ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

BÜTÜN YÖNLERİYLE KURBAN İBADETİ


Popüler Aramalar

Kurban Bayramı’nı daha nasıl güzel ihya ve idrak edebiliriz, kurban kesme olayını en güzel nasıl gerçekleştirebiliriz?Bayramlar İslâm aleminin; doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle, zengini, yoksulu, yaşlısı, genciyle birlik ve beraberliği pekiştiren değerlerin canlandığı, sevgi, muhabbet, yardımlaşma, kaynaşma, hediyeleşme, saygı ve sevgi anlayışının zirveye ulaştığı, toplumun birbirine daha sıkı bağlandığı günlerdir. Kurban Bayramı biraz meşakkatli bayramdır. Fakat bu meşakkatin de rahmeti ve de bereketi oldukça fazladır.

 Kurban Bayramı’nda hayvanların kesilmesi katliam olur mu? Siz Allah’dan ve O’nun peygamberi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den daha mı çok merhametlisiniz? Bu kadar şefkatli ve merhametli iseniz neden her gün et yiyen bir dünya karşısında, ete hasret insanlara acımıyorsunuz? Bu kadar hakperest ve bu kadar şefkatli ve merhametli iseniz neden her gün alkole, uyuşturucuya, fuhuş sektörüne kurban giden insanlarımıza acımıyorsunuz?

Kurbanın bedelini fakirlere vermek daha iyi mi ? Bu görüş, dinin şeair derecesindeki bir muameleyi lağv ve tahrif etmeye yönelik bir görüştür ki, asla kabul edilemez. Kurbanın insan üzerinde tarif edilemeyen bazı sosyolojik etkileri vardır. İnsanda var olan kan akıtma güdüsünün tatmin yoluyla giderildiği ve bu duygunun bu şakilde insanlara zararsız hale getirildiği de belirtilmektedir. Bunun için mümkünse kurbanın başında bulunmak ya da bizzat kendisinin kesmesi gerekir. Varlıklı insanların kurban kesmesi, muhtaçlara sadaka vermesine, bir hastanın tedavi masraflarını karşılamasına engel değildir. İslam’ da bir ibadet başka bir ibadetin yerine geçemez. Böyle bir uygulama ayet ve hadislerde yer almaz.

“Kur’an’da kan akıtmak yoktur” diyorlar bu doğru mu ? Hz. Peygamberin Veda Haccı’nda yüz deve kurban ettiğini, bunlardan altmış üç tanesini bizzat kendisi altmış üç yıllık ömrüne bedel kurban kestiğini, diğerlerinin kesimini ise başkalarına havale ettiğini tarih kaydediyor

Ölüler için kurban kesilmez mi ? “Ölülere Allah rahmet etsin” de denilir, kurban da kesilir. Burada asıl amaç sevaptan ziyade fakirin her vesileyle kollanmasıdır. Kurban da bir duaya ve rahmete dönüşür ve yerini bulur.

 “Kurban kesilmese de olur” diyorlar?  Kurban kesmek başta Şafiî olmak üzere bazı imamlara göre sünnettir; ama onların bu sünnet hükmü, İmam-ı Azam’ın “vacip” hükmüne denk bir sünnettir. Terk edilmesi mümkün olmayan sünnetlerdendir. Şeair gibi bir sünnettir. İmam Muhammed buna.”Terkine ruhsat olmayan sünnet” demiştir. Dolayısıyla zengin olup da kurban kesmeyen hem Allah’ın emrini, hem de Peygamber’in emir ve uygulamalarını görmezlikten gelmiş olur ki bu da bir çeşit günahtır. Eğer kurban kesmeyen günaha girmemiş olsaydı hadis-i şerifte: “Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyenler bizim namazgahımıza yaklaşmasın” denilmezdi.

 “Resûlllah’ın Sünneti, Size Yetmiyor Mu?” Muhammed b. Şirin’den nakledildiğine göre kendisi, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhüma’ya; “Kurban kesmek vacip (farz) mıdır?”diye sormuştur. O da; “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesti, ona uyarak Müslümanlar da kestiler ve uygulama/sünnet böylece yerleşti.”( [1] İbn Mace, H.no:3124 Tirmizi, H.no:1542) diye cevap vermiştir.

 İbn Ömer radıyalalhu anhüma’nın soruya “evet” veya “hayır” demeyip “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesti, Müslümanlar da kestiler !” cevabında ısrar etmesi, bir işi Hazret-i Peygamber’in yapmış olmasının yeterli olduğuna; Müslümanların o işi yapmış olmalarının ise, o fiilin Hazret-i Peygamber’e özel olmadığına, dolayısıyla ümmeti de bağladığına dikkat çekmek içindir.  Büyük sahâbi Abdullah b. Ömer’in başlıktaki çağları kucaklayan uyarı ve sorusu bütün haşmet ve vurgusuyla gündeme oturmaktadır:

 ”Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti/uygulaması size yetmiyor mu ?”

 Kurban Bütün Dinlerde olan bir ibadettir “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk.” (Hac Suresi.34)  “Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar kendilerini Allah’a yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Bunlardan birisinin kurbanı kabul edilirken, diğerinin ki kabul edilmemişti” (Maide suresi.27-29)

“Biz kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Sonra çocuk onunla yürüyüp gezecek yaşa ulaşınca, babası dedi: “Oğulcuğum ! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün ne dersin ?” O dedi ki: “Babacım! Sana emredileni yap, inşâallah beni sabredenlerden bulacaksın.” ikisi de böylece teslim oldular. İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: “Ey ibrahim ! Sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz iyilik yapanları böylece ödüllendiririz.” Gerçekten bu, apaçık bir sınavdı. Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” (Saffat suresi.101-107)   Kur’an’da anlatılan bu olay, bazı değişikliklerle birlikte Kitab-ı Mukaddes’de de anlatılmaktadır.

 Kurban , İslâm Dininin Şeârindendir/Alâmetlerindendir. Cenab-ı Hakk, Kevser suresi’nde, “Rabbin için namaz kıl, kurban kes !” buyuruyor. Bu ayet-i keremdeki “namaz”dan maksat “bayram namazı”; “kesmek”ten kasıt da, kurban kesme günlerinde kesilen hayvanlardır. Başka bir ayet-i kerimede ise, kurbanlık develerden şöyle bahsedilir: Kurbanlık develeri de size, Allah’ın şeârinden kıldık.”(Hac suresi.36)  “Şeâir”in mânâsı, Allah’ın dininin alâmeti, işareti olan hususlardır. Pek çok şey, alâmetleri ve işaretleri ile tanınır. Allah’ı ve O’nun dinini tanıtmayı sağlayan bu vesileler hiç terk edilebilir mi? Hâl böyle olunca yapılacak iş kurban kesmemek için bahaneler aramak yerine, kesebilmek için çareler aramak olmalıdır. Kurban vecibesinin yerine getirilmesi; hak yolundaki fedakârlığın bir nişanesi, Allah’ın verdiği nimetlere karşı kulun bir şükrânesidir. Ayrıca bu ibadet, günahların bağışlanmasını dilemek ve bunların neticesi olarak de sevaba nail olmak ve bir takım belâlardan korunmaktır. Velhâsıl kurbanın meşruiyeti; dini, ahlâki, içtimaî birtakım hikmetlere, maslahatlara dayanır.

 Ben iki kurbanlığın oğluyum. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Ben iki kurbanlığın oğluyum.” (Zemahşeri,Keşşaf.4/88) buyurduğu bilinmektedir. Kurban olunması emr olunan: 1.İsmail aleyhisselâm ve 2. Pederi Abdullah’dır. Resûl-i Ekrem’in dedesi Abdülmuttalib’e bir zamandan beri kapanmış olan Zemzem kuyusu rüyada gösterilerek bir oğlu ile açmak istediyse de mani olmuşlardı. Abdülmuttalib öyle nezreyledi ki: “Eğer Hak Teâlâ Hazretleri on oğul verir de Zemzem kuyusunu açar isem on oğlumdan birisini Hak yoluna kurban edeyim, boğazlayayım.” Dedi.

Hak Teâlâ Hazretleri duasını kabul ile on oğul evlâdı verdi. Zemzem kuyusunu da açtı. Rüyasında denildi ki: “Ey Abdülmuttalib ! Nezrini yerine getir !” Abdülmuttalip korku ile uyandı, bir koç kurban eyledi. Tekrar rüyasında: “Kurbanını büyük eyle!” diye işaret olundu. Böylece müteaddid defalar gördüğü rüya üzerine sığır ve sonra deve kurban eyledi ise de: “Daha büyük kurban eyle !” diye oğlunu kurban etmeği nezr eylediğini rüyasında söylendi.

Abdülmuttalip uyanıp muzdarip oldu ve oğullarına söyledi. Onlar da: “Hangimize kur’a isabet ederse razıyız”, diye muvafakat etdiler. Kur’a Hazret-i Abdullah’a isabet eyledi. Abdülmuttalip eline bıçağı alıp Abdullah’ın eline yapıştı, ise de Kureyş Kavmi buna razı olmadılar.

 ”Sen bu oğlunu boğazlar isen sonra bu bize âdet kalır, dediler. Bir kâhine sual ettiler. O zaman bir adamın diyeti on deve idi. On deve ile Abdullah’a kur’a attılar. Yine Abdullah’a kur’a isabet etti. Böylece yüz deve kur’a edinceye kadar Abdullah’a isabet etti. Yüzüncü de kur’a deveye isabetle yüz deveyi birden kurban eylediler. İşte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in iki zebh/kurban ile muradı, cedd-i a’lâsı İsmail aleyhisselâm ile, babası Hazret-i Abdullah’tır.

 Hazret-i İbrahim’in Oğlunu Kurban Etmeğe Götürmesi  “Vaktaki İbrahim’in oğlu kendisiyle beraber maîyşet işlerinde sa’y edib pederine yardım eder oldu, İbrahim şefkatle rüyasını anlatmağa başladı: “Ey oğulcuğum, ben rüyada görüyorum ki, Allah Teâlâ’ya kurban için ben seni kesiyorum. Sen şu rüya hakkında ne düşünürsün ? Cenâb-ı Allah’ın şu ibtilâsına sabır eder misin, yoksa etmez misin ?” (Saffat suresi.102)

Fahr-i Râzi, Hâzin ve Kâdî’nin beyânlarına nazaran ibranım aleyhisselâm leyle-i tevriyede (arafe gününden bir gece evvel) bu rüyayı gördü. Fakat şeytani mi rahmânî mi olduğunda tereddüd etdi. Arafe günü tekrar görünce rahmânî olduğunu bildiğinde o güne “Arafe” denilmiştir. Üçüncü günü tekrar görünce emr-i ilâhî’nin kat’î olduğunu bildiğinden ve kurban kasteylediğinden o güne “Yevm-i Nahr” “Kurban Günü” denilmiştir.

İbrahim aleyhisselâm ip, bıçak ve balta alıp odun getirmek için dağ başlarına gideceklerini oğlu İsmail’e söyledi. Mina denilen mahalle varınca İbrahim aleyhisselâm rüyasını oğluna hikâye ile taraf-ı ilâhîden böyle bir ibtîlâ ve imtihan olunduğunu beyân ile oğlunun re’yini sorarak istişare eyledi.

“İbrahim, oğlunu kurban etmekle memur olduğunu beyan edince oğlu: “Ey Babacığım ! Emrolunduğun şeyi yap. İnşâallah sen beni sabredici kimselerden bulursun, dedi. Ne zaman ki baba-oğul her ikisi de ilâhî emre inkıyad da ittifak ettiler.[Katade'ye göre İbrahim oğlunu, İsmail'de nefsini Allah'a teslim etti.] İbrahim oğlunu sağ tarafına yatırınca alnının bir ta­rafı yere dayandı. İşte o vakit her ikisi de seâdeti uzmaya eriştiler.” (Saffat suresi.102-103)

 İbrahim aleyhisselâm teveccüh-i tam ile Hakk Teâlâ ve Tekâddes hazretlerinin cânib-i manevisine teveccüh etti, yöneldi ve derğâh-ı ulûhiyyetde kurbiyyet-i mâ’neviyyeye nail oldu. Beyzâvi’nin beyânına göre, bu olay Mina’da hacıların kurban bayramının birinci günü kurban kestikleri mahalde olmuştur.

İbrahim aleyhisselâm’a, kesmek istediği oğlu İsmail şöyle dedi: “Ey Babacığım, seni hareketimle rahatsız etmemem için ipimi iyi bağla, kanımdan üzerine sıçraması, kanımı görüp annemin mahzun olmaması ve bu sebeble ecrimin noksanlaşmaması için üzerimden elbisemi çıkar. Ba­na daha kolay olması için de bıçağı boğazıma çabuk sür. Çünkü ölüm zordur. Anneme gittiğinde benden ona çok selâm söyle. Eğer münâsib görür iseniz gömleğimi anneme verin. Olabilir ki annem bununla teselli bulur.  “Bunun üzerine İbrahim aleyhisselâm, oğlu İsmail aleyhisselâm’a şöyle dedi:

 ”Sen Allah’ın emrini yerine getirmek de ne iyi yardımcısın evlâdım !” İbrahim aleyhisselâm, oğlunun dediklerini yaptı. Alnından öptü. Ağlayarak onu bağladı. Sonra bıçağını alıp boğazına çalmaya başladı. Fakat bıçak kesmedi. O anda İsmail babasına şöyle dedi:

“Ey Babacığım, yüzümü yan tarafa çevir. Zira sen yüzüme bakarsan belki sende bir acımak duygusu belirir de Allah’ın emrini yerine getiremezsin. Bende nahoş bir hareket de bulunmamak için bıçağa bakmayacağım.” İbrahim aleyhisselâm bunu da yaptı. Sonra bıçağı boynuna koydu. Fakat bıçak tersine dönüyordu. İşte bu anda şöyle bir nida geldi:

 “Ey İbrahim ! Sen bu işi bırak ! muhakkak ki rüyanı doğruladın. ! “İbrahim aleyhisselâm bakdı ki kendisiyle konuşan Cebrail aleyhisselâm Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretlerinin emriyle cennetten kırk seneden beri terbiye olunan azıym’ül-cüsse koçu alıp makamından Allahu Ekber Allahu Ekber diyerek gelmeğe başladı. İbrahim aleyhisselâm Cebrâil’in tekbirini işittiğinde bildi ki müşkilinin halli geliyor. La ilahe illallahu vallahu ekber deyip Rabb’ul-âlemîn’i tevhid ve tekbir eyledi. İsmail aleyhisselâm da yattığı yerde Cebrail aleyhisselâm’ın tekbirini ve babasının tevhid ve tekbirini işitince bildi ki Rahman olan Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin rahmeti zuhur etti. O da Allahu ekber ve lillahilhamd diyerek tekbir ve tahmid eyledi. İşte bu ümmete Arafe günü sabah namazından eyyam-ı teşrîk’în son günü ikindi namazına kadar 23 vakit namazın farzını edadan sonra bu tekbiri getirmek vacib oldu.

 Cebrail aleynhisselâm makamında tekbire başlayıp tamamında yere indi ve İbrahim aleyhisselâm’a: “Hak Teâlâ sana selâm edib buyurdu ki, bu koçu kulum İsmail için feda ve kurban eylesin. İkisinden de kabul ettim” deyip kerem ve inayetini tebliğ buyurunca İbrahim aleyhisselâm geri döndü ki İsmail aleyhisselâm’ın ellerini ve ayaklarını çöze. Gördü ki İsmail’in elleri ve ayakları çözülmüş ayak üzre durur.. Dedi ki: “Ey oğul ! Senin bağını kim çözdü ?” İsmail: “Kurban ihsan buyuran Vâhib’ül-atâyâ’nın lütuf ve keremiyle çözül­dü.”

Şimdi yine bir kurbanla karşı karşıyayız. Yâni apaçık bir imtihanla… Allah-ü Teâlâ’nın rızası için; canını ve kanını vermeye her an hazır olduğumuzun ilânı !.. Her mümin; “Ben buna hazır mıyım?”sualini sormalı; Hazret-i ibrahim aleyhisselâm’ın çizgisini ve Hazret-i İsmail aleyhisselâm’ın teslimiyetini tefekkür etmelidir.

Kurbanın Tarifi ve Meşruiyeti Kurban: Bayram günleri kesilen hayvanın ismidir. Kurban kesmek, ibâdet ve taât niyetiyle, belli vakitte, belirli hayvanı, boğazlamaktan ibarettir.(Ebu Davud.10/453) Veya Kurban Bayramı günlerinde Yüce Allah’a yakınlaşmak maksadıyla kesilen hayvanların adıdır.  Belirli hayvandan maksat; koyun, keçi, manda ve deve gibi şer’an kurban edilmesi caiz olan hayvanlardır. Belli vakitten maksat, kurban bayramı günleridir.

 Kurbanın hükmü; dünyada bir vacibi yerine getirmek, ahirette sevap kazanmaktır. Sebebi ise vakittir. Vakit tekrar ettikçe kurban kesmenin vücubu da tekerrür eder. (Ebu Davud. 10/453)Kurban kesmek, zekat ve bayram namazları gibi hicretin ikinci senesinde meşru kılınmış, meşruiyeti kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuştur.

 Ağır bir dille ikaz ve tehdit var ; “Kurban kesecek güçte olup da kesmeyen, namazgahımıza yaklaşmasın.” ( İbn Mace )  “Her hane halkının senede bir kere kurban kesmesi gerekir. ” (Tirmizi, Edahi.18; Ebu Davud, Edahi.3; İbn Mace.Edahi.2)

Bayram namazından önce kurbanını kesen birisine Allah Resulü, yeniden kurban kesmeyi emretmiştir. Peygamberimizin yeniden kesmesini emretmesi, kurban kesmenin vacip olduğunu göste­rir. Ayrıca İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: dedi ki: Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de on sene ikâmet etti ve her sene kurban keserdi.” ( Tirmizi ,H.no:1543)

Kurbanını kesen kimse hem mesuliyetten kurtulur hem de niyetinin derecesine göre ahirette sevaba nail olur. 

Kâinatın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem, emredildikten sonra kurban kesmeyi hiç terk etmemiş, hattâ yolculukta bile kesmiş ve şöyle buyurmuştur:  “Ey insanlar ! Her sene her bir ev halkına kurban kesmek vaciptir.” ( Tirmizi, H.no:1518)

Vacib olan, kurbanı kesip kanını akıtmaktır. Kurbanı diri olarak tasadduk etmekle bu yükümlülük yerine getirilmiş olmaz. Tasadduk ancak, kurban kesildikten sonra yapılır ki; bu müstehaptır.(Ebu Davud. 10/453)  Şafiî mezhebine göre kurban kesmek terk edilmesi istenmeyen bir sünnettir ki bu da Hanefi mezhebindeki “vacip”e yakın bir yaklaşımdır.

Kurban Kesmek Şu Vasıfların Taşıyan Kişilere Vaciptir

1.Müslüman olmak.

2.Hür olmak, köle olmamak.

3..Mukim olmak. Seferi/yolcu olmamak. Hanefilere göre, yolcuya kurban kesmek vacip değildir. Çünkü Hazret-i Ebubekir ve Hazre-i Ömer radıyallahu anhüm yolcu olduklarında kurban kesmezlerdi. Hazret-i Ali radıyallahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yolcu olan kimseye Cuma namazı da, kurban kesmek de vacip değildir.” Çünkü yolcu için kurban kesmekte ve etinin değerlendirilmesinde bir takım güçlükler vardır. Bu, nedenle yolcudan güçlüğü kaldırmak için Cuma namazı farz olmadığı gibi kurban da ona vacip değildir.  Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre kurban kesmek yolcu içinde sünnettir.

Bayram tatilini fırsat bilerek yurt içi veya yurt dışı geziye çıkan, yazlığa giden, memleketine giden kimsenin durumu farklıdır. Bu durumdaki kimselerin söz konusu ruhsattan yararlanma yerine, ya önceden gerekli tedbirleri alarak vekâleten kurban kestirmesi ya da bulunduğu yerde kurban kesmesi daha isabetlidir. Çünkü kurbanın namaz, oruç gibi bireyin niyetiyle ve iç dünyasıyla alakalı yönü bulunduğu gibi onlara ilâveten toplumda sosyal adaleti sağlayan ve üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren yönü de mevcuttur. Bu sebeple de, yolcunun namaz ve oruçta yolculuk ve meşakkat içinde olma ruhsatından yararlanması daha bireysel bir karardır. Kurbanda ise zikredilen hususların, bu ibadetin sosyal amaçlarının göz önünde bulundurulması, savunulabilir bir gerekçe, sıkıntı veya mazeret bulunmadığı sürece kurban ibadetinin yerine getirilmesi gerekir.(İlmihâl.ll.Diyanet Vakfı.4)

Memlekette Kurban   Bayramlarda havaların iyi olduğu günlerde memleketimize gidiyor, bayramı orada geçiriyoruz. Bu durumda kurbanımızı ne yapacağımızı bilemiyoruz. Kurbanı, ikamet ettiğimiz yerde mi kesmeli, yoksa gittiğimiz memleketimizde kesebilir miyiz? Bu konuda seferilik şüphesi yüzünden tereddüt yaşıyoruz.

Cevap: Bayram için memleketinize gitmeden önce bulunduğunuz yerdeki bir yakınınıza vekalet verip kurbanınızı kestirebileceğiniz gibi, gittiğiniz memleketinizde de bizzat kesmeniz mümkün olur. Şayet memleketinizde (kendi eviniz yok da) misafir sayılıyorsanız nafile kurban kesmiş olursunuz, sevap alırsınız. Kendi eviniz var da seferi sayılmıyorsanız, vacip olan kurbanınızı kesmiş, borcunuzu bizzat yerine getirmiş olursunuz. Bir şüpheniz kalmaz.

Ayrıca, (ihtiyaç sahiplerine kurban ulaştırma görevini üstlenen) hizmet ehillerine kurbanın parasını verip vekil olarak adınıza da kestirebilirsiniz. Bu takdirde vacip olan kurbanınızı, vekaletini vermiş olacağınız kimse vasıtasıyla kesmiş olacağınızdan yine bir zorluk söz konusu olmaz.

 4. Zengin olmak. Hanefi mezhebine göre, kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü, zekatta ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup kişinin borçları ve asli ihtiyaçları dışında 20 miskal[85gr] altına, ya da buna denk bir paraya veya mala sahip olmasıdır. Bu miktar bir mala sahip olan kimsenin kurban kesme imkanına sahip olduğu düşünülmüştür. Böyle olunca ücretli, memur gibi sabit gelirli kimselerin, kendi bütçe imkanları içinde sıkıntı çekmeden kurban ücretini ödeyip ödeyemeyeceğini göz önünde bulundurması ve ona göre karar vermesi gerekir. Pratik bir çözüm olması itibariyle, bu konuda Hanefilerin yukarıda zikredilen ölçüsü esas alınabilir. Bu takdirde, sabit gelirlilerin asli ihtiyaç harcamalarını çıktıktan sonra yıllık gelirinden arta kalan miktar 85 gr altın değerine ulaşıyorsa kurban kesmeleri gerekir.(D.V. İlmihâl.ll.5)

Bu nisabın üzerinden bir sene geçmesi şart değildir. Kurbanın vacip oluşunda erkek olmak şart değildir. Nisap miktarı mala sahip olan hür kadının da kendi parasıyla kurban kesmesi vaciptir. (Ebu Davud.10/454) 

Zekât ibadetinde yılın zenginliği aranırken, kurban ibadetinde günün zenginliği esas alınmıştır. Kişinin zenginliğinde kurban bayramı süresindeki durumu ölçü alınır. Böyle mali bir imkâna sahip her Müslüman’ın, akıllı ve baliğ/ergen olması kaydıyla kurban kesmesi gerekir. Bu durumdaki kadın ve yetişkin çocuklar bizzat mükellef olmakla birlikte kocası veya babası bunlar adına hibe yoluyla kurban keserse o da yeterli olur.

 Kurbanda Zenginlik Ölçüsü  Fıkıhtaki tâbirle, kurbanı zengin olanlar keserler. Kimin durumunda bir genişlik olursa, yâni kurban kestiği takdirde geçimine bir sıkıntı gelmeyecek, normal ihtiyaçlarını almakta bir güçlüğe mâruz kalmayacaksa, bu kimse kurban kesmelidir. Zira normal ihtiyaçlarını karşılayacak kadarından artan paraya kurban düşer.  Kurban, fitre zengini üzerine vaciptir. Fitre zengini ise, yani 85 gr. altın veya 640 gr gümüşe mâlik olanlar. Öyle ise, aylık gelirinden artmış ne kadar boş bir para bekliyorsa, artık bunun sahibi kendisini kurban kesmekle mükellef bilmelidir.

Ancak, bu para borç karşılığı ise, ödemesi gereken borçlarına mukabil bekliyorsa, elbette o para yok hükmündedir. Lâkin bâzı zarurî ihtiyaçları almak için bekliyorsa, durum o kadar vazıh değildir. Bu kimse, parayı ya o ihtiyaçları için harcamalı, yahut da harcamayacak kadar ihtiyaç tesirini hissetmiyorsa buna kurban düşeceği hatırdan çıkarılmamalıdır.

Aslında kurbanın düşüp düşmeyeceğini, bir de kalbine sor hadîsiyle amel ederek tespit etmek gerekir. Biliyorsunuz, durumu kesinleşmeyen meseleler de bu hadise müracaat ediyorduk. Resûl-i Ekrem Efendimiz:  “Kalbine sor, çünkü o, en büyük müftüdür” buyurmuş, böylece hükmü bilinemeyen hususlarda bozulmayan kalbi, selahiyetli bir fetva makamı olarak haber vermiştir.

Öyle ise, maddî durumumuzu kendimiz tespit etmeli, kalbimize sormalıyız. O zaman kalbimiz bize fetva verecek, kurban kesip kesemeyeceğimize dâir bir hükmü vicdanımızda bulacağız.

Aldığım Araç için Kurban Kesmem Gerekir mi?  Alınan herhangi bir araç ve eşya için kurban kesilmesi söz konusu değildir. Bu tür şeyler için sıkça adak adamak da hoş karşılanmaz. Halk arasında ev veya araç alan birinin kurban kesmesi ise sadece bir âdet olup, dînî bir gereklilik değildir. Kazayı belâyı def edici sadaka kabilinden böyle bir hayrı işlemek ise yadırganacak bir durum olarak görülmez.

Altını olan eşin durumu  Eşime ait mehir olarak verdiğim 80 gramın üstünde altını var. Şayet hanımıza ait mehir miktarının üstünde olan altını kendine has bir varlık ise, ona ayrıca kurban kesmesi vacip olur. Onun kestiği kurbanın etinden de sen yiyebilirsin.   Bir hanımın nisap miktarı kadar altını olup, başka malı olmazsa kurban kesmesi gerekir mi ?  Evet, bir hanımın takı olsun olmasın, nisap miktarı kadar altını varsa başka malı olmasa bile kurban kesmesi gerekir.  Kurban kesmekle yükümlü kimse, kurbanını hanımı namına kesebilir mi ?  Hayır, kendi kurbanının hanımı adına kesemez. Çünkü kurban kesmek kendisine vacip olmuştur. Ancak kendi kurbanının yanı sıra isterse hanımı adına kurban da kesebilir.

Alacak için kurban olur mu? Kur-Bir kimsenin vadesi dolmamış alacağı olsa ve nisap miktarı kadar başka malı da bulunmasa kurban kesmesi için borçlanması gerekir mi?Hayır, bu durumda kurban satın almak için borçlanmak, gerekmediği gibi sonradan alacağını elde etmekle kurban bedelini tasadduk etmesi de gerekmez. Kurban kesmek yerine bedelinin bir fakire veya bir hayır kurumuna verilmesi uygun mudur?

Kurban yerine hayır olur mu?  Hayır, kurban kesmek yerine, bedelinin bir fakire veya hayır kurumuna verilmesi caiz değildir. Çünkü kurban kesme yükümlülüğünün kalkması ancak, Allah rızası için kanın akıtılmış olması ile gerçekleşir.

Bağ, bahçe ve tarla gibi şeylerin gelirleri mi, yoksa kendileri mi kurban nisabına girer? Ağırlıklı olan görüşe göre bunların gelirleri, diğer bir görüşe göre de kendileri kurban nisabına girer. 

Bir kimsenin ev satın almak amacıyla biriktirdiği paradan kurban kesmesi gerekir mi?  Evet, bir kimsenin ev satın almak amacıyla biriktirdiği paradan, sahih olan görüşe göre, kurban kesmesi gerekir. 

Kurbanın geçerli olabilmesi için hayvanın kişinin kendi mülkiyetinde olması gerekir mi? Evet, kurbanın geçerli olabilmesi için hayvanın kişinin mülkiyetinde olması gerekir. Örneğin; kişi yanında emanet olarak bulunan bir hayvanı kendi namına kurban olarak kesemez.

Taksitle veya veresiye ile kurban alıp kesmek caiz midir?  Evet, caizdir. Kendisine kurban vacip olan kişinin bu şekilde kurban satın alması caizdir. Çünkü taksit ile veya veresiye alınan kurban da peşin alınan kurban gibi kişinin mülkiyetine geçmiş olur. Vadeyi geçirip faize düşmemeye dikkat edilmelidir.

Almanya’da ikamet edenler, parasını gönderdikleri kurbanlarını Türkiye’de kendi adlarına kestirebilirler mi? Elbette. Nerede olursa olsun parasını verdiği kimseye kurbanını kendi adına kestirmesi caizdir. Bu sebeple, bilhassa ihtiyaç sahibi aile ve öğrencilere vekalet yoluyla ulaştırılan kurbanlar, hedefini bulan kurbanlar olarak düşünülebilir. İtimat ettiğiniz kimseye parasını verip kendi adınıza kurbanınızı kestirir, dilediğiniz ihtiyaç yerlerini ulaştırabilirsiniz. Bütün mese­le, kurbanların ihtiyaç sahibi yerlere gitmesi, neslin yetişmesine hizmet etmesidir.

Kurban, toplumda, özellikle İslâm cemiyetlerinde fakirlere ve top yekün Müslümanlara, yüce Allah’ın verdiği hususi bir ziyafettir. Kurban etinin dinimizce gayr-i Müslimlere verilebileceğini düşünürsek o zaman daha şümullü bir yardımlaşma emri olduğu görülür. Hiç bir beşeri kuvvetin aynı anda yüzlerce ülkede bu kadar hayvanın kesilmesini temin etmesine ve toplumun bütün fertlerine ziyafet vermesine imkân yoktur.

Kurbanda Niyet  Kesilecek kurbanın geçerli olması için ayrıca niyet etmek de şarttır. Çünkü hayvan ibadet maksadı ile de et maksadı ile de kesilebilir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Ameller niyetlere göredir ve her kişi için niyet ettiği vardır. ” buyurmuştur.

Kurbanlık Hayvan Alınırken nelere dikkat gerekir? Kurbanlık hayvan almaya giderken niyetimiz şöyle olmalıdır: “Yarabbî! Nefsim isyan edip türlü kötü işler yaptığımdan, katledilmeye hak kazandı. Ancak bir kimsenin de nefsini katletmesi haram olduğundan bu kurbanı nefsime bedel olarak senin rızanı kazanmak için kesmeye niyet ettim. Yarabbi! Onun her uzvuna bedel uzuvlarımı cehennemden halâs eyle. Tüm kötülüklerden ben aciz, günahkâr kulunu temizle.” diyerek böylece niyetini yapıp, kurbanlık hayvan almak için çarşıya, pazara çıkmalı. Kurban almağa bu niyetle gidilirse her adımına bir sevap yazılıp, günahları silinir.

Pazarlık yaparken ne kadar çok konuşur, iyi ve güzel sözlerle alışveriş edecek olursa, bu sözlerin hepsi teşbih olur ve kayda geçer. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: “Bir kimse kurbanını satın almak üzere evinden çıkarsa, onun her adımına karşılık Cenab-ı Hak on sevap evirir. On günahını siler. Derecesine on derece ilave eder. Hayvanını alması için konuşması/yaptığı pazarlık teşbih olur. Parasını öderken her kuruşu için bire yedi yüz sevap verilir. Yere kurbanı yatırıp kestiği zaman, bütün yerden mahlûkat onun için istiğfarda bulunur. Kanı akıtıldığında her damla kanından Cenab-ı Hak on melek yaratıp kıyamete kadar onun için istiğfarda bulunurlar. Eti taksim edilip dağıtıldığında her lokması için Hazret-i İsmail aleyhisselâm evladından bir köle azad etmiş gibi sevab verilir.”

Kurban Kesmenin Faziletleri   Âişe radıyallahu anha’dan rivayete göre, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ademoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban kıyamet günü boynuzları kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında hemen kabul olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlardan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş olsun.” ( [1] Tirmizi, H.no:1526; İbn Mâce, Edaha: 3)bayagı  Ubanın her bir kılı için bir sevap” buyurdular. Ashab tekrar:

“(Kesilen kurban, koyun kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resulü (sevap nasıl olacak)?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselam:

 ”Yünün her bir kılı için de bir sevap var!” buyurdular.” (İbn Mace, H.no:3126; Tergib ve Terhib.535)

 fendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“İnsanoğlu bu gününde akrabasıyla ilgilenmesi hariç, kan akıtmaktan daha faziletli hiç bir amel işleyemez.” ( Tergib ve Terhib. 2/537

“Ey İnsanlar ! Kurban kesiniz. Kurbanların akıtılan kanlarına mukabil Allah’dan sevab umunuz. Yere akan kurban kanı gerçekten Hâk Teâlâ’nın katına dökülür. ” (El Uhudul-Kübra:257)

 ”Kim Gönül hoşluğu ile, mükafatını Allah’tan umarak, kurban keserse, bu kendisini cehennem ateşinden korur.” ( Tergib ve Terhib. 2/537)

“Bayram gününde gümüş para, Allah katında kurbanlıktan daha sevimli bir şeye harcanamaz.” ( Tergib ve Terhib.2/537)

Kurban Kesmenin Hikmeti

İmam-ı Şârâni kuddise sirruh hazretleri buyuruyor ki:

“Her sene kurban bayramında nefsimiz, ailemiz, çocuklarımız için kurban kesmeliyiz. Meşru bir mazeret olmadan bunu ihmâl etmemeliyiz. Kurban kesilmesinin hikmetine gelince: Kimin adına kurban kesilirse o kişinin üzerinden kaza ve belâ uzaklaştığı gibi, işlediği suç ve kabahatleri de affedilmiş olur. Helâl kazancından kesilecek olan kurban ev halkından belâ ve ezayı uzaklaştırır.” ( El Uhudü’l-Kübra:257)

“Kurbanın meşru kılınmasındaki hikmet ise; sayısız nimetlere karşı Allah’a şükretmek, insanın geçen seneden bu seneye kadar hayatta kalışına şükretmek ve günahlarının bağışlanmasını dilemektir. Sözü geçen bu günahlar ise Allah’ın emirlerine muhalif hareket edilmesi yahut da emredilen şeylerdeki eksiklikler dolayısıyladır. Hem kurban kesen ailenin hem de onlardan başkasının genişliğe kavuşturulması, bir başka sebeptir. Bu bakımdan fakirin ihtiyacının karşılanmasının maksat olarak gözetildiği fıtır sadakasının hilâfına, kurbanda kıymetinin ödenmesi yeterli değildir. İmam Ahmed kurban kesmenin, kıymetini tasadduk etmekten daha faziletli olduğunu açıkça ifade etmiştir.” (İs.Fık.An.4/393)

“Biz kurbanlık develeri de sizin için Allah’ın şiarından kıldık. Onlarda size hayır vardır. O halde onlar ayakta durup boğazlanırken üzerlerine Allah’ın ismini anın (Besmele çekin. Kesme neticesi.) yanları üzeri düşüp öldükleri vakitte ondan hem kendiniz yiyin, hem ihtiyacını gizleyen ve hem de gizlemeyip dilenen fakirlere ye-dirin. Onlara şükredesiniz diye, böylece sizin emrine amade kıldık. Onların ne etleri, ne kanları, hiçbir zaman Allah’a erişmez. Fakat sizden O’nu (yalnız kendi rızası için yapılan samimiyetin ifadesi olan işler)takva ulaşır.”( Hacc suresi.36-37)

Kurban, insanı cimrilik ve mal sevgisinden kurtarır. Toplumdaki kardeşlik, yardımlaşma, paylaşma ve fukarayı sevindirme duygularını geliştirir. İnsanları muhabbet ve merhametle birbirine bağlar. Allah’ın nimetlerinden bütün kullarının istifade etmesini sağlar. Toplum halinde yerine getirilen ferdî ve içtimâi ibadetlerle Allah’ın rızasını kazanmaya ve O’na yaklaşmaya vesile olur.”

Koyun-Keçi Veya Sığır Kaç Kişiye Kurban Olur ? Cabir b. Abdullah radıyalalhu anh’den rivayet olunmuştur ki: Biz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında temettü’ haccı yapar ve ortaklaşa yedi kişiye bir sığır ve yine yedi kişiye bir deve kurban ederdik.” (Ebu Davud, H.no:2807)

Cabir b. Abdullah radıyallahu anh’dan demiştir ki: sona”Hudeybiye sulhu yapıldığı gün Hudeybiye’de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte yedi kişi için bir deve, yedi kişi için bir sığır kurban ettik.” (Ebu Davud, H.no.-2809) Bir Dir bir rivayette: “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sığır ve devenin yedi kişiye kurban edilmesi caizdir” buyurmuştur.( Ebu Davud, H.no:2808)

 Kurbanda Ortaklık   Ortakların hepsinin Müslüman olması ve hepsinin de niyetinin kurban kesmek olması gerekir. Eğer içlerinden sadece et almak veya ticaret maksadı ile kesmek niyetinde olan varsa, hiçbirini kestiği kurban olmaz. Ortaklığın, hayvanı satın almadan önce olması daha iyidir. Bir Müslüman kurban için satın aldığı bir sığır veya deveye sonradan altı kişiyi daha ortak edebilir.( Ebu Davud. 10/454)  Aslolan önce yedi kişinin bir araya gelmesi, sonra kurban niyetiyle sığırı satan                                                                                                                            masıdır.

 Taksimat Nasıl Olacak? Ktılanların sayısının tek veya çift olması mühim değildir. Ortaklar kurbandan hisselerini tartarak ayırmalıdırlar. Götürü usulü ile helalleşse de taksim caiz olmaz. Kesilen büyük baş bir hayvana kaç kişi ortak ise o kadar hisseye bölünür. Ve bu bölmenin tartı ile yapılması tavsiye edilir. Ancak bir kurban bir aile için kesiliyor ve aynı eve giriyorsa taksime gerek yoktur. Kurban etinin taksiminde tavsiye edilen, üçe ayrılıp bir bölümünün eve, bir bölümünün eş, dost ve akrabaya, bir bölümünün de fakir fukaraya dağıtılmasıdır. (Prof.Dr.Raşit Küçük)

Kurban Edilen Hayvanların Yaşları  Byük baş hayvanlardan devenin en aşağısı beş yaşında olanı, sığırilana  yaşında olanı ve davarın bir yaşında olanı (veya daha az yaş da olup da bu yaşta gösterenleri) kurban edilebilir.( Ebu Davud. 10/454)lerini sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:  “ki yaşına girmiş hayvandan başkasını kurban etmeyin. İki yaşında bir hayvan bulamazsanız, o halde bir yaşında koyun kesiniz.” (İbn Mace.H.no:3141; c:8/470)    “oyun nevinden ceza (yani altı ayını doldurmuş ve bir yılını doldurandan farksız kuvvetli kuzu)nun bayram kurbanı olması caizdir.”( İbn Mace.H.no:3139; c:8/470)

Bu yaşlardan az olanlar kurban olmazlar. Ancak altı ayını bitirmiş ve anası kadar görünmekte olan, kuzu da kurban olur. Şayet yaşları bunlardan yukarı olursa, o hayvanların kurban olmaları caizdir ve efdâldir. Kuzu, oğlak, buzağı, deve köşeğini/yavrusunu kurban kesmek caiz değildir.” ( Fetevay-ı Hindeyye.11/483)

Kurban Kesmekle İlgili Hükümler Nelerdir? Herkes mâlî durumunu başkasından daha iyi bilir. Borcundan ve ev eşyası gibi zarurî ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra geride parası kalan zenginlere kurban kesmek vâcibtir. oyunun erkeği, büyük başın dişisi denmişse de günümüzdeki sıkıntılara göre büyük başta da erkeği tercih etmek daha uygun olur.

 suretimimin                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

Müstehap Olan Kurbanlık Hayvanlar

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Kefenin en hayırlısından birisi de hülle (belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere iki kısımdan ibaret elbise) dir. Bayramda kesilen kurbanların en hayırlısı da iki boynuzlu koçtur. ” (İbn Mace, H.no:3130; Tirmizi.H.no:1554)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle ağa siyah, gözlerinin etrafı siyah, kara bacaklı, boynuzlu ve damızlık iki koçu kurban etti. ” (Tirmizi.H.no:1529)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Koyunlardan toklu, ne güzel kurbanlık hayvandır.” (Tirmizi.H.no:1534)

Kurbanlık hayvanlardan bir kısmı kurban edilip insanın midesine gitmekle hayvanlıktan kurtulup insanlık mertebesine çıkmakta, ebediyen cennete lâyık bir keyfiyet kazanmakta, bir kısmı da Allah yolunda kurban edilmelerine mükâfat olarak ahirette “Burak” olma şerefine nail olmakta, sahiplerini sırat köprüsünde taşıma görevi ile onurlandırılmaktadır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kurbanlarınızı neşeli ve kuvvetli hayvanlardan kesin. Çünkü onlar sırat köprüsünde sizin binitleriniz olacaktır.” (M.A!i  Sabuni.   M.Tefsirü  İbn-i  Ke­sir. 1/545) hadisi de buna işaret etmektedir. Bu olay kurbanlık hayvanlar için bir rahmet, bir sâadet bir şeref değil midir?

Peygamberimizin Kestiği Kurbanlık Hayvanlar

“Ben bütün dinlerden yüz çevirerek yüzümü İbrahim’in dini/yâni İslâm üzere gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz namazım ve diğer ibadetlerim, hayatım boyunca işlediğim bütün amellerim ve ölümüm anına kadar taşıya geldiğim katıksız imanım ve ona bağlı hareketlerim Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanlardanım, Ey Allah’ım ! bu kurban senden bana bir nimettir ve Muhammed ile ümmeti tarafından sırf senin rızan için kurban edilmiştir.”diye dua etti ve sonra kesti.” (Ebu Davud, H.no:2795)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hayası burulmadık, kara gözlü, kara ağızlı ve kara ayaklı bir koçu kurban etmişti.” (Ebu Davud, H-.no-.2796) Burulan hayvan mekruh olmakla beraber kurban olabilir.

Kurban Edilmeye Engel Olan Ayıplar

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in adetinden biri de kurbanlığını seçmesi, en iyisini alması ve hayvanın kusurlardan ve ayıplardan beri olmasına dikkat etmesidir.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 

“Dört şey kurban olmaz:

l. Körlüğü açıkça belli olan, tek gözlü.

2. Hastalığı açıkça belli olan, hasta.

3.Topallığı iyice belli olan, topal.

4.Ayağı kırılıp kötürüm olan ve aklı kalmayan, yani çöküp, zayıflayıp ne yaptığını bilmeyen.” (Tirmizi.H.no:1530; EAbu Davud.H.no:2802)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kulağının deliği görünecek kadar dipten kesik (doğuştan küçükse kurban olabilir) boynuzu çıkık, gözü çıkmış, zayıflığından ötürü sürüde gidemeyen ve kırık ayaklıların da kurban edilmesini yasakladı. ” (Ebu Davud.H.no:2803)

Biz bu engelleri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

l. Bir veya iki gözü kör olması.

2. Zayıflığından dolayı iliği kurumuş olması.

3. Kesileceği yere gidemeyecek kadar aksak olması

4. Anadan doğma kulaksız olarak dünyaya gelmesi. Eğer küçük kulaklı, kulağı delik veya damgalı ise kurban edilmesi caizdir.

5. Burnunun kesik olması.

6. Kulaklarının yarıdan fazlasının kesik olması.

7. Dişlerinin çoğunun dökülmüş olması.

8. Koyun ve keçi memelerinden birinin, sığırın iki memesinin kurumuş olması.

9. Karnını doyuramayacak kadar deli olması.

10. Boynuzunun biri veya her ikisi kökünden kırılmış olması.

11. Ölecek derecede hasta olması.

12. Kulak ve kuyruğunun yandan fazlasının bulunmaması

13. Kulağını birinin dibinden kesimleş olması veya doğuştan bir kulağının bulunmaması.

Kurban Edilmesine Engel Olmayan Ayıplar

1. Uyuzlu hayvanın eti semiz olursa kurban edilebilir.

2. Boynuzsuz doğan veya boynuzunun birazı kırılmış olan hayvan.

3. Dişlerinin bir kısmı dökülüp, çoğu mevcut olan.

4. Şaşı gözü olan.

5. Topal olan, yani ayağını yere basarak yürüyebilen.

6. Kulağı delik veya enine yarık olan.

7.Erkek hayvanın burulmuş olması, kurban olmasına engel olmaz.

Kurbanı Allah İçin Kesmek

“Şunu unutmayın ki, ne onların kurbanlıkların etleri, ne de kanları asla Allah’a ulaşacak değildir. Lâkin O’na ulaşan tek şey, kalplerinizde beslediğiniz takvadır. Allah saygısıdır.” (Hac suresi.22/37)

Kurban Allah’a yaklaşmak maksadıyla ve yalnız O’nun rızasını kazanmak için kesilir. Allah’tan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Allah’tan başkası nâmına hayvan kesene Allah lanet etsin” (Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34) şeklindeki ifadeleriyle uyarmıştır.

Bir Zatı Karşılamak İçin Kesilen Kurbanın Eti Yenir Mi ?

Allah rızası olmaksızın sırf bir zatın gelişini kutlamak amacıyla besme­le çekilmiş olsa bile kesilen kurbanın eti yenmez. Ancak o kimseye veya başkalarına ikram etmek niyetiyle kesilirse caizdir ve eti yenir.

 

Meselâ; bir beldeye teşrif eden devlet büyüğü için kurban kesilirken, onun ayak basması tazim edilerek kesiliyorsa, şirke düşme endişesi söz konusudur ve o hayvanın eti yenilmez. Fakat o vesileyle, Allah için kurban kesilirse, onun eti yenir.

Aynı durum, törenler, açılışlar için de geçerlidir. Burada mühim olan kalptir, kalpte bulunan niyettir ve onu da Allah’dan sonra en iyi bilen o şahsın kendisidir türbelerde kesilen kurban için aynı şey geçerlidir.

Bina Yapılırken Kesilen Kurban

Bir binanın temeli atılacağı sırada veya bir hastalıktan şifa bulma maksadı ile kesilen kurbanın helâl olmasında şek ve tereddüt yoktur. Zira bundan maksat, tasadduktur. Şu kadar var ki, kesilecek hayvanın kanının mutlaka temele atılması şart değildir.

Kurbanlık Hayvanlara Yumuşak Davranmak

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hayvanı kesmenin güzel bir biçimde yapılmasını ve bıçağın iyice bilenmesini emir buyurmuştur. Böylece boğazlanacak hayvan rahat bir şekilde can vermiş olur.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bıçağın ağzını bilemeyi ve bıçağın hayvana gösterilmemesini emretti ve “Biriniz hayvan boğazlayacağı zaman hemen kesimi çabucak yapsın” buyurdu. (İbn Mace, H.no:3172 )

Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, birinin koyunu kulaklarından tutarak çektiğini gördü. Bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona,

“Hayvanın kulağını bırak, boynundan tut !” ([1] İbn Mace.H.no:3171) buyurdu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, adamın birini, hayvanın yüzüne ayağını dayamış bir halde bıçağını bilerken gördü. Bu hal üzerine adama şöyle dedi:

“Bu bileme işini daha önce yapman gerekmez miydi ? Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun” dedi. Başka bir rivayette: “..hayvanı yere yatırmadan önce bıçağını bileseydin ya!” Kesilecek hayvan kesim yerine yumuşaklıkla sevkedilmeli. Bıçak hayvanın gözünden uzak tutulmalı, tam kesim yapılacağı zaman bıçak ortaya çıkarılmalıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bıçağın hayvanın gözünden uzakta bilenmesini emretmiştir.

Kesimle ilgili emirler arasında, hayvanın şah damarının kesilmesi de vardır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şeytanın yaptığı gibi yapmayı yasaklamıştı. Şeytanın yapmasından maksat; hayvanı boğazlamak ve şah damarını kesmeden hemen derisini yüzmeye başlamak demektir.” Diğer bir rivayette:

“Onlar hayvanın boğazını birazcık keserler, sonra da şah damarlarını kesmeden ölünceye kadar hayvanı öylece bırakırlardı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunu yasakladı.”

Bir sahabi anlatıyor:

“Kasap, kesim yapmak için kapıyı açarak koçun yanına girdi. Koç kasaptan kaçtı, o sırada Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve koç yakalandı. Ancak koç, gitmemek için ayaklarıyla diretiyordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem koça: “Allah’ın emrine karşı sabırlı ol .’”dedi. kasaba da: “Sen de ey kasap, hayvanı ölüme sevkederken yumuşak biçimde şevket! ” buyurdu.

Kurbanı Kendi Elimizle Kesmek

Kurban öncelikle sahibi tarafından kesilmesi menduptur. Eğer gücü yetiyorsa kendisi kesecektir. Çünkü bu Allah’a yakınlıktır. Bunu kendisinin yapması başkasını bunun için görevlendirmesinden daha faziletlidir. Bunun delili şudur:

“Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Harem-i Şerife hediye maksadıyla yüz deve götürmüş, bizzat kendi eliyle altmış kadarını boğazladıktan sonra, elindeki bıçağı Hazret-i Ali’ye vermiş o da ge­ri kalanını kesmiştir.” (İs.Fık.An.4/417)

Enes b. Mâlik radıyalalhu anh’dan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kurban bayramında iki boynuzlu, alaca, iki adet koç kurban ederdi ve kurbanları keseceği zaman “Bismiilâhi Allah-ü Ekber”derdi. And olsun ki, hem O’nun ayağını/sağ dizini kurbanların sağ yanlarına basarak kendi eliyle keserken gördüm.” (Ebu Davud,H.no:2794)

Hazret-i. Ebu Musa (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre: “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kızlarına, kurbanlarını kendi elleriyle kesmelerini, ayağını kurbanın boynuna basmayı, keserken tekbir getirip besmele çekmeyi tenbih etmiştir.” (Kütüb-i Sitte Müh.6/80)

Bu hadis, kişinin kurbanını kendi eliyle kesmesinin müstehap olduğunu gösterir. Rivayetlerdeki emir vücuba değil, istihbaba hamledilmiştir. Bu rivayet kadınların da kurbanlarını kendilerini kesmesinin caiz olduğunu ifade eder. İmam Malik’ten bunun mekruh olduğunu; İmam-ı Şafiî’de kadının, birisine vekâlet vererek kestirmesini, kesme işine kendisinin mübaşeret etmemesini tavsiye etmiştir. Rivayetler, annelerimizin kurbanlarını Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kestiği ifade etmektedir. Buhâri’de:

“Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zevceleri adına bir sığır kesti.” Müslim’de de:

“Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Veda Haccı’nda hanımları için bir sığır kesti.” (Kütüb-i Sitte Müh.6/81)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Fatıma ! Kalk, kurbanının yanında bulun. Şunu iyi bil ki, onun kanından yere düşen ilk damla ile işlemiş olduğun günahların tümü affedilir. Ve kesilmeden önce “Benim namazım, ibadetim, hayatim ve ölümüm alemlerin Rabbi içindir. O’nun ortağı yoktur, bana böyle emrolundu ve ben Müslümanlardanım. “diyerek dua et.” (kul innes salati ve mahyaya ve memati lillahi rabbil alemin) buyurdu. İmran b. Hüseyin radıyallahu anh:

“Ey Allah’ın Resulü! Bu sevap yalnız senin ‘Ehl-i Beyt’ine mi mahsustur, yoksa tüm Müslümanlar içinde var mı ?”diye sordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Tüm Müslümanlar içinde vardır, “buyurdu. Kurbanı Müslüman birisinin kesmesi müstehaptır, çünkü Kurban bir yakınlıktır, ibadettir; ona ehil olmayan kimse bu işi üstlenemez. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demektedir: “Kurbanı ancak Müslüman kişi keser.”

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesince:

“Allah’ım! Sen Muhammed’den, aile halkından ve Muhammed’in ümmetinden kabul buyur, “dedikten sonra, kurbanını kesmiştir.

Elinden gelmezse, başkasına kestirir. “Vekilim ol da kurbanımı kesiver” diyerek ehil bir kimseye havale etmeli ve kendi de başında durmalıdır, demelidir. Kurban sahibi kurbanının başında durur veya vekili tarafından duaları okuması müstehaptır.

Bu boğazlama esnasında dört damarı kesmek en iyi olanıdır. Bu damarlar; nefes borusu, yemek borusu ve ikisi de şah damarıdır. Bunlardan üçünü; yemek ve nefes borusu ile başka bir damarı kesmek yeterlidir.

Bu şekilde kesilen hayvan dini usule göre kesilmiş olur.

 

Kurbanı Kesmeden Önce Yapılacak Vazifeler

Kesime yardımcı olabilecek malzemelerin hazırlanması lâzımdır.

  1. Bıçakların bilenmesi, keskinleştirilmesi lâzımdır.
  2. Noksan bı­çak, satır çeşitlerini tamamlanması lâzımdır.
  3. Kurban kesilecek yerin tespiti.
  4. Çukur kazmak için kazma, kürek ve vb aletleri temin etmeliyiz
  5. Kesimden sonra parçaları, et ve sakatatın konacağı kapların tespiti.
  6. Kasap ücretinin önceden hazırlanması. Kendisi kesemiyorsa, tecrübeli, mahir, mütedeyyin bir kasap ile önceden anlaşmalı. Kesilen kurbanın etinden, derisinden kasap ücreti verilmez.
  7. Dağıtılacak kurban etlerini konacağı naylon torbaların alımı. Gazete kağıdı veya kullanılmış kağıtlara sarmak çirkin ve gayrisıhhi olur.
  8. Hayvanın ayaklarını bağlamak için ip, asmak için ip ve çengelin hazırlanması.
  9. Kurbanı kesmeye götürürken merhamet ölçülerini elden bırakmamalıyız. Onu bacağından çekerek, itip kakarak, sürükleyerek götürmemeliyiz. Mekruhtur.
  10. Hayvanın birini ötekinin gözü önünde kesmemeliyiz.
  11. Kesilen ve kesilmekte olan hayvanı, diğer hayvanlara göstermemeliyiz.
  12. Bıçağı kurbanlık hayvana göstermemeliyiz. Hele hayvanın yanında bıçak bilemek gafletine düşmemeliyiz.
  13. Kurban çok hisli hayvandır. O kadar ki: “Ne güzel şey, ne tatlı şey. Allah yolunda canımı kurban ediyorum diye söylemesi lezzetli zikirlerdendir.”

Vekâlet Verme Şekli Krbanını bizzat kesmeyen, kesemeyen, başka bir yere veya hayır kurumuna gönderen kimse kurbanını kesecek veya kestirecek kimseye şöyle vekâlet verir: “adameakika veya vacip kurbanımı kesmeye, kestirmeye seni vekil tayin ettim.”der. karşı tarafta:”Aldım kabul ettim.”der.

Kurbanda Vekalet Olur mu? bir imse kendi adına kurban kesmesi için başkasını vekil tayin edebilir. Vekalet bizzat verilebileceği gibi mektup, telefon, faks, e.-mâil gibi vasıtalarla da verilebilir.

Güvenli bir kuruluşa, ilanı sebebiyle hesabına para yatırıp, kurban bağışı için olduğu notunu koydurmak hattâ açılan özel kurban hesabına para yatırmak da vekâlet vermek anlamına gelir. Yani dolaylı dediğiniz yolla da vekâlet caizdir. Çünkü güven duyulan bu organizasyonlar, kurban bağışlarının en iyi şekilde değerlendirildiği, usulüne uygun kesildiği, fakir ve muhtaçlara ulaştırıldığı yönünde âmmeye garanti vermektedirler.

Talebe yurtlarına kurban hibe edilir mi ? Krbanı kendi kesmeyip ihtiyaç yerlerine hibe etmek de caizdir. Hatta yarınlarımızın teminatı olan öğrencilerimizin yetiştirildiği yerlere kurban parasını verip de kestirmek uygun olan bir hizmet anlayışı ve kurbanı tümüyle değerlendirme halidir.

Kurban Bütün Sünnetlerine Riayet Edilerek Şöyle Kesilir:

  1. Kesmeden önce hayvana su vermek müstehaptır.
  2. Önce diz boyu çukur kazılır.
  3. Kurbanın gözlen tülbent ile bağlanır.
  4. Kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür.
  5. Hayvan ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol tarafına yatırılır.
  6. Hayvanın sağ arka ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları bağlanır.
  7. Boğazı çukurun yanına getirilir.Kıbleye karşı getirilir.
  8. Kesenin de kıbleye dönmesi sünnettir.
  9. Kurban keserken keskin bıçak kullanılmalıdır.
  10. Kurbanı keserken, sol aynı üzerine yatırıp, sağ dizini kurbanın boğazına koymak müstehaptır.
  11. Kurban sahibi kurbanının başında durur ve keseni vekil eder.
  12. Başkasını vekil ederek kesilen kurbanların başında bulunması halinde, kurban sahibinin öteden “Bismillah” demesi kâfi değildir. Kesecek kimsenin kıbleye doğru
  13. Yatırdığı kurbanı keserken “Bismillah, Allahü Ekber” demesi gerekir.

 

Kurban sahibi tarafından dua niyetiyle şu ayetler okunur:

“İnni veccehtü vechiye lillezi fatare’s semâvâti ve’l arda hanîfen.”  (Enam Suresi.6/79[Ben yüzümü tamamen hanif olarak, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.)

"Innes salâti ve nusiki ve mahyâye ve memâti lillâhi Rabbi'l âlemine la şerike lehü" (Enam Suresi.79/162 [De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabb'i olan Allah'a aittir. O'nun hiçbir ortağı yoktur ] ayetini okur. Bu ayetlerden sonra: “Allah’ım bu Sendendir ve Sanadır.” Bunu söyledikten sonra:

“Allah’ım dostun İbrahim aleyhisselâm’dan kabul ettiğin gibi, benden de kabul buyur:” diyecek olursa, bu da güzeldir. Yani, bu nimet Senden gelmiştir ve ben bu nimet ile Sana yakınlaşmak istiyorum.

Üç kere: “Allah-ü Ekber Allah-ü Ekber la ilahe illallahü vallahü ekber. Allah-u ekber ve lillâhi’1-hamd” diye tekbir alır.

  1. Sağ eliyle bıçağı, sol eliyle de hayvanın kafasını tutar.

      14. Sonra “Bismillâhi Allah-ü Ekber” denilerek hayvanın boğazına bıçak vurulur. (Bismillâhi derken (h) yi belli etmek lâzımdır. Belli edince, Allah-ü Teâlâ’nın ismi olduğunu düşünmek lâzım olmaz.(h)açıkça belli etmezse, Alla-ü Teâlâ’nın ismini söylediğini düşünmek lâzımdır. Bunu da düşünmezse hayvan leş olur. Yemesi helâl olmaz. Bunun için her zaman Allah Teâlâ dememeli, Allah-ü Teâlâ deyip (h) harfini belli etmeğe alışmalıdır.)

15. Bıçak aşağıdan yukarıya doğru yürütülür. Nefes borusu, yemek borusu ve şah damarlar kesilerek kan iyice akıtılır.

       16. Sığır ve davarlar, hemen çenelerinin altından boğazlanır kesilir. Boğazlarını iki tarafındaki şah damarlarıyla, yem, su borusu ve gırtlakları kesilir.(EbuDavud. 10/456)

  1. Hayvan kesen kimse “Bismillâhi Allah-ü Ekber”i açıktan okumalıdır. Böyle yapması çok faydalıdır. Hem böylelikle suizanna sebebiyet verilmez.

 

       18. Kesimi yapacak kimsenin elini tutma şartı yoktur. ( Mehmet Güleç. Tenbih ve İkaz.l85[Kesecek kimsenin elini tutmak isteyen kurban sahibi kesenle birlikte "Bismillâhi Allah-ü Ekber" demelidir. Kesecek kimsenin eli üzerine koyan veya kesenin ikisinden birisi "Bismillâhi Allah-ü Ekber"i kasten terk ederse kesilen hayvan kurban olmaz ve eti de yenmez. Çünkü herikisi de bir kesiyor demektir.]

  1. Kesim ânında kurban sahibinin çektiği besmele kâfi gelmez. Kesenin de çekmesi şarttır. Hattâ, kesim ânından önce hep birlikte tekbir getirilir, ancak bu tekbirleri çoğaltıp da hayvan yatırılmış hâlde bekletilerek zahmet uzatılmaz.. Tekbir bitince, kesecek olan kimse Bismillâhi, Allahü Ekber diyerek bıçağı çalar.
  2. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bıçakların bilenerek hayvanlardan gizlenmesini emretmiş ve şu tenbihte bulunmuştur:

 

“Biriniz hayvanı keseceği zaman, o işi hızlı yapsın.” (İbnMace.H.no:3172)

  1. Hayvanın boğazında yemek borusu, hava borusu ve iki yanda şah daman denilen iki ana damar kesilir. İmam-ı Azam rahmetullahi aleyh’e göre bu dört şeyden üçünü kesilmiş olması gerekir.

 

     Koyun, keçi, sığır çene altından, deveyi gerdanından boğazlamak sünnettir. Hayvanın                                      boğazındaki yumru kemik, kesildiği zaman baş tarafında kalmalıdır.

  1. Kurban kesilirken “Bismillâhi Allah-ü Ekber” demeliyiz. “Bismillâhirrahmanirrahim” dememeliyiz. Zira tevatür yolu ile gelen sünnet “Bismillâhi Allah-ü Ekber” demektir.
  2. Kurban kesilirken oturmayıp, kan tamamen akıncaya kadar hürmeten ayakta beklemek de Sâlihlerin âdetlerindendir.
  3. Hayvanı keserken boyun kemiğinin içindeki ak iliği, murdar ilik dedikleri boyun damara varıncaya kadar bıçağı götürmek mekruhtur. O damar canı çıktıktan sonra kesilecektir. Boynunda kesileceği yeri iyi görebilmek için hayvanın başını çekip uzatmak veyahut canı çıkmadan havanın boynunu geriye kırmak, canı çıkmadan başını kesip ayırmak, soğumadan derisini yüzmeye başlamak gibi işlerin hepsi de faydasız, hayvana eziyet olduklarından mekruhtur.
  4. Kesimin tam vâki olması için boğazda bulunan dört borunun kesilmesi gerekir. Bunlar: Yemek borusu, hava borusu ile boğazdan gövdeye uzanan iki kan damarıdır. Kesim bunların hepsinin de kesilmesiyle vâki olur. Ancak üçünün kesilmesiyle de ölüm vaki olacağından dini kesim yapılmış olabilir. Bu dört, yahut üç bağı kestikten sonra beklenmeli, boyun gövdeden tepinme bitince ayrılmalıdır. Hayvanın çırpınması bitmeden kafayı gövdeden ayırmak mekruhtur. Kesimi ense tarafından yapmak ise haramdır. Soğumadan soymaya başlamak da mekruhtur. Beklenilmeli, canlılık alameti yok olunca deri yüzülmelidir.
  5. Hayvan ruhunu teslim edip çırpınması, depreşmesi son bulmadan, soğumaya başlamadan, başını gövdesinden ayırmak ve yüzmeye başlamak mekruhtur.
  6. Hayvan boğazlanırken mutlaka: “Bismillâhi Allah-ü Ekber” demeli. Besmele ve tekbir kasden terk edilecek olsa, hayvanın eti yenilemez. Telaş ve heyecandan unutulmuş olan yenebilir.
  7. Besmele ve tekbirin tam hayvanın kesileceği sırada söylenilmesi şarttır. Besmele ve tekbir ile boğazlama arasına başka bir iş veya söz girmemelidir. Besmele ve tekbir yanılmak veya unutulmak sebebiyle terk edilmiş olursa, boğazlanan hayvanın eti yenilir. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ümmetimden yanılma, unutma ve zorla yaptıklarını sorumluluğu kaldırılmıştır.” buyurmuştur.

  1. Besmele ve tekbir çektikten sonra başka bir işle meşgul olmadan hemen kesmeye başlamalıdır.
  2. Besmele çektikten sonra bıçağı bilese, kesmeye başlarken tekrar besmele ve tekbir çekmesi lâzımdır. Besmele ve tekbir çektikten sonra hayvan yerinden kalksa, onu yere yatırdığında tekrar besmele ve tekbiri çekmesi lâzımdır.
  3. Birkaç hayvanı birbiri peşine kesecek olsa, hepsi için ayrı ayrı besmele ve tekbir çekmesi gerekir.
  4. Bir hayvanı kesmek için besmele ve tekbir çekse, sonra onu bırakıp başka birini kesmeye teşebbüs etse, besmele ve tekbir çekmeyi yenilemesi gerekir.
  5. Bıçağı değiştirme de besmele ve tekbiri tekrarlamak lâzım değilse de, hayvanı değiştirme de tekrarlamak gerekir.
  6. Kurbanımızı kestikten sonra, elimizdeki bıçağı bırakıp, sonra iki rekat namaz kılmalıyız. Dua etmeliyiz. Kestiğimiz kurbanımızı kabul buyurması için Allah’a niyazda bulunmalıyız. Müslümanlardan herhangi bir kimse iki rekat namaz kılarda Allah-ü Teâlâ o kimseye istediğini verir.
  7. İki rekat namaz kıldıktan sonra hemen ardından şu duayı okumak müstehaptır:

 

“Allah’ım! Bu kurban senin [bana] ihsan ettiğin rızıktandır. Zâtı-ı kerîminin rızası için kurban edilmiştir. Habibin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den, Halil’in İbrahim aleyhisselâm’dan kabul ettiğin gibi, benden de kabul buyur.” duasını okuyup matlubunu istemeli ve duasının kabul olacağını Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz haber vermişlerdir.

  1. Kadının kesmesi de caizdir.
  2. Hayvan tamamen ölmeden kafa ve ayaklarını koparmak, derisini yüzmeye kalkmak, kıbleden çevirmek veya hayvana azap vermek mekruhtur.
  3. Kurbanın fazla olan yerlerini sokağa atmamalıyız. Gömmeliyiz.

 

Şoklama ile hayvan kesmek

Şoklama ile hayvan kesilebilir. Yalnız bir hususa dikkat etmek gerekir; şoklama veya bayıltma kesim anında hayvanın mukavemetini zayıflatıyor fakat hayatına tesir etmiyorsa, yani hayvan ölmeyip yaşıyorsa, ancak kesildiğinde kanı akıyor ve ölüyorsa, bu şekildeki bir şoklama veya bayıltma ile hayvan kesilebilir. Eğer hayvan, henüz kesilmeden, şokun etkisiyle ölürse; o, kurban olamayacağı gibi, eti de yenmez.

Ölüm ne ile olmaktadır? Şokla mı, yoksa şokun hemen arkasından yapılan kesimle mi?

Şayet verilen şokla hayvan ölüyor, kesim sonra oluyorsa elbette bu et yenmez. Çünkü ölüm kesimle değil şokla oldu. Eğer şokla sakinleştirilen hayvan hemen kesilmiş, ölüm bu kesimle gerçekleşmişse bundan şüphe etmeye gerek yoktur, ölüm kesimle gerçekleşmiş, şart yerine gelmiştir. Bu konuda Diyanet’in fetvası da vardır.

Kurbanla İlgili Mekruhlar

  1. Kesimi bıçaktan başka bir şeyle yapmak.
  2. Kör bıçakla kesmek.
  3. Hayvanı kesileceği yere bacağından sürükleyerek ve itip kakarak götürmek.
  4. İlk bıçak sürtüşte murdar iliğe kadar kesmek.. (Bu ilik kesilince hayvan felç olur, çırpınmaz. Bu sebeple icap eden necis kanı tam olarak dışarı atılmamış olur.)
  5. Kıbleye çevirmeyi ihmâl etmek.
  6. Bıçakları hayvan yatırdıktan sonra bilemek
  7. Hayvanın birini ötekinin gözü önünde kesmek
  8. Kesilen hayvanı soğumadan yüzmek
  9. Hayvanı kestikten sonra, soğumadan önce murdar iliği kesmek
  10. Boynun ön kısmından -boğazından- kesmek müstehap, arka kısmından -ensesinden kesmek mekruhtur.

 

Kurbanın Derisini Yüzmek

Çiğ ete ellemekle abdest bozulmaz. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem koyunun derisinin bir kısmını bizzat mübarek eliyle soymuş ve bundan sonra abdest tazelemeden gidip cemaate namaz kıldırmıştır. (İbn Mace. 8/522)

Kurban Derisini Satmamak urban kesilmeden önce yünü kırkılmaz, onlardan faydalanılamaz. Yine kurban olacak hayvanın sütünden istifade edilemez. (Ebu Davud. 10/456)Kurbanın derisinin, yağının, etinin, ayaklarının, başının, yününün, tiftiğinin, tüyünün, kesildikten sonra sağılan sütünün satılması haramdır. Bu ister vacip kurban olsun, ister tatavvu kurban olsun fark etmez. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: derilerinin de paylaştırılmalarını emretmiş, satılmalarını yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

“Kim kurban derisini satarsa, o, kurban kesmemiş olur.” İn Hacer el-Heytemi bu hadis-i şerif hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Kişi bu hareketiyle önemli bir adeti kökünden yok etmiştir. Bunun doğru olduğu şu yoldan da anlaşılır. Meselâ, o hayvanı kurban kesmekle kendi mülkiyetinden çıkarıp yoksulların hakkı yapmıştır. Bundan sonra deriye satarsa, yoksulun hakkını gasbetmiş olur. Hattâ kasap ücreti olarak deriyi vermek de satmak gibidir. (İs.Helâl ve Haramlar.1/621)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Hazret-i Ali radıyallahu anh’a ya hitaben kurbanlığın etini, derisini, yularını ve çulunu fakirlere tasadduk etmesini emrettiği bilinmektedir. Aynı şekilde kasaba ve hayvanı kesen kimseye derisini yahut her hangi bir parçayı kesme ücreti olarak vermek de caiz değildir.

Çünkü Hazret-i Ali radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem boğazlandıkları zaman develerin başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı, onlardan kasaba herhangi bir şey vermememi emretti ve bana: “kasaba ücretini biz kendimiz veririz.” dedi.

Şayet fakirliği dolayısıyla veya hediye olmak üzere, kasaba kurbandan herhangi bir şey verecek olursa bunun bir mahzuru yoktur. Çünkü o da başkası gibi ondan alma hakkına sahiptir. Hattâ öncelikle buna lâyıktır. Çünkü o, bu kurbanı kesmiştir ve canı onu çekmiş olabilir.

Kurban kesen kişi kurbanının derisini ev eşyası olarak kullanabilir, yararlanabilir. Kurbanın derisi ile, kalıcı olan ve aynı ile yararlanacağı şeyleri/yani demirbaş eşya alma hakkı vardır. Yani kurbanın derisiyle işine yarayacak başka şeyleri değiştirmesi mümkündür. Çünkü alınan şey verilen maddenin hükmünü alır. Bu şekilde mallar ile değiş tokuş yapmak bir çeşit yararlanmadır. Bu parayı dayanabilme özelliği olmayan et, ekmek, yenilecek ve içilecek gibi tüketim maddeleri satın alması caiz değildir. Yani deri, para veya tüketilen maddeler karşılığında satması caiz olmaz.

Kurbanın derisi, sahibi tarafından kullanılamaz, fakirlere de verilemez ise, daha hayırlı hizmetlere muvafık olması için cemiyet hizmetindeki müesseselere verilebilir. Yalnız bu müesseselerin iman açısından memleket ve millete hizmet etmeyi gaye edinmeleri ve ellerine geçirdikleri paraları kötü yollarda kullanmamaları lâzımdır. Aksi halde verenler de onların günahlarına ortak olurlar. (İslâm’da Zekat Müsessesesi.366)

Hanefi fukahasi: “Kurban kesen kimse, kurban derilerini ya tasadduk etmek veya kendileri ev eşyası olarak kullanmak durumundadırlar. Eğer kurban derisini satarsa, bedelini fakir fukaraya tasadduk etmek borcundadır.

Bu parayı aile halkının ihtiyaçları için harcamak da caiz değildir. Fakat fukaranın ihtiyaçların karşılamak için harcamak kerahetle caizdir.

Hazret-i İbn Ömer radıyallahu anh de; kurban derisini satıp parasını fakirlere vermenin caiz olduğunu söylermiş. (Ebu Davud. 10/502)

Kurbanın Eti

Kesilen kurbanın eti üçe ayrılır. Bir kısmı ev halkı için ayrılır, üçte biri akraba ve komşulara dağıtılır. Geriye kalan üçte biri de fakir ve muhtaçlara verilir, kurbanın etinin bu şekilde taksim edilmesi mendup/güzel bir davranıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu ayetlerde böyle bir taksim yapılabileceği bildirilmiştir:

“Siz de onların[kesilen kurbanların) etinden hem kendiniz yiyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.” (Hacc Suresi.22/28)

“Biz kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin hakkınızda Allah’ın dininin şeârinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar boğazlanmak üzere saf halinde dururken, onları kestiğiniz zaman Allah’ın adını anın. Yanı üstü yere yıkılınca da onlardan hem siz yiyin, hem kanaat gösterip istemeyene, hem isteyen fakire yedirin. İşte böylece onları size amade kıldık ki şükredesiniz.” (HaccSuresi.22/38)

Eğer kurban kesen kimse ailesi kalabalık ve imkanı geniş biri değilse, bu durumda kurbanın hepsini kendi evinde bırakması daha uygun olur. Çünkü kendisinin ve ailesinin ihtiyacı, diğer insanların ihtiyaçlarından önce gelir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu konuya dikkati çekerek, ihtiyaç sahibinin ilk önce kendisinden ve ailesinden başlaması gerektiğini bildirmiştir.

Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselam kurban ettiği her deveden bir parça etin alınmasını emretti. (Toplanan) etler bir çömleğe konulup pişirildi. Sonra Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselam ve beraberindekiler etten yediler ve et suyundan içtiler.”

Kâinatın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir kutlu ifadesinde şöyle buyurmuştur:

“Hepinizin istifade edebilmesi için, kurban etlerini üç günden fazla yemenizi yasaklamıştık. Artık Allah size bolluk ihsan etti. Şimdi, kurban etlerini istediğiniz kadar yiyiniz, kendiniz için ayırınız ve dağıtarak sevabını Allah’dan bekleyiniz. Şunu iyi bilin ki, bu bayram günleri; yeme, içme ve Allah azze ve celle’yi zikretme günleridir.” Efdâl olanı ise, üçte birini tasadduk eylemek, üçte birini akraba ve yakın dostlarına ziyafet çekmek, üçte birisini de ailesi için bırakmaktır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:

“O, üçte birini aile halkına yedirir, üçte birini yoksul olan komşularına yedirir, geri kalan üçte birini de tasadduk ederdi..”

Kurban etini zengin de, fakir de yiyebilir. Cenâb-ı Hak: “Onlardan yiyin ve eli dar olana ve fakirlere ondan yedirin.” (Hac Suresi.22/28)

“Etinden yiyin ve ondan dilenen, dilenmeyen yoksullara yedirin.” (Hac Suresi.22/36)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Yiyiniz, saklayınız, tasadduk ediniz.” “Yiyiniz, yediriniz ve saklayınız.” “Kurbanlık etlerinizi satmayınız.” buyurmaktadır.

Keza bir kimsenin, kestiği kurbanının tamamını nefsi için bırakması da caizdir. Bir kimsenin, kestiği kurbanın tamamını tasadduk etmesi de caizdir. (Fetavay-ı hindiye. 11/491)

Kurban etinin, kesimin yapıldığı bölgede dağıtılması teşvik edilirse de daha fazla ihtiyaç sahiplerinin bulunması halinde başka yerleşim birimlerine gönderilebilir, nakledilir.

“Kurban kesenler, kurban etini gönderecekleri kimselerden üstün olduklarını ve daha büyük fazilet taşıdıklarını düşünmemelidirler. Bilâkis onlara teşekkür etmelidirler. Fakirler bu yardımı kabullenmekle onların üzerinden belâların kalkmasını sağlamışlardır.”

Gerek Müslüman bir ülkede yaşansın gerek böyle olmayan bir coğrafyada, gayr-i Müslim komşulara kurban eti verilmesinde bir sakınca olmadığı gibi, bu gibi yardımlar komşuluğun icaplarından sayılmıştır.

Hayır kurumları, kurbanın etlerini soğuk depolarda bekletip 6 ay sonra, 9 ay sonra fakirlere verebilir mi? Bunun hemen kullanılmasına ilişkin herhangi bir hüküm var mı?

Hayır. Kurban ibadeti kurbanı kesmekle tamamlanmış olur. Etinin kullanılması, tamamlayıcı unsurlardandır. Ana unsur değildir. Hayır kurumlarında bu etlerin dondurulmak suretiyle, yıl boyunca kullanılması hususunda herhangi bir mahsur yoktur.

Ama esas Hz. Peygamber’in sünnetine uygun olan, kesilen kurbanın etinin hemen dağıtılmasıdır.

Bazı hayır kurumları, kurban bağışlarını kurban kesmeyerek başka hayır işlerinde kullanıyorlar. Bu durum dinen caiz mi?

Kurban ibadeti, kurban kesme ibadetidir. Onun başka bir ibadet ile yer değiştirmesi mümkün değildir. Kurban ibadeti, her halükarda kurbanın kesilmesini gerektiren bir ibadettir. Kesilen kurbanın malzemesi satılarak parası hayır işlerinde kullanılabilir. Ama ben hayvanı kestirmeyeceğim sadece parasını kullanacağım dendiği zaman o ibadetin adı sadakadır, kurban ibadeti değildir.

Etinin Tamamının Tasadduk Edilmesi Gereken

Kurbanlar Hangileridir ?

Etinin tamamının tasadduk edilmesi gereken kurbanlar şunlardır:

  1. Adak olan kurban
  2. Bayram günlerinde kesilmeyen kurban
  3. Ölünün vasiyeti üzerine kesilen kurban
  4. Ortaklardan birinin kazaya niyet ettiği kurban
  5. Kurbanın kesimiyle doğurduğu yavru.

Kurban Kesildikten Sonra Çevre Temizliği

Temizlik sadece vücut, elbise ve evlerin iç temizliğinden ibaret değildir. Dinimizde temizliğin alanı çok daha geniştir.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Avlularınızı temizleyiniz” buyurarak evlerin çevresinin de temizlenmesi gerektiğini bildirmiştir.

Temiz olan çevreyi pisletmek çok kötü bir iş ve Müslüman’a yakışmayan bir davranıştır. Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

Lanete uğramışlardan olmaktan sakının, “buyurur. Bunun üzerine sahabiler: “Bunlar kimdir, ya Resûlullah?”diye sorunca, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

Halkın gelip geçtiği yolu ve gölgelendikleri yerleri kirletenlerdir.” (Ebu Davud, H.no:25-26)

buyurur.

İnsanların gelip geçtiği yolları, oturup kalktıkları ve dinlendikleri yerleri kirleterek başkalarının rahatsız edilmesi İslâm Ahlâkı ile bağdaşmaz. Müslüman diğer insanları rahatsız eden davranışlarda bulunmaz.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yerlere tükürmeye bile izin vermezken, bir Müslüman nasıl olur da çevreyi kirleterek insanları rahatsız edebilir? Nasıl olur da başkalarını zarar görmesine sebep olacak davranışlarda bulunabilir?

Kurban kesiminde en önemli hususlardan birisi çevrede görüntü kirliliğine sebep vermemektir. Özellikle son yıllarda insanların inancından kaynaklanan bir ibadete saldırmak isteyenler/saldıranlar açıktan açığa söylemese de hayvan sevgisiyle veya çevre kirliliğine sebebiyet verdiğinden dolayı sık sık eleştirilirde bulunmaktadırlar. Bu tür saldırılara fırsat vermemek için kurban kesen kimselerin, kestikleri yerin temizliğini yapmaları veya şehirlerde belediyeler tarafından hazırlanan yerlerde kurbanlarını kesmeleri son derece önemlidir. Yöneticilerin de insanların bu ibadetini gönül rahatlığıyla yapacağı ortamı hazırlamaları gerekir.

Kurban kesmenin ve etini ihtiyaç sahiplerine dağıtmanın sevabını çevre kirliliği meydana getirerek ve kul haklarını ihlal ederek azaltmamak gerekir.

ZİLHİCCE AYI ve ZİLHİCCENİN ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ

Kameri ayların on ikincisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan Hacc ibadetinin yerine getirildiği umûmi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “Leyâli-i Aşere” yani on mübarek gecedir. Onuncu gün, Kurban Bayramı’nın ilk günü oluyor.

İşte bu Allah’ın kitabında kendisi ile “Fecre ve On geceye andolsun” (Fecr Suresi.l-2) diyerek yemin etmiş olduğu on gündür. Bu yüzden bu gün­lerde tekbiri, tehlili ve Hamdi bol bol yapmak müstehap olmuştur. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Bu günlerde tekbir, tehlil ve hamdetmeyi çoğaltınız.” (Zadu’l-Meâd. 1/77) Bu on günün diğer günlere faziletçe nisbeti, hac ibadeti yapılan mukaddes yerlerin yeryüzünün diğer yerlerine nisbeti gibidir. (Zadu’1-Meâd. 1/78)

Bugünlerin ne kadar bereketli olduğunu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu ifadelerle anlatıyor.

“Günlerden hiç biri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevgili olsun…” (Tirmizi, H.no:754)

BÜTÜN YÖNLERİYLE KURBAN İBADETİ ile Benzer Yazılar:

2 Kasım 2011 Saat : 6:44
  İslam

“BÜTÜN YÖNLERİYLE KURBAN İBADETİ” için 1 Yorum

  1. I simply want to tell you that I’m newbie to blogging and definitely savored this blog site. More than likely I’m want to bookmark your website . You certainly have amazing well written articles. Regards for sharing your webpage.

BÜTÜN YÖNLERİYLE KURBAN İBADETİ Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç