ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl mücadele ederlerdi?


Popüler Aramalar

Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl

mücadele ederlerdi?

 

“Kasablar dahi, keçi etini koyun etine haltetmeyüb ayrı ayrı satalar, semizin saklayıp arıgun boğazlamayalar.”

 

Esnaf ile insaf, aralarındaki kafiye benzerliğine rağmen öteden beri birbirleri ile uzlaşamazlar. İstanbul efendilerinin eli sopalı şöhreti de gösterir ki, esnaf bi insaf damgası, pek de sebebsiz yere, onların alınlarına çakılmamıştır. Eski devirde insafsız esnafla mücadele, bugünküne hiç benzemeyen usuller altında cereyan ederdi. Esnaf, insaftan uzaklaştıkça, en hafif bir ceza olmak üzere falakaya yaklaştığını bilir ve ayağını ona göre denk alırdı.

 

Bal küpünden çıkan fareyi dükkan sahibine davul zurna ile yutturan; muhtekir değirmenciyi değirmenin kanatlarına bağlatarak, havada fır dolayı döndüren ihtisap ağalarını, tarih bize henüz unutturmadı. Geçende sayın bir zatın delaleti ile bana eski bir kanun kitabından alınmış bazı parçalar gösterdiler. Edirne lisesi yurd bilgisi muallimi Osman Nuri Peremeci tarafından kısım kısım kopye edilen bu elyazısı kitab, (1060) Hicri yılında İstanbul muhtesiblerinin mucibince amel ettikleri bir nevi zabıtsi belediye talimatnamesidir. Bazı maddelerini size okuduğum zaman, muhakkak ki benim gibi:

-Şaşılacak şey… diyeceksiniz, aşağı yukarı üç yüz sene evvel, ihtiyaçların bu kadar iptidai olduğu bir devirde, her şeyi nasıl da inceden inceye hesablamışlar! Esnafın sapabilecekleri hile yollarını ne güzel keşfedip, bunlara karşı ne isabetli manialar vücude getirmişler!..

Talimatnamenin gereği gibi tatbik edilip edilmediği bahsimizin dışandadır. Fakat müspet düşündüğümüz takdirde esnafın yamanmış hali!.. talimatnameden size gelişigüzel bir kaç madde okuyayım:

Kassaban – …… ve kasablar dahi, keçi etini koyun etine halt etmeyip – demek eski kasablar da o haltı ederlermiş! – ayrı ayrı satarlar ve semizin saklayıp arığun boğazlamayalar. Her zaman halka et yetiştireler, taallül edip et bulmıyan kasabın muhkem haklarından geleler… (haklarından nasıl gelineceğinin ihtisab ağasının keyfi tayin ederdi) ve hapsedeler. Ta et bulmağa rıza verinceyedek. Ve her kişinin muradı olduğu yerden kesip, özür ve bahane etmiyeler.

Talimatnamenin bir de yemek pişirenler, yani bugünkü lokantacılar hakkında koyduğu hükümleri gözden geçirelim:

Ve aşçılar pişirdiği et, çiy olmıya. Ve aş dahi tuzlu ve tuzsuz olmayı. Ve kapları pak ola. Ve kazanları kalaysız ve çanakları sırsız ve eski olmayı. Ve belinde futası pak ola. Zikrolunanlara muhalif olursa haklarından geline. Ve tava püryanını suya ıslatıp pişireler. Ve kokmuş eti menedeler.

Yaş yemişlere gelince talimatname, manavların fiatları yükseltmek için bulabilecekleri bahaneyi peşinden kestirerek itirazlarını derhal ağızlarına tıkıyor:

Ve dahi yaş meyvaya narh verildikten sonra, yatırıp çürüdü diye tekrar narh talep etmeyeler. Ve müşteri elinde, eksik nesneyi veznedip satanın hakkından geline. Yük ile gelen kavun, karpuz ve üzüm, ve nar, ve turunç da gözlene (teftiş olunsun manasına) ve Pazar yerlerinde gayri yerde satılmıya.

Devrin biricik ışık vasıtası olan mum için de talimatnamede şu kaydı buluyoruz: ….. Ve mumcular gözlene… mumları çirkli ve kokar yağdan olmıya ve fitili yoğun (yumuşak) olmayıp ziyası ziyade ola.

(Yirmi dört saatlik ömrü olmayın bozuk ve sakat ampul satanların kulağı çınlasın!)

Sonra, bir ara boyacılara geçiyor: ….. Ve boyacılar gözlene. Her ne renk boyarlarsa, iyi edeler. Kalp etmiyeler. Ve bezi taş üzerinde döğerken zarar etmiyeler ve boyalı bezi yol üzerine asmıyalar. (Yeni boyanmış 939 modeli elbiselerei, dükkanın önüne asan kumaş boyacılarının dikkat gözüne!)

Müşterilerinin kostümlerini gününde hazır etmiyen terziler de, şu satırları ibretle okusunlar:

…. Ve terziler de gözlene. Ziyade iş alıp vadelerine hilaf etmiyeler ve illa siyaset edileler. (Siyasetin bir manası da, ipe çekilmek olduğu unutulmasın! Ve eğer bir kişinin esvabını sakat edip ve yahut iyi dikmeseler, kadı marifeti ile hakkından geleler…

Talimatname esircileri de gözden kaçırmıyor:

…. Ve esirciler, cariyenin yüzüne aklık ve kızıllık sürmiyeler (anlaşılan satılık bir malı, asli heyetinden başka şekilde göstererek talibleri iğfal etmiş olmamak için…)

Değermenciler hakkındaki hükümler de bir değirmentaşı kadar sert:

Değirmenlerde tavuk besleyip halkın ununa ve buğdayına zarar etmiye. Vaktini bilmek için ancak bir horoz tutalar ve unu iyice öğütüp illet etmiyeler. Ve kimsenin buğdayını değiştirmeyeler. Ve adetten ziyade hak taleb etmiyeler. Ve illa muhkem haklarından geline..

(Bu satırları okurken 914 Umumi Harbindeki bazı değirmencileri hatırlamamak kabil olmadı. Onların vakitlerini bilmek için horoza ihtiyaçları yoktu ama, dört uzun harp senesi milyonlarca insanın tepesinde baykuş öttürmüşlerdi).

Hubbazan (ekmekçiler) faslında bir madde var, dikkatle okumağa değer. Diyor ki:

…. Ekmekçilerin ehlihibresi, kat’a kendilerinden olmaya. Yiyici tayfasından ola. (Yiyici tayfasının kimler olduğu malum: Halk!… Yani bir ekmeğin matlub evsafta yapılıp yapılmadığını tesbit edecek olan ehli hibre heyeti, ekmeği yapanların değil, ekmeği yiyenlerin arasından seçilecek. Güzel değil mi?)

Talimatname, böyle daha nice esnafa vazifeler ve mes’uliyetler tayin edip her birine, kabahatinin cinsine göre cezalar kestikten sonra, şu neticeye varıyor:

…. Zirolunanlardan gayri Haliki müteal her nekim yaratmıştır. (Muhtesib) in ana nazarı lazımdır ve illa mes’ul ve muateb olmak mukarrerdir.

Allah her kimi yaratmışsa, Belediye Reisinin gözü onun üzerinde olacak!

Hele şükür ki, o zamanki devlet icraatının çoğu, kağıt üzerinde kalmağa mahkumdu. Yoksa, İstanbulun bir milyon şu kadar nüfusile ayrı yarı uğraşmak, hangi ihtisab ağasının haddine düşmüştü?..

(Cumhuriyet: 3/10/39)

 

Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl mücadele ederlerdi? ile Benzer Yazılar:

24 Şubat 2014 Saat : 6:19

“Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl mücadele ederlerdi?” için 1 Yorum

  1. salih haddeci diyor ki:

    bu yazı çok ilgimi çekti. insafsıza insafsız olmak adeta kısasa kısas gibi ve çok etkili olmalı. cezaların kişi bedeni üzere icra edilmesi onu para cezasına göre daha çok etkiliyor denilebilir. bugünkü para cezalarını düşünürsek bunu insan üzerinde fazla etkili olmadığına yormak gerekir. cebi kuvvetli olanla olmayan arasında farklı etkiler olacaktır ayrıca. halbuki falakaya yatırılmak veya süte su kattı diye ayağından üç gün kuyuya sallandırılmak her esnaf üzerinde eşit bir korkuya sebep olur. teşekkür ederim…

Eski devirlerde insafsız esnafla nasıl mücadele ederlerdi? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç