ahilik,ahi,ahi evran,islam,aşıkpaşa,kırşehir,ahmedi gülşehri,selçuklu,osmanlı,insan,güzel ahlak

“MAKUL” VE “DOĞRU” FİKİRLER NASIL OLUŞUR?


Popüler Aramalar

Sevgili okurlar,

Yaratılmışların sahibine hamdediyor ve O’nun mübarek kulu elçisine salatların ve selamların en güzelini yolluyorum.

Bu yazımda benim kafa yapımın içini size açacağım. Ne yapıyor ve nasıl düşünüyorum, fikirlerim hangi tezgahta hazırlanıyor ve sunuluyor, kazıkları var mı yok mu bunları anlatacağım.

Sosyolojik, iktisadi, mali ve İslami konularda yazılarımız olacak demiştik. Bununla bazen sabrınızı zorlayacağız, bazen fikrinizi. Fikir ve düşünce hürriyeti çerçevesinde aklınıza hitap edecek ve fikir fırtınası oluşturmaya çalışacağız. Fikir fırtınasını deyince; İmam-ı Azam 60 kişilik ilim halkasıyla ilim yapardı. Herkesi geniş bir halka halinde dizer (bu eşitlik anlamına geliyor) önce konuyu ana hatları ile anlatır ve sıradan herkesin görüşünü sorar, önemli gördüklerini not alır ve en sonunda da kendi görüşünü açıklardı. Bu yöntemle binlerce talebe yetiştirdi. İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Yusuf onun müctehit seviyeye gelmiş öğrencileri idi. Şimdi ise ne gariptir ki biz bu yöntemi Amerikalı’lardan öğreniyoruz. Ve hala okullarımıza ya da bürokrasiye adapte edebilmiş değiliz. Kanun çıkıyor, bunu bakanla müsteşar hazırlıyor, yahut üç beş bürokrat. İşletme körlüğü denen at gözlüğü ile bakma sorununu nasıl aşacaksınız bu kimsenin umurunda değil. Bu yüzden yasalar, yönetmelikler hatalarla dolu ve toplum bünyesine uygun değil. Çünkü biraz da özgürlük gerektiği için, özgürlükler de birilerinin iki dudağı arasına sıkışınca artık ben yaptım oldu mantığıyla toplumu sosyal şizofreniye iten durumlar ortaya çıkıyor. Toplumun yapısına uygun, makul ve adaletli, yumuşak uygulamalar daima gereken karşılığı bulur ve uzun ömürlü olur huzur getirir, barış sağlar. Özellikle adalet bütün bu işlerin temelini oluşturur. Türk’ler Polonya’dan çekilince Polonya’lılar şunu söylüyorlar. “Türk’ler gitti, adalet gitti” Osmanlı’nın en temel özelliği “Adalet” idi ve yedi düveli adaletle idare etti. Birazcık geçmişimize baksak o kadar çok şey var ki…hele AHİ’likte…

Doğrular sunmaya çalışmayı bir fikir dayatması olarak görürüz. Bu yüzden süreç hakkında akılcı yorumlar getirmek ve sizi düşünmeye sevketmek asıl gayemiz olacak. Bu noktada aranan insan tipinin “düşünen insan” tipi olduğunu unutmayınız. Bu ise çok geniş özgürlüklere ihtiyaç hissettirir?!..

Bizler tarafız. Hak’tan, iyiden, doğrudan, tasarruf ve makulden yanayız. Makul fikri, insanı uzlaşmaya götüren çok önemli bir kelimedir. Bu yüzden ben “makul” fikrini çok severim. Her konuda anlaşmak, bir tekdüzeliktir, anlamsızdır ve insanı sıkar, fikirleri sağlıktan ve sağlama yapmaktan da uzaklaştırır. Muhalefetler niçin var?

 Makul deyince aklıma Peygamber efendimizin 622 yılında Madineye hicret ettikten iki yıl sonra en güçlü olduğu bir zamanda hırıstiyanlar, yahudiler ve paganlarla oturup imzaladığı bir ilk yazılı anayasa anlaşması var. Bu anlaşma çağlara ışık tutan ve ilgili toplumları bir makulde birleştiren bir anlaşma. (yayınlayacağız inşallah) Gelin de özgürlüklerin genişliğini bir görün.  İslam’a da aykırı olan katı milliyetçi tavırlar ülkeyi kilitliyor ve bazılarının bazılarına, bazı şeylerini dayatıyor ve diğerleri olarak ötekileştiriyor. Halbuki Osmanlı bile dininde, dilinde ve ırkında serbest ol fakat bana tabi ol dedi. Güçlüydü ve korkutuyordu. Herneyse..

 Don Kişot bir gün kendine bir kalkan yapar. Denemek için onu yamağı Sanço Panço’ya verir ve üzerine denemek için saldırır. Kalkan kırılmıştır. Bu sefer bir kalkan daha yapar, fakat bu kez denemez.. Biz böyle yapmıyacağız. Biz her fikri deneyeceğiz ve öyle alıp size de öyle sunacağız. Lokman Hekim’e sormuşlar “bu ilmi nasıl elde ettin” diye. O da demiş ki “körlere bakarak” demiş. “Çünkü onlar elleriyle dokunup yoklamadan yani denemeden bir şey almazlar”demiş. “Ben de öyle bir şeyi alıyor, test ediyor, deniyor ve öyle alıyorum” demiş.

 Sevgili okurlar ben dini konuları bile aklıma vurmadan almıyorum. Allah’ın yüceliği ve kutsal değerler sizi korkutup aptalca kabullere itmesin. Allah yalnız gibi görünür fakat gerçekte onun kendisiyle konuştuğu hem aklıyla hem kalbiyle ona tam yönelmiş çok dostu, konuştuğu vardır. Düşünsenize bir adam ahmak veya aptalsa onunla konuşmaktan zevk duyar mısınız? Duymazsınız değil mi? İşte Allah’da duymaz. O, emirlerini ve hikmetlerini düşünerek alan akıllı ve eh biraz da ilim sahibi olup arkasından artık bütün kalbiyle ona meftun olmuşları sever. Tefekkür neden binlerce nafile namazlardan üstündür. Aptallar tefekkür edebilir mi? Gerçi akıllı olup tefekkür etmeyenler de vardır ama yol üzerinde Allah’ın delillerinin serili olduğu bu alemde makul bir aklı selim sahibinin “bunun bir ustası olmalı ya hu” demesi beklenir. Bu kadar delilin ortasında inanmak kolay ve normal, inanmamak ise zor ve anormaldir. Allah zalim değildir. Delilleri görene ve isteyene iman nurunu nasip edecektir. İmana davet ederken neden akli delilleri örnek gösteririz? Ona kitaptan peygamberden bahsetmek fayda eder mi? Sadece aptal ve cahil bir müslüman Kuran’dan Peygamber’den bahsederek inanacak adamı da gittikçe inkara ve onu müslümanlıkla mücadeleye iter. Halbuki onun anlayacağı güzelce verilmiş akli ve ilmi delillerdir.

 Biraz da başarıdan bahsedelim. Hitler askerlerine emir verir. “Berlini bombalayın!” der. Askerler itiraz ederler. Fakat o şöyle der: Başarılı olamayanın yaşamaya hakkı yok! Biz fikirlere işte böyle yapacağız.

 Fakat bunu fikirde yaparken insandan ve öğrenciden sakındırmak gerekir. Erdemli – erdemsiz yerine, başarılı- başarısız ayrımı, öğrenciyi Pavlov’un köpekleri ile (şartlı refleks) bir tutmak olur ki bu çok yanlıştır. İnsan başkadır. Biz insana, şeytanı sevmediği, birazcık yaradanına yöneldiği zaman ona gönlümüz meyleder. Bu yazıları zaten insan için yazıyoruz. Ancak inansın inanmasın adalet yönünden ayrım yapamayız. Umarız ki idrakini yaralarız, onu kıvrandırırız ve bırakırız. Çözümü kendi bulur!

 İşte bütün fikirler bir fırsatını bulup uygulama alanı bulduklarında yaşam testi onlara haddini bildirir!..Buna dinler ve partiler de dahildir.

 Başarının ölçüsü; uygulanabilir olmak ve mutluluk getirmek ve Hakk’a uygun olmaktır.

 Amerika’da üniversitede bir film izlemiştik. Hz İsa, dünyaya yeniden gelmiştir ve bir panayırda bir papazın konuşma yaptığını görür ve onu dinler. Papaz kendi getirdiği emirlerin tam aksi şeyler söylemektedir. Başlar papaza bağırmaya. Yalancı, iftiracı, o bunları emretmedi. Farklı şeyler söyledi, dediyse de kimse onu dinlemez. Konuşma bittikten sonra papaz onun yanına gelerek şöyle söyler. “Sen ne diyorsun be adam. Neredeyse Hz İsa olduğunu söyleyeceksin” deyince, “evet ben İsa’yım” der. Papaz güler. “İstersen çık bağır. Sana kim inanır. Seni deli diye içeri bile tıkabilirler. Bak ben insanların istedikleri şeyleri söylüyorum” der.

 İşte sorun; isteklere dayalı fikir mi mutluluk getirir, yoksa orijinal kaynağa itaat mi mutluluk getirir? İstekler üstün bir öngörü ve her zaman aklı selimi içerseydi her ikisi çakışabilirdi belki. Fakat insanın istekleri duygusal, korkusal, önyargılar, neyi nasıl gördüğünüz, gibi subjektif değerler de içerdiği ve miyop olup uzağı göremediği için zaman zaman doğruya yaklaşsa da tam doğruya isabet ettiremeyebilir. Bu yüzden “üstün akla”-vahye- ihtiyaç olur. Bunu reddeden de yaşayabilir, fakat aklın ölümden sonrası için fikri yoktur (burada kastedilen nefsi isteklerin yönetimindeki bir düşüncedir, aklı selim değildir. Buna rağmen aklın bir yere kadar olduğu da unutulmamalıdır. Daha sonrasında kalp başlıyacaktır) Ya sürpriz olursa ne olacak?..

 Yalnız, zeminin bozukluğu fikrin hatası olmayabilir. İnsan her zaman rasyonel davranmaz. Onun tercihlerini bazen duyguları, korkuları, arzuları ve ön yargıları da belirleyebilir. Yahut tarihsel gelişmeler bazen “haset”e (komünizm) bazen de “hırs”a (kapitalizm) yol verebilir. Ya da fikirler ferdi taraftar bularak baskıların da etkisiyle fert vicdanlarında da yaşayabilir. Fikirlerin çarpışması ise hür ortamlarda  aklı selim sahipleriyle (taraf olanlarla değil) yapıldığında sağlam olanı muhakkak ki galip gelir. Fakat her fikrin iktidara gelme isteği, zaman, zemin, tesadüfler, sosyolojik gerçekler, tarihi olaylar gibi bir çok etkene bağlıdır. Buna bazen liderlerin de uygun ortamlarda yön verdiği olur. Fakat asıl olan toplumun derdinin ne olduğudur? Yani ilahi iradeyi hesaba katacak mıyız? Yoksa katmayacak mıyız? Bu kararı toplum verir ve buna müdahale etmek uygun bir davranış olmaz. Ancak insanın çabası Allah’a ve onun dediğine yönelik olursa, eh, ücreti de ondan alması ümit edilir. Yani kimin tarlasına su taşıyorsunuz?

 Bu noktada bilim adamına düşen şey, bütün fikirleri dini veya akli olup olmadığına bakmaksızın kaynağına inerek önyargısız bir şekilde aklı selime vurmak, konuyu derinlemesine inceleyip aydınlatmak ve topluma “makul çözümler üretmektir.” (Entellektüel bakış)

 İnsanlar zaman zaman 100 yıllık zaman periyotlarında moda fikirleri, yükselen değerler olarak da geçici süre kabul edebilirler. İşte “zamana göre doğru” fikri, kazıksız bir fikirdir ve kısa zaman sonra yanlışlığı anlaşılarak terkedilir ve onu yaşayan insanları perişan eder. (Cumhuriyetin ilk yıllarının yönetcileri Batı’nın “görmediğimi, denemediğimi almam” diyen “pozitivist” akımdan çok etkilendikleri söylenebilir. Şimdilerde biraz daha yumuşamış ve terkedilmeye yüz tutan bu akımın o zamanki taraftarları neyle karşılaştılar acaba.)

 Kazığı olan fikirlerin daha doğru olmaları ve her döneme hitap edebilecek kapasitede, fıtrat, ilim ve insan davranışı ve ekonomik gerçeklerle uyumlu ve makul çözümler sunan, geçer akçeler olmaları umulur. Bu yüzden kaynağı sağlam, fıtrata uygun, uygulanabilir, ilimle örtüşen fikirleri arayıp bulmak, insanların genel eğilimlerinden zaman zaman uzak durmak da uygun olabilir. Babasını izleyen biri için, ya babası yanlışta ise ne olacak? O zaman her fikrin ilk mızrakla denenmesi yani, kişinin kendisi tarafından fikri sorgulamaya tabi tutulması gerekir. 14 yaşımda inancımı sorgulamıştım. Kitapçı Baytoklar’a girerken başlayan bu sorgu üç gün sürmüştü. Sonunda sağlam bir itikatta karar kıldı ve onu kendine mal etti. O gün bu gündür beraberiz. Bu yönüyle bakıldığında örgütsel davranış kalıpları, sadakat, birlik beraberlik gibi yaldızlı sözler içerseler de, kişinin aklı selimini kiraya vermesi nedeniyle kişiyi (çoğunluğu) sağlıklı bir sorgulamadan uzaklaştırır.

 Ancak bu kişisel sorgulamayı yapabilen bilinçli bir kitle de daima var olagelmiştir. İşte bu kişisel sorgulamayı; kemikleşmiş diye tabir edilen kitle değil, sempati duyabilen ancak aklına ve bilgisine güvenen, kararlarında duygusal değil rasyonel tercihler yapabilen, fikrin kaynağı ne olursa olsun fikrin kendisini sorgulayabilen, önyargısız insanlar yapabilirler.

 Bakın bu konuda Psikoloji ilmi konusunda otorite sayılabilecek bir bilim adamı olan Doğan Cüceloğlu ne diyor: “Bilinçli bir seçmenin, kolay yoldan oy kazanmak isteyen şarlatan bir politikacıyı engelleme gücü vardır. Bu, demokratik rejimin en güçlü teminatıdır” “Bireysel, özgür davranış refleksine dayalı, bilinçli seçmen, demokrasinin teminatıdır. (Doğan Cüceloğlu, İnsan ve Davranışı). Bizim “çarıklı erkan” dediğimiz kül yutmaz kişiler bunlardır.

 Bu yüzden, bu parelelde, sorgulama kapısını açan bilimsel şüphecilik de ilmin rehberi kabul edilir. İslam’da kişi kendini Eşari mezhebinin nakilciliğinden biraz olsun kurtarabilirse Cenab-ı Hakk’ın Kuran’ı Kerimde 200 defa hitabettiği en kıymetli varlığı olup eğriyi doğrudan onunla ayıracağı aklı ile sorgulayarak ilmi deşeleyebilir. İslam medeniyetinin altın çağı kabul edilen 8 ve 12. yüzyıllara şöyle bir bakarsak fikir özgürlüğünün en üst seviyede yaşandığını ve elbette bunun altında da akli ve ilmi çalışmaların olduğunu görürüz. Ancak 13. yüzyıla gelindiğinde akılcı mu’tezilenin, nakilci Eşari’ye yenildiğini göreceksiniz. Anılan yüzyıllarda insanlar sahip oldukları kitap ciltleriyle öğünürken daha sonraları insanlar anlamadan dinledikleri Kuran ile mesrur olup ilmi yalnızca cami hocalarına havale ettiler. Eskiden insanlar yaşayarak yürüyen Kuran iken şimdilerde milyonlarca baskısı yapılan Kuran olmasına rağmen iman insanların boğazından aşağı geçmiyor? Bunları daha geniş konuşacağız inşallah. 

Kainatta her şey zıddı ile bilinir. Bu ön kabul, farklı fikirlerin hayat bulduğu erdemliler yönetimi olan demokrasinin de temelini teşkil eder. Bunun aksi ise totaliter zihniyettir ki, kendinden başkasına hayat hakkı tanımaz. Dayatma yapar. Her ideoloji dayatmasını yapmıştır. Bugünkü sıkıntıların kaynağı da budur zaten. Bunlar artık kişinin veya yönetimlerin ayıp hanesine yazılacak şeylerdir. İnsanlar nasıl ki doğal hukuk dediğimiz ortak yasaklarda birleşmişlerse, hürriyetler ve daha fazla demokrasi konusunda da toplum olumlu gelişmeler göstermektedir. Evde, işte ve siyasette demokrat olmak, farklı fikirlere saygı göstermek gibi bir erdem yoktur. Fakat ferdi olarak herkes aklı, yüreği ve ahlakı kadar erdemli olabilir. Toplumlar da eğer aklı selimlerini kaybedecek müdahalelere uğramamışlarsa ortak tercihlerle (seçim-referandum v.s.) demokrasi ve hürriyet derecelerine karar verirler. İşte bu hürriyetler ne kadar fazla olursa toplum bizim sevdiğimiz makul kelimesinin çağrıştırdığı uzlaşma çizgisine o kadar çok yaklaşır ve ahlaki yaşamla ilgili tercihleri de doğruysa ( en büyük ahlakı veren ve onu bir sevgi ve korkuya – Allah ve ahiret- bağlayan “din” dir) huzur olur, barış gelir, her fikir yaşama şansı elde eder, gerçek demokrasi olur, totaliter dayatmacı uygulamalardan uzaklaşılır ve toplum mutlu olur. Toplum yönetiminin amacı da budur. Doğruda mutluluk…

Her neyse, fikirlerimizi lütfen eleştirin. Bunlar bizim fikirlerimizin sağlaması olacak ve bütün okuyucuya zenginlik olarak tekrar dönecektir. Bütün mütefekkirler serbestçe tartışılan ortamlardan çıkmışlardır. Bizler mütefekkir değiliz, fakat iyi bir eğitim almış ve çok yurt dışı yaparak farklı fikir ve insanları tanıma fırsatı bulmuş, ve her konuyu biraz merak eder ve çok okuyan biri olduğumuzu söylememize lütfen müsade ediniz. Bundan umarım sizler de istifade edersiniz. İşte bu hizmettir. İşin aslı ben akşam okuyacağım, sabah yazacağım, öğleye de siz okuyacaksınız. Aramızda zamanlama dışında pek fark olmayacak.

Siz kendinize bakamazsınız, sizi alemlerin Rabb’ine emanet ediyorum. Sağlıcakla kılınız efendim…

“MAKUL” VE “DOĞRU” FİKİRLER NASIL OLUŞUR? ile Benzer Yazılar:

“MAKUL” VE “DOĞRU” FİKİRLER NASIL OLUŞUR? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

kırşehir Son Yazılar FriendFeed

Dili Seç