseltti. Bu da küçük şeylerden mutlu olmayan, sahip oldukları şeylerin kıymetini bilmeyen insanlardan oluşan toplumları ortaya çıkardı. İstatistiklere göre Batı toplumlarında alanında en iyi olan on kişiden ancak üçü kendisini “mutlu” hissediyor, geri kalan yedi kişi ise “mutsuz” olduğunu söylüyor. Materyalist düşünce ile birlikte maddi hedeflerin ön plana çıkması ise, insanların sadece kendilerini düşünmelerine, sadece kendilerini mutlu etmeye çalışmalarına yol açtı. Bu durum genel anlamda sosyal sorunlara neden olurken, aile kurumunu da temelden sarstı. Kapitalist sistem, aile kurumunu, erkek hâkimiyeti-kadın hâkimiyeti çatışması üzerine kurulan bir mücadele alanına sürükledi. Adeta, özgürleşme ve bireyselleşme adına aile kurumu kurban edildi. 1960′larda tüm dünyada başlayan nikâh karşıtı akımlar, evlilik dışı beraber yaşamayı teşvik etti ve “aile kurumuna ihtiyaç yok” düşüncesini yaygınlaştırdı. Batı, bu düşüncenin karşılığını toplumsal dejenerasyon şeklinde ödedi; hâlâ da ödüyor. İnsanlık tarihinde, bu çağdaki kadar çok boşanmanın yaşandığı bir dönem görülmemiştir. Batıda her iki evlilikten birisi boşanmayla sonuçlanırken, Türkiye’de de boşanma oranları her geçen yıl artıyor. Boşanmaların bedelini ise daha çok çocuklar ve toplum ödüyor.

Batı’da çocuğunu duygusal yalnızlığa iten anne baba, ileri yaşlarda yalnız kalıyor. Bunun önüne geçecek tek şey, aile bağları ve aile içi iletişimdir. Batı, aile kurumunun çökmesiyle toplumda meydana gelen dejenerasyonu önleyebilme ve bireylerin yetişmesi için aile kurumuna yatırım yapılması gerektiği artık iyice açıklık kazandı.

Ülkemizde aile kurumunun güçlü gelenekler üzerine kurulu olması, inanç sistemimizdeki “başkasını mutlu et, kendini de mutlu etmiş olursun” yaklaşımı sevap – günah çizgisi modern hayatın aile kurumuna yaptığı tahribata bir dereceye kadar engel olmaktadır. Bununla beraber, ülkemizde de boşanma oranlarının her geçen yıl artması, aile facialarının sıradan hale gelmesi, evlilik dışı beraberliklerin artması modern hayatın aile kurumuna zarar verdiğini göstermektedir. İlkokulda 22 kişilik sınıfta 6 aile sorun yaşıyor.

Evlilikten beklentiler

Eşler arasındaki uyumun belirleyicilerinden en önemlisi, evlilikten ne beklendiğidir. Beklentilerin gerçekçi olup olmadığı ve kadın ile erkeğin beklentilerinin birbirleriyle örtüşüp örtüşmediği evlilikteki uyumun kalitesini belirler. Beklentiler birbirine ne kadar yakın olursa, uyum da o kadar kolay gerçekleşir.

Evlilikte tarafların beklentileri farklıysa; örneğin erkek çocuk düşünüyor ama kadın istemiyorsa ya da eşlerden bir daha romantik bir ilişki bekliyor, diğeri ise romantizmden hoşlanmıyorsa sorunların yaşanılması kaçınılmazdır.

Evlilik ortak bir projedir

Eşler evliliği ortak beklentiler üzerine kurmalı ve ortak bir proje haline getirmelidir. Bunun yerine, iki taraf da kendi gemisinin kaptanı olmaya çalışırsa evlilikte sorunlar yaşanır.

Kişilikler mi uyumlu olmalı, beklentiler mi?

Evlilikte çiftlerin kişiliğinin uyumlu olması sanıldığı kadar önemli değildir.  Bu nedenle evlenmeyi düşünen biri, kendine “Evlilikten n bekliyorum ve ne yapmalıyım?” diye sormalıdır. İnsan alışveriş yaparken bile düşünür, ölçüp biçer.

İyi eş olmak için kariyer yeterli mi?

Günümüzde özellikle gençler tozpembe hayallerle gerçekçi olmayan beklentilerle evliliğe adım atıyorlar. Evlilik kararında, karşılarındaki insanın karakterinden, evlilikten ne beklediğinden, yaşam felsefesinden vs. daha çok, cüzdanına, kariyerine ya da fiziki görünümüne bakıyorlar. Hâlbuki gerçekçi beklentilerin üzerine kurulan evliliklerde temel sağlam olduğu için, sorunlar yaşansa bile yeniden toparlanılır.

Evlilik uzun yolculuğa çıkmaktır

Evlilikten beklenti seviyesinin yüksek olması, eşler arasında yaşanan sorunların en önemli nedenlerindendir. Çünkü yüksek beklentilerin karşılanmaması, kişinin hayal kırıklığı yaşamasına neden olur. Bu yüzden evlilik, uzun bir yolculuğa çıkmak gibi düşünülmeli, iyi ve kötü zamanların da olabileceği hesap edilmelidir. Önemli olan evliliğin paylaşım noktasında nasıl yaşanabileceğinin bilinmesi ve ortak değerlere sahip olmaktır. Bununla beraber, evlilik kararında her şeyin insanın kontrolünde olması ve yüzde yüz uyum bulmak mümkün değildir. Kişiler, beklentileri ve amaçlarının % 70-80 birbirine uyduğunu, birbirlerini tanıma konusunda da yeterli bilgi sahibi olduklarını düşünüyorlarsa evlilik kararı alabilirler.

Ortak amaçlar ve beklentiler, eşlerden birinin diğerini tahakkümü altına almasına neden olmamalıdır, iki taraf da kendini özgür hissetmeli, kişiliğini yaşamalıdır.

Olaylara iki kişilik bakmak

Kadın ve erkek birbirlerini “Çocuğuma iyi bir model olabilir mi?” diye tartmalıdır. Kadın evleneceği kişinin karakter sahibi, babalık yapacak ve hayatı tek başına göğüsleyecek biri olmasını ister. Erkek ise, eşinden çocuğuna ve evine sahip çıkmasını bekler.

Ortak amaçlar ve beklentiler, eşlerden birinin diğerini tahakkümü altına almasına neden olmamalıdır, iki taraf da kendini özgür hissetmeli, kişiliğini yaşamalıdır. Eşler ortak beklentiler ve amaçlar için enerji harcarken, olaylara ve ilişkilere iki kişilik bakmayı becerebilmelidir.

Farklılıklarda uzlaşma mümkün mü?

Geleneksel aile yapısında farklı kültürlerden bireylerin birbirleriyle evlenmesine pek rastlanmazdı. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla farklı hatta zıt kültürel değerlere sahipinsanların evliliklerine tanık olmaya başladık.

  Eşlerin ana konularda denk olması, evlilik için ideal olandır. Olaylara, durumlara, insanlara aynı gözle bakabilmek; aynı olmasa bile benzer kültürel değerlere sahip olmak sağlıklı bir ilişki için gereklidir.

Evlilikle ‘altın orta nokta’ denilen bir kural vardır. Her iki taraf da alışkanlıklarından taviz vererek birer adım atıp orta noktada buluşursa, kültürel farklılıklar evliliği pek fazla, etkilemez.

Farklı kültürlerden kişilerin evlenmesi aslında bir bakıma zora talip olmaktır; çünkü kültürel farklılıklar eşlerin paylaşım alanlarını da azaltır. Hayata materyalist düşünceyle bakan biri ile maneviyatçı gözle bakan birinin sohbet edebilecek ortak bir alan bulması zordur.

Değişime açık olmak

Farklı kültürden kişilerin evliliklerinde göz önünde bulundurulması gereken nokta, kültürlerin birbirinden ne kadar farklı olduğu değil, tarafların değişime açık olup olmadığıdır. Bir taraf ‘ben böyleyim değişmem’ diyorsa, karşı taraf zor durumda kalır. Evlilikle ‘altın orta nokta’ dediğimiz bir kural vardır. Her iki taraf da alışkanlıklarından taviz vererek birer adım atıp orta noktada buluşursa, kültürel farklılıklar evliliği pek fazla etkilemez. Farklı kültürlere sahip kişiler, değişime açıksalar, ortaya mükemmel evlilikler çıkabilir.

Erkeğin eğitim seviyesi düşükse

Çiftler evlenmeden önce de eğitimdeki seviye farkını açık açık konuşmalıdır. Tartışma anında ya da bir gerginlikte eğitim durumunu ön plana çıkarmama konusunda sözleşmek gerekir. Çünkü insanın psikolojik olgunluğunu, aldığı diploma belirlemez.

Diploma ambalajdır

Büyüklük duygusu taşıyan kişilerle yaşamak zordur, insan eşya alırken bile sadece dış görünüşüne bakmaz, sağlamlığına, hangi malzemeden yapıldığına bakar. Diploma bir ambalajdır, ambalaja bakıp da öze önem vermeyen insanlarla yapılan evlilikler yürümez. Üstelik üniversite, eğitim değil, öğretim verir; yani insanın kişiliğini, ahlakını, alışkanlıklarını, davranışlarını daha iyi hale getirmez, sadece bilgi verir ve sistematik düşünmeyi öğretir. Kişi bunları kendi kendine de yapabilir, ilkokul mezunu olup da herkesin istifade ettiği çok insan vardır toplumumuzda. Bununla birlikte üniversite bitirmiş ama hayata tutunamamış ve kendisini geliştirememiş örneklere de çokça rastlarız.

Psikolojik olgunluk ve yaş farkı

Evlenecek kişilerin psikolojik özelliklerini belirleyen biyolojik yaş değil, yetişme tarzı, eğitim durumu, yetiştiği aile vs. gibi unsurlardır. Bu nedenle evlilikte                      önemli olan kişilerin biyolojik değil, psikolojik yaşlarıdır. Aynı yaşta olup da eşlerden birinin çocuk karakterli, diğerinin ise olgun bir kişiliğe sahip olması mümkündür.

Evlilikte ideal olan, yaş farkının az olması ya da erkeğin en fazla dört beş yaş büyük olmasıdır. Çünkü her yaşın psikolojik ihtiyaçları, beklentileri farklıdır.

Farklılıklar ve ortak noktalar

Evlenmeye hazırlanan çiftlerin, kültür, eğitim, yaş, hayata bakış açısı, ekonomik durum gibi farklılıkların ileride sorun olmaması için birbirini olduğu gibi kabul etmesi, farklılıklar yerine ortak noktaları ön plana çıkarması gerekir. Çünkü eş seçiminde insanın yüzde yüz kendisine uyan birini bulması mümkün değildir. Önemli olan, benzerliklerin yani artıların fazla olmasıdır. Yalnız iki tarafın, söz konusu farklılıkların uzun vadede sorun olmayacağı konusunda uzlaşması gerekir. Evlilik birbirini seven iki kişinin bir araya gelmesi demek değildir. Uzun bir yolculuğa çıkmak ve bu yolculukta ortaya çıkan farklılıkları bir noktada uzlaştırmaktır. Özetle, önemli olan, evlenecek kişilerin birbirini tamamlayabilmesidir.

 Evlilik öncesi kendini tanıma

İnsanın hedef piramidinin en tepesinde soyut hedefler olmalıdır. Maddi hedeflerinse ikinci veya üçüncü planda yer alması gerekir, inançlı birisinin soyut hedefi, Yaratıcısının rızası ve memnuniyetidir. Hatta kariyer koçları bu hedefi şöyle verirler: “Hayatının sonuna geldiğinde nasıl anılmak istiyorsan, mezar taşına ne yazılmasını istiyorsan, idealin bu olmalı.” Evlenilecek kişinin ideallerinin ne olduğu mutlaka dikkate alınmalıdır.

Ben kimim?

Evlenecek kişiler genelde karşı tarafın nasıl biri olduğu üzerinde durur; ancak kendilerini analiz etmedikleri için onunla anlaşıp anlaşamayacaklarının cevabını sağlıklı veremezler. Dolayısıyla evlilikte kişinin kendisini tanıması, evleneceği kişiyi tanımasından önce gelir.

Kendimizi nasıl sorgulamalıyız?

Özbilincimizi güçlendirmek için kendimizi sorgulamada acımasız olmalı, başkalarına karşı ise daha fedakâr, esnek ve hata yapma hakkı tanıyacak tarzda davranmalıyız. Tasavvuftaki nefis terbiyesi de özbilinci yani kendini tanımayı hedefler. Hatta bununla ilgili ilginç bir örnek de vardır: Hz. Ömer bir gün sırtında su tulumu taşırken oğluyla karşılaşıyor. Oğlu diyor ki ona, “Baba niye kendini halk arasında küçük düşülüyorsun, sen koskoca bir halifesin.” Hz. Ömer de, “Nefsim hâlâ içimde. Onu ezmeye çalışıyorum” diye karşılık veriyor. Hz. Ömer gibi biri bile böyle bir yola başvurduğuna göre biz de nefsimizi/kendimizi terbiye konusunda acımasız olmalıyız.

Benlik saygısı

Bazı insanların nasıl bir kişiliği var ki karşılarına çıkan fırsatı değerlendirebiliyorlar sorusunun cevabı için yapılan bir araştırmada tesbit edilen özellikler şunlar olmuş:

1-    Yeni deneyimlere açık olmak

2-    Geleceğe ve hayata olumlu ve umutlu bakmak

3- Geçmişe olumlu bakmak

3-İçlerinden gelen sesi önemsemek

Kiminle evleniyorum?

Ünlü bir düşünür “Evlilik iki kişinin birbirine bakması değil, aynı yöne bakmasıdır” demiş. Bu söz, aslında evlilikte eşlerin ortak ilgi alanlarının ve değerlerinin olması gerektiğine işaret ediyor. Önemli olan evliliğin paylaşım noktasında nasıl yaşanabileceğinin bilinmesi ve evlenecek kişilerin ortak değerlerinin olup olmadığıdır.

Sevgi ikinci planda olmalı

Eş adaylarının birbirini sağlıklı tanıyabilmesi için sevgiyi ikinci, aklı ve mantığı birinci plana almaları gerekir. Evlenmeye hazırlanan gençlerde ise mantıktan çok duygular ön plandadır. Bu nedenle evlenecek genç, duygularının kontrolünde hareket eder ve eş adayını tanımaya çalışırken onun hakkında yanlış değerlendirmeler yapar. Hatta ona karşı objektif olamadığı için doğru değerlendirmeler ile yanlış yargılara varabilir.

Eş adayını tanımanın yolları

Bir insanı tanımanın üç yolu vardır: Birincisi, onun geçmişine bakmak yani geçmiş yaşantısını öğrenmektir, ikincisi, bıraktığı eserlere bakmaktır, insan ilişkilerinde nasıldı, şimdiye kadar neler ortaya koydu, nerelerde çalıştı, çevresinde bıraktığı izlenim nasıldı vs… Üçüncüsü ise, direkt olarak değerlendirme yani kişinin karsısındakinden edindiği izlenimdir. Eş adayı ilk iki maddeyi atlayıp “ben onu seviyorum” diyerek, direkt tanımaya kalkıştığı zaman yanılma payı artar. Bu durum, hem kadın hem de erkek için geçerlidir.

İyi ilişki kurabilmenin önemi

Gençler, “Ben onu sevdim, sevgi her şeyin üstesinden gelir” düşüncesiyle, ya evlenecekleri kişiyi yeterince tanımayı ikinci plana iter ya da onun olumsuz yönlerini görmezden gelirler. Elbette evlilikte sevgi ve aşk önemlidir ama bunlar iyi ilişkinin sonucudur, nedeni değildir. Bu nedenle evlenilecek kişinin iyi ilişki kurulabilecek biri olması daha önemlidir. İnsan evleneceği kişiyle aylarca beraber olsa bile onun geçmiş yaşantısını, çevresinde nasıl tanındığını, yani iyi ilişki kurup sürdürecek biri olup olmadığını tam olarak öğrenemez. Bu yüzden çevre araştırması son derece önemlidir.

Flört

Eş adayları duygusal nedenlerle birbirlerine objektif bakamadıkları için, flört taraflar arasında gerçek manada bir tanışıklık sağlamayabilir. Görücü usulüyle yapılan evliliklerle flörtle yapılan evliliklerde görülen boşanma oranının birbirine yakın olması da bunun en iyi göstergesidir.

İdeal yöntem hangisi?

Günümüz şartları değerlendirildiğinde eş adaylarının birbirlerini tanıyarak evlenmesi için en ideal yöntemi şöyle tarif edebiliriz: Genç, evleneceği kişiyi kendisi seçmeli ama anne babası ya da yakın akrabaları da eş adayının evlenmek için uygun biri olup olmadığı konusunda söz sahibi olmalıdır.

Aile eş adayını onaylamıyorsa…

 Bazı durumlarda ise aile onaylamadığı eş adayını, çocuğunu elinden alacak bir düşman gibi algılar. Burada yapılacak tek şey, “Bakalım kimin dediği olacak?” tarzında çatışmayı alevlendirmek yerine, anne babanın yukarıda bahsettiğimiz rol gereği, çocuğuna karşı uyarı görevini yerine getirmesidir. Anne baba gencin önüne alternatifler koymalı ve onun bu alternatifleri karşılaştırmasına yardımcı olmalıdır.

Uyarılara rağmen genç hâlâ eş seçiminde ısrar ediyorsa, anne babanın, gencin yaşayıp görmesine razı olması gerekebilir. Çünkü bir genci zorla yanlış bir evlilikten kurtarmak, onu başka bir yanlış evliliğin kucağına atmak şeklinde sonuç verebilir. Seçiminde ısrar eden gencin ailenin istediği kişiyle ya da daha sonra başka biriyle evlenmesi, kendisi açısından yanlış bir evlilik olacaktır. Böyle bir durumda, genç, evliliğinde ufak bir sorun yaşadığı zaman hemen anne babasını suçlayacaktır. Anne baba da, sorunlu bir evlilik yapan çocuğunun yükünü her zaman sırtında taşımak zorunda kalacaktır.

Evlilikte olumlu anne baba tavrı

Anne babalar, her konuda olduğu gibi eş seçiminde, çocuklarının “aslan terbiyecisi” olmadıklarını bilmeliler. Çünkü çocuk, sahibi olmaları için değil, koruyuculuğunu yapmaları için anne babaya verilmiş bir emanettir. Anne baba, hayatın kanununun böyle olduğunu kabul etmelidir. Nasıl ki bir kuş yavrusu kanatlandığında yuvasını terk eder ve ondan sonra hayatını kendi kanatlarıyla uçarak sürdürürse, anne baba da çocuğuna doğruyu-yanlışı gösterdikten sonra, onun kendi doğrularını yaşamasına fırsat vermelidir. Bir gencin, hayatının en güzel döneminde, anne babası tarafından yönetilmesi ve kontrol edilmesi hem kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmesini engeller hem de hata yaparak doğruyu bulmasını…

Özetle söylemek gerekirse, çocuk eğitiminde olduğu gibi gencin eş seçiminde de müdahaleci ve kontrolcü anne baba tavrı yanlıştır.

Nişanlılıkta dini nikâh

Muhafazakâr ailelerde, eş adaylarının nişanlılık döneminde birlikte vakit geçirirken dini açıdan ters durumlarda kalmalarını engellemek amacıyla, evlilik öncesinde dini nikâh yapılmaktadır. Nikâh, dini nedenlerle birbirleriyle rahat görüşemeyen çiftlerin önündeki engelleri kaldırır ve böylece karşılıklı tanımayı kolaylaştırır. Ancak özellikle erkekler, dini nikâh yapıldığında mahremiyetin ortadan kalmasını cinsellik anlamında fırsat olarak değerlendirebilirler. Bu ise evlilik gerçekleşmediği takdirde genç kız için yıkım olacaktır. Evlilik gerçekleştiği takdirde ise, erkek eşini kolay elde edilebilir biri olarak görebilir.

“Olmazsa vazgeçerim” düşüncesi

İki taraf için de gerçek evlilik olarak algılanıyorsa ve karşılıklı güveni zedelemeyecekse, nişanlılık döneminde dini nikâh yapılmasında sakınca yoktur. Çünkü evlilikte güven çok önemlidir.

Ayrılmak istiyorum ama…

Nişanın atılmasını gerektiren ciddi bir durum varsa, yapılması gereken iki tarafı da tanıyan üçüncü kişilerden ya da objektif olabilecek aile büyüklerinden görüş almaktır. Krizlerde açık ve net olmak, sorunları ertelememek ve konuşarak çözmeye çalışmak gerekir.

  EŞLER ARASI İLETİŞİM

Evlilik öncesinde tarafların birbirlerini tam anlamıyla tanıması çok zordur. Evlilik öncesi eşlerin birbirlerine duyduğu ilgi evlilikten sonra başka alanlara yönelir. Bütün bunlar kişilerin evliliğe bakış açısını değiştirir ve ister istemez ilişkide krizler, çatışmalar ortaya çıkar.

Yüksek beklentiler ve hayal kırıklığı

Gençler tozpembe hayallerle evliliğe adım atarlar ve beklentileri yüksek olur. Evliliğin ilk yıllarında yaşanan krizler ve hayal kırıklıkları, biraz da evlilikten beklenti seviyesinin yüksek olmasından kaynaklanır. Beklentiler birbirine ne kadar yakın olursa uyum o kadar kolay gerçekleşir. Evlilik ortak beklentiler üzerine kurulur ve ortak proje haline getirilirse, ailenin temelleri daha sağlam atılmış olur. Olaylara, ilişkilere iki kişilik bakabilme becerisi kazanmak, birbirini anlayabilen, mutlu edebilen, paylaşabilen eşlerin birlikteliğini ortaya çıkarır, ilişki de kaliteli bir beraberliğe dönüşür. Bu yapılmaz yani “aynı gemideyiz” duygusuyla hareket edilmezse, zamanla hemen her konuda çatışmaların yaşanması kaçınılmazdır. Evlilikte “ben” merkezli yaklaşımlar ve sadece kendini mutlu etme gayreti, aile olmak için harcanan enerjiyi boşa çıkarır.

Evlilik öncesi gençlerin ilgisi hep birbirlerine yöneliktir ve birbirlerini memnun etmeye çalışırlar. Evlendikten sonra ise şahsi öncelikler ön plana çıkar, tarafların zaafları, kontrolsüz hareketleri daha çok dikkat çeker.jiyi boşa çıkarır.

Tek kişilik düşünme

 Günümüzde evlilik, evlilik öncesinde yaşanan hayatı değiştirmeyen sıradan bir olgu olarak algılanıyor. Gençler “Hem evlenirim hem de canımın istediği gibi yaşarım mantığı ile hareket edebiliyorlar. Doğal olarak, tek kişilik düşünülen evliliklerde devamlılık sağlanamıyor. Boşanmaların büyük oranda evliliğin ilk yıllarında olmasının nedenlerinden en önemlisi evliliği tek kişilik algılamaktır…

Hem aşkın hem arkadaşlığın olduğu evlilikler en ideal birlikteliklerdir. Aşkın yok olup olmaması evliliğin kendisiyle değil, eşlerin bu duyguyu besleyip besleyememesiyle ilgilidir.

Evlilik aşkı öldürür mü?

Eşler, her ne kadar evliliğin ilk yıllarında romantik duygular yaşasalar da aralarındaki aşkın, sevginin giderek azalacağından, ilişkilerinin hiçbir zaman evlenmeden önceki gibi olmayacağından endişe ederler. Bu endişe popüler kültürün aile kurumuna bakışından ve cinsel özgürlük adı altında “evlenmeye ne gerek var, hayatını yaşa” tarzındaki düşünceden ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda bu bakış açısı “evlilik aşkı öldürür” şeklindeki sloganla ifade edilmektedir. Bu sözün ve bakış açısının doğru gibi algılanması evliliğin anlamını, işleyişini, eşler arası iletişimin dinamiklerini bilmemekten kaynaklanmaktadır.

Evliliğin üç dönemi

Evlilik başından sonuna kadar monoton değildir ve birbirinden farklı üç dönemdir, ilk dönemde eşlerin ilişkisine romantik duygular hâkimdir. Daha sonra, karşılıklı kişilik çatışmalarının yaşandığı dönem başlar. Eğer kişiler akıllı davranırlarsa bu dönemi aşarlar. Bu iki aşamadan sonra bağlılık dönemi gelir. Bu süreçte, evlenmeden önce yaşanan aşk da sürer. Evlilik sağlıklı yürüyorsa, aşk duygusu sevgi ve saygıya dönüşür. Bu yüzden hem aşkın hem arkadaşlığın olduğu evlilikler en ideal birlikteliklerdir. Dolayısıyla aşkın yok olup olmaması evliliğin kendisiyle değil, eşlerin duyguyu besleyip besleyememesiyle ilgilidir. Ayrıca birbirine âşık iki kişi evlenmezlerse aşklarının daha uzun süreceğinin garantisini kimse veremez.

SONUÇ: SEVGİ VE AŞK: SONUÇ MU SEBEP Mi?

Bir filozof, “Sevgi dünyayı döndüren güçtür” der. Eskiden “aşk-ı kimyevi” diye bir tabir vardı; maddeler arasındaki ilişkiler bile sevgiyle açıklanırdı. Eşler arasındaki çekim gücünün ana maddesi de sevgi ve aşktır.

Aşk ve sevgi evliliğin ya da ilişkinin nedeni gibi düşünülür hep. Aslında iyi ilişki varsa, eşler arasında aşk ve sevgi ortaya çıkar. Bu iki duygu iyi ilişkinin başlangıcı değil, sonucudur. Evlilikte ideal olan hem sevginin, hem iyi ilişkinin beraber yürümesidir. İyi ilişki varsa sevgi çoğalır, yoksa azalır. Bu nedenle evlenecek kadın ve erkek arasında, başlangıçta nefretin ya da negatif duyguların olmaması birlikte yaşamaları için yeterlidir. Çiftin birbiriyle ilgili ilk izlenimleri sıcak ve olumluysa, zamanla sağlıklı bir evlilik ilişkisi ortaya çıkabilir. Birbirlerini çok az tanıyan ama kanı ısınan kişilerin evlilikleri örnek evlilik olabilir. Öte yandan birbirine âşık iki kişi, evlendikten altı ay sonra birbirinden nefret eder hale gelebilir. Dolayısıyla eşler arası iletişimde çok önemli bir yere sahip olan aşk ve sevgi, evlilik için sebep değil ancak sonuçtur. Sevgi, evliliğin başında da, ortasında da, sonunda da gerekli bir duygudur.

Sevgiyi korkuyu azaltır

İnsanlar arası ilişkilerde sevginin en önemli sonucu, güven duygusu oluşturmasıdır. Evlilikte de bu böyledir. Sevgi, eşler arasında güveni artırır, korkuyu azaltır. Korkunun azalması da insanın kendini rahat hissetmesini sağlar. Sonuç da, eşler arasında dostluk duyguları ortaya çıkar. Sevginin azaldığı yerde düşmanlık ve korku duyguları gelişir.  Bir kişinin sürekli korku yaşaması ise sürekli savunma psikolojisiyle hareket etmesine neden olur. Böylece güven duygusu zayıflar, kişide “karşı taraftan bir zarar gelecek” düşüncesi oluşur.

Sevgi dengeli verilmeli

Eşlerin birbirine karşı sevgide cömert olması sağlıklı bir ilişki için önemlidir. Ancak taraflardan biri verilen sevgiyi istismar ediyorsa, buna bir demeyi de bilmek gerekir.

Eşinden sürekli sevgi alan bir kişi, bunun azaldığını görünce, bol harçlık almaya alıştığı halde bir sefer az para alınca afallayan çocuk gibi “ne oldu” diye düşünerek kendine çeki düzen verir, ilişkinin sağlıklı yürümesi için bu dengeyi kurmak önemlidir. Sevginin dilleri olduğu gibi şekilleri vardır. “Seni seviyorum çünkü güzelsin” ya da “Seviyorum çünkü benimle ilgileniyorsun” şeklinde ifade edilen sevgi, şartlı sevgidir. Eşlerin birbirlerine bu sekilde yaklaşmaları doğru değildir. Çünkü bu tür mesajlar alan bir kişi, karşı tarafın kendisini sevmesini sağlayan özelliğini kaybettiğinde, sevilmeyeceğini düşünecektir. Örneğin bir eş, eşini güzelliğinden dolayı seviyorsa, kadın yaşlandıkça sevilmeyeceğini hissedecektir.

Eşim beni seviyor mu?

Sevmek kadar önemli bir ihtiyaç vardır, sevilmek. Sevilme ihtiyacı, erkekte de kadında da vardır ama kadında daha belirgindir. Sevilmeme duygusunda dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Eşinin sevilme ihtiyacını karşılayamayan kişide bu duygu hiç mi yok, yoksa kişi sevgisini ifade edememe sorunu mu yaşıyor? Genellikle sorun yaşayan eşlerin, sevilmedikleri sonucuna çok çabuk vardıkları görülür. Çünkü “Eşim bana şöyle davrandı, demek beni sevmiyor” şeklinde düşünmek, ilk başta hem mantığa yakın geliyor hem de daha kolay. Özellikle kadınlar bu duyguya daha çabuk kapılıyorlar. Halbuki çoğu zaman sorun, sevgi azlığından değil, karşı tarafın sevgisini ifade edememesinden ya da sevgisizlikten yakınan eşin, kendisine verilen sevgiyi algılayamamasından kaynaklanır.

Evliliğin üç temel bağı olan sevgi, saygı ve güven, eşlerin duygularına göre şekillenir. Bu üç temel bağ birbiriyle ilintilidir ve evliliği ayakta tutar.

Duyguların rengini bilmek

Bütün duygular, üç ana duygumuz olan korku, sevgi ve güvenin çeşitli oranlarda kendi aralarında karışımından ortaya çıkar. Mesela korku ile sevgi birleştiği zaman itaat, korku ile öfke birleştiği zaman saldırganlık, korku ile üzüntü birleştiği zaman kaçınma oluşur. Bütün duyguların karışımından ise insanın kişilik özellikleri ortaya çıkar. Kişiler arası iletişimde, insanın duygularının farkında olması ve bu farkındalık üzerinden davranışlarını ve tepkilerini belirlemesi, sağlıklı bir ilişkinin temel kuralıdır. Bu kural, eşler arası iletişimde de geçerlidir.

Evliliğin üç temel bağı olan sevgi, saygı ve güven, eşlerin duygularına göre şekillenir. Bu üç temel bağ birbiriyle ilintilidir ve evliliği ayakta tutar. Sevgi ve saygı devam ederken güven zayıflarsa, bir müddet sonra diğer iki bağ da gevşer. Ya da sevgi azaldıysa, zamanla saygı ve güven bağı da zayıflar. Önemli olan bu üç bağın aynı seviyede tutulmasıdır. Bunun için de kişi eşinin duygu rengini bilmeli, onun üzüldüğü, öfke duyduğu, endişelendiği, hoşlandığı durumları anlayabilmelidir.

Neden önce iyi ilişki?

Aldatma gibi büyük bir ihanet olmadıkça bu üç temel bağ eşler tarafından onarılabilir; çünkü sevgi gibi diğer duygu bağları da değişkendir. Bir kişiye güvenmiyorsak ve saygı duymuyorsak, bu ona ömür boyu saygı güven duymayacağımız anlamına gelmez. Dolayısıyla eşlerarası sorunlarda en çok karşılaşılan şey; “Artık eşim beni sevmiyor, bana saygı duymuyor. Bu beraberlik bitmiştir. Şeklinde yakınmak yerine, iyi ilişki kurmanın yollarını aramak gerek. Bu yüzden, aşk ve sevgi, iyi ilişkinin sebebi değil sonucudur diye vurguluyoruz. Kadın veya erkek, eşiyle iyi ilişki kurmanın yollarını arar ve bulursa sevgi, saygı ve dolayısıyla güven kendiliğinden oluşur.

YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
saliha
sevgi mi belirleyici iyi ilişki mi

yukarıda Allah insanı bir nefisten, sonra ondan eşini yaratmış ve birbirinin arasına eş olabilecek bir sevgi var etmiştir, bu ise Allah’ın kudretinin delillerindendir. diyorsun aşağıda ise Aşk ve sevgi evliliğin ya da ilişkinin nedeni gibi düşünülür hep. Aslında iyi ilişki varsa, eşler arasında aşk ve sevgi ortaya çıkar. Bu iki duygu iyi ilişkinin başlangıcı değil, sonucudur diyorsun. bu bir çelişki değil mi. bana göre sevgiyi allah verir. geçim olursa parlar. olmazsa zayıflar. cevap beklerim.

 

hüseyin
bireyselleşme ve bencilleşmeye karşı, islam bizi koruyacaktır.

evlilikte de ahlak, temel unsur. Biz namazımızı inancımız gereği kılarız ancak evde geleneklerimizle hareket eder ve dinin emirlerini uygulamayız.bu sakat anlayış ticarettede var. halbuki din insanın her şeyini kuşatmalıdır. yolda giderken, yatarken, alışverişte, okurken bile ilmi allah’ın bir sünneti olarak okumak gerek. o zaman dimağı insanın daha da açılıyor, anlayışı kuvvetleniyor. çocuğu mal olarak görmek çok yanlış, o korunması gereken bir emanet o kadar. o zaman onun kişiliği de ortaya çıkıyor ve baskıdan uzaklaşılıyor. tebrik ederim. yani çalışmalarınızı bekleriz.selamlar.

 

hasan
sevgi mi, iyi ilişki mi?

biz sevgiyi mutluluğun nedeni olarak görürdük. siz sonuçtur diyor ve iyi ilişkiye dikkat çekiyorsunuz. gerçekten anlaşma sevgiyi de doğurur mu? konu insan olunca tek çözüm yerine her bir aile ve insan için ayrı ayrı çözümler üretmek gerekmez mi? ama yine de bazı ortak şifrelerden hareket etmek gerektiği konusunda size katılıyorum. yararlanılması dileğiyle saygılar sunarım. kaleminize kuvvet…

 

salih
aile rehberi

mutlu aile rehberi gibi bir yazı. uğraşıldığı belli. topluma bir güzel hizmet. hizmette esas ayağa götürmek bu da o anlama geliyor. sevgi ve saygılarımla.

 

kemal
mutluluk nerde?

aranan şey mutluluk. nerde? parada mı eş demi evdemi işdemi?yoksa bunları nasıl kullanacağınızda mı?o zaman şifre gerek. işte bu yazı bu şifreleri vermeyi iddia ediyor. inşallah taliplisini bulur..

 

EVLİLİKTE ÖĞRENECEKLERİMİZ -I ile Benzer Yazılar:

2 Kasım 2011 Saat : 11:55

EVLİLİKTE ÖĞRENECEKLERİMİZ -I Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç