Selamün en Rahmani aleyküm.
Sevgili okuyucu, sizleri Rahman olan Allah’ın rızası için seviyoruz.
Sizleri bir iki hikaye ile Rahman olan Allah’a ulaştırmak isteriz. O, Allah’ım dedikten sonra Rahman’ım dedi. Herkese, herşeye rahmetini verdi. Esirgeyen oldu. İşte böyle bir Rabbimiz var. Kulluk etmeyene yuh olsun..
ALLAH
VEYA
R A H M A N
Bir Hikaye;
BİR DAMLA RAHMET
Vaktiyle kuraklığın gölgesinde yaşayan küçük bir şehir vardı. Toprak çatlamış, ağaçlar suskun, insanların kalbi de toprak gibi sertleşmişti.
Herkes “hak ettiğim kadarını alayım” der olmuştu; kimse kimseye bir damla fazlasını vermek istemezdi.
O şehirde yaşlı bir sucu vardı. Her sabah testisini doldurur, sokak sokak dolaşırdı. Ama ilginçtir: Parası olanla olmayanı ayırmazdı. Karşısına kim çıkarsa, testisinden bir tas su verirdi.
Bir gün genç bir adam dayanamayıp sordu:
— “Bu kadar suyu herkese bedava verirsen, testin boşalmaz mı?”
Yaşlı sucu gülümsedi.
— “Boşalır evlat,” dedi. “Ama testim değil, kalbim dolu kalır.”
O gün şehirde beklenmedik bir şey oldu. Gökyüzü bulutsuzdu ama akşamüstü ince bir yağmur başladı. İnsanlar şaşkınlıkla başlarını kaldırdı. Kimileri “tesadüf” dedi, kimileri “mevsim döndü” dedi.
Yaşlı sucu ise sessizce mırıldandı:
— “Rahmân böyle işte… İsteyene değil, herkese verir.”
Yağmur tarlalara da yağdı, mezarlıklara da. İyinin bahçesine de düştü, kötünün damına da.
Çünkü Rahmân olan Allah, sevgisini kullarının liyakatine göre değil, rahmetinin sonsuzluğuna göre dağıtırdı.
O günden sonra o küçük şehirde insanlar değişmeye başladı. Bir parça ekmeği bölüşürken, bir selamı esirgemezken, içlerinden biri hep şu cümleyi fısıldardı:
“Rahmân gibi davranamasak da, O’nun rahmetine engel olmayalım.”
Ve o küçük şehir yağmurdan önce, kalbi yumuşayan nadir yerlerden biri oldu.
—————-
Bir Rahmani Hikaye Daha
RAHMAN OLAN ALLAH
Muhammed sabah işe yine geç kalmıştı. Elinde kahvesi, kulağında kulaklık, zihninde bitmeyen yapılacaklar listesi…
Apartmanın asansörüne bindiğinde, aynada yüzüne baktı: yorgun, gergin, biraz da hayata küsmüş.
Tam kapı kapanırken yaşlı bir kadın yetişmeye çalıştı.
Muhammed içinden “Geç kaldım zaten…” diye geçirdi ama elini uzatıp kapıyı tuttu.
Kadın nefes nefeseydi.
— Allah razı olsun evladım, dedi.
Asansör ağır ağır çıkarken bir sessizlik oldu. Muhammed yine telefona bakacaktı ama kadının titreyen elleri, gözüne takıldı.
— İyi misiniz? diye sordu isteksizce.
Kadın gülümsedi:
— İyiyim… Rahman olan Allah bugün de bana seni gönderdi.
Bu cümle Muhammed’in kulağında kaldı. “Rahman olan Allah…”
İşe gitti. Toplantılar, mailler, tartışmalar… Öğleye doğru stajyer çocuk bir dosyada hata yapmıştı. Eskiden olsa sertçe çıkışırdı. Ağzını açtı, durdu. Asansördeki kadın geldi aklına.
Rahman…
Yani sadece hak edene değil, hata yapana da merhamet eden.
Yani; sabah güneşini hem iyiye hem kötüye doğduran.
— Gel, dedi stajyere, birlikte düzeltelim.
Çocuk şaşırdı. Birlikte düzelttiler.
Akşam eve dönerken trafikte biri önüne kırdı. Korna çalacakken eli havada kaldı. Çalmadı.
“Rahman olsaydı şimdi ne yapardı?” diye düşündü.
Belki de affederdi.
Belki de geçip giderdi.
O gece evde annesi aradı.
— Sesin iyi gelmiyor oğlum, dedi.
Muhammed ilk defa “Yorgunum” demek yerine “Biraz konuşalım mı?” dedi.
Telefonu kapattığında fark etti: Gün değişmişti. Hayat değil… Kendisi değişmişti.
Hikâyenin Fısıldadığı Hakikat Şöyle Denilebilir:
Bu hikâyede mucize yok.
Ama Rahman isminin modern hayattaki tecellisi var:
Kapıyı tutmakta,
Hata yapanı ezmemekte,
Trafikte öfkeyi yutmakta,
Sevdiklerini dinlemekte…
Mevlânâ’nın dediği gibi:
” MERHAMET, İNSANIN ALLAH’A EN ÇOK BENZEDİĞİ HALDİR.”
Rahman ismi gökten inmedi bugün.
Bir asansörde, bir ofiste, bir trafikte, bir evde yaşandı.
Küçük küçük
———————–
-En büyük sünnet merhamettir.
-Her iyi işi sağ elinizle
-Her dönüşünüzü / girişinizi sağdan yapınız. Allah berekete sağ eli vesile kılmıştır.
-Cebrail as a sormuşlar. Dünyaya gelseydin ne yapardın? “Hayrıma su dağıtırdım” demiş.
Selamün en Rahmani aleyküm.
Ahi Kul Ahmet
Halk Ozanı