ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

BİR DOKTORUN ANILARI (“Yakîn olmasa yakın olmaz” = Yakın olmasa yakîn olmaz”)


  • Anasayfa
  • BİR DOKTORUN ANILARI (“Yakîn olmasa yakın olmaz” = Yakın olmasa yakîn olmaz”)
Popüler Aramalar

Annesi kaldırmaya uğraşıyordu. Okul saati gelmişti. Her zaman kalkmak bir sorundu bu evde. Annesi oğlum ders çalışsın diye televizyon bile seyretmiyordu. Babası emekli bir maden işçisiydi. Ucu ucuna getiriyordu ay sonunu. Bir de dersane ücretleri binmişti sırtına. Onun da oğlu için yapamayacağı yoktu.

 

Tuğrul işin aslı derslerinde başarılı bir çocuktu. Fakat ailesinin durumunu toplumdan biliyordu. Herkes eşit paylaşsa biz böyle olmazdık diyordu. Sınıfta kendisi gibi düşünen 5 kişi daha vardı. Bir taraftan da niye herkes benim gibi düşünmüyor diye de kendini zaman zaman sorguluyordu. Böyle düşünmek inancımı götürür mü diye de korkuyordu.

 

Dersanenin sınavlarında ilk üçe giriyordu. Bu iyi bir sonuçtu. Belki iyi bir yere girebilirdi.  Rehberlikçi hoca bize son öğütlerini veriyordu. Bakın dedi. sakin olan sınavı kazanır diyordu. Sakin olmak için iman gerekir diyordu. İman Allah’a güveni getirir. Allah’a güven kişide suküneti sağlar.

 

Ben hemen atıldım. Desene hocam bu sınavı inananlar kazanacak değil mi? Hayır dedi. İnanmak sınav ortamını kişiye kolaylaştırıyor dememiz daha uygun olur dedi. Allah yanında çalışma esastır. Normalde Allah çalışana verir. Sonra mesela bir eve misafir gitseniz orada ikram görmez misiniz? Allah’ın inananları sevdiği de bir gerçektir. Sonra iman ile bazı buluşların bulunduğunu da biliyoruz. Örneğin Einstain görecelilik teorisini bulurken önce “ben Allah’ın yerinde olsaydım kainatı nasıl yaratırdım” demiş ve bu buluşunu bulmuştur.

 

Ben hemen atıldım. Peki hocam bu söylediklerinizi ispatlayan bir bilimsel deney var mı dedim. Hoca önce bir durdu. Ve ilave etti. “Eğitimde bilimsel deneylerin yapılmasına ve yayınlanmasına Tıp örgütleri karşı çıkıyor ve dava açıyorlar. Bu yüzden biraz çekinerek söylüyoruz” dedi. ben de hocam rahatlıkla söyleyin, rahat olun, bizden sır çıkmaz” dedim. Yanımda başka arkadaşlar da vardı. Onlar da lütfen anlatın hocam deyince hoca rahatladı ve başladı tekrar anlatmaya.

 

Amerika’da yapılan bir deneyde sabah okula gelen çocuklara önce birer tane lokum verilir. Sonra “eğer 15 dakika daha beklersen bir lokum daha vereceğiz” denir. Bazı çocuklar bekler bazıları beklemez. Sonra bunları 20 yıl boyunca ayrı ayrı takibetmişler. Görülmüş ki 15 dakika bekleyenler diğerlerinden %20 daha zeki olmuşlar. Yani bekleyenler sabırlı insanlar olarak değerlendirilmiş. Din ise sabrı artırdığı için inançlı olanlar öne çıkıyor demektir.

 

Filistin’de geçen sene liseyi bitirenlerden ilk ona girenler eşit puandan dolayı 28 kişi olmuşlar ve hepsi hafızlardan oluşuyor.

 

 Çocuklar eğer anne babanız çok inançlı, namaz kılan, takva insanlarsa onların hatırına 2 veya 3 soru fazla yapmanıza müsade edilebilir belki.

 

İnançlı bir genci rahatlatan bir başka unsur da Allah’a itimadıdır. Bu itimadı canlı tutmanın bir yolu da sınavdan önce farz bir namaz kılmaktır. Güvenecek bir dalı olmayan çocuk ya kaybedersem der ve telaşa kapılır ve soruyu anlaması bile güçleşir. Tanıdığım bir öğrenci ben dersane sınavlarında başarılıyım. Benim öğüde ihtiyacım yok diyerek kibirlenmişti de sınavı panikleyip terk etmişti.

 

Benim yerime annem namaz kılmıştı. Sınavdan başarı ile çıktım ve tercihimi tıp olarak yapmıştım. Günler çabucak geçiyordu. Bir, iki, üç, derken dört ve beşinci sınıfı göğüsledim. Ailem de çok yorulmuştu. Sonra tıpda uzmanlık sınavını da aşmıştım. İki yıl da uzmanlık çalışması sürdü. Ankara’daki bir hastanede görev almıştım. İnsan vucudunu gittikçe anlamaya başlıyordum.  Zaman zaman bizim lisedeki rehberlikçi hoca aklıma geliyordu.

 

Benim incelediğim insan bedeni soyut bir imanla nasıl olur da daha çok etkili olabilirdi? Bunu sık sık düşünür olmuştum. Ya annemin dualarına ne demeli. Ağızdan çıkan birkaç kelime insanda şifaya yol açıyordu. Halbuki biz mutlaka bir maddi ilaç tavsiye ediyorduk.  Mana vücutta maddi bir etki yapıyordu. Madde ile mana anlaşamıyorduk. Ben her şeyde maddi ilaçlar yeterlidir diyordum. Fakat o hoca hala beni mahvediyordu. Ne inanabiliyordum ne inkar edebiliyordum.

 

Çalıştığımız hastaneye bir cami çok yakındı. Ezanı işitiyorduk. Gittikçe ezan dinlemeğe başlamıştım. Arada bir de annemi arardım. Aslında yalnız onun hatırını sormak değildi maksadım. Onun inanç dolu sevecen sesinden medet umuyordum. Birgün telefonda şöyle bir laf etti annem. “oğlum yakîn olmadan yakın olmaz”demişti. Bu ne demekti? Şimdiye kadar hiçbir hastama “Allah şifa versin” gibi bir söz söylememiştim.

Annemin sözünü hastanedeki kendi odama yazıp asmaya karar verdim. “Yakîn olmadan yakın olmaz” mutlaka manası derin olmalıydı. Aklıma lisedeki hocam geldi. Acaba hala aynı yerde miydi? Belki ona sorabilirdim. O bize bazı sırları verecek kadar samimi bir insandı. Önce okulu arayıp hocaya ulaşmak istedim.  Hoca hasta dediler. Yattığı hastaneyi öğrenip Zonguldak’a gitmeğe karar verdim. Hastanenin en kötü odasında yatıyordu. Önce kendimi tanıtıp sessizce hasta dosyasını görmek istedim. Kanser hastalığı görünüyordu. Vaziyet üzücü idi. Hocam tedavi de kabul etmiyordu. Dosyasında bunlar vardı.

 

İlk defa tedavi kabul etmeyen bir hastaya rastlıyordum. Herkes daima bir tedaviyle de olsa daha uzun yaşamak istiyordu aslında. İşin gerçeği ise kanserin tedavisi yoktu. Sadece ilaç firmaları yüksek paralar kazanıyordu. Doktorlar da elimizden geleni yaptık diye altı boş öğünüyorlardı. Sonuç daima mezarlıktı.

 

Hocamı ilaca yöneltmek istemiyordum. Bu kutsal insanın kararına saygı duymalıydım. Yine aklıma annemin  “yakîn olmadan yakın olmaz” sözü geldi. Böyle acıklı bir durumda nasıl soracaktım? Sükunetle odasına geldim. Uyuyordu. Sandalye bile almadan uyumasını beklemek istedim. Belki bir vefa örneği sayılır mı diye?

 

Bir saat kadar sonra sakince uyandı. Onu kurban gibi görüyordum. O ise çok sevgi ile etrafa bakıyordu. Sanki bize sınav öncesi sözlerini şimdi kendine söyler gibiydi. “tanıdınız mı hocam” dedim. “Yakînler yakın olur” demez mi? Sanki annemle sözleşmiş gibi..  Bir anda üzerine atıldım ve döşünden sarıldım. Öylece ne kadar kaldık hatırlamıyorum.

 

En sonunda belki rahatsız olur diye usulca geri çekildim. İşin aslı ben de yakîn olmuştum. Birdenbire kalbimde Allah sevgisinin yükseldiğini hissettim. Sanırım asıl yakînlik şimdi başlıyordu. Sorularım da çözümlenmişti. Annem de inançlıydı ama onun inancı işaret kadarlık bir güce sahipti. Ancak imana bilgi ve kuvveti eklediğimizde bir çok kişiyi götürebiliyordu. O halde inanmak yetmiyordu. İmanınızı okuyarak kuvvetlendirmeniz gerekiyordu.

 

Çalıştığım yerden izin alıp hocamın yanında güzel saatler geçiriyordum. İşime döndükten 2 ay sonra acı haber bir zarf içinde geldi. Gönderen kendisiydi. “Davet geldi dosttan, gitmemek olmaz. Yakîn yakın oldu, eylenmek olmaz”diyordu. Ölmeden iki gün önce attırmıştı.  Hemen koştum. Namazında bir fazlalık görüyordum. Sanki fark edemediğimiz bir çok insan daha namaza katılmış gibiydi.  Yoldan gelen geçen herkes dönüp namaza iştirak ediyordu. Allah dostuna dostlarını gönderiyordu. Sonra kabristana götürdük.

 

Her yerde bir olağanüstü şey yaşıyorduk. Bedenini şöyle bir kaldırdım. Çok hafifti. Kabre indirdiğimde müthiş güzel bir koku yayıldı. Toprak attıktan sonra herkes usul usul uzaklaşıyordu. Ben ayrılmak istemedim. Bir hoca kaldı bir de ben. Sevgimden dolayı ayrılamadım ama Yakîn ne olacaktı. Asıl onu merak ediyordum. İçimden hocama “la ilahe illallah”de diye söyleyip bunu bir müddet tekrar ettim. Ne göreyim? Kabirin içinde hocam bütün hastalıklarından kurtulmuş olarak normal elbiseleriyle oturuyordu. Bu sefer öncekinin tersine şöyle dedi. “Yakın olmasa Yakîn olmaz”  dedi. bu sefer bilmediğim ikiye çıkmıştı.

 

“Yakîn olmasa yakın olmaz” =

Allah imanı vermezse O’na yaklaşamazsın.

 

“Yakın olmasa Yakîn olmaz”=

Sen Allah’a yakın durmazsan ahrette Allah’ın yakın dostu olamazsın.

 

Ben bunu böyle anladım. Siz böyle anlamak zorunda değilsiniz…

 

 aşık ahi kul ahmede nasib oldu.

BİR DOKTORUN ANILARI (“Yakîn olmasa yakın olmaz” = Yakın olmasa yakîn olmaz”) ile Benzer Yazılar:

25 Ağustos 2013 Saat : 11:25

“BİR DOKTORUN ANILARI (“Yakîn olmasa yakın olmaz” = Yakın olmasa yakîn olmaz”)” için 6 Yorum

  1. vedat küllüce diyor ki:

    bizler de maddi ilimlerle haşır neşir oluyor ve bir noktada Allah’ı unutuyoruz. çok sürükleyici bir roman edasıyla yazılmış bu masal rakipsiz diyebilirim. iman ile eğitim arasındaki bağlamı çok güzel kurmuşsunuz.

    bu örnekleri hiç bir eğitimci bilmez ve inançlı olmasına rağmen maddeci bir anlayışla eğitimini sürdürür. Einstain’in önce Allah’a iman edip sonra buluşunu bulması müthiş bir şey.

    bunu derste Allah’ı unutun diyen psikologlar bir duysun bakalım. sabırlı olanların %20 zeki olmasına ne dersin.. acaba merak ediyorum oruç da sabır olduğuna göre oruç tutan daha zeki olur mu?

    gözlerinizden öperim değerli kardeşim.. Allah’a emanet olunuz.

  2. sefa yolaklı diyor ki:

    bu kadar uzun bir masalı nasıl uygun uydurduğunuzu merak ediyorum. sonunu nasıl da güzel bağlamışsınız. gerçekten insan iman etmek istese bile Allah vermez mi? bu konuyu yorum olarak incelemenizi ve bizi bilgilendirmenizi istiyorum. eğitimle ilgili ilginç çalışmaları güzel bulduğumu söylemeliyim. selam.

  3. sabri sabır diyor ki:

    bu masal değil adeta yaşayan bir insanın yaşamından kesit gibi. çok güzel kurgulanmış ve işlenmiş. içi bilgi dolu. hiç üfürük yok. duygular baskın. sebepli dünyaya uygun. vesileler yerli yerinde.. dini bilgi üst noktada. tasavvuf var. tevafuklar uygun. mezarın içini görmek olağan sayılabilir.

    sadece size şapka çıkarıyorum, divan duruyorum. canım kardeşim…

  4. inanç öykü diyor ki:

    bu yazıyı alanında başarılı buldum. sizi her alanda söz sahibi görmek bizi şaşırtıyor. sizin kulağınıza üfleyenler mi var?. deney sonuçları fevkalade önemli. hasılı kelam büyük oynuyorsunuz. fikirlerimizde depresyon meydana geliyor. kutlarım…

  5. Mahmut SAYIN diyor ki:

    Güzel hikayenize benzer yine güzel bir hikaye aşağıda. Saygılarımla

    Azrail’in Güzelliği

    Onk. Dr. Haluk Nurbaki’den gerçek bir hatıra…

    Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olaylakarşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyereközel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size… nakletmek istiyorum.Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastamvardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışınagitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanıbulamamıştı. Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım.Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap’ın da bütündiğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesigerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale içinİzmir’e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesişartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersizbindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serapbacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken,hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijencihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihazayapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yinegüçlükle konuşarak:

    -”Doktor bey,” dedi. ”Ben size…dargınım.” ”Niçin?” diye sordum.

    -”Siz…dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH ‘ı, ölümü,ahireti anlatmıyorsunuz?”

    Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısındaoldukça şaşırdım. O’nu üzmemeye çalışarak:–”Doktora ulaşmak kolaydır” dedim. ”Parayı bastırdın mı istediğinetedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın…”

    Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başınısalladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın vesaadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler”hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütünruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir haftakala:

    -”Doktor bey,” dedi. ”Ben ölürken ne söylemeliyim?”

    -”Senin durumun çok özel” dedim. ”Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. Oanı farkedince ”Muhammed” (s.a.v) sana yeter.”

    O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu içinSerap’a sürekli morfin yapıyor ve O’nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, biriş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesitelefon ederek:

    -”Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor.” dedi. “Sabahlara kadarinliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasınınsebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkçaürperiyorum. “Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve sonnefeste “Muhammed” diyemezsem?.

    İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı veeğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekildemorfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cumagününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap’ın acizliği hürmetinesandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.

    Ertesi gün O’na:

    -”Hiç korkma!” dedim. “İğneyi vurdurabilirsin

    Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu dasordu:

    -”Doktor bey…Azrail bana nasıl görünecek?”

    -”Kızım,” dedim. “O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklıbir prens gibi gelecektir.”

    Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancakvefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadecekendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve benigörünce yanıma gelerek:

    -”Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!”dedi ve devam etti:

    -Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkmasıimkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namazkıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadetgetirerek vefat etmeden biraz önce de:

    -Doktor bey’e söyleyin, dedi. Azrail, O’nun söylediğinden de güzelmiş!

    • aşık ahi kul ahmed diyor ki:

      mahmut bey haluk nurbaki rahmetullah
      siz benim de etten kemikten olduğunu biliyorsunuz değil mi????
      bir sürahi gönderin de nice seraplara döktüğümüz gözyaşı cennet köşklerinin duvarlarının harcının suyu olsun. tam dört aydır kendime dua etmiyorum. unuttum kendimi. ümmet ümmet diye ağlayarak sokaklarda dolaşıır oldum. bizler aşığız dokunmaya gelmez.. şu an sitem ücret ödeme bilgisi eski mailime geldiğinden haberdar olamadım ve kapandı. açtırmağa uğraşıyorum. bizim sitemize hiç bir yabancı yazı koymamamıza rağmen sizin bu çok kıymetli yazınızı severek koyacağım.

      sadece bundan sonra teklif edeceğiniz şey allah ismi celali olması daha iyi olur. aksi halde peygambere allahın işini yüklemiş olursunuz ki bu peygambere allah demek anlamına gelir. ya da kısaca la ilahe illallah demek daha uygun olur kanaatindeyim.

      ayrıca özel durumlarda ölüm anında peygamber efendimizin geleceği doğrudur. fakat gelişi sadece ölmek üzere olan kişiye dua etmeye gelir o kadar. zira hüküm allahındır.o ölen serap hanımın özel durumundan dolayı muhammed demesi allahın affına mazhar olabilir. fakat sizin sorumluluğunuz devam eder. allaha gitmeden peygambere gidilmez..

      dini bir sorunuz olursa bize yazabilirsiniz. din nakildir, tahminle olmaz. din ameldir, amel etmeden olmaz. din merhamettir, merhameti uygun şekilde yapmadan yine olmaz..

      şiirlerimizin şu üç aşamada Müslümana fayda verdiğini lütfen unutmayınız.
      şiirlerimizle amel eden kişinin,

      1-dünyadaki dertlere
      2-ölüm anında acısız ve imanlı göçmeğe
      3-ahirette şefaati haketmeğe

      hakkı var olur. bunu nasıl ve kimden yoluyla elde ettiğimizi burda açıklayamam ama özel bir ortamda söyleyebilirim.
      serap hanım umarım ki bize de duası ulaşsın. allah onu cennetiyle cemaliyle müşerref kılsın..

      emanların en güzeli olan allahın emanına sizi emanet ederim.

BİR DOKTORUN ANILARI (“Yakîn olmasa yakın olmaz” = Yakın olmasa yakîn olmaz”) Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç