ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

ERBAKAN; BİR BAŞKA BAHAR İÇİN SADECE BİR YAPRAK YİTİRDİK


Popüler Aramalar

Sayın Erbakan’ın Hakk’ın rahmetine kavuşması nedeniyle bu ikinci makalemizi kaleme aldık. Başlık Mevlana k.s’un sözüdür. Bazı küçük tespitlerle bu zor ve netameli işe başlayalım. İncelememizde sosyoloji ve siyaset ilmini referans almaya çalışacağız. Bu anlattıklarımla “Erbakan böyledir” demiyorum. Sadece onun hakkında “ben böyle düşünüyorum” dediğimi lütfen gözden kaçırmayınız.

-Erbakan’la İslam’ın demokrasi üzerinden yer bulduğunu söyleyebilir miyiz? Ne dersiniz?

Yalnız demokrasi deseydi ve özgürlüklerden yana olsaydı daha da başarılı olabilir miydi acaba? Bana göre “evet” Çünkü ben siyasal mezunuyum ve o okuldan “demokrasiye aşık” olarak mezun oldum. Siz buna “Batı tarzı bir eğitim almış olmalısınız” gibi bir gerekçeyle itiraz edebilirsiniz. Fakat bana, tarihçi bir bilim adamı bir arkadaşım şöyle demişti. “Hür fikirli insanlar bir yere bağlanıp kalmaz. Senin gibi adamlar hiç bir tarikata da bağlanamazlar. Hep kendi doğrularının peşinde olurlar. Bu da serbest düşünceyi yani fikir özgürlüğünü ve özgüveni gerektirir” demişti… İslam’ın demokrasiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı, burada söylediğimiz İslam-Demokrasi ilişkisinin “zoraki bir nikah” olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu olsa gerek. İslam’da; seçim, biat, şura, ehliyet, hak ve adalet kavramlarını düşününce, eğer toplumun aklı da ifsat olmamışsa çok fazla bir tezatlarının olmadığı anlaşılacaktır. Bunu ayrıca işleyeceğiz inşallah.

-Erbakan’ın yaptığı “dışlananları demokrasi ile içeri almak” diyebilir miyiz? Bence “evet” Erbakan’ın bazı İslam’i söylemleri olmasına rağmen kalkınma ve paylaşım ile aslında ezilmişlerin göç sorunlarının çözümü ve milli gelirden daha çok pay almalarına gayret ettiğini söylemek daha doğrudur. Kalkınma ile refah ve hakça paylaşımla adalet ve ahlak.

- Erbakan’ın Türk Siyasi Hayatına kazandırdığı renkli deyişler şunlar: glu glu dansı, faso fiso, kadayıfın altı, patetes çuvalı, kanlı mı olacak kansız mı? Onlar o köşeyi değil, şu köşeyi (masadan aşağı) dönecekler.

- “Cahil toplumla iktidar intihardır” “kalkınma olmadan bağımsızlık olmaz” “Bizi Hans’lar anladı da, hasanlar anlamadı” “eğitimin temeli ahlak ve maneviyattır” “milli ekonomi, milli eğitim, milli birlik” ilk ikisi yeniden büyük Türkiye, birlik ise adil düzen anlamına geliyordu. “Yiğit düştüğü yerden kalkar” “ Yetiştirdikleri talebeleri için; “Okusunlar diye verdiğim kitabın arasına çizgi roman koymuşlar nerden bileyim”diyor. Bir köylü “bir çiçekle bir bahar geçer mi? Bu işten vazgeç” deyince, “Bütün baharlar bir çiçekle başlar” diyor. Demirel “onun yüz defa sırtı yere gelse yine kalkar kaldığı yerden devam eder” diyor.

-Neyle anılmak istersiniz denilince “Mücahit Erbakan” olarak diyor. Onun bir sözü de şu; “Dışarıdaki insanların yarısı refahçı, diğer yarısı da refahçı olmak için sıra bekliyor”  “Hangi rantiyeciye hangi rantı sağlıyalım diye gelmiyoruz” diyor. Basın için “Onlar Don Kişot’un gölgesiyle savaşı gibi aslı olmayan şeylerle savaşıyorlar” diyor.

-Mahkeme kararının verildiği tarihlerde borcu 1 milyon’du. O zaman ödenseydi daha kolaydı. Fakat Maliye bürokratları (şimdi emekli) sürekli oyalayıp hiç bir çözüm de üretmediler ve her ay %4 ve %2.4 faiz bunu 13,5 milyona kadar getirdi. 5 milyonu akrabasının yardımıyla ödendi. Bütün mallar evler hacizli. Şimdi bir de Fazilet için dava açıldı ve zaman aşımına uğramasının önü kesildi. Bakalım ondan ne çıkacak. Ahirete borçlu gitmek olacak iş değil. Saadet partililer para toplasalar inanın ben de katkıda bulunurum.

- Erbakan’a Milli Görüş’ten “Muhafazakar   demokratlığa” kaydı denilebilir mi? Belki.

Yaşadıkları tecrübeler ona kalkınma ve adil paylaşıma bir de özgürlük anlamında “yaşanabilir Türkiye”yi ilave ettirdi.

- Darbecilerin 2. adamı çıkıp 28 Şubat için: “Bu postmodern bir darbedir” demesine rağmen bu söz suç olarak savcıları rahatsız etmedi. Çünkü yargı da darbenin gizli taraftarı. Medya da destekleyince zaten hassas olmayan kamuoyu hiç oluşmaz hale geliyor ve felç. Nasrettin Hoca’nın Timur’un filleri için arkasında kimse kalmaması gibi bir hal oluyor. Menderes’te de öyle olmadı mı? Hiç bir seveni askere eline terliği alıp “siz ne yapıyorsunuz” diyebildi mi? Ancak şunu yaptı. Pasif direniş: sandıkta cevap vererek pisliği temizleme. Fakat o saate kadar kaybolan da kayboluyor tabii. Bu darbenin altında Amerika’nın açık desteği var. Usulü de o belirliyor: Sivilleri kullanarak sessizce postmodern. Yani yerli ve buna göbek atan işbirlikçileriyle. Ancak Amerika neden rahatsız oldu? İşin aslı başından beri “Milli Görüş” ve Erbakan’a karşıydı. Bunu yazılı olarak da belli etti ve elçiliğine mektup gönderdi. Havuz sistemi ve D-8’lere ilave olarak Erbakan’nın İslam ülkelerini birleştirme veya birlikte hareket etmenin yanında petrol zengini otokratik ülkelere halkın demokrasi içinde iktidarı ele geçirerek Amerika ve İsrail’in çıkarlarını zedeleme düşünce ve korkusu olduğunu söyleyebiliriz.  

-Malum MGK toplantısından çıkışta herşey normal dedi ve yansıtmadı. Fakat Ecevit kriz var dedi ve kriz çıktı. Aradaki fark… 18 maddelik bildiriyi imzaladığı hatta askerlerden korktuğu söylendi. Fakat son bilgiler onun bu maddeleri meclis anayasa komisyonu bir görsün denen bir kağıtı imzaladığı ve bu kağıtın diğer bildirinin üzerine konularak basına sanki imzalanmış gibi yansıtıldığı şeklindedir. İnanıyoruz. Ancak askerlerle mücadeleden de uzak durduğu da bir gerçektir. Buna kibarca “askerle çatışmadan demokrasiyi içselleştirdi” diyebilir miyiz? Belki..

- İşte sistemin iç dinamikleri öyle olmalı ki siyaset ve hukukun bunu konuşabilir olması lazım. Aksi halde sorunlarımız bitmez. Aslında Erbakan’ın Milli Görüşünü ben, sosyoloji ve İslam yönünden incelemeye çalıştım. O kadar İslam’i söylem ve davranışlara rağmen Milli Görüş’ün hiç de öyle teokratik bir söylem olmadığını gördüm. Araştırma sonuçlarım şöyle:

“Milli Görüş ve İslam İlişkisi

Necmeddin Erbakan ve öncüsü olduğu Milli Görüş hareketinin genelde “dini” bir zemine oturduğu sanılır. Halbuki onun kitlelere yönelik, onların sorunlarını yerinde çözmeye yönelik, üretimde ve yönetimde ben de varım demesiyle “sosyolojik bir zemine” oturduğu anlaşılmalıdır.

Türkiye ve İslam aleminin tarihi ve toplumsal gerçekleri bakımından “dini” veya “İslami” veya “İslamcı” denen hiç bir fikri, sosyal veya siyasi hareket olarak herhangi bir şekilde teokrasiye veya teokratik bir talebe karşılık olmadı. Milli Görüş hareketinde de hiç bir zaman teokratik bir fikir veya talep olmamıştır. Bir defa “Medine Vesikası’ndan sözetti. Onda da yer yerinden oynadı. Çünkü bu vesika çok hukuklu bir sistem ve tek tip adam yetiştirmeye karşı çıkıyordu. Tek hukuk ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırıydı. 20. Yüzyılda tek tip insan.. Düşünsenize…

Bunun yanı sıra tümden de İslam dışı veya din dışı olduğu da söylenemez. Kapatma gerekçelerinin ağırlığının “Onun İslamiyeti bir siyasi referans olarak aldığı” fikri ise tartışmalıdır. Çünkü insanların dini hassasiyetlerine, kullandıkları dini argümanlara, programlarında dini hayata ilişkin olarak deklare ettikleri açık ve örtülü vaatlere bakıp bu hareketin saf bir dini hareket olduğunu söylemek yanıltıcı olur.

1950’lerden başlayarak gittikçe artan şehre göçlere, resmi toplumun önerme ve örgütlenme modeli sunamamasının yarattığı boşluğu Milli Görüş hareketi doldurdu denilebilir: Göçün Temsilcisi. Bu yönüyle sosyolojik bir olgunun siyasi belirginleşmesidir. Aynı zamanda bir cemaat olması da sözkonusu olsa da sosyal çerçeve daha belirgindir.

İktidara kadar yürüyebilmiş olması siyasetin objektif ölçütlerini iyi değerlendirdiğinin de bir göstergesidir. Her kapatılma ise bir eksiğinin giderilmesine ve hareketin daha özgürlükçü bir çizgiye gelmesine sebep olmuştur” kanaatindeyim” 

- Bu yukarda sözettiğimiz İslami olmadığı olgusunun statüko tarafından farkedilememiş olmasının üç nedeni olabilir. Birincisi Erbakan’ın müslüman oylarını almak için yaptığı ölçüsüz, korkutucu dini konuşmalar. İkincisi ise  statüko taraftarlarının aşağı gördüğü göç kitlelerine pastadan pay vermek istememesi. Dolayısıyla sürekli pompalanan irtica aslında boş fakat amaçlı bir perde idi. Nitekim bu oyunu bir sonraki yazımızda anlatacağız. Cumhuriyet’in İslamı terakkiye mani görme fikri de üçüncü neden idi. (Nitekim bunun mücadelesini önceki yıllarda rahmetli Kazım Karabekir vermiştir). Bu fikir statükonun laikliğini militanlaştırıyordu. Sorun Erbakan değil, İslam’dı.

-Havuz sistemi çoğu çevrelerin çıkarını bozdu. Memura verilen %50 zam hiç bir vergi artışı yapılmadan gerçekleşti. Rantiyeye giden kaynakların suyu kesildi. Bu kesintiden bir hayli tasarruf ve kaynak da kendiliğinden ortaya çıktı. Tasarruf miktarı tam 34 milyar dolardı. Bunlar ekonomik başarılardı şüphesiz.

-Çıkardığı af kanunundan çok şey bekliyordu. Dini ağırlıklı danışmanları onu şişiriyor karşısında o zaman ki Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in şuncağız kadar bir değeri olmuyordu. Basıyordu fırçayı. Bunun anlamı ehil olanla değil güvendiğimle iş yaparım anlamına geliyordu. Koyu müslüman sıkı bürokrat Müsteşar İlhan Bayar, partici ve kural tanımaz bu tavırlara ancak üç ay dayanabilecekti.

-D-8 uygulaması bütünüyle Amerika ve Batı’nın korkmasına yol açtı. Bana göre bu taktik son derece yanlış bir taktikti diye düşünüyorum. Peygamber efendimiz eve ilk girdiğinde mutlaka güzel bir söz söylermiş. Bunun anlamı şu. Siz güzel bir kelime ile başlarsanız karşıdaki de ona uygun bir tavır sergiler. Bu bugün sosyolojide kuraldır. Bir hareket kendine uygun bir diğer hareketi tetikler. Dinimizde de örneğin kavgayı ilk başlatan suçludur.

Halbuki bütün ülkelerle yerinde ilişkileri geliştirerek ticaret ve dayanışmayı artırsaydı daha iyi olurdu. Bugün Türkiye bile Türki Cumhuriyetlerle onların yerinde sağlam durmaları ve ikili ilişkileri geliştirme üstüne kurulu bir siyasi uzaktan birlikteliği hedefliyor. Yani başkalarını ürkütmemek. Bugün Çin bile artan ekonomik ve siyasi gücünü gizliyor ve sıradan olaylarda uzak durup bunu belli etmemeye çalışıyor. Çünkü daima diğer ülkeler artan güce karşı, karşı güç oluşturma, tavır koyma, tedbir alma yoluna gidebilirler. Aslında İslam Birliği güzel şey. Bunu önce ekonomik alanda yaparak birbirimize yetebiliriz. Nitekim Tayip Bey bunu yapmaya çalışıyor. Buna rağmen çıkarılan kasıtlı dedikodu “eksen kayması” lafı oldu.

-Hiç kimse melek ya da peygamber değildir. Erbakan’ın da hataları olmuştur. Onun ideolojik bir suçla değil de adi bir suçla yargılanması beni iki defa üzdü. Biri adi suç. İkincisi de bu borcu ödeyemeden ölmesi. Bu konuda mirasçıları da hiç bir açıklama yapmadılar. Borçlu ölen birisinin cenaze namazı kılınmaz. Ben de kılmaya gitmedim. Müslümanda bile örgüt anlayışı “benimki iyidir” oluyor maalesef. Halbuki üstün olan Allah’ın hukukudur. Adalettir. Peygamber efendimizin veda hutbesi sırasında sırtını açarak “kime bir borcum varsa gelsin alsın, kime vurduysam gelsin vursun” demesi kanun önünde eşitlik anlamına gelmiyor mu? Osmanlı’da padişahın bir ermeni ile aynı mahkemede yargılanması, mimarbaşı ile yargılanırken Fatih’in yüksekçe bir yere çıkınca Kadı’nın onu aşağı indirerek eşit şartlarda yargılamak istemesi de aynı anlamı taşımıyor mu? İki doktor aldıkları “bıçak parası”nı kendi aralarında rahatlıkla konuşurken, bir avukat veya parayı veren vatandaş küfrediyor. Yani örgüt içi hastalıklı, dışı sağlıklı..

Babamı bir vergi denetmeni duygusal bir nedenle kızıp incelemeye aldı. Asla müdahale etmedim. Gitti ödedi. Kardeşim Elmadağ’da kaza yaptı ve eşini kaybetti. Otobüs firması anında polisleri ayarlamış ve raporu 8’de 8 bizim biraderin aleyhine verdirmiş. Otobüs hem taksiye arkadan çarpıyor ve hem de onu suçlu ilan ediyordu. Olacak iş değildi. Elmadağ kaymakamını ziyarete gittim. Memuru çağırdı. Memur “yüzde kaç yazayım efendim” diyordu. Elimi vicdanıma koydum ve dedim ki bari %50, %50 yap dedim. Bunun hiç bir anlamı da yoktu fakat haksızlık da yapmadım. 30 yıllık meslek hayatımda da kimse haksızlık yaptığımı söyleyemez.

Hz. Ömer zamanında Mısır’ın fethine gidilecektir. Halk arasında “Halid Bin olmadan bu fetih gerçekleşmez” diye bir şayia yayılır. Bunu duyan Hz. Ömer hemen Halid Bin Velid’i görevden alır ve yerine peygamber efendimizin azatlı kölesinin oğlu Ubeyde Bin Zeyd’i atar. Onu da onun yanına er olarak verir. Mısır’a gidilmiş ve fetih de gerçekleştirilmiştir. Yani İslam’da kişiyi putlaştırmak yoktur.

Bir müridin şeyhinin takip edebileceğinin sınırı onun sünneti ihmal etmesine kadardır. Peygamber efendimiz “takip ettikleriniz sünneti terkederlerse siz de onları terkediniz” buyurmaktadır. Bu yukarıda anlattıklarımı hangi müslümana anlatabilirim ki..

İkincisi Altınoluk’taki yazlığı kıyı işgalimiydi acaba? Üzerine haciz konulduğuna göre daha sonra satın almış olmalı. Yalnız o mu? Bütün liderlerin işgallerini de öğrendim ve çok üzüldüm. Bunlar örnek olması gereken kişiler. Sonra son derece şaşalı düğünler yaptı. Bunlar, fakir oy verenlerle bir birliktelik değildi. Biraz daha sade bir hayatla örnek olabilirdi. Ama olmadı…

- Erbakan Hoca sadece bir siyasî parti lideri olarak değil, bir toplumsal hareketin önderi olarak silinmez izler bıraktı. Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet, Saadet isimli partilerle devam eden siyasal mücadelesi bir ekole dönüşerek dünyada her geçen gün daha fazla ilgi ve merakla izlendi.  “Direnişi ve dirilişi” temsil etti. Fikriyat olarak kapitalizme ve Batıcılığa karşı çıkan Erbakan, Milli Görüş’le yeni bir dirilişin temellerini attı. Türkiye’de siyasal İslam’ın öncülüğünü yaptı. İslam’ı demokrasiyle terkip etme arayışı onu tüm İslam coğrafyasında ve dünyada önemli bir isim haline getirdi.

Kendi gitti adı kaldı yadigar. Ö bir ölümlüydü. Fakat fikirleri yaşamaya devam ediyor ve günümüz Türkiye’sine ve bütün İslam alemine örnek oluşturuyor. Allah ondan razı olsun ve mekanı cennet olsun. Fakat borcu boğazıma düğümleniyor… 1 dirhem gümüş için alacaklıya 700 kabul edilmiş farz namaz sevabı verildiğini biliyor muydunuz.? Alacaklınız bir de kamu alem olursa..

Allah borçsuz ölümler nasib etsin…

*
ahi kul ahmed

ERBAKAN; BİR BAŞKA BAHAR İÇİN SADECE BİR YAPRAK YİTİRDİK ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 3:06

“ERBAKAN; BİR BAŞKA BAHAR İÇİN SADECE BİR YAPRAK YİTİRDİK” için 2 Yorum

  1. KEMAL CAN diyor ki:

    Borç

    Ahmet Bey, yazılarınızı zevkle takip ediyorum. Borç konusu çok önemli kesinlikle haklısınız. Ama devlette önemli yerlerede çalışan insanlaraın başına ne geleceği hiç belli olmuyor. Beş kuruş yemeden binlerce kişi borcu çıkan insanları biliyorum.

  2. Ward Karapetyan diyor ki:

    I just want to say I’m very new to blogs and seriously savored your web-site. Probably I’m likely to bookmark your site . You absolutely have superb article content. Cheers for sharing your blog.

ERBAKAN; BİR BAŞKA BAHAR İÇİN SADECE BİR YAPRAK YİTİRDİK Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç