ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

DEPREM, SEBEPLER Mİ, KUDRET Mİ?


Popüler Aramalar

Sevgili okurlar, 

Deprem Bir Sanat ve Kudret mi, Felaket mi, Kader mi, Görünmeyen Sebebi Yine İnsan mı?
Japonya’da olan son depremi ve arkasından gelen ve her şeyi silip süpüren tusunamiyi film dizisi izler gibi televizyonlardan izledik. Bir insan olarak üzüldük de. Japon bir arkadaşım şöyle diyordu: “Ahmet, bir kıza, at pazarında eşek osurtmak ne demek” diye sınıfta bir kıza sordum, “terbiyesiz” dedi bana diyordu.
 
Bu tusunami daha önce önce Ace’de de yüzbin Müslümanın canı almıştı. 17 Ağustos depreminde de elli bin değil de yüz bin kişi şehit vermiştik.
 
Depremle ilgili bir bilim adamına düşen şey depremin oluş nedenlerini önce gözlemek sonra da oluş nedenleri hakkında teori geliştirmektir. Bunun anlamı sebeplerin üzerine bina edilmiş çözümlerin bir sonraki olası depremler hakkında fikir vererek onların önceden tahmin edilebilir olup olmadığı hakkında çözüm üretmektir.  Şüphesiz maddi ilimlerde sebep – sonuç ilişkisi daha doğrusal bir korelasyon izlese de deprem olayı son derece girift nedenlere dayalı komplike bir olay olduğu için kendi sırlarını kolay kolay vermez. Bir deprem araştırmacısı 17 Ağustos depremi için yerin 35 km altından başlayarak gelen hazırlanışı ve 3 dakikada gerçekleşişi açısından müthiş bir olay diyerek hayranlığını anlatıyordu. Depremzedeler açısından ise bütünüyle ailesini kaybettiği çok acı bir olaydı. Devlet açısından ise önce bir istatistik, sonra da bir harcama ve deprem bölgesindekilerin psikolojik sorunları yüzünden hepsinin başka bölgelere tayin edilerek dağıtılması demekti. Eh ağır aksak da olsa yapım tekniklerini geliştirmek de buna dahil edilebilirdi.
 
Burada şöyle bir soru sormak gerekmiyor mu? Acaba bu sebepler kendiliğinden gelişen olaylar mı, yoksa bu sebepleri de bir hareket ettiren var mı? Son olarak hangi toplumsal suç sebeplerin manevi sebebiydi? Bu noktada insanlar gerçekten farklı farklı cevaplar veriyorlar ve anlaşamıyorlar.
 
Tunuslu olup Endülüs’te yetişen sosyolojinin kurucusu benim de hayranı olduğum büyük İslam alimi İbni Haldün, kavimlerin davranışlarını inceler ve buldukları nedenleri sıraladıktan sonra “Bu sebepleri bana gösteren Rabbime Hamdolsun” diye meşhur kitabı “Mukaddime” yi bitirir.
Şimdi soru şu: Zaten önceden de bilinen bir sebep – sonuç ilişkisini formüle edip toplum hayatına uyguladı diye onu materyalist mi sayacağız, yoksa iyi bir Müslüman mı sayacağız? Siyasal Bilgiler Fakültesindeki bölüm hocalarına sorarsanız o sosyolojinin babası ve bir materyalisttir. Fakat benim gibi kafir bir hoca da okumuş olmasına rağmen iyi Müslüman olan bana göre, o alim çok iyi bir müslümandır. Yani herkes onda kendi görmek istediğini görüyor anlaşılan.
 
Buradan hareketle bir depremin sebepleri ne olursa olsun o sebeplerin oluşmasının kendiliğinden oluştuğunu iddia etmek haşa Allah’a “sen kenara çekil”diyerek onun namütenahi kudretini inkar etmek demektir. Yani sebepler vardır fakat onların harekete geçmesi ve etki etmesi Allah ile kaimdir. Bunun bir diğer anlamı “ Allah sebepler ile kendi kudretini ve varlığını perdeler” demektir. İşte bu yüzden arif olan kişiler sebep perdelerini hiç görmezler ve her şeyde Allah’ın sıfatlarının tecellisini görürler. Bu bir diğer deyişle Allah fayları kırıyor, enerjiyi biriktiriyor ve canının istediği bir gece ya da gündüzde herkete geçirip onlarca kilometreyi halı gibi silkeliyor, binlerce insanı öldürüyor ve benim kudretimi şimdi gördünüz mü diyor diyebiliriz. Siz ne kadar merhametsiz ne kadar acımasız v.s diyebilirsiniz. Bu kapı ise isyana çıkar. Fakat felaket verme ya Rabbi diye dua etmenizde mahzur yoktur..
 
Bütün bunların da ötesinde sorulacak en tartışmalı soru şudur: “O zaman Allah, hangi sebepler dolayısıyla bu karara varıyor, bunda toplumsal suçların yaygınlık kazanmasının bir etkisi var mı acaba” sorusudur.  Buna kesin bir cevap vermek zor. Fakat Kuran’ı Kerim’deki Lut, Semut, Hut, kavimlerinin helaki günahların yaygınlık kazanmasındandır.
 
99 DEPREMİNE GİDEN YOL
 
Sene 99 mayıs ayının sonu. Adapazarı’ndayız. . oraya gidin ve oranın altını üstüne getirin deniliyor. dedi diyor. (Varan 1)
 
Gelir Müdürü “Üstad, bir yemeğe çıkabilir miyiz?” diye israr edince bir lokantada köfte yemeğe gittik. Yan masada oturanlardan birisi şöyle diyordu: “ Ben her işimi ayarladım, benim her işim tıkır tıkır yürür hiç kimse engelleyemez” diyordu. Ya Rabbi şu adam ne kadar seni unutuyor demekten kendimi alamadım. Beddua etmedim.(Depremden sonra o lokanta ve masa mahvolacaktır.) (Varan 2)
 
Haziran ayı geldi. Dönüş hazırlıkları başladı. Aynı müdür bey, “Bir zat var, yemek ve sohbet olacak gelmek ister misiniz?” Dedi. Dönüş saati olduğu ve mükellef de olmadığı için sessizce “olabilir” dedik ve gittik. Yemek yendi, bir cüz Kuran okundu ve arkasından o zat “içinizde rüya gören var mı?” dedi. 23 yaşında nur yüzlü bir genç “efendim ben bir rüya gördüm” dedi. “Anlat evladım” deyince başladı anlatmaya :” Efendim ben rüyamda peygamber efendimizi gördüm. Bana dedi ki : siz daha önce iyi bir topluluktunuz, şimdi ise biraz bozuldunuz….”dedi deyince “ tamam evladım bu kadar yeter” dedi ve kesti, devam ettirmedi. (Bu neyin mesajıydı. Neden anlatımı hoca kesmişti, ne anlamıştı, o an anlaşılamayacaktı) (Varan 3)
 
Depreme bir hafta var. İstanbul’da Büyükada’daki Maliye’nin kampındayız. Defterdar Kadir bey: “Ya Ahmet, 5 gün kaldınız bu çok az oldu. Biliyorsun ben işe gidiyorum hanımlar da sıkılmaz, bir hafta daha kalın lütfen” diye çay içerken israr ediyor. Biz de zoraki evet diyoruz. Fakat akşam eve çekilince salona giriyoruz ve birden bütün duvarlar üzerime uçuyor gibi oluyor. Bunu mana aleminde aleni olarak görüyorum. Kime anlatayım. (Varan 4)
 
Başlıyorum çul çabut ne varsa valize fırlatmaya. Git oğlum Kadir amcana haber ver biz gece de olsa Ankara’ya dönüyoruz. Hanım itiraz ediyor. “Yahu söz verdik ne oldu sana ayıptır sayıptır.”  “Ben anlamam dönüyoruz.” Diyorum. Çocuklar beni kararlı görünce onlar da katılıyor ve haber verip son vapurla İstanbul’a geçiyor ve bir akrabamızda bir gün kalıp İzmit’e geçiyoruz. Orada da bir akrabada iki gün kalıyoruz. Fakat her şey ters gidiyor. Opet’te buluşacağız fakat iki trafik memuruna adresini soruyoruz. Biri diğerine diyor ki “Opet Belediye Başkanı’nın, o hırsız, sen bunlara da söyleme, defolsun gitsin” Bizim Opet’le ilgimiz yok ama adam öyle diyor. (İdarecinin bozukluğu) (Varan 5)
 
İki gün kaldıktan sonra çıkıp benzin alıyoruz, lastikleri kontrol ve arkasından benim kapıyı bir zat kapatıyor. Bunu sadece ben görüyorum. Arabanın yönünü Ankara’ya çevirince İzmit mana aleminde tam bir pislik olarak görünüyor, Ankara ise pırıl pırıl parlıyor, haydi gel diyor. Araba üçte bir gazla akıyor. Gidin burdan mesajı (Varan 6)
 
Ankara’ya gelişimizin haftasında küt DEPREM. Makarayı geri sarınca eğer Büyükada’da bir hafta daha kalsaydık tam depremde İzmit’te olacaktık. Neler olmuştu? 15 gün sonra inşaat mühendisleri odası ile bütün deprem bölgesini dolaştık. Ecevit ölü sayısını 50 000’de kesti. Amaç toplumun morali bozulmasın diye idi. Çetene tuttum. Sayı kesin kes 100 000. Soruyorum “Bu yöre halkının en belirgin günahları neydi” diye. Diyorlar ki, ZİNA, TEFECİLİK, İDARECİNİN HIRSIZLIĞI VE MAFYACILIK.
Şimdi siz oturun bu kadar olay ve işaretin arkasından “bu bir fay hareketidir” deyin ve sebeplere teslim olarak önce Allah’ın kudretini inkar edin ve Allah bu işlere karışmaz diyerek onu mülkünde sınırlandırın sonra da toplumsal günahtaki artışın onun kararında bir etken oluşturmayacağını iddia edin. Kim bilir kaç Müslüman bu cehalete kanacak ve Kadiri Mutlak Rabbini sınırlı ve aciz bir Rabbe dönüştürerek perdeleri aralayamayacak. İyilerin de arada olması belanın toplu geldiğini ancak onların cennete gideceğini gösterir. Nitekim Adapazarında rüya gören bir takva ehline ölenlerden biri rüyada “bir gemi içinden el sallayıp Biz kurtulduk, Allah sizi de kurtarsın”der. Kim yaşıyor kim kurtuluyor? (Bunu Adapazarında jeoloji müh. Olan ev arkadaşım anlatıyor.)
 
Şimdi son Japonya depreminde sebepler tamam. Büyük bir fay hattının üzerinde onlar. Onların da toplumsal suçları varmıydı yok muydu bilemem. Bunlar ağır bir “denemeler” de olabileceği gibi toplumsal bir kader de olabilir şüphesiz. Onlar bu kaderi sağlam binalar yaparak en azla atlatmaya çalışıyorlar fakat tusunamiye yapılacak fazla bir şey yok. Fayların olmadığı yerlerdeki halklara da kişisel türlü türlü belalar da olabilir. Allah’ın yöntemi çoktur. Sebeplere riayet yanında onların yalnızca Allah ile bir anlam ifade edebileceğini idraklere sokmak ve bunun DUA ile olabileceğine teslim olmak gerekir.
 
Bir kaç yıl önce Japonya’da Kobe depremi oldu. Oradaki önceki depremler hep sağa sola, öne arkaya şeklinde olduğu için binaları ona göre yapmışlar. Fakat Kobe’de Allah yöntem değiştiriyor ve alttan üste doğru vuruyor: Tedbirlerin etkisizliği.
Batmaz denilen Titanik daha ilk seferinde battı. Büyük söz. Filmini seyrediyorum. Son sahnede gemiyi yapan mühendis diyor ki “şöyle şöyle yapsaydım batmazdı.” İşte bunlar hem büyük söz, sebeplerin putlaşması, hem Allah’ın hesap dışı tutulması, yani kudreti inkar. Allah bunları hiç affetmez.
 
Sonuç : Tedbir var, fakat tedbirin etkisini de Allah’tan bilip günahtan kaçınarak tam teslimiyet. 
 
Çaya gelmek isteyenlere adresim: Atatürk Bulvarı No: 73 Kızılay-ANKARA
e-posta:

Related Posts:

DEPREM, SEBEPLER Mİ, KUDRET Mİ? ile Benzer Yazılar:

3 Kasım 2011 Saat : 3:11

“DEPREM, SEBEPLER Mİ, KUDRET Mİ?” için 2 Yorum

  1. recep can diyor ki:

    sebep kimin, sonuç kimin

    Ahmet bey, siz sebeplerin de kudret içinde olduğunu söylüyorsunuz. Yani “sebepleri ben alırım”ın bu kısmını da şirk sayıyorsunuz. O zaman benim cüzi iradem, sorumluluğum nerde kalıyor?

  2. Burton Haynes diyor ki:

    I simply want to say I am just newbie to blogging and truly liked your web site. Probably I’m want to bookmark your website . You amazingly have exceptional article content. Many thanks for sharing your website.

DEPREM, SEBEPLER Mİ, KUDRET Mİ? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç