ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

BİR HIRSIZIN ANILARI. Hikaye.


Popüler Aramalar

Akşam olmuş yatsı namazı da kılındıktan sonra bazıları evlerine çekilmişti. Bu küçük sokaktaki tekke basit bir yapıydı. Mevsim sıcak olduğu için kapı dahi kamışlardan yapılmıştı. Bu küçük tekkede bir hırsıza ne olabilirdi ki. Fakat her hırsız o günkü gideceği işe “Harekat” derdi ve önemserdi. Böyle de oldu. Usulca içeri süzüldü. Bir çok insan yerlere uzanmışlardı. Önce  sedirde uzanan kişiyi yoklamak istedi.

 

Usulca bir cep saati hiç fena sayılmazdı. Diğerlerinde pek bir şey bulamadı. Aklına mutfaktaki kalaylı kaplar geldi. Oraya yönelerek bazı kapları bulduğu çuvala doldurdu.  Artık çıkmalıydı. Bir de baktı ki kapı yerinde yok. Şaşırdı kaldı. Manevi bir hal mi oluyordu. Aldıklarını yere indirdi. Kapı yerine gelmişti. Bi estağfirullah dedikten sonra tekrar çuvalı yüklendi. 

 

O da ne kapı yine yok olmuştu.  Tekrar çuvalı indirdi. Tam o sırada bir el omzundan hafifçe dokundu. “yardım etmemi ister misin?” diyordu. telaşla “olabilir” dedi. Adam arkada hırsız önde çıkıp yürümeğe başladılar. Bir uzunca yol gittiler. Yıkık dökük bir evin önüne geldiler.  Adam şöyle dedi. “seni aydınlıkta bekleriz”

 

Hırsız o günden beri kendi ile uğraşır olmuştu. Neden o kapı tam çıkmak üzere iken yok olmuştu? Kapları bırakınca yerine gelmesi  ne demekti? Ya adama ne demeliydi. Elindeki kapları çaldığını mutlaka biliyor olmalıydı. Üstüne üstlük kapları taşımasına bile yardım etmişti. Aydınlıkta bekleriz sözü de neydi. Hem gece yani hırsızlığa gelme bir daha demişti. Hem de aydın ol da gel demiş olabilirdi. Hem de gündüz gel. Bizim aydınlığımızda gel de demiş olabilirdi.

Bu kadar karışıklıkta nasıl hareket edecekti? Onu oraya götürecek biri olsa iyi olurdu. Eğer aracı olmazsa çaldığı kapları nasıl affettirecekti. Üstelik bir de cep saati vardı. Değerli mi değerliydi. 10 kağıda okutmuştu. Ya o bakır kaplar. Onların üzerleri Arapça yazılıydı.  Çok kıymetliydiler. Yaklaşık 200 kağıt tutmuştu. Kendisi zaten cimri biriydi. Önceki harekatlarından da epey biriktirmişti. 5000 lira kadar vardı. Çok harcarım diye evlenmemişti. Bu köhne yer de çok tehlikeli olmuştu. Her an yıkılabilirdi.  Sokağa çıkıp amaçsızca yürümeğe başladı. Nere gittiğini o da bilmiyordu.  Bir hayli yürüdü yürüdü yürüdü… İçindeki yangın bir türlü sönmüyordu.

 

Bir an aklına geldi. Bu yangın bir kurtuluş olabilirdi. O halde yakmalıydı bir şeyleri. Ama neyi yakacaktı. Günahkar olduğunu herkesten daha çok biliyordu.. Ya parası. İnsan parasını yakar mıydı? Parasızlık zordu. Yoksa paraya güvendiği için mi Allah’tan uzaklaşmıştı. Para onun Allah’a ulaşmasında bir engel miydi?

 

Ya oturduğu yıkık yere ne demeliydi? Her türlü çalıp da okutamadığı bütün işe yaramaz parçalar odalar dolusuydu. Bu pis şeyleri biriktirmek de bir hastalık olmasın sakın?

 

Hızla bilmeden gittiği yerden geri döndü. Çözümü bulmuştu. Kararlıydı. Bir şeyleri yakacaktı. Hem Allah da yakmıyor muydu? O yanan evler, o yanan insanlar, o yanan ormanlar, o yanan orman içindeki kaçamayan hayvanlar neyin nesiydi? Hem sonra o yanan yerlerde yeniden bir hayat başlamıyor muydu. O yanan yerleri söndürmek de neyin nesiydi? Kim yaktıysa o söndürmeliydi. Yangın da yaşamın bir parçası olmalıydı. Bunu doğal karşılamak gerekirdi.

 

Bunları düşünürken bir anda o yıkık evin kapısına geldiğini fark etti. Önce geri çekilip yıllardır yaşadığı o eve canını taşır halde duygu dolu olarak baktı, baktı, baktı.. sanki arkadaşı gibi olmuştu. Dert arkadaşıydı belki. Fakat bu arkadaşına ihanet mi edecekti. Bu çok ağır bir duyguydu. Bunu nasıl yapacaktı. Gözlerini aşağı yıktı. Sanki suçlu gibiydi. Usul usul kitlenmeyen kapıdan içeri süzüldü. Ev iki katlıydı.

 

Genelde bir baskında kaçabilmek için alt katta yatardı. Fakat bu sefer üst katı canı çekmişti. Kırık merdivenlerden dikkat ede ede yukarı kata çıktı. Sahi bu evin sahibi kimdi. Onu da bilmiyordu. Bir başka sokak çocuğunu kovarak buraya yerleşmişti. Acaba o çocuk ne olmuştu, nereye gitmişti bilmiyordu. Ne kadar da zalimdi. Hayatının her anına birden çok günah düşüyordu. Şimdi bir de bu..

 

Artık bugün usulca uyumaya karar verdi. Buradan ayrılsa bile belki bir başka sokak çocuğu burada kalabilirdi. Hem zaten bu ev kendinin de değildi. Başkasının evini yakmak doğru olur muydu? İnsan yanacaksa ev niye yansın diye düşündü. Ve artık o evi yakmaktan vazgeçti ve nasıl yanacağını merak etmeye başladı.

 

Çok sürmedi tatlı bir uykuya daldı.  Uykusunda çok büyük denizler ırmaklar gördü. Sabah kalktığında bunu yorumlamaya çalıştı.  Zaten hiç dostu kalmamıştı. Mahalleli zaten onun ne yaptığını biliyordu. Belasından çekindikleri için kimse sesini çıkaramıyordu.

 

Rüyasında önce boz bulanık bir ırmak görmüştü. Irmak taşlara çarpa çarpa ve şiddetle akıyordu. Bu kendisinin bir ırmak olup akacağına mı işaret ediyordu? Nehir uzunca bir yoldan sonra bir denize kavuşuyordu. Denize kavuşmak da neydi? Oturdu uzun uzun bunu düşündü. Su görmenin aydınlık olduğunu rahmetli annesinden biliyordu. Bir an Annem babam ayrılmasalardı belki hırsız olmayacaktım diye düşündü. Günahının bir kısmı da onların olmalıydı. Ahirette onların yakalarına yapışacaktı. Bunu bir hocadan dinlemişti. Cuma namazlarına severek koşar ve vaizleri dikkatle dinlerdi. Zaten mahalleli onu Cuma namazlarında gördüğü için de dokunmazdı denilebilir.

 

Rüyasında gördüğü ırmak denize kavuştuğunda hem duruluyor ve hem de temizleniyordu. Ve ırmak bitiyordu. Sadece deniz vardı. Bir an kendini ırmağın yerine koydu. Suçlu ve günahkar olarak. Boz bulanık demek belki de buydu. Demek ki doğru bir yola girmek üzereydi. Fakat uzun bir yolu vardı. Irmağı denize kavuşur görmesi de neydi acaba?  Deniz çok büyük bir büyüklük olabilir miydi?  Olabilirse kimdi bu. Kendisine ne demek istiyordu. O halde şimdiye kadar  ondan uzak mı durmuştu? Biri kirli de olsa ikisi de suydu. Yani aynı türdendi. O halde ben ırmak isem o da bendendi. Sadece büyük ve temizdi.Bana yakın olup benden olan olsa olsa Allah olabilirdi.

 

Olaylar çok hızlı akıyordu. Bir an başının döndüğünü fark etti. Bir vakit düşünmekten vazgeçti. Gözleri dolmuştu. Bir el onu kendine doğru çekiyordu. Olsun hiç de kötü değildi. Derken ağlamağa başladı. Yatağının içine girdi. Sanki kimse varmış gibi kimse duysun da istemiyordu. Fakat bu bile bir şeydi. Hiç kimse yokken bile biri var gibi hareket etmek bir iman alameti olabilirdi.

 

Ne kadar ağladı, ne kadar uyudu hiç belli değildi. Sabah olmuştu. Bugün sabah namazına gitmek geldi içinden. Sıcak su olmadığı için soğuk suyla naylon bir leğenin içinde yıkanmaya çalıştı. Yıkanırken yine ağlıyordu. Bu neyin nesiydi? Özellikle günahlarına ağlıyordu sanki. Bunlar bütünüyle kul hakkıydı. Nasıl ödeşecekti?

Derken gusül abdestini de alıp kurulandı. İki rekat sabah namazının sünnetini kıldı. Tam bir huşu ile. Rabbi’im bu nasıl bir huzurdu. Üstüne biraz para alıp çıktı. Camiye gidiyordu. Sokaklarda hiç kimse yoktu. Namaza gelen kimseleri de göremiyordu. Herkes uyuyordu demek ki. Bu, toplum uyuyor sayılabilir miydi?  Ne acı şeydi. Aslında daha düne kadar kendisi de namaza gelmiyordu. Fakat neden böyle düşünüyordu? Acaba herkes kendi seviyesine göre mi görüş söylüyordu? En üst kattan bakmak ile bodrumdan bakmak bir olur muydu? Yani insan doğru ve eğriyi birlikte bünyesinde barındırmıyordu. Bu çok tehlikeliydi. İnsan eğer eğriyken doğrudan uzaksa ona doğruyu hatırlatacak doğru insanlara ihtiyaç vardır denilebilir miydi? Bence denilebilirdi.

 

Camiye girdi ve sabah namazının farzını yine sessiz bir gözyaşı ile kıldı. Namazdan sonra ağıtının bittiğini fark etti. Cemaate şöyle bir baktı. Her biri bir nur parçası gibi birbirine gülümsüyorlardı. O da öyle yaptı. Birkaç kişiyle tokalaştı. “Allah kabul etsin” dedi. Kimse ona ilk defa geldiğini sormadı. Farklı bir yoldan o eve tekrar döndü. Sabah güneşinin doğmasını bekledi. Ne kadar enteresandı. Adeta bu anda tatlı latif bir rüzgâr esiyordu. Şimdiye kadar bu güzelliklerin hiç farkına varmamıştı.  Vakit biraz daha geç olup hayat başlayınca doğruca o kaplarını çaldığı tekkenin yolunu tuttu.

 

O da nesi? Tekkenin kapısı yine yoktu. Aynen kapları çalarken ki gibi. O zaman içerden dışarı çıkıyordum. Şimdi ise dışarıdan içeri giriyordum.  Bastığım adımlar o kadar sağlamdı ki, anlatamam. Adeta doğru yolda olduğumu söylüyorlardı. Artık kapı olmadığına göre kapı çalmağa da gerek yoktu. Kapı çalınınca kim o diye sormazlar mı? Bunun anlamı ise “kim olursan ol gel” idi demek ki. Ben de bir kimdim ve içeri sorgusuz sualsiz girebilirdim. Öyle de yaptım. Kimse bana bakmıyordu. Herkesin bir meşguliyeti vardı. Fakat kimse de hareket etmiyordu.

 

Birden mutfak kapısında bir genç belirdi. “hoş geldiniz, bir şeyler alır mıydınız” “bilmem ki henüz yeni yemiştim” “o halde size şerbet ikram edelim. Fakat çaydanlığımız çalındığı için kazandan bardakla almanız gerekecek” “ tamam.” Bir an bu tekkeden çaldığı kaplar aklına geldi. Evet hatırlıyordu. Çaldıklarının içinde çaydanlık da vardı. Çok üzüldü. “Acaba ne yapabilirim” diye düşündü. İkram edilen çayı iki dilim kuru ekmekle içtikten sonra usulca dışarı çıktı. Doğruca bakırcılar bedestenine doğru gitti.

 

Tam da çaldığı çuval dolusu kadarlık bakır kaplardan aldı. Hepsini sırtlandı getirdi. Ne kadar ağırdı. Halbuki çalarken ne kadar hafifti. Yoksa günahın heyecanından mı hafif gelmişti. Halbuki şimdi iyilik yapıyordu. Neden ağır geliyordu? Yoksa evet yoksa Allah yapılan iyiliğe daha fazla sevap vermek için mi ağırlaştırıyordu. Bir an hayretler içinde kalıp Rabb’inin yüceliğini bir kez daha anladı. Yol ortasında yanlış anlaşılmasa hemen oracıkta secde edecekti..

 

Tekkeye yaklaşmıştı. Bu kapları teslim edecekti. Fakat bunu kendini göstermeden yapsa daha iyi olmaz mıydı? Kapları kapısız tekkenin kapı ağzına bıraktı gitti. Ertesi güne kadar görünmedi. Artık namazlarını 5 vakte çıkarmıştı. Cami cemaati artık usuldan usuldan kendini sormaya başlamışlardı. Hatırının sorulması ne kadar güzeldi. Yıllardır korkudan hep yalnız yaşamıştı çünkü insanlar hırsızı sevmiyordu. Aslında bu bile iyi bir şeydi.

 

Ertesi gün o tekkeye yine gitti. Kimse bir şey sormuyordu. Artık alışmıştı. Şerbetini iki dilim kuru ekmekle yedi. Bir saat sonra gelenlerin sayısı arttı. Çok kalabalık olmuştu.  Herkes yerde oturuyordu. Bir zat göründü. O da bizim gibi giyinmişti. Ve bizim gibi yerde oturdu. Halkı şöyle bir süzdü. Sanki bereket saçıyordu. Sohbetine Allah’ın adıyla ve Efendimize salavatla başladı. Her cümleden sonra duruyordu.  Sonra kul haklarına değinerek uzun uzun ondan bahsetti. Sanki bana söylüyordu. Ne yapın ne edin ödeşin diyordu. Kazara kolunuz bile çarpsa ona sırtınızı açın diyordu. “Bir dirhem gümüş borcu olan ahrette 700 kabul edilmiş farz namaz sevabı ödemek zorunda kalır”  dedi. Bu çok ağır bir ödeşme idi. Bir an hırsız olduğuma bin pişman oldum.  Kimden çaldığımı bilmiyordum. Bilsem bile nasıl ödeşecektim?

 

Artık hatırladığım birkaç evi ziyaret ederek özür dileyip bir miktar ödeme yaptım. Bir aile çok fakirdi. Onlara büyük bir yardımda bulundum. Bütün paramı iki günde bitirdim. Benden alacaklı olanlara sevabı olmak üzere. Hiç param yoktu. Artık o tekkede kalıyordum. Kimse de bana ne gel demişti ne de git diyen vardı. Anladım ki rızkım Allah’a ait olmuştu. Bir iş de yapmam gerekiyordu. Bakırcılar bedesteninde iş bulmuıştum. Her kazancımın bir kısmını hayra veriyordum.

 

Ruhum da karnımda o tekkede doyuyordu. Hiç telaşım kalmamıştı. Candan geçmiştim.  Gören bu can benim sanmayacaklardı.

 

Bana söylediklerine göre ben gecikirsem şeyhim beni sorarmış. Umarım Allah da kendi dergahında kul borcuma kefil olarak beni sorar. Gönlüm ister ki Rabb’im beni sorduğunda şu emanet canı da ona vermiş olurum….

 

O öyle düşünüyordu ama müritlerden birinin kızı oya ördüğü yerde kader kısmet çekiyordu. Ahireti düzeltenin dünyası da düzelirdi…önemli olan NASUH TÖVBE denen yürekten tövbeydi. bir güzel için tövbe etmeğe gerek yoktu.

 

BİR HIRSIZIN ANILARI. Hikaye. ile Benzer Yazılar:

25 Ağustos 2013 Saat : 8:06

BİR HIRSIZIN ANILARI. Hikaye. Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Son Yorumlar


Notice: Undefined variable: pre_HTML in /home/ahisicom/domains/ahikirsehir.com/public_html/wp-content/themes/seohocasiv2/sidebar.php on line 20

Notice: Undefined variable: post_HTML in /home/ahisicom/domains/ahikirsehir.com/public_html/wp-content/themes/seohocasiv2/sidebar.php on line 26
cami alttan ısıtma
halı altı ısıtma
cami ısıtma
cami ısıtma